BANKA HABERLERİ
Akbank’tan 2026’nın ilk yarısında 34,3 milyar lira net kar
Akbank Genel Müdürü Kaan Gür, “Toplam mevduatımız 2 trilyon 511 milyar liraya, aktiflerimiz ise 4 trilyon 12 milyar liraya ulaştı” diye konuştu.
Yayınlanma:
8 saat önce|
Yazan:
BankaVitrini
Akbank, 2026’nın ilk yarısında 12 milyar 623 milyon lira vergi gideri sonrası 34 milyar 333 milyon lira konsolide net kar elde etti.
Bankadan yapılan açıklamaya göre Akbank, yılın ilk yarısına ilişkin finansal sonuçlarını paylaştı.
Açıklamada görüşlerine yer verilen Akbank Genel Müdürü Kaan Gür, ikinci çeyrekteki jeopolitik gelişmelere bağlı belirsizliklerin küresel piyasalarda ve emtia fiyatlarında belirgin dalgalanmaya neden olduğunu belirtti.
Söz konusu dalgalanmaların yurt içinde enflasyon, dış denge ve bütçe üzerinde etkileri gözlense de ekonomi yönetimi tarafından proaktif alınan politika önlemlerinin, yurt içi finansal piyasaların görece daha sakin seyir izlemesini sağladığını aktaran Gür, bu süreçte Akbank ve Türk bankacılık sektörünün Türkiye ekonomisini desteklemeyi sürdürdüğünü anlattı.
Gür, yılın ilk yarısında Türkiye ekonomisine sağladıkları kredi desteğini 2 trilyon 233 milyar lirası nakdi olmak üzere toplam 2 trilyon 913 milyar lira seviyesine çıkardıklarına dikkati çekerek, şunları kaydetti:
‘Toplam mevduatımız 2 trilyon 511 milyar liraya, aktiflerimiz ise 4 trilyon 12 milyar liraya ulaştı. Yüzde 16,4 düzeyinde gerçekleşen güçlü konsolide sermaye yeterlilik oranımızla reel sektörün büyümesine ve gelişmesine destek olmayı sürdürdük. Bankamız 2026’nın ilk yarısında 12 milyar 623 milyon lira vergi gideri sonrası 34 milyar 333 milyon lira konsolide net kar elde etti. Başarılı performansları için çalışma arkadaşlarıma ve bizlere duydukları güven için başta müşterilerimiz olmak üzere tüm paydaşlarımıza teşekkür ederim.’
Bankanın Solo verileri ise aşağıdaki gibi gerçekleşti:

İlginizi Çekebilir
BANKA HABERLERİ
Enflasyonu düşürelim derken sanayiyi mi kaybediyoruz?
Yayınlanma:
3 saat önce|
29/07/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Üretmeden enflasyon düşer mi, düşse bile refah artar mı?
Türkiye’de enflasyonla mücadele uzun süredir ağırlıklı olarak yüksek faiz, kredi büyümesinin sınırlandırılması, iç talebin baskılanması ve reel kurun kontrol altında tutulması üzerinden yürütülüyor.
Bu yaklaşımın temel mantığı açık: Talep yavaşlayacak, tüketim azalacak, şirketler fiyat artırmakta zorlanacak, dövize yönelim sınırlanacak ve böylece enflasyon gerileyecek.
Ancak ekonominin sahadaki işleyişi, teorik çerçeveden çok daha karmaşık.
Çünkü Türkiye’de uygulanan sıkı para politikası yalnızca tüketimi değil; aynı zamanda üretimi, yatırımı, istihdamı, ihracatı ve şirketlerin işletme sermayesini de baskılıyor.
Ortaya şu kritik soru çıkıyor: Enflasyonu düşürmek için uygulanan araçlar, ülkenin üretim kapasitesini tahrip ediyorsa elde edilen sonuç gerçekten başarı sayılabilir mi?
Sanayide alarm veren göstergeler
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, 23 Temmuz 2026 tarihli toplantısında politika faizini yüzde 37 seviyesinde sabit tuttu. TCMB, sıkı para politikasının talep, kur ve beklenti kanalları üzerinden dezenflasyonu güçlendireceğini belirtirken, yakın dönem verilerinin iç talepteki zayıflamanın belirginleştiğine işaret ettiğini de açıkladı.
Ancak iç talepteki zayıflama, sanayi açısından yalnızca fiyat artışlarının yavaşlaması anlamına gelmiyor.
Haziran 2026’da İSO Türkiye İmalat PMI verisi 49,8’den 47,1’e geriledi. Böylece imalat sektöründeki zayıflama eğilimi üst üste 27’nci aya taşındı. PMI göstergesinde 50’nin altındaki değerler faaliyet koşullarında daralmaya işaret ediyor.
TÜİK verilerine göre sanayi üretimi Mayıs 2026’da yıllık bazda değişmezken, aylık bazda yüzde 2,9 geriledi. İmalat sanayindeki aylık düşüş ise yüzde 3,3 oldu.
Temmuz 2026’da imalat sanayi kapasite kullanım oranı da bir önceki aya göre 0,6 puan azalarak yüzde 73,9’a düştü. Mevsimsel etkilerden arındırılmış oran yüzde 73,8 olarak gerçekleşti.
