Connect with us

BANKA HABERLERİ

İŞ’LE BULUŞMALAR

Türkiye İş Bankası tarafından 2008 yılından bu yana Dünya Gazetesi iş birliği ile düzenlenen İş’le Buluşmalar Toplantısı’nın 43’üncüsü, ‘Yeniden Şekillenen Dünyada Türkiye’yi Geleceğe Taşımak’ başlığıyla tüm Türkiye’den iş dünyası temsilcilerinin katılımıyla çevrimi içi olarak gerçekleştirildi.

Yayınlanma:

|

T. İş Bankası Genel Müdürü Adnan Bali, Türkiye ekonomisinin sıkıntıya girdiğinde bir şekilde kendini yeniden hareketlendirebilen dinamik bir ekonomi olduğunu belirtti. Bali, “Ben zamanında şöyle tarif etmiştim; akordeon gibi büzülebiliyor da genişleyebiliyor da. Koşulları gördüğü anda ona göre hareket ediyor. Bunu hızlı bir şekilde yapabiliyor” açıklamasında bulundu.

“TÜRKİYE’Yİ GELECEĞE TAŞIMANIN BİRİNCİ ADIMI MAKROEKONOMİK İSTİKRAR”

İş Bankası Genel Müdürü Adnan Bali, toplantıda yaptığı konuşmada, yeni dönemde Türkiye’yi geleceğe taşımanın birinci adımının makroekonomik istikrarı sağlamak olduğunu, makroekonomik istikrarın fiyat istikrarından daha geniş bir kavram olduğunu belirtti.

Bali, “Bir ekonomik politikanın bütün amaçlarını optimize edecek şekilde bir makroekonomik istikrar. Bundan ne anlıyoruz? Bundan öngörülebilirlik anlıyoruz. Öngörülebilirlik şudur; hane halkı, üretici, ticari kesim dahil bütün ekonomik aktörlerin doğru işleyen bir mekanizmada ve öngörülebilirliği olan bir ortamda buna göre hareket etmesi, ekonomik etkinlik anlamına gelir. Bu bozulduğu zaman, kararlar buna göre oluyor. Yatırımcı, tüketici kararlarında rasyonel davranamaz hale geliyor. Kesintiler oluşuyor. Burada da serbest piyasa çok önemli. Serbest piyasa mekanizmalarının göstergelerini şu veya bu amaç için kısa dönemli bazı etkilerle değiştirmeye kalktığınızda, karar alıcılara yanlış sinyaller veriyorsunuz. O karar alıcılar ona göre hareket ettikleri için, kısa dönem içerisinde doğru çalıştığını zannettiğiniz işlerin karşılığı olmuyor, tahrip edici sonuçları çıkıyor. Onun için karar alıcılara öngörülebilir bir makroekonomik istikrar sunmalısınız” ifadelerini kullandı.

“EKONOMİNİN YETENEĞİ DEVAM EDİYOR”

Bali, “Bizim ekonomimiz sıkıntıya girdiğinde bir şekilde kendini yeniden hareketlendirebilen dinamik bir ekonomidir. Ben zamanında şöyle tarif etmiştim; akordeon gibi büzülebiliyor da genişleyebiliyor da. Koşulları gördüğü anda ona göre hareket ediyor. Bunu hızlı bir şekilde yapabiliyor” ifadelerini kullandı.

2008’in son çeyreğindeki global krizden sonra 2009’da ilk çeyrekte Türkiye ekonomisinin çift basamaklı daraldığını, ikinci yarıdan itibaren de yukarı hareket olduğunu hatırlatan Bali, “Bunlar dış taleple de birleşerek, ekonomik konjonktürle mümkün olabiliyordu. Pandemi, bu defa elimizden bunu aldı. Türkiye ekonomisi, ekonomik aktiviteyi ivmelendiremediği için bugünkü sorunlarını göreceli olarak azaltma imkanı bulamadı. Bu sürecin seyrini çok kritik görmekle birlikte, Türkiye ekonomisinin bu yeteneğinin hala devam ettiğini düşünüyorum” diye konuştu.

Merkez Bankası’nın verdiği mesajların kuvvetli olduğunu aktaran Adnan Bali, “Sadece mesaj da değil uygulamalar da var. Enflasyonda kalıcı olduğuna ikna olunmayan bir süreç yaşanmadığı sürece, sıkı para politikasının değiştirilmeyeceği, hatta enflasyon anlamında üste doğru sapmalar görürlerse, ilave sıkılaştırma yapmaktan da kaçınmayacaklarını ifade ettiler. Öyle de yaptılar. Şu anda bunun kurlar üzerinde olumlu etkileri görülmekle birlikte, ABD’deki tahvil faizi ile başlayan dış konjonktür kaynaklı durumun Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin para birimlerinde değer kaybına yol açtı. Bunlar dönem dönem olabilir” dedi.

