Connect with us

GÜNCEL

%48 faizle üretmek mümkün mü? Sanayicinin yeni kârlılık denklemi

%48 kredi faiziyle ayakta kalmak neden bu kadar zor?
Kâr etmek değil, önce finansman maliyetini karşılamak gerekiyor

Yayınlanma:

|

2026 yılında uygulanan sıkı para politikasıyla birlikte ticari kredi faizlerinin %45-50 bandına yerleşmesi, özellikle yüksek ciro yapan sanayi şirketlerinin kârlılık matematiğini tamamen değiştirdi.

Eskiden şirketler;

  • üretim maliyetine,
  • faaliyet giderlerine,
  • makul bir kâr marjına

bakarak fiyat oluşturabiliyordu.

Bugün ise bunların önüne çok daha büyük bir kalem geldi: İşletme sermayesinin finansman maliyeti.

Artık şirketler önce bankanın faizini kazanıyor, sonra kendileri kâr etmeye çalışıyor.

Örnek şirket

Varsayımlar:

Gösterge Tutar
Ciro 15 milyar TL
İşletme sermayesi 5 milyar TL
Faaliyet gideri %10
TL kredi faizi %48
Nakit döngüsü 180 gün

Bu yapı Türkiye’deki orta-büyük ölçekli birçok sanayi firması için oldukça gerçekçi kabul edilebilir.

Finansman yükü ne kadar?

5 milyar TL işletme sermayesinin yıllık %48 faizle finanse edildiğini varsayarsak;

Yıllık finansman gideri

5 milyar × %48 = 2,4 milyar TL

Bu rakam yalnızca bankaya ödenecek faizdir.

Henüz;

  • vergi yok,
  • amortisman yok,
  • yatırım yok,
  • ortak kârı yok.

EBITDA neden kritik?

Faaliyet giderleri ciroyun %10’u ise; 15 milyar × %10 = 1,5 milyar TL faaliyet gideri

Finansman giderini de eklediğimizde; 1,5 + 2,4 = 3,9 milyar TL

Yani şirket sadece başa baş kalabilmek için yaklaşık 3,9 milyar TL EBITDA üretmek zorundadır.

Bu da; EBITDA marjı yaklaşık %26 seviyesine yaklaşır.

Ancak amortisman, vergi ve diğer giderler de dikkate alındığında sürdürülebilir bir yapı için %15-20’nin üzerindeki EBITDA marjı kritik hale gelir. Paylaşılan senaryodaki “%16 EBITDA ile başa baş” sonucu, amortisman ve işletme varsayımlarına göre değişebilse de temel mesaj aynıdır: EBITDA’nın büyük bölümü finansmana gitmektedir.

Brüt kâr neden %30’a çıkıyor?

Faaliyet gideri zaten ciroyun %10’u.

Dolayısıyla;

Brüt kâr

Faaliyet gideri

EBITDA

Finansman gideri

Net kâr zinciri oluşuyor.

Brüt kâr %20 ise; Faaliyet giderinden sonra geriye kalan tutar finansman maliyetini karşılamaya yetmiyor.

Bu nedenle birçok sanayi şirketi;

  • satışlarını artırmasına rağmen,
  • kapasitesini doldurmasına rağmen,
  • ihracat yapmasına rağmen zarar açıklayabiliyor.

Sorun satış değil

Birçok firma bugün; “Siparişim var” diyor.

Sorun şu: “Siparişi finanse edecek sermayem yok.”

Sipariş büyüdükçe;

  • stok artıyor,
  • alacak büyüyor,
  • hammadde ihtiyacı yükseliyor,
  • finansman ihtiyacı katlanıyor.

Yani satış arttıkça kredi ihtiyacı da büyüyor.

Bu nedenle bazı firmalar bilinçli olarak satış küçültmeye başladı.

Hangi sektörler yaşayabiliyor?

%30’un üzerinde brüt kâr yaratabilen sektörler sınırlı.

Örneğin;

  • yazılım
  • savunma sanayi
  • biyoteknoloji
  • ilaç geliştirme
  • lüks tüketim
  • kozmetik
  • güçlü markalı ürünler
  • yüksek katma değerli teknoloji

Bu sektörlerde ürün fiyatlama gücü yüksektir.