Bu veriler birlikte okunduğunda tablo açıktır: Sanayici üretmek istiyor ancak finansmana, talebe ve öngörülebilir maliyet yapısına ulaşmakta zorlanıyor.
Enflasyonla mücadele sanayiyi hangi kanallardan vurdu?
1. Ticari kredi faizi üretim maliyetine dönüştü
Türkiye’de banka kredisi yalnızca yatırım finansmanı değildir.
Sanayici krediyle:
- Hammadde alır.
- Personel ücretini öder.
- Enerji giderini karşılar.
- Stok taşır.
- Müşterisine vade açar.
- İhracat siparişini üretir.
- Makine ve kapasite yatırımı yapar.
Dolayısıyla ticari kredi faizinin uzun süre yüksek kalması, doğrudan üretim maliyetine dönüşür.
Yüzde 40-50 bandına yaklaşan veya şirketin riskine göre bu seviyeleri aşan ticari kredi maliyetiyle bir sanayi işletmesinin sağlıklı fiyatlama yapması son derece zordur.
Şirket yüzde 15-20 faaliyet kârı elde etse bile işletme sermayesini yüzde 45-55 maliyetle finanse ediyorsa, satış yaptıkça finansman gideri büyüyebilir.
Böyle bir ortamda üretici şu ikilemle karşılaşır: Üretimi azaltırsa pazarını kaybeder, üretime devam ederse finansman giderine çalışır.
2. Kredi pahalı olmakla kalmadı, erişimi de zorlaştı
Sorun yalnızca kredinin faiz oranı değildir.
Kredi büyümesine getirilen sınırlar, bankaların bilanço tercihleri, sektör ve firma bazında artan risk algısı ile teminat koşullarındaki ağırlaşma krediye erişimi de zorlaştırdı.
TCMB’nin 2026 yılı ikinci çeyrek Banka Kredileri Eğilim Anketi, işletme kredilerinde sıkılaşmanın devam ettiğine işaret ediyor. Bankalar önümüzdeki dönemde sıkılaşmanın zayıflayarak sürmesini bekliyor.
Kredi musluğunun kısılması, özellikle özkaynağı zayıf KOBİ’leri ve işletme sermayesi ihtiyacı yüksek sanayi şirketlerini daha sert vuruyor.
Büyük şirket tahvil, eurobond, sendikasyon veya yabancı ortaklık gibi alternatiflere ulaşabilirken küçük ve orta ölçekli sanayi şirketi çoğunlukla bankaya bağımlıdır.
Banka kredisi kesildiğinde şirketin önünde genellikle dört seçenek kalır:
- Üretimi azaltmak,
- Personel çıkarmak,
- Tedarikçi ve vergi ödemelerini geciktirmek,
- Kayıt dışı veya çok daha pahalı finansmana yönelmek.
Bu noktadan sonra kredi politikası yalnızca enflasyon politikası olmaktan çıkar; şirketlerin hayatta kalma meselesine dönüşür.
3. İç talep baskılanırken maliyetler aynı hızla düşmedi
Sıkı para politikasının amacı talebi soğutmaktır. Ancak üreticinin karşı karşıya olduğu maliyetler aynı hızda gerilememektedir.
Mayıs 2026’da Yİ-ÜFE imalat sanayinde yıllık yüzde 30,72 arttı. Enerji, ara malı, dayanıklı ve dayanıksız tüketim mallarında da güçlü maliyet artışları sürdü.
Haziran 2026’da genel Yİ-ÜFE yıllık yüzde 28,09 seviyesinde gerçekleşti.
Yani üreticinin satış hacmi azalırken;
- İşçilik,
- Enerji,
- Kira,
- Vergi,
- Hammadde,
- Nakliye,
- Finansman
giderleri yükselmeye devam ediyor.
Talep düşüyor fakat maliyetler aynı hızla düşmüyor.
Sonuç olarak şirketler önce kâr marjından vazgeçiyor, ardından sermayelerini tüketmeye başlıyor.
Reel kur politikası ihracatçıyı nasıl etkiledi?
Enflasyonla mücadelede döviz kurunun görece kontrollü seyretmesi, ithal girdi fiyatları ve enflasyon beklentileri açısından kısa vadede olumlu görülebilir.
Ancak TL’deki değerlenme, maliyetleri enflasyon oranında yükselen ihracatçı açısından ciddi bir rekabet sorunu yaratmaktadır.
İhracatçı şirketin:
- İşçilik gideri TL ile,
- Enerji gideri TL ile,
- Kira ve hizmet giderleri TL ile,
- Vergi ve finansman yükü TL ile
artarken ihracat geliri aynı oranda yükselmiyorsa şirket döviz bazında pahalı hale gelir.
Bu durumda ihracatçı ya fiyat artırarak müşteri kaybeder ya da kâr marjından vazgeçer.
Uzun süre devam eden bu yapı, “enflasyonu kur üzerinden kontrol etme” politikasının maliyetini sanayiye ve ihracatçıya yükler.
Üretim nasıl cezalandırıldı?
Bugünkü ekonomik düzende finansal davranış ile üretim faaliyeti arasındaki ödül-ceza dengesi bozulmuştur.
Yüksek faiz döneminde şirket açısından;
- Mevduatta kalmak,
- Nakit tutmak,
- Tahvil veya para piyasası araçlarına yönelmek
üretim yapmaktan daha düşük riskli ve bazı dönemlerde daha yüksek getirili hale gelebilir.