Bali, “Ben bunun ekonomideki reel bir bozulmadan kaynaklanıp kaynaklanmadığının kritik olduğunu düşünüyorum. Şu aşamada böyle bir teşhiste bulunmak henüz erken. Ama bu tür konjonktürler çok kalıcı bir şekilde devam ederse, bu defa gerekçesi her ne olursa olsun, yine ekonomik sonuçları olabiliyor. Geri tekrar rayına girebilecek gelişme göreceğiz diye düşünüyorum” diye konuştu.

“İŞ BANKASI İSTİKRARIN ADIDIR”

Adnan Bali, İş Bankası’nı bu ekosistemin doğal bir parçası gibi konumlandırmaya çalıştıklarını belirterek, “Kısa dönemli politikalar uğruna orta ve uzun dönemi riske etmemek lazım. Onun için yeri gelir bilançolarınız bundan zarar da görebilir. Maalesef problemler, bankacılık sistemine de yansıyabiliyor. Bütün bunları geniş perspektifle görerek yönetmek gerektiğini düşünüyorum. Bu kurum da onu yapıyor” dedi.

Banka olarak çok ince ayar çalıştıklarını, fiyatlamadan kredi tahsis kararlarına kadar birçok noktada hızlıca tavır aldıklarını belirten Bali, “Kendi içimizde yaptığımız değişimlerin, dönüşümlerin müşteri tarafında sürprizler yaratmamasına çok özen gösteriyoruz. Dur kalk politikaları, kesintili işler öngörüyü bozan şeyler. Onun için İş Bankası bana göre iş dünyasında istikrarın adıdır” diye konuştu.

İş Bankası’nın kredi politikalarının ve sosyal politikalarının dayandığı temel felsefenin yaygınlık, uzun solukluluk ve sürdürülebilirlik olduğunu vurgulayan Bali, “Müşterilerimiz bunu hissettikleri ölçüde bu bankayla çalışmaya devam ediyor. Bu, uzun bir yol arkadaşlığıdır” ifadelerini kullandı.

“HER ÇEVRİLDİĞİNDE AKAN MUSLUK İLE AKMAYAN SUYUN FİYATI AYNI OLMAZ”

Bali, kredi faizlerinin yüksek olduğu eleştirilerine dair de şunları söyledi:

“Bizde kredi, uzun vadeli taahhütkar bir anlayışla veriliyor. Konjonktür nereye giderse gitsin, o musluk her çevrildiğinde akıyorsa onun fiyatı ile ikide bir musluğu açtığınızda akmadığını gördüğünüz suyun fiyatı aynı olmaz. Çünkü biz orada bir istikrarı ifade ediyoruz. Aslında nakdi kredi verirken, yanında bir gayrinakdi kredi daha veriyoruz. O ne yapıyor? Müşteriye bu kredinin usulünce kullandırılacağını taahhüt eden bir teminat mektubu da veriyoruz. O mektubun komisyonu yok mu? Müşterilerimiz bunu kötü deneyimler sırasında hissederler. Ama bunlar olağan konjonktürlerde unutulur. Onun için bu, bizim taahhütkarlığımızın karşılığıdır. Aynı ürünler değildir, aynı mallar değildir, aynı şekilde fiyatlanmazlar. Ben bu bakımdan baktığımızda çeyrek bazlı değil, orta-uzun vadeli bir perspektifle bankayı yönettiğimizi düşünüyorum. İşlerimizi yaparken de ihtiyaç duyduğumuz perspektif budur. Sizin bir rotanız, perspektifiniz olmalı. Bu, ikide bir o yöne bu yöne kayarak olmaz. Zaten muhataplarınıza sapmayacağınız görüntüsünü verdiğiniz zaman, yolculuğunuz daha istikrarlı oluyor. İş Bankası’nın bugün bu ülkede hemen her sermaye grubunun temelinde harcı varsa, bu anlayış sayesinde oldu.”

ARAN: İŞLETMELER, DÖNÜŞÜMÜ EN KISA SÜREDE YAPMALI

Mart sonunda yapılacak İş Bankası Genel Kurulu sonrasında, yetkili kurulların onayının ardından, Bali’den Genel Müdürlük görevini devralacak olan Genel Müdür Yardımcısı Hakan Aran da her dönemin beraberinde getirdiği müşteri davranışlarındaki değişimi görebilmenin, bunu okuyabilmenin ve müşterinin yanında yer almaya devam etmenin önemine dikkat çekti.

İş Bankası’nın geldiği yer itibarıyla, teknolojiyi kullanma ve bankacılığı yorumlama şekliyle müşterisi için değer yaratmaya devam ettiğini ifade eden Aran, “Her dönem müşteri ile etkileşimin değişikliğe uğradığı, müşteri tercihlerinin değiştiği dönemler oluyor. Bizim de bunu yakalayabilmemiz gerekiyor” dedi.

