Connect with us

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

Tuncay Özilhan: TL’nin değer kaybının nedeni belirsizlik ve güvensizlik!

TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Özilhan: Rezervden döviz satışıyla Türk Lirası’nı korumak kısa bir süre işe yarar. Reformlar arzu edilen yere yaklaştıramadı. TL’nin değer kaybının nedeni belirsizlik ve güvensizlik!

Yayınlanma:

|

Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Olağan Genel Kurul’unda istikrar ve güven mesajları öne çıktı. TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Simon Kaslowski ve TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Tuncay Özilhan son dönemde yaşanan ekonomik gelişmelere dikkat çekerek, eleştiride bulundu.

Webinar sistemi ile canlı yayınlanan etkinlikte konuşan TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Simon Kaslowski, kredi genişlemesine bağlı gerçekleşen istisnai büyüme ile enflasyonist baskının arttığı, hem faiz hem kurun yükseklerde seyrettiği bir ekonomik ortam olduğunu anlattı.

Türkiye’nin önde gelen iş insanlarının üye olduğu TÜSİAD’ın Genel Kurulu yapıldı. Genel Kurul’a TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Tuncay Özilhan’ın konuşması damga vurdu. İşte Tuncay Özilhan’ın çok önemli gelişmelerin altını çizdiği konuşması… Bir yıl aradan sonra ilk kez yüz yüze bir toplantıda bir araya gelebildik. Buna da şükür diyorum. Umuyorum bir sonraki toplantımızı daha da kalabalık yapabilelim. Bu tabi normalleşmeye, normalleşme de Covid-19’la olan mücadelemize bağlı olacak. Değerli Üyeler, Bugünkü toplantımızı, ekonomik duruma ilişkin karışık sinyallerin olduğu bir dönemde yapıyoruz. Hepimiz son aylarda arka arkaya gelen beklenmedik gelişmeleri anlamaya, yorumlamaya, geleceği kestirmeye çalışıyoruz. Ortalığın toz duman olduğu, yetki ve sorumlulukların sınırlarının bulanıklaştığı durumlarda karar nasıl alınır? Nereye gittiğimiz konusunda kafamızda bir cevap yoksa plan nasıl yapılır? Kurumsal yapıların öngörüldüğü gibi çalışacağı varsayımı olmadan yarın ne olacağı nasıl bilinir? İlan edilmiş olan kurallar yarın değişebilirse, yarına ilişkin kararlar nasıl alınır?  Böylesi zamanlarda aklıma Churchill’in bir sözü gelir. Churchill gelecekte ne kadar uzağı görmek istersek geçmişte de o kadar geriye bakmalıyız der. Değerli Üyeler, Bildiğiniz gibi 2021, TÜSİAD’ın ellinci kuruluş yıldönümü. 1970’ler, yine bugünlerde olduğu gibi dünyanın ve ülkemizin karmaşık günlerden geçtiği bir dönemdi. 1970 yılında, ülkemizde dış ticaret açığı büyüyüp açığı finanse edecek finansman bulunamayınca IMF’yle bir stand-by anlaşması yapılmış ve TL %67 devalüe olmuştu.  Dünyada üçüncü sanayi devrimi olarak bilinen bilgisayar teknolojilerindeki devrim başlamıştı. Soğuk Savaş ABD ve SSCB arasındaki yarışı hızlandırmıştı. 1971’in Şubat ayında Apollo 14 aya üçüncü kez insanlı iniş yapmış ve ay yüzeyinde bilimsel araştırmalar için çalışmaya başlamıştı. Bundan bir ay sonra Türkiye’de anarşi gerekçesiyle 12 Mart muhtırasıyla demokrasimiz bir darbe daha almıştı. Nisan ayında ise derneğimizin kurucuları Atatürk ilkelerine uygun olarak, Türkiye’nin demokratik ve planlı yollarla kalkınmasına ve Batı uygarlık seviyesine çıkarılmasına yardımcı olmak amacıyla TÜSİAD’ı kurmuştu. TÜSİAD kurulduktan kısa bir süre sonra İkinci Dünya Savaşı’nın ardından inşa edilen küresel finansal mimarideki sorunlar ağırlaşmış ve yaz aylarında Bretton Woods sistemi çökmüştü. Türkiye’nin kişi başına geliri yüksek gelirli ülkelerin beşte biri kadardı. Elli yılın ardından dönüp bugüne bakalım.  Bugün de küresel ekonomide ciddi sıkıntılar yaşanıyor. Bretton Woods sisteminin çökmesinin ardından kurulan ve kalıcı olacağı düşünülen neo-liberal düzen, 2008 krizinde almış olduğu yaraları sarmaya uğraşıyor. İnsanoğlu şimdi de Mars’a gidiyor. Artık dördüncü sanayi devrimini konuşuyoruz.  Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla Soğuk Savaş dönemi kapandı ama adeta yeni bir Soğuk Savaş, bu defa da ABD ve Çin arasında yaşanıyor. 70’lerdekilerden farklı olsa da iç ve dış mihrak söylemleri bugün de gündemde.  Cari açık ve finansman sorunumuz aynen devam ediyor. Daha geçen hafta TL yüzde 10 civarında değer kaybetti. Türkiye’nin kişi başına geliri yüksek gelirli ülkelerin hala beşte biri civarında. Bu özetin de gösterdiği gibi, bugün ile 1970’ler arasında ciddi paralellikler var. Bundan elli sene öncesi gibi bugün de ekonomik ve toplumsal dinamikler bir dönüşümün eşiğinde olduğumuzu düşündürecek biçimde hız kazanmış durumda. TÜSİAD’ın kuruluşundan sonraki yılda yapmış olduğu faaliyetleri anlatan 1972 çalışma raporunda bu durum şu sözlerle anlatılmıştı: “Demokratik refah toplumu istikametinde kazanılan mesafelerin bir anda yitirilmesi tehlikesi bütün gücüyle toplumumuzu tehdit etmektedir… Bu… çok köklü tedbirlerin hızla uygulanması görevini bir zaruret haline getirmiş durumdadır.” Dönemin TÜSİAD yönetim kurulu, bu görevin yerine getirilmesinde Türk iş dünyasına da önemli bir rol düştüğü kanısındaydı. Yine aynı rapordan okuyacak olursak: “Bu görevi sadece devlet müesseselerinden beklemek hiçbir yönüyle mümkün değildir… Bu soruna olumlu çözümler geliştirmek toplum hayatında fonksiyon ve görev yüklenmiş herkesin ortak sorumluluğudur. Yirminci asrın ikinci yarısındaki toplum artık kudretli kişilerin ve dâhilerin yön verdiği bir toplum değildir. Bugünün toplumuna yön ve şekil veren güçler, … fertlerin meydana getirdiği… baskı gruplarıdır” Türk müteşebbisi toplumumuzun ileri bir refah toplumuna dönüşmesinde, başka hiçbir şekilde yeri doldurulamayacak önemli bir görev yüklenmiş bulunmaktadır Ne var ki Türk toplumu artık müteşebbislerden bunun çok ötesinde başka görevler yüklenilmesini ve her gün daha büyük bir ağırlık kazanan sosyal sorunların çözümünde daha şuurlu ve aktif bir rol alınmasını beklemektedir.” Bu tespitler adeta bugün yapılmış kadar güncel. TÜSİAD, bu doğrultuda başladığı çalışmalarına 50 yıldır devam ediyor. Hepimizin bildiği gibi 1970’li yıllar, Türkiye’nin dünya düzenindeki değişimi anlayamadığı, bu değişime ayak uyduramadığı yıllar oldu. Gelişmiş ülke hedefine ulaşmakta zaman kaybedildi. Demokratik hukuk devletine ulaşmak bir yana, bir askeri darbeyle daha karşılaşıldı. Siyaset karşı karşıya kalınan sorunları konuşarak ve uzlaşarak aşma iradesini gösteremedi. Ve en kötüsü de, ülke binlerce canını, özellikle de pırıl pırıl gencini yitirdi.  