Oysa üretim yapmak;
- İşçi çalıştırmayı,
- Stok taşımayı,
- Tahsilat riski almayı,
- Enerji kullanmayı,
- Vergi ödemeyi,
- Müşteriye vade açmayı,
- Kur ve hammadde riski taşımayı
gerektirir.
Üretimden beklenen kârlılık risksiz veya düşük riskli finansal getirinin altında kaldığında rasyonel şirket davranışı yatırım yapmak değil, bilançosunu küçültmek olur.
Böylece ekonomi üreticiyi değil, nakitte kalanı ödüllendirir.
En tehlikeli sonuç da budur: Enflasyonla mücadele için uygulanan sistem, üretim yapan şirketi bilançosunu küçültmeye teşvik ediyorsa gelecekteki arz kapasitesini de azaltıyor demektir.
Üretmeden enflasyon düşer mi?
Kısa vadede düşebilir.
Talep sert biçimde daraltılır, kredi kullanımı azaltılır ve hanehalkının satın alma gücü gerilerse şirketlerin fiyat artırma kapasitesi sınırlanabilir.
Ancak bu, enflasyonun sağlıklı biçimde düştüğü anlamına gelmeyebilir.
Enflasyon iki yoldan düşürülebilir:
Birinci yol: Fakirleştirerek dezenflasyon
Talep düşürülür, kredi kesilir, ücretler baskılanır, tüketim daralır ve şirketler satış yapamadığı için fiyat artıramaz.
Bu yöntemde enflasyon gerileyebilir fakat:
- İşsizlik artabilir.
- Yatırımlar durabilir.
- Şirketler kapanabilir.
- Reel ücretler düşebilir.
- Orta sınıf zayıflayabilir.
- Gelir dağılımı bozulabilir.
İkinci yol: Üreterek dezenflasyon
Verimlilik artırılır, enerji ve lojistik maliyetleri düşürülür, tarımsal üretim güçlendirilir, rekabet artırılır, kamuda mali disiplin sağlanır ve arz kapasitesi genişletilir.
Bu yöntemde hem fiyat baskıları azalır hem de ekonomik refah artabilir.
Türkiye’nin temel sorunu, dezenflasyon yükünün büyük ölçüde para politikası ve kredi kanalı üzerine bırakılmasıdır.
Oysa yüksek ve kalıcı enflasyon yalnızca fazla kredi veya fazla tüketimden kaynaklanmaz.
Türkiye’de enflasyonu besleyen unsurlar arasında;
- Bütçe açıkları,
- Dolaylı vergiler,
- Yönetilen ve yönlendirilen fiyatlar,
- Enerji maliyetleri,
- Tarımsal arz sorunları,
- Kur geçişkenliği,
- Rekabet eksikliği,
- Beklentiler,
- Verimlilik düşüklüğü,
- Hukuki ve kurumsal belirsizlikler
de bulunmaktadır.
Bu sorunlar çözülmeden yalnızca ticari kredileri kısarak kalıcı fiyat istikrarı sağlamak mümkün değildir.
Enflasyon düşse bile refah artar mı?
Enflasyonun düşmesi refah için gereklidir ancak tek başına yeterli değildir.
Bir ülkede enflasyon yüzde 70’ten yüzde 25’e düşebilir. Fakat aynı dönemde;
- Reel ücretler azalıyor,
- İşsizlik artıyor,
- Şirketler kapanıyor,
- Üretim kapasitesi daralıyor,
- Eğitim ve sağlık hizmetlerine erişim zorlaşıyor,
- Gelir dağılımı bozuluyorsa
toplumsal refah artmış sayılmaz.
Enflasyonun düşmesi, fiyatların ucuzlaması değil; fiyat artış hızının yavaşlamasıdır.
Vatandaşın refahının artması için gelirlerin fiyatlardan daha hızlı yükselmesi, verimliliğin artması ve kaliteli istihdamın çoğalması gerekir.
Sanayinin küçüldüğü, üreticinin yatırım yapamadığı ve gençlerin nitelikli iş bulamadığı bir ekonomide yalnızca enflasyon oranındaki düşüş refah yaratmaz.
Araç ile amaç arasındaki uyumsuzluk
Amaç fiyat istikrarıysa kullanılan aracın üretim kapasitesini yok etmemesi gerekir.
Fakat bugün sanayi üzerindeki tablo şunu gösteriyor:
| Uygulanan araç | Hedeflenen sonuç | Sanayide oluşan yan etki |
|---|---|---|
| Yüksek faiz | Talebi azaltmak | Finansman giderinin patlaması |
| Kredi sınırlaması | Para yaratımını yavaşlatmak | İşletme sermayesi krizi |
| Kontrollü kur | Enflasyonu sınırlamak | İhracatta rekabet kaybı |
| İç talebi baskılama | Fiyat artışını yavaşlatmak | Satış ve kapasite düşüşü |
| Ücretleri sınırlama | Hizmet enflasyonunu düşürmek | İç pazarın daralması |
| Vergi artışları | Bütçe gelirini artırmak | Üretim maliyetinin yükselmesi |
Burada ciddi bir koordinasyon sorunu bulunmaktadır.
Para politikası talebi bastırırken maliye politikası vergiler ve yönetilen fiyatlarla maliyetleri yükseltiyorsa sanayi iki taraftan sıkıştırılır.
