GÜNCEL
Avrupa’da “SIMCARTEL” çiftliği çökertildi: 40.000 aktif SIM, 49 milyon sahte hesap
Yayınlanma:
11 ay önce|
Yazan:
Erol Taşdelen
INTERPOL koordinasyonunda yürütülen “SIMCARTEL” operasyonu, siber suçlulara altyapı sağlayan profesyonel bir SIM kart çiftliğini çökertti. Letonya merkezli yürütülen baskınlarda 1.200 adet SIM-box (SIM-kutusu), 40.000 aktif SIM kart, 5 sunucu ve örgüte ait iki web sitesi (geçici numara hizmeti veren gogetsms.com ve apisim.com olduğu bildirilen siteler) ele geçirildi. Operasyonda gözaltına alınan şüphelilerden, nakit, kripto varlıklar ve lüks araçlar gibi değerli eşyalar da alındı.
Bu operasyon, sadece bir binada yapılan baskın değil; küresel ölçekte birçok dolandırıcılık faaliyetini besleyen bir altyapının çökertilmesi anlamına geliyor. Yetkililerin ilk tespitlerine göre bu altyapı üzerinden 80’den fazla ülkeye kayıtlı numaralar sağlanmış, 160’tan fazla çevrimiçi hizmete anonim kayıt imkânı verilmiş ve on milyonlarca çevrimiçi hesabın (verilen tahminlere göre yaklaşık 50 milyon) oluşturulmasına aracılık edilmiş olabileceği ifade ediliyor. Bu altyapının kullanımı nedeniyle mağdur olanların kaybının “milyonlarca dolar” seviyesinde olduğu ilk bulgular arasında yer alıyor.
Operasyonun özü: “SIM çiftliği” ne yapıyordu?
SIM-kutuları veya SIM-box cihazları, çok sayıda fiziksel SIM kartı aynı anda barındırabilen ve gelen/giden çağrı ile SMS trafiğini yönlendirebilen özel donanımlar. Suç örgütleri bu SIM kartları farklı ülkelerden temin ederek, kiralama servisi gibi çalıştırdıkları websiteleri üzerinden suçlulara “geçici”, “doğrulanmış gibi görünen” numaralar sunuyor. Bu numaralar:
-
Çevrimiçi platformlara sahte veya anonim hesap açmak için kimlik doğrulama amaçlı kullanılıyor,
-
SMS ile gelen doğrulama kodlarını almak için kiralanıyor,
-
SMS/arama tabanlı güvenlik kontrollerini aşmak ya da aldatıcı iletişim kurmak amacıyla kullanılıyor (icra, kargo, HGS vb. sahte bildirimler).
Bu model sayesinde altyapıyı yönetenler ile fiili suçu işleyenler arasındaki bağlantı zayıflıyor; suç izinin takibi zorlaşıyor ve dolandırıcılık “hizmet olarak” (CaaS — Crime as a Service) sunulabiliyor.
Hangi tür suçlarda kullanıldı?
Yetkililer ve soruşturmanın ilk bulguları şunları işaret ediyor:
-
Sahte sosyal medya ve ikinci el satış hesapları açılarak kullanıcıların dolandırılması,
-
Yatırım dolandırıcılığı ve sahte yatırım platformlarına yönlendirme,
-
Banka hesapları ve kart kopyalama amacıyla sahte kimliklerle hesap açma,
-
SMS yoluyla kimlik avı (phishing) ve sahte bildirimler ile kullanıcıların kişisel verilerini / ödeme bilgilerini ele geçirme.
Kısacası, telefon numarasının “gerçek” görünümünden yararlanılarak finansal ve kimlik temelli dolandırıcılıklar kolaylaştırılmış.

Maddi etki — hangi boyutta zararlar tespit edildi?
Soruşturmanın ilk safhasında ulusal birimlerin tespit ettiği vakalar ve hesaplanan zararlar, bu tür altyapıların yalnızca küçük ölçekli değil, yüzlerce vakayı ve milyonlarca Euro’yu etkileyebileceğini gösteriyor. Operasyonda ele geçirilen dijital kayıtlar ve kiralanan numaralar aracılığıyla yüzbinlerce sahte hesap açıldığı, bazı ülkelerde doğrudan bağlantılı yüzlerce ile binlerce dolandırıcılık vakasının kayda geçtiği belirtiliyor.
Bu tür altyapının uluslararası yaygınlığı, tek bir baskının çok sayıda ülke ve platform üzerindeki zararı azaltmakta yetersiz kalabileceğini ortaya koyuyor — koordine, sürekli takip ve uluslararası bilgi paylaşımı gerekiyor.
Türkiye bakımından neden önemli?
Türkiye son yıllarda sahte baz istasyonları, toplu SIM kullanımı ve SMS tabanlı dolandırıcılıkla ilgili çok sayıda vaka gördü. Bankacılık ve ödeme sistemleri açısından bu operasyonun anlamı şöyle özetlenebilir:
-
SMS-temelli 2FA riskleri: SMS ile gönderilen doğrulama kodları kiralanmış veya anonim numaralarla yönlendirilebiliyor; bu da SMS-tabanlı güvenliği zayıflatıyor.
