25 yıl Bankacılık deneyimi, 7 yıllık Mahkemelere Bankacı Bilirkişisi olarak yüzlerce ağırlıklı Dolandırıcılık Raporları hazırlamış biri olarak Kara Para aklama yöntemlerinden biri olan Bankalardaki “Nakit Karşılıklı Kredileri” mercek altınması gerektiğini yıllardır yazdım. Bu konuyu biraz daha derinlemesine ele alalım:
Bankacılık sisteminde en risksiz kredilerden biri gibi görünen bir kredi türü vardır: nakit karşılıklı, mevduat rehni karşılığı veya nakit teminatlı krediler.
Müşterinin bankada parası vardır. Bu para mevduat, döviz hesabı, vadeli hesap veya başka bir likit finansal varlık olarak bankaya rehnedilir. Banka da bu varlığın belli bir oranına kadar müşteriye kredi açar. Klasik kredi riski açısından bakıldığında banka için son derece güvenli bir işlemdir.
Çünkü müşteri krediyi ödemezse banka elindeki nakit teminatı kullanabilir.
Tam da burada çok önemli bir soru ortaya çıkıyor: Banka kredi riskini çok iyi kontrol ederken, teminat olarak aldığı nakdin nereden geldiğini aynı derinlikte kontrol ediyor mu?
Daha önemlisi: BDDK denetimleri, banka teftiş kurulları, iç kontrol birimleri ve MASAK uyum mekanizmaları nakit karşılıklı kredileri yalnızca “kredi riski düşük işlemler” olarak mı görüyor, yoksa fonun gerçek kaynağına kadar gidiyor mu?
Çünkü uluslararası kara para aklama literatürü bize çok önemli bir şey söylüyor: Bir kredi gerçek bir banka tarafından kullandırılmış olabilir; ama kredinin arkasındaki teminatın kaynağı suç geliri ise kredi işlemi paranın geçmişini temizleyen bir perdeye dönüşebilir.
MASAK’ın kendi yayımladığı aklama yöntemleri arasında da “oto-finans borç yöntemi – loan-back” açık biçimde bulunuyor. MASAK, offshore yapılara taşınan suç gelirinin daha sonra kredi görüntüsü altında sahibine geri döndürülmesini bilinen aklama yöntemlerinden biri olarak tanımlıyor.
OECD ve FATF kaynaklarında bunun bir başka versiyonu “back-to-back loan”, yani karşılıklı/arka arkaya kredi yapıları olarak karşımıza çıkıyor. OECD’ye göre mevcut bir banka mevduatının veya başka bir nakit varlığın teminat gösterilmesiyle üçüncü taraf finans kuruluşundan alınan kredi, teminatın suç gelirinden oluşması halinde aklama mekanizmasının parçası haline gelebiliyor.
Dolayısıyla sorun kredi değil.
Sorun, krediye kaynak teşkil eden teminatın ekonomik kökenidir.
Nakit karşılıklı kredi nasıl bir “kaynak maskeleme aracına” dönüşebilir?
Basit bir örnek düşünelim:
Bir şirketin veya kişinin banka hesabında 10 milyon dolar bulunuyor. Paranın ekonomik kaynağı konusunda soru işaretleri olduğunu varsayalım. Bu kişi 10 milyon doları doğrudan başka bir ülkeye gönderdiğinde karşı taraftaki banka şu soruyu sorabilir:
“Bu 10 milyon dolar nereden geldi?”
Ticaret mi? Mal satışı mı? Şirket sermayesi mi? Gayrimenkul satışı mı? Temettü mü? Miras mı? Borç mu? Başka bir ekonomik faaliyet mi?
Ancak aynı para bir Türk bankasında teminat haline getirilip bunun karşılığında kredi kullandırıldığında müşterinin bilançosunda ve banka hareketlerinde yeni bir katman ortaya çıkar: BANKA KREDİSİ.
Yurt dışına giden fonun işlem açıklamasında veya şirket kayıtlarında artık “kredi” bulunabilir.
Karşı ülkedeki banka açısından bakıldığında da görünürde düzenli bir finansal kaynak vardır: Türkiye’de lisanslı bir banka tarafından kullandırılmış kredi.
Fakat kritik AML sorusu hâlâ cevaplanmamıştır: Kredinin kaynağı banka olabilir; peki bankanın krediyi verirken aldığı nakit teminatın kaynağı nedir? İşte finansal suçlarla mücadelede source of funds ile source of wealth ayrımı burada önem kazanıyor. Paranın son çıktığı hesap yalnızca ilk katmandır.