Bir taraftan satış yapamaz, diğer taraftan maliyet düşüremez.
Ekonomi yönetimi kayıpları görmüyor mu?
Ekonomi yönetiminin sanayi üretimi, kapasite kullanımı, PMI, kredi büyümesi ve şirket bilançolarındaki bozulmayı görmediğini söylemek doğru olmaz.
Asıl tartışılması gereken konu, bu maliyetlerin dezenflasyon programının kaçınılmaz ve geçici bedeli olarak kabul edilip edilmediğidir.
Sorun şu ki üretim kapasitesi geçici olarak kapatılan bir musluk değildir.
Bir fabrika kapandığında;
- Nitelikli çalışanlar dağılır.
- Tedarik zinciri bozulur.
- Müşteri ilişkileri kaybedilir.
- Makine parkı eskir.
- Marka değeri aşınır.
- İhracat pazarı rakiplere geçer.
Talep yeniden canlandığında aynı kapasiteyi kısa sürede geri getirmek mümkün olmayabilir.
Bu nedenle sanayideki kayıp yalnızca bugünün büyüme kaybı değildir; gelecekteki üretim, ihracat ve vergi gelirinin de kaybıdır.
Çözüm ne olmalı?
1. Tüketim kredisiyle üretim kredisi ayrılmalı
Enflasyonla mücadelede bütün kredilere aynı gözle bakılmamalıdır.
Tüketimi artıran kredi ile ihracat, yatırım, enerji verimliliği ve işletme sermayesi kredisi aynı sepete konulmamalıdır.
Kredi politikası seçici hale getirilmelidir.
Üretim, yatırım, ihracat ve teknolojik dönüşüm kredileri genel kredi sınırlamalarından ayrıştırılmalıdır.
2. Ticari kredi büyüme sınırları sektör bazlı uygulanmalı
İthal tüketimi veya spekülatif stokçuluğu finanse eden krediyle üretim siparişini tamamlayan kredi aynı değildir.
Kredi kotaları;
- İhracat katkısı,
- İstihdam,
- Yerlilik oranı,
- Katma değer,
- Teknoloji düzeyi,
- Enerji verimliliği
gibi kriterlere göre farklılaştırılmalıdır.
3. KOBİ’ler için işletme sermayesi kanalı açılmalı
KOBİ’nin temel sorunu çoğu zaman zarar etmek değil, tahsilat ile ödeme arasındaki süreyi finanse edememektir.
Eximbank, KGF, kalkınma bankaları ve ticari bankalar üzerinden uzun vadeli, şeffaf kriterli ve doğrudan üretime bağlı işletme sermayesi programları oluşturulmalıdır.
Bu krediler vergi, SGK, enerji ve personel ödemelerine bağlanarak amacı dışında kullanım sınırlandırılabilir.
4. Reeskont kredilerinin erişimi genişletilmeli
Reeskont kredileri yalnızca büyük ihracatçıların ulaşabildiği bir mekanizma olmaktan çıkarılmalıdır.
Küçük ve orta ölçekli ihracatçıların teminat ve ölçek sorunları çözülmeli; kredi limitleri, ihracat performansı ve katma değer kriterlerine göre artırılmalıdır.
5. Reel kur dengesi korunmalı
Enflasyonu baskılamak için kuru sürekli düşük tutmak kısa vadede rahatlama sağlasa da sanayinin rekabet gücünü aşındırır.
Kur politikası öngörülebilir olmalı; TL’nin aşırı değerlenmesine izin verilmemelidir.
Amaç kuru sıçratmak değil, enflasyon ile verimlilik farkını gözeten dengeli bir reel kur politikası yürütmektir.
6. Maliye politikası daha fazla sorumluluk almalı
Enflasyonla mücadelenin bütün yükü Merkez Bankası ve kredi sistemi üzerine bırakılamaz.
Kamuda;
- İsraf azaltılmalı,
- Vergi istisnaları gözden geçirilmeli,
- Kayıt dışılıkla mücadele edilmeli,
- Dolaylı vergi bağımlılığı düşürülmeli,
- Kamu fiyat ayarlamaları öngörülebilir hale getirilmeli,
- Bütçe disiplini güçlendirilmelidir.
Para politikası frene basarken kamu harcamaları ve vergi politikası aksi yönde çalışırsa enflasyon düşürmenin faturası sanayiye çıkar.
7. Enerji ve hammadde maliyetleri düşürülmeli
Sanayinin rekabet gücü yalnızca faizle belirlenmez.
Enerji, lojistik, liman, demiryolu, depolama, gümrük ve ara malı maliyetleri düşürülmelidir.
Enerji verimliliği yatırımları uzun vadeli ve düşük maliyetli finansmanla desteklenmelidir.
8. Sorunlu ama yaşayabilir şirketler yeniden yapılandırılmalı
Geçici nakit sıkışıklığı yaşayan şirketle ekonomik olarak artık yaşama şansı olmayan şirket ayrıştırılmalıdır.
Yaşayabilir şirketler için;
- Uzun vadeli yeniden yapılandırma,
- Anapara öteleme,
- Faiz indirimi,
- Sermaye benzeri finansman,
- Ortak fon mekanizmaları
geliştirilmelidir.