-
Yeni hesap açılışları: Telefon numarası “aktif ve güvenilir” görüldüğünde, bazı sistemler ekstra doğrulama istemeyebiliyor — bu açık suistimal edilebiliyor.
-
Operatör-bankacılık iş birliği ihtiyacı: Şüpheli toplu SIM aktivasyonu ve numara kiralama tespitinde operatörlerle anlık bilgi paylaşımı ve otomatik uyarılar gerekli.
-
Kamu-özel sektör koordinasyonu: BTK, bankalar, BDDK ve ilgili diğer kurumlar arasındaki koordinasyon, hem teknik tespit hem hukuki süreçler açısından hayati.
Türkiye’de sahte MMS/baz istasyonu kaynaklı olaylar ve benzeri vakalar geçmişte görülmüş olması, bankalar ve ödeme kuruluşları için bu tehdidin yerel bir gerçek olduğunu doğruluyor.
“SIM Çiftlikleri” bankacılık ve ödemeler ekosistemine nasıl tehdit oluşturuyor?
1. Ne oluyor?

-
Bir “SIMkutusu” (SIM box) ya da “SIM çiftliği” terimi; çok sayıda ön ödemeli SIM kartın tek bir cihaz veya altyapı içinde kullanılarak, uluslararası ya da anonim servislerden gelen doğrulama kodlarının, SMS/arama trafiğinin veya sahte kimliklerle açılan hesapların yönlendirildiği bir sistem anlamına gelir.
-
Bu sistemler, ulusal ya da uluslararası geçerli telekom altyapı ücretlerini atlayarak (“interconnect bypass”) aramaları daha düşük maliyetle yerel ağlara aktarabilir — bu da operatörler ve dolaylı olarak bankacılık/ödeme sistemleri için risk yaratır.
-
Ayrıca, SMS doğrulama kodları gibi birincil güvenlik katmanlarını kötüye kullanarak sahte hesap açma, kimlik taklidi, dolandırıcılık gibi olaylara zemin hazırlıyor.
2. Kurumlar için neden kritik?
-
Bankalar, fintech’ler ve ödeme sistemleri işletmecileri açısından; müşterilerin telefon numaraları üzerinden yapılan doğrulama işlemleri, SMS kodları, ikili doğrulama (2FA) mekanizmaları temel güven unsuru. Bu numaraların “kiralanabilir”, ya da sahte altyapılar tarafından sağlanabilir olması güven mekanizmasını zayıflatıyor.
-
Sahte numara ya da kiralık numara kullanımı: özellikle yeni hesap açılışlarında, kredi kartı başvurularında, kimlik doğrulamada, reklam ve ilan platformlarında artan risk demek.
-
Operatör düzeyinde: Bu tür faaliyetler operatörlere doğrudan gelir kaybı, servis kalitesinde bozulma, marka itibar kaybı yaratabiliyor. Bu da dolaylı olarak ödeme ekosistemini etkiliyor.
-
Ayrıca bankacılık/ödeme sistemlerinde sahte hesap, sahte tanımlama ile açılan işlemler nedeniyle dolandırıcılık vakaları artabiliyor — bu tür altyapılar bu tür dolandırıcılıkların en başında altyapı sağlayıcı olarak devreye giriyor.
3. Bankacılık-FinTech açısından risk senaryoları
| Senaryo | Açıklama |
|---|---|
| Sahte kullanıcı hesabı açılması | Kiralık veya anonim numara ile banka/fintech sisteminde hesap açılıyor, sonra dolandırıcılık, sahte işlem, para çekme gibi faaliyetler gerçekleştiriliyor. |
| SMS/OTP doğrulama bypass | SMS “icra takibi”, “kargo bildirimi” gibi sahte bildirimlerle kullanıcı yönlendirilip link tıklamaya veya kimlik girilir hale geliyor. Bu yönlendirmeler bu altyapı üzerinden numara sağlanarak daha inandırıcı hale geliyor. |
| Kart/kredi başvurusunda sahte kimlik | Telefon numarası inandırıcı olduğunda (ülke kodu, aktif görünüm vs) sahte kimlikle kart/kredi onayı daha kolay alınabiliyor. |
| Operatör iş birliği ve sipariş altyapısı | Bankalar, operatör ve regülatörlerle oturum açma, numara kullanım yoğunluğu, şüpheli aktivite gibi sinyalleri paylaşmadığında risk artıyor. |
4. Teknolojik tespit ve önleme adımları



Bankacılık ve telekom sektörlerinin birlikte uygulayabileceği bazı önlemler:
-
Numara kullanım yoğunluğu analizi: Aynı numaraların çok kısa sürede farklı IP’lerden/ülkelerden yönlendirilmesi gibi anomaliler izlenmeli.
-
SMS/OTP trafiği analizi: Gelen SMS’lerin tipik kullanıcı davranışlarının dışında yönlendirme, yüksek hacim, bölge dışı kullanım gibi işaretler taşıması durumunda şüphe götürmeli.
