BANKA HABERLERİ
Sanayide hammadde karaborsaya düştü
Sanayi sektörlerinde kullanılan hammaddelerin fiyatlarında yüzde 100’ü aşan artışlar oldu. İthal hammaddeye bağımlı sanayi sektörleri, zor durumda. Kimi ürünlerde, lojistik sorunlar nedeniyle ürünleri temin süreleri de uzadı. Sektör temsilcileri, kurda yaşanan yükselişin negatif etkisinin de görülmeye başladığını belirtiyor.
Yayınlanma:
6 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
Salgın sonrası açılmalara hazırlanan dünyanın en büyük üreticilerinin hammaddelere olan aşırı talebi ve lojistikte yaşanan konteyner krizi gibi problemler dünyada emtia fiyatlarının hızla yükselmesine yol açtı. Plastikten, pamuğa, demirden çeliğe kadar sanayinin ana girdi kalemlerinde yaşanan fiyat artış oranı, kurda son günlerde yaşanan hızlı yükselişin de etkisi ile yüzde 100’ü aştı. Bu durum son ürün fiyatlarına yansımakla kalmadı, Türkiye’nin ihracat hedefini tehdit eder hale geldi. Hazır giyimden gıdaya, mobilyadan plastik sektörüne kadar birçok alanda hammadde darboğazı derinleşmeye başladı. Yaşanan sorunlara çözüm bulunamaması halinde yılsonu için 200 milyar dolar olarak belirlenen ihracat hedefinin hayal olacağını dile getiren sektör temsilcileri, ilave gümrük vergilerinin geçici bir süre de olsa kaldırılmasını ya da bazı kalemlerde ihracatın sınırlandırılması gerektiğini vurguladı.
TGSD: Hammadde ihracatı durdurulmalı
Hammadde sorunun en yoğun yaşandığı sektörlerden biri hazır giyim. Geçen yıl 17,1 milyar dolarlık ihracata imza atan sektörde bu yılın ilk iki ayında ise ihracat deyim yerindeyse yerinde saydı. Sebebi ise ana girdi kalemleri olan pamuk ve polyester gibi iplik fiyatlarının yüzde 75’e yakın artması. Söz konusu artış oranı kullanım alanı çok geniş olan likrada ise yüzde 300’ü aştı. Likra fiyatı 5 dolarlardan 15 dolara, hatta kara borsada 20 dolarlara çıktı. Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği Başkanı Hadi Karasu, konuyu bakanlığa da götürdüklerini belirterek, “Hammadde fiyatlarında Çin’in pandemiden çıkar çıkmaz dünyadaki emtiayı toplama hırsı ve konteyner fiyatlarındaki artış, hammadde fiyatlarına yansıdı. Ama Türkiye piyasasında bu artış, dünya fiyatlarını da geçti. Portekiz, Bangladeş gibi ülkeler Türkiye’den hammadde topladı. Bu durum darboğazı artırdı. Bunu değerlendiren üreticiler daha yüksek fiyatlara ürün satmaya başladı. Şimdi Inditeks gibi büyük gruplar fiyat alırken, ‘dışarda daha ucuz, bu fiyata verirseniz alırız’ diyorlar. Fırsatçılığın önüne geçilemez. Bunun kontrol altına alınması lazım. Ya hammadde ihracatı bir süre durdurulmalı ya da yine ilave gümrük vergisi geçici bir süre kaldırılmalı. İhracat hedefine katma değerli ürün ihracatı ile ulaşılabilir” dedi.
“Ülke, iplikten değil kumaş ihracatından kazanır”
Örme Sanayicileri derneği Başkanı Fikri Kurt da son bir yılda pamuk ve polyesterde fiyatların yüzde 75, likrada ise yüzde 300 arttığını belirterek, yine termin sürelerinin ise çok fazla uzadığını söyledi. Kurt, “Hammadde ihracatından kg bazında 40 cent veya 1 dolar kazanıyoruz. Bunun yerine, hammadde iç piyasada kalsa; örmeci, boyahaneci, hazır giyim üreticileri, emprime, baskı, ilikçi, düğmeci, naylon, karton, etiket gibi ambalaj üretimi yapanlar da bu üretim bandında yer alacak ve ismi geçen sektörlerde, işsizlik rakamlarının üst sevilerde olduğu bu dönemde binlerce kişi istihdam edilecek. Hazır giyim ihracatı ise kg bazında, iplik ihracatına göre daha yüksek oranda döviz girdisi sağlayacak. Yani ülke ekonomisine daha fazla katkı, iplik ihracatıyla değil, katma değerli kumaş ihracatı ve hazır giyim konfeksiyon ihracatıyla sağlanabilir. Tekstildeki dış ticaret fazlası bu şekilde oluşmaktadır” diye konuştu.
