BORSA
Hürmüz gerilimi sürerken Borsa İstanbul: Benimle ‘oynama’…
Yayınlanma:
5 ay önce|
Yazan:
BankaVitrini
İran, ABD’nin savaşın sona erdirilmesine yönelik teklifine resmî yanıt verirken, ABD Başkanı Trump, İran’ın yanıtı tamamen kabul edilemez olarak niteledi. İran’ın yaptırımların kaldırılması, deniz ablukasının sona ermesi ve Hürmüz Boğazı üzerindeki egemenlik taleplerini öne çıkarması ardından Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı haftaya 4 dolar kadar yükselerek 105 dolar seviyelerinden başlarken, dünyanın petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz’deki riskin ise korunmaya devam ettiğini görüyoruz.
Artan enerji fiyatları Trump yönetimi üzerindeki iç baskıyı artırırken, gözler bu hafta Trump ile Çin Devlet Başkanı Xi arasında yapılacak görüşmeye çevrildi. Trump’ın ziyareti, bir ABD başkanının Çin’e yaklaşık 9 yıl sonraki ilk teması olacak. Çin’i son ziyaret eden başkanın da 2017’de yine Trump olması dikkat çekiyor. Ancak o döneme kıyasla tablonun da artık çok daha kırılgan olduğunu düşünüyoruz. Trump’ın son dönemde NATO müttefiklerine yönelik sert eleştirileri, Almanya’daki ABD askerlerini azaltma mesajı ve İran savaşında Avrupa’dan beklediği desteği bulamaması, Washington’un geleneksel ittifak yapısının yeniden sorgulanmasına neden oluyor.
İran’ın Pakistan aracılığıyla ABD’ye verdiği cevap ardından piyasaların barometresi konumunda petrol haftaya yükselişle başlasa da, piyasalar artık savaşın kendisinden çok enerji fiyatlarının enflasyon ve faiz beklentileri üzerindeki etkisini takip etmeye başladı. En kötünün geride kaldığını fiyatlayan piyasalarda gümüşün haftayı yaklaşık %7 yükselişle tamamlamasının ardından yeni haftanın ilk işlem gününde de yükseliş isteğini koruyarak 81 dolar seviyelerinde işlem gördüğünü not edelim. Dünyanın büyüme motoru konumunda Çin’in Mart ayındaki düşük fiyatlardan rekor miktarda gümüş ithalatı gerçekleştirdiğini okuyoruz. Gerek endüstriyel talep, gerekse de değer saklama aracı olarak yatırımcıların ilgisini çekmeye devam eden gümüşün yukarı yönlü hareketini korumaya devam edeceğini düşünüyoruz. Gümüşte 121 dolar zirvesi ile savaşın ateşinin yükseldiği ve panik satışlarının görüldüğü 61 dolar dibinin teknik mânâda %50 düzeltme seviyesinin 91 dolara, %61,8 düzeltme seviyesinin ise 98 dolara denk geldiğinin altını çizelim.
Haftayı göreceli olarak daha sakin bir tempoda ve %2 yükselişle 4,715 dolar seviyesinde tamamlayan altının ons fiyatı ise yeni haftaya 4,700 doların seviyesinin hemen altında başladığını görüyoruz. Altında 5,600 dolar zirvesiyle savaşın şiddetlendiği ve panik satışlarıyla test edildiği 4,100 dolar dibinin düzeltme seviyelerinin (%50) 4,850 dolar devamında ise (%61,8) 5,025 dolar olmasını bekliyoruz. Gümüş ağırlıklı olmak kaydıyla her iki kıymetli metalde de iki kademe uzun pozisyondayız. Altın gümüş rasyosunu ise gümüş lehine ilerlediğini, 55 rasyo seviyesini aşağı yönlü geçilmesiyle gümüşün değer kazanımının süratleneceğini düşünüyoruz (bakınız grafik). Kripto cenahının amiral gemisi Bitcoin ise altı haftadır devam eden kesintisiz yükseliş isteğiyle 81 bin dolar seviyelerine geldiğini görüyoruz.
Her ayın ilk cuması olduğu üzere ABD’de açıklanan istihdam raporunun beklentilerden iyi gelmesi, piyasaların Orta Doğu’daki gerilime rağmen en kötünün geride kaldığına inanması ve yapay zekâ yatırımlarının şirket kârlarını desteklemeye devam etmesiyle ABD borsaları haftayı güçlü yükselişle tamamladı. S&P 500 Mart ayında test ettiği dip seviyelerden yönünü yukarıya çevirmek suretiyle son 6 haftadır kesintisiz bir şekilde %17 yükselirken, Nasdaq endeksinin ise yeni zirveleri test ettiğini görüyoruz. Teknoloji tarafında ise geçen hafta Intel’in büyük bir ses getirmesi dikkat çekti. Apple için çip üretimine yönelik anlaşma haberleri sonrası geçen hafta %25 yükseliş kaydederken, Elon Musk’ın Intel’in Oregon’daki üretim tesisini ziyaret ederek SpaceX ve Tesla ile olası iş birliklerinden bahsetmesi de iyimserliği artırdı. Yapay zekâ ve çip yarışının hızlandığı dönemde Intel’in yeniden oyuna güçlü şekilde dönmeye başladığını görüyoruz. Ağustos 2025’te ABD hükûmetinin şirkete ortak olmasının ardından Intel hisselerinin 25 dolardan 130 dolar seviyelerine kadar yükseldiğinin altını çizelim.
İngiltere Başbakanı Starmer, İşçi Partisi’nin yerel seçimlerde son 30 yılın en ağır kayıplarından birini yaşamasının ardından artan istifa çağrılarına rağmen görevde kalacağını açıkladı. Parti içinde liderlik tartışmaları hız kazanırken, İngiltere’de son 10 yılda 6 başbakan değiştiğini hatırlatalım. Starmer üzerindeki baskının artması ardından bugün yapacağı konuşmayı yakından takip edeceğiz. GBPUSD paritesi haftaya 1,36 seviyesinin hemen altında başlarken, ABD’nin İran’ın cevabını beğenmemesi ardından EURUSD paritesinin de haftaya 1,1760 seviyelerinden başladığını görüyoruz. Orta Doğu’da gerginliğin bir noktada bitmesi ardından doların değer kaybetmeye başlayacağını, sepet kur DXY’nin aylık bazda 97 seviyesinin altında kapanış yapması durumunda EURUSD paritesinin 1,2350 – 1,2550 bandına yöneleceğini düşünüyoruz.
Yeni gün başlangıcında, ABD vadeli endeksleri hafif ekside seyrederken, yapay zekâ hisselerine gelen alımlarla Asya cephesinde yüzlerin güldüğünü görüyoruz. Son dönemlerin flaş ismi Güney Kore borsası Kospi %5’e yakın yükselirken, Çin’in blue chip endeksi CSI300 endeksinde yükseliş ise %1,4 seviyesinde oldu. Haftanın piyasa takvimi ise oldukça yoğun ve bir o kadar da önemli görünüyor. Salı günü ABD’de açıklanacak tüketici enflasyonu ardından Çarşamba günü üretici enflasyonunu ve perakende satışlar verilerini takip edeceğiz. Yükselen benzin fiyatlarının Amerikan tüketicisi ve Fed’in politika duruşu üzerindeki etkisini anlamaya çalışacağız. Küresel petrol stokları rekor hızda erirken, son sekiz yılın da en düşük seviyesine geldiğinin altını çizmemiz gerekiyor. Bu gelişmenin gölgesinde, gözler Perşembe günü Trump-Xi zirvesine çevrilecektir. Cuma günü ise FED’de Powell-Warsh devir teslimini takip edeceğiz.