Dijitalleşme ile ilgili konuların daha önceki İş’le Buluşmalar Toplantıları’nda da ele alındığını hatırlatan Aran, şöyle konuştu:

“Biz o toplantılarda hep şunu söyledik; ‘Dijitalleşme bir trend değil, gerçekten bir ihtiyaç. Bu yapılmak zorunda. Yapılsa da olur kategorisinde değil. Hayati, yaşamsal bir dönüşümden bahsediyoruz.’ Nitekim pandemi ile beraber bu netlik kazandı. Bu noktada dijitalleşme fırsatı varken yapamayan kurumların yapacaklarıyla, dijitalleşme fırsatında işi fiziksel etkileşime, yüz yüze temasa dayalı olan sektörlerin yapacakları birbirinden ayrışıyor. Çünkü herkes eşit oranda dijitalleşme imkânına sahip değildi. Bizim işletmeleri yöneten insanlar olarak, bazı ürün ve iş modelleriyle vedalaşmaları yapabilmemiz lazım. Yeni ürünlere, yeni iş modellerine geçmeyi başarabilmemiz gerekiyor. Mevcut yetkinliklerimizin ne olduğunu iyi bilmemiz gerekiyor. Bizi ürettiğimiz ürün, iş modeli başarılı kılmıyor. Onun içinde geliştirdiğimiz yetkinlikleri bulmak gerekiyor. Benim önerim; o temel yetkinliklerin farkında olarak, o yetkinliklerin uygulanacağı yeni alan ve hizmetlere dönüşümü mümkün olan en kısa sürede yapmak. Finansman desteği kullanılacaksa, bunu mevcut işteki aksayan nakit akışı için değil mevcut işi yüzdürmek için değil; katma değer yaratan bir işe ve yeni dönemin iş modeline çevirmekte kullanmak çok akıllıca olacaktır.”

Müşteri davranışlarındaki eğilim ve trendlerdeki değişimin pandemi döneminde hızlandığını, müşteri davranışlarında kalıcı dönüşümler meydana geldiğini ifade eden Aran, işletmelerin teknolojik dönüşümleri yapmaları gerektiğini pandemi zorladığında çok daha iyi fark ettiklerini söyledi.

“BANKACILIĞIN GELECEĞİ GÖRÜNMEZ BANKACILIK”

Önümüzdeki dönemde, müşteri davranışlarındaki kalıcı değişikliklerle beraber, bankacılık işlemleri ile ticari platformların, ticaretin iç içe geçtiğinin daha çok görüleceğini ifade eden Aran, şöyle konuştu:

“Bankacılık; ıslak imzaların atılmadığı, tüm işlemlerin tamamen internet üzerinden yapıldığı, hatta bunun ötesinde bir banka sistemine girme zorunluluğunun olmadığı, hangi iş yapılıyorsa o işin bir parçası olarak bankacılık hizmetlerinin alındığı bir yöne doğru gidiyor. Genel çerçevesi itibarıyla bu; ister bireysel ister ticari olsun müşterilerin, bir banka şubesine gitmesine veya herhangi bir bankanın dijital uygulamasına girmesine gerek kalmadan o andaki ihtiyacını karşılayabileceği bir yapı olacak. Bu yöndeki gelişmelere baktığımızda ben bankacılığın geleceğini, ‘görünmez bankacılık’ olarak tanımlıyorum. Esasında burada çatı kavramın ‘platform bankacılığı’ olduğunu düşünüyorum. Çünkü içinde bulunduğumuz teknoloji çağında hayat platformlar üzerinden yürüyor, platform ekonomisi diye bilinen, çok sayıda alıcı ve satıcının birbirleriyle sorunsuz bir şekilde ve dijital ortamlarda etkileşim içerisine girmesini sağlayan ekonomik modeller öne çıkıyor.  Geleceğin bankacılığı; fiziksel para yerine dijital paranın olduğu, dijital paranın ödeme sistemleriyle iç içe geçtiği, ihracatın da ithalatın da platformlar üzerinden yapılabildiği, block zincir teknolojisinde mal gönderimi ve sözleşme alımının insansız otomatik olarak yapılabildiği, aracıya ihtiyaç duyulmadığı, sistemin kendi başına güvenlik endişelerini giderdiği bir tarzda olacak. Bankaların araya giren değil bu sistemleri işleten, bu platformların yöneticisi olduğu ve bu platformlara kendi ürün ve hizmetlerini görünmez bir şekilde monte ettiği bir gelecek olacak.” 