-
Operatör-fintech iş birliği: Operatörlerden şüpheli SIM çiftliği/numara kiralama faaliyetleriyle ilgili sinyal alınmalı; yeni SIM aktivasyonlarında kimlik doğrulama/aktivite kontrol süreçleri sıkılaştırılmalı.
-
İkili doğrulamada çeşitlendirme: SMS bazlı kod gönderimi tek başına yeterli değil; uygulama tabanlı token, biyometrik doğrulama, donanım tabanlı güvenlik alternatifleri değerlendirilmelidir.
-
Saldırı sonrası reaksiyon: Şüpheli numara veya cihaz tespit edildiğinde hızlı bloklama, kullanıcı bilgilendirme, inceleme önlemleri devreye girmeli.
5. BankaVitrini okuyucularına kısa checklist
-
Gelen SMS doğrulama kodları: tanımadığınız numaralardan geliyorsa dikkat edin.
-
Telefon numaranızla açılan hesap bildirimleri: siz açmadıysanız bankanızla iletişime geçin.
-
Yeni hesap açılması veya kredi kartı başvurusu: sadece SMS doğrulaması yerine mutlaka ekstra güvenlik adımı isteyin.
-
Kurumsal: Yeni müşterilerde telefon numarası doğrulama sürecine “kiralık numara” riski dahil edilerek analiz yapılmalı.
-
Operatör ya da fintech olarak: Şüpheli numara kullanım yoğunluğu, çok kısa sürede çok sayıda kimlik doğrulama isteği gibi sinyalleri izleyin.
“SIMCARTEL” baskını, siber suç ekosisteminin artık altyapı düzeyinde profesyonelleştiğini gösteriyor. SIM-çiftlikleri yalnızca iletişim sağlayan cihazlar değil; modern dolandırıcılık modellerinin temel taşı haline gelmiş durumda. Bu yüzden bankacılık, telekom ve düzenleyici kurumların teknik, süreçsel ve hukuki önlemleri birlikte devreye alması; ayrıca kamuoyu farkındalığıyla bireysel savunmanın da güçlendirilmesi gerekiyor.
BankaVitrini olarak, bu konudaki gelişmeleri takip etmeye ve bankacılık-fintech ekosistemine yönelik uygulamalı rehberler, kontrol listeleri ve teknik öneriler yayımlamaya devam edeceğiz. İlerleyen günlerde operasyona ilişkin soruşturma raporları ve ele geçirilen veri analizleri yayımlandıkça, bankalar ve ödeme sağlayıcıları için daha ayrıntılı aksiyon planları hazırlayacağız.
İlginizi Çekebilir
BORSA
Kara Çarşamba: Borsa İstanbul neden çöktü?
Borsa İstanbul neden çöktü? Krizin görünen nedeni fonlar, asıl nedeni ise biriken yapısal riskler mi?
Yayınlanma:
3 saat önce|
17/09/2026Yazan:
BankaVitrini
BIST 100 yüzde 5,54 düştü, 13.122 puana geriledi. Bankacılık yüzde 6,38, holding yüzde 6,48 kaybetti. Finansal kiralama-faktoring endeksi yüzde 9,74 geriledi. Gün içinde endekse bağlı devre kesici çalıştı. 60’ın üzerinde hisse taban seviyeyi gördü.
Borsa İstanbul 16 Eylül 2026 Çarşamba günü son yılların en sert seanslarından birini yaşadı. Ancak yaşananları yalnızca “Pusula Portföy’deki temerrüt”, “yatırımcı paniği” veya “küresel piyasalardaki satış” ile açıklamak, yaşananların esasını kaçırabilir.
Çünkü Kara Çarşamba’nın hikâyesi aslında 16 Eylül’de başlamadı.
Kıvılcım fonlardan geldi
15 Eylül’de Pusula Portföy, bazı yatırım fonlarında yatırımcıların katılma payı iade ödemelerinin zamanında gerçekleştirilemediğini ve temerrüt oluştuğunu KAP’a açıkladı.
Şirket, aracı kurumlarla mutabakat ve likidite yönetimi sürecinin devam ettiğini bildirdi.
Bu açıklama piyasada çok kritik bir soruyu gündeme getirdi: “Fon yatırımcısı parasını istediğinde fon bu parayı ne kadar hızlı nakde çevirebilir?”
İşte kırılma noktası burada ortaya çıktı. Fon yatırımcısı parasını çekmek ister. Fonun nakdi yeterli değilse portföyündeki varlıkları satar. Portföydeki hisseler likit değilse satış baskısı büyür. Satış fiyatları düşünce fonun portföy değeri düşer. Diğer yatırımcılar da paniğe kapılıp parasını çekmek ister.
Böylece: İtfa talebi → likidite ihtiyacı → hisse satışı → fiyat düşüşü → yeni itfa talebi → daha fazla satış şeklinde bir likidite sarmalı oluşabilir.
16 Eylül’de yaşananın önemli bölümü tam olarak bu mekanizmayla açıklanıyor. Piyasa kaynakları da fonlardan çıkan yatırımcıların likidite ihtiyacını karşılamak amacıyla başka hisselerde satışa yöneldiğini belirtiyor.