Perşembe günü ise Türkiye cephesinde Enflasyon Raporunu takip edeceğiz. TCMB’nin yıl sonu için hedeflediği enflasyonun büyük bir kısmının yılın ilk dört ayında gerçekleşmesi ardından gözler hedeflerin ne ölçüde revize edileceğinde olacaktır. Türkiye’de enflasyon görünümü ve beklentilerindeki keskin sapmaya rağmen ekonomi yönetimi programı kararlılıkla uygulama niyetini her platformda dile getirdiğini not etmemiz gerekiyor. Türkiye’de hafta sonunda ekonomideki bazı kritik pozisyonlara atamalar yapıldı. Bakan Şimşek’in atamalarda aktif rolü oynadığını ve ekonomi yönetimine siyasi desteğin devam ettiğini not edelim. Öte yandan, reel sektörün ise uzun süredir devam eden dezenflasyon süreci, kredi kanallarının tıkalı olması, olmayan paranın maliyetinin de hâliyle pahalı olması, döviz kurunun olması gereken yerde olmaması, ithal malların içeride üretim yapmayı zorlaştırması nedeniyle her geçen gün üretim kasının da zayıflamaya devam ettiğini görüyoruz.
Hazır Türkiye’den söz etmişken, USDTRY kurunu haftaya 45,38 seviyelerinden başladığını görüyoruz. Yabancının Türkiye risk algısını gösteren 5 yıl vadeli CDS risk primi 228 baz puan seviyesine gerilerken (savaş döneminde 320 baz puan seviyesini test etmişti), enflasyon kaygıları nedeniyle daha yavaş bir patikada ilerleyen 2 yıl vadeli gösterge tahvilin bileşik faizi ise %40,65 seviyesinde salındığını not edelim. Borsa İstanbul cephesinde ise ana endeks haftayı 15 bin endeks seviyesi üzerinde rekor yükselişle tamamlarken, dolar bazlı Borsa İstanbul endeksinin de kritik seviyelere geldiğini görüyoruz. Aşağıdaki grafikten de görülebileceği üzere, endeksin temiz bir şekilde aylık kapanışı 330 dolar seviyesinin üzerinde yapabilmesi durumunda, yukarıda 2007, 2010 ve 2013 yıllarında test edilen 500 dolar seviyesinin çekim alanına girebileceğini düşünüyoruz.
Öte yandan, New York borsasında işlem gören ve Türkiye’nin önde gelen şirketlerinin performansını yansıtan iShares MSCI Turkey ETF (borsa yatırım fonu) de dikkatimizden kaçmıyor. Yine aşağıdaki grafikten görülebileceği üzere, aylık olarak 44 dolar seviyesinin üzerinde yükseliş kaydetmeyi başarabilirse, daha da yukarıda 70 dolar seviyesinin önünün açılacağını düşünüyoruz. Türk hisse senetlerini alıcı bir gözle takip etmeye başladık!
Hem KKTC’de hem de Türkiye’de vatandaşın en büyük şikâyetlerinden biri gıda fiyatları olmaya devam ederken, küresel tarafta da tablonun çok da farklı olmadığını görüyoruz. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) açıkladığı verilere göre dünya gıda fiyatları Nisan ayında aylık %1,6 artarak son 3 yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Artan enerji maliyetleri ve Ortadoğu’daki savaşın etkisiyle yükselişini üst üste üçüncü aya taşıyan endeks, tahıl, süt ürünleri, et, şeker ve yağlı tohum fiyatlarındaki artışın küresel enflasyon baskısını yeniden güçlendirdiğine işaret ediyor. Öte yandan, KKTC’de Nisan ayında aylık enflasyonun %4,62’ye ulaşması da, savaş ortamının fiyatlar üzerindeki etkisinin önümüzdeki dönemde daha fazla hissedilebileceğine yönelik endişeleri artırıyor.
Borsa İstanbul (USD bazlı)
I shares MSCI TURKEY ETF ($TUR)
XAUXAG
Emre Değirmencioğlu
İlginizi Çekebilir
BORSA
FON SKANDALINDA ENKAZ TEMİZLİĞİ BAŞLADI
131 fon tasfiyede, 7 portföy yönetim şirketi mercek altında… Şimdi asıl soru: Yatırımcının parası ne kadar geri gelecek, zararı kim karşılayacak?
Yayınlanma:
1 hafta önce|
21/09/2026Yazan:
BankaVitrini
Türkiye sermaye piyasaları son yılların en ciddi fon krizlerinden biriyle karşı karşıya. Krizin merkezinde Tera Portföy, Pusula Portföy, Hedef Portföy, Atlas Portföy, A1 Portföy, Pardus Portföy ve Bulls Portföy bulunuyor.
SPK, 17 Eylül’de bu 7 portföy yönetim şirketinin TEFAS’ta işlem gören fonlarını işleme kapatırken, 131 yatırım fonunun tasfiye sürecini başlattı.
İlk açıklamalarda tasfiye için 3 aylık süre öngörülmüştü. Ancak SPK bugün, 21 Eylül 2026’da bu süreyi 6 aya çıkardı. SPK’nın gerekçesi, fon portföylerindeki varlıkların piyasa koşulları dikkate alınarak mümkün olduğunca uygun şartlarda satılabilmesini sağlamak. Bu, tasfiyenin mutlaka 6 ay süreceği anlamına da gelmiyor.
Asıl soru: Yatırımcının parası ne olacak?
Burada çok önemli bir ayrım yapmak gerekiyor: Fonun tasfiye edilmesi, yatırımcının parasının otomatik olarak tamamının ödeneceği anlamına gelmiyor.
Fonun elindeki hisse senetleri, para piyasası araçları ve diğer varlıklar nakde çevrilecek. Borçlar ve tasfiye kapsamında yapılması gereken giderler dikkate alındıktan sonra kalan tutar yatırımcıların fon payları oranında bireysel saklama hesaplarına aktarılacak. Dolayısıyla yatırımcının alacağı; Fonun kayıtlı değeri değil, tasfiye sonunda gerçekten elde edilebilecek nakit üzerinden şekillenecek.
Bu nedenle özellikle likiditesi düşük ve fiyatı tartışmalı hisseler taşıyan fonlarda “ekrandaki fon değeri” ile “tasfiye sırasında elde edilecek gerçek nakit” arasında fark oluşup oluşmayacağı, krizin en kritik sorularından biri.
Şimdiye kadar hangi tedbirler alındı?
1. SPK 7 portföy yönetim şirketine müdahale etti
Tera, Pusula, Hedef, Atlas, A1 Capital, Pardus ve Bulls Portföy’ün TEFAS’ta işlem gören fonları kapatıldı.
Bazı fonların doğrudan tasfiyesine karar verildi.
2. 131 fon tasfiye sürecine sokuldu
Tasfiye işlemleri için iki büyük banka görevlendirildi:
- Tera Portföy fonları → İş Bankası
- Diğer 6 portföy şirketinin fonları → Ziraat Bankası
Bankalar hem portföy saklama hem de tasfiye sürecinde yetkilendirildi.
Bu önemli; çünkü tasfiye sürecinin doğrudan krizin merkezindeki portföy şirketlerinin kontrolünde yürütülmesi yerine ayrı bir yapı üzerinden yürütülmesi amaçlanıyor.
3. TEFAS’ta alım-satım durduruldu
17 Eylül itibarıyla söz konusu fonlarda yeni alım-satım işlemleri kapatıldı.
Böylece panik satışlarının ve yeni yatırımcı girişlerinin krizi daha da büyütmesinin önüne geçilmesi amaçlandı.
4. MKK mutabakatı yapılacak
MKK ile bankalar arasında;
- yatırımcıların fon payları,
- toplam fon payları,
- rehinler,
- hacizler,
- tedbirler,
- gerçekleşmemiş emirler
üzerinden mutabakat yapılacak.
Bu, “kim ne kadar fon payına sahip?” sorusunun resmi olarak ortaya konulması açısından kritik.
5. TCMB piyasaya likidite verdi
Kriz yalnızca fonlarla sınırlı kalıp Borsa İstanbul’a yayılınca TCMB de devreye girdi.
Reuters’ın aktardığına göre TCMB repo fonlamasını 300 milyar TL’ye çıkardı ve bankaların gecelik piyasadan borçlanma limitlerini artırdı. Amaç, piyasadaki likidite sıkışıklığının zorunlu satışlara dönüşmesini engellemekti.
