Connect with us

Dr. Abbas Karakaya

Abbas Karakaya : İstanbul’da Dere Islahları incelensin

Karakaya : Bu yapıların dere yatağına ya da dere kıyı çizgisine sıfır olarak nasıl yapıldıkları bir yana, sosyal donatı, otopark gibi mekânlardan yoksun oluşları ilçede nüfus yoğunluğuna, ulaşımda vb. sorunlara yol açacağını öngörmek zor olmasa gerek.

Yayınlanma:

|

Ekolojik denge ve Doğanın korunması ile yazıları ile de bilinen bilinen Şair – Akademisyen Abbas KARAYAKA Çekmeköy’deki Soğuksu Deresi Islahı özelinde İstanbul’daki Dere Islahları altındaki rant arayışlarını sorguladığı yazılardan biri T24‘de yayınlandı. İşte o yazı :

İstanbul’un Kuzey Ormanlarına bitişik ilçelerinden Çekmeköy’de bir dere can çekişiyor. Eski adıyla SoğuksuKöy-içi ya da Çekmeköy olarak da bilinen bu dere (aslında derecik) İstanbul’un sayıları gittikçe azalan son doğal derelerinden biri. Dere boyunca yapılacak bir iki saatlik gezinti dere ve çevresinde yaşanan ekolojik yıkımı, dere yatağındaki yapılaşmayı (betonlaşmayı), hem belediye hem de yurttaşlar tarafından nasıl çöp dökme alanı olarak kullanıldığını da gösterecektir. Dereye, an itibarıyla verilen en büyük zararsa, dereye rağmen sürdürülen, vahşi, korsan (?) dere ıslah projesi.  

Dere ıslahının başlangıç noktası, derenin Çekmeköy Merkez Mahallesi, Çavuşbaşı Caddesini kestiği, Şehit Binbaşı Ömer Aktuğ parkının alt sınırından yirmi metre ötesi. Başka bir tarifle, derenin ıslaha tabii tutulan kısmı, Merkez Mahallesi sınırlarında Üsküdar Caddesi ve eski Farabi Sokağına paralel aktığı, bu cadde ve sokak arasında kalan vadi içinde akan kısmı. Ancak derenin “peyzajlı ıslah” projesinde ciddi boşluklar ve soru işaretleri var. Madde madde gidelim.

1-Yapılan işin tam adı ne, işvereni kim? Çavuşbaşı Caddesindeki tabelada yazan şu: Çekmeköy Köy İçi Deresi Peyzajlı Dere Islahı ve Peyzaj Projelendirme İşi; İstanbul Büyük Şehir Belediyesi, İSKİ, İstanbul Ağaç ve Peyzaj. Tabelada başka bilgi yok. İSKİ’nin internetteki sayfasında da proje hakkında hiçbir bilgi yok.

2-Derenin ıslah edilmesine gerek var mı? Çekmeköy Köy-içi deresi kokmayan, taşmayan; deyim yerindeyse kendi halinde bir dere. Son iki haftadır mevsim yağışların artığı bir dönemde bile yatağından akan su kalem kalınlığında. Taşma belirtisi göstermeyen, kendi halinde, birçok doğal dere gibi, yazın bazı kısımları kuruyan, güz ve kış aylarından canlanan bir derecik. Derelerin ıslah edilmelerinin en yaygın iki nedeni taşkına sebep olma ve derelerin çöplük, kanalizasyon olarak kullanılmaları. Islaha tabii tutulan kısmı da dâhil olmak üzere Çekmeköy Köy-içi deresinin müdahale gerektirecek böyle iki sorunu yok.

3-Dereye dair başka tespitler var mı? Evet, var. Islahın yapıldığı uzantı herhangi bir yer altı ya da yer üstü bir su kaynağına bağlı olarak yılın her ayında veya arazinin jeolojik ve topografik yapısıyla iklim şartlarına bağlı olarak yılın muayyen aylarında önemli miktarda su taşıyan ve tabii yatağı olan, aktif bir su akış seyri gösteren bir akarsu değildir.