Ancak;

  • tekstil
  • otomotiv yan sanayi
  • demir-çelik
  • plastik
  • beyaz eşya tedarikçileri
  • makine
  • mobilya
  • gıda üretiminin büyük bölümü

genellikle %15-25 brüt kâr bandında çalışmaktadır.

Dolayısıyla bugünkü faiz ortamında bu sektörlerin önemli kısmı ciddi baskı altındadır.

Asıl problem işletme sermayesi

Türkiye’de son dönemde yaşanan finansal sıkışıklığın temel nedeni yalnızca yüksek faiz değildir.

Asıl sorun;

  • tahsilat sürelerinin uzaması,
  • stok finansmanı,
  • yüksek kredi maliyeti,
  • işletme sermayesinin giderek pahalı hale gelmesidir.

Eskiden şirketler üretim yaparak kazanıyordu. Bugün ise önce finansmanı yönetmek zorunda kalıyor.

Başka bir ifadeyle; Üretim ekonomisinden finansman ekonomisine geçilmiş durumda.

Artık rekabet yalnızca üretimde değil

Bugünkü faiz seviyelerinde birçok sanayi şirketinin temel sorunu satış eksikliği değil, satışın finansmanıdır.

Yaklaşık %48 kredi faiziyle çalışan bir işletmenin yalnızca zarar etmemesi için bile oldukça yüksek brüt kârlılık ve güçlü faaliyet kârlılığı üretmesi gerekiyor. Bu nedenle düşük marjlı sektörlerde faaliyet gösteren şirketler yatırım kararlarını erteliyor, özkaynaklarını tüketiyor, varlık satışı yapıyor veya finansal yeniden yapılandırma arayışına giriyor.

2026’nın en önemli finansal gerçeği şudur: Artık rekabet yalnızca üretimde değil, işletme sermayesini en düşük maliyetle yönetebilme becerisinde yaşanıyor.

Onur ÇELİK

Okumaya devam et
Yorum Yazın

Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GÜNCEL

65 Milyar Dolar Kazandıran Turizm, Kredilerden Neden Sadece %4 Pay Alıyor?

65 milyar dolarlık gelir üreten sektör neden bankacılık sisteminden hak ettiği finansmanı alamıyor?

Yayınlanma:

|

Yazan:

Bankavitrini.com | Haber Analiz

Türkiye ekonomisinin en stratejik sektörlerinden biri olan turizm, son yıllarda elde ettiği rekor gelirlerle cari açığın finansmanında ve döviz girişinde adeta “görünmez Merkez Bankası” işlevi görüyor. Buna rağmen bankacılık sektörünün kredi dağılımı incelendiğinde ortaya dikkat çekici bir çelişki çıkıyor.

Türkiye Bankalar Birliği (TBB) Risk Merkezi’nin Nisan 2026 verilerine göre bankaların kullandırdığı 20,3 trilyon TL tutarındaki ticari krediler içerisinde turizm sektörünün payı yalnızca %4 seviyesinde bulunuyor.

Bu oran son 10 yıldır önemli bir değişim göstermedi.

Oysa sektörün Türkiye ekonomisine sağladığı katma değer bunun çok üzerinde.

Rakamlar ne söylüyor?

TBB Risk Merkezi verilerine göre;

  • Toplam ticari kredi hacmi 20,3 trilyon TL
  • İmalat sanayi payı %31
  • Toptan ve perakende ticaret %19
  • İnşaat %10
  • Tarım %7
  • Emlak %7
  • Taşımacılık %7
  • Enerji %5
  • Turizm yalnızca %4

Yaklaşık 849 milyar TL seviyesindeki kredi hacmi, sektörün ekonomik büyüklüğü dikkate alındığında oldukça sınırlı kalıyor.

Turizm neden farklı bir sektör?

Türkiye bugün;

  • yaklaşık 65 milyar dolar yıllık turizm geliri elde ediyor,
  • dünya turizminde ziyaretçi sayısı ve gelir bakımından ilk 5-10 ülke arasında yer alıyor,
  • net döviz kazandırıcı sektör konumunda bulunuyor.