Asıl soru: Bu risk bir gecede mi ortaya çıktı?
Hayır.
İşin en önemli tarafı da burası.
MSCI, 23 Haziran 2026’da Türkiye piyasasıyla ilgili değerlendirmesinde, uluslararası yatırımcıların bazı küçük halka açık şirketlerde fonlarla bağlantılı olası koordineli işlemler, hissedarlık yapılarındaki şeffaflık ve gerçek halka açıklığın belirlenmesi konusunda kaygılar taşıdığını açıkladı.
MSCI’nın dikkat çektiği konu yalnızca hisse fiyatlarının yükselmesi değildi.
Sorun daha yapısaldı: Bir şirketin borsada görünen halka açıklık oranı ile piyasada gerçekten işlem gören serbest pay miktarı aynı şey olmayabilir. Eğer piyasada dolaşımdaki gerçek pay miktarı düşükse, görece küçük miktarlı alımlar bile fiyatı çok hızlı yukarı taşıyabilir.
Fiyat yükseldikçe:
Hisse fiyatı ↑ → Fon portföy değeri ↑ → Fon getirisi ↑ → Yatırımcı ilgisi ↑ → Yeni para girişi ↑ → Hisse talebi ↑
Ancak bunun tersi de aynı hızla çalışabilir.
Para çıkışı → satış → fiyat düşüşü → fon değerinin düşmesi → yeni çıkış → daha fazla satış.
Kara Çarşamba’da kırılan zincir budur.
MSCI’nin uyarısı neden önemli?
MSCI, Türkiye için Haziran ayında çok net bir uyarı yaptı.
Türkiye piyasasında bazı küçük şirketlerde fonların ilişkili olduğu yapılarla bağlantılı “possible coordinated trading behavior” endişelerinin bulunduğunu belirtti.
MSCI ayrıca SPK’nın fonların sahip olduğu bazı payların serbest dolaşımdan çıkarılmasına yönelik düzenlemesini de not etti; ancak uluslararası yatırımcıların uygulamadaki sonuçları görmek istediğini vurguladı. Daha da önemlisi MSCI, Kasım 2026 değerlendirmesi öncesinde yeterli ve güvenilir ilerleme görülmemesi halinde Türkiye piyasası için yeni bir değerlendirme süreci başlatabileceğini belirtti.
Temmuz ayında MSCI, Türkiye’deki menkul kıymetleri yatırım yapılabilirlik sorunları açısından tek tek değerlendirmeye devam edeceğini de açıkladı.
Dolayısıyla: Risk bilinmiyor değildi.
Peki SPK hiçbir şey yapmadı mı?
Burada adil olmak gerekiyor.
SPK’nın hiç önlem almadığını söylemek doğru olmaz. SPK 28 Ağustos 2026’da Yatırım Fonlarına İlişkin Rehber’i güncelledi. Ayrıca fonların likidite yapısı ve yatırımcıların iade taleplerinin portföy üzerindeki etkileri konusunda çeşitli fonlarda yeni uygulamalar devreye girdi.
Örneğin KAP’a yapılan bir açıklamada, fonun likidite riskini yönetebilmek amacıyla günlük değerleme ve T+3 ödeme yerine aylık değerleme ve değerleme tarihini takip eden 10. iş gününde ödeme modeline geçildiği bildirildi.
Ancak burada çok önemli bir piyasa problemi ortaya çıktı: Düzenleme riski azaltırken kısa vadede likiditeyi artırabilir.
Çünkü yeni kurallar bazı fonları mevcut pozisyonlarını değiştirmeye zorlayabilir.
Bu da: Regülasyon → portföy yeniden yapılandırması → hisse satışı → fiyat düşüşü zincirini oluşturabilir.
Ekonomim’in piyasa değerlendirmesinde de son dönemdeki düzenlemelerin bazı fonlardan sert çıkışları hızlandırdığı ve bunun likidite sıkışıklığına dönüştüğü aktarılıyor.
Dolayısıyla burada “önlem alınmadı” demekten ziyade şu soru daha doğru: Önlemler neden piyasa şoku yaratmadan önce devreye sokulamadı veya neden daha kademeli uygulanamadı?
Bu sorunun cevabı ise henüz bütün yönleriyle ortaya çıkmış değil.
Kara Çarşamba’nın 7 tetikleyicisi
1. Fonlarda likidite problemi
Pusula Portföy’ün bazı fonlarında itfa ödemelerinin zamanında yapılamaması piyasanın güvenini sarstı.
2. Fon yatırımcılarının aynı anda çıkışa yönelmesi
Bir fonun problemi diğer fonlara da güven sorunu üzerinden sıçrayabilir.
Bu durumda aslında sağlam olan fonlar bile yatırımcı çıkışlarını karşılamak için varlık satmak zorunda kalabilir.
3. Düşük likidite ve düşük gerçek halka açıklık
Bazı hisselerde piyasanın taşıyabileceğinden daha büyük pozisyonlar oluştuğunda çıkış kapısı giriş kapısından çok daha dar hale gelir.