“Fiyatı artmayan hammadde yok”
Öte yandan hammadde fiyatlarındaki artış, enflasyon sepetinde yüzde 5,87 ağırlığı olan hazır giyim ürünlerine de hızla yansıyor. Yeni sezonda giyim enflasyonunun yüzde 30 artması bekleniyor. Türkiye ihracatının lokomotif sektörü olan otomotivde de en çok çelik fiyatları konusunda sıkıntı yaşanıyor. Uludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği (OİB) Başkanı Baran Çelik, otomotiv endüstrisinde en büyük girdi olan çelik fiyatlarında dolar bazlı artış oranının yüzde 40’ı aştığını belirterek, “Aslında fiyatı artmayan hammadde yok. Navlun fiyatları deseniz orda ise 2 kat artış söz konusu” dedi.
Hammadde karaborsaya düştü
Mobilya sektörü de artan talebin etkisi ile son aylarda büyük bir hareketlilik yaşıyor. Döviz kaynaklı olarak mobilyanın hammaddeleri olan süngerde son bir yılda yüzde 130, cilada yüzde 40 ve MDF’de yüzde 25 artış yaşanırken, sektör temsilcileri hammaddede karaborsa oluştuğunu söyledi. Artışın ise kaçınılmaz olarak fiyatlara yansıyacağını kaydettiler. Mobilya Sanayi İş Adamları Derneği (MOBSAD) Başkanı Nuri Gürcan, dövizden kaynaklı olarak cila, mobilya aksesuarı, cam, metal gibi bazı ürün gruplarında artış yaşandığını belirterek, “Geçen yılın son çeyreğinden beri hammadde bulamama sorunuyla karşı karşıyayız. Öncelikle MDF bulamıyoruz. Bunun en büyük nedeni, dolar kurunun yükselmesinden dolayı Türkiye’nin MDF üreticisi olarak ucuz ülke konumuna gelmesi, üreticilerin ihracat yapma iştahıyla ürünlerinin tamamını ihraç etmeleri, biz mobilya üreticilerini zor durumda bırakıyor. Oysa hammadde ihracatında elde edilecek gelir, mobilya ihracatının üçte biri kadar” dedi. Bu nedenle iç pazarda ürün teslimleri gecikirken, ihracatta da kendilerini sıkıntıya düşürdüğünü söyleyen Gürcan, “Döviz kurundaki bu şokları düşündüğünüz vakit, hammadde temini konusunda iyice zorluk yaşamaya başladık” diye konuştu. Gürcan, “Hammadde maliyetlerindeki artış ister istemez ürün son fiyata yansıyacak” dedi.
İthalat kotaları tedariki zorlaştırıyor
Plastik de son dönemde fiyatı hızla artan ürünler arasında ilk sırada yer alıyor. İstanbul Kimyevi Maddeler İhracatçıları Birliği Başkanı Adil Pelister, kimya sektöründe özellikle plastik ürünlerinde hammaddenin en büyük sorun haline geldiğini vurguladı.
Arzın azaldığını dile getiren Pelister, “İthalat kotaları da tedariki zorlaştırıyor. Plastik sektörünün hammaddelerinde yüzde 137’e varan artışlar söz konusu. Navlun fiyatlar 3-4 katına çıktı. Konteyner bulamama sorunumuz da devam ediyor. Enerji maliyetlerinde de ciddi artış oldu. Artışları hammadde, lojistik, enerji ve işçilik şeklinde sıralayabiliriz” dedi. Pelister, şöyle devam etti: “Dünyadaki petrokimya hammaddelerinin dolar bazındaki fiyat artışları, dolar kurundaki artışlar, lojistik sorunlar, arz sorunları, faizlerdeki ciddi artışlar ve finansmana ulaşmadaki zorluklar fiyatların aşırı yükselmesiyle beraber başta KOBİ’lerimiz olmak üzere üretici firmalarımızın sermaye yetersizliği sorunlarına sebep oluyor. Yeterli olmayan hammadde arzının yanı sıra getirilen atık ithalat kotası, geri dönüşüme konu olan hammaddenin tedariğinin azalmasına neden oluyor.”
Stokçuluk başladı
Geride bıraktığımız yıl 18.4 milyar dolarlık ihracata imza atan makine sektörü de hammadde krizinden etkilenen sektörlerden biri.
Türkiye Makina Federasyonu (MAKFED) Genel Sekreteri Zühtü Bakır’ın verdiği bilgilere göre, son bir yılda 500 dolarlarda olan sıcak hadde sac fiyatı 850 dolarlara çıktı. Bunun özellikle bazı tarım makineleri ve kazanlar gibi ürünlerde fiyat artışlarına neden olduğunu dile getiren Bakır, “PLC ve kontrol sistemlerinde kullanılmaları bakımından çipler henüz sorun olmasa da temininde riskler oluşturuyor. Bununla birlikte, olası bir üçüncü dalga halinde, pandemi nedeniyle arzında zaten daralma yaşanan elektronik, hidrolik ve pnömatik makine bileşenlerinin, Çin gibi ülkelerdeki yüksek talep de dikkate alındığında, erişiminde bir tehdit söz konusu. Firmalarımız bu konuda stok gibi tedbirleri alırken, özel amaçlı makinelerdeki değişkenlikler nedeniyle bu her zaman mümkün olamıyor. Ayrıca, navlun maliyetlerinin yükselmesi ve lojistik zorluklar imalatın yanı sıra ticareti de zorlaştıran unsurlar oldu” açıklamasında bulundu.