Hakan Aran, teknolojiyi aynı zamanda kişiselleştirilmiş ve özelleştirilmiş bir şekilde müşterilerinin yanında olacak tarzda, her bir müşterinin, kendisini İş Bankası’nın tek müşterisiymişçesine özel hissedeceği bir deneyim tasarlamakta kullandıklarını vurguladı.

GÜLLE: OCAK VE ŞUBAT AYLARINDA EN YÜKSEK DÖNEMSEL PERFORMANSLARA İMZA ATTIK

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı İsmail Gülle de şöyle konuştu:

“Kur saldırılarına, ticaret savaşlarına ve pandemiye rağmen, Türk ihracat ailesi önemli başarılara imza attı. Bu dönemde, tüm ihracat hedeflerimizi bir bir aşma başarısını gösterdik. 2018 yılında, 177,1 milyar dolarlık rekor bir ihracatla başladığımız bu yolda, 2019 yılında, Cumhuriyet tarihi ihracat rekorunu 180,8 milyar dolarla kırmayı başardık. 2020 yılında ise dünya ticaretindeki rekor daralmaya ve pandemi sürecinin tüm olumsuz etkilerine rağmen, ihracat hedefimiz olan 165,9 milyar doları aşmayı başardık. Hatta bu rakamın da üzerine çıkarak, 169,6 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirdik. Burada, özellikle yılın son çeyreğindeki ihracat performansımızın altını çizmemiz gerekli. Öyle ki son çeyrekte 51,2 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirdik. Bu performans, bizi 200 milyar dolarlık ihracat hedefimiz için oldukça heyecanlandırıyor. 2021 yılına da oldukça güzel başlamış durumdayız. Ocak ve Şubat aylarında, Cumhuriyet tarihinin en yüksek dönemsel performanslarımıza imza attık. Mart ayında da rakamlarımızda iyi gidişat devam ediyor. İnanıyorum ki tüm bu başarıları yıl geneline yayarak, ‘dış ticaret fazlası veren Türkiye’ hedefimize adım adım yaklaşacağız.”

TURAN: DİJİTALLEŞME GİBİ YEŞİL DÖNÜŞÜM DE KOBİ’LERİN REKABETÇİLİĞİNDE ÖNEMLİ BİR KALDIRAÇ

Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan da konuşmasında şunları söyledi:

“Dünyada olduğu gibi ülkemizde de KOBİ’ler, toplam çevresel etkinin önemli bir kısmını üretiyor. Yeşil mutabakat ve döngüsel ekonomi odaklı bir dönüşümde KOBİ’ler; mali kaynak eksikliği, müşteri talebi ve karlı olmayacağı endişesi taşıyor. Bununla birlikte KOBİ’ler, düşük karbonlu ekonomiye geçişte, kaynak verimliliği ve döngüsel ekonomi uygulamaları ile yeşil dönüşümün katalizörü olma potansiyeli de taşıyor. Dijitalleşme gibi yeşil dönüşüm de KOBİ’lerin rekabetçiliğinde önemli bir kaldıraç.  KOBİ’lerin dijital ve yeşil dönüşüm yolculuğuna rehberlik edecek politikalar, süreci hızlandıracak destek ve teşvikler ile birlikte ele alınmayı gerekli kılıyor. KOBİ’lerin eko-tasarım ve dijitalleşme kanalları ile eğitim ve beceri seviyelerini artırmak, başarılı olan en iyi uygulamalardan ders alabilecekleri platformları oluşturmak, endüstriyel iş birliklerinde farklı paydaşlar ile birlikte çalışmaya yönlendirmek gerekiyor.”

ERDEM: AŞILAMA ÇALIŞMALARI EKONOMİDE OLUMLU BEKLENTİLER YARATIYOR

İş Bankası İktisadi Araştırmalar Müdürü ve Baş Ekonomisti İzlem Erdem ise pandemi nedeniyle dünya ekonomisinde global krizde bile görülmeyen ölçüde daralmalar yaşandığını, bu dönemde politika yapıcıların hem ekonomileri harekete geçirmek hem de sağlık sorunuyla baş etmek üzere genişleyici ekonomi politikaları ile sosyal hayatı kısıtlayıcı tedbirleri birlikte uyguladığını hatırlattı. Ülkelerin pandemide ekonomik aktivitenin ayakta tutulması amacıyla dünya milli gelirinin yaklaşık %15’i büyüklüğünde destek paketleri uygulamaya koyduğunu hatırlatan Erdem, “Pandemide gelinen nokta itibarıyla halen bazı riskler devam ediyor. Ama diğer taraftan pandemi koşullarına bir şekilde adaptasyon söz konusu. 2021 yılına başlarken en umut verici gelişme, aşılama çalışmaları oldu. Aşılama, hem sağlık açısından hem ekonomik aktivite açısından geleceğe dair daha olumlu beklentiler yaratıyor” dedi.