Sorunların parlamento içinde uzlaşı sağlanarak çözülmesi gereği ve bu konuda sivil topluma da büyük bir görev düştüğü tespiti bugün de bir o kadar doğru. Bu nedenle geçmiş 50 yılda olduğu gibi gelecek 50 yılda da TÜSİAD olarak üzerimize düşen sorumluluğu yerine getireceğiz. 50 yıldan beri savunduğumuz demokratik hukuk devleti, laiklik ve piyasa ekonomisi ilkeleri temelinde yaptığımız tespitleri ve önerileri ülkemizin yöneticileri ve kamuoyu ile paylaşmaya devam edeceğiz. Değerli Üyeler, Türkiye, Covid-19’la mücadelede fena bir sınav vermedi. Her ne kadar 1 Mart’tan 22 Mart’a nüfusa göre en hızlı vaka artışı görülen on birinci ülke olsak da vaka başına ölüm oranı en düşük ülkelerden birisiyiz.  Ayrıca, aşılama performansında da dünyada üst sıralarda yer alıyoruz. Hiç şüphesiz bu performansta sağlık alanında son yıllarda yapılmış olan yatırımlar ve özellikle yoğun bakım yatak sayısını oldukça artırmış olmamız etkili olmuştur. Bundan sonrası için aşılamada hızla daha fazla mesafe kat edilmesi ve toplumsal ve ekonomik hayatın bir an önce normale dönmesi en büyük temennimizdir.  Covid pandemisi ile mücadelenin gerektirdiği teması azaltma, mesafe, bir araya gelme kısıtlamaları ve hatta kapanma ihtiyacı ile bu önlemlerin yarattığı zorluklar hepimizin malumu. Mücadelenin gerektirdiği ekonomik yük tüm ülkeleri zorluyor. Haliyle ülkemiz de zorlanıyor. Pandeminin yol açtığı ekonomik zorluklar zaten mevcut olan yapısal sorunların üzerine ekleniyor. Ekonominin canlılığını sağlama ile ekonomik istikrarı koruma amaçlarını aynı anda yerine getirme gerekliliği, bizi, adeta iki yanı uçurum olan ince ve keskin virajlı bir yol üzerinde hareket etmeye mecbur bırakıyor. Yolun bir yanı istikrarsızlık, diğer yanı ekonomik daralma, işsizlik ve geçim sıkıntısı. Ve üstelik arabanın yoldan çıkmasını, uçuruma savrulmasını hevesle bekleyenler de yok değil. Ülke olarak hepimiz bu zorlu yolda seyir halindeki arabanın içindeyiz. Menzilimize ulaşmak için iş dünyası, çalışanlar ve diğer toplumsal kesimler, siyaset ve bürokrasi olarak birbirimize güvenmeli ve neyi, nasıl yapacağımızı konuşarak, istişare içinde belirlemeliyiz. Kavga döğüşle olmuyor. Kendi aramızda kavga ettikçe herkes kaybediyor. Muhakkak birleştirici olmak lazım. Bir yandan ekonominin canlılığını sağlarken diğer yandan ekonomik istikrarı koruyabilmenin yolu, keskin manevralar yapmak yerine, açık, net, öngörülebilir ve tüm kesimlere güven veren bir yol haritası ortaya koymaktan geçiyor.  Bir riski azaltırken diğer riski artırmaktan kaçınmak lazım. Aksi halde sonuç, hem kurların hem faizlerin aynı anda yükselmesi örneğinde olduğu gibi daha olumsuz bir tabloyla sonuçlanıyor. Ve hedefe en kısa zamanda en az maliyetle ulaşmak için asıl önemlisi, sadece semptomları hafifletmeye uğraşmakla yetinmemek aynı anda kökte yatan sorunları tedavi etmeye çalışmak lazım. Türkiye ekonomisinin kök sorunları neredeyse Cumhuriyetin kuruluşundan beri hep aynı: tasarruf açığı, TL’nin değerinin istikrarı, fiyat istikrarı, yeteri kadar nitelikli istihdam yaratamama, üretim yapısının dönüşümü, kamu harcamalarının ekonomik verimliliği artıracak biçimde kullanılmaması. Bunun için zaman zaman çeşitli reform paketleri açıklanıyor. Sonuncu pakette de gördüğümüz gibi ele alınan reformların hepsi iyi; hepsi yerinde. Ama reformlar uzun ve meşakkatli süreçlerdir. Israrlı uygulama ve sürekli takip gerektirir. Bu yüzden reform süreçleri siyaset ve bürokrasideki değişikliklere karşı hassastır. Reform hevesi zaman içinde azalır ve efor yeniden semptomların tedavisine kayar. Bu nedenle sık sık reform paketleri açıklanır, ama bu paketlerin yapısal sorunları çözmedeki etkisi pek sınırlı olur.  Yüksek faiz oranları tasarruf açığının sonucudur. Tasarrufları artırmazsak, TL’ye güveni tesis edip uzun vadeli dış kaynak çekmezsek, hiçbir faiz indirimi kalıcı olmaz. Nitekim hep böyle oluyor. Faizler, bir tansiyon hastasının tansiyon ilacına verdiği tepki gibi hızla iniyor, ilaç kesilince yeniden çıkıyor. Bu iniş çıkışlar bünyeyi daha da zayıflatıyor. Yatırımcı güveni tesis edilemeyince uzun dönemli yatırım kararları da alınamıyor. Yatırımcı güven ister. Sık sık değişmeyen kurallar ister. Uzun vadeli yatırımın sırrı istikrar ve güvendir. Tasarruf açığının bir cephesi de mali disiplindir. Türkiye kamu kaynaklarını çok iyi kullanmalı ve daha verimli alanlara harcamalı. Lüzumsuz harcamalar yerine her kuruşunu üretime, sanayiye, tarıma, eğitime, bilimsel ve insani gelişmeye ayırmalı. Kamu kaynaklarını harcarken rekabetçi piyasa ilkelerine uygun davranmalı. Sokaktaki vatandaştan iş insanlarına kadar herkesi ilgilendiren kronik problemimiz TL’nin değerindeki yüksek oynaklıktır. TL’deki değer kaybının bir nedeni döviz geliri üretme kapasitesinin düşüklüğü ise bir diğer nedeni de geleceğe ilişkin belirsizlik ve güvensizliktir. Sorun şiddetlenince rezervlerden döviz satarak TL’nin değerini korumaya çalışmak, ancak kısa süre için işe yarar. Aynı sorunun hep tekrarlamaması için ekonomik yapının dönüşüp döviz gelirlerinin artırılması ve ekonomi yönetiminin güven sağlaması gerekir. Fiyat artışları ile mücadele etmek için fiyat kontrollerinin yetmediğini tecrübeyle biliyoruz.  Kalıcı çözüm üretim kapasitesini artırmak. Şimdi önümüzde kaçırmamamız gereken bir fırsat var. Pandemi ertesinde ticaret zincirlerinde değişim bekleniyor.  