Gerçek bir AML incelemesi paranın ekonomik kökenine kadar gitmek zorundadır.
MASAK’ın şüpheli işlem göstergeleri aslında tehlikeyi yıllardır tarif ediyor
MASAK’ın yayımladığı şüpheli işlem göstergelerinde bu dosya açısından son derece dikkat çekici başlıklar bulunuyor.
Örneğin; yüksek meblağlı kredi veya borcun makul açıklama olmadan kısa sürede kapatılması, kredinin nerede kullanılacağı konusunda ikna edici bilgi sunulamaması, işletmenin faaliyetiyle orantısız hesap hareketleri, olağan dışı sınır ötesi para transferleri, birbirine yakın tutarlardaki paraların kısa aralıklarla ülkeye girip çıkması, yurt dışındaki hesapların kredi ilişkilerinde teminat olarak kullanılması şüpheli işlemler arasında sayılıyor.
Bu göstergeler yan yana konulduğunda aslında şu prensip ortaya çıkıyor: Bankanın “müşterim kredi kullandı” demesi AML incelemesini bitirmemeli; tam tersine bazı durumlarda incelemenin başlangıcı olmalıdır.
ABD bankacılık sisteminin AML denetim rehberlerinde de nakit teminatlı krediler özel risk göstergeleri arasında.
FFIEC rehberinde; üçüncü kişiye ait mevduatla teminatlandırılan krediler, kaynağı bilinmeyen fonla oluşturulan mevduata karşı kredi verilmesi, ekonomik amacı olmayan ve bankaya hemen hemen hiç kredi riski yaratmadan yüksek komisyon kazandıran krediler şüpheli işlem göstergeleri arasında sıralanıyor.
Asıl denetlenmesi gereken şey kredi dosyası değil, paranın yolculuğu
Klasik banka teftiş mantığında kredi dosyasına bakılır: Müşteri kim? Limit ne? Teminat yeterli mi? Rehin düzgün kurulmuş mu? Kredi sınıflandırması doğru mu? Karşılık ayrılması gerekiyor mu? Yetki limitlerine uyulmuş mu?
Bunlar elbette önemlidir.
Fakat nakit karşılıklı kredilerde denetimin bundan çok daha ileri gitmesi gerekir. Çünkü kredi riski neredeyse sıfırken AML riski yüksek olabilir.
Denetçinin sorması gereken asıl sorular şunlardır: Teminat olan para bankaya nereden geldi?
Kaç gün önce geldi? Yurt dışından mı geldi? Başka bankadan mı aktarıldı? Başka bir krediden mi oluştu? Şirketin ticari faaliyetleri bu büyüklükte para yaratabilecek durumda mı? Para geldikten ne kadar sonra rehnedildi? Rehin karşılığında kredi hangi hesaba geçti? Kredi aynı gün başka bankaya aktarıldı mı? Orada tekrar mevduat veya teminat oldu mu? Kredi başka bir finansal ürüne yatırıldı mı? Aynı nihai faydalanıcı farklı şirketlerle zinciri tekrarladı mı?
İşte gerçek denetim burada başlıyor.
İkinci büyük dosya: KKM döneminde nakit karşılıklı krediler
Burada terminolojik bir düzeltme yapmakta fayda var.
Konu; KKM yani Kur Korumalı Mevduat dönemindeki olası kaldıraç mekanizmalarıdır.
Türkiye’de KKM 2021 sonunda devreye girdi ve zaman içerisinde gerek Hazine gerekse TCMB tarafından kur koruması sağlandı. Sistem daha sonra aşamalı olarak küçültüldü. Tüzel kişilerin yeni hesap açması ve yenilemesi 15 Şubat 2025’te sonlandırıldı; 23 Ağustos 2025 itibarıyla YUVAM hariç yeni KKM hesap açılışı ve yenilemeleri tamamen durduruldu. 2026 Ağustos’unda ise KKM bakiyesi fiilen sıfırlandı.
Ama sistem kapanmış olması geçmiş dönem işlemlerinin incelenmesine engel değil. KKM ürünü bankalarde devam ederken de “KKM ile Kamu kaynakları soyuluyor” diye sık sık yazdım! İtirazlarım Ulusal Medyada da sık sık yer aldı! Ama bu uyarılar Hazine ve TCMB’de karşılığını bulmadı maalesef!
Şimdi geriye dönük veri analizi yapmak çok daha kolay.
TCMB daha başlangıçta riski görmüş müydü?
Dönemin düzenlemelerinde çok önemli bir ayrıntı var.
Dövizden dönüşen KKM hesaplarının TL krediye doğrudan teminat yapılmasına başlangıçta sınırlama getirildi.