4. Fonlarla şirketler arasındaki yoğunlaşmış ilişkiler
MSCI’nin Haziran raporunda özellikle bazı küçük halka açık şirketler ile fonların bağlantılı yapıları ve koordineli işlem şüpheleri konusunda uluslararası yatırımcıların endişeleri açıklandı.
5. Yüksek TL faizleri
Yüksek faiz ortamı hisse senedinin alternatif maliyetini yükseltiyor. Piyasa analistleri de yüksek TL faizlerinin Borsa’ya güçlü bir alternatif oluşturduğuna dikkat çekiyor.
6. Yabancı yatırımcı derinliğinin sınırlı olması
Satış geldiğinde karşı tarafta yeterli uzun vadeli alıcı bulunmazsa fiyat hareketi büyüyebiliyor. Bu da piyasanın derinlik problemini ortaya çıkarıyor.
7. Küresel risk iştahındaki bozulma
Ortadoğu gerilimi, petrol fiyatları ve küresel teknoloji hisselerindeki satışlar da Türkiye piyasasının üzerindeki baskıyı artırdı. Ancak mevcut veriler, Kara Çarşamba’nın yalnızca küresel satışlarla açıklanamayacağını gösteriyor.
En kritik soru: Neden zamanında önlem alınmadı?
Burada “kurumlar görevini yapmadı” şeklinde kesin bir hüküm vermek için mevcut veriler yeterli değil.
Ancak olayların kronolojisi önemli sorular ortaya çıkarıyor:
Haziran:
MSCI Türkiye’de şeffaflık, gerçek halka açıklık ve koordineli işlem endişelerini gündeme getirdi.
Temmuz:
MSCI, Türkiye hisselerini yatırım yapılabilirlik açısından tek tek değerlendirmeye devam edeceğini açıkladı.
28 Ağustos:
SPK yatırım fonları rehberinde değişiklik yaptı.
Eylül:
Fonlardan çıkış baskısı arttı.
15 Eylül:
Pusula Portföy bazı fonlarda iade ödemelerinde temerrüt oluştuğunu açıkladı.
16 Eylül:
Borsa İstanbul’da Kara Çarşamba yaşandı.
Bu kronoloji bize şunu söylüyor: Problem bir günlük problem değildir.
Asıl mesele, piyasadaki likidite ve yoğunlaşma riskinin yeterince erken tespit edilip edilmediği ve tespit edildiyse neden piyasa oyuncularının kontrollü biçimde pozisyon azaltmasına izin verecek kadar uzun bir geçiş süreci oluşturulmadığıdır.
Bu konuda önümüzdeki günlerde SPK, Borsa İstanbul, Takasbank, portföy şirketleri ve ilgili finansal kuruluşların açıklamaları kritik olacak.
Bir başka tehlike: Sorun borsadan para piyasasına sıçrarsa
Kara Çarşamba’nın en önemli riski aslında BIST 100’ün yüzde 5,54 düşmesi değildir.
Asıl risk: “Hisse fonu problemi → diğer yatırım fonları → para piyasası fonları → repo/tahvil piyasası → bankacılık sistemi” şeklinde bir bulaşma yaşanmasıdır.
Nitekim 16 Eylül’de başka fonlarda da itfa ve likidite koşullarına yönelik yeni düzenlemeler görülmesi, piyasanın bu kanalı yakından izlemesi gerektiğini gösteriyor. Ancak mevcut bilgilerle bunun bankacılık sistemine yayılan sistemik bir kriz olduğunu söylemek için erken.
Bu ayrım özellikle önemli.
BankaVitrini’nin “Kara Çarşamba” okuması
Borsadaki düşüşü yalnızca “yatırımcı paniği” olarak görmek kolay.
Fakat finansal krizlerin ortak özelliği şudur: Kriz genellikle son gün ortaya çıkmaz; son gün sadece görünür hale gelir.
16 Eylül’de görünen şey satış oldu.
Fakat satışın arkasında: likidite riski + yoğunlaşma + düşük gerçek halka açıklık + fon çıkışları + yüksek faiz + sınırlı piyasa derinliği + yatırımcı güveni bir araya geldi.
Bu nedenle Kara Çarşamba’yı sadece bir borsa düşüşü değil, Türkiye sermaye piyasasının likidite, şeffaflık ve risk yönetimi kapasitesinin stres testi olarak okumak gerekiyor.
Ve bundan sonra en önemli soru şu olacak: “Borsayı bugün nasıl toparlarız?” değil, “aynı mekanizma yarın tekrar çalışmasın diye hangi yapısal tedbirleri alacağız?” Çünkü devre kesici fiyatı durdurabilir.
Ama likidite sorununu çözmez. Regülasyon fiyat hareketini sınırlayabilir. Ama güveni tek başına geri getirmez.
Asıl çözüm; fonların gerçek likiditesinin, ilişkili taraflarının, yoğunlaşmış pozisyonlarının, gerçek halka açıklık oranlarının ve yatırımcıların aynı anda çıkış yapması halinde ortaya çıkacak stres senaryolarının önceden ölçülmesinden geçiyor.
Kara Çarşamba’nın asıl dersi de burada.