Ham yağ fiyatı yüzde 100 arttı
Son aylarda başta ayçiçek olmak üzere yağ fiyatlarında da önemli oranda artış yaşanmıştı. Konuyu bir basın toplantısı ile ele alan Bitkisel Yağ Sanayicileri Derneği Başkanı Tahir Büyükhelvacıgil, Türkiye’nin en çok ithal ettiği ürünler arasında yağlı tohumların yer aldığını belirterek, bu ürünlerde üretimin artırılması gerektiğini söylemişti. Açıklamasında bu ürünün eksikliğinin problem olmaya devam ettiğine dikkat çeken Büyükhelvacıgil, “Geçen yıl çekirdek fiyatları ton başına 5 bin 400 TL’ye kadar geldi, ham yağın fiyatı da ton başına 10 bin TL sınırını aştı. Bu sadece bizim ülkemizdeki eksiklikten değil, Rusya ve Ukrayna gibi üreticilerde de kuraklık sebebiyle yüzde 20-25 civarında üretim düşüşü yaşandı. Ham yağın ton fiyatı 700 dolar civarındayken bugün itibarıyla 1325 dolar seviyesine geldi. Bunlar ürkütücü. Doların da karşılıksız basılmasıyla emtia fiyatlarına müthiş yönelme oldu” diye konuşmuştu.
“Kamuya iş yapanlarda iflas furyası bekliyoruz”
Pandemiden dolayı inşaat sektörüne yönelik bazı malzemelerin üretiminin sekteye uğraması ve yeterli derecede üretilememesinden dolayı bir tedarik sorunu oluştuğunu belirten İnşaat Müteahhitleri Konfederasyonu (İMKON) Tahir Tellioğlu, “Bu nedenle üretim dengesinin bozulmasına bağlı olarak bir fiyat artışı oldu. İkinci artış ise dövizin yükselmesinden geldi. 2019’un sonunda malzeme kaynaklı hammadde girdilerimizde yüzde 30 artış olurken, geçen yıldan mart ayında kadar yaşanan artış ise yüzde 70’i buldu” dedi. Özellikle demir fiyatlarında hızlı artış yaşandığını aktaran Tellioğlu, bunun yanı sıra elektrik malzemeleri, sıhhi tesisat, çimento ve beton fiyatlarında da ciddi artış olduğunu söyledi. “Hükümetin kendine göre belirlediği enflasyonun yüzde 20-25 olarak düşünüldüğünde müteahhidin bunu ancak yüzde 30’luk bölümünü tolere edebildiğini” aktaran Tellioğlu, “Şimdi yüzde 50’yi geçince bütçeyi ciddi oranda bozuyor” dedi. Bu durumunda inşaat sektöründe üretimin zamanında yapılması ve maliyetlerin karşılanması noktasında sıkıntı yarattığını belirten Tellioğlu, sorunun özellikle kamu müteahhitlerini fazlasıyla etkilediğini belirtti. Kamuya iş yapan müteahhitlerin öz kaynaklarını kullanarak işi çözmeye çalıştığını özkaynağı kalmayanların ise iflas noktasına geldiğini ifade eden Tellioğlu, “Kamuya iş yapanlarda bir iflas furyası bekliyoruz” dedi.
Elektronikçiler üretimi kıstı
Elektrik elektronik sektörü ise son aylarda daha çok otomotiv sektöründe konuşulan çip krizinden olumsuz etkileniyor. Türk Elektronik Sanayicileri Derneği Başkanı Yaman Tunaoğlu, salgın ile birlikte elektronik ürünlere olan talebin artması ile birlikte çip talebinin katlandığını, arzın ise yetersiz kaldığını söyledi. Bu nedenle fiyattan ziyade tedarik konusunda büyük sıkıntılar yaşandığını dile getiren Tunaoğlu, “Otomotiv sektöründe daha konuşuluyor ama büyük beyaz eşya markaları da bu sıkıntıyı yaşıyor. Büyük birçok üretici üretimlerini kısmak zorunda kaldı. bu sıkıntının yıl sonuna kadar süreceğini tahmin ediyoruz. Ülkelerin bu alana yatırım yapmasıyla ancak aşılabilir” diye konuştu.