Bu çok önemli bir ayrım: TCMB’nin sağladığı likidite fon yatırımcısının zararını karşılamak için değil, finansal piyasalardaki likidite sıkışıklığını önlemek için kullanılıyor.
6. SPK’nın Ağustos düzenlemesi aslında krizin öncesinde gelmişti
Burada dikkat çekici nokta şu: SPK, krizin patlamasından önce de bazı riskleri görmüş.
SPK’nın 18 Eylül açıklamasına göre, 2025’in son çeyreğinden itibaren özellikle bazı serbest ve para piyasası fonlarında, fiili dolaşımı düşük hisselerde şirketlerin temel finansal büyüklükleriyle açıklanamayacak fiyat hareketleri tespit edilmişti. Bu konu 2 Aralık 2025’te Finansal İstikrar Komitesi’nin gündemine de taşınmıştı.
SPK ayrıca Temmuz 2026’da bazı varlıkların değerlemesine ilişkin değişiklik yaptı ve 28 Ağustos’ta Yatırım Fonlarına İlişkin Rehber’i güncelledi.
SPK, bu düzenlemelerin özellikle:
- ilişkili taraflar arasındaki teminatsız borçlanmayı,
- olağandışı fiyat hareketlerini,
- fonlar üzerinden manipülasyon ihtimalini,
- şeffaflık sorunlarını sınırlamayı hedeflediğini açıklıyor.
7. Savcılık ve MASAK soruşturması genişliyor
İş artık yalnızca SPK’nın idari tedbirleriyle sınırlı değil.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturmayı genişletirken Pusula Finans Holding, Tera Yatırım, Hedef Holding ve Bulls Yatırım ile bunların alt kuruluşlarının yöneticileri hakkında MASAK’tan mali inceleme talep etti. 21 Eylül itibarıyla soruşturmada yeni gözaltı kararları da geldi. DW’nin aktardığına göre 25 kişi hakkında daha gözaltı kararı verildi ve bunlardan 15’i gözaltına alındı. Daha önce dört kişi tutuklanmış, çok sayıda kişi hakkında da yurtdışına çıkış yasağı uygulanmıştı.
Dolayısıyla bundan sonraki aşamanın önemli başlıklarından biri: “Fonlarda oluşan değer kaybının arkasında piyasa riski mi, mevzuata aykırı işlem mi, manipülasyon mu, ilişkili taraf işlemleri mi var?” sorusunun hukuken ortaya konulması olacak.
En kritik konu: Yatırımcının zararı kimden tahsil edilecek?
Bence krizin en zor aşaması burası.
Çünkü üç farklı zarar kategorisini birbirinden ayırmak gerekiyor:
A) Normal piyasa zararı
Fonun elindeki hisse senedi gerçekten düşmüşse yatırımcı piyasa riskini taşır.
B) Likidite zararı
Fonun elindeki varlıkların teorik değeri yüksek görünürken piyasada yeterli alıcı bulunmuyorsa tasfiye sırasında daha düşük fiyattan satış gerekebilir.
C) Hukuka aykırı işlemden doğan zarar
Eğer soruşturma sonunda manipülasyon, yanıltıcı değerleme, ilişkili taraf işlemleri veya başka mevzuat ihlalleri nedeniyle yatırımcı zararının oluştuğu tespit edilirse, konu artık sıradan piyasa zararı olmaktan çıkar.
Üçüncü kategoride zararların sorumlularından tahsil edilmesi ve yatırımcının zararının giderilmesi için hukuki süreçler ayrıca gündeme gelebilir.
Fon malvarlığı açısından yatırımcı için önemli güvence
Yatırımcı açısından olumlu olan önemli bir hukuki mekanizma var.
Yatırım fonunun malvarlığı, fon kurucusunun ve portföy saklayıcısının malvarlığından ayrı tutuluyor. Fon varlıklarının portföy saklayıcısında saklanması gerekiyor. Fon malvarlığının kurucunun borçları nedeniyle normal şartlarda haczedilmesi veya iflas masasına dahil edilmesi de mevzuatla sınırlandırılmış durumda.
Bu nedenle: “Portföy yönetim şirketi batarsa fonun bütün varlığı da kaybolur” şeklinde bir değerlendirme doğru değil.
Ancak bu koruma, fonun içindeki varlıkların değer kaybetmesini de otomatik olarak telafi etmiyor.
YTM konusu da doğru anlaşılmalı
Burada da kamuoyunda ciddi bir kavram karmaşası oluşabilir.
Yatırımcı Tazmin Merkezi, yatırım kuruluşlarının sermaye piyasası faaliyetlerinden doğan nakit ödeme veya sermaye piyasası aracı teslim yükümlülüklerini yerine getirememesi durumunda, SPK’nın ilgili tazmin kararlarını yerine getirmek üzere kurulmuş kamu tüzel kişiliğine sahip bir kuruluş.
Dolayısıyla YTM’yi “fonun zararını devlet öder” şeklinde yorumlamak doğru olmaz.
Fonun piyasa değerinin düşmesiyle ortaya çıkan normal yatırım zararının otomatik olarak YTM tarafından karşılanacağı sonucu çıkarılamaz.
Peki bu enkaz nasıl temizlenecek?
Bence önümüzde 6 aşamalı bir süreç var:
1. Varlıkların gerçek fotoğrafı çıkarılacak.
MKK + bankalar + portföy saklama sistemi üzerinden fonların gerçek varlıkları belirlenecek.
2. Hisselerin gerçek likiditesi ortaya çıkacak.
Bilançoda görünen değer ile piyasada satılabilecek değer karşılaştırılacak.
3. Fonlar kontrollü biçimde tasfiye edilecek.
SPK’nın bugün yaptığı değişiklikle süre 6 aya çıkarıldı. Amaç panik satışını azaltmak.
4. Para yatırımcılara dağıtılacak.
Tasfiye edilen varlıklardan elde edilen net tutar yatırımcıların payları oranında hesaplarına aktarılacak.
5. Ceza ve tazminat ayağı ayrıştırılacak.
SPK, MASAK ve savcılık soruşturmasının sonucuna göre sorumluluklar belirlenecek.
6. Yeni düzenleme gelecek.
Asıl sınav burada. Aynı yapıların farklı fon isimleriyle yeniden kurulmasının önüne geçilmesi gerekiyor.
Bankavitrini açısından asıl sorulması gereken 10 soru
Bu krizin üzerine gidilecekse sadece “fonlar neden battı?” sorusu yeterli değil.
Şu soruların tamamının cevaplanması gerekiyor:
- Hangi fon hangi hissede ne kadar pozisyon taşıyordu?
- Bu hisselerin fiili dolaşım oranı neydi?
- Fonların ilişkili olduğu şirketlerle işlem yapıldı mı?
- Fonların değerlemeleri hangi fiyatlardan yapıldı?
- Aynı hisseleri taşıyan fonlar arasında çapraz işlem oldu mu?
- Fonlara para girişi hangi tarihlerde hızlandı?
- Fon yöneticileri ve yönetim kurulları bu riskleri ne zaman biliyordu?
- Portföy saklayıcıları ve bağımsız denetim mekanizması neyi kontrol etti?
- SPK’nın 2025 sonundan itibaren gördüğü olağandışı hareketler neden daha erken durdurulamadı?
- Yatırımcının gerçek zararı ne kadar ve bunun ne kadarı piyasa zararı, ne kadarı varsa hukuka aykırı işlemlerden kaynaklanıyor?
Ve belki de en önemli soru: “Fon yatırımcısı parasını ne zaman ve ne kadar geri alabilecek?”
Bu sorunun bugün için tek bir rakamla cevaplanması mümkün değil. Çünkü önce portföylerin gerçek piyasa değeri, satılabilirlik durumu, yükümlülükleri ve tasfiye sırasında oluşacak fiyatlar ortaya çıkacak.