BankaVitrini
Bankacılık ve Reel Sektörün Gerçek Hikâyesi
GÜNCEL
Fed yeniden şahinleşti, içeride yatırım fonları kaynaklı türbülans derinleşti
Yayınlanma:
3 saat önce|
17/09/2026Yazan:
BankaVitrini
Fed, üç yıl aradan sonra ilk kez faiz artırarak politika faizini 25 baz puan yükseltmek suretiyle %3,75-4,00 aralığına taşıdı. Karar oybirliğiyle alınırken, Başkan Warsh enflasyonun hâlâ yüksek seyrettiğini ve yaz aylarında gelen verilerin enflasyon eğiliminde belirgin bir iyileşme göstermediğini söyledi. Daha önce yüksek enflasyonda enerji fiyatları ve tarifeler gibi arz şokları ön plana çıkarken, dün akşam güçlü iç talep, istihdam ve yatırımların da fiyat baskısını beslediği görüşü ağırlık kazandı. Fed, yıl sonu enflasyon tahminini %3,6’dan %3,7’ye çıkarırken, enflasyonun %2 hedefine dönüşünü de 2029 yılına öteledi.
Dün bültenimizde faiz artışının artık kaçınılmaz olduğunu belirterek karşı kampta yer almanın artık bir mânâsı olmadığını savunmak suretiyle faiz artırımının bir kerelik bir ayarlama mı yoksa bir artırım döngüsüne mi işaret edeceğinin ipuçlarını arayacağımızı belirtmiştim. Bu minvalde, tahmin veren 18 Fed üyesinden 16’sının yıl sonuna kadar en az bir kez daha faiz artışı beklediğini görürken, 2027 boyunca herhangi bir artış beklemediklerini de not edelim. Faiz vadeli kontratlarında ise 28 Ekim toplantısına yönelik faiz artırım beklentisine %53 ihtimal verilirken, 9 Aralık toplantısında ise faizin 25 baz puan artacağına %90 ihtimal tanınıyor. Her ne kadar Fed üyeleri önümüzdeki sene için faiz artırımı öngörmese de, vadeli kontratlar önümüzdeki sene için de artırım beklemeye başladı.
Başkan Warsh, son dönemde uzun vadeli tahvil faizlerindeki yükselişi Fed’e duyulan güven kaybından ziyade güçlü ekonomi, yapay zekâ ve veri merkezi yatırımlarının artan finansman ihtiyacı ile jeopolitik risklere bağlamayı tercih ederken, her zaman olduğu üzere ileriye dönük rehberlik vermekten imtina etti. Warsh’u faizleri düşüreceği beklentisiyle Fed Başkanlığına getiren Trump ise karardan pek de memnun olmadı. Faizlerin %1 veya altına indirilmesi gerektiğini savunan Trump, Fed yönetiminin yanlış yaptığını söylerken Warsh’a güveninin sürdüğünü de belirtti.
Kararın ardından doların piyasa kuru olarak takip edilen DXY 100,30 seviyesine yükselirken, EURUSD paritesi 1,1460 ile son altı haftanın en düşük seviyesine geriledi. Fed politikasına daha duyarlı ABD 2 yıllık tahvil faizi %4,72 ile iki yılı aşkın sürenin zirvesine çıkarken, piyasaların kılavuzu konumunda 10 yıl vadeli tahvil faizi ise %5 seviyesine yerleşti. Mortgage faizlerine emsal teşkil eden 30 yıl vadeli tahvil faizi ise, hafif de olsa gerileyerek %5,35 seviyesine çekildi. Bir hatırlatma yapmak gerekirse, piyasalara yön teşkil edecek hamlelerde bulunarak kısa vadeli faizleri artıran merkez bankaları, enflasyonla mücadele edecekleri sinyalini vermek suretiyle uzun vadeli faizlerin gerilemesini hedeflemektedir.
Enflasyonla mücadele ve merkez bankası bağımsızlığına defalarca kez atıfta bulunulan Warsh’un açıklamaları ardından piyasalar dün geceyi hâliyle sevimsiz bir şekilde tamamladı. Lâkin bu eğilimin çok da uzun soluklu olmayacağını düşünüyoruz. Takdir edeceğiniz üzere, finansal varlık fiyatları faiz hadlerinin yükselmesinden pek de mutlu olmaz. Fed’in dün akşam attığı adım ve sene sonuna kadar bir kez daha artırımın neredeyse kesin görüldüğü bir ortamda küresel risk iştahı zayıflarken, hisse senetleri, kripto paralar ve kıymetli metaller değer yitirdi. Faiz getirisi olmayan altın ve gümüş, karar öncesi gün boyu sırasıyla 4,360 ve 64,90 dolar seviyelerinde salınmaları ardından basın toplantısıyla birlikte 4,235 ve 62,30 dolar seviyelerine kadar gerileseler de, bu sabah yeniden toparlanmaya başladıklarını görüyoruz. Fed’in faiz artırımına gitmesi, merkez bankasının bağımsızlığına yönelik soru işaretlerini önemli ölçüde azaltırken, enflasyonla mücadelede kararlı davranacağı algısını da güçlendirdi. Bu duruşun, ilk etapta piyasalarda dalgalanmayı artırsa da kısa bir süre sonra piyasaları dengeye getirebileceğini düşünüyoruz.