DHA

BANKA HABERLERİ

AKBANK VE DENİZBANK: FON SORULTURMASINDAKİ İSİMLER BANKAMIZIN ÇALIŞANI DEĞİL

FON SORUŞTURMASINDA AKBANK VE DENİZBANK’TAN AÇIKLAMA: “İSİMLER BANKAMIZIN ÇALIŞANI DEĞİL”

Yayınlanma:

|

Yazan:

Fon soruşturmasında gözaltı listesinde yer alan isimler üzerinden gündeme gelen Akbank ve DenizBank, haberlerdeki çalışma ilişkilerine ilişkin açıklama yaptı. Akbank, “adı geçen kişilerin uzun süre önce bankadan ayrıldığını” belirtirken DenizBank, “adı geçen Yasemin Y.’nin banka çalışanı olmadığını” bildirdi.

Bankavitrini.com | Gündem

Sermaye piyasalarındaki işlemlere yönelik yürütülen fon soruşturmasında gözaltı listesinde yer alan isimler ve bu kişilerin bankalarla bağlantıları gündeme geldi. Konuya ilişkin Akbank ve DenizBank’tan açıklamalar geldi. Her iki banka da haberlerde yer alan çalışma ilişkilerine yönelik düzeltme talebinde bulundu.

Akbank: İsimler uzun süre önce bankadan ayrıldı

Akbank, fon soruşturması kapsamında gözaltı kararı verilen kişilerle ilgili haberlerde banka adının kullanılmasına ilişkin açıklama yaptı.

Banka, haberlere konu olan kişilerin uzun süre önce Akbank’tan ayrıldığını ve başka kurumlarda çalıştıklarını belirtti. Açıklamada, bu kişilerin hâlen Akbank bünyesinde görev yapıyormuş gibi gösterilmesinin gerçeğe aykırı bir izlenim oluşturabileceğine dikkat çekildi.

Akbank, güncel çalışma ilişkilerinin doğru aktarılması gerektiğini vurgulayarak kamuoyunun doğru bilgilendirilmesini istedi.

DenizBank: Yasemin Y. bankamızın çalışanı değil

DenizBank da fon soruşturması kapsamında gözaltına alınan isimlerin yer aldığı listeye ilişkin yayımlanan haberdeki bir bilgiyi düzeltti.

DenizBank A.Ş. tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Fon soruşturması kapsamında gözaltına alınan isim listesine ilişkin yayımladığınız haberde, Yasemin Y. isimli kişinin DenizBank Finans Yöneticisi olduğu yönünde hatalı bilgiye yer verilmiştir.

Haberde adı geçen Yasemin Y., Bankamız çalışanı değildir. Kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi amacıyla söz konusu yanlış bilginin düzeltilmesini rica ederiz.”

DenizBank, açıklamasıyla Yasemin Y.’ın banka çalışanı olduğu yönündeki bilgiyi açıkça reddetti ve haberlerin düzeltilmesini talep etti.

Soruşturmada banka isimleri neden gündeme geldi?

Soruşturma kapsamında yayımlanan gözaltı listelerinde yer alan kişilerin mesleki unvanları ve çalıştıkları kurumlara ilişkin bilgiler, bankaların isimlerinin de haberlerde geçmesine neden oldu.

Ancak bir kişinin adının soruşturma kapsamında anılması, tek başına ilgili bankanın soruşturmanın şüphelisi olduğu veya kurumsal olarak herhangi bir suça iştirak ettiği anlamına gelmiyor. Aynı şekilde, bir kişinin geçmişte bir bankada çalışmış olması da güncel çalışma ilişkisini göstermiyor.

Akbank’ın geçmiş çalışma ilişkilerine yönelik açıklaması ile DenizBank’ın Yasemin Y. hakkında yaptığı düzeltme, haberlerde kişi ve kurum bağlantılarının güncel ve teyit edilmiş bilgiler üzerinden kurulmasının önemini ortaya koydu.

Bankacılık sektöründe doğru bilgi ve itibar vurgusu

Sermaye piyasalarına yönelik soruşturmalarda kişi isimleriyle birlikte kurum adlarının anılması, kamuoyunda ilgili bankalara yönelik algıyı etkileyebiliyor. Bu nedenle gözaltı listelerindeki bilgilerin, kişilerin güncel iş durumlarıyla karşılaştırılarak yayımlanması önem taşıyor.

Akbank ve DenizBank’ın açıklamaları, soruşturma haberlerinde yalnızca isimlerin değil, bu isimlerle bankalar arasında kurulan bağlantıların da titizlikle doğrulanması gerektiğini gösteriyor.

Bankavitrini.com olarak not: Bu haber, Akbank ve DenizBank’ın çalışma ilişkilerine yönelik açıklamalarını bir araya getirmektedir. Soruşturmada adı geçen kişiler hakkındaki iddialar ile bankaların kurumsal sorumluluğu birbirinden ayrı değerlendirilmelidir.