4-Sorunsuz bir dere midir, müdahale gerektiren şeyler yok mu? Derenin hiçbir sorunu yok diyemeyiz. Dere genelde bir görüntü kirliliğinden mustariptir. İlk elden buna müdahale edilmelidir. Ayrıca ve daha da önemlisi dere boyu ciddi bir betonlaşmaya maruz kalmaktadır. Mesela, ıslah çalışmasının başlangıç noktasının beş, altı yüz metre yukarısında, dere boyundaki bitmiş ya da devam eden inşaatların varlığı (Cihangir okulları, Maks okulları, Serinvadi Evleri, Köy-içi Evleri gibi). Bu yapıların dere yatağına ya da dere kıyı çizgisine sıfır olarak nasıl yapıldıkları bir yana, sosyal donatı, otopark gibi mekânlardan yoksun oluşları ilçede nüfus yoğunluğuna, ulaşımda vb. sorunlara yol açacağını öngörmek zor olmasa gerek.

5-Dere ıslahı korsan olabilir mi? Evet, olabilir. Dere ıslahının yapıldığı alanın başlangıç ya da herhangi bir noktasında şantiyelerde görülen bilgilendirici bir tabela yok. Yani dere vadisine sokulan iş makinelerinin hangi rapor, hangi analiz, proje ya da ruhsata göre sokuldukları, ıslahın ne amaçla yapıldığı, şantiye sorumlusu, yüklenici kim ya da kimler olduğuna dair tek bir satır bilgi yok. Dere ıslahında DSİ’nin rolü, katkısı ya da onayı olup olmadığını da bilmiyoruz.  

6-Dere vadisine iş makineler ne zaman girdi? Dört buldozer 17 Ağustos 2020 tarihinde vadide çalışmaya başladılar. Aradan üç aya yakın zaman geçmesine rağmen, şantiye inşaat tabelalarının dikilmemesi, ıslah için gerekeli ön raporların, projelerin, teknik şartnamelerin ilgili taraflara hala verilmemesi çok manidar. Şehrin ortasında korsan bir dere ıslahıyla mı karşı karşıyayız sorusunu akla getiriyor.

7-Dere yatağında ve vadisinde şimdi tam olarak ne yapılıyor? Doğal derenin tabanının en geniş yeri 1.5- 2 metreyken, bu 8-9 metreye kadar genişletiliyor, hatta deşilerek derinleştiriliyor. Derenin doğal yatağı tamamen değiştirtildiği gibi, akış istikameti (hidroliği) de kasıtlı olarak, teknik verilerin hilafına değiştiriliyor. En vahimiyse, serseme çevrilmiş dere yatağına demirlerle tahkim edilmiş, devasa beton bloklar döşeniyor. Bu çalışmaya ıslah demek yanıltıcı ve yanlıştır. Sözlük anlamıyla Islah ‘daha iyi duruma getirme, düzeltme, iyileştirme’ demektir. Çekmeköy Deresi ve vadisinde durumu iyileştirilen, iyiye giden, düzeltilen hiçbir şey ya da canlı organizma yoktur. Tersine, dere yatağının doğal bitki örtüsü kazınıyor, vadideki meşelikler, meşe ağaçları ve yamaçlarda insanların elleriyle diktikleri ağaçlar kesiliyor. İşin en ironik yanıysa kesilen ağaçların yerine, ıslahtan sonra, İstanbul Ağaç ve Peyzaj’ın ağaçlar dikecek olması. Dere yatağının ne hale getirildiğini fotoğraftan daha iyi anlayabiliriz.

8-Dereye müdahale etme fikri ilk ne zaman dillendiriliyor? Çekmeköy Köy-içi deresine müdahale etme fikrinin en azından beş altı yıllık bir geçmişi olmalı. AKP yönetimindeki İBB’nin işveren sıfatıyla 2017 yılında hazırlattığı bir proje var. “Çekmeköy Deresi Peyzaj Fikir Projesi” adlı bu proje, derenin ormandan çıktığı yerden başlayıp Çavuşbaşı caddesine ulaştığı, Şehit Binbaşı Ömer Aktuğ parkının alt sınırında bitiyor. Derenin 1128 metrelik bu kısmına peyzajla düzenlemesiyle yetinilmiş. Ancak, nedense derenin, bu yazıda konu edilen kısmına müdahalede peyzajla yetinilmemiş, nedense, ıslah çalışması eklenmiş

