Connect with us

GÜNCEL

Avrupa’da “SIMCARTEL” çiftliği çökertildi: 40.000 aktif SIM, 49 milyon sahte hesap

Yayınlanma:

|

INTERPOL koordinasyonunda yürütülen “SIMCARTEL” operasyonu, siber suçlulara altyapı sağlayan profesyonel bir SIM kart çiftliğini çökertti. Letonya merkezli yürütülen baskınlarda 1.200 adet SIM-box (SIM-kutusu), 40.000 aktif SIM kart, 5 sunucu ve örgüte ait iki web sitesi (geçici numara hizmeti veren gogetsms.com ve apisim.com olduğu bildirilen siteler) ele geçirildi. Operasyonda gözaltına alınan şüphelilerden, nakit, kripto varlıklar ve lüks araçlar gibi değerli eşyalar da alındı.

Bu operasyon, sadece bir binada yapılan baskın değil; küresel ölçekte birçok dolandırıcılık faaliyetini besleyen bir altyapının çökertilmesi anlamına geliyor. Yetkililerin ilk tespitlerine göre bu altyapı üzerinden 80’den fazla ülkeye kayıtlı numaralar sağlanmış, 160’tan fazla çevrimiçi hizmete anonim kayıt imkânı verilmiş ve on milyonlarca çevrimiçi hesabın (verilen tahminlere göre yaklaşık 50 milyon) oluşturulmasına aracılık edilmiş olabileceği ifade ediliyor. Bu altyapının kullanımı nedeniyle mağdur olanların kaybının “milyonlarca dolar” seviyesinde olduğu ilk bulgular arasında yer alıyor.

Operasyonun özü: “SIM çiftliği” ne yapıyordu?

SIM-kutuları veya SIM-box cihazları, çok sayıda fiziksel SIM kartı aynı anda barındırabilen ve gelen/giden çağrı ile SMS trafiğini yönlendirebilen özel donanımlar. Suç örgütleri bu SIM kartları farklı ülkelerden temin ederek, kiralama servisi gibi çalıştırdıkları websiteleri üzerinden suçlulara “geçici”, “doğrulanmış gibi görünen” numaralar sunuyor. Bu numaralar:

  • Çevrimiçi platformlara sahte veya anonim hesap açmak için kimlik doğrulama amaçlı kullanılıyor,

  • SMS ile gelen doğrulama kodlarını almak için kiralanıyor,

  • SMS/arama tabanlı güvenlik kontrollerini aşmak ya da aldatıcı iletişim kurmak amacıyla kullanılıyor (icra, kargo, HGS vb. sahte bildirimler).

Bu model sayesinde altyapıyı yönetenler ile fiili suçu işleyenler arasındaki bağlantı zayıflıyor; suç izinin takibi zorlaşıyor ve dolandırıcılık “hizmet olarak” (CaaS — Crime as a Service) sunulabiliyor.

How a SIM farm like the one found near the UN threatens telecom ...

Hangi tür suçlarda kullanıldı?

Yetkililer ve soruşturmanın ilk bulguları şunları işaret ediyor:

  • Sahte sosyal medya ve ikinci el satış hesapları açılarak kullanıcıların dolandırılması,

  • Yatırım dolandırıcılığı ve sahte yatırım platformlarına yönlendirme,

  • Banka hesapları ve kart kopyalama amacıyla sahte kimliklerle hesap açma,

  • SMS yoluyla kimlik avı (phishing) ve sahte bildirimler ile kullanıcıların kişisel verilerini / ödeme bilgilerini ele geçirme.

Kısacası, telefon numarasının “gerçek” görünümünden yararlanılarak finansal ve kimlik temelli dolandırıcılıklar kolaylaştırılmış.

Maddi etki — hangi boyutta zararlar tespit edildi?

Soruşturmanın ilk safhasında ulusal birimlerin tespit ettiği vakalar ve hesaplanan zararlar, bu tür altyapıların yalnızca küçük ölçekli değil, yüzlerce vakayı ve milyonlarca Euro’yu etkileyebileceğini gösteriyor. Operasyonda ele geçirilen dijital kayıtlar ve kiralanan numaralar aracılığıyla yüzbinlerce sahte hesap açıldığı, bazı ülkelerde doğrudan bağlantılı yüzlerce ile binlerce dolandırıcılık vakasının kayda geçtiği belirtiliyor.

Bu tür altyapının uluslararası yaygınlığı, tek bir baskının çok sayıda ülke ve platform üzerindeki zararı azaltmakta yetersiz kalabileceğini ortaya koyuyor — koordine, sürekli takip ve uluslararası bilgi paylaşımı gerekiyor.

Türkiye bakımından neden önemli?