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

AKBANK 1,7 MİLYAR TL CEZAYI NİÇİN YEDİ?

Yayınlanma:

|

Yazan:

BANKALAR ÇALIŞANLARIN MAAŞ REKABETİNİ Mİ SINIRLADI?

Bankavitrini.com | Bankacılık ve Finans Analizi

Akbank, Rekabet Kurulu tarafından yürütülen iş gücü piyasasına yönelik soruşturmanın uzlaşmayla sonuçlandırılması kapsamında 1 milyar 713 milyon 897 bin 558 TL idari para cezası ödeyecek. Peki, Türkiye’nin önde gelen bankalarından biri neden bu kadar yüksek bir ceza ile karşı karşıya kaldı? Soruşturmanın arkasında hangi iddialar bulunuyor? Bu olay, bankacılık sektöründe çalışanların ücretlerini ve iş değiştirme özgürlüğünü nasıl etkileyebilir?

CEZA KREDİ VE MEVDUAT FAİZLERİYLE İLGİLİ DEĞİL

Akbank’a verilen cezanın konusu, bankanın müşterilerine uyguladığı kredi faizleri veya mevduat oranları değil. Rekabet Kurumu’nun 24 Şubat 2026 tarihinde duyurduğu soruşturma, bankacılık, sigortacılık ve bilişim teknolojileri sektörlerinde faaliyet gösteren şirketlerin iş gücü piyasasındaki rekabeti kısıtlayabilecek uygulamalarını inceliyor.

Rekabet Kurumu, aralarında Akbank’ın da bulunduğu 26 teşebbüs hakkında çalışan ayartmama anlaşmaları ve/veya iş gücü piyasasına yönelik rekabete hassas bilgi paylaşımı iddiaları kapsamında soruşturma başlatmıştı.

Akbank, 12 Ekim 2026 tarihli Kamuyu Aydınlatma Platformu (KAP) açıklamasında, Rekabet Kurulu’nun 26-30/899-383 sayılı kararı doğrultusunda soruşturmanın banka bakımından uzlaşmayla sonuçlandırıldığını bildirdi.

Açıklanan idari para cezası 1 milyar 713 milyon 897 bin 558 TL oldu.

ÇALIŞAN AYARTMAMA ANLAŞMASI NE DEMEK?

Soruşturmanın en dikkat çekici başlıklarından biri, şirketlerin birbirlerinin çalışanlarını işe almamak veya çalışan transferlerini kısıtlamak konusunda anlaşmış olabileceği iddiası.

Örneğin aynı sektörde faaliyet gösteren iki banka düşünelim. Bu bankaların birbirlerinin çalışanlarına iş teklifi yapmamak ya da çalışan transferlerini sınırlandırmak konusunda anlaşmaları, iş gücü piyasasındaki rekabeti bozabilecek uygulamalar arasında değerlendirilebilir.

Böyle bir durumda çalışan, yalnızca mevcut işvereninin ücret politikasıyla karşı karşıya kalmaz. Rakip bankaların daha yüksek ücret veya daha iyi çalışma koşulları sunmasıyla ortaya çıkabilecek alternatifler de daralabilir.

Oysa rekabetçi bir iş gücü piyasasında bankalar nitelikli çalışanları bünyelerine katabilmek için ücret, prim, yan haklar, kariyer olanakları ve çalışma koşulları üzerinden birbirleriyle yarışır.

Bu rekabetin kısıtlanması, çalışanların pazarlık gücünü zayıflatabilecek bir sonuç doğurabilir.

Ancak önemli bir ayrıntı var: Rekabet Kurumu’nun soruşturma duyurusu, bu tür uygulamalara ilişkin iddiaların araştırıldığını gösteriyor. Akbank’ın hangi somut davranışının cezaya esas alındığına ilişkin ayrıntılar, bankanın KAP açıklamasında yer almıyor.

MAAŞ BİLGİLERİNİN PAYLAŞILMASI NEDEN SORUN OLABİLİR?

Soruşturmanın ikinci önemli boyutu, iş gücü piyasasında rekabete hassas bilgilerin paylaşılması iddiası.

Çalışan ücretleri, maaş artışları, işe alım koşulları ve gelecekteki istihdam planları gibi bilgiler, şirketlerin birbirleriyle rekabet etme biçimini etkileyebilir.

Örneğin rakip işverenlerin gelecekteki ücret artışlarına ilişkin hassas bilgileri paylaşması, ücret politikalarının bağımsız biçimde belirlenmesini zayıflatabilir. İşverenler arasındaki rekabetin azalması da çalışanların daha iyi ücret ve çalışma koşulları elde etme olanaklarını olumsuz etkileyebilir.