ABD borsalarının dün geceyi düşüşle tamamlamasının ardından, yeni gün başlangıcında vadeli işlemler yükselişe geçerken , Pasifiğin diğer ucunda ise daha karmaşık bir seyrin hâkim olduğunu görüyoruz. Tayvan borsası %1,4 yükselişle başı çekerken, gösterge endeks Nikkei ve Güney Kore borsası %0,4 yükselmiş, Şangay borsasının ise gerilediğini görüyoruz.
ECB ve Fed’in ardından bugün sahneye İngiltere Merkez Bankası’nın (BoE) çıkacağını hatırlatalım. BoE’nin politika faizini %3,75’te sabit tutması beklenirken, İran savaşıyla birlikte enerji fiyatlarında yaşanan sert yükselişin enerji ithalatçısı olan İngiltere’de ağustos ayında zaten %3,1 olan enflasyonu daha da artırması bekleniyor. Bu nedenle vadeli kontratlar kasım ayında 25 baz puan faiz artışına %80 ihtimal verirken, önümüzdeki bir yıl içinde yaklaşık dört artış fiyatlanıyor. Bugün sonuçlanacak toplantıda faiz kararından ziyade BoE’nin enerji şokunun enflasyona etkisi ve kasım ayında olası bir faiz artışı konusunda vereceği mesajları takip edeceğiz. GBPUSD paritesi Fed kararı ardından 1,3370 seviyesine gerileyerek son altı haftanın en düşük seviyesini test etti. İngiltere ardından gözler yarın Japonya Merkez Bankası olağan toplantısına çevrilecektir ki 25 baz puan faiz artışına kesin gözüyle bakılıyor.
Türk mali piyasalarında ise bir süredir gündemi meşgul eden yatırım fonları, portföy yönetim şirketleri ve akabinde SPK düzenlemesinin ardından hisse senedi piyasalarında var olan volatiliteyi hep birlikte takip ediyoruz. Dün gündemde olan bazı portföy yönetim şirketleri ve yatırım fonlarında, temerrüt hâlinin oluşması ile büyük çaplı bir türbülans yaşandı. Devre kesicilerin çalıştığı günde BİST 100 ana endeksi gün içinde %7,5 civarında gerilemesinin ardından günü %5,5 düşüşle tamamladı. Bankacılık endeksinde düşüş ise %6,5 seviyesinde gerçekleşti. USDTRY kuru otoritenin kontrolünde 48,67 seviyesine gelse de, gerek yurt içi gerekse de yurt dışı faktörlerin gölgesinde son günlerde TCMB’nin rezerv kaybettiğini düşünüyoruz. Bugün açıklanacak verilerle daha etraflı bir değerlendirmede bulunacağız. CDS risk primi uzun bir süredir 220 baz puan seviyesinde yataylaşmasının ardından bu sabah 238 baz puan seviyesine yükselirken, son bir haftada 2 yıl vadeli gösterge tahvilin bileşik faizi 100 baz puandan fazla artarak %40,70 seviyesine geldi. On yıl vadeli tahvil de benzer bir şekilde %35,25 seviyesine yükseldi.
Yatırım fonlarında ortaya çıkan durumu değerlendirmek ve gerekli adımları atmak adına, birazdan (TSİ 08.00) Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek başkanlığında toplanacak Finansal İstikrar Komitesi’nde sistemik risk meselesinin ele alınacağını düşünüyoruz. Sektörün genelinin güçlü, Türk mali piyasalarının ise derinliğinin olduğunu göz ardı etmemek gerekiyor. Çürük elmaların ayıklanmasının ise bundan sonrası için sağlıklı olacağını düşünüyoruz. Bu arada SPK gece saatlerinde yayımladığı bülteninde bahse konu gelişmeler kapsamında çok sayıda şirket çalışanına suç duyurusu, işlem yasağı gibi müeyyideler getirdi.
Emre Değirmencioğlu
BANKA HABERLERİ
İş Bankası 3,8 milyar TL’lik takipteki alacağını 627,8 milyon TL’ye sattı
Yayınlanma:
2 gün önce|
15/09/2026Yazan:
BankaVitrini
Türkiye İş Bankası, takipteki krediler portföyünde yer alan 3 milyar 801 milyon 142 bin 529 TL tutarındaki alacağını, 627 milyon 850 bin TL bedelle 8 varlık yönetim şirketine devretti. Satışta bankanın tahsilat beklentisi ile alacağın nominal değeri arasındaki fark dikkat çekti.
Türkiye İş Bankası, tahsili gecikmiş alacak portföyündeki bir başka büyük satışı daha gerçekleştirdi. Bankanın Kamuyu Aydınlatma Platformu’na (KAP) yaptığı açıklamaya göre, yapılan ihaleler sonucunda 3 milyar 801 milyon 142 bin 529 TL tutarındaki takipteki alacak portföyü, 627 milyon 850 bin TL satış bedeli karşılığında varlık yönetim şirketlerine devredildi. Satış bedelinin nakden tahsil edildiği bildirildi.