9-Bu kadar veri ve gözleme rağmen, dere ıslahında neden ısrar ediliyor? Son beş, altı yıl içinde dere ıslahının duyulmasıyla eşzamanlı olarak ıslahın yapılacağı vadinin teraslarında siteler yükselmeye başladı. Kimileri bitti, kimilerinin inşaatı sürüyor. Bu siteler dar alanlara yapıldıklarından sosyal donatı alanları, sitelerden beklenen sosyal tesis, park vb. sunamıyorlar; yine bu yüzden terk alanlarını başka yerlerde göstermek zorunda kalmışlardır. İşte, derenin geçtiği vadi bu sitelere özel yeşil alan olarak hazırlanmaktadır. Bu iş için peyzaj yeterli değildir. Çünkü dere vadisini otuz yıldan beri ev, yuva bellemiş on altı gecekondu vardı/r. Sitelerin manzarası bozulmasın diye bu gecekondudaki insanların göç ettirilmeleri gerekmektedir. İşte, ıslah işlemi, sitedeki dairelerin değerini, imar rantını artırmanın aracıdır. Çalınan minarenin kılıfıdır. Derenin, iklimin, jeolojik koşulların dikte ettiği bir ameliye değildir.

10-Dere ıslahına ‘vahşi’ diyorsunuz. Neden? Çok büyük olasılıkla derenin ıslah edilecek kısmına literatürde ‘kapalı kesit’ denilen ıslah yapılacak. Yani derenin sadece yatağı ve yanları değil, üstü de beton bloklarca örtülecek. Üstüne toprak örtülüp görünmez kılınacak. ‘Kapalı kesit’ genelde, çok zorunlu kalınan hallerde, mesela derenin üstünden kara yolu geçtiğinde yapılan bir ıslah şekli. Kapalı kesit yapmak için DSİ’den onay ve müsaade almak gerekiyor. Oysa söz konusu dereciğe kapalı kesit uygulamanın koşulları kesinlikle yoktur. Eğer terastaki sitelere nispeten geniş, yürüyüş yollu, bisiklet yollu rekreasyon alanı yapmak gibi bir planınız yoksa.

11-Dere ıslahı, yıkımlar, imar planlarının hukuksal durumu nedir? Olup bitenlerle biraz yakından ilgilenen, rant gözüyle değil, gönül, vicdan gözüyle bakan ve bilgiyle fikir sahibi olan herkes ortada büyük bir haksızlık, adaletsizlik olduğunu görmektedir. Haksızlığın ve adaletsizliğin iki asıl mağduru vardır: Doğa ana ve onun çocuğu dere ve dere yamacını 30 yıldır yuva bellemiş insanların mağduriyetleri. Sitelerin kurulmasına cevaz veren imar planlarındaki oynamalar, haksız, hukuksuz dere ıslahı yargıya taşınmıştır. Yargı kararı beklenmeden insanların evleri başlarına yıkılmıştır. Ayrıca, Çekmeköy İmar Planları yargıdadır. Çok yakında kamu yararına bir iptal kararı çıkacaktır. Dere ıslahında ve derenin daha üst taraflarındaki betonlaşmanın bu kadar aceleye getirilmesindeki sebep budur. Bu meyanda, sitelere yer kazandırmak için Çekmeköy’de bir sokağın çalındığını, bu olayın da yargıyla, vicdanla bir alakası vardır. Çekmeköy’de kaybedilen sokak olarak da bilinen Farabi Sokağın çalınma hikâyesi için şu yazıya bakınız:

https://www.gazeteduvar.com.tr/turkiye/2018/08/10/cekmekoyde-sokak-calindi

12-Çekmeköylüler dere ıslahıyla ilgili ne istiyor? Dere ıslahının bir an önce durdurulmasını, iş makinelerinin dere vadisinden çekilmesini. Dere ıslahının durdurulmasının çevreye, doğaya, insanlara verebileceği herhangi bir zarar ya da getirebileceği tehlike yok. Eşzamanlı olarak, dere ıslahındaki ısrarı, sitelerin imar izinlerini de içerecek şekilde 2014-19 döneminde ilgili bölgedeki arsa hareketlerini, imar planları değişikliklerini de inceleyecek bir komisyon kurulmasını talep ediyoruz. Böyle bir çalışma neyin, ne kadar kamunun çıkarı için, ne kadarı belli zümrelere rant dağıtım, doğanın talan edilme işi olduğunu da ortaya çıkaracaktır. Her şey ancak o zaman güzel olabilir. Kamuya da doğaya da derman olmanın yolu budur.