“Maliyet artışları konut fiyatlarına yansıyacak”
nşaat sektörünün temel hammaddesini demir ve çimento oluştuğunu belirten İstanbul İnşaatçılar Derneği (İNDER) Yönetim Kurulu Başkanı Nazmi Durbakayım da, söz konusu iki üründe geçen yıldan bu yana yüzde 50’den fazla artış olduğunu söyledi. Kurlardaki her artışın maliyet yükünü daha da artırdığını aktaran Durbakayım, “İnşaat hammadde fiyatlarına özellikle demir ve çimentoya bir anda ve yüksek oranda zam yapılması, kaynak sıkıntısı çeken sektörümüzün elini kolunu bağladı. Bu artışlar direkt konut fiyatlarına yansıyacak” dedi. Durbakayım, “Sektör olarak devlet büyüklerinden sektördeki çarkların daha iyi dönmesi için teşvik talep ederken gelecek her zam haberi, bizi daha da köşeye sıkıştıracak” diye konuştu.
Mobilya sektörü büyük darbe alabilir
MDF, sünger, cila gibi girdilerin neredeyse hepsinde yüzde 80-130 bandında bir artış meydana geldiğini belirten MODOKO Başkanı Koray Çalışkan, “Hammadde sıkıntısı uzun zamandır devam ediyor. Hammadde bulamadığımız için döviz kurundaki farklılığı dahi hissedemedik. Şu an ciddi bir karaborsa oluşmuş durumda. Hem üreticiler hem de satıcılar kısmında sorun var. Karaborsa ve ürün bulma sorunları kısa vadede çözülmezse sektör büyük darbe alacak. Hammaddecilerin ihracatı sektöre büyük zarar veriyor. Kurdaki yükseklik bu ihracatı artıracak. Mutlaka hammadde ihracatına kota konması gerektiğini düşünüyoruz” açıklamasını yaptı.
Dünya- Yener KARADENİZ / Hasan KUŞ / Leyla İLHAN / Osman KILIÇ
İlginizi Çekebilir
BANKA HABERLERİ
Fitch’ten Türk bankalarına kârlılık uyarısı: Takipteki krediler artıyor
Yayınlanma:
6 saat önce|
21/10/2026Yazan:
BankaVitrini
Yüksek fonlama maliyetleri ve enflasyon bankaların kâr marjlarını daraltırken, takipteki kredi oranı 2026’nın ikinci çeyreğinde yüzde 3,5’e yükseldi. Fitch, kârlılık üzerindeki baskının yıl boyunca sürmesini bekliyor.
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, üç aylık Türk Bankaları İzleme Raporu’nda, Türk bankacılık sektörünün 2026 yılının ikinci çeyreğinde kârlılık kaybı yaşadığını ve sorunlu kredilerdeki artışın sürdüğünü bildirdi. Bloomberg HT haberine göre, yüksek fonlama maliyetleri, artan swap giderleri ve enflasyon kaynaklı faaliyet giderleri, bankaların finansal performansını olumsuz etkiledi.
Faaliyet kârlılığında belirgin gerileme
Fitch’in izlediği bankalarda ortalama faaliyet kârının risk ağırlıklı varlıklara oranı, 2026’nın ilk çeyreğindeki yüzde 3,9 seviyesinden ikinci çeyrekte yüzde 2,6’ya geriledi. Sektör genelinde ise aynı oran yüzde 4,6’dan yüzde 3,3’e düştü.
Rapora göre, yüksek Türk lirası faizlerinin fonlama maliyetlerini artırması, net faiz marjlarını daraltan başlıca unsurlar arasında yer aldı. Swap maliyetlerindeki yükseliş ve enflasyonun faaliyet giderleri üzerindeki etkisi de kârlılığı baskıladı.
Takipteki krediler yüzde 3,5’e çıktı
Bankacılık sektöründe aktif kalitesine ilişkin göstergeler de olumsuz seyrini sürdürdü. Fitch’in izlediği bankaların ortalama takipteki kredi (NPL) oranı, ilk çeyrekteki yüzde 3,3 seviyesinden ikinci çeyrek sonunda yüzde 3,5’e yükseldi. Yeni takipteki kredi oluşum oranı da yüzde 2,1’den yüzde 2,2’ye çıktı.
Bankaların ortalama çekirdek sermaye yeterlilik oranı ise yüzde 11,5 seviyesinde kaldı. Bu görünüm, kredi riskleri ve kârlılık baskıları yakından izlenirken sermaye göstergesinin söz konusu dönemde yatay seyrettiğine işaret etti.
Bankacılık sektörünü ne bekliyor?
Fitch, yüksek TL faizleri ve enflasyonist baskıların bankaların kârlılığı üzerindeki etkisinin 2026 boyunca devam edebileceğini öngörüyor. Kuruluş, yılın sonlarına doğru faiz indirimlerinin yeniden başlaması durumunda bu baskının 2027’de hafifleyebileceğini değerlendiriyor.
Bankacılık sektörü açısından temel risk, fonlama maliyetleri yüksek seyrederken kredi geri ödemelerinde yaşanabilecek bozulmanın karşılık giderlerini artırması ve kâr marjlarını daha da daraltması. Bu süreç, bankaların kredi verme iştahı ve reel sektörün finansmana erişimi üzerinde de baskı oluşturabilir.