Avrupalı şirketlerin tedarik kaynaklarını çeşitlendirmek ve daha yakın coğrafyaya taşımak istemeleri Türkiye’nin önemini daha da artıracak. Bu fırsattan yararlanmak için Türkiye sorunlarını geride bırakıp sanayi ve tarımsal üretim kapasitesiyle hazır hale gelmeli. Onca reform programlarına, verilen tüm teşviklere rağmen bir türlü halledilemeyen bir başka sorun da yüksek işsizlik. Bir yandan işsizlik çok yüksek; diğer yandan da yeni teknolojiler açısından uygun becerilere sahip çalışan yeterince bulunamıyor. Gençlerimizi donanımlı bir şekilde yetiştiremeyince geriye bir gelecek vadetmeyen kaba ve rutin işler kalıyor. Bunları da gençler doğal olarak beğenmiyor. Kaldı ki bu işler otomasyon ve yapay zeka uygulamaları yüzünden bugün değilse yarın zaten ortadan kalkacak olan işler. Bugünün işsizlik semptomuyla mücadele ederken, yarının işsizliğini önlemek için eğitimin niteliğini uluslararası standartlara yükseltmekten başka çare yok. Bunu yapmazsak kaynaklarımızı niteliksiz işgücünü verimsiz işlerde çalıştırmak için kullanmak durumunda kalacağız. Oysa biz zaten kaynak sıkıntısı çeken bir ülkeyiz. Kıt kaynaklarımızı verimsiz alanlarda çarçur etmemeliyiz. Yine şimdiye kadar uygulanan tüm teşvik programlarına rağmen bir türlü gerçekleştirilemeyen bir hedef de üretim yapısındaki dönüşüm. Yukarıdaki tüm sorunların arkasındaki ortak sorun ekonomik yapının verimsizliği, döviz kazandıramaması, istihdam yaratamaması, yüksek teknolojili ürün üretememesi. Neredeyse tüm iktisadi tarihimiz boyunca yaşadığımız bu sorunlara bugün yenileri de eklenmiş durumda. Bunların başında toplumun fakirleşmesi geliyor. Pandeminin iş kaybına yol açtığı sektörlerde işçilerin, kendi hesabına çalışanların ve esnafın gelirleri azaldı, refah düzeyleri geriledi.   Birçok ülke gibi Türkiye de kendi olanakları dahilinde destek programlarını devreye soktu. Pandemi sonrasında da, fakirlikle ve gelir adaletsizliği ile mücadele devam etmeli. Belli bir dönem verilen maddi desteklere ilaveten, gençlerin, kadınların ve dezavantajlı grupların gelirlerinde kalıcı artışlar sağlamak gerekiyor. Hızla ve kuvvetle ele almamız gereken konulardan bir tanesi de yeşil ekonomi. Az önce söz ettiğim üretim yapısındaki dönüşümü, ne ürettiğimiz ve nasıl ürettiğimiz açısından düşünmek gerekiyor. Gelecek yıllarda küresel ticarete yön veren ürünler, insan haklarına saygılı, etik değerlere uygun, çevreye duyarlı biçimde üretilmiş, yüksek teknolojili ürünler olacak.  Üretim yapısını dönüştüremezsek, küresel ekonomideki yerimizin yükselmesi bir yana düşmesi kaçınılmaz.  Semptomlarla uğraşmak yerine sorunları kökünden çözme gereği, ekonomi için olduğu kadar diğer alanlar için de geçerli. Zikzaklar çizerek ilerlemek yerine, sorunların tüm boyutlarını iyice inceleyerek, sadece bugünü değil, geleceği de düşünerek karar almak bizi hedefimize daha hızlı ve daha zahmetsiz ulaştırır. Etraflıca düşünülmemiş, ilgili tüm tarafların görüşleri alınmamış, aceleye getirilmiş kararlar çok çabuk değiştiriliyor. Bu da güvensizlik yaratıyor; öngörü ufkunu daraltıyor. Türkiye’nin uzun yıllar çözmekle uğraştığı en önemli toplumsal sorunlardan biri, kadın-erkek eşitliği. Kadınlara seçme hakkı verilen ilk ülkelerden birisi olan ülkemizde, şimdiye kadar alınmış olan çok sayıda önleme rağmen, kadınların ekonomik, toplumsal ve siyasi alanda ikincil planda kalmasının önüne geçilemedi. İstanbul Sözleşmesinin iptal edilmiş olmasının, kadına şiddete karşı verilen mücadeleyi kolaylaştırmadığı görüşündeyiz.  Aynı sorunlar uluslararası ilişkilerde de geçerli. Türkiye dış politikasını, çağdaş uygarlık ideali ve uzun vadeli çıkarları doğrultusunda oluşturmalı ve kurumsal ilişkiler temelinde, güven ve istikrar sağlayacak şekilde sürdürmeli. Sorunları kökünden halletmek yerine semptomları ortadan kaldırmaya odaklanmayı iç politikada da görüyoruz. Türkiye tüm sorunlarını konuşarak, uzlaşarak çözebilmeli. Bunun için de siyasetin alanı açık tutulmalı; özgür ve bağımsız medya aracılığıyla farklı görüşler için ifade özgürlüğü sağlanmalı. Şimdiye kadar alınan parti kapatma kararları, semptomları ortadan kaldırıp, kapatmaya gerekçe oluşturan sorunları ortadan kaldırmadığı için, aynı sorun tekrar tekrar karşımıza geliyor. Elbette tüm siyasi partilerin şiddete ve teröre karşı net tavır almasını beklemeliyiz.  Bununla birlikte demokratik siyaset alanını koruma ve genişletme konusunda da aynı kararlılığı göstermeliyiz. Toplumsal kutuplaşmayı bu şekilde aşabiliriz. Türkiye demokrasisinin ve vatandaşımızın bu sorunu aşacak olgunlukta olduğuna inanıyoruz.   Demokratik özgürlükler ve laikliği, bizi bir arada tutan, birlik ve beraberliğimizi sağlayan çimento olarak görüyoruz. En ufak bir şüpheye bile yer olmaması gereken bir alan ise hukuk düzeni. İnsan hakları, kuvvetler ayrılığı, hukukun üstünlüğü, kanun önünde eşitlik, yargı bağımsızlığı ilkelerine sıkı sıkıya bağlılık olmazsa olmazlarımız. Ekonomik reformlar gibi yargı reformlarının da hepsi iyi; hepsi gerekli. Ama şimdiye kadar ilan edilmiş olan yargı reformları bizi arzu ettiğimiz hukuk devleti ve demokrasi standartlarına yaklaştırmadı. Esas olması gereken demokrasi ruhunun ve etik ilkelerin yürütme ve yasamadan yargıya tüm süreçlerdeki görevliler tarafından içselleştirilmesi. Karar alırken herkesin evrensel normları gözetip elini vicdanına koyarak hareket etmesi. Değerli Üyeler, Konuşmamın başında geleceğe yön vermek için geçmişe bakmanın öneminden söz etmiştim. Böyle bir anlayışla dünyaya baktığımızda son yüzyılların genel eğiliminin daha fazla demokrasi, daha fazla eşitlik, daha fazla özgürlükler, derinleşen piyasalar, artan refah, küreselleşme, bilimsel ilerleme, daha az şiddet, daha az baskı yönünde olduğunu görüyoruz. Türkiye de bu eğilimlerin dışında değil. Günün sorunlarına getirilen çözümler ancak bu genel eğilime uygun olduğu durumlarda doğru oluyor. Bu tarihsel eğilimin dışındaki uygulamalar sonradan pek de hayırla yad edilmeyen parantezler olarak kalıyor. Yaşadığımız sorunlara, gerilimlere tarihin akışına uygun çözümler bulabileceğimiz konusunda inancım tam. Halkımızın sağduyusu ve ülkemizin demokrasi tecrübesi bu inancımın temelini oluşturuyor. TÜSİAD’ın Türkiye için demokrasi, özgürlükler ve laiklik üzerine kurulmuş olan kalkınma ve Batı uygarlık seviyesine çıkma ideali yolunda 50 yıldır sürdürdüğü çalışmaların önümüzdeki dönemde görev alacak olan yönetim kurulumuz tarafından da aynı gayret ile devam ettirileceği inancıyla hepinizi saygıyla selamlıyor, dikkatiniz için teşekkür ediyorum. 