NOT: Bu yazı, yazılı çağrı ve görseller en son tahlilde bir temsildir. Karar verici makamlarda bulunanları ilçemize, deremizi görmeye, misafirimiz olmaya davet ediyoruz. Kendi gözleriyle görmenin yerini hiçbir yazı, görsel tutamaz.

Abbas KARAKAYA – Şair, Akademisyen

https://t24.com.tr/haber/12-soruda-cekmekoy-deki-soguksu-deresi-islah-projesi-2014-19-doneminde-yapilan-imar-planlari-incelensin,914939

Dr. Abbas Karakaya

RÜZGARIN ÜLKESİ ÇANDARLI’DA YENİ BİR SAYFA: YAYLAYURT KÖYÜ  

Yayınlanma:

|

Rüzgarın ülkesi Çandarlı’yız yine. Beş yıl önce, Covid-19 pandemisinin olduğu yıl hayatımıza girdi bu belde. Yani ilk kez 2020 yazında geldik buraya. O yaz tatile gidecek bir yer ararken Sibel’in haritada bulduğu bir yer. Bimeyko denilen sitede bir ‘uyduruk’ bir ev (arka tarafı komple duvar, penceresiz) kiraladık. Ve öğrendik ki ‘imar affıyla’ ev statüsü verilmiş bu ucube daireye. O gün de şimdiki gibi delice bir rüzgar esiyordu. Zaten esmezse rüzgar olmaz ama, yaman esiyordu. Ağaçlar köklerinden çıkacak diye korkmuştuk. Bu Çandarlı’da ilk akşamımızdı. Çok şaşırmıştık. Durmuyordu, durmuyordu, amasız fakatsız amansız esiyordu rüzgar. Ve şimdi bu yazıyı böyle bir rüzgar altında yazıyorum. Sanki ben rüzgarla ilk kez Çandarlı’da tanışmıştım. Şimdi bıraksam, önümdeki bilgisayarı da yere çalacak. Zaman zaman onu da sallıyor, ama tetikteyim. Ulaş ağaçlara yazık diyor, deli rüzgar dallarına bindikçe biniyor, eğdikçe eğiyor.

Geliş o geliş. O zamandan beri her yaz, uzun ya da kısa bir Çandarlı ziyaretimiz oluyor. Burada bizi çeken neydi, ne? Alçakgönüllü haliydi. 1970’leri hatırlatan bir yer. Bir Bodrum, bir Marmaris ya da Kaş değil. İyi ki de değil. Kendi halinde, sade; gürültüsüz bir tatil/yaşam arayanlar için bir yer. Yollarında yılkı atların, tayların dolaştığı, geceleri yaban domuzlarının yiyecek aramaya çıktığı bir yer. Konuştuğumuz buralı biri domuzların aslında su için aşağılara indiğini söyledi. Şaşalı bir yer değil. Ayrıca, rüzgarı ve deniziyle de kendini aratan bir belde. Bunun için sevdik biz Çandarlı’yı. Tamamen haritadan şansına bulduğumuz bir yer, ama hayatımıza katıldı işte.

Rüzgar, nasıl da ses çıkararak esiyor ben bunları yazarken 8 Ağustos 2025 Cuma akşamı. Sanki çocukluk travmalarını atlatamamış bir ergen rüzgar Çandarlı’da. Duvarı delemeyen ısrarcı bir matkap. Arkadaşına kitaplarını götürmeye çalışan çok seven bir arkadaş. Abbas Kiyarüstemi’nin Arkadaşımın Evi Nerede? adlı filminde arkadaşının evini ısrarla arayan, arkadaşını bulmaya ant içmiş çocuk Çandarlı’da rüzgar.