Türkiye son yıllarda sahte baz istasyonları, toplu SIM kullanımı ve SMS tabanlı dolandırıcılıkla ilgili çok sayıda vaka gördü. Bankacılık ve ödeme sistemleri açısından bu operasyonun anlamı şöyle özetlenebilir:

  1. SMS-temelli 2FA riskleri: SMS ile gönderilen doğrulama kodları kiralanmış veya anonim numaralarla yönlendirilebiliyor; bu da SMS-tabanlı güvenliği zayıflatıyor.

  2. Yeni hesap açılışları: Telefon numarası “aktif ve güvenilir” görüldüğünde, bazı sistemler ekstra doğrulama istemeyebiliyor — bu açık suistimal edilebiliyor.

  3. Operatör-bankacılık iş birliği ihtiyacı: Şüpheli toplu SIM aktivasyonu ve numara kiralama tespitinde operatörlerle anlık bilgi paylaşımı ve otomatik uyarılar gerekli.

  4. Kamu-özel sektör koordinasyonu: BTK, bankalar, BDDK ve ilgili diğer kurumlar arasındaki koordinasyon, hem teknik tespit hem hukuki süreçler açısından hayati.

Türkiye’de sahte MMS/baz istasyonu kaynaklı olaylar ve benzeri vakalar geçmişte görülmüş olması, bankalar ve ödeme kuruluşları için bu tehdidin yerel bir gerçek olduğunu doğruluyor.

“SIM Çiftlikleri” bankacılık ve ödemeler ekosistemine nasıl tehdit oluşturuyor?

1. Ne oluyor?

https://www.subex.com/wp-content/uploads/2012/04/Infographic2.jpg
  • Bir “SIM­kutusu” (SIM box) ya da “SIM çiftliği” terimi; çok sayıda ön ödemeli SIM kartın tek bir cihaz veya altyapı içinde kullanılarak, uluslararası ya da anonim servislerden gelen doğrulama kodlarının, SMS/arama trafiğinin veya sahte kimliklerle açılan hesapların yönlendirildiği bir sistem anlamına gelir.

  • Bu sistemler, ulusal ya da uluslararası geçerli telekom altyapı ücretlerini atlayarak (“interconnect bypass”) aramaları daha düşük maliyetle yerel ağlara aktarabilir — bu da operatörler ve dolaylı olarak bankacılık/ödeme sistemleri için risk yaratır.

  • Ayrıca, SMS doğrulama kodları gibi birincil güvenlik katmanlarını kötüye kullanarak sahte hesap açma, kimlik taklidi, dolandırıcılık gibi olaylara zemin hazırlıyor.

2. Kurumlar için neden kritik?

  • Bankalar, fintech’ler ve ödeme sistemleri işletmecileri açısından; müşterilerin telefon numaraları üzerinden yapılan doğrulama işlemleri, SMS kodları, ikili doğrulama (2FA) mekanizmaları temel güven unsuru. Bu numaraların “kiralanabilir”, ya da sahte altyapılar tarafından sağlanabilir olması güven mekanizmasını zayıflatıyor.

  • Sahte numara ya da kiralık numara kullanımı: özellikle yeni hesap açılışlarında, kredi kartı başvurularında, kimlik doğrulamada, reklam ve ilan platformlarında artan risk demek.

  • Operatör düzeyinde: Bu tür faaliyetler operatörlere doğrudan gelir kaybı, servis kalitesinde bozulma, marka itibar kaybı yaratabiliyor. Bu da dolaylı olarak ödeme ekosistemini etkiliyor.

  • Ayrıca bankacılık/ödeme sistemlerinde sahte hesap, sahte tanımlama ile açılan işlemler nedeniyle dolandırıcılık vakaları artabiliyor — bu tür altyapılar bu tür dolandırıcılıkların en başında altyapı sağlayıcı olarak devreye giriyor.

3. Bankacılık-FinTech açısından risk senaryoları

Senaryo Açıklama
Sahte kullanıcı hesabı açılması Kiralık veya anonim numara ile banka/fintech sisteminde hesap açılıyor, sonra dolandırıcılık, sahte işlem, para çekme gibi faaliyetler gerçekleştiriliyor.
SMS/OTP doğrulama bypass SMS “icra takibi”, “kargo bildirimi” gibi sahte bildirimlerle kullanıcı yönlendirilip link tıklamaya veya kimlik girilir hale geliyor. Bu yönlendirmeler bu altyapı üzerinden numara sağlanarak daha inandırıcı hale geliyor.
Kart/kredi başvurusunda sahte kimlik Telefon numarası inandırıcı olduğunda (ülke kodu, aktif görünüm vs) sahte kimlikle kart/kredi onayı daha kolay alınabiliyor.
Operatör iş birliği ve sipariş altyapısı Bankalar, operatör ve regülatörlerle oturum açma, numara kullanım yoğunluğu, şüpheli aktivite gibi sinyalleri paylaşmadığında risk artıyor.