Aksi halde geçici likidite sorunu kalıcı iflaslara dönüşür.
Sonuç: Enflasyon sanayiyi yok ederek düşürülmemeli
Türkiye’nin fiyat istikrarına ihtiyacı vardır.
Yüksek enflasyon yatırım kararlarını bozar, gelir dağılımını tahrip eder, tasarrufları eritir ve toplumun geleceğe olan güvenini zayıflatır.
Dolayısıyla enflasyonla mücadele tartışmasız biçimde gereklidir.
Ancak enflasyonu düşürmenin yöntemi de enflasyon kadar önemlidir.
Üretim kapasitesini azaltarak, şirketleri işletme sermayesiz bırakarak, ihracatçıyı rekabet edemez hale getirerek ve KOBİ’leri banka kredisi dışına iterek elde edilecek dezenflasyon sürdürülebilir değildir.
Çünkü bugün krediyi keserek üretimi azaltabilirsiniz.
Fakat yarın talep yeniden yükseldiğinde piyasada yeterli mal yoksa enflasyon bu kez arz yetersizliği üzerinden geri döner.
Türkiye’nin ihtiyacı yalnızca talebi bastıran değil; aynı zamanda arzı, verimliliği, yatırımı ve rekabet gücünü artıran bütüncül bir programdır.
Unutulmamalıdır: Fabrikaları susturarak fiyatları geçici olarak yavaşlatabilirsiniz; ancak üretmeden zenginleşemez, sanayiyi kaybederek kalıcı fiyat istikrarı sağlayamazsınız.
Erol Taşdelen – Ekonomist Bankavitrini.com
BANKA HABERLERİ
Eurobond Nedir? 757 Dolarlık Tahvil Nasıl 1.000 Dolar Öder?
Yayınlanma:
4 saat önce|
29/07/2026Yazan:
BankaVitrini
Eurobond’u Sıfırdan Anlatan Rehber
Bankavitrini.com | Özel Dosya
Son dönemde yatırımcıların en çok konuştuğu yatırım araçlarından biri hiç şüphesiz Eurobond oldu. Özellikle yüksek mevduat faizleri, döviz beklentileri ve faiz indirimi tartışmalarıyla birlikte Eurobond yatırımları yeniden gündemin üst sıralarına çıktı.
Ancak dikkat çekici bir gerçek var: Eurobond hakkında çok konuşuluyor ama nasıl çalıştığını gerçekten bilenlerin sayısı oldukça az.
- “757 dolara aldığım tahvil bana neden 1.000 dolar ödüyor?”
- “Kirli fiyat ne demek?”
- “Temiz fiyat neden farklı?”
- “CDS düşünce neden fiyat yükseliyor?”
- “Kupon faizi nasıl hesaplanıyor?”
- “Faizler düşerse neden Eurobond kazanıyor?”
Bu rehberde Eurobond’u en temel seviyeden başlayarak herkesin anlayabileceği örneklerle anlatıyoruz.
Eurobond Nedir?
Eurobond; Bir ülkenin Hazinesi veya özel sektör şirketlerinin, uluslararası yatırımcılardan döviz cinsinden borçlanmak amacıyla çıkardıkları uzun vadeli tahvillerdir.
Türkiye açısından bakıldığında Eurobond ihraç eden başlıca kurumlar;
- T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı
- Türk bankaları
- Büyük holdingler
- Enerji şirketleri
olmaktadır.
Yani aslında; Eurobond satın aldığınızda devlete veya şirkete borç vermiş olursunuz.
Karşılığında ise belirli dönemlerde faiz (kupon) alırsınız.
Vade sonunda da anaparanızı geri alırsınız.
Eurobond Neden Dolar veya Euro ile İhraç Edilir?
Çünkü yurtdışındaki yatırımcı TL almak istemez.
Uluslararası piyasalarda en çok kullanılan para birimleri;
- USD
- EUR
- GBP
olduğu için Eurobondlar da bu para birimleri üzerinden ihraç edilir.
Dolayısıyla yatırımcı;
- döviz kazanır
- döviz faiz geliri elde eder.
Eurobond Nasıl Kazandırır?
Eurobond yatırımcısının üç farklı kazanç kalemi vardır.
1) Kupon Faizi
En temel gelir budur.
Örneğin;
Nominal değeri 1.000 USD olan bir Eurobondun kupon faizi %8 ise; Yıllık faiz: 80 USD olacaktır.
Kuponlar genellikle yılda iki kez ödenir. Yani; 40 USD + 40 USD şeklinde hesabınıza geçer.
2) Fiyat Kazancı
İkinci kazanç kalemi budur.
Örneğin; Bugün 757 dolara aldığınız Eurobond vade sonunda 1.000 dolar olarak ödenecektir.
Aradaki fark; 243 dolar sermaye kazancıdır.
3) Kur Kazancı
Türkiye’de yaşayan yatırımcı için ayrıca; USD/TL yükselirse Eurobondun TL değeri de artar.
Bu nedenle Eurobond aynı zamanda kur riskine karşı koruma sağlayan yatırım araçlarından biridir.
Peki 757 Dolarlık Eurobond Neden 1.000 Dolar Ödüyor?
İşte yatırımcıların en çok merak ettiği konu burası.
Çünkü Eurobondlar piyasada işlem görür.
Fiyatları sürekli değişir.