Cuma günleri Çandarlı’da Pazar kuruluyor. Güzel, geniş bir kapalı Pazar. Bu seferki gelişimizin ikinci günü, ilk sabah, soluğu pazarda aldık. Renkleri, sesleri, kalabalığıyla pazarlar benim her zaman ilgimi çeken kamusal alanlardan. Gezerken meyve, sebze dizilerindeki renk cümbüşü gözlerimi doyururken, satıcıların müşterileri davet etmeyen çalışan sloganlarına, seslerine de kulak kesiliyorum. Mesela, börülceye ‘Pazar güzeli’ demişler bu hafta. Şeftaliyi satarken Bursaaa, Bursaaa diye bağırıyor biri. Benden al benden al fasulyeyi pişman olmazsın diye bağırıyor biri. Marketlerdeki o ölü sessizliğini düşününce pazarlardaki canlılık asıl beni etkileyen.

Bu seferki gidişimde Çandarlı pazarında daha çok zaman geçirdim. Meyve sebze, kuru yiyecek vb. kısmını dolaşınca pazarda iki ayrı pazarcı grubu olduğunu fark etmem uzun sürmedi. Çoğunluğu erkek olan grup o sevdiğim pazarcı sloganlarını atan gruptu ve pazarın ‘ön’ tarafındaydı tezgahları. Gerilere gittikçe tezgahlarda daha çok kadınların olduğunu gördüm. Güneşte, toprakta çalışan kadınlar. Aklıma Nazım Hikmet’in Kadınlarımız adlı şiirini getirdiler. Kanım kaynadı onlara. Çandarlı’nın ruhuna da uygun bir durumda pazarın bu ikinci kısmında gördüklerim. Bağırmamaları, ürünlerinin yanında sessizce ya da kendi aralarında konuşarak beklemeleri dikkatimi çekti. Pazara getirdikleri şeylerin hepsi yan yana, sanki dayanışma halinde, az miktarlardaydı. Ve biçimleri de ‘eğri büğrüydü’. Tanışmak istedim, konuşmaya başladım. Lafı nasıl açtım hatırlamıyorum ama öndeki satıcılar için ‘onlar mal alır satar’, bizim getirdiklerimiz kendi malımız, kendi bağımızdan, bahçemizden, dediler. Herhalde kimsiniz, neredensiniz diye sordum. Türkmen köyü Yaylayurt’tanız dediler. Batıda Türkmen’in Alevi anlamına geldiğini biliyordum. Alevi misiniz dedim, evet dediler. Ya ben de ‘yabancı değilim’ dedim. Nereli olduğumu sordular, söyledim ve tanışmış olduk. Gerisi çorap söküğü gibi gelir zaten. Birçok tezgâhtaki kadınlarla, arada bir de erkek vardı, tezgâhtaki kadının oğluyla konuştum. Adının Seyhan olduğunu söyledi. En az iki kadın halalarıma benziyordu. Çandarlı benim için Yaylayurt Alevi köyünün olduğu yer olarak da bir kat anlam daha kazandı. Alışverişimin çoğunu mal alıp mal satanlardan yapmıştım. Yeni tanıştığım Yaylayurtlu kadınlardan da bir şeyler aldım. Köylerine geleceğim sözü verdim. Gel, suyunu bizim köyden alırsın bir kaynak var dediler. Cemevlerini olduğunu söylediler. Fotoğraf çektirmek istiyorum değince, yaşlı bir teyze sen benim de oğlumsun diyerek hiç itiraz etmedi. Siz benim de anamsınız diyerek elini öptüm. Fotoğraflar çektirdim.

NOT: Bugün (11 Ağustos) köye uğradım. Köy Çandarlı merkeze 2-3 km uzaklıkta. Köye çıkarken köyden Havva teyze el etti durdum, onu da alarak köye çıktım. Su kaynağının yerini gösterdi. Eskiden eşek sırtında su getirdiklerini, çeşmeyi, çeşmeye kadar olan boru hattını köylünün imece usulü ile kendilerinin yaptığını anlattı. Yazlıkçıların kimi zaman, buna rağmen su alımında köylüyü mağdur ettiklerini, sıraya girmek istemediklerini söyledi. Pazarda tanıştığım Seyhan adlı kişiyi sordum, tanıdığını söyledi. Köyde iki kahvehane olduğunu, ama yaz aylarında herkes tarlada, bağda bahçede olduğundan bu kahvelerin yaz aylarında akşamları açıldığını söyledi. Cemevi de hakeza kapalıydı.

Çandarlı, rüzgar azalmadan azmaya devam ediyor. Geldiğimizden beri gemi azıya almış durumda.

