Connect with us

GÜNCEL

Türkiye rekabetçilikte toparlandı ama tehlike geçmedi

Yayınlanma:

|

IMD World Competitiveness Center tarafından yayımlanan 2026 Dünya Rekabetçilik Endeksi, Türkiye açısından hem umut veren hem de uyarı niteliği taşıyan sonuçlar ortaya koydu.

Türkiye, endekste 57. sıraya yükselerek 9 basamaklık bir toparlanma gerçekleştirdi. Ancak bu yükseliş, ülkenin 2023 yılında ulaştığı 47. sıranın hâlâ gerisinde bulunuyor. Bu tablo, düşüşün yavaşladığını gösterse de rekabet gücünde kalıcı bir iyileşmenin henüz sağlanamadığını ortaya koyuyor.

Kamu yönetimi ve iş dünyası en zayıf halkalar

Endeksin alt bileşenleri incelendiğinde en dikkat çekici sorunların kamu yönetimi etkinliği ile iş dünyası verimliliği olduğu görülüyor.

Her iki alanda da Türkiye’nin 60’lı sıralarda yer alması;

  • yatırım ortamındaki belirsizliklerin,
  • bürokratik süreçlerin,
  • hukuki öngörülebilirlik eksikliğinin,
  • şirketlerin verimlilik ve rekabet kapasitesindeki yapısal sorunların

devam ettiğine işaret ediyor.

Yabancı yatırımcı açısından bakıldığında ise yalnızca ekonomik göstergeler değil; hukuk sistemi, kurumsal güven, öngörülebilir düzenlemeler ve kamu yönetiminin etkinliği de yatırım kararlarında belirleyici rol oynuyor.

Makro dengelenme olumlu sinyal veriyor

Ekonomik performans başlığında ise önceki yıllara göre daha sınırlı bir gerileme yaşanması, uygulanan makroekonomik dengelenme politikalarının etkilerinin hissedilmeye başladığını gösteriyor.

Ancak uzmanlara göre;

Enflasyonun kontrol altına alınması, faiz politikaları veya bütçe disiplini tek başına bir ülkeyi rekabetçi hale getirmiyor.

Kalıcı rekabet üstünlüğü;

  • yüksek katma değerli üretim,
  • teknoloji yatırımları,
  • eğitim kalitesi,
  • inovasyon,
  • verimli iş gücü,
  • güçlü kurumlar

ile mümkün olabiliyor.

Zirvedeki ülkelerin ortak özelliği

Endeksin ilk sıralarında yer alan;

  • Singapur
  • İsviçre
  • Hong Kong
  • Tayvan
  • Birleşik Arap Emirlikleri

gibi ekonomilerin ortak noktaları dikkat çekiyor.

Bu ülkelerde;

  • güçlü kamu kurumları,
  • yatırım dostu düzenlemeler,
  • yüksek verimlilik,
  • Ar-Ge ve inovasyon kapasitesi,
  • kaliteli insan kaynağı,
  • hızlı karar alma mekanizmaları

rekabet gücünün temelini oluşturuyor.

Başka bir ifadeyle, bu ülkeler yalnızca ekonomik büyüklükleriyle değil, kurumsal kalite ve verimlilikleriyle öne çıkıyor.

Türkiye için kritik soru

Türkiye’nin kısa vadeli sıralama yükselişlerinden çok daha önemli olan konu;

Bu iyileşmenin kalıcı olup olmayacağıdır.

Bunun için;

  • hukuk güvenliğinin güçlendirilmesi,
  • kamu yönetiminde etkinliğin artırılması,
  • yatırım ortamının iyileştirilmesi,
  • eğitim ve teknoloji yatırımlarının hızlandırılması,
  • şirketlerin verimliliğini artıracak reformların uygulanması

önümüzdeki dönemin en kritik başlıkları olarak öne çıkıyor.