Buradaki temel mesele, şirketlerin insan kaynakları alanında her türlü bilgi alışverişinin yasak olması değil. Rekabeti kısıtlayabilecek nitelikteki anlaşmalar ve bilgi paylaşımlarının, somut koşullar çerçevesinde rekabet hukuku bakımından değerlendirilmesidir.

AKBANK BUNU NEDEN YAPMIŞ OLABİLİR?

Bu sorunun kesin yanıtını verebilmek için Rekabet Kurulu’nun gerekçeli kararındaki somut tespitlerin görülmesi gerekir. Bankanın kamuya açık KAP açıklaması, cezanın arkasındaki yönetimsel motivasyonu veya belirli bir uygulamanın nedenini açıklamıyor.

Bununla birlikte, çalışan transferlerini sınırlandıran veya ücret rekabetini zayıflatan uygulamaların işverenler açısından olası ekonomik motivasyonları bulunuyor.

Birincisi, personel maliyetlerini kontrol altında tutmak. Bankacılık sektöründe deneyimli çalışanların ücretleri, primleri ve yan hakları önemli bir maliyet kalemi oluşturuyor. İşverenler arasındaki ücret rekabetinin zayıflaması, ücret artışı baskısını azaltabilecek bir sonuç doğurabilir.

İkincisi, nitelikli personeli elde tutmak. Deneyimli bankacılar, risk yönetimi uzmanları, yazılım çalışanları ve yöneticiler, rakip kuruluşlar açısından değerli insan kaynağıdır. Çalışan hareketlerini kısıtlayan anlaşmalar, işverenler açısından personel kaybını azaltıyor gibi görünse de rekabet hukuku bakımından ciddi sorunlar doğurabilir.

Üçüncüsü, insan kaynakları maliyetlerinde öngörülebilirlik sağlamak. Bankalar ücret artışlarını ve işe alım maliyetlerini yönetmek ister. Ancak bu amaç, rakiplerle rekabeti sınırlayıcı anlaşmalar yapılmasını hukuken meşru hâle getirmez.

Bunlar olası ekonomik açıklamalardır; Akbank’ın bu amaçlarla hareket ettiğinin kanıtlandığı anlamına gelmez.

BU BİR İŞ HUKUKU İHLALİ Mİ?

Burada iki ayrı hukuk alanını birbirinden ayırmak gerekiyor.

İş hukuku; işçinin ücreti, iş sözleşmesi, çalışma koşulları, kıdem ve ihbar tazminatı gibi konuları düzenler.

Rekabet hukuku ise şirketlerin piyasalarda rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı anlaşmalarını ve davranışlarını denetler.

Akbank’a ilişkin soruşturmanın hukuki dayanağı, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4. maddesi kapsamında iş gücü piyasasındaki rekabetin kısıtlanıp kısıtlanmadığının incelenmesidir.

Dolayısıyla bu olay, doğrudan işçilerin ücretlerinin ödenmemesi veya kıdem tazminatı haklarının ihlali nedeniyle verilen bir iş hukuku cezası değildir.

Bununla birlikte, işverenler arasındaki rekabeti kısıtlayabilecek uygulamalar çalışanların iş değiştirme ve ücret pazarlığı imkânlarını etkileyebildiğinden, konu çalışma hayatı açısından da önem taşıyor.

AKBANK NEDEN UZLAŞMAYI KABUL ETTİ?

Akbank’ın KAP açıklamasında, soruşturmanın Rekabet Kurulu kararı doğrultusunda uzlaşma usulüyle sonuçlandırıldığı bildirildi.

Rekabet hukukunda uzlaşma, soruşturmanın kanunda belirlenen koşullar çerçevesinde sonuçlandırılmasına imkân veren bir yöntemdir. Bu yol, sürecin daha kısa sürede tamamlanması ve hukuki belirsizliğin azaltılması gibi avantajlar sağlayabilir.

Ancak Akbank’ın uzlaşmayı hangi özel gerekçelerle tercih ettiğine ilişkin ayrıntılı bir açıklama bulunmuyor. Bu nedenle bankanın uzlaşma kararını hangi yönetimsel veya hukuki değerlendirmelerle aldığı konusunda kesin bir neden ileri sürmek doğru olmaz.

BANKACILIK SEKTÖRÜNDE NE DEĞİŞEBİLİR?

Bu soruşturmanın önemi yalnızca Akbank’ın ödeyeceği para cezasıyla sınırlı değil.

Bankalar ve diğer finans kuruluşları açısından insan kaynakları uygulamalarının da rekabet hukuku kapsamında değerlendirilmesi, sektörde yeni bir hassasiyet alanı oluşturuyor.