4. Teknolojik tespit ve önleme adımları

https://www.subex.com/wp-content/uploads/2024/10/SIM-Box-Fraud-Challenges-and-AI-Powered-Solutions-for-Telecom-Operators-1.jpg
https://www.subex.com/wp-content/uploads/2024/10/SIM-Box-Fraud-Challenges-and-AI-Powered-Solutions-for-Telecom-Operators-2.png
https://www.researchgate.net/publication/311628734/figure/fig2/AS%3A451425927995394%401484639736260/SIM-box-fraud-scenario.png

Bankacılık ve telekom sektörlerinin birlikte uygulayabileceği bazı önlemler:

  • Numara kullanım yoğunluğu analizi: Aynı numaraların çok kısa sürede farklı IP’lerden/ülkelerden yönlendirilmesi gibi anomaliler izlenmeli.

  • SMS/OTP trafiği analizi: Gelen SMS’lerin tipik kullanıcı davranışlarının dışında yönlendirme, yüksek hacim, bölge dışı kullanım gibi işaretler taşıması durumunda şüphe götürmeli.

  • Operatör-fintech iş birliği: Operatörlerden şüpheli SIM çiftliği/numara kiralama faaliyetleriyle ilgili sinyal alınmalı; yeni SIM aktivasyonlarında kimlik doğrulama/aktivite kontrol süreçleri sıkılaştırılmalı.

  • İkili doğrulamada çeşitlendirme: SMS bazlı kod gönderimi tek başına yeterli değil; uygulama tabanlı token, biyometrik doğrulama, donanım tabanlı güvenlik alternatifleri değerlendirilmelidir.

  • Saldırı sonrası reaksiyon: Şüpheli numara veya cihaz tespit edildiğinde hızlı bloklama, kullanıcı bilgilendirme, inceleme önlemleri devreye girmeli.

5. BankaVitrini okuyucularına kısa checklist

  • Gelen SMS doğrulama kodları: tanımadığınız numaralardan geliyorsa dikkat edin.

  • Telefon numaranızla açılan hesap bildirimleri: siz açmadıysanız bankanızla iletişime geçin.

  • Yeni hesap açılması veya kredi kartı başvurusu: sadece SMS doğrulaması yerine mutlaka ekstra güvenlik adımı isteyin.

  • Kurumsal: Yeni müşterilerde telefon numarası doğrulama sürecine “kiralık numara” riski dahil edilerek analiz yapılmalı.

  • Operatör ya da fintech olarak: Şüpheli numara kullanım yoğunluğu, çok kısa sürede çok sayıda kimlik doğrulama isteği gibi sinyalleri izleyin.

“SIMCARTEL” baskını, siber suç ekosisteminin artık altyapı düzeyinde profesyonelleştiğini gösteriyor. SIM-çiftlikleri yalnızca iletişim sağlayan cihazlar değil; modern dolandırıcılık modellerinin temel taşı haline gelmiş durumda. Bu yüzden bankacılık, telekom ve düzenleyici kurumların teknik, süreçsel ve hukuki önlemleri birlikte devreye alması; ayrıca kamuoyu farkındalığıyla bireysel savunmanın da güçlendirilmesi gerekiyor.

BankaVitrini olarak, bu konudaki gelişmeleri takip etmeye ve bankacılık-fintech ekosistemine yönelik uygulamalı rehberler, kontrol listeleri ve teknik öneriler yayımlamaya devam edeceğiz. İlerleyen günlerde operasyona ilişkin soruşturma raporları ve ele geçirilen veri analizleri yayımlandıkça, bankalar ve ödeme sağlayıcıları için daha ayrıntılı aksiyon planları hazırlayacağız.

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

Şirketler Neden Köprünün Ortasında Kalıyor?

Yayınlanma:

|

Köprüde Sıkışan Lider: Aslanlar, Kurtlar ve Köpekbalıkları Arasında Stratejik Düşünmek

İş hayatında bazı anlar vardır ki, hangi tarafa dönerseniz dönün risk görürsünüz.

Bir yanda güçlü rakipler…
Bir yanda piyasa baskıları…
Bir yanda finansal riskler…
Ve altında çatırdayan bir köprü…

Ekli görsel ilk bakışta bir bilmece gibi görünse de, aslında günümüz iş dünyasının en gerçekçi metaforlarından biridir.

Bugün birçok şirket tam da bu köprünün üzerinde duruyor.

Aslanlar: Büyük Rakipler

Sektörün dev oyuncuları fiyat kırıyor.

Pazar payınızı daraltıyor.

Tedarik zincirinde güç kullanıyor.

Marka bilinirlikleriyle müşterileri kendilerine çekiyor.