Abbas Karakaya    8-11 Ağustos 2025, Çandarlı

Okumaya devam et

Dr. Abbas Karakaya

KÜÇÜKLERE BÜYÜKLERE YAZ OKUMALARI-9

Yayınlanma:

|

Yazın en en kitabı: Mavi Kuşu Gören Var Mı? Çetin Öner‘den bir mini destan. Bir çocuğun kesilmiş bir ağaçtan aldığı yarı canlı dalı toprağa ekmesiyle, ona yaşama olanağı tanımasıyla başlayan bir destan. Ağaçsız, parksız, çiçeksiz şehirler şehir midir? 1977-78 yıllarında Ankara’da yazılmış bu destan daha o zamanlar doğa kırımını görmüş, şu an ormanlarımızın bile isteye yakıldığı kötü gidişi sezmiş, geleceği sanki daha o zamandan görmüş bir hikaye. Daha da önemlisi, bu kötü gidişi, doğa kırımını siyasetle, rejimle ilişkilendirmiş ve çözümü Mavi Kuşla simgelenen bir mücadelede; ‘cılızların’ (yoksulların) seslerini çıkarmasında gören bir hikaye.

Öyküye Çetin Öner’in 1981, 1989 yılları arasında eklediği ‘Sonsöz Gibi ya da Çocukkuş’ başlıklı iki sayfa hikayeye efsane boyutu ekler. Toplam 86 sayfalık, muazzam güzel, kömür kalemle yapılmış resimleriyle (resimleyen Kayhan Keskinok) bu kitabı okumak için bol zamanınız var. Hem siz hem çocuğunuz için. Kitabın çocuk kitapları serisinde çıkmış olmasına takılmayın. İyi çocuk kitapları büyükler okusun diye de yazılıyor. Henüz yaz bitmese de Ağustos resmi olarak bir yaz ayı olsa da bence bu yazın en en kitabı bu oldu benim için. İkinci kez okurken kitabın sona doğru (ne olduğunu yazmayayım) üç sayfasında gözyaşlarımı tutamadım. MUK da kitabı çok beğendi. Galiba Çetin Öner dedesi onun en sevdiği yazarlardan biri olacak. Öbür kitaplarını da okumalı mutlaka.

Mavi Kuşu Gören Var mı? Çetin Öner | Can Yayınları

Öner’den, peş peşe heyecan içinde okuduğumuz ikinci kitabının adı Piyango. 1970’li yıllarda ilkokula giderken, yaz aylarında benim de tatilimi geçirdiğim köylerden birinde geçen bir hikaye. Bu sefer yoksulluğun, ıssızlığın, elektriksizliğin, unutulmuşluğun pençesindeki köy yaşamını kar, karakış da esir alır. Ve bir ailenin on yaşlarında çocuğu hastalanır. Kızakla kasabaya götürülecektir. Aralık ayının sonlarında, yeni yıla girmeye günler kalmıştır. Bir zamanlar hepimizi heyecanlandıran, zengin olma düşleri kurduran milli piyango zamanı. Tüm köylü ortak olarak piyango alır yılın bu zamanında. Hasta çocuğun babası kasabaya indiğinde piyango biletini de alacaktır.

Bu kadar yalın bir olayın sonu nereye nasıl bağlanacak acaba sorusu kitabın son sayfasına kadar merakımızı diri tutar. Altmış bir sayfada anlatılan bu kocaman, acıklı yoksulluk öyküsü çok acı bir sonla biter. Mavi Kuşu Gören Var Mı? hikayesindeki acılı son ama bu acıyla gelen yoksulların zaferi, sevinçli halleri yoktur Piyango‘da. Oğuz Demir’in resimleri köylülerin izole oluşlarını, karakışı, ıssızlığı, uçsuz bucaksızlığı, karı, fırtınayı aktarmakta çok etkili. Hem Çetin Öner’e de hem bu güzel öyküyü resimleyen Oğuz Demir’e de çok saygı ve sevgi…

Abbas Karakaya – 6 Ağustos 2025, Güre-Akçay

 