Okumaya devam et

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

Bessent’in faiz hamlesi: DXY geriliyor, kıymetli metaller, Bitcoin yükseliyor

Yayınlanma:

|

Yazan:

ABD Hazine Bakanı Bessent, uzun vadeli tahvillerde gelecek çeyrekte işlem başına 2 milyar dolardan en az 4 milyar dolara çıkarılan geri alımların daha da büyütülebileceğini söyledi. Bessent, 20 yılın zirvesine çıkan uzun vadeli faizlerin ABD ekonomisinin temel görünümünü tam olarak yansıtmadığını savunurken; Ortadoğu’da devam eden savaş, yaz ayları nedeniyle azalan işlem hacmi ve belki de en önemlisi yapay zekâ yatırımları için hızlanan şirket tahvil ihraçlarının piyasadaki likidite havuzunu iyice kuruttuğuna dikkat çekti. ABD Hazinesi’nin hamlesi ardından ilk etapta %5,34 seviyesinden %5,18’e kadar gerileyen uzun vadeli tahvil faizleri, bu sabah yeniden %5,25 seviyesine toparlanırken, düşüş de beklentimize paralel kalıcı olmadı.

ABD Hazinesi’nin piyasalara vermiş olduğu mesajı iyi anlamak gerekiyor. Hazine tahvil piyasasındaki likiditeyi desteklemek ve faizlerin daha fazla yükselmesini engellemek için daha aktif bir rol üstlenmeye hazır oldu yönünde güçlü bir duruş sergilerken, bu hamle kamu borcunun 40 trilyon doları aştığı ve yıllık faiz giderlerinin ise şimdiden yaklaşık 1,2 trilyon dolara ulaştığı bir dönemde geldi! Yani konuyu sadece likidite kuruması olarak düşünmemek gerekiyor. Bessent her ne kadar bütçe harcamalarında yeni tasarruf adımları geleceğini söylese de, uzun vadeli faizlerin kalıcı biçimde gerilemesi için piyasanın ABD’nin borç ve bütçe görünümünde daha somut bir iyileşme görmesi gerekecek.

Bu noktada sıklıkla hatırlattığımız büyük resmi gözden kaçırmamak gerekiyor. ABD, Çin ile küresel liderlik için ciddi bir mücadeleye girişirken, Başkan Trump da bir iş insanı refleksiyle düşük kredi faizleri istiyor, fabrika çarklarının dönmesini, üretimin yeniden ABD’ye gelmesini ve istihdamın artmasını hedefliyor. Bu doğrultuda bir taraftan tarifeleri artırırken, diğer taraftan ekonomi yönetimi üzerinden daha zayıf bir dolar ile rekabet avantajı elde etmeye çalışıyor. Ancak gelinen noktada son altı aydır dolar değer kazanırken, piyasa faizleri de yukarıda gördüğümüz üzere yaklaşık 20 yılın zirvesine yükselmiş durumda.

Tam da bu nedenle, tecrübeli ve saygın bir hazineci olan Bessent’i hafife almamak gerektiğini düşünüyoruz. Scott Bessent’in 1992 yılında George Soros’un fonunda çalışırken İngiliz sterlinine karşı yapılan büyük bahiste önemli rol oynayan ve İngiltere Merkez Bankası’nı “Kara Çarşamba”ya götüren yatırımcılardan biri olduğunu yeri gelmişken bir kez daha hatırlatayım. Bu açıdan Amerikan Hazinesi’nin tahvil geri alım miktarını artırma kararını, nicelik olarak çok büyük olmasa da verdiği mesaj bakımından önemli buluyoruz.

ABD Hazinesi’nin adımı sonrasında dolarda başlayan değer kaybının devam edebileceğini düşünüyoruz. Savaş döneminde artan dolar likiditesi talebiyle son bir yılın zirvesine çıkan DXY endeksinin artık kademeli bir geri çekilme sürecine girebileceği kanaatindeyiz. Teknik anlamda uzun süredir önem verdiğimiz 100,50 seviyesini aşarak bizi huzursuz eden DXY, bu sabah 98,7 seviyesine kadar gerileyerek son üç ayın en düşük seviyesini gördü.

Kâğıt ve mürekkep sistemine baş kaldıran ve ocak ayı sonunda 5.600 dolar seviyesine kadar soluksuz yükselen altının ons fiyatı ise savaş döneminde artan likidite ihtiyacı, Warsh’un bilanço daraltması ve faiz artırımı yönündeki şahin açıklamalarıyla sert bir düzeltme sürecine girmiş, yapay zekâ şirketlerinin artan nakit ihtiyacı da satış baskısını artırmıştı. Gelinen noktada Fed’in faiz artırmasının zorlaştığı, uzun vadeli faizlerde ise kontrolün giderek zorlaştığı bir ortamda, altın gibi bu tür dönemleri fiyatlayan bir numaralı korunma aracının piyasalar tarafından yeniden hatırlandığını düşünüyoruz.