Örneğin; İhraç fiyatı: 1.000 USD olsun.
Ancak;
- faizler yükseldi
- CDS arttı
- yatırımcı satış yaptı
ve fiyat 757 dolara düştü.
Siz bu tahvili; 757 dolardan satın alırsınız. Ancak Hazine size; vade sonunda yine 1.000 dolar öder.
Çünkü; geri ödeme piyasa fiyatına göre değil, nominal değer üzerinden yapılır.
Nominal Değer Nedir?
Nominal değer; Eurobondun resmi anapara değeridir.
Genellikle; 1.000 USD veya 100 USD olmaktadır.
Vade sonunda her zaman bu rakam ödenir.
Kirli Fiyat Nedir?
Yatırımcıların en çok karıştırdığı konudur.
Kirli fiyat; Temiz fiyat işlemiş kupon faizidir.
Yani siz Eurobondu satın alırken; önceki yatırımcının hak ettiği ancak henüz tahsil etmediği faizi de ödersiniz.
Bu nedenle ekranda görülen fiyat; kirli fiyattır.
Temiz Fiyat Nedir?
Temiz fiyat ise; yalnızca tahvilin gerçek piyasa değeridir.
Faiz içermez. Profesyoneller genellikle temiz fiyat üzerinden konuşurlar.
Kupon Faizi Nasıl Hesaplanıyor?
Örnek; Nominal: 1.000 USD
Kupon: %8
Yılda iki ödeme.
Yıllık faiz 80 USD olacaktır.
Ödemeler; 40 USD + 40 USD şeklinde yapılacaktır.
Eurobond Fiyatı Neden Sürekli Değişiyor?
Eurobond fiyatını etkileyen birçok faktör vardır.
En önemlileri:
- ABD faizleri
- Türkiye CDS primi
- Enflasyon beklentileri
- Döviz kuru
- Küresel risk iştahı
- İhraç eden kurumun kredi riski
- Vadesine kalan süre
- Piyasa likiditesi
CDS Düşünce Eurobond Neden Yükseliyor?
Çünkü; CDS; ülkenin risk primidir.
Risk düştükçe; yatırımcı daha düşük faiz ister.
Faiz düşünce; eski yüksek faizli Eurobondlar daha değerli hale gelir.
Sonuç: Eurobond fiyatı yükselir.
Faiz ile Eurobond Fiyatı Arasında Nasıl Bir İlişki Var?
Tamamen ters ilişki vardır.
Faiz yükselirse; Eurobond fiyatı düşer.
Faiz düşerse; Eurobond fiyatı yükselir.
Bu nedenle; Merkez bankalarının faiz indirimleri Eurobond piyasası açısından yakından takip edilir.
Vade Uzadıkça Risk Artar mı?
Evet.
30 yıllık Eurobondlar; faiz değişimlerinden çok daha fazla etkilenir.
5 yıllık Eurobondlar ise daha düşük oynaklığa sahiptir.
Buna finans literatüründe durasyon riski denir.
Eurobond Kimler İçin Uygundur?
Eurobond özellikle;
- Döviz bazlı gelir elde etmek isteyenler,
- Uzun vadeli yatırım düşünenler,
- Düzenli kupon geliri arayanlar,
- Portföyünü TL dışı varlıklarla çeşitlendirmek isteyenler,
- Türkiye’nin risk primindeki düşüşten faydalanmayı hedefleyen yatırımcılar
için uygun bir alternatif olabilir.
Ancak yatırım kararı; vade, faiz riski, kur beklentisi, vergi durumu ve kişisel risk profili dikkate alınarak verilmelidir.
Eurobond Alırken Nelere Dikkat Edilmeli?
Yatırım yapmadan önce şu sorular mutlaka cevaplanmalıdır:
- Hazine Eurobondu mu, şirket Eurobondu mu?
- Kupon faizi kaç?
- Vadesine kaç yıl kaldı?
- Temiz fiyat mı, kirli fiyat mı?
- Getiri (Yield to Maturity – YTM) ne kadar?
- Türkiye CDS primi hangi seviyede?
- ABD tahvil faizleri hangi yönde hareket ediyor?
- Portföyümün ne kadarını Eurobond’a ayırmalıyım?
- Vergisel yükümlülükler neler?
- Vade sonuna kadar tutmayı mı, ara dönemde satmayı mı planlıyorum?
Sonuç: Eurobond Sadece Faiz Değil, Bir Fiyatlama Matematiğidir
Eurobond, ilk bakışta yalnızca “döviz cinsinden faiz veren bir tahvil” gibi görünse de, aslında fiyatı küresel faizlerden ülke risk primine, döviz kurundan piyasa beklentilerine kadar birçok değişkenden etkilenen dinamik bir yatırım aracıdır.
Bu nedenle Eurobond yatırımında sadece kupon faizine odaklanmak yeterli değildir. Temiz ve kirli fiyat farkını, nominal değeri, vade sonu getirisini (YTM), durasyon riskini ve CDS gibi göstergeleri doğru analiz eden yatırımcılar daha bilinçli karar verebilir.
Özellikle Türkiye gibi faiz ve kur oynaklığının yüksek olduğu ekonomilerde Eurobond; döviz bazlı düzenli gelir, sermaye kazancı ve portföy çeşitlendirmesi açısından önemli fırsatlar sunarken, faiz ve piyasa risklerini de beraberinde getirir.