Okumaya devam et

Dr. Abbas Karakaya

KÜÇÜKLERE BÜYÜKLERE YAZ OKUMALARI- 8

Yayınlanma:

|

DEMİR YOLU ÇOCUKLARI – EDİTH NESBİT  

Üç çocuklu bir aile büyük, konforlu bir evde mutlu bir hayat yaşamaktadır. Babanın bir akşam ortadan kaybolmasıyla bu zengin ailenin mutluluğu kesintiye uğrar. Anne çocuklarını alarak içinden demir yolu geçen, istasyonu olan bir kasabaya taşınmak zorunda kalır. Babanın eksikliği bir yana, kasabada anne ve çocukları maddi bakımdan da çok zor bir hayat bekler. Ancak çocuklar bu fakir, sıkıntılı hayata çok fazla zorlanmadan alışır; yeni çevrelerine uyumlanırlar. Hastalıklar, kazalar, imkansızlıklar yaşasalar da kasabada büyüklerle küçüklerle güzel ilişkiler kurarlar. Çocukların gösterdikleri olumlu, iyi davranışlar karşılığını bulur. Kasabanın ileri gelenlerinden bir adam, ailenin babasının bir kumpas sonucu düştüğü hapishaneden çıkmasını sağlar. O zamana kadar annelerinin nerede olduğu söylemediği babaları aileye, özgürlüğüne kavuşur. Kitap başladığı şekilde mutlu sonla biter.

Gerçekçi bir iyimserlikle yazılmış kitap iki ana düşünceyi aktarmaya çalışır. Çocuklarınıza güvenin. Ya da çocukların potansiyellerine güvenin. Gerçekten de çocuklar önceki hayatlarından en azından maddi anlamda çok gerisinde olan bir hayat uyum gösterir, yeni hayatlarını severler. Çevreleriyle başta yanlış (sobada yakmak için kömür çalar) da olsa sonra gittikçe daha olumlu, yapıcı, kendilerini geliştirici ilişkilere girerler. Bu durum tek başına çocukların hayatını tanzim etmeye çalışan annenin de yükünü ciddi ölçüde azaltır.

İkinci düşünceyse iyilik, iyi, hoş davranışlar er ya da geç iyi, hoş davranışlar üretir. Bu düşünce çocukların kasabada kurdukları ilişkilerde kendilerini gösterdiği gibi, esasında kaynağını annede bulur. Maddi olarak çok zor zamanlar yaşasalar da yazdığı hikayelerden gelen küçük teliflerle çocuklarını yaşatmaya çalışan anne daha acil ve kötü durumda olan insanların yardımına koşmaktan geri kalmaz. İşte bu yaklaşım çocuklarını da etkiler.

İngiliz çocuk yazının çok önemli yazarı Edith Nesbit’in (1858-1924) bu naif, sürükleyici kitabı birçok kez filme de alınmıştır. Çocuklarımıza ve iyiliğe olan inancımızı ağır yaralayan olaylar hız kesmiyor ülkemizde. O zaman bu yazı dizisinin mottosunu da hatırlayarak- kitap okunan yerde sevgi ve umut vardır- Demir Yolu Çocuklarını okumanın, okutturmanın tam zamanı.

Abbas Karakaya – 30 Temmuz 2025, Çekmeköy

************

Edith Nesbit  (1858-1924)

Edith Nesbit, İngiltere’nin Kennington kentinde, bir tarım mühendisinin kızı olarak doğdu. Babasını 4 yaşındayken kaybetti. Kız kardeşinin hastalığı nedeniyle aile zaman zaman Brighton, Buckinghamsire ve Fransa’nın sahil kentlerinde, İspanya ve Almanya’da yaşadı. Nesbit 17 yaşına geldiğinde, aile İngiltere’ye dönüp Londra’ya yerleşti. Nesbit 19 yaşındayken Hubert Bland’la tanıştı ve evlendi. Nesbit ve eşi bugünkü İşçi Partisi’nin öncülü olan Fabian Society’nin kurucuları arasında yer aldılar. Nesbit siyasi arenada aktif bir konuşmacı ve düşünür olarak sosyalist hareketin içinde yer aldı. Üç çocuğu oldu ve kitaplarını her zaman çocuklarına adadı. Demiryolu Çocukları ülkemizde en çok bilinen eseridir. Çocuklar için 60’tan fazla roman yazdı. Romanlarının çoğu televizyon dizilerine ve sinemaya uyarlandı.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.