Kaynak: Fitch Ratings’in Türk Bankaları İzleme Raporu; 21 Ekim 2026 tarihli haberler.
BANKA HABERLERİ
AKBANK VE DENİZBANK: FON SORUŞTURMASINDAKİ İSİMLER BANKAMIZ ÇALIŞANI DEĞİL
FON SORUŞTURMASINDA AKBANK VE DENİZBANK’TAN AÇIKLAMA: “İSİMLER BANKALARIMIZIN ÇALIŞANI DEĞİL”
Yayınlanma:
6 saat önce|
21/10/2026Yazan:
BankaVitrini
Fon soruşturmasında gözaltı listesinde yer alan isimler üzerinden gündeme gelen Akbank ve DenizBank, haberlerdeki çalışma ilişkilerine ilişkin açıklama yaptı. Akbank, “adı geçen kişilerin uzun süre önce bankadan ayrıldığını” belirtirken DenizBank, “adı geçen Yasemin Y.’nin banka çalışanı olmadığını” bildirdi.
Bankavitrini.com | Gündem
Sermaye piyasalarındaki işlemlere yönelik yürütülen fon soruşturmasında gözaltı listesinde yer alan isimler ve bu kişilerin bankalarla bağlantıları gündeme geldi. Konuya ilişkin Akbank ve DenizBank’tan açıklamalar geldi. Her iki banka da haberlerde yer alan çalışma ilişkilerine yönelik düzeltme talebinde bulundu.
Akbank: İsimler uzun süre önce bankadan ayrıldı
Akbank, fon soruşturması kapsamında gözaltı kararı verilen kişilerle ilgili haberlerde banka adının kullanılmasına ilişkin açıklama yaptı.
Banka, haberlere konu olan kişilerin uzun süre önce Akbank’tan ayrıldığını ve başka kurumlarda çalıştıklarını belirtti. Açıklamada, bu kişilerin hâlen Akbank bünyesinde görev yapıyormuş gibi gösterilmesinin gerçeğe aykırı bir izlenim oluşturabileceğine dikkat çekildi.
Akbank, güncel çalışma ilişkilerinin doğru aktarılması gerektiğini vurgulayarak kamuoyunun doğru bilgilendirilmesini istedi.
DenizBank: Yasemin Yılmaz bankamızın çalışanı değil
DenizBank da fon soruşturması kapsamında gözaltına alınan isimlerin yer aldığı listeye ilişkin yayımlanan haberdeki bir bilgiyi düzeltti.
DenizBank A.Ş. tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Fon soruşturması kapsamında gözaltına alınan isim listesine ilişkin yayımladığınız haberde, Yasemin Y. isimli kişinin DenizBank Finans Yöneticisi olduğu yönünde hatalı bilgiye yer verilmiştir.
Haberde adı geçen Yasemin Y., Bankamız çalışanı değildir. Kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi amacıyla söz konusu yanlış bilginin düzeltilmesini rica ederiz.”
DenizBank, açıklamasıyla Yasemin Y.’ın banka çalışanı olduğu yönündeki bilgiyi açıkça reddetti ve haberlerin düzeltilmesini talep etti.
Soruşturmada banka isimleri neden gündeme geldi?
Soruşturma kapsamında yayımlanan gözaltı listelerinde yer alan kişilerin mesleki unvanları ve çalıştıkları kurumlara ilişkin bilgiler, bankaların isimlerinin de haberlerde geçmesine neden oldu.
Ancak bir kişinin adının soruşturma kapsamında anılması, tek başına ilgili bankanın soruşturmanın şüphelisi olduğu veya kurumsal olarak herhangi bir suça iştirak ettiği anlamına gelmiyor. Aynı şekilde, bir kişinin geçmişte bir bankada çalışmış olması da güncel çalışma ilişkisini göstermiyor.
Akbank’ın geçmiş çalışma ilişkilerine yönelik açıklaması ile DenizBank’ın Yasemin Y. hakkında yaptığı düzeltme, haberlerde kişi ve kurum bağlantılarının güncel ve teyit edilmiş bilgiler üzerinden kurulmasının önemini ortaya koydu.
Bankacılık sektöründe doğru bilgi ve itibar vurgusu
Sermaye piyasalarına yönelik soruşturmalarda kişi isimleriyle birlikte kurum adlarının anılması, kamuoyunda ilgili bankalara yönelik algıyı etkileyebiliyor. Bu nedenle gözaltı listelerindeki bilgilerin, kişilerin güncel iş durumlarıyla karşılaştırılarak yayımlanması önem taşıyor.
Akbank ve DenizBank’ın açıklamaları, soruşturma haberlerinde yalnızca isimlerin değil, bu isimlerle bankalar arasında kurulan bağlantıların da titizlikle doğrulanması gerektiğini gösteriyor.