Özellikle KOBİ’ler ve orta ölçekli şirketler için bu aslanlar her geçen gün daha da büyüyor.

Sorun şu: Aslanlarla onların oyununda savaşmaya çalışırsanız genellikle kaybedersiniz.

Çünkü onların avantajı ölçek ve sermayedir.

Kurtlar: Piyasanın Acımasız Baskısı

Kurtlar ise daha farklıdır.

Hızlıdırlar.

Çeviktirler.

Fırsat gördükleri anda saldırırlar.

Bugünün iş dünyasında kurtlar;

  • Ani maliyet artışları,
  • Teknolojik dönüşüm,
  • Yeni nesil girişimler,
  • Değişen müşteri beklentileri,
  • Küresel rekabet

olarak karşımıza çıkıyor.

Şirketlerin çoğu aslanlara odaklanırken kurtların sessizce yaklaştığını fark etmiyor.

Köpekbalıkları: Finansal Riskler

Aşağıdaki suların içindeki köpekbalıkları ise finans dünyasının en tanıdık tehditlerini temsil ediyor.

  • Yüksek faizler
  • Kur riski
  • Nakit akışı problemleri
  • Tahsilat sorunları
  • Borçluluk baskısı
  • Likidite krizi

Birçok şirket operasyonel olarak başarılı olmasına rağmen finansal risklere yeniliyor.

Tarihinin en yüksek cirosunu yapan ama kasasında para olmayan şirketler bunun en somut örneği.

Çoğu Yönetici Nerede Hata Yapıyor?

İlk refleks genellikle şöyledir:

“Aslanlarla savaşalım.”

“Kurtları durduralım.”

“Köpekbalıklarından kaçalım.”

Oysa stratejik düşüncenin temel kuralı farklıdır: Sorunun içinde çözüm aramak yerine sorunun kurallarını değiştirmek.

Gerçek Liderler Ne Yapar?

Başarılı liderler tehditlerle tek tek mücadele etmeye çalışmaz.

Onlar oyunun kendisini değiştirir.

1. Rekabet Alanını Değiştirir

Rakibin güçlü olduğu yerde savaşmaz.

Yeni pazar bulur.

Yeni ürün geliştirir.

Yeni müşteri segmenti oluşturur.

Mavi Okyanus Stratejisi’nin özü budur.

2. Kaynaklarını Korur

Her savaşa girmez.

Her fırsatın peşinden koşmaz.

Bazı projeleri sonlandırır.

Bazı yatırımları erteler.

Bazı müşterilerden bile vazgeçer.

Çünkü liderlik bazen “hayır” diyebilmektir.

3. Köprüyü Güçlendirir

En önemli nokta budur.

Şirketlerin büyük bölümü aslanlara ve kurtlara odaklanırken köprünün çürüdüğünü fark etmez.

Oysa köprü;

  • İnsan kaynağıdır,
  • Kurumsal yönetimdir,
  • Nakit akışıdır,
  • Risk yönetimidir,
  • İç kontrol sistemidir.

Köprü sağlam değilse hiçbir strateji işe yaramaz.

Bugünün Türkiye Gerçeği

Türkiye’de birçok şirket şu anda bu görseldeki kişinin bulunduğu noktaya benzer bir pozisyonda.

Bir tarafta küresel rekabet.

Bir tarafta yüksek finansman maliyetleri.

Bir tarafta daralan talep.

Bir tarafta teknolojik dönüşüm baskısı.

Bu nedenle başarı artık yalnızca satış yapmakla ölçülmüyor.

Asıl başarı; belirsizlik ortamında ayakta kalabilmek, nakdi koruyabilmek ve stratejik esnekliği sürdürebilmekle ölçülüyor.

Çözüm Kaçmak Değil, Perspektifi Değiştirmek

Bu görselin en önemli mesajı şudur: Bazen çözüm daha güçlü olmak değildir. Bazen daha hızlı olmak da değildir.

Bazen çözüm, herkesin baktığı yere bakmayı bırakıp oyunu yeniden tasarlamaktır.

Çünkü liderler krizleri yönetmez.

Liderler krizlerin kurallarını değiştirir.

Ve çoğu zaman kurtuluş yolu, tehditlerle savaşmak değil; onları birbirine karşı kullanabilecek kadar geniş bir perspektife sahip olmaktır.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist
Bankavitrini.com

Okumaya devam et

Gülbeyaz Gergün

Yeşil dönüşüm zorunlu hale geliyor: Emisyon liginde dikkat çeken tablo

Karbon Emisyonlarında Devler Ligi: Dünya Nereye Gidiyor, Türkiye Nerede Duruyor?