Bu minvalde, altının ons fiyatı piyasaların yakından takip ettiği 200 günlük hareketli ortalama olan 4,510 dolar seviyesinin üzerine yükselirken, gecelik kapanışın da bu teknik seviyenin üzerinde gerçekleşmesi hareketi teyit etti. Altın 4,540 dolar seviyesine kadar yükselirken, 5,600 dolar zirvesi ile 3,492 dolar dibini baz alan Fibonacci düzeltme seviyelerine göre yukarıda ilk önemli direnci 4,576 dolar seviyesinde görüyoruz. Her ne kadar orta vadeli hedeflerimiz çok daha yukarıda olsa da, son günlerde de vurguladığımız üzere V tipi, soluksuz bir yükseliş beklemiyoruz. Bu çerçevede, gelecek hafta düzenlenecek merkez bankalarının zirvesi niteliğindeki Jackson Hole toplantılarının da fiyatlamalar açısından önemli olacağını not etmek isteriz. Göz bebeğimiz gümüş ise 200 günlük hareketli ortalamanın geçtiği 71,95 dolar seviyesine henüz ulaşamasa da, bu sabah 69 dolar seviyesini test ederek son iki ayın zirvesine yükseldi. Kıymetli metallerde yükseliş isteğinin devam edeceğini düşünürken (bakınız grafik), uzun pozisyonlarımızı da korumaya devam ediyoruz.

Kripto cephesinde ise amiral gemisi Bitcoin, bu hafta şimdilik %20’ye yakın yükseliş kaydederek 75 bin dolar seviyesine kadar çıkarken, bir süredir 71 bin dolar olarak işaret ettiğimiz hedef seviyesini de süratle geride bıraktı. Teknik açıdan, 15,600 dolar seviyesinden başlayan ve 126 bin dolara kadar uzanan rallinin %50 Fibonacci düzeltme seviyesi olan 71 bin doların aşılması sonrasında bir sonraki önemli hedefin 84 bin dolar olduğunu düşünüyoruz (bakınız grafik).

Para birimleri liginde ise DXY cephesindeki geri çekilmeye paralel EURUSD paritesi 1,17 seviyesine yükselerek son üç ayın zirvesini test ederken, kraliyet aslanı sterlin de 1,3660 seviyesine ulaşarak son altı ayın en yüksek seviyesini gördü. Dolar zayıflığı devam ettiği müddetçe her iki paritede de yükseliş eğiliminin korunmasını bekliyoruz. GBP cephesinde haftalık kapanışın 1,3700 seviyesinin üzerinde gerçekleşmesi hâlinde, 1,40’lı seviyelerin yeniden gündeme gelebileceğini düşünüyoruz.

EUR ve GBP paritelerinde yaşanan sert yükselişe hafta sonu fonlama etkisinin de eklenmesiyle EURTRY kuru 56,30, GBPTRY kuru ise 65,50 seviyesine kadar yükseldi. Türk insanının bir numaralı yatırım araçlarından biri olan gram altın da 7 bin TL seviyesini test ederek yatırımcısının yüzünü güldürdü. Altın fiyatlarındaki yükselişin Türkiye ekonomisini pek çok kanaldan etkilediğinin altını kalınca çizmek gerekiyor. Artan servet etkisi, otomobilden beyaz eşyaya, konuttan diğer dayanıklı tüketim kalemlerine kadar iç talebi destekleyen bir unsur hâline geliyor. Bu nedenle ekonomik aktiviteyi, daha doğrusu iç talebi soğutmaya çalışan TCMB açısından kıymetli metal fiyatlarındaki yükseliş çok da iyi bir haber değil. Nitekim her perşembe olduğu üzere dün TCMB tarafından açıklanan haftalık verilerde de altının ayak izlerini net bir şekilde gördük.

Şöyle ki rezervlerin büyük bir kısmının altın olduğu düşünülürse, altın fiyatlarında yaşanan yukarı yönlü hareket TCMB’nin döviz alımları ile birleşince, TCMB’nin net yabancı para pozisyonu 19 Ağustos valörlü işlemlerde 51,2 milyar dolar seviyesine kadar yükselerek savaşın başladığı günlerdeki seviyesine kadar yükseldi. Haftalık verilere göre Liralaşma stratejisi devam ederken, TL mevduatın toplam mevduat içinde payı %62 seviyesine kadar yükseldi. Yabancının hisse senedi alımı ivme kazanırken, BIST100 ana endeksi ayın ilk üç haftasında %7 değer kazandı. USDTRY kuru bebek adımlarıyla 48,00 seviyesine gelirken, iki yıl vadeli gösterge tahvilin bileşik faizi %40,87 seviyesinde kalarak önemli bir değişim göstermedi. Piyasalar TCMB’den normalleşme kapsamında Ağırlıklı Ortalama Fonlama Maliyetini (AOFM) %40’dan %37’ye getirmesini beklerken, dün dört ay sonra ilk kez açtığı tahvil alımı ile piyasa faizini aşağıya çekti. CDS risk primi 223 baz puanla önemli bir değişim göstermedi.

Yeni güne başlarken, Bessent’in uzun vadeli tahvil faizleriyle giriştiği mücadele kendi içinde daha genişlemeci bir politika zeminine dönüşürken, kıymetli metallerden kripto varlıklara kadar uzanan sert değer kazanım eğilimi de korunuyor. Jeopolitik risklerde anlamlı bir değişim yaşanmamasına paralel Brent petrolün varil fiyatı 94 dolar seviyesine yükseldi. ABD Hazine Bakanı Bessent, İran’a yönelik “tarihin en ağır yaptırımlarının” devreye alınacağını ve paketin detaylarının pazartesi günü açıklanacağını söyledi. Washington, ekonomik baskıyı en üst seviyeye çıkararak İran’ı müzakere masasına zorlamayı ve yeni büyük çaplı askerî operasyonlara ihtiyaç bırakmamayı hedefliyor. Ancak burada önemli bir noktayı da unutmamak gerekiyor: İran, on yıllardır ağır yaptırımlar altında yaşamaya alışmış bir ekonomi.

ABD borsaları dün geceyi %1 civarında düşüşle tamamlarken, bu sabah Pasifik’in diğer yakasında havanın nispeten daha ılımlı olduğunu görüyoruz. Gösterge endeks Nikkei, Orta Doğu’da devam eden belirsizlik, yükselen petrol fiyatları ve yeniden güçlenen enflasyon endişeleriyle %0,3 gerilerken, haftalık kaybı %4’e yaklaşarak son bir ayın en kötü performansına yöneldi. Bölgenin diğer borsalarında ise %0,5 civarında yükselişler izlenirken, ABD vadeli endekslerinde de hafif alıcılı bir seyir dikkat çekiyor. Mali piyasaların gündeminde bugün içeride kapasite kullanım oranı, reel kesim güven endeksi ve tüketici güven endeksi; dışarıda ise İngiltere perakende satışlar ile Almanya, Euro Bölgesi ve ABD imalat PMI verileri takip edilecek.