Bankavitrini.com olarak not: Bu haber, Akbank ve DenizBank’ın çalışma ilişkilerine yönelik açıklamalarını bir araya getirmektedir. Soruşturmada adı geçen kişiler hakkındaki iddialar ile bankaların kurumsal sorumluluğu birbirinden ayrı değerlendirilmelidir.
BANKA HABERLERİ
AKBANK 1,7 MİLYAR TL CEZAYI NİÇİN YEDİ?
Yayınlanma:
6 gün önce|
16/10/2026Yazan:
BankaVitrini
BANKALAR ÇALIŞANLARIN MAAŞ REKABETİNİ Mİ SINIRLADI?
Bankavitrini.com | Bankacılık ve Finans Analizi
Akbank, Rekabet Kurulu tarafından yürütülen iş gücü piyasasına yönelik soruşturmanın uzlaşmayla sonuçlandırılması kapsamında 1 milyar 713 milyon 897 bin 558 TL idari para cezası ödeyecek. Peki, Türkiye’nin önde gelen bankalarından biri neden bu kadar yüksek bir ceza ile karşı karşıya kaldı? Soruşturmanın arkasında hangi iddialar bulunuyor? Bu olay, bankacılık sektöründe çalışanların ücretlerini ve iş değiştirme özgürlüğünü nasıl etkileyebilir?
CEZA KREDİ VE MEVDUAT FAİZLERİYLE İLGİLİ DEĞİL
Akbank’a verilen cezanın konusu, bankanın müşterilerine uyguladığı kredi faizleri veya mevduat oranları değil. Rekabet Kurumu’nun 24 Şubat 2026 tarihinde duyurduğu soruşturma, bankacılık, sigortacılık ve bilişim teknolojileri sektörlerinde faaliyet gösteren şirketlerin iş gücü piyasasındaki rekabeti kısıtlayabilecek uygulamalarını inceliyor.
Rekabet Kurumu, aralarında Akbank’ın da bulunduğu 26 teşebbüs hakkında çalışan ayartmama anlaşmaları ve/veya iş gücü piyasasına yönelik rekabete hassas bilgi paylaşımı iddiaları kapsamında soruşturma başlatmıştı.
Akbank, 12 Ekim 2026 tarihli Kamuyu Aydınlatma Platformu (KAP) açıklamasında, Rekabet Kurulu’nun 26-30/899-383 sayılı kararı doğrultusunda soruşturmanın banka bakımından uzlaşmayla sonuçlandırıldığını bildirdi.
Açıklanan idari para cezası 1 milyar 713 milyon 897 bin 558 TL oldu.
ÇALIŞAN AYARTMAMA ANLAŞMASI NE DEMEK?
Soruşturmanın en dikkat çekici başlıklarından biri, şirketlerin birbirlerinin çalışanlarını işe almamak veya çalışan transferlerini kısıtlamak konusunda anlaşmış olabileceği iddiası.
Örneğin aynı sektörde faaliyet gösteren iki banka düşünelim. Bu bankaların birbirlerinin çalışanlarına iş teklifi yapmamak ya da çalışan transferlerini sınırlandırmak konusunda anlaşmaları, iş gücü piyasasındaki rekabeti bozabilecek uygulamalar arasında değerlendirilebilir.
Böyle bir durumda çalışan, yalnızca mevcut işvereninin ücret politikasıyla karşı karşıya kalmaz. Rakip bankaların daha yüksek ücret veya daha iyi çalışma koşulları sunmasıyla ortaya çıkabilecek alternatifler de daralabilir.
Oysa rekabetçi bir iş gücü piyasasında bankalar nitelikli çalışanları bünyelerine katabilmek için ücret, prim, yan haklar, kariyer olanakları ve çalışma koşulları üzerinden birbirleriyle yarışır.
Bu rekabetin kısıtlanması, çalışanların pazarlık gücünü zayıflatabilecek bir sonuç doğurabilir.
Ancak önemli bir ayrıntı var: Rekabet Kurumu’nun soruşturma duyurusu, bu tür uygulamalara ilişkin iddiaların araştırıldığını gösteriyor. Akbank’ın hangi somut davranışının cezaya esas alındığına ilişkin ayrıntılar, bankanın KAP açıklamasında yer almıyor.
MAAŞ BİLGİLERİNİN PAYLAŞILMASI NEDEN SORUN OLABİLİR?
Soruşturmanın ikinci önemli boyutu, iş gücü piyasasında rekabete hassas bilgilerin paylaşılması iddiası.
Çalışan ücretleri, maaş artışları, işe alım koşulları ve gelecekteki istihdam planları gibi bilgiler, şirketlerin birbirleriyle rekabet etme biçimini etkileyebilir.