8 varlık yönetim şirketi aldı
Satış kapsamında söz konusu alacaklar;
- Dünya Varlık Yönetim A.Ş.
- Novatra Varlık Yönetim A.Ş.
- Gelecek Varlık Yönetim A.Ş.
- Emir Varlık Yönetim A.Ş.
- Birikim Varlık Yönetim A.Ş.
- Ortak Varlık Yönetim A.Ş.
- Sümer Varlık Yönetim A.Ş.
- Birleşim Varlık Yönetim A.Ş.
olmak üzere toplam 8 varlık yönetim şirketine devredildi.
3,8 milyar TL’lik alacak 627,8 milyon TL’ye satıldı
Satışın en dikkat çekici tarafı, alacağın nominal tutarı ile satış bedeli arasındaki yüksek fark oldu.
3,801 milyar TL nominal alacak → 627,85 milyon TL satış bedeli
Buna göre varlık yönetim şirketlerinin ödediği bedel, nominal alacağın yaklaşık %16,5’i seviyesinde bulunuyor. Başka bir ifadeyle portföy, nominal değer üzerinden yaklaşık %83,5 iskonto ile devredilmiş oldu.
Ancak burada önemli bir ayrıntı bulunuyor: Bu oran, bankanın alacağı için daha önce bilançoda ayırdığı karşılıklar ve söz konusu portföyün gerçek tahsilat potansiyeli dikkate alınmadan doğrudan “bankanın zararı” şeklinde yorumlanmamalı.
Çünkü takipteki alacak satışlarında nominal alacak tutarı ile bankanın bilançosundaki net taşıma değeri aynı şey değildir.
İş Bankası 2026’da takipteki alacak satışlarını artırıyor
Bu satış, İş Bankası’nın 2026 yılı içerisindeki tahsili gecikmiş alacak satışları açısından da dikkat çekici.
Banka mart ayında 3 milyar 776,2 milyon TL tutarındaki takipteki alacağını 671 milyon TL bedelle beş varlık yönetim şirketine devretmişti.
Haziran ayında ise 3 milyar 936 milyon TL tutarındaki başka bir portföy 727,1 milyon TL bedelle dokuz varlık yönetim şirketine satılmıştı.
Eylül ayındaki son satış da eklendiğinde, yalnızca bu üç işlemde İş Bankası’nın satışa konu ettiği takipteki alacakların nominal büyüklüğü yaklaşık 11,51 milyar TL, toplam satış bedeli ise yaklaşık 2,03 milyar TL seviyesine ulaşıyor.
Bu üç işlemin ortalama satış oranı yaklaşık %17,6 seviyesinde bulunuyor.
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.054)
- BANKA ANALİZLERİ (152)
- BANKA HABERLERİ (3.628)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (598)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.984)
- GÜNCEL (4.596)
- GÜNDEM (3.572)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (147)
- ŞİRKETLER (2.740)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (582)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.491)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (834)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (119)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (62)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (95)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (19)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Almanya, Çin'e yönelik ekonomik önlem paketi hazırlığında 14/09/2026
- Kıymetli metallerde Fed faiz artırım baskısı 14/09/2026
- Çin'den ABD'li şirketlere yapay zeka tepkisi 14/09/2026
- Goldman Sachs: Türkiye’de finansal koşullar gevşiyor 14/09/2026
- “Altın kotasında dünya ile 11 bin dolara çıkan fiyat farkı kapandı” 14/09/2026
- Kuraklıktan etkilenen Fransız çiftçisine devlet yardımı 14/09/2026
- Suudi Veliaht Prens CENTCOM komutanı ile görüştü 14/09/2026
- AMB yetkilisi: Enerji fiyatı eğilimleri oldukça endişe verici 14/09/2026
- Trump'ın 5 bin dolar vaadine Kongre onay şartı 14/09/2026
- Kazimir: AMB faizleri daha da artırmaktan çekinmeyecek 14/09/2026
SON YAZILAR
- Kara Çarşamba: Borsa İstanbul neden çöktü? 17/09/2026
- Fed yeniden şahinleşti, içeride yatırım fonları kaynaklı türbülans derinleşti 17/09/2026
- İş Bankası 3,8 milyar TL’lik takipteki alacağını 627,8 milyon TL’ye sattı 15/09/2026
- Fed iki ateş arasında: Artırsa ekonomi, artırmasa tahviller sarsılacak 15/09/2026
- Garanti Bankası 3,014 milyar TL’lik takipteki alacağını 449 milyon TL’ye sattı 14/09/2026
- OVP 2027-2029: Bankacılıkta Yeni Kredi Rejimi Başlıyor 14/09/2026
- Diplomasi ertelendi, petrol yeniden $108: Piyasalar Fed haftasına gergin başladı 14/09/2026
- Gerçekler ve “niyetler”: Yeni OVP ne anlatıyor? 08/09/2026
- Şirketiniz 25-16 ve 25-12 geriye düştüğünde ne yapıyor? 07/09/2026
- Konkordato alırım, bankalara faizi sildiririm diyenlere dikkat! 07/09/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini5 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