Altın

1787288269f0590409bf35e4d996dc8afb4498cf8a_1_1200.jpg

Gümüş

1787288269e7a58e24cb2d9d2ab1f2003d77224d2f_2_1200.jpg

Bitcoin

17872882696548ab924574cb0cae49bed8357784c9_3_1200.jpg

Emre Değirmencioğlu

Okumaya devam et

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

ABD Hazinesi’nden piyasalara ‘morfin’, kıymetli metaller yeniden sahnede

Yayınlanma:

|

Yazan:

ABD tahvil piyasasında son haftalarda artan satış baskısının ardından dün Hazine Bakanlığı devreye girmek zorunda kaldı. Otuz yıllık gösterge ABD tahvil faizinin hafta başında %5,34 ile neredeyse son 20 yılın zirvesine çıkmasının ardından Hazine, 10-30 yıl vadeli tahvillerde yaptığı geri alımların büyüklüğünü işlem başına 2 milyar dolardan en az 4 milyar dolara çıkaracağını açıkladı. Haberle birlikte 30 yıllık faiz %5,20 civarına, 10 yıllık faiz ise %4,65 seviyesine geriledi.

Hükûmetler artık finansman bulmak için, yapay zekâ yatırımlarını finanse etmek amacıyla büyük miktarda borçlanan teknoloji şirketleriyle de aynı havuzdan para çekiyor. Likidite daralınca yatırımcıların ilk yaptığı şey ise en kolay nakde çevirebildikleri varlıkları satmak oldu. Altın, gümüş ve Bitcoin bu nedenle geçtiğimiz 4-5 ay boyunca satış baskısına maruz kaldı. Hatırlayacağınız üzere, ocak sonunda 5,600 dolar seviyesine kadar soluksuz yükselen altın, artan bütçe açıkları ve kamu borçlarına karşı zayıf dolar temasını fiyatlıyordu. Ardından Fed başkanlığı için Kevin Warsh isminin öne çıkması ve Warsh’un bilanço küçültme ile %2 enflasyon hedefini güçlü biçimde vurgulaması bu hikâyeyi bozdu. Şubat sonunda savaşın başlaması, enerji fiyatlarının yükselmesi ve dolar likiditesine olan ihtiyacın artması da tabloyu ağırlaştırdı.

Sonuçta altın yaklaşık beş ayda zirvesinden %30 gerileyerek 3,942 dolara, gümüş ise zirvesinden %50’den fazla düşerek 54 dolar seviyesine kadar geldi. Son bir ayda Fed’in faiz artırmakta zorlanacağının ve Warsh’un aslında şahin görünümlü bir güvercin olduğunun iyice anlaşılmasıyla faiz artırım beklentileri de yumuşadı. Beklentileri karşılamayan enflasyon ve istihdam verileri faiz artışı ihtimalini iyice zayıflatınca altın yeniden 4,500 dolar, gümüş ise 67 dolar seviyesine dayandı. Dün ABD Hazinesi’nin tahvil geri alımlarını artırması da miktar olarak büyük olmasa bile piyasalara önemli bir mesaj verdi!

ABD ekonomi yönetimi, uzun vadeli faizlerin %5,34 ile neredeyse son 20 yılın zirvesine çıkmasıyla artık ağrı eşiğine daha fazla dayanamadı. Kasım ayında yapılacak ara seçimler yaklaşırken, Trump’ın onay oranının da başkanlığının en düşük seviyesi olan %33’e gerilemesi, ekonomi yönetimi üzerindeki baskıyı daha da artırdı. Zayıf dolar, düşük faiz ve ucuz petrol isteyen Trump’ın neredeyse tüm isteklerinin tersine döndüğü bir dönemde, hisse senedi piyasalarında ilave bir bozulmanın önüne geçmek adına Hazine de elindeki araçları kullanmaya başladı. Daha önce de altını çizdiğimiz üzere, ABD hanehalkının servetinin büyük bir bölümünün hisse senetlerinde olduğu bir ortamda, piyasalarda sert ve kalıcı bir bozulmaya kolay kolay izin verilmesini beklemiyoruz. Hazine’nin uzun vadeli tahvil geri alımlarını iki katına çıkarmasını da biraz bu gözle okumak gerekiyor. Sorunu kökünden çözmese de, en azından şimdilik ağrıları dindirecek morfinin de verilmiş olduğunu not etmek isteriz.

Teknik bir bakış açısıyla, altın için 4,510 dolar civarındaki 200 günlük ortalamaların önem arz edeceğini düşünüyoruz. Tam iki buçuk aydır 200 günlük ortalamaların altında olan altının ilk nazarda bu seviyeyi geçeceğini devamında ise kademeli bir şekilde yeniden 5,000 dolar seviyesini hedefleyeceğini düşünüyoruz. Gümüşte ise kısa vadede 71 dolar, devamında 80 dolar seviyesini takip edeceğiz. Kıymetli metallerdeki mevcut uzun pozisyonlarımızı sırasıyla 4,510 ve 71 doların üzerinde bir kapanışla daha da kuvvetlendireceğiz. Savaşla birlikte doların kazandığı güvenli liman kimliğinin, devamında enflasyon endişeleri ve şahin görünümlü Warsh nedeniyle unuttuğumuz USD debasement, yani doların satın alma gücünün zaman içinde aşınması temasına yeniden yerini bırakacağını düşünüyoruz.  Mademki her şeyin fiyatı dolarla ölçülüyor, terazinin bir kefesi değer kaybetmeye mahkûmsa, diğer kefede hikâyesi olan her şeyin değer kazanmasını bekliyoruz. Ancak yüksek kamu borcu, bütçe açıkları ve savaşın enerji fiyatları üzerinden yarattığı enflasyon baskısı ortadan topyekûn kalkmış değil. Her ne kadar Hazine piyasayı rahatlatmak adına morfin verse de, sorunlar hâlâ masa üzerinde durmaya devam ediyor. Bu nedenle V tipi bir yükseliş de beklenmemelidir.

ABD’nin kamu borcu ilk kez 40 trilyon dolar sınırını aşarken, artışın hızı da artık dikkat çekmeye başladı. Borcun daha beş ay önce 39 trilyon dolar seviyesinde olduğunu hatırlatalım. Pandemi harcamaları, vergi indirimleri ve giderek büyüyen sosyal güvenlik ve sağlık giderleri bütçe açığını kalıcı hâle getirdi. ABD yılda yaklaşık 1,1 trilyon dolar faiz öderken, faiz giderleri de bütçenin en büyük kalemlerinden biri hâline geldi. Borç büyüdükçe yatırımcılar bu borcu taşımak için daha yüksek faiz talep ediyor. Dün Hazine’nin uzun vadeli tahvil geri alımlarını neden iki katına çıkardığını da böylece daha iyi anlayabiliyoruz. Faizlerin yüksek kalması bir yandan borcu çevirmenin maliyetini artırırken, diğer yandan yatırımların önündeki en büyük engellerden biri olarak duruyor. Neden kıymetli metallerin ateşli bir savunucusu olduğumuzun cevabı da aslında bu paragrafta yatıyor. Kâğıt ve mürekkep sistemine başkaldırı!