Örneğin rakip işverenlerin gelecekteki ücret artışlarına ilişkin hassas bilgileri paylaşması, ücret politikalarının bağımsız biçimde belirlenmesini zayıflatabilir. İşverenler arasındaki rekabetin azalması da çalışanların daha iyi ücret ve çalışma koşulları elde etme olanaklarını olumsuz etkileyebilir.
Buradaki temel mesele, şirketlerin insan kaynakları alanında her türlü bilgi alışverişinin yasak olması değil. Rekabeti kısıtlayabilecek nitelikteki anlaşmalar ve bilgi paylaşımlarının, somut koşullar çerçevesinde rekabet hukuku bakımından değerlendirilmesidir.
AKBANK BUNU NEDEN YAPMIŞ OLABİLİR?
Bu sorunun kesin yanıtını verebilmek için Rekabet Kurulu’nun gerekçeli kararındaki somut tespitlerin görülmesi gerekir. Bankanın kamuya açık KAP açıklaması, cezanın arkasındaki yönetimsel motivasyonu veya belirli bir uygulamanın nedenini açıklamıyor.
Bununla birlikte, çalışan transferlerini sınırlandıran veya ücret rekabetini zayıflatan uygulamaların işverenler açısından olası ekonomik motivasyonları bulunuyor.
Birincisi, personel maliyetlerini kontrol altında tutmak. Bankacılık sektöründe deneyimli çalışanların ücretleri, primleri ve yan hakları önemli bir maliyet kalemi oluşturuyor. İşverenler arasındaki ücret rekabetinin zayıflaması, ücret artışı baskısını azaltabilecek bir sonuç doğurabilir.
İkincisi, nitelikli personeli elde tutmak. Deneyimli bankacılar, risk yönetimi uzmanları, yazılım çalışanları ve yöneticiler, rakip kuruluşlar açısından değerli insan kaynağıdır. Çalışan hareketlerini kısıtlayan anlaşmalar, işverenler açısından personel kaybını azaltıyor gibi görünse de rekabet hukuku bakımından ciddi sorunlar doğurabilir.
Üçüncüsü, insan kaynakları maliyetlerinde öngörülebilirlik sağlamak. Bankalar ücret artışlarını ve işe alım maliyetlerini yönetmek ister. Ancak bu amaç, rakiplerle rekabeti sınırlayıcı anlaşmalar yapılmasını hukuken meşru hâle getirmez.
Bunlar olası ekonomik açıklamalardır; Akbank’ın bu amaçlarla hareket ettiğinin kanıtlandığı anlamına gelmez.
BU BİR İŞ HUKUKU İHLALİ Mİ?
Burada iki ayrı hukuk alanını birbirinden ayırmak gerekiyor.
İş hukuku; işçinin ücreti, iş sözleşmesi, çalışma koşulları, kıdem ve ihbar tazminatı gibi konuları düzenler.
Rekabet hukuku ise şirketlerin piyasalarda rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı anlaşmalarını ve davranışlarını denetler.
Akbank’a ilişkin soruşturmanın hukuki dayanağı, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4. maddesi kapsamında iş gücü piyasasındaki rekabetin kısıtlanıp kısıtlanmadığının incelenmesidir.
Dolayısıyla bu olay, doğrudan işçilerin ücretlerinin ödenmemesi veya kıdem tazminatı haklarının ihlali nedeniyle verilen bir iş hukuku cezası değildir.
Bununla birlikte, işverenler arasındaki rekabeti kısıtlayabilecek uygulamalar çalışanların iş değiştirme ve ücret pazarlığı imkânlarını etkileyebildiğinden, konu çalışma hayatı açısından da önem taşıyor.
AKBANK NEDEN UZLAŞMAYI KABUL ETTİ?
Akbank’ın KAP açıklamasında, soruşturmanın Rekabet Kurulu kararı doğrultusunda uzlaşma usulüyle sonuçlandırıldığı bildirildi.
Rekabet hukukunda uzlaşma, soruşturmanın kanunda belirlenen koşullar çerçevesinde sonuçlandırılmasına imkân veren bir yöntemdir. Bu yol, sürecin daha kısa sürede tamamlanması ve hukuki belirsizliğin azaltılması gibi avantajlar sağlayabilir.
Ancak Akbank’ın uzlaşmayı hangi özel gerekçelerle tercih ettiğine ilişkin ayrıntılı bir açıklama bulunmuyor. Bu nedenle bankanın uzlaşma kararını hangi yönetimsel veya hukuki değerlendirmelerle aldığı konusunda kesin bir neden ileri sürmek doğru olmaz.
BANKACILIK SEKTÖRÜNDE NE DEĞİŞEBİLİR?
Bu soruşturmanın önemi yalnızca Akbank’ın ödeyeceği para cezasıyla sınırlı değil.
Bankalar ve diğer finans kuruluşları açısından insan kaynakları uygulamalarının da rekabet hukuku kapsamında değerlendirilmesi, sektörde yeni bir hassasiyet alanı oluşturuyor.