Yayınlanma:

|

Çin Tek Başına Bir Kıta Gibi Emisyon Üretiyor

2023 yılı sera gazı emisyon verileri, küresel ekonominin büyüme modeli ile iklim hedefleri arasındaki çelişkiyi bir kez daha ortaya koydu. Görselde yer alan verilere göre Çin, 15,9 milyar ton CO₂ eşdeğeri (GtCO₂e) emisyonla dünyanın açık ara en büyük sera gazı yayıcısı konumunda bulunuyor. Çin’i 6,0 milyar ton ile ABD, 4,1 milyar ton ile Hindistan, 3,2 milyar ton ile Avrupa Birliği ve 2,7 milyar ton ile Rusya takip ediyor.

Daha çarpıcı olan ise Çin’in tek başına küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık %30’unu üretmesi. ABD yaklaşık %11, Hindistan ise %7,8 paya sahip durumda.

İlk 5 Ülke Küresel Emisyonların Büyük Bölümünü Üretiyor

EDGAR verilerine göre Çin, ABD, Hindistan, AB ve Rusya birlikte dünya sera gazı emisyonlarının yaklaşık üçte ikisine yakın bölümünü oluşturuyor. Bu durum iklim mücadelesinin neden birkaç büyük ekonomi üzerinde yoğunlaştığını açıkça gösteriyor.

2023 En Büyük Emisyon Üreticileri

Sıra Ülke/Bölge Emisyon (GtCO₂e)
1 Çin 15,9
2 ABD 6,0
3 Hindistan 4,1
4 Avrupa Birliği 3,2
5 Rusya 2,7
6 Brezilya 1,3
7 Endonezya 1,2
8 Japonya 1,0
9 İran 1,0
10 Suudi Arabistan 0,8
11 Kanada 0,7
12 Meksika 0,7
13 Güney Kore 0,7
14 Türkiye 0,6
15 Avustralya 0,6

Kaynak: EDGAR 2024 Raporu / Visual Capitalist

Türkiye İlk 15 İçinde

Listede dikkat çeken ülkelerden biri de Türkiye. Yaklaşık 0,6 milyar ton CO₂ eşdeğeri emisyon ile dünyanın en yüksek emisyon üreten ilk 15 ekonomisi arasında yer alıyor.

Türkiye’nin sanayi üretimi, enerji tüketimi, çimento ve demir-çelik sektörleri ile hızla büyüyen ulaşım altyapısı emisyon artışında önemli rol oynuyor.

Bu durum özellikle Avrupa Birliği’nin uygulamaya aldığı Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) nedeniyle Türk ihracatçıları açısından kritik önem taşıyor.

Çin Neden Bu Kadar Yüksek?

Çin’in emisyonları sadece nüfusundan kaynaklanmıyor.

Başlıca nedenler:

  • Dünyanın üretim merkezi olması
  • Elektrik üretiminde kömürün yüksek payı
  • Çelik, çimento ve kimya sanayilerinin dev ölçeği
  • Küresel tedarik zincirlerinin büyük kısmını üstlenmesi

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) verilerine göre Çin tek başına dünya CO₂ emisyonlarının yaklaşık %35’ini oluşturuyor.

ABD ve Avrupa Emisyon Azaltıyor

Dikkat çeken diğer gelişme ise gelişmiş ekonomilerin emisyon azaltımında ilerleme kaydetmesi.

  • ABD’nin enerji kaynaklı emisyonları 2023’te geriledi.
  • Avrupa Birliği’nin emisyonları 1990 seviyelerine göre yaklaşık %34 daha düşük seviyede bulunuyor.
  • Yenilenebilir enerji yatırımları ve kömürden çıkış politikaları bu düşüşte etkili oluyor.

Ancak buna karşın gelişmekte olan ülkelerdeki büyüme nedeniyle küresel toplam emisyonlar artmaya devam ediyor.

İklim Hedefleri ile Ekonomik Büyüme Çatışıyor

2023 yılında küresel sera gazı emisyonları tarihi zirveye ulaştı. EDGAR verilerine göre dünya toplam emisyonları yaklaşık 53 milyar ton CO₂ eşdeğeri seviyesine yükseldi.

IEA verileri ise enerji kaynaklı CO₂ emisyonlarının 37,4 milyar ton ile rekor kırdığını gösteriyor.

Bu tablo şu soruyu gündeme getiriyor: Dünya ekonomisi büyürken emisyonları gerçekten azaltmak mümkün mü?

Bugüne kadar verilen cevap henüz net değil.

Bankacılık ve Finans Sektörü Neden Yakından İzlemeli?

Karbon emisyonları artık sadece çevresel bir konu değil.

Bankalar açısından:

  • Karbon yoğun sektörlere kredi verme riski
  • Yeşil finansman zorunluluğu
  • ESG kriterleri
  • Sürdürülebilirlik raporlamaları
  • Karbon vergileri
  • Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması

önümüzdeki yılların en önemli gündem maddeleri arasında yer alıyor.