Kısacası, Eurobond’a yatırım yapmadan önce yalnızca “kaç faiz veriyor?” sorusunu değil, “bu fiyat neden oluştu ve hangi koşullarda değişir?” sorusunu da sormak gerekir.
Bankavitrini.com Özel Bilgi Kutusu
Eurobond’u 30 Saniyede Anlayın
| Soru | Cevap |
|---|---|
| Eurobond nedir? | Döviz cinsinden uzun vadeli tahvildir. |
| Kim ihraç eder? | Hazine veya şirketler. |
| Kupon nedir? | Düzenli faiz ödemesidir. |
| Nominal değer? | Vade sonunda geri ödenecek anaparadır. |
| 757 USD neden 1.000 USD olur? | Vade sonunda nominal değer ödenir. |
| CDS düşerse? | Eurobond fiyatı yükselme eğilimine girer. |
| Faiz yükselirse? | Eurobond fiyatı düşer. |
| Döviz yükselirse? | TL bazında Eurobond değeri artar. |
| Kirli fiyat? | Temiz fiyat + işlemiş kupon faizi. |
| En önemli gösterge? | Vade sonu getirisi (YTM), kupon oranından daha belirleyicidir. |
BANKA HABERLERİ
Bankacılıkta Yılın Satışı: Yapı Kredi Portföy Azimut’a Devrediliyor
Yapı Kredi Portföy’de Tarihi Satış: Azimut, YKP’nin %100’ünü Devralıyor
Yayınlanma:
6 saat önce|
29/07/2026Yazan:
BankaVitrini
Yapı Kredi, portföy yönetimi alanında stratejik ortaklığa imza attı
Yapı Kredi Bankası, bağlı ortaklığı Yapı Kredi Portföy Yönetimi A.Ş. (YKP) sermayesindeki sahip olduğu %12,65 pay ile bağlı ortaklığı Yapı Kredi Yatırım Menkul Değerler A.Ş.’nin sahip olduğu %87,32 payın, diğer pay sahipleriyle birlikte Azimut Grubu bünyesindeki AZ International Holdings S.A.’ya devri konusunda anlaşmaya vardığını açıkladı.
Taraflar arasında imzalanan Pay Devir Sözleşmesi ile birlikte Türkiye portföy yönetimi sektörünün en önemli satın alma işlemlerinden biri hayata geçirilmiş oldu.
Satış Bedeli Nasıl Oluşuyor?
Açıklamaya göre satış bedeli tek kalemden oluşmuyor. Nihai tutar, şirket performansına bağlı olarak birkaç farklı bileşenden meydana gelecek.
1- Peşin Ödeme
Kapanış tarihinde ödenecek azami peşin tutar:
13 milyar 977 milyon TL
Bu tutar, YKP’nin performansı ve belirlenen finansal kriterlere göre fiyat ayarlamalarına tabi olacak.
2- Ertelenmiş Ödeme
2027 yılında tahsil edilmesi planlanan performansa bağlı ertelenmiş ödeme:
2 milyar 415 milyon TL
Bu ödeme de şirketin belirlenen finansal performans kriterlerini gerçekleştirmesine bağlı olacak.
3- Nakit Düzeltmesi
Kapanış tarihinde şirket kasasında bulunan nakit ve nakit benzerlerine göre yapılacak düzeltme kapsamında; azami 3 milyar 700 milyon TL
tutarında ilave fiyat değişikliği söz konusu olabilecek.
4- Uzun Vadeli Performans Ödemeleri
İşlem bununla da sınırlı değil. Kapanış tarihinden sonra 5 yıllık dönem boyunca, YKP’nin performansına bağlı olarak ilave uzun vadeli performans ödemeleri yapılacak.
Dolayısıyla işlemin toplam ekonomik büyüklüğü, önümüzdeki yıllarda oluşacak performansa göre bugünkü rakamların üzerine çıkabilecek.
Dağıtım Anlaşması da Yapıldı
Taraflar yalnızca hisse devrinde anlaşmadı.
Ayrıca;
- Yapı Kredi Bankası
- Yapı Kredi Portföy
- AZ Holdings
- Azimut Portföy Yönetimi
arasında ayrı bir Dağıtım Sözleşmesi (Protokolü) de imzalanacak.
Bu sözleşmeye göre;
- Yapı Kredi Bankası, YKP tarafından yönetilen yatırım fonlarının dağıtımını 15 yıl boyunca sürdürecek.
- Belirli istisnalar dışında Türkiye’de münhasır dağıtım hakkı korunacak.
- Böylece müşteri tarafında önemli bir değişiklik yaşanmadan iş modeli devam edecek.
Bu Satışın Arkasında Ne Var?
Bu işlem yalnızca bir hisse satışı değil.
Aslında küresel varlık yönetiminde yaşanan konsolidasyonun Türkiye’ye yansıması olarak değerlendiriliyor.
Azimut Grubu;
- Avrupa’nın önde gelen bağımsız varlık yönetim şirketlerinden biri,
- 100 milyar Euro’nun üzerinde yönetilen varlığa sahip,
- 20’den fazla ülkede faaliyet gösteriyor.
Türkiye ise son yıllarda hızla büyüyen yatırım fonu piyasasıyla yabancı yatırımcıların dikkatini çekiyor.