Düşüş durdu, toparlanma başladı

2026 sonuçları, Türkiye açısından “düşüş durdu, toparlanma başladı” mesajı veriyor. Ancak uluslararası rekabette kalıcı başarı için yalnızca makroekonomik dengelenme yeterli değil.

Gerçek rekabet gücü; güçlü kurumlar, öngörülebilir hukuk sistemi, yüksek verimlilik ve inovasyon odaklı üretim modeliyle mümkün olabilir.

Önümüzdeki yıllarda Türkiye’nin sıralamadaki asıl başarısını belirleyecek unsur, kısa vadeli yükselişler değil; bu alanlarda hayata geçirilecek kapsamlı yapısal reformlar olacaktır.

Onur ÇELİK

Okumaya devam et
Yorum Yazın

Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

BORSA

Borsada görünmeyen sulandırma: PDT ile borçlanma

PDT ile borçlanma: Kim kazanıyor, küçük yatırımcı neden kaybediyor?
SPK neden izin verdi? PDT ile finansman modelinin perde arkası
Şirketler PDT ile nasıl finansman sağlıyor? Borsadaki satış baskısının anatomisi
PDT tartışması büyüyor: Şirket, banka, yatırımcı ve SPK cephesinde neler yaşanıyor?

Yayınlanma:

|

Yazan:

Firma PDT ile borçlanıp piyasaya pay verdiğinde kim nasıl etkilenir?

1. Şirket (ihraççı)

  • Elindeki veya ilişkili taraflardan sağlanan payları teminat veya ödünç mekanizması içinde kullanarak finansman sağlayabilir.
  • Nakit ihtiyacını karşılayabilir.
  • Yeni pay ihraç edilmediği için teknik olarak sermaye artmaz.
  • Ancak piyasadaki satış baskısı nedeniyle hisse fiyatı düşerse şirketin piyasa değeri olumsuz etkilenebilir.

2. Payı ödünç veren

  • Elindeki paylardan ödünç komisyonu kazanır.
  • Payların geri teslim edilmesini bekler.
  • Teminat mekanizması ile korunur.

3. Payı ödünç alan

  • Aldığı hisseleri piyasada satabilir.
  • Daha sonra piyasadan geri alıp iade etmeyi hedefler.
  • Fiyat düşerse kazanç sağlayabilir.
  • Fiyat yükselirse zarar riski oluşur.

4. Küçük yatırımcı

En fazla etkilenen taraf genellikle budur.

  • Artan satış baskısı nedeniyle fiyat gerileyebilir.
  • Hisse üzerindeki arz arttığı hissi oluşabilir.
  • Güven kaybı yaşanabilir.
  • Özellikle PDT kaynaklı satışların yeterince şeffaf izlenemediği dönemlerde manipülasyon tartışmaları ortaya çıkabilir.

SPK buna neden izin verdi?

SPK’nın amacı şirketlerin fiyatını düşürmek değildir.

İzin verilmesinin temel gerekçeleri şunlardır:

  • Piyasada likiditeyi artırmak
  • Açığa satış işlemlerinin kayıtlı ve teminatlı yapılmasını sağlamak
  • Takas riskini azaltmak
  • Fiyat oluşumunun daha etkin gerçekleşmesini sağlamak
  • Uluslararası piyasalardaki menkul kıymet ödünç verme sistemleriyle uyum sağlamak.

Yani düzenleyicinin teorik yaklaşımı: “Ödünç piyasası olursa piyasa daha derin ve daha sağlıklı çalışır.”

Peki neden tartışılıyor?

Sorun sistemin varlığı değil, kullanım şeklidir.

Eğer;

  • çok büyük miktarda ödünç pay piyasaya satılırsa,
  • dolaşımdaki gerçek arz olduğundan fazla hissedilirse,
  • yatırımcı bunun kaynağını göremezse,

fiyat üzerinde ciddi baskı oluşabilir.

Bu nedenle son dönemde fiili dolaşım hesaplaması ve kilitli/ödünç payların değerlendirilmesine ilişkin düzenlemeler gündeme gelmiş, piyasadaki arzın daha doğru yansıtılması hedeflenmiştir.