Dolayısıyla 21 Eylül 2026 itibarıyla kriz yönetiminde önemli adımlar atılmış durumda; ancak yatırımcı zararının nihai boyutu henüz belli değil.
Özellikle SPK’nın tasfiye süresini 3 aydan 6 aya çıkarması, benim açımdan krizin “hemen satıp parayı dağıtma” yerine varlıkların daha kontrollü ve daha uygun koşullarda nakde çevrilmesi aşamasına geçtiğini gösteriyor.
BORSA
FONLAR NASIL BU HALE GELDİ?
830 milyar TL’lik fon dosyasında kimler ne kadar para yönetti? Hangi yönetim kurulları görevdeydi? “Prof. Dr.” unvanı yatırımcı güveninde nasıl rol oynadı?
Yayınlanma:
1 hafta önce|
20/09/2026Yazan:
BankaVitrini
Türkiye sermaye piyasaları 17 Eylül 2026’da tarihi bir kırılma yaşadı.
Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), Tera Portföy, Pusula Portföy, Hedef Portföy, Atlas Portföy, A1 Capital Portföy, Pardus Portföy ve Bulls Portföy tarafından kurulan TEFAS fonlarında alım-satım işlemlerini durdurdu ve belirlenen fonların tasfiye edilmesine karar verdi. Daha sonraki SPK düzenlemesiyle tasfiye kapsamındaki fon sayısı 131’e çıktı.
Piyasanın büyüklüğü tartışmanın neden bu kadar büyük olduğunu gösteriyor.
İlk açıklamalarda yaklaşık 830 milyar TL büyüklük ve yaklaşık 550 bin yatırımcı rakamı verilirken, Reuters’ın doğrudan bilgi sahibi bir kaynağa dayandırdığı hesaplamada tasfiye kapsamındaki fonların toplam portföy büyüklüğü 891 milyar TL ve yaklaşık 353 bin yatırımcı olarak verildi. Rakamlar arasındaki farkın tarih, fon kapsamı ve hesaplama yöntemi farklarından kaynaklanıp kaynaklanmadığının ayrıca açıklığa kavuşturulması gerekiyor.
Ancak asıl soru bundan sonra başlıyor:
Bu fonlar nasıl bu kadar büyüdü?
Kimler yönetti?
Yönetim kurullarında kimler vardı?
Yatırımcılar neden bu yapılara güvendi?
Ve ortaya çıkan zarar veya şüpheli işlemlerden kim, hangi ölçüde sorumlu olacak?
1. ÖNCE RAKAMLAR: PARA NASIL BÜYÜDÜ?
Burada çok önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.
Bir portföy yönetim şirketinin “yönetilen portföy büyüklüğü”, yalnızca tasfiye edilen TEFAS fonlarının toplamı değildir. Bunun içerisinde bireysel portföyler, kurumsal portföyler, girişim sermayesi fonları, gayrimenkul fonları ve TEFAS dışındaki fonlar da bulunabilir.
Örneğin: TERA PORTFÖY
Tera’nın kendi açıklamasına göre şirketin yönetilen toplam fon büyüklüğü 2024 sonunda 3,6 milyar TL iken 2025 sonunda 130 milyar TL’ye yükseldi. Şirket 2025 yılında fon büyüklüğünün yaklaşık 35 kat arttığını açıkladı.
31 Ağustos 2026 itibarıyla Tera Portföy’ün toplam yönetilen portföy büyüklüğü ise yaklaşık 686,9 milyar TL olarak şirketin sürekli bilgilendirme formunda yer aldı.
Bu olağanüstü büyüme tek başına herhangi bir hukuka aykırılık kanıtı değildir.
Fakat gazetecilik açısından çok önemli bir soru ortaya çıkıyor:
3,6 milyar TL’den 130 milyar TL’ye, oradan 686 milyar TL’ye yaklaşan bir portföy büyüklüğünün arkasındaki para akışı nasıl gerçekleşti?
2. TERA’DA 272 MİLYAR TL’LİK TEK FON
Dosyanın ölçeğini anlamak için Tera Portföy Birinci Serbest Fon’a, yani TLY kodlu fona bakmak bile yeterli.
Ağustos 2026 sonunda TLY’nin büyüklüğü yaklaşık 272,1 milyar TL, yatırımcı sayısı ise 110.796 olarak raporlandı. Temmuz sonundaki fon büyüklüğü de 222,1 milyar TL seviyesindeydi.
Bu şu anlama geliyor: Tek bir fonun büyüklüğü yüz milyarlarca liraya ulaşmıştı.
Bu büyüklükte bir fonda;
- portföy yoğunlaşması,
- likidite,
- ilişkili taraf işlemleri,
- fonun elindeki hisselerin piyasadaki dolaşım oranı,
- yatırımcıların aynı anda çıkmak istemesi,
- fonun nakde dönüşme kapasitesi artık yalnızca portföy yöneticisinin değil, aynı zamanda risk yönetimi ve gözetim mekanizmalarının da kritik konusu haline geliyor.
3. PUSULA: 750 MİLYAR TL’YE YAKLAŞAN PORTFÖY
Pusula Portföy de kriz öncesinde olağanüstü büyüklüklere ulaşmıştı.
Şirketin 31 Ağustos 2026 tarihli sürekli bilgilendirme formunda yönetilen toplam portföy büyüklüğü 633,8 milyar TL olarak yer alıyor.
Bunun;
117,4 milyar TL’si bireysel,
102,8 milyar TL’si tüzel,
413,6 milyar TL’si kurumsal portföylerden oluşuyordu.
Ekonomim’in analizinde ise Pusula’nın bir dönem yaklaşık 750 milyar TL’ye yaklaşan portföy büyüklüğüne ulaştığı ve bazı fonların belirli hisselerde ciddi yoğunlaşmalar oluşturduğu aktarıldı.
Burada araştırılması gereken soru şudur: Bu büyümenin ne kadarı yeni yatırımcı girişi, ne kadarı fon getirisi, ne kadarı mevcut varlıkların değer artışıydı?
Çünkü “750 milyar TL para toplandı” demek ile “750 milyar TL yönetilen portföy büyüklüğüne ulaşıldı” demek aynı şey değildir.
4. HEDEF PORTFÖY: 162,8 MİLYAR TL
Hedef Portföy’ün kendi grup şirketi sayfasında verilen bilgiye göre şirketin yönetilen portföy büyüklüğü 162,8 milyar TL seviyesindeydi.
Şirket ayrıca;
78 menkul kıymet yatırım fonu,
25 girişim sermayesi yatırım fonu,
7 gayrimenkul yatırım fonu,
2.200 bireysel portföy yönetimi müşterisi ve yaklaşık 100 bin yatırımcı bilgisi veriyor.
Dolayısıyla burada da 162,8 milyar TL’nin tamamını “vatandaşlardan toplanan para” olarak nitelendirmek doğru olmaz.
Ancak rakam, şirketin ulaştığı finansal ölçeği göstermesi bakımından son derece önemli.
5. BULLS: 14,6 MİLYAR TL
Bulls Portföy ise 16 Eylül 2026 tarihli açıklamasında;
13 TEFAS fonunda toplam 4,8 milyar TL,
15 TEFAS dışı fonda toplam 9,8 milyar TL
olmak üzere toplam 14,6 milyar TL menkul kıymet yatırım fonu büyüklüğüne sahip olduğunu açıkladı.
Bulls ayrıca fonlarında likidite sorunu bulunmadığını ve riskli işlemlerin yapılmadığını savundu.
Bu açıklama özellikle önemli.
Çünkü SPK’nın bir fon grubunu tasfiye kapsamına alması ile o şirketin bütün fonlarının aynı şekilde problemli olduğu sonucu çıkarılamaz.
Nitekim soruşturmanın sonunda hangi fonun hangi nedenle tasfiye edildiği ve hangi yöneticinin hangi işlem nedeniyle sorumlu tutulduğu ayrıca ortaya konulmak zorunda.
6. ASIL KIRILMA: AĞUSTOS DÜZENLEMESİ
Kriz bir gecede ortaya çıkmadı.