Özellikle ihracatçı firmaların karbon ayak izi yönetimi artık finansmana erişim açısından da kritik hale geliyor.

Sonuç

Çin, ABD ve Hindistan küresel emisyonların merkezinde yer almaya devam ederken, Türkiye de artık dünyanın en büyük emisyon üreticileri arasında bulunuyor. Karbon emisyonları yalnızca çevre politikalarının değil; finansmanın, dış ticaretin, yatırım kararlarının ve rekabet gücünün de belirleyicisi haline geliyor.

Yeşil dönüşüme uyum sağlayamayan şirketler için gelecek dönemin en büyük maliyet kalemlerinden biri karbon olacak gibi görünüyor.

Bankavitrini.com Analiz Servisi

Okumaya devam et

GÜNCEL

Warsh dönemi başladı: Fed’de kurallar yeniden yazılıyor

Yayınlanma:

|

Yazan:

Dün akşam sonuçlanan Fed’in olağan Haziran ayı FOMC toplantısında, politika faizi beklentilere paralel tüm üyelerin ortak kararıyla %3,50-%3,75 aralığında sabit bırakıldı. Ancak güncellenen projeksiyonlar, Mart ayında ağırlık kazanan faiz indirimi beklentilerinin aksine, yıl sonuna kadar bir faiz artırımının yeniden masaya geldiğini gösterdi. Karar metninden gelecekteki faiz adımlarına ilişkin tüm yönlendirmelerin çıkarılması dikkat çekerken, önceki dönemlere kıyasla oldukça sade bir metinle karşılaştık. Enflasyon tahminleri yukarı yönlü revize edilirken, büyüme beklentilerinde ise sınırlı da olsa aşağı yönlü güncelleme yapıldı. Meşhur nokta grafikte (dot plot), 19 politika yapıcıdan yalnızca 18’i faiz projeksiyonu paylaşırken, eksik kalan tahminin yaklaşık üç hafta önce göreve başlayan ve uzun süredir dot plot uygulamasını eleştiren Warsh’a ait olduğunu da not edelim.

Bu nedenle gözler karar metninin ardından mikrofon karşısına geçen Warsh’a çevrildi. Faiz kararının sürpriz yaratmadığı toplantıda asıl dikkat çeken unsur, Fed’in iletişim stratejisinde başlayan değişim oldu. Piyasalara net bir yön vermekten kaçınan Warsh, bir sonraki adımın ne olacağına dair yönlendirme yapamayacağını söylerken, Fed’in karar alma süreçleri, veri kullanımı, bilanço yönetimi ve iletişim politikalarını kapsayan kapsamlı bir gözden geçirme süreci başlattığını açıkladı. Uzun süredir Fed’in aşırı yönlendirme yaptığı görüşünü savunan Warsh’ın bu yaklaşımını, piyasalara daha az sinyal veren ve Fed’in eski Başkanı Alan Greenspan dönemini hatırlatan bir merkez bankacılığı anlayışına dönüş olarak yorumladık.

Her ne kadar projeksiyonlar faiz artırım ihtimalinin güçlendiğine işaret etse de, Warsh kendi faiz beklentisini paylaşmaktan özellikle kaçındı. Bu nedenle piyasalarda oluşan ilk izlenim, yeni başkanın para politikasının yönünü değiştirmekten çok Fed’in çalışma biçimini değiştirmeye odaklandığı yönünde oldu. Sadece manşet enflasyona bakmanın hatalı olduğunu belirten Warsh, kredibilite konusunda siyasî baskılara boyun eğmeyeceklerini ve veriler nereye işaret ediyorsa oraya gideceklerini söyledi. Warsh, üyelerin projeksiyonlarına da temkinli yaklaşılması gerektiğini vurgulayarak, tüm tahminlerin “büyük silgili kurşun kalemlerle yazıldığını” ifade etti. Bu metaforu, Fed üyelerinin altı hafta sonra bambaşka bir ekonomik tablo ile karşılaşabilecekleri ve sıklıkla değişebileceği yönünde yorumladık.

Powell döneminde Fed piyasalara ne yapacağını anlatmaya çalışırken, Warsh’ın ilk mesajı Fed’in önce kendisini sorgulayacağı yönünde oldu. Bu kapsamda enflasyon hedeflemesi, iletişim politikası, kullanılan ekonomik veriler, verimlilik, istihdam dinamikleri ve bilanço yönetimini inceleyecek beş ayrı çalışma grubu kuruldu. Warsh, söz konusu çalışmaların yıl sonuna kadar tamamlanmasını beklediğini belirtirken, Fed’in önümüzdeki dönemde yalnızca para politikasını değil, karar alma süreçlerini de yeniden şekillendirebileceğinin sinyalini verdi.