Neden?
Çünkü KKM’ye dönüşen paranın teminat gösterilip tekrar TL kredi alınması ve bu TL’nin yeniden dövize yönelmesi riski vardı. Şubat 2022’de söz konusu kural belirli koşullarla gevşetildi. Özellikle mal ve hizmet alımlarında kredinin doğrudan satıcıya ödenmesi gibi şartlar getirildi.
Bu düzenlemenin kendisi bile riskin ekonomi yönetiminin radarında olduğunu gösteriyor. Aynı yıl piyasada KKM teminatlı ticari kredi uygulamalarının yaygınlaştığına ilişkin haberler çıktı.
Bankaların dövizini KKM’ye dönüştüren şirketlere KKM hesabını teminat kabul ederek avantajlı kredi teklif ettiği raporlandı.
Burada kritik soru şudur: KKM’nin teminat kapasitesi ne ölçüde yeni kredi yarattı ve bu krediler başka bankalarda yeniden finansal varlığa dönüştürüldü mü? Bu krediler ile tekrar tekrar KKM yapıldı mı? Bizim gözlemimiz yapıldığı yönünde!
Teorik olarak nasıl kaldıraç oluşabilir?
Örneğin bir şirketin A Bankasında 100 milyon TL tutarında likit varlığı bulunduğunu düşünelim. Bu varlık teminat yapılıyor. A Bankası şirkete bunun karşılığında örneğin 80 milyon TL kredi veriyor.
Şirket 80 milyon TL’yi B Bankasına aktarıyor. B Bankasında bu para yeni bir mevduat veya başka bir finansal pozisyona dönüşüyor. Eğer ikinci banka da aynı ekonomik grubun mali gücünü yalnızca önündeki nakde bakarak değerlendirirse yeni kredi kapasitesi doğabilir.
Sonra: B Bankası → C Bankası, C Bankası → D Bankası… şeklinde finansal kaldıraç büyüyebilir.
Normal bankacılıkta çeşitli risk, limit, teminat, konsolidasyon, kredi kayıt ve AML mekanizmaları bunun sınırsız büyümesini önlemek üzere vardır.
Fakat kritik mesele şudur: Bir bankanın yalnızca kendi müşterisine baktığı sistemde, aynı paranın bankalar arasındaki yolculuğunu kim konsolide olarak takip ediyor?
Bu nedenle Bankavitrini’nin gündeme getirdiği “1 liralık gerçek özkaynağın 10–15 liralık KKM veya kredi pozisyonunun ekonomik çekirdeği haline gelmiş olabileceği” iddiası son derece ciddi biçimde araştırılmalıdır.
Ancak burada önemli bir gazetecilik notu düşelim: Kamuya açık verilerden bugün itibarıyla bunun sistematik biçimde 10–15 kat gerçekleştiğini ispatlamak mümkün değildir.
Bu nedenle rakamı gerçekleşmiş bir kayıp olarak değil, BDDK, MASAK ve TCMB’nin müşteri bazlı veri eşleştirmesiyle test etmesi gereken bir hipotez olarak görüyoruz.
Neden önemli? Çünkü KKM’deki kur farkı kamu kaynaklarıyla karşılandı
Bu kaldıraç ile mesele yalnızca bankacılık değildir. Çünkü KKM’nin kur koruması belirli dönemlerde Hazine ve daha sonra ağırlıklı olarak TCMB tarafından finanse edildi. Sonuçta Halkın Vergileri ile karşılandı. Bugün yaşanan enflasyon sürecinin derinleşmesinde bu uygulamanın katkısı büyük oldu. Ortada ciddi bir soygun sistemi var!
TCMB’nin Faaliyet Raporları, KKM kaynaklı kur farkı ödemelerinin bankacılık sistemine önemli miktarda TL likiditesi yarattığını açık biçimde belirtiyor. Hesaplamamız KKM’nin ülkeye maliyeti 60 milyar USD olduğudur.
Dolayısıyla soru şudur: KKM hesaplarının arkasındaki fonun ne kadarı gerçek tasarruf, ne kadarı başka bir bankadan kullanılan kredi veya kaldıraçlı finansman zinciriydi?
Eğer krediyle yaratılmış KKM pozisyonları varsa kamu tarafından verilen kur korumasının ekonomik olarak gerçek tasarruf sahibini değil, finansal kaldıraç kullanan müşteriyi desteklediği durumlar ortaya çıkmış olabilir.
Bu durum ortaya çıkarılırsa kamu zararı tartışmasının niteliği tamamen değişir.
BDDK’nın 2022 kararları neden önemli?