Özellikle şu konuların önem kazanması beklenebilir:

  • Rakip kuruluşların çalışanlarını işe almama yönünde anlaşmalardan kaçınılması.
  • Ücret politikaları ve gelecekteki maaş artışları gibi rekabete hassas bilgilerin paylaşımının dikkatle değerlendirilmesi.
  • İnsan kaynakları toplantılarında ve sektör içi görüşmelerde rekabet hukuku kurallarına uyumun güçlendirilmesi.
  • Çalışanların iş değiştirme ve daha iyi çalışma koşulları için pazarlık yapma imkânlarının korunması.

Bunun çalışanların ücretlerine doğrudan ne ölçüde yansıyacağı ise ayrıca değerlendirilmesi gereken bir konu.

SONUÇ: MESELE SADECE 1,7 MİLYAR TL DEĞİL

Akbank’a açıklanan 1 milyar 713 milyon 897 bin 558 TL’lik idari para cezası, iş gücü piyasasındaki rekabetin de bankacılık sektöründe ciddi bir denetim konusu olduğunu gösteriyor.

Çalışanların serbestçe iş değiştirebilmesi, işverenlerin nitelikli personel için rekabet etmesi ve ücretlerin bağımsız piyasa koşullarında belirlenmesi, rekabetçi bir iş gücü piyasasının temel unsurları arasında yer alıyor.

Burada asıl yanıtlanması gereken soru şu: Bankalar müşterilerine kredi ve mevduat ürünleri sunarken rekabet etmek zorundayken, çalışanları işe alma ve ücret belirleme konusunda da aynı rekabet anlayışıyla hareket ediyor mu?

Bu sorunun Akbank özelindeki somut yanıtı için Rekabet Kurulu’nun gerekçeli kararındaki tespitlerin incelenmesi gerekiyor. Ancak olayın kendisi, bankacılık sektöründe rekabet hukukunun yalnızca müşteri ve ürün piyasalarıyla sınırlı olmadığını, çalışma hayatına da uzandığını ortaya koyuyor.

Kaynaklar: Rekabet Kurumu’nun 24 Şubat 2026 tarihli soruşturma duyurusu; Akbank’ın 12 Ekim 2026 tarihli KAP açıklaması.

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Enpara Bank’ın ilk faaliyet raporuna uluslararası platformlardan ödül

Enpara Bank Marka Yönetimi, İşbirlikleri ve Sürdürülebilirlik Direktörü Ayşegül Sınar: “İlk faaliyet raporumuzu hazırlarken yalnızca finansal ve finansal olmayan performansımızı aktarmayı değil, Enpara Bank’ın yenilikçi, sade ve dijital marka deneyimini raporun tamamında hissettirmeyi hedefledik” dedi

Yayınlanma:

|

Yazan:

Enpara Bank, 2025 Faaliyet Raporu ile uluslararası raporlama platformları Amerikan İletişim Profesyonelleri Ligi (LACP) Vision Awards ve ARC Awards değerlendirmelerinde ödüllere layık görüldü.

Bankadan yapılan açıklamaya göre, 2025 yılı performansını ortaya koyan ve bankanın ilk faaliyet raporu olma özelliğini taşıyan rapor, LACP Vision Awards kapsamında 5 farklı ödül alırken, ARC Awards kapsamında da ‘Fotoğraf-Video’ kategorisinde ödül kazandı.

LACP Vision Awards kapsamında dünya çapında altın ödüle layık görülen bankanın raporu, küresel ölçekte ve Avrupa, Orta Doğu ve Afrika (EMEA) bölgesinde en iyi finansal raporlar ile en iyi 100 rapor arasında gösterilirken, Türkiye’de de en iyi 25 rapor arasına girdi.

İçerik ve tasarım bütünlüğüyle bankanın marka kimliğini yansıtacak şekilde kurgulanan raporun görsel dünyası, söz konusu yaklaşımıyla ARC Awards kapsamında ilgili kategoride de bankaya ödül getirdi.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Enpara Bank Marka Yönetimi, İşbirlikleri ve Sürdürülebilirlik Direktörü Ayşegül Sınar, 2025 Faaliyet Raporunun uluslararası ölçekte aldığı ödüllerin, Enpara Bank’ın güçlü marka kimliğini ve iletişim yaklaşımını raporlama alanına da yansıttığının önemli bir göstergesi olduğunu belirtti.

İlk faaliyet raporunu hazırlarken yalnızca finansal ve finansal olmayan performansı aktarmayı değil, Enpara Bank’ın yenilikçi, sade ve dijital marka deneyimini raporun tamamında hissettirmeyi hedeflediklerini aktaran Sınar, ‘LACP Vision Awards ve ARC Awards kapsamında elde ettiğimiz bu başarıların, bu yaklaşımımızın uluslararası platformlarda da karşılık bulduğunu görmekten büyük mutluluk duyuyoruz.’ değerlendirmesini yaptı.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.