ABD Hazinesi piyasaların moralini düzeltirken, Moderna tarafından ise günün diğer önemli haberi geldi. Moderna ve Merck’in birlikte geliştirdiği kişiye özel mRNA kanser aşısı ileri aşama klinik çalışmada başarılı sonuç verirken, Moderna hisseleri dün gün içinde %175’e kadar yükseldi. Bu sonuç yalnızca şirket açısından değil, mRNA teknolojisinin kanser tedavisinde kullanılabileceğini göstermesi açısından da önem arz ediyor. Bir tarafta risk iştahı denince akla gelen teknoloji hisselerine gelen alımlar, diğer tarafta ise Moderna’nın başarısının akciğer, meme ve pankreas kanseri gibi diğer tümörlerde yürütülen mRNA çalışmalarına yönelik beklentileri artırmasıyla Nasdaq Biyoteknoloji Endeksi dün geceyi rekor seviyelerde tamamladı.

ABD Hazinesi’nin uzun vadeli tahvillerde geri alım miktarını iki katına çıkarması küresel piyasalarda kısa sürede rahatlama yarattı. ABD’deki uzun vadeli tahvil faizlerindeki düşüşe Avrupa ve Japonya tahvil faizleri de eşlik etti. Dolar endeksi %1’e yakın gerileme kaydederek 99 seviyesinin altına gerilerken, ABD borsaları da faizlerdeki gerilemeden destek bularak geceyi sınırlı da olsa yükselişle tamamladı. Jeopolitik risklerde herhangi bir değişiklik olmamasına paralel petrolün varil fiyatı 92 dolar seviyelerinde bekle-gör stratejisine geçerken, kripto aleminde ise amiral gemisi Bitcoin olumlu havaya paralel 64 bin dolar seviyelerinde var olan prangalarından kurtularak 70 bin dolar seviyesine dayandı. Teknik mânâda bir süredir 71 bin dolar seviyesini hedefliyoruz (bakınız grafik).

Dün akşam geç saatlerde açıklanan Fed’in temmuz toplantısının tutanakları, enflasyon konusunda endişelerin belirgin şekilde arttığını gösterdi. Fed faizi %3,50-%3,75 aralığında sabit tutarken, üç üye 25 baz puanlık faiz artışı istedi. Tutanaklara göre birçok üye, enflasyon %2 hedefine doğru gerilemezse faiz artırmanın gerekli olacağını düşündüklerini okuduk. Üstelik toplantıda faiz indirimi yönünde destekten hiç söz edilmemesi, Fed içindeki tartışmanın son bir yılda ne kadar değiştiğini gösterdi. Buna karşılık yukarıda da değindiğim üzere son dönemde açıklanan veriler enflasyonda bir miktar yavaşlamaya işaret ederken, temmuz ayında şirketlerin beklenmedik şekilde istihdam azaltması işgücü piyasasına ilişkin endişeleri de artırdı. Bu beklentiler ışığında, Fed’in eylül toplantısında faizi sabit tutacağına yönelik beklentiler artarken, sene sonuna yönelik faiz artırım fiyatlaması ise bu sabah 22 baz puan ile güncelliğini koruyor.

Yeni güne başlarken, ABD Hazinesi’nin uzun vadeli tahvil geri alımlarını artırmasıyla faizlerde yaşanan düşüş, Asya piyasalarına da rahatlama getirdi. Güney Kore borsası KOSPI dün %6’ya yakın gerilemesinin ardından bu sabah %6’nın üzerinde yükselişle kayıplarını telafi ederken, Japonya’da Nikkei endeksi %1’den fazla değer kazandı. EURUSD paritesi 1,17 seviyesine dayanarak neredeyse son üç ayın zirvesine gelirken, hafta sonu fonlama etkisiyle EURTRY kuru 56,00, GBPTRY kuru ise 65,25 seviyesini test etti. Yurdum insanının bir numaralı yatırım aracı olan gram altının 7 bin TL seviyesine dayanarak yatırımcısının yüzünü güldürdü. Altın fiyatları Türkiye’yi pek çok yönden etkiliyor. Her perşembe olduğu üzere bugün TCMB’nin haftalık raporunda rezervlerin altın etkisiyle nasıl olumlu mânâda yükseldiğini göreceğiz.

Türkiye cephesinde USDTRY kuru bebek adımlarıyla 48,00 seviyesinin kıyısına kadar gerilerken, iki yıl vadeli gösterge tahvilin bileşik faizi %41 seviyesinin altına geriledi. CDS risk primi ise 223 baz puanla önemli bir değişim göstermezken, hisse senetleri tarafında dün yükseliş isteğinin egemen olduğunu gördük. Borsa İstanbul ana endeksi dün günü şaşırtıcı bir şekilde %2,4 yükselişle tamamlarken, bankacılık hisseleri de benzer oranlarda  yükseliş kaydetti. ABD tahvil piyasasındaki rahatlamanın küresel risk iştahına nefes aldırmasıyla bugün TL ve TL cinsi varlıkların da talep görmesini bekliyoruz.

BloombergHT’nin haberine göre Maliye Bakanlığı, yabancı ve kurumsal yatırımcıların özellikle para piyasası fonlarında yoğunlaşan işlemlerini mercek altına alıp bazı önlemler geliştirmeyi planlıyor. Öte yandan, İsrail’in Suriye’nin kuzeyine yönelik hava saldırıları ve Türkiye’ye yönelik açıklamalarının yarattığı rahatsızlık haber akışında devam ediyor. Mali piyasaların gündeminde bugün veri akışı zayıf görünüyor. Türkiye’de merkezi yönetim borç stoku takip edilebilir.

ABD 30 Yıllık Faiz vs Gümüş

17872010196944ce299d374ce895ae66b0b5a17452_1_1200.jpg
 
Gümüş

17872010202d8c57428b01a9b1286de3da7465edfe_2_1200.jpg
 
Altın

 1787201020b5f9bc56b89ae600ff8f2c667ce49592_3_1200.jpg

Bitcoin

17872010206ca374837a7d19fa0a961b8c28bd571b_4_1200.jpg

Emre Değirmencioğlu

Okumaya devam et

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

Risk iştahı zayıfladı: Küresel borç yükü büyürken savaş enflasyonu besliyor

Yayınlanma:

|

Yazan:

Küresel mali piyasaların gündeminde tahvil piyasalarında devam eden satış baskısı ilk sırada yer alıyor. ABD’de 30 yıllık tahvil faizi dün %5,34 seviyesine gelerek yaklaşık 20 yılın zirvesini test ederken, bu sabah hafif de olsa geri çekilerek %5,27 seviyesine gevşedi. Almanya’da 30 yıllık gösterge tahvil faizi 2011 yılından bu yana en yüksek seviyesine çıkarken, Japonya’da ise 10 yıllık faiz %3 seviyesine yaklaşarak son 20 senenin zirvesine yükseldi. Dünya genelinde giderek artan kamu borçları yatırımcıları tedirgin ederken, yatırımcılar bu borcu taşımak için daha yüksek faiz talep ediyor.