Fed kararı öncesinde oldukça iyimser bir seyir izleyen küresel mali piyasalar, kararın ardından kazanımlarını koruyamadı. Avrupa ve Japonya Merkez Bankalarının faiz artırdığı bir ortamda Fed’in de tonunu bir miktar şahinleştirmesi ve dokuz politika yapıcının yıl sonu gelmeden 25 baz puanlık bir faiz artırımını öngörmesi, risk iştahını törpüledi. ABD borsaları dün geceyi %1’in üzerinde kayıpla tamamlarken, karar öncesinde yükseliş serisini beşinci güne taşımaya hazırlanan kıymetli metaller de yönünü aşağı çevirdi. ABD doları değer kazanırken, tahvil faizleri yükseldi.

Öte yandan bu sabah küresel mali piyasalarda dün akşam Fed toplantısı ardından egemen olan karamsar havanın dağıldığını görüyoruz. ABD ile İran arasında haftalardır beklenen geçici anlaşma iki ülke liderlerinin imzasıyla yürürlüğe girerken, piyasalarda risk iştahını destekleyen haber akışı güç kazandı. Anlaşma, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını, İran’a yönelik bazı yaptırımların gevşetilmesini, dondurulmuş varlıklara erişimin kolaylaştırılmasını ve önümüzdeki 60 gün boyunca kalıcı bir anlaşma için müzakerelerin sürdürülmesini öngörüyor.

Bununla birlikte anlaşmanın nihai bir barış anlaşması olarak değerlendirilmesini erken olarak yorumluyoruz. Trump, İran’ın yükümlülüklerini yerine getirmemesi durumunda askerî operasyonların yeniden başlayabileceğini açık şekilde ifade ederken, İsrail’in Lübnan’da sürdürdüğü operasyonlar ve Hizbullah’ın saldırıları bölgesel tansiyonun tamamen düşmediğini gösteriyor. Üstelik İran’ın füze kapasitesi, uranyum stoklarının nihai akıbeti ve yaptırımların kaldırılma takvimi gibi en kritik başlıklar da önümüzdeki 60 günlük müzakere sürecine bırakılmış durumda.

Şubat ayında İran’ın füze sanayisini yerle bir edeceğiz diyen Trump’ın bugün başkalarında varsa onların da belli ölçüde sahip olması haksızlık sayılmaz çizgisine gelmesi oldukça önemli bir değişime işaret ediyor. Savaşın başında öne sürülen hedeflerin önemli bölümünün masada revize edildiğini anlıyoruz. İran yönetimi ve rejimi yerinde kalırken, balistik füze kapasitesi ve zenginleştirilmiş uranyum stoklarına ilişkin en zorlu başlıklar nihai müzakerelere bırakıldı. Bu durumu, anlaşmanın İran açısından beklenenden daha olumlu şartlar içerdiği şeklinde yorumluyoruz.

Brent petrolün varil fiyatı, savaş öncesinde yaklaşık 65 dolar seviyelerinde işlem görürken, arz endişeleriyle 126 dolara kadar yükselmişti. Ancak ABD ile İran arasında imzalanan geçici anlaşmanın ardından fiyatların, teknik açıdan kritik öneme sahip 200 günlük ortalamanın geçtiği 78 dolar seviyelerine kadar geri çekildiğini görüyoruz. Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılacağı ve İran petrolünün kademeli olarak yeniden piyasaya döneceği beklentisi, savaş döneminde oluşan risk priminin önemli ölçüde geri verilmesini sağladı. Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) 2027 yılı için belirgin bir arz fazlası öngörmesi de petrol fiyatları üzerinde aşağı yönlü baskıyı artıran bir diğer unsur oldu.

Faiz getirisi olmayan kıymetli metallerde son günlerde hâkim olan iyimser hava, dün akşamki Fed toplantısının ardından yerini satış baskısına bıraktı. Toplantı öncesinde 4,380 dolar seviyesini test eden altının ons fiyatı, Warsh’ın basın toplantısıyla birlikte yaklaşık 160 dolar gerileyerek 4,220 dolar seviyesine kadar çekildi. Benzer şekilde gümüş de 71,50 dolar seviyelerine kadar yükselmesinin ardından 66,75 dolar seviyesine kadar geri çekildi. Bu sabah işlemlerinde gümüş yeniden 69 dolar seviyelerine toparlanırken, altın ise 4,315 dolar seviyesinde işlem görüyor. Teknik açıdan bakıldığında, gümüşte 200 günlük hareketli ortalama 69 dolar seviyesinden geçerken, altında aynı ortalamanın yaklaşık 4,460 dolar seviyesinde bulunduğunu not edelim.