Türkiye Portföy Yönetimi Pazarı Büyüyor
Son yıllarda;
- yatırım fonu yatırımcı sayısındaki artış,
- BES fonlarının büyümesi,
- para piyasası fonlarına yoğun talep,
- yüksek faiz ortamında fon yatırımlarının hızla artması,
portföy yönetim şirketlerinin değerlemelerini önemli ölçüde yükseltti.
Bu nedenle uluslararası oyuncular Türkiye’deki büyük portföy yönetim şirketlerine daha fazla ilgi göstermeye başladı.
Yapı Kredi İçin Ne Anlama Geliyor?
Bu işlemle birlikte Yapı Kredi;
- Portföy yönetimindeki operasyonel yükünü azaltırken,
- Güçlü bir uluslararası ortakla yoluna devam edecek,
- 15 yıllık dağıtım anlaşması sayesinde yatırım fonu müşterileriyle ilişkisini koruyacak,
- Satıştan önemli bir sermaye girişi sağlayacak.
Azimut Ne Kazanıyor?
Azimut açısından ise işlem;
- Türkiye’nin en büyük portföy yönetim şirketlerinden birine sahip olma,
- Güçlü banka dağıtım ağına erişim,
- Hızla büyüyen Türk yatırım fonu pazarında lider oyunculardan biri olma,
- Uzun vadeli gelir akışını garanti altına alma
anlamına geliyor.
Bankavitrini.com Analizi
Bu satış, sadece bir şirket devri değil; Türkiye finans sektöründe yabancı sermayenin yüksek büyüme potansiyeli gördüğü alanlardan birinin portföy yönetimi olduğunu ortaya koyuyor.
Özellikle son yıllarda yatırım fonlarına yönelen bireysel yatırımcı sayısındaki artış, portföy yönetim şirketlerini bankacılık sektörünün en değerli iştirakleri arasına taşıdı.
Dikkat çeken bir diğer unsur ise işlemin önemli bölümünün performansa bağlı fiyatlama modeli ile yapılandırılmış olması. Bu yaklaşım, alıcının gelecekteki büyüme potansiyeline güvendiğini, satıcının ise şirketin yaratacağı değerden belirli ölçüde pay almaya devam edeceğini gösteriyor.
15 yıllık dağıtım anlaşması ise müşteri tarafında sürekliliği sağlayarak hem Yapı Kredi’nin dağıtım gücünü korumasına hem de Azimut’un Türkiye pazarına güçlü bir giriş yapmasına imkân tanıyor.
Öne Çıkan Rakamlar
| Kalem | Tutar |
|---|---|
| Peşin ödeme (azami) | 13,977 milyar TL |
| Ertelenmiş ödeme (2027) | 2,415 milyar TL |
| Nakit düzeltmesi üst sınırı | 3,700 milyar TL |
| Uzun vadeli performans ödemesi | 5 yıl boyunca |
| Dağıtım anlaşması | 15 yıl |
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.042)
- BANKA ANALİZLERİ (151)
- BANKA HABERLERİ (3.610)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (582)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.979)
- GÜNCEL (4.534)
- GÜNDEM (3.558)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (146)
- ŞİRKETLER (2.725)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (580)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.468)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (822)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (114)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (58)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (93)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (19)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Tesla'nın kârı ikinci çeyrekte beklentilerin altında kaldı 22/07/2026
- Amazon, yapay zeka biriminde işten çıkarmaya gitti 22/07/2026
- Erakçi: ABD saldırısına destek verenler meşru hedef olacak 22/07/2026
- Güney Kore'den Hürmüz iddialarına yalanlama 22/07/2026
- "İran'ın petrol satamadığı bölgede kimse petrol satamaz" 22/07/2026
- AB'den Paramount-Warner Bros. anlaşmasına şartlı onay 22/07/2026
- Musk, yapay zekayla "The Odyssey" çekeceğini duyurdu 22/07/2026
- Çin ve ASEAN'dan enerji işbirliğini güçlendirme kararı 22/07/2026
- Reel kesimin döviz açığı Mayıs'ta 204,4 milyar dolar oldu 22/07/2026
- İç talep göstergesi Temmuz'da sert gerilemeye işaret etti 22/07/2026
SON YAZILAR
- Jeopolitik yine gergin 29/07/2026
- Enflasyonu düşürelim derken sanayiyi mi kaybediyoruz? 29/07/2026
- Eurobond Nedir? 757 Dolarlık Tahvil Nasıl 1.000 Dolar Öder? 29/07/2026
- Bankacılıkta Yılın Satışı: Yapı Kredi Portföy Azimut’a Devrediliyor 29/07/2026
- Akbank’tan 2026’nın ilk yarısında 34,3 milyar lira net kar 29/07/2026
- Çipler sarsıldı, müzakere umuduyla petrol rahatladı… Gözler Fed’de 28/07/2026
- REESKONT KREDİSİ Mİ, DÖVİZ KREDİSİ Mİ? HANGİSİ DAHA AVANTAJLI? 28/07/2026
- Borsa son çıkış kapısı mı oldu? 28/07/2026
- VNL 2026 Şampiyonu Türkiye: Eller oynasın eller, diller gaynasın diller… 27/07/2026
- İSO Gündemi: Türkiye’yi Bekleyen Tehlike: Erken Sanayisizleşme 24/07/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini4 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