Sorunun bir diğer ayağında ise giderek artan borçlanma ihtiyacı var. Bütçe açıkları büyürken ABD’nin kamu borcu 40 trilyon dolara yaklaşmış durumda. Üstelik hükûmetler artık kaynak bulmak için yapay zekâ yatırımlarını finanse etmek amacıyla büyük miktarlarda borçlanan teknoloji şirketleriyle de yarışıyor. Hürmüz’de devam eden çözümsüzlük nedeniyle Brent petrolün 90 doların üzerinde kalması da enflasyon riskini canlı tutunca, uzun vadeli tahviller üzerindeki baskı daha da artıyor.

Yükselen tahvil faizlerinin etkisi ise tahvil piyasasıyla sınırlı kalmıyor. Devletin borçlanma maliyeti arttıkça şirket ve konut kredileri pahalanıyor, yatırımlar zorlaşıyor ve yüksek faiz hisse senetlerinin cazibesini azaltıyor. Nitekim tahvil faizlerindeki yükseliş hisse senetlerinin de tadını kaçırmaya başladı. ABD’de önde gelen endeksler gerilerken, risk iştahı denince akla gelen ve teknoloji hisselerinin işlem gördüğü Nasdaq endeksi geceyi %1,3 düşüşle tamamladı. Yeni güne başlarken satış baskısının Pasifik’in diğer yakasına da yansıdığını görüyoruz. Asya’da teknoloji ve yarı iletken hisseleri ABD borsalarına paralel satış baskısına boyun eğdi. Japonya borsası Nikkei bu sabah %2,5 gerilerken, bir süredir sessiz bir seyir izleyen Güney Kore borsası KOSPI bültenimizi yazdığımız erken saatlerde %5,5 geriledi. Anthropic’in yıllıklandırılmış gelirinin temmuz sonunda 65 milyar doları aşmasına rağmen beklentilerin gerisinde kalması da yapay zekâ hisselerindeki temkinli havayı artırdı.

ABD borsalarının vadeli işlemlerinde hafif de olsa kırmızı renk bu sabah da dikkat çekerken, risk iştahındaki zayıflamaya rağmen doların değer kazanmaması dikkatimizi çekti. DXY hafif de olsa gerilerken, USDJPY paritesi kritik 160 seviyesinin sınırında kalmaya devam etti. EURUSD paritesi 1,1585 ile dünkü seviyelerinden pek de uzaklaşmadı. Tahvil ve hisse senedi piyasalarında satışlar öne çıkarken DXY’nin de değer kazanmamasından hareketle, yatırımcıların nereye sığındığı sorusuna net bir cevap veremiyoruz. Zira kıymetli metallerin de bu sabah pek de iyimser bir seyir izlemediğini not etmemiz gerekiyor. Faiz getirisi olmayan lâkin küresel borç sorunlarının arttığı bir ekosistemde talep görmesini beklediğimiz ons altın dün günü %2’ye yakın düşüşle 4,328 dolar seviyesinden tamamlarken, gümüş ise %4’e yakın geri çekilmeyle 63 dolar seviyelerinin diplerini test etti. Altın her ne kadar bu sabah 4,355 dolar seviyesine varan bir toparlanma kaydetse de kıymetli metallerde tatsız havanın korunduğunu söylememiz gerekiyor. Kripto aleminde ise Bitcoin hâlen 64 bin dolar seviyelerinde yatay seyrini koruyor.

Bugün gözler Fed’in temmuz ayı toplantı tutanaklarına çevrildi. Üyelerin enflasyon ve faizlerin bundan sonraki seyri konusunda ne düşündüğüne dair ipuçları piyasaların radarında olacaktır. Son dönemde istihdamın zayıflaması ve enflasyonun görece ılımlı gelmesi, Fed’den yeni faiz artışı beklentilerini azalttı. Bu sabah vadeli faiz kontratlarında eylül toplantısına yönelik beklentinin faizlerin sabit bırakılması yönünde olduğunu görürken, sene sonuna kadar toplam 22 baz puan artırım fiyatlanıyor. Hatırlanacağı üzere geçen haftalarda iki kez 25 baz puan faiz artırımı bekleyen piyasa, bu sabah itibarıyla neredeyse tek bir 25 baz puanlık artırıma geri döndü. Piyasaların yavaş da olsa Fed Başkanı Warsh’un şahin görünümlü bir güvercin olduğunu ve özellikle ABD’de ara seçimlere üç ay kalmışken faiz artırmakta oldukça zorlanacağını kabul etmeye başladığını düşünüyoruz.

ABD ile İran arasındaki diplomasi trafiği ise çıkmaza girerken, ABD Başkanı Trump, İran’la devam eden ya da planlanan herhangi bir görüşme olmadığını söyledi. İran ise Hürmüz Boğazı’nın açılması için ABD’nin İran limanlarına yönelik ablukayı kaldırması, petrol yaptırımlarını gevşetmesi, dondurulan varlıkları serbest bırakması ve askerî tehditlere son vermesi gerektiğini belirterek geri adım atmaya yanaşmadı. Altı aya yaklaşan savaşta geçici ateşkesin de pazartesi günü sona ermesiyle yakın vadede yeni bir anlaşma ihtimali iyice zayıflamış görünüyor.

Türkiye cephesinde ise dün görece sakin bir seyrin egemen olduğunu gördük. Yurtdışı borsalarda var olan satıcılı havaya rağmen BİST100 ana endeksi yatay seyrederken, yaz etkisi ve düşen hacimlerin de etkili olduğunu düşünüyoruz. USDTRY kuru bebek adımlarıyla 47,93 seviyesine gelirken, Hazine borçlanmaları sorunsuz geçti. İki yıl vadeli gösterge tahvilin bileşik faizi %41 seviyesinde kalırken, CDS risk primi ise 224 baz puana hafif de olsa yükseldi. Ekonomi programında revizyon hazırlığı iddialarına ilişkin dün Hazine cephesinden resmî bir açıklama gelirken, tahminlerimize paralel olarak dedikodu mekanizmasının ömrü pek uzun olmadı.

Son günlerde İsrail’in Suriye’nin kuzeyine yönelik hava saldırıları ve Türkiye’ye yönelik açıklamaları tansiyonu artırdı. ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye ile Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, İsrail’in İdlib kırsalında, Türkiye sınırına yakın Ebu Zuhur Askerî Hava Üssü’ne düzenlediği saldırıya ilişkin açıklamalarda bulundu. Barrack, ABD’nin Türkiye, İsrail ve Suriye arasında bir çatışmayı önleme mekanizması kurmaya çalıştığını ifade etti.

Uzun vadeli faizlerde sene başına göre değişim

1787114171345043f2b280bd520c57b927166dca7d_1_1200.jpg

Emre Değirmencioğlu

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.