SPK’nın 18 Eylül’de yayımladığı açıklamaya göre Kurul, 2025’in son çeyreğinde özellikle serbest yatırım fonları ve para piyasası fonları üzerinden bazı portföy yönetim şirketlerine ait fonların, fiili dolaşımı düşük hisselerde ekonomik gerçeklik ve şirketlerin temel finansal büyüklükleriyle açıklanamayacak fiyat hareketlerine yol açtığını gözlemledi.
Bu konu 2 Aralık 2025 tarihli Finansal İstikrar Komitesi toplantısında gündeme geldi.
SPK daha sonra çalışma grubu oluşturdu.
Yeni düzenlemelerin hazırlığı aylar sürdü.
Ve nihai Yatırım Fonlarına İlişkin Rehber 28 Ağustos 2026’da kamuoyuna duyuruldu.
SPK’nın kendi açıklamasındaki kritik ifade şu:
Amaç; fonlar üzerinden manipülasyon imkanının sınırlandırılması, şeffaflığın artırılması ve yatırımcı tasarrufunun korunmasıydı.
7. Peki neden sistem bir anda kilitlendi?
Reuters’ın aktardığı değerlendirmeye göre Ağustos ayında yapılan düzenlemeler sonrasında düşük likiditeli hisselerde yaşanan sert fiyat hareketleri, bu hisseleri taşıyan fonların nakit yaratmasını zorlaştırdı.
Fonlar yatırımcıların çıkış taleplerini karşılayabilmek için portföylerindeki varlıkları satmak zorunda kaldığında, özellikle likit olmayan hisselerde satış baskısı daha da büyüdü.
Bu da yeni bir kısır döngü oluşturdu: Yoğunlaşmış portföy → fiyat düşüşü → teminat/likidite baskısı → satış → daha fazla fiyat düşüşü → yatırımcı çıkışı → daha fazla satış ihtiyacı.
İşte 16-17 Eylül’deki kırılmanın arka planında bu mekanizma bulunuyor.
8. YÖNETİM KURULLARINDA KİMLER VARDI?
Burada dosyanın en kritik bölümüne geliyoruz.
TERA PORTFÖY
3 Temmuz 2026 tarihli KAP kaydında yönetim kurulu şöyleydi:
Erdin Özel – Başkan
Ethem Umut Beytorun – Başkan Vekili / icrada görevli
Prof. Dr. Emre Alkin – Yönetim Kurulu Üyesi / icrada görevli
Bülent Uygun – Yönetim Kurulu Üyesi
Haldün Saffet İnal – Yönetim Kurulu Üyesi
Ecem Tuğçe Akçay – Yönetim Kurulu Üyesi / iç kontrol sorumluluğu.
KAP’a göre Prof. Dr. Emre Alkin, Tera Portföy yönetim kuruluna 26 Haziran 2026’da seçilmişti.
Bu tarih özellikle dikkat çekiyor.
Çünkü 28 Ağustos’taki yeni fon düzenlemesinden yaklaşık iki ay önce yönetim kuruluna girmişti.
Bu durum tek başına herhangi bir kusur veya suç anlamına gelmez.
Ancak bir araştırma dosyasında şu soruların sorulmasını gerektirir:
Yeni yönetim kurulu üyesine hangi risk raporları sunuldu?
Fonlardaki yoğunlaşma konusunda hangi bilgiler paylaşıldı?
İç kontrol biriminin raporları yönetim kuruluna ulaştı mı?
Yeni SPK düzenlemesinin şirket üzerindeki etkisi yönetim kurulunda görüşüldü mü?
Bunlar belge üzerinden cevaplanması gereken sorulardır.
9. PUSULA’NIN YÖNETİMİ
Pusula Portföy’ün 10 Eylül 2026 tarihli sürekli bilgilendirme formunda yönetim kurulunda:
Muhammed Yarız – Yönetim Kurulu Başkanı
Halil İbrahim Ege – Başkan Vekili / iç kontrolden sorumlu yönetim kurulu üyesi
Ahmet Özcan – Yönetim Kurulu Üyesi görülüyor.
Adalet Bakanı Akın Gürlek’in 18 Eylül açıklamasına göre fon ve pay piyasasındaki manipülatif işlem iddialarına ilişkin soruşturmada, fon yönetim kurulu başkan ve üyelerinin de aralarında bulunduğu 4 şüpheli tutuklandı; 51 kişi hakkında yurt dışına çıkış yasağı ve malvarlığı tedbirleri uygulandı.
Burada yine önemli hukuk kuralı: Tutuklama veya gözaltı, suçun kesinleştiği anlamına gelmez.
Soruşturmanın sonucunda hangi kişinin hangi eylem nedeniyle sorumlu olduğu ortaya konulmalıdır.
10. “PROF. DR.” UNVANI YATIRIMCIYI ETKİLEDİ Mİ?
Dosyanın en hassas sorularından biri bu.
Kamuoyunda özellikle Prof. Dr. Emre Alkin ve Tera grubunun farklı şirketlerinde görev alan Prof. Dr. Kerem Alkin isimleri öne çıktı.
KAP kayıtlarında Emre Alkin’in Tera Portföy yönetim kurulu üyesi olduğu açıkça görülüyor. Kerem Alkin ise Tera Finansal Yatırımlar Holding’de bağımsız yönetim kurulu üyesi olarak atanmıştı. KAP bildiriminde atamanın 7 Mayıs 2026’da yapıldığı görülüyor.
Fakat burada gazetecilik açısından çok önemli bir çizgi var: “Prof. Dr. olduğu için vatandaşlar bu fonlara yatırım yaptı” sonucunu doğrudan kurmak için somut tanıtım ve yatırımcı iletişimi belgelerine ihtiyaç var.
Bunun araştırılması gerekiyor.
Örneğin;
- Fon tanıtım toplantıları,
- televizyon programları,
- sosyal medya paylaşımları,
- reklam filmleri,
- yatırımcı sunumları,
- şirket internet siteleri,
- konferanslar,
- fon tanıtım broşürleri,
- “uzmanlık” vurgusu yapılan açıklamalar
tek tek incelenmeli.
Eğer yatırımcıya: “Bu fonun arkasında Prof. Dr. X var” mesajı verilerek yatırım kararı oluşturulduysa, bunun hukuki değerlendirmesi başka bir boyuta geçer.
Ancak yalnızca bir kişinin yönetim kurulunda bulunması, yatırımcıları bizzat ikna ettiği anlamına gelmez.
11. “BEN FONU YÖNETMEDİM” SAVUNMASI
İşte soruşturmanın hukuk açısından en kritik noktası burası.
Bir yönetim kurulu üyesi: “Ben tek bir hisse alıp satmadım” diyebilir.
Bu savunma, kişinin hiçbir sorumluluğu olmadığı anlamına gelmez; fakat aynı zamanda yönetim kurulunda bulunmanın da otomatik suçluluk anlamına gelmediği unutulmamalıdır.
SPK düzenlemelerinde yönetim kurulu üyelerine portföy sınırlamaları ve kamuyu aydınlatma yükümlülükleri bakımından doğrudan sorumluluklar yüklenebiliyor ve dışarıdan hizmet alınması bu sorumluluğu ortadan kaldırmıyor.
Dolayısıyla mahkemenin bakacağı temel sorular şunlar olacaktır:
Hangi görev verilmişti?
Hangi yetki kullanılıyordu?
Hangi raporlar yönetim kuruluna sunulmuştu?
Riskler biliniyor muydu?
Yönetim kurulu uyarılmış mıydı?
Uyarı karşısında ne yapıldı?
İşlemlerin mevzuata aykırı olduğu biliniyor veya bilinmesi gerekiyor muydu?
Kişinin eylemi ile yatırımcı zararı arasında nedensellik var mıydı?
12. CEZA DOSYASI ŞİMDİ BAŞLIYOR
Adalet Bakanı’nın açıklamasına göre SPK, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun 107. maddesi kapsamında bazı fon ve pay piyasalarında manipülatif işlem yapıldığı iddialarıyla suç duyurusunda bulundu.