Şeffaflık olmayınca Küçük Yatırımcı ciddi zarar görüyor

Ekonomik açıdan bakıldığında PDT sistemi tek başına kötü değildir. Dünyanın gelişmiş borsalarında da uygulanır. Ancak;

  • şeffaflığın yetersiz olması,
  • yoğun ödünç satışları,
  • kurumsal yönetim eksiklikleri,

yatırımcı güvenini zedeleyebilir. Bu nedenle önemli olan PDT’nin yasaklanması değil, şeffaf, izlenebilir ve kötüye kullanımı önleyecek kurallarla uygulanmasıdır.

Bu konu özellikle son dönemde tartışılan SASA ve benzeri örnekler üzerinden incelendiğinde, teorik fayda ile uygulamadaki yatırımcı algısı arasında ciddi bir fark olduğu görülmektedir.

Okumaya devam et

GÜNCEL

Zorlu Grubu bankalarla masada

Zorlu Grubu FYY masasında: Vestel ve tekstil şirketleri için kredi vadeleri yeniden şekilleniyor
Bankalarla masaya oturuldu: Amaç yeni kredi değil, mevcut borçların nakit akışına göre yeniden yapılandırılması

Yayınlanma:

|

Yazan:

Bankavitrini.com Analizi

Türkiye’nin en büyük sanayi gruplarından biri olan Zorlu Grubu, bünyesindeki Vestel Grubu ve Tekstil Grubu şirketlerinin mevcut finansal borçları için Finansal Yeniden Yapılandırma (FYY) sürecini resmen başlattı.

Şirket tarafından yapılan açıklamaya göre başvurunun amacı yeni kredi kullanmak değil, mevcut kredilerin geri ödeme planı ile vade yapısını faaliyetlerden elde edilen nakit akışına uygun hale getirmek. Başvuru, kredi veren bankalarla mutabakat sağlandıktan sonra bankacılık mevzuatı kapsamında gerçekleştirildi.

Bu gelişme, yalnızca Zorlu Grubu açısından değil, 2026 yılında hızla büyüyen Finansal Yeniden Yapılandırma (FYY) piyasası açısından da önemli bir dönüm noktası niteliğinde.

Son dönemde;

  • yüksek faizler,
  • Avrupa pazarındaki daralma,
  • ihracat siparişlerindeki zayıflama,
  • yükselen finansman maliyetleri,
  • kur oynaklığı

çok sayıda büyük sanayi grubunu bilanço yönetimine odaklanmaya zorladı.

Zorlu’nun attığı adım da bu sürecin en büyük örneklerinden biri olarak görülüyor.

Şirket ne açıkladı?

Şirket açıklamasında özetle şu hedefler sıralandı:

  • işletme sermayesinin güçlendirilmesi,
  • yaklaşan kredi vadelerinin uzatılması,
  • kredi maliyetlerinin dengelenmesi,
  • operasyonel esnekliğin artırılması,
  • bilanço yapısının güçlendirilmesi.

Açıklamada sürecin bankalarla mutabakat içerisinde yürütüldüğü özellikle vurgulandı.

Ahmet Zorlu’nun dikkat çeken mesajı

Zorlu Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Nazif Zorlu yaptığı değerlendirmede bugün yaşanan finansal sıkışıklığın yalnızca Türkiye kaynaklı olmadığını söyledi.

Öne çıkardığı başlıca nedenler şunlar oldu:

  • Avrupa ekonomisindeki durgunluk
  • Çinli üreticilerin Avrupa pazarında agresif büyümesi
  • savaşların emtia fiyatlarına etkisi
  • tedarik zincirindeki bozulmalar
  • küresel jeopolitik belirsizlikler

Zorlu’ya göre amaç borçların ertelenmesi değil, vade yapısını şirketlerin gerçek nakit üretim kapasitesiyle uyumlu hale getirmek.

Bu bir konkordato değil

FYY ile konkordato kamuoyunda zaman zaman karıştırılıyor.