Yeni güne başlangıcında küresel mali piyasalarda iki farklı hikâyenin aynı anda fiyatlandığını görüyoruz. Bir tarafta Fed’in yeni Başkanı Warsh’ın ilk toplantısında ortaya koyduğu görece şahin duruş ve yıl sonuna kadar faiz artırım ihtimalinin yeniden gündeme gelmesi yer alırken, diğer tarafta ABD ile İran arasında imzalanan geçici anlaşmanın yarattığı iyimserlik risk iştahını desteklemeye devam ediyor.

Asya piyasalarında bu sabah alıcılı bir seyir hâkim olurken, Japonya’nın Nikkei endeksi tarihinde ilk kez 71 bin puan seviyesinin üzerine yükseldi. Nikkei %1,6 artış kaydederken, son dönemlerin flaş ismi Güney Kore borsası %1,5 yükseldi. ABD borsalarının vadeli işlemlerinde %1 civarında yükseliş görüyoruz. Bununla birlikte piyasalardaki iyimserliğin temelinde kalıcı bir barış anlaşmasından ziyade, taraflara 60 günlük müzakere süresi tanıyan geçici bir uzlaşı bulunduğunu da gözden kaçırmamak gerekiyor. Trump’ın anlaşmayı imzalamasına rağmen yükümlülüklerin yerine getirilmemesi hâlinde askerî operasyonların yeniden başlayabileceğini söylemesi, jeopolitik risklerin tamamen ortadan kalkmadığını gösteriyor.

Avrupa ve Japonya Merkez Bankalarının 25 baz puan faiz artırımına gitmeleri ardından bugün gözler İngiltere Merkez Bankası’nın (BoE) faiz kararında olacaktır. Piyasalar politika faizinin %3,75 seviyesinde sabit bırakılmasını beklerken, karar metninin satır aralarını dikkatle okuyacağız. Özellikle ABD ile İran arasında imzalanan geçici anlaşmanın ardından petrol fiyatlarında yaşanan geri çekilme, son haftalarda enflasyon görünümünü bozan en önemli risklerden birinin şimdilik zayıflamasına olanak sağladı. Öte yandan, İngiltere’de dün açıklanan enflasyon verisinin Mayıs ayında %2,8 seviyesinde sabit kalması ve beklentilerden daha olumlu bir tablo ortaya koyması da Merkez Bankası’nın elini rahatlatmış görünüyor. Hatırlanacağı üzere piyasa savaş öncesinde yıl içinde iki faiz indirimi beklerken, çatışmaların başlamasıyla birlikte dört faiz artırımını fiyatlamaya başlamıştı. Gelinen noktada ise beklentiler yeniden tek bir faiz artırımına kadar gerilemiş durumda.

Fed kararı ardından GBPUSD paritesi 1,33 seviyelerinin altını test ederek son 10 haftanın en düşük seviyesine gerilerken, faiz artırım kararına rağmen Yen’in dolar karşısında Japon otoritelerinin kritik bir eşik olarak gördüğü 160 seviyesinin altına gerilemekte zorlandığını görüyoruz. G7 Zirvesinde Ukrayna’ya hava savunma ve uzun menzilli silah desteğinin artırılması kararı alınırken, Rusya’nın petrol gelirlerini hedef alan yeni yaptırımların da devreye sokulacağı açıklandı. Son dönemde sahada daha dirençli bir görüntü çizen Ukrayna’nın, olası müzakerelerde elini biraz daha güçlendirdiğini düşünüyoruz.

Türkiye cephesinde ise ABD piyasalarının yarın tatil nedeniyle kapalı olacak olmasının da etkisiyle, dört günlük fonlama maliyetini fiyatlayan USDTRY kuru pazartesi valörlü işlemlerde 46,45 seviyesine yükseldi. CDS risk primi 220 baz puan seviyesine gerileyerek savaş öncesi döneme dönerken, petrol fiyatlarında yaşanan geri çekilmenin Türkiye’nin cari açık ve enflasyonla mücadelesine destek sağlayacağı beklentisiyle iki yıl vadeli gösterge tahvilin bileşik faizi de %41,50 seviyesine kadar geriledi.

Hatırlanacağı üzere TCMB son Enflasyon Raporu’nda 2026 yılı için ortalama petrol fiyatını 89,4 dolar olarak varsaymıştı. Brent petrolün bu sabah 78 dolar seviyelerine kadar geri çekilmesi, mevcut tablonun korunması hâlinde enflasyon görünümüne yönelik riskleri azaltabileceğini düşünüyoruz. Bu nedenle, devam eden dezenflasyon sürecinin de desteğiyle, TCMB’nin faiz indirimlerine beklenenden daha erken başlayabileceği ihtimalini tamamen göz ardı etmemek gerektiğini düşünüyoruz.

Emre Değirmencioğlu

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.