Bu kapsamda fon yönetim kurulu başkan ve üyelerinin de bulunduğu 4 şüpheli tutuklandı.
SPK’nın kendi açıklamasına göre Kurul denetimleri sonucunda; idari para cezası, adli para cezası, hapis cezası gibi yaptırımlar gündeme gelebiliyor ve suç şüphesi bulunan fiiller Cumhuriyet başsavcılıklarına bildiriliyor. Ayrıca sorumluluğu tespit edilen yönetim kurulu üyelerinin görevden alınması, lisanslarının iptali veya sermaye piyasası kurumlarının faaliyetlerinin sınırlandırılması gibi önleyici tedbirler de uygulanabiliyor.
13. EN ÇOK MERAK EDİLEN SORU: VATANDAŞ PARASINI ALABİLECEK Mİ?
SPK’nın 18 Eylül’de belirlediği tasfiye prosedüründe önemli bir güvence mekanizması bulunuyor.
Fon portföyündeki varlıklar; yatırımcı menfaati, piyasa derinliği ve likidite koşulları dikkate alınarak nakde çevrilecek.
Elde edilen nakit, fon yatırımcılarının bireysel saklama hesaplarına katılma payı sahipliği oranında aktarılacak. Tasfiye işlemlerinin kural olarak duyuru tarihinden itibaren en fazla üç ay içinde tamamlanması öngörülüyor; SPK uygun görürse süre uzatılabiliyor.
Dolayısıyla: “Fon kapatıldı, vatandaş parasını kaybetti” demek şu aşamada hukuken doğru değil.
Fakat: “Vatandaş parasının tamamını kesin olarak alacak” demek de doğru değil.
Çünkü portföydeki varlıkların hangi fiyatlardan ve hangi sürede nakde çevrileceği, piyasa koşullarına bağlı.
14. ASIL ARAŞTIRILMASI GEREKEN TABLO
Bu dosyada artık yalnızca şirketlerin yönetim kurullarını listelemek yeterli değil.
Her fon için şu tablo çıkarılmalı:
| Soru | Araştırılması gereken belge |
|---|---|
| Fon ne zaman kuruldu? | SPK/KAP |
| İlk büyüklüğü neydi? | KAP |
| Para ne zaman hızla arttı? | Fon pay adetleri |
| En fazla para hangi dönemde geldi? | MKK/KAP |
| En fazla hangi hisseler alındı? | Portföy raporları |
| Hisse yoğunlaşması ne kadardı? | Portföy dağılımı |
| İlişkili şirket hissesi var mıydı? | KAP |
| Fon yöneticisi kimdi? | KAP |
| Yönetim kurulu kimlerden oluşuyordu? | KAP |
| İç kontrol sorumlusu kimdi? | KAP |
| Risk raporları ne diyordu? | İç kontrol/risk raporları |
| Bağımsız denetçi ne söyledi? | Denetim raporu |
| Yatırımcıya ne anlatıldı? | Reklam/sunum/KAP |
| Yönetim kurulu hangi tarihlerde karar aldı? | Yönetim kurulu karar defteri |
| Para hangi tarihlerde çıktı? | MKK/fon nakit akışı |
Asıl gerçek bu belgeler karşılaştırıldığında ortaya çıkacak.
15. FON KRİZİ SADECE “FONLAR BATTI” DOSYASI DEĞİL
Bugünkü tabloya bakıldığında olayın üç ayrı katmanı var.
BİRİNCİ KATMAN: LİKİDİTE
Fonlar yatırımcıların çıkış taleplerini karşılayabilecek yeterli likit varlığa sahip miydi?
İKİNCİ KATMAN: YOĞUNLAŞMA
Fonların belirli hisselerde aşırı yoğunlaşması hangi noktaya kadar normal yatırım stratejisiydi?
ÜÇÜNCÜ KATMAN: YÖNETİM VE DENETİM
Yönetim kurulları bu riskleri biliyor muydu?
İşte üçüncü soru, önümüzdeki soruşturmanın en kritik alanı olacak.
BANKAVİTRİNİ ANALİZİ
“Parayı kim topladı?” değil, “Para nasıl büyüdü?” sorusunu sormalıyız
Türkiye’de yatırım fonu piyasası Temmuz 2026 itibarıyla 10,38 trilyon TL toplam portföy büyüklüğüne ulaşmıştı. Yatırımcı sayısı da yaklaşık 5,88 milyon seviyesindeydi.
Yani fon sektörü artık küçük bir yatırım aracı değil.
Milyonlarca vatandaşın tasarrufu bu sistemin içerisinde.
Bu nedenle 130/131 fonluk tasfiye kararı yalnızca birkaç portföy yönetim şirketinin problemi olarak görülmemeli.
Asıl mesele şu:
Bir fon yönetim şirketi yüz milyarlarca liralık büyüklüğe ulaşırken hangi kontrol mekanizmaları çalışıyordu?
SPK neyi ne zaman gördü?
Yönetim kurulları hangi raporları aldı?
İç kontrol birimleri ne raporladı?
Bağımsız denetçiler hangi riskleri gördü?
Fonlarda hangi hisseler ne kadar yoğunlaştı?
İlişkili taraf işlemleri var mıydı?
Yatırımcıya hangi riskler anlatıldı?
Ve belki de en önemli soru: Yatırımcıların güvenini kazanmak için kullanılan şirket markası, akademik unvanlar ve tanınmış isimler gerçekten yatırım kararında kullanıldı mı? Eğer kullanıldıysa bunun belgeleri ortaya konulmalı. Eğer kullanılmadıysa da kimse sırf bir yönetim kurulunda bulunduğu veya “Prof. Dr.” unvanı taşıdığı için otomatik olarak sorumlu ilan edilmemeli.
Çünkü hukukta ünvan değil, eylem; söylenti değil, belge; pozisyon değil, somut sorumluluk esastır.
Şimdi sıra fonların anatomisini çıkarmakta.
Kim kurdu?
Kim yönetti?
Kim para kazandı?
Kim ne kadar yönetim ücreti aldı?
Fon hangi hisseleri aldı?
Hangi tarihte aldı?
Hangi fiyatlardan aldı?
Fon büyüklüğü ne zaman patladı?
Kim ne zaman satış yaptı?
Yönetim kurulu ne zaman uyarıldı?
Ve yatırımcı neden çıkamadı?
Bankavitrini olarak dosyanın gerçek cevabının bu soruların belgelerinde olduğunu düşünüyoruz.
BORSA
Fonlarda Kara Çarşamba: 800 Milyar TL’lik Tasfiye, 500 Bin Yatırımcı Ne Yapacak?
Yayınlanma:
2 hafta önce|
18/09/2026Yazan:
BankaVitrini
Borsa İstanbul’daki sert satışların arkasından fon krizi çıktı: SPK 7 portföy yönetim şirketinin fonlarını işleme kapattı, tasfiye sürecini başlattı. TCMB likidite musluklarını açtı. Peki yatırımcının parası ne olacak?
Borsa İstanbul’da 16 Eylül’de yaşanan sert satış dalgasının ardından ortaya çıkan tablo, sıradan bir borsa düşüşünden çok daha farklı bir noktaya taşındı.
Sorunun merkezinde bazı yatırım fonlarında yaşanan likidite sıkışıklığı, yatırımcıların fonlardan çıkış talepleri ve düşük işlem hacimli hisselerde yoğunlaşan pozisyonlar bulunuyor.
SPK’nın 17 Eylül’de aldığı kararlarla birlikte Tera Portföy, Pusula Portföy, Hedef Portföy, Atlas Portföy, A1 Portföy, Pardus Portföy ve Bulls Portföy tarafından kurulan TEFAS fonlarının işlemleri durduruldu. SPK aynı zamanda belirlenen fonların tasfiyesine karar verdi. İlk açıklamada sayı 130 fon olarak duyurulurken, tasfiye usul ve esaslarının açıklanmasıyla birlikte kapsamın 131 fona ulaştığı bildirildi.