Oysa iki süreç birbirinden oldukça farklıdır.

Finansal Yeniden Yapılandırma Konkordato
Bankalarla gönüllü anlaşma Mahkeme süreci
Faaliyet devam eder Hukuki koruma mekanizması
Borçların vadeleri düzenlenir Borçların yeniden planlanması mahkeme gözetiminde olur
İtibar etkisi daha sınırlıdır Piyasa algısı daha olumsuz olabilir

Dolayısıyla Zorlu Grubu’nun başvurusu, şirketin faaliyetlerini sürdüremediği anlamına gelmiyor.

Aksine, büyük ölçekli holdinglerin dünyada da sıklıkla kullandığı bilanço yönetim araçlarından biri olarak değerlendiriliyor.

Neden bugün?

Kararın zamanlaması oldukça dikkat çekici.

2026’nın ilk yarısında;

  • kredi faizleri yüksek kaldı,
  • ihracatçı şirketlerin marjları geriledi,
  • Avrupa siparişleri yavaşladı,
  • beyaz eşya sektöründe talep zayıfladı,
  • enerji maliyetleri yüksek seyretti.

Bütün bunlar özellikle yüksek yatırım yapan sanayi şirketlerinde nakit akışını zorladı.

Vestel tarafında tablo

Özellikle Vestel Elektronik son açıkladığı finansal tablolarında önemli bozulmalar yaşamıştı.

Öne çıkan göstergeler:

  • satış gelirlerinde sert düşüş,
  • brüt kârlılıkta gerileme,
  • net borçta artış,
  • özkaynaklarda azalma.

Aynı dönemde Vestel Beyaz Eşya da zarar açıklamış ve faaliyet kârlılığı önemli ölçüde gerilemişti.

Bankalar açısından ne ifade ediyor?

Bankalar açısından bu süreç;

  • kredinin takibe düşmesini önlemek,
  • şirketin faaliyetini sürdürmesini sağlamak,
  • istihdamı korumak,
  • tahsilat ihtimalini artırmak,
  • karşılık yükünü azaltmak

amacıyla kullanılan önemli bir risk yönetimi mekanizmasıdır.

Bugün birçok banka, sorunlu hale gelmesini beklemek yerine büyük kurumsal müşterilerle erken aşamada FYY masasına oturmayı tercih ediyor.

Türkiye’de FYY yeniden büyüyor

2026 yılı itibarıyla Finansal Yeniden Yapılandırma başvurularında yeniden ciddi artış yaşanıyor.

Bunun temel nedenleri:

  • yüksek faiz,
  • daralan iç talep,
  • ihracattaki yavaşlama,
  • işletme sermayesi ihtiyacının büyümesi,
  • kısa vadeli kredi yükünün ağırlaşması.

Önümüzdeki aylarda benzer başvuruların farklı sektörlerden de gelmesi sürpriz olmayabilir.

Bankavitrini Yorumu

Zorlu Grubu’nun attığı adım, finansal sıkıntıdan çok aktif bilanço yönetimi olarak okunmalı.

Ancak süreç aynı zamanda Türkiye sanayisinin karşı karşıya olduğu yapısal finansman sorunlarını da ortaya koyuyor.

Özellikle;

  • yüksek faiz ortamı,
  • Avrupa’daki talep daralması,
  • Çin rekabeti,
  • artan işletme sermayesi ihtiyacı

yalnızca Zorlu Grubu’nu değil, ihracat ağırlıklı çalışan çok sayıda büyük sanayi kuruluşunu benzer kararlar almaya yöneltebilir.

2026’nın ikinci yarısında Finansal Yeniden Yapılandırma (FYY) dosyalarının bankacılık sektörünün en önemli gündem maddelerinden biri olmaya devam etmesi bekleniyor.