BDDK’nın 2022’de aldığı ticari kredi kararlarında kullanılan ifadeler de dikkat çekici.
Dönemin BDDK Başkanı Mehmet Ali Akben, bankalara daha önce kredilerin amacı dışında kullanılmaması konusunda talimat verildiğini; buna rağmen bazı şirketlerin TL kredi kullanıp döviz aldıklarının görüldüğünü açıklamıştı.
BDDK açıklamalarında rotatif krediler, ticari KMH’ler ve kurumsal kredi kartları dahi yeni ticari kredi kullandırımları kapsamında değerlendirildi. Pratikte bazı Kamu ve Katılım Bankaları dahil bazı bankalar müşterilerine “kredi kullan firma ortağına KKM olarak açalım” şeklinde etik olmayan pazarlama yapıldığına şahit oldum. Bunu tespit etmek çok kolay BDDK, Hazine MASAK veya TCMB o dönem Nakit Karşılıklı kredileri talep etmesi firma ortağına aynı günlerde KKM yapılıp yapılmadığına bakması yeterli olur!
Yani düzenleyici kurumun elinde kredinin nereye yöneldiğine ilişkin bir problem olduğuna dair gözlem bulunuyordu.
Bu nedenle bugün şu soru meşrudur: Aynı dönemde kredi → mevduat → teminat → yeni kredi → KKM zincirleri konusunda kapsamlı müşteri bazlı analiz yapıldı mı?
Yapıldıysa sonuçları kamuoyuyla paylaşılmalıdır.
Yapılmadıysa şimdi yapılmalıdır.
“BDDK veya banka teftişleri hiç denetlemedi” demek doğru olmaz
Burada bir ayrım yapmak gerekiyor. BDDK’nın bankalarda kapsamlı denetimler yaptığı biliniyor.
Örneğin 2025 faaliyet raporuna göre 25 banka yerinde denetim kapsamına alınmış; banka denetimleri sonucunda 541 adet denetim ürünü hazırlanmış, bunların 127’si mevzuata aykırılık raporu olarak kayıtlara geçmiş. Ayrıca MASAK görevlendirmelerine ilişkin çalışmalar da bulunuyor.
Dolayısıyla “BDDK bu alanı hiç denetlemiyor” şeklinde mutlak bir yargı kurulamaz. Bankaların iç denetim, iç kontrol ve uyum birimleri de mevzuat gereği faaliyet gösteriyor. Ama Kamuoyuna yansımış bir yargı süreci henüz ortada yok!
Tartışılması gereken başka bir şey: Denetim yeterince “zincir bazlı” mı?
Bir kredi dosyasını incelemek başka, aynı gerçek faydalanıcıya ait 10 şirketin 8 farklı bankadaki hareketlerini birlikte görmek başka. Bir KKM hesabını denetlemek başka, KKM’nin arkasındaki paranın üç gün önce başka bankadan çekilmiş krediden geldiğini görmek başka.
Bir yurt dışı transferini kontrol etmek başka, transfer edilen kredinin teminatındaki paranın beş aşama önceki gerçek kaynağını bulmak bambaşka bir denetimdir.
Çözüm: “Paranın DNA’sını” takip eden merkezi sistem
Türkiye’nin kredi sisteminde aslında çok güçlü veri altyapısı bulunuyor.
BDDK, TCMB, Risk Merkezi, MASAK ve bankalar ellerindeki verileri eşleştirdiğinde çok kapsamlı bir geriye dönük analiz mümkün.
Özellikle KKM dönemi için şu çalışma yapılabilir: 1 Ocak 2022–23 Ağustos 2025 arasındaki bütün yüksek tutarlı KKM hesapları alınmalı. Her hesabın fon kaynağı geriye doğru izlenmeli.
KKM’den önce para hangi hesapta bulunuyordu?
Son 30, 60 ve 180 günde hangi bankalardan kredi kullanılmıştı?
Aynı gerçek faydalanıcının diğer şirketlerinde kredi artışı yaşandı mı?
KKM başka bir kredinin teminatı yapıldı mı?
KKM karşılığı kullandırılan kredi başka bankada yeniden mevduata dönüştü mü?
Aynı fon birden fazla bankada teminat fonksiyonu gördü mü?
Kur farkı ödemesi alınan pozisyonlarda kredi kaynaklı fonların oranı neydi?
Son olarak yurt dışına çıkan yüksek tutarlı krediler için de aynı metodoloji uygulanmalı: Kredi → transfer aşamasında kalınmamalı.
Şu zincir izlenmeli:
Teminatın kaynağı → kredi → transfer → yabancı banka → nihai faydalanıcı.