Fonların toplam büyüklüğüne ilişkin kaynaklarda farklı rakamlar yer alıyor. CNBC-e yaklaşık 826 milyar TL ve 514 binin üzerinde yatırımcı rakamını verirken, Reuters kaynakları yaklaşık 891 milyar TL ve 353 bin yatırımcı bilgisi aktarıyor. Bu fark, fon kapsamının ve yatırımcı hesaplama yöntemlerinin farklı ele alınmasından kaynaklanıyor olabilir.
Ancak rakamların hangisi esas alınırsa alınsın ortada yüz milyarlarca liralık portföyü ve yüz binlerce yatırımcıyı ilgilendiren olağanüstü bir tasfiye süreci bulunuyor.
Kriz nasıl başladı?
Sorunun temelinde bazı fonların işlem hacmi ve fiili dolaşımı düşük hisselerde yüksek miktarda pozisyon taşıması olduğu yönünde değerlendirmeler bulunuyor.
İlk bakışta yüksek getirili bu hisseler fonların performansını artırdı. Ancak sistemin zayıf noktası yükselişte değil, çıkışta ortaya çıktı. Yatırımcı fon payını satmak istediğinde fonun yatırımcıya nakit ödeme yapması gerekiyor.
Fonun kasasında yeterli nakit yoksa portföyündeki varlıkları satması gerekiyor.
Fakat: Düşük likiditeli hisse + yüksek miktarda satış emri = fiyat üzerinde çok daha büyük baskı oluşturabiliyor.
Böylece tehlikeli bir zincir meydana geliyor:
Yatırımcı fondan çıkıyor
↓
Fon nakit yaratmak için hisse satıyor
↓
Hisse fiyatı düşüyor
↓
Fonun net varlık değeri geriliyor
↓
Diğer yatırımcılar da çıkmak istiyor
↓
Daha fazla hisse satılıyor
↓
Fiyatlar daha fazla düşüyor
↓
Likidite sarmalı oluşuyor.
Ekonomim’in aktardığı piyasa değerlendirmelerinde de düşük işlem hacimli hisselerdeki yüksek fon pozisyonlarının, yatırımcı çıkışlarıyla birlikte likidite sorununu büyüttüğü belirtiliyor.
16 Eylül’de Borsa İstanbul neden çöktü?
Bu zincir 16 Eylül’de Borsa İstanbul’a doğrudan yansıdı.
BIST 100 gün içerisinde yüzde 7,5’i aşan kayıplar yaşadı ve endekse bağlı devre kesici devreye girdi. Endeks günü yüzde 5,54 düşüşle 13.122,58 puandan tamamladı. 60’ın üzerinde hissede taban seviyeler görüldü. Bankacılık, sanayi ve diğer ana endekslerde de sert satışlar yaşandı.
Burada kritik nokta şu: Bu satışların tamamını klasik anlamda “şirketlerin temel değerleri bozuldu” şeklinde açıklamak mümkün değil. Önemli bölümünde nakit yaratma zorunluluğunun satışları tetiklediği bir likidite problemi söz konusu.
Pusula’dan Tera’ya: Alarm büyüdü
Krizin görünür hale gelmesinde fonların yatırımcı geri ödemelerinde yaşadığı sorunlar etkili oldu.
Pusula Portföy’den bazı fonlarında ödeme temerrüdü oluştuğuna ilişkin açıklama geldi. Ardından Tera Portföy’ün bazı fonlarında katılma payı iade ödemelerinde temerrüt oluştuğu bildirildi. Atlas Portföy tarafında da bazı fonlarda ödeme süreçlerine ilişkin gecikmeler gündeme geldi.
Bu gelişmeler yatırımcıların endişesini daha da artırdı. Piyasanın korktuğu şey aslında tek bir fonun problemi değildi.
Asıl korku: “Bu problem başka fonlara da bulaşır mı?” sorusuydu.
SPK’dan radikal karar
SPK 17 Eylül’de krizin yayılmasını önlemek amacıyla kapsamlı bir müdahale gerçekleştirdi.
Tera, Pusula, Hedef, Atlas, A1, Pardus ve Bulls Portföy’ün TEFAS’ta işlem gören fonlarının işlemleri kapatıldı. SPK ayrıca belirlenen fonların tasfiyesine karar verdi. Karar kapsamında serbest fonların yanı sıra para piyasası fonları da bulunuyor.
Buradaki amaç yatırımcıyı panik halinde fonlardan çıkarmaya devam ettirmek yerine varlıkları kontrollü şekilde tasfiye ederek hak sahiplerine dağıtmak.
Yatırımcının parası yanacak mı?
İşte yatırımcı açısından en önemli soru bu.
Tasfiye kararı “yatırımcının parası silindi” anlamına gelmiyor.
SPK’nın açıkladığı sisteme göre fon varlıkları tasfiye sürecinde nakde çevrilecek ve elde edilen tutarlar yatırımcıların fon payları oranında bireysel saklama hesaplarına aktarılacak.
Fakat burada çok önemli bir ayrıntı var: Yatırımcıya garanti edilen şey eski fon fiyatı değil, tasfiye sonucunda oluşacak değerdir.
Örneğin: Bir fonun portföyünde muhasebe değeriyle 10 milyar TL’lik hisse olduğunu düşünelim.
Ancak bu hisselerin piyasa derinliği düşükse ve kısa sürede satılması gerekiyorsa satış fiyatı 10 milyar TL olmayabilir.
Portföy: 10 milyar TL yerine 8 milyar TL veya piyasa koşullarına göre daha düşük bir tutara nakde dönüşebilir.
Dolayısıyla yatırımcı açısından asıl soru: “Paramı alabilecek miyim?” değil, “Fon varlıkları hangi fiyattan nakde çevrilecek?” sorusudur.
Tasfiyeyi kim yapacak?
SPK bu noktada sürecin portföy yönetim şirketlerinin kontrolünden çıkarılmasını ve bankalar üzerinden yürütülmesini öngördü.
Tera Portföy fonları: Türkiye İş Bankası
Diğer 6 portföy şirketinin fonları: Ziraat Bankası tarafından yürütülecek.
Fon portföylerindeki finansal varlıklar Takasbank’ta ilgili bankalar nezdindeki hesaplarda saklanacak.
Ayrıca MKK ile bankalar arasında yatırımcıların bireysel saklama hesaplarındaki fon payları mutabakatlaştırılacak. Rehin, haciz ve diğer takyidatlar da dikkate alınacak. Bu mekanizma yatırımcı açısından önemli bir güvence oluşturuyor.
Çünkü artık süreç: Portföy şirketi → yatırımcı ilişkisinden ziyade, SPK gözetimi → banka → Takasbank/MKK → yatırımcı çerçevesinde yürütülecek.
TCMB de devreye girdi
Sorun yalnızca fonların problemi olarak bırakılmadı.
TCMB 17 Eylül’de TL likidite yönetiminde yeni tedbirler açıkladı.
Buna göre:
- Haftalık repo ihaleleriyle sağlanacak fonlama artırılacak.
- Bankaların Bankalararası Para Piyasası’ndan borçlanma limitleri güncellenecek.
- TCMB piyasalarındaki teminat iskonto oranları gözden geçirilerek azaltılacak.
- Likidite koşulları yakından izlenecek ve gerekirse ek tedbir alınacak.
Reuters’a göre repo fonlamasının 300 milyar TL’ye çıkarılması ve bankaların gecelik piyasalardaki borçlanma imkanlarının genişletilmesi de piyasanın likidite sıkışıklığını rahatlatmak amacıyla devreye sokuldu.
SPK bir başka frene daha bastı
Kredili işlemlerde zorunlu özkaynak koruma oranının geçici olarak %35’ten %20’ye kadar indirilebilmesine imkan sağlandı.
Uygulama 2 Ekim seans sonuna kadar öngörüldü. Bunun temel amacı, piyasanın sert düştüğü ortamda aracı kurumların müşterilerinden doğan zorunlu teminat tamamlama ve pozisyon kapatma baskısını azaltmak.