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Bankalar batık kredileri bilançodan siliyor

Batık Krediyi Yönetme yerine SAT KURTUL anlayışı öne çıkmaya başladı… Bankalar batık kredileri bilançodan siliyor: 2026’da Varlık Yönetim Şirketlerine 42,7 milyar TL’lik rekor devir… Bu yöntem il eyıllara yaygın kuhuk belirsizliğindeki dosya tahsilatlar yerine %10-15 değerini kasaya koymak dah acazip geliyor…

Yayınlanma:

|

Yüksek faiz, bozulan nakit akışı ve artan takipteki alacaklar yeni bir sektör doğuruyor

2026 yılı, Türk bankacılık sektörü açısından yalnızca yüksek faiz ve yavaşlayan kredi büyümesiyle değil, aynı zamanda takipteki alacakların (TGA) Varlık Yönetim Şirketleri’ne (VYŞ) rekor düzeyde devredildiği bir yıl olarak kayıtlara geçiyor.

Yılın ilk beş ayında bankaların VYŞ’lere sattığı takipteki alacak tutarı 42,7 milyar TL‘ye ulaştı. Bunun 25,7 milyar TL’lik bölümü yalnızca Nisan-Haziran döneminde gerçekleşti. Bu tablo, bankaların artık sorunlu kredileri uzun süre bilançolarında taşımak yerine hızla elden çıkarmayı tercih ettiğini gösteriyor.

Bir dönemin sonu: “Yönet” yerine “Sat”

Geçmiş yıllarda bankalar sorunlu kredileri yeniden yapılandırma, tahsilat ekipleri veya hukuk süreçleriyle çözmeye çalışıyordu.

2026’da ise yaklaşım değişti.

Artık temel hedef:

  • bilançoyu temizlemek,
  • sermaye yeterlilik oranlarını korumak,
  • karşılık giderlerini azaltmak,
  • yeni kredi kapasitesi oluşturmak,
  • tahsilat riskini uzman Varlık Yönetim Şirketleri’ne devretmek.

Bu değişim, VYŞ sektörünü bankacılık sisteminin en hızlı büyüyen alanlarından biri haline getiriyor.

Rakamlar alarm veriyor

2026 ilk 5 ay

Gösterge Tutar
VYŞ’lere satılan takipteki alacak 42,7 milyar TL
Nisan-Haziran dönemindeki satış 25,7 milyar TL
Sektör takipteki alacak bakiyesi 723,8 milyar TL
Takipteki TL krediler 713,5 milyar TL
Kaynak: QNB Invest Araştırma.

Takipteki alacak neden bu kadar arttı?

2025 sonunda faizlerin uzun süre yüksek kalması;

  • işletme sermayesi ihtiyacını artırdı,
  • KOBİ’lerin nakit akışını bozdu,
  • bireysel kredi kartı borçlarını büyüttü,
  • yeniden yapılandırmaları zorlaştırdı.

Özellikle;

  • kredi kartları,
  • ihtiyaç kredileri,
  • KOBİ kredileri,
  • küçük ticari işletmeler,

bankaların en fazla satış yaptığı portföyleri oluşturuyor.

Banka banka kim ne kadar sattı?

Kamuya açıklanan KAP verileri esas alınarak hazırlanan tablo:

Banka Nominal TGA satışı Satış Bedeli Alıcı VYŞ
İş Bankası 7,71 milyar TL 1,40 milyar TL Gelecek, Dünya, Birikim, Emir, Galata, Hedef, İstanbul, Doğru vb.
QNB Bank 5,01 milyar TL Açıklanmadı Dünya, Gelecek, Emir, Doğru
Akbank 4,75 milyar TL 736 milyon TL Dünya, Denge, Emir, İstanbul, Ortak, Pozitif, Arsan, Gelecek
Garanti BBVA 3,06 milyar TL 827 milyon TL Emir, Dünya, Gelecek, Adil, Pozitif
DenizBank 3,47 milyar TL Açıklanmadı Dünya, Gelecek, Doğru, Birikim, Sümer, İlke, Ortak, Birleşim
Enpara Bank 2,83 milyar TL Açıklanmadı Gelecek, İstanbul, İlke
Yapı Kredi 487 milyon TL Açıklanmadı Denge
Fibabanka 39 milyon TL Açıklanmadı Açıklanmadı

Not: Bazı bankalar satış bedelini ve portföy dağılımını açıklarken, bazıları yalnızca nominal alacak tutarını ve alıcı şirketleri duyurdu. Bu nedenle kamuya açık verilerle tüm banka–VYŞ bazında tam tutar eşleştirmesi yapılamamaktadır.