Özellikle şu konuların önem kazanması beklenebilir:
- Rakip kuruluşların çalışanlarını işe almama yönünde anlaşmalardan kaçınılması.
- Ücret politikaları ve gelecekteki maaş artışları gibi rekabete hassas bilgilerin paylaşımının dikkatle değerlendirilmesi.
- İnsan kaynakları toplantılarında ve sektör içi görüşmelerde rekabet hukuku kurallarına uyumun güçlendirilmesi.
- Çalışanların iş değiştirme ve daha iyi çalışma koşulları için pazarlık yapma imkânlarının korunması.
Bunun çalışanların ücretlerine doğrudan ne ölçüde yansıyacağı ise ayrıca değerlendirilmesi gereken bir konu.
SONUÇ: MESELE SADECE 1,7 MİLYAR TL DEĞİL
Akbank’a açıklanan 1 milyar 713 milyon 897 bin 558 TL’lik idari para cezası, iş gücü piyasasındaki rekabetin de bankacılık sektöründe ciddi bir denetim konusu olduğunu gösteriyor.
Çalışanların serbestçe iş değiştirebilmesi, işverenlerin nitelikli personel için rekabet etmesi ve ücretlerin bağımsız piyasa koşullarında belirlenmesi, rekabetçi bir iş gücü piyasasının temel unsurları arasında yer alıyor.
Burada asıl yanıtlanması gereken soru şu: Bankalar müşterilerine kredi ve mevduat ürünleri sunarken rekabet etmek zorundayken, çalışanları işe alma ve ücret belirleme konusunda da aynı rekabet anlayışıyla hareket ediyor mu?
Bu sorunun Akbank özelindeki somut yanıtı için Rekabet Kurulu’nun gerekçeli kararındaki tespitlerin incelenmesi gerekiyor. Ancak olayın kendisi, bankacılık sektöründe rekabet hukukunun yalnızca müşteri ve ürün piyasalarıyla sınırlı olmadığını, çalışma hayatına da uzandığını ortaya koyuyor.
Kaynaklar: Rekabet Kurumu’nun 24 Şubat 2026 tarihli soruşturma duyurusu; Akbank’ın 12 Ekim 2026 tarihli KAP açıklaması.
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.054)
- BANKA ANALİZLERİ (152)
- BANKA HABERLERİ (3.644)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (603)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.987)
- GÜNCEL (4.636)
- GÜNDEM (3.590)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (147)
- ŞİRKETLER (2.747)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (582)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.500)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (841)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (120)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (62)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (95)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (20)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Meta'nın üçüncü çeyrek net kârı yıllık bazda yüzde 264 arttı 21/10/2026
- "İran'la savaşa girmek yaptığımız en iyi işlerden biri" 21/10/2026
- Tesla'nın üçüncü çeyrek net kârı yüzde 43 azaldı 21/10/2026
- Resmi Gazete'de bugün (22.10.2026) 21/10/2026
- Türkiye'de PHP güvenlik açığına karşı harekete geçildi 21/10/2026
- Trump: Rusya-Ukrayna savaşında çözüme hiç olmadığı kadar yakınız 21/10/2026
- Tasfiye edilecek fonlarda bekleyen talimatlara ilişkin önerge kabul edildi 21/10/2026
- Meta'ya kullanıcı gizliliği ihlali nedeniyle 25 milyar dolar ceza 21/10/2026
- JP Morgan: Aracı kurum lisans iptali Türkiye'den çekilme anlamına gelmiyor 21/10/2026
- ABD'den İran'ın gölge filosuna yönelik yeni yaptırımlar 21/10/2026
SON YAZILAR
- Fitch’ten Türk bankalarına kârlılık uyarısı: Takipteki krediler artıyor 21/10/2026
- AKBANK VE DENİZBANK: FON SORUŞTURMASINDAKİ İSİMLER BANKAMIZ ÇALIŞANI DEĞİL 21/10/2026
- Vestel’de Borç Alarmı: Gözler Yatırımcıda 20/10/2026
- FİTCH’TEN TÜRKİYE’DE LEASİNG VE FAKTORİNG SEKTÖRÜNE ÇİFTE RİSK UYARISI 19/10/2026
- AVRUPA SOKAKLARINDA EKONOMİK İSYAN: BÜYÜME VAR, REFAH NEREDE? 19/10/2026
- Trump’ın Rusya açılımı dengeleri değiştirdi, risk iştahı toparlanıyor 19/10/2026
- AKBANK 1,7 MİLYAR TL CEZAYI NİÇİN YEDİ? 16/10/2026
- MSCI’DEN TÜRKİYE BORSASINA FREN! 16/10/2026
- KREDİ KARTINDA 12 AY SINIRI KALKTI MI? TAKSİTLİ ALIŞVERİŞTE YENİ DÖNEM! 16/10/2026
- VERGİLERİN HER 100 LİRASININ 21,6 LİRASI FAİZE GİDİYOR! 16/10/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ6 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini5 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