Başka bir ifadeyle kamu otoriteleri aynı anda iki yangını söndürmeye çalışıyor:
1. Fonların likidite problemi
2. Borsadaki zorunlu satış problemi
Peki sonuç ne olur?
Burada üç farklı senaryo ortaya çıkıyor.
1. Kontrollü tasfiye senaryosu
Fonların varlıkları piyasa koşullarını fazla bozmadan satılabilir.
Bu durumda yatırımcıların önemli bölümü fon varlıklarının tasfiyesinden doğan nakdi alır.
Borsadaki satış baskısı da zaman içerisinde azalabilir.
2. Zararına satış senaryosu
Fonların elindeki düşük likit hisseler hızlı şekilde satılmak zorunda kalırsa fiyatlar daha da aşağı gelebilir.
Bu durumda:
Fon varlığı ↓
Net aktif değer ↓
Yatırımcıya dağıtılacak para ↓ olabilir.
3. Bulaşma senaryosu
En riskli konu budur.
Eğer sorun sadece tasfiyesi kararlaştırılan fonlarla sınırlı kalmaz ve başka fonlarda da yatırımcıların yoğun geri ödeme talepleri ortaya çıkarsa yeni satış baskıları oluşabilir.
Ancak Finansal İstikrar Komitesi’nin değerlendirmesinde sorunun fon piyasasının belirli bir bölümünde yoğunlaştığı ve geçici ve yönetilebilir nitelikte olduğu, sermaye piyasalarının işleyişinde temel veya yapısal risk görülmediği belirtildi.
Bu, resmi makamların mevcut tabloya ilişkin değerlendirmesidir; tasfiye tamamlanmadan nihai zararın ne olacağını söylemek mümkün değildir.
Asıl ders: Fonun büyüklüğü ile likiditesi aynı şey değil
Bu kriz Türkiye sermaye piyasaları açısından çok önemli bir soruyu gündeme getirdi:
“Bir fonun portföyü büyük olabilir; ama gerektiğinde bu portföy ne kadar hızlı nakde dönüşebilir?”
Örneğin 20 milyar TL büyüklüğündeki bir fonun:
- 5 milyar TL’si yüksek likit hisselerde,
- 5 milyar TL’si mevduat/repo benzeri araçlarda,
- 10 milyar TL’si düşük işlem hacimli hisselerde
ise fonun nominal büyüklüğü 20 milyar TL’dir.
Ama yatırımcıların aynı anda 10 milyar TL çıkış istemesi durumunda gerçek problem başlar.
Çünkü: NAV başka şeydir, likidite başka şeydir.
Fon krizinin en önemli finansal dersi de budur.
Bundan sonra ne değişebilir?
Bu olaydan sonra yatırım fonlarında şu konuların çok daha sıkı denetlenmesi beklenebilir:
• Fonların tek hisse ve şirketlerdeki yoğunlaşma oranları
• Düşük fiili dolaşıma sahip hisselerde fonların taşıdığı pozisyonlar
• Fonların günlük likidite testleri
• Stres testleri
• Aynı hissede birden fazla fonun toplam pozisyonu
• Yatırımcıların toplu çıkış yapması halinde fonun nakit yaratma kapasitesi
• Fon portföylerinin değerleme yöntemleri
• Portföy yönetim şirketleri ile ilişkili kişi ve şirket işlemleri
• Fonların teminat ve kaldıraç kullanımları gibi başlıklar daha fazla önem kazanacak.
BankaVitrini’nden yatırımcıya not
Yatırımcıların şu aşamada yapması gereken en önemli şey panik içinde başka fonlara veya hisselere geçmek değil, kendi fonunun tasfiye kapsamına girip girmediğini ve portföy yapısını kontrol etmek.
Tasfiye kapsamındaki fonlarda yatırımcıların payları kayıt altına alınacak; fon varlıklarının nakde çevrilmesinden elde edilen tutarlar pay oranlarına göre yatırımcıların mutabakatı yapılmış bireysel saklama hesaplarına aktarılacak.
Ancak yatırımcının anaparasının tamamının aynen korunacağı yönünde bir garanti bulunmuyor.
Çünkü yatırım fonu: “Banka mevduatı” değildir.
Fonun değeri, elindeki varlıkların gerçek piyasa değerine bağlıdır.
Bu nedenle önümüzdeki dönemin en kritik sorusu: “Fonlar tasfiye edildiğinde yatırımcıya kaç lira kalacak?” olacak.
Ve bu sorunun cevabını belirleyecek olan şey SPK’nın tasfiye kararı kadar, hatta ondan daha fazla, fon portföyündeki varlıkların hangi fiyatlardan nakde çevrilebileceği olacak.
Borsa düştü, ama asıl sınav şimdi başlıyor
16 Eylül’deki sert düşüş borsanın bir günkü performansından ibaret değil.
Türkiye sermaye piyasaları ilk kez bu ölçekte bir fon likidite sınavıyla karşı karşıya.
SPK’nın fonları kapatması, TCMB’nin likidite sağlaması, bankaların tasfiye sürecine dahil edilmesi ve kredili işlemlerde teminat koşullarının gevşetilmesi kısa vadede piyasadaki zorunlu satış baskısını azaltmaya yönelik önemli adımlar.
Ancak gerçek sınav: Fonların içindeki varlıkların gerçek değerinin ortaya çıkması ve yüz binlerce yatırımcının parasının ne kadarının, ne zaman geri ödeneceği aşamasında başlayacak.
Çünkü finans piyasalarında kriz çoğu zaman fiyatın düşmesiyle başlamaz.
Likiditenin bittiği anda başlar.
BankaVitrini.com
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.054)
- BANKA ANALİZLERİ (152)
- BANKA HABERLERİ (3.635)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (601)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.984)
- GÜNCEL (4.611)
- GÜNDEM (3.579)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (147)
- ŞİRKETLER (2.742)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (582)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.494)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (837)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (119)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (62)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (95)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (19)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Almanya, Çin'e yönelik ekonomik önlem paketi hazırlığında 14/09/2026
- Kıymetli metallerde Fed faiz artırım baskısı 14/09/2026
- Çin'den ABD'li şirketlere yapay zeka tepkisi 14/09/2026
- Goldman Sachs: Türkiye’de finansal koşullar gevşiyor 14/09/2026
- “Altın kotasında dünya ile 11 bin dolara çıkan fiyat farkı kapandı” 14/09/2026
- Kuraklıktan etkilenen Fransız çiftçisine devlet yardımı 14/09/2026
- Suudi Veliaht Prens CENTCOM komutanı ile görüştü 14/09/2026
- AMB yetkilisi: Enerji fiyatı eğilimleri oldukça endişe verici 14/09/2026
- Trump'ın 5 bin dolar vaadine Kongre onay şartı 14/09/2026
- Kazimir: AMB faizleri daha da artırmaktan çekinmeyecek 14/09/2026
SON YAZILAR
- Akbank “Şehrin İyi Hali” projesinin 12. dönem başvurularını başlattı 24/09/2026
- Elektronik Parada Yaprak Dökümü 24/09/2026
- 150 Milyon TL Kredi Hayali Kurmayın! KOSGEB’de Limit Böyle Eriyor 24/09/2026
- ENGELLİLERİN ÖNÜNE YENİ ENGELLER Mİ KONULUYOR? 24/09/2026
- AKBANK’ta ŞOK KARAR: Üst Mahkeme de Dolandırılan müşteriyi haklı buldu! 23/09/2026
- Anadolubank’tan Esnaf ve Şahıs Şirketleri’ne Dijital Kredi Paketi 22/09/2026
- Otomotiv yan sanayinde 37 şirket ve 2 kuruluşa soruşturma 21/09/2026
- Garanti BBVA’ya 1,55 milyar TL Rekabet cezası 21/09/2026
- FON SKANDALINDA ENKAZ TEMİZLİĞİ BAŞLADI 21/09/2026
- FONLAR NASIL BU HALE GELDİ? 20/09/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ6 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini5 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu



