Connect with us

BORSA

BORSADA UZUN VE KRİTİK GÜN

Aracı kurumların pozisyon açıkları için bugün kritik gündü. Dün teminat açığı yaşayan aracıların pozisyonlarını kapatabilmesi için gerekli kredi Takasbank tarafından sağlandı. Takasbank, üç hissedeki açık pozisyonlara karşı verilen kredilere teminat olarak bu hisseleri takasına aldı. Böylece fiyat riski sorunu yaşayan aracı kurumlarda kaldı.

Yayınlanma:

|

İlk defa iki gün önce DÜNYA gazetesi tarafından detayları açıklanan, VİOP’ta müşterileri açığa düşen aracı kurumları kurtarma operasyonunda dün ilk ayağın tamamlandığını da yazmıştık. VİOP’ta açık pozisyonu bulunan aracı kurumların pozisyonlarının spot piyasaya taşındığının takas kayıtlarından göründüğüne dikkat çekmiştik. Fakat aynı zamanda VİOP’taki pozisyon risklerinin bu yolla spot piyasaya taşınmış olduğunun ve spottaki bu pozisyonların nasıl taşınacağı konusunun belirsizliğini sürdürdüğünü yazmıştık. Salı günkü haberimizde yer alan seçeneklerden biri de “Aracı kurumların Takasbank nezdindeki garanti fonunun devreye girmesi”ydi. Bugün saat 09:44’te KAP’a gelen bir açıklama ile Takasbank’ın bu operasyonda devreye sokulduğu anlaşıldı. İş GYO, Şekerbank ve TSKB hisse senetlerinde Takasbank takasında yeni pozisyonlar görüldü.

İş GYO, Şekerbank ve TSKB’de devreye girildi

Şekerbank’ta 195 milyon 826 bin 700 adet hisse, TSKB’de ise 187 milyon 307 bin 700 adet hisse Takasbank hesaplarına alındı. Buna göre bir gün önce Şekerbank’ın yüzde 2.52’sine sahip olan Takasbank dün itibariyle yüzde 13.05 paya çıktı. Takasbank’ın TSKB’deki payı ise yine aynı dönem içerisinde yüzde 0.53’ten yüzde 7.22’ye yükseldi.

Fakat öğle saatlerinde Takasbank’ta KAP’a bir açıklama geldi. Açıklamada, “Takasbank’ın Merkezi Karşı Taraf hizmeti verdiği Vadeli İşlem ve Opsiyon Piyasası’nda, aracı kurumlarca TSKB, SKBNK ve ISGYO dayanak varlıklarına bağlı pozisyonlarının kapatılmasına yönelik tahsisli fonlama yoluyla likidite sağlanması nedeniyle bahse konu paylar Sermaye Piyasası Kanunu’nun 47 ve 78’inci maddeleri kapsamında ilgili teminat saklama hesaplarına alınmıştır” denildi.

Krediyi Takasbank verdi, hisseleri teminat aldı

Peki bu ne demek oluyor? Takasbank’ın açıklamasına bakılırsa Bu üç hisse senedinde (İş Gayri-menkul Yatırım Ortaklığı, Türkiye Sınai Kalkınma Bankası ve Şekerbank) Takasbank’ın hesaplarına geçmiş görünen hisselerin mülkiyeti aslında Takasbank’a ait değil. Yani fiyat riskini hala aracı kurumlar taşıyor. Takasbank’ın burada yaptığı ise aracı kurumlara tahsisli kredi vererek karşılığında teminat olarak bu hisse senetlerini tutmak. Yani aracı kurumlar bu kredileri tekrar Takasbank’a ödediğinde ödedikleri krediye karşılık düşen hisse kadarını Takasbank’tan tekrar geri alacaklar. Şu aşamada aracı kurumların spot piyasa için yarın gerçekleşecek olan teminat tamamlama vade-sine yönelik yaratmış oldukları fiyat riski azalmış gibi görünse de Takasbank’a teminat olarak geçen hisse senetlerinden İş GYO, alıcısı şekilde tabana kilitlenmiş durumda. Yani teminatta tutulan hisselerin değeri değiştikçe kurumların aldıkları kredileri geri ödemeleri karşılığında alabilecekleri hisseler de değişecek. Ayrıca Takasbank’ın Şekerbank ve TSKB’de sağladığı krediler karşılığında teminata aldığı hisse adetleri görünse de İş GYO’da ne kadarlık bir hissenin teminat olarak alındığı henüz net değil. Takasbank’ın ne kadarlık bir kredi açtığı net olmasa da teminat olarak aldığı hisselerin dünkü seans kapanışı itibariyle karşılığı şöyle: Şekerbank’ta 195 milyon 826 bin 700 adet hisse için 364 milyon 237 bin 662 TL. TSKB’de 187 milyon 307 bin 700 adet hisse için 438 milyon 300 bin 18 TL. İş GYO’da ise Takasbank tarafından teminata alınan hisse adedini henüz bilmiyoruz. Fakat Şekerbank ve TSKBN için dünkü seans kapanış fiyatından yapılan bir hesapla sağlanan krediler karşı-lığında alınan teminat hisselerinin boyutu 803 milyon TL seviyesinde. Şekerbank hisselerinde yaklaşık 10 seanstır devam eden taban hareketi bugün çözülmüş gibi görünüyor. TSKB’de de aynı süre içerisinde yaşanan tabanlara karşılık bugün hisseler kısmi olarak artıya geçmiş durumda. Önümüzdeki günler özellikle bu hisse senetleri açısından kritik seanslara gebe…

ADIM ADIM NELER YAŞANDI?

Vadeli piyasa ve spot piyasa arasında gerçekleşen çift taraflı işlemlerle bankacılık hisselerinde bazı (yüklü sermayeyle operasyon gerçekleştirdiği iddia edilen) yatırımcıların başlattığı ralli, vadeli piyasada açığa işlem yapan birçok yatırımcının likide olmasına (teminat tamamlayamaması nedeniyle pozisyonlarının kapatılması) neden oldu.

Fakat bir sonraki aşamada özellikle bu işlemlere konu olan büyük bankalardan birinde bankanın emekli sandığından gelen yüklü satış, spot piyasada da banka hisselerine yatırım yapmış bireysel veya kurumsal diğer yatırımcıların paniklemesine neden oldu.

Günlerce tavan çeken banka hisselerinde başlayan panik havasıyla zincir tamamen tersine dönmeye başladı ve vadeli piyasada bu defa operasyonda bahsi geçen yatırımcıların da teminat açığıyla karşı karşıya kalmasına sebep oldu.

Spot piyasada banka hisselerinde alıcısız gerçekleşen tabanlar nedeniyle artık bu pozisyonlarda teminat tamamlama çağrıları sürdürülemez bir boyuta ulaştı ve aracı kurumların toplam pozisyonlarını da risk altına sokmaya başladı.

Çığ gibi büyüyen bu pozisyon açıkları nedeniyle giderek takvim (yani teminat tamamlamak için vadenin son günlerine yaklaşılması nedeniyle) sıkışmaya başlayınca konuya hem piyasa düzenleyicileri hem de Ankara müdahil oldu.

Aracı kurumlarla gerçekleşen toplantıların ardından sorunun çözümü için açık teminatları karşılayacak bir kredi mekanizmasının devreye sokulması, Takasbank’ın ise sıkıntıdaki aracı kurumlara krediyi veren taraf olarak kurtarma planına dahil olması, bunun karşılığında da kullandırılan kredi karşılığı kadar hisse senetlerinin Takasbank’a teminat olarak aktarılmasına karar verildi.

Böylece Takasbank’ın kullandırdığı kredileri bugün vadesi dolacak olan teminat tamamlama süresinde kullanacak olan aracı