Türkiye’nin yaklaşık 275 milyar dolarlık mal ihracatı dikkate alındığında; Turizm tek başına mal ihracatının yaklaşık dörtte biri kadar döviz kazandırıyor.

Üstelik bu gelir;

  • ithalata bağımlılığı düşük,
  • yerli katma değeri yüksek,
  • cari açığı azaltıcı,
  • hizmet ihracatı niteliğinde.

Bu nedenle birçok ekonomist turizmi “en kaliteli döviz kaynağı” olarak tanımlıyor.

Bankalar neden temkinli davranıyor?

Bankaların bakış açısından ise farklı gerekçeler bulunuyor.

1. Mevsimsellik

Turizm gelirleri yılın belirli dönemlerinde yoğunlaşıyor.

Nakit akışındaki dalgalanmalar kredi geri ödeme planlarını zorlaştırabiliyor.

2. Yüksek yatırım maliyetleri

Oteller;

  • uzun yatırım süresi,
  • yüksek sabit maliyet,
  • büyük bakım harcamaları

nedeniyle bankalar açısından uzun vadeli finansman gerektiriyor.

3. Jeopolitik riskler

Pandemi, savaşlar, terör olayları veya küresel krizler turizm talebini kısa sürede etkileyebiliyor.

Bankalar bu oynaklığı kredi fiyatlamasına yansıtıyor.

4. Teminat yapısı

Bazı turizm işletmelerinde;

  • sezonluk gelir,
  • işletme değeri,
  • marka değeri

bankaların klasik teminat anlayışıyla tam örtüşmeyebiliyor.

Ancak büyük resim değişti

Son yıllarda sektörün risk profili geçmişe göre önemli ölçüde farklılaştı.

Türkiye;

  • sağlık turizmi,
  • kongre turizmi,
  • spor turizmi,
  • kruvaziyer turizmi,
  • gastronomi turizmi,
  • kültür turizmi

gibi alanlarda sezonu 12 aya yaymaya başladı.

Yani turizm artık yalnızca “3 aylık yaz sezonu”ndan ibaret değil.

Bankalar hâlâ eski ezberlerle mi hareket ediyor?

Sektör temsilcilerinin yıllardır dile getirdiği temel eleştiri de tam olarak burada ortaya çıkıyor.

Bankaların kredi değerlendirme modelleri büyük ölçüde;

  • klasik bilanço analizine,
  • geçmiş dönem performansına,
  • standart teminat yapısına

dayanıyor.

Oysa turizm sektörü;

  • marka değeri,
  • destinasyon gücü,
  • doluluk oranı,
  • yabancı operatör sözleşmeleri,
  • döviz bazlı gelir üretme kapasitesi

gibi klasik finansal analizlerin ötesinde değerlendirilmesi gereken dinamiklere sahip.

Dolayısıyla sektör temsilcileri, bankaların turizmi hâlâ üretim işletmeleriyle aynı kredi kriterleri içinde değerlendirdiğini savunuyor.

Dünyada uygulama nasıl?

Turizm ekonomisinin güçlü olduğu ülkelerde;

  • sektöre özel yatırım bankacılığı,
  • uzun vadeli turizm finansmanı,
  • sezon bazlı geri ödeme modelleri,
  • gelir paylaşımına dayalı finansman,
  • kamu destekli kredi garanti sistemleri

yaygın şekilde kullanılıyor.

Türkiye’de ise bu tür ürünler hâlâ sınırlı düzeyde.

Turizm daha fazla kredi alsa ne olur?

Uzmanlara göre finansmana erişimin artması;

  • yeni otel yatırımlarını hızlandırabilir,
  • mevcut tesislerin renovasyonunu sağlayabilir,
  • enerji verimliliği yatırımlarını artırabilir,
  • hizmet kalitesini yükseltebilir,
  • kişi başı turist harcamasını artırabilir,
  • turizm gelirini 80-100 milyar dolar bandına taşıyabilecek kapasite oluşturabilir.

Sonuç

Türkiye ekonomisinin en güçlü döviz üreten sektörlerinden biri olan turizmin, bankacılık sistemindeki kredi payının yaklaşık %4 seviyesinde kalması, sektörün ekonomik ağırlığı ile finansmana erişimi arasında önemli bir dengesizliğe işaret ediyor.

Elbette bankaların risk yönetimi açısından temkinli davranması anlaşılabilir. Ancak günümüzde turizm; yalnızca mevsimsel bir faaliyet değil, güçlü döviz üretme kapasitesi, yüksek katma değeri ve küresel rekabet avantajıyla Türkiye’nin stratejik sektörlerinden biri haline gelmiş durumda.

Önümüzdeki dönemde bankaların kredi değerlendirme modellerini turizm sektörünün kendine özgü dinamiklerini daha fazla dikkate alacak şekilde güncellemesi; hem sektörün büyümesine hem de ülkenin sürdürülebilir döviz gelirinin artmasına katkı sağlayabilir. Özellikle uzun vadeli, döviz kazandırıcı yatırımları destekleyen finansman modellerinin yaygınlaşması, turizmin ekonomik potansiyelini daha etkin kullanmasına olanak tanıyacaktır.

Okumaya devam et

GÜNCEL

TPI Composites: Rüzgar enerjisinde bir devin çöküşü mü?

TPI Composites’in fabrikalarını satması ne anlama geliyor?

Yayınlanma:

|

Yazan:

Rüzgar enerjisinde dev dönüşüm: Lider üretici sahneden çekilirken sektör yeniden şekilleniyor

Bankavitrini.com | Haber Analiz

Yaklaşık otuz yıldır dünyanın en büyük bağımsız rüzgar türbini kanadı üreticilerinden biri olan TPI Composites, yaşadığı finansal sıkıntıların ardından yeniden yapılanma süreci kapsamında üretim tesislerini ve çeşitli varlıklarını satma kararı aldı. Şirketin üretim ağını elden çıkarması ilk bakışta “rüzgar enerjisinde kriz” algısı oluştursa da sektör uzmanlarına göre yaşanan gelişme temiz enerji yatırımlarının durduğu anlamına gelmiyor. Aksine sektör yeni bir konsolidasyon dönemine giriyor.

Bir dönem sektörün tartışmasız lideriydi

1990’lı yılların sonunda kurulan ABD merkezli TPI Composites, dünyanın en büyük bağımsız kompozit rüzgar türbini kanadı üreticisi olarak tanındı.

Şirket;

  • GE Vernova
  • Vestas
  • Siemens Gamesa
  • Nordex
  • Enercon

gibi dünyanın en büyük türbin üreticilerine kanat tedarik etti.

Türkiye, Meksika, Çin, Hindistan ve ABD’deki tesislerinde bugüne kadar yaklaşık 100 binin üzerinde rüzgar türbini kanadı üretildi. Şirket özellikle dış kaynak (outsourcing) modeli sayesinde üretici firmaların kendi fabrika yatırımlarını azaltmalarını sağlayan önemli bir çözüm ortağı haline gelmişti.

Peki ne oldu da bu noktaya gelindi?

Sorunun temelinde tek bir neden bulunmuyor.

1. Karlılık eridi

Pandemi sonrasında;

  • reçine fiyatları
  • karbon fiber
  • cam elyaf
  • epoksi
  • lojistik
  • enerji
  • işçilik

gibi temel maliyetler hızla yükseldi.

Buna karşılık TPI’nin birçok sözleşmesi uzun vadeli ve sabit fiyatlıydı. Dolayısıyla maliyet artışları müşterilere tam olarak yansıtılamadı.  Şirketin cirosu yüksek kalmasına rağmen faaliyet kârı giderek eridi.

2. Türbin üreticileri de zorlandı

2022-2025 döneminde sadece TPI değil;

  • Siemens Gamesa
  • Vestas
  • Nordex
  • GE Vernova

gibi dev üreticiler de düşük kârlılık açıkladılar.

Sebepleri;

  • yükselen faizler
  • bozulan tedarik zinciri
  • yüksek hammadde maliyetleri
  • ertelenen projeler
  • yatırımcıların finansman maliyetindeki artış

olarak sıralandı.

Yani problem yalnızca TPI’ye ait değildi.

3. Sermaye yapısı sürdürülemez hale geldi

Yüksek işletme sermayesi ihtiyacı, yüksek borç yükü, artan finansman giderleri, ve nakit akışındaki bozulma sonunda şirket yeniden yapılanma sürecine girdi.

2025 yılında ABD’de Chapter 11 korumasına başvuran şirket, faaliyetlerini sürdürürken aynı zamanda varlık satış sürecini başlattı.

Fabrikalar neden satılıyor?

Bu satışların amacı faaliyetleri tamamen durdurmak değil.

Asıl hedef;

  • borçları azaltmak
  • nakit yaratmak
  • üretimin devamını sağlamak
  • müşterileri kaybetmemek

olarak özetleniyor.

Mahkeme gözetimindeki süreçte şirketin çeşitli üretim tesisleri ve operasyonları farklı yatırımcılar tarafından devralınırken, rüzgar kanadı üretiminin kesintiye uğramaması hedefleniyor. ECP Blade Holdings ile yapılan anlaşma ve bazı varlıkların stratejik alıcılara devri bu planın önemli parçaları arasında yer alıyor.

Bu satışlar sektör için ne ifade ediyor?

Oldukça önemli.

Çünkü ilk kez dünyanın en büyük bağımsız kanat üreticisi parçalanarak farklı yatırımcıların kontrolüne geçiyor.

Bu durum;

  • küresel tedarik zincirinin yeniden şekillenmesi
  • üretimin bölgeselleşmesi
  • OEM üreticilerinin daha fazla dikey entegrasyona yönelmesi
  • yeni yatırımcıların sektöre girmesi

anlamına geliyor.

Temiz enerji yatırımları duruyor mu?

Hayır.

Tam tersine.

Uluslararası projeksiyonlara göre;

  • elektrik talebi büyüyor,
  • karbon emisyon hedefleri devam ediyor,
  • veri merkezleri ve yapay zekâ kaynaklı enerji ihtiyacı artıyor,
  • ülkeler enerji güvenliği için yenilenebilir yatırımlarını sürdürüyor.

Dolayısıyla sorun rüzgar enerjisinde değil, eski iş modeliyle çalışan üreticilerde görülüyor.

Asıl değişen iş modeli

Geçmişte; “Ne kadar çok üretim, o kadar çok kâr” anlayışı vardı.

Bugün ise;

  • fiyatlama gücü
  • verimlilik
  • otomasyon
  • robotik üretim
  • dijital kalite kontrol
  • düşük maliyetli üretim

çok daha belirleyici hale geldi. Artık yüksek hacim tek başına başarı getirmiyor.

Türkiye açısından ne ifade ediyor?

Türkiye;

  • cam elyaf
  • kompozit
  • çelik kule
  • bağlantı ekipmanları
  • mühendislik

alanlarında Avrupa’nın önemli üretim merkezlerinden biri.

TPI’nin geçmişte Türkiye’de yürüttüğü üretim faaliyetleri de ülkenin küresel rüzgar tedarik zincirindeki önemini göstermişti. Şirketin yeniden yapılanması sonrasında oluşacak yeni üretim dengesi, Türkiye’deki tedarikçiler ve yan sanayi için hem yeni iş birlikleri hem de yeni rekabet koşulları yaratabilir.

Bundan sonra ne bekleniyor?

Uzmanlara göre önümüzdeki birkaç yıl içinde;

  • daha az sayıda ancak daha güçlü üretici,
  • daha yüksek otomasyon,
  • daha büyük türbin kanatları,
  • bölgesel üretim merkezleri,
  • OEM üreticileri ile daha yakın entegrasyon

öne çıkacak.

Sektör küçülmüyor. Sadece yeniden organize oluyor.

Sonuç

TPI Composites’in üretim tesislerini satması, rüzgar enerjisinin geleceğinin zayıfladığı anlamına gelmiyor. Aksine bu gelişme, yüksek faiz, artan maliyetler ve finansman baskısı altında eski üretim modellerinin sürdürülemez hale geldiğini gösteriyor. Temiz enerji yatırımları küresel ölçekte devam ederken, kazananlar artık yalnızca üretim kapasitesi yüksek olanlar değil; sermaye yapısı güçlü, verimli ve teknolojik dönüşümü hızla gerçekleştirebilen şirketler olacak. TPI’nin yaşadığı süreç, yenilenebilir enerji sektörünün olgunlaşma dönemine girdiğinin ve rekabetin artık maliyet, verimlilik ve finansal dayanıklılık ekseninde şekillendiğinin en somut örneklerinden biri olarak öne çıkıyor

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

Sanayici Kâr Ettiğini Sanıyor, Ama Sermayesini Tüketiyor

Yayınlanma:

|

Yüksek maliyet dönemlerinde eski hesapla yapılan kâr hesabı işletmeleri zarara sürüklüyor

Türkiye’de sanayici artık yalnızca üretmekte, satmakta veya finansmana ulaşmakta zorlanmıyor; en temel işletme fonksiyonlarından biri olan doğru maliyet hesaplamasında da ciddi biçimde zorlanıyor.

Çünkü klasik maliyet hesabı, maliyetlerin görece sabit kaldığı dönemlerde çalışır. Ancak kira, hammadde, enerji, işçilik, finansman gideri ve kur kaynaklı maliyetlerin sürekli hareket ettiği dönemlerde “aldım, üzerine yüzde 20 koydum, sattım” mantığı artık sanayiciyi yanıltıyor.

TÜİK verilerine göre Haziran 2026’da Yİ-ÜFE yıllık yüzde 28,09, aylık yüzde 1,80 arttı. Bu, üretici tarafında maliyet baskısının hâlâ güçlü olduğunu gösteriyor. TCMB’nin Haziran 2026 Sektörel Enflasyon Beklentileri’nde reel sektörün 12 ay sonrası enflasyon beklentisi yüzde 33,10 seviyesinde kaldı.

“Yüzde 20 Kâr Ettim” Yanılgısı Nasıl Zarar Üretir?

Basit örnek: Bir sanayici ürünü 100 TL’ye mal ettiğini düşünüyor. Üzerine yüzde 20 koyup 120 TL’ye satıyor. Kâğıt üzerinde 20 TL kâr var.

Ancak aynı ürünü yeniden üretmek için gereken hammadde, enerji, işçilik ve genel giderler satış anında artık 125 TL’ye çıkmışsa, sanayici aslında 20 TL kâr etmemiştir; 5 TL sermaye kaybetmiştir.

Yani muhasebe defterinde kâr görünen işlem, işletmenin kasasında ve üretim gücünde zarar yaratmıştır.

Sorun şudur: Sanayici geçmiş maliyete göre fiyatlama yapıyor, ancak gelecekteki yenileme maliyetiyle üretime devam etmek zorunda kalıyor.

Eski Maliyet, Yeni Gerçekliği Ölçemez

Düşük enflasyon dönemlerinde “alış maliyeti + kâr marjı” yöntemi makul çalışır. Çünkü bugün alınan hammaddenin yerine yenisini koyma maliyeti birkaç hafta sonra dramatik biçimde değişmez.

Fakat yüksek enflasyon ve oynak kur dönemlerinde durum tamamen değişir.

Sanayici ürünü sattığında cebine giren para, sattığı malı yeniden yerine koymaya yetmiyorsa ortada gerçek kâr yoktur. Bu nedenle enflasyonist ortamda kâr hesabı, yalnızca geçmiş maliyet üzerinden değil, yenileme maliyeti üzerinden yapılmalıdır.

En Büyük Hata: Brüt Kârı Gerçek Kâr Sanmak

Sanayicinin sık yaptığı hata şudur: “Malı 100’e aldım, 120’ye sattım, yüzde 20 kâr ettim.”

Oysa bu hesapta çoğu zaman şu kalemler eksik kalır: Finansman maliyeti, vade farkı, tahsilat gecikmesi, kur farkı, fire, iskonto, iade, enerji artışı, işçilik zammı, kira artışı, bakım-onarım, stok taşıma maliyeti ve vergi yükü.

İSO Türkiye İmalat PMI anketleri de firmalara girdi maliyetleri ve satış fiyatlarındaki değişimleri düzenli olarak sorarak sanayide fiyatlama baskısının önemini ölçüyor. Mayıs 2026 verilerinde bazı sektörlerde girdi maliyetleri enflasyonunun dört yılı aşkın sürenin en yüksek düzeyine çıktığı belirtilmişti.

Stoktan Satış Kâr Gibi Görünür, Sermaye Kaybı Yaratabilir

Enflasyon dönemlerinde stoktan satış en tehlikeli alandır.

Sanayici geçmişte ucuza aldığı hammaddeyle ürettiği ürünü bugün yüksek fiyattan sattığında kendini kârlı hisseder. Ancak aynı hammaddeyi yeniden almak istediğinde satıştan gelen para yetersiz kalıyorsa, işletme gerçekte stok kârı değil, sermaye erimesi yaşamaktadır.

Bu nedenle enflasyon dönemlerinde doğru soru şudur: “Bu ürünü kaça mal ettim?” değil, “Bu ürünü bugün satsam, yarın aynı ürünü yeniden kaça üretebilirim?”

Vade Kârı Da Yutar

Bir başka kritik hata vadeli satışlarda ortaya çıkar.

Sanayici ürünü bugün 120 TL’ye satıyor, tahsilatı 90 gün sonra yapıyor. Bu süreçte hammadde, enerji ve işçilik yüzde 15-20 artıyorsa, tahsil edilen para işletmenin üretim döngüsünü çevirmeye yetmeyebilir.

Bu durumda firma kâr etmiş gibi görünür ama işletme sermayesi zayıflar. Sonra aynı firma bankaya gider, kredi ister. Kredi pahalıysa bu kez finansman maliyeti kârın kalan kısmını da siler.

TCMB’nin Mayıs 2026 Finansal İstikrar Raporu’nda sıkı finansal koşulların reel sektör üzerinde etkili olduğu, kredi koşullarının dezenflasyon sürecinin bir parçası olarak sıkı kaldığı vurgulanıyor.

Sanayici Neden Maliyet Hesaplayamıyor?

Çünkü artık maliyet tek bir rakam değil, sürekli değişen bir denklem.

Bugünkü maliyet ile yarınki maliyet farklı. Peşin maliyet ile vadeli maliyet farklı. TL maliyet ile dövize bağlı maliyet farklı. Muhasebe kârı ile nakit kârı farklı. Stok maliyeti ile yenileme maliyeti farklı.

Sanayici bu farkları aynı tabloda izlemiyorsa, kâr ettiğini sanırken zarar edebilir.

Çözüm: Dinamik Maliyet Sistemi

Sanayicinin artık klasik maliyet defteriyle değil, dinamik maliyet sistemiyle çalışması gerekiyor.

Her ürün için şu hesaplar ayrı izlenmeli: Üretim maliyeti, yenileme maliyeti, finansman maliyeti, tahsilat süresi, vade farkı, kur riski, fire ve iade oranı, enerji ve işçilik güncellemesi, minimum satış fiyatı ve gerçek nakit kârı.

Aksi halde firma satış yapar ama sermaye kaybeder. Ciro büyür ama kasa boşalır. Muhasebe kâr yazar ama işletme krediye muhtaç hale gelir.

Kâr Değil, Sermaye Korunmalı

Bugünün sanayicisi için en büyük risk zarar etmek değil; kâr ettiğini zannederek zarar etmektir.

Çünkü yanlış maliyet hesabı firmayı sessizce içeriden çürütür. İlk aşamada kâr marjı erir, sonra işletme sermayesi zayıflar, ardından kredi ihtiyacı artar, son aşamada ise firma üretimi finanse edemez hale gelir.

Bu nedenle yüksek enflasyon, yüksek faiz ve oynak maliyet dönemlerinde sanayicinin temel hedefi yalnızca kâr etmek değil, önce sermayesini korumak olmalıdır.

Kâr, ancak sattığınız malı yeniden yerine koyabiliyor ve işletme döngüsünü borçla değil kendi nakit akışınızla sürdürebiliyorsanız gerçektir.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.