MASAK açısından alarm verilmesi gereken işlemler
Özellikle aşağıdaki örüntüler otomatik risk skorlama sistemlerine dahil edilmeli: Nakit/mevduat rehni → kredi → aynı gün yurt dışı transfer.
Yeni gelen para → birkaç gün içinde rehin → kredi.
Bir bankadan kredi → başka bankada mevduat → yeniden kredi.
Aynı gerçek faydalanıcının birden fazla şirketi üzerinden dairesel kredi hareketleri.
Kredi kullandırımından kısa süre sonra yüksek tutarlı KKM veya döviz pozisyonu.
Bankanın neredeyse hiç kredi riski taşımadığı ancak yüksek faiz/komisyon elde ettiği ekonomik amacı belirsiz nakit karşılıklı kredi. Bunların tek başına suç olduğunu söylemek mümkün değildir.
Ama bunların tamamı “neden böyle bir işlem yapıldı?” sorusunu gerektirir. Bankalar aracılığı ile Hazine ve TCMB Kaynaklarının soyulmaı-sına aracılık etmek bankaları da sorumlu hale getirir! Bu ödemelerin peşine düşülmeli mi; kesinlikle Evet!
Türkiye’nin ihtiyacı yeni bir denetim yaklaşımı
Bankacılıkta geleneksel denetim çoğu zaman kurum merkezlidir. Artık para merkezli denetime geçmek gerekiyor.
Çünkü para A Bankasından çıktığında o bankanın ekranından kaybolur. B Bankasına geldiğinde yeni bir müşteri bakiyesi gibi görünür. C Bankasında teminat olur. D Bankasında krediye dönüşür. Sonra yurt dışına çıkar.
Her kurum yalnızca kendi penceresinden bakarsa işlemlerin tamamı tek tek “normal” görünebilir. Oysa bütün parçalar birleştirildiğinde bambaşka bir resim ortaya çıkabilir.
Finansal suçlarla mücadelede asıl soru artık şudur: Para şu anda nerede değil; para nereden geldi ve buraya hangi yollardan geldi?
Bankavitrini’nin çağrısı: KKM dönemi için geriye dönük “kredi–teminat–mevduat” incelemesi yapılmalı
KKM artık Türkiye’nin gündeminden çıkıyor. Fakat geride son derece değerli bir veri seti bıraktı. BDDK, MASAK ve TCMB ortak bir çalışma yaparak 2021–2025 dönemini gerçek faydalanıcı bazında yeniden incelemeli.
Özellikle; nakit karşılıklı krediler, KKM teminatlı krediler, bankalar arasındaki ardışık kredi-mevduat hareketleri, kredi kullanıldıktan hemen sonra yapılan döviz alımları, yüksek tutarlı yurt dışı transferler, aynı sermayenin birden fazla bankada kredi kapasitesi yaratıp yaratmadığı araştırılmalıdır.
Böyle bir çalışma yalnızca geçmişte bir kamu kaybı oluşup oluşmadığını ortaya çıkarmayacaktır.
Türkiye’nin gelecekte kurulacak destekli mevduat, sübvansiyonlu kredi, ihracat kredisi ve kamu destekli finansman sistemlerinde aynı hataların tekrarlanmasını da engelleyecektir.
Son söz
Nakit karşılıklı kredi bankanın bilançosu açısından belki de en güvenli kredi türlerinden biridir.
Fakat kara para aklama ve finansal kaldıraç açısından en fazla dikkat edilmesi gereken kredi türlerinden biri de olabilir.
Çünkü bankanın açısından güvenli olan şu formül: “Param teminatta, dolayısıyla kredim güvende” kamu otoritesi açısından yeterli değildir.
Kamu otoritesinin sorması gereken soru şudur: “Teminattaki o para nereden geldi?”
Ve ikinci soru: “Bu para daha önce başka bir bankanın kredisinden mi yaratıldı?”
Üçüncü soru ise Türkiye açısından çok daha önemlidir: “Aynı ekonomik para, farklı bankalar üzerinden kaç kez kredi ve kamu destekli finansal getiri üretmek için kullanıldı?”
Bu üç soruya müşteri bazında cevap verilmeden KKM döneminin bilançosunun tamamen kapandığını söylemek mümkün değildir.
Erol TAŞDELEN – Ekonomist www.bankavitrini.com
**********************************************************
EK OKUMALAR:
Bankaların Sessiz Ortağı Olduğu Vurgun: KKM Soygununun Anatomisi
SÖZCÜ: Kamu kaynağıyla KKM vurgunu
KKM Enkazı Kalktı