Varlık Yönetim Şirketleri yeni dönemin kazananı

Eskiden yalnızca bireysel kredi kartı dosyalarıyla çalışan Varlık Yönetim Şirketleri artık milyarlarca liralık ticari portföyleri yönetiyor.

2026 işlemlerinde en sık görülen şirketler:

  • Gelecek Varlık Yönetim
  • Dünya Varlık Yönetim
  • Emir Varlık Yönetim
  • Birikim Varlık Yönetim
  • Denge Varlık Yönetim
  • İlke Varlık Yönetim
  • Sümer Varlık Yönetim
  • Doğru Varlık Yönetim
  • İstanbul Varlık Yönetim

Artık VYŞ’ler yalnızca tahsilat şirketi değil, bankaların bilanço yönetiminde stratejik çözüm ortağı konumuna geliyor.

Satış fiyatları ne söylüyor?

2026 işlemlerinde dikkat çeken noktalardan biri de iskonto oranları.

Örneğin:

  • İş Bankası yaklaşık 7,71 milyar TL nominal alacağı 1,40 milyar TL karşılığında devretti.
  • Akbank 4,75 milyar TL nominal portföyü 736 milyon TL bedelle sattı.
  • Garanti BBVA’nın açıklanan işlemlerinde de benzer iskonto oranları görüldü.

Bu durum, bankaların tahsilatı yıllarca beklemek yerine önemli iskonto pahasına bilançolarını temizlemeyi tercih ettiğini gösteriyor.

Reel sektör açısından ne anlama geliyor?

Takipteki alacak satışlarındaki artış yalnızca bankacılık sektörünün değil, reel ekonominin de önemli bir göstergesi.

Özellikle:

  • KOBİ’lerde finansmana erişim zorlaştı.
  • İşletme sermayesi ihtiyacı arttı.
  • Faiz yükü şirket bilançolarını baskılıyor.
  • Yeniden yapılandırmalar yeterli olmuyor.
  • Bankalar riskli müşterileri daha hızlı tasfiye ediyor.

Dolayısıyla VYŞ’lere yapılan satışlar, yalnızca bilanço yönetimi değil, ekonomideki kredi riskinin de önemli bir göstergesi olarak okunmalı.

Küçük yatırımcı açısından neden önemli?

Borsa yatırımcıları için de bu gelişme kritik.

Çünkü;

  • yüksek TGA artışı,
  • artan karşılık giderleri,
  • net faiz marjı baskısı,
  • sermaye yeterlilik ihtiyacı,

banka hisselerinin kârlılığı üzerinde doğrudan etkili oluyor.

Öte yandan sorunlu kredilerin satılması, kısa vadede zarar yazdırsa da orta ve uzun vadede bilançoların güçlenmesine katkı sağlayabiliyor.

Batık Krediyi Yönetme devri bitiyor

2026, Türk bankacılık sektöründe “batık krediyi yönetme” döneminden “batık krediyi devretme” dönemine geçiş yılı olarak tarihe geçebilir.

42,7 milyar TL’lik satış hacmi, bankaların kredi riskine bakışının değiştiğini gösteriyor. Varlık Yönetim Şirketleri ise artık finansal sistemin kenarında faaliyet gösteren kuruluşlar olmaktan çıkıp, milyarlarca liralık portföyleri yöneten önemli aktörlere dönüşüyor. Bu eğilim, faizlerin yüksek kalması ve reel sektörde nakit akışı sorunlarının sürmesi halinde yılın ikinci yarısında da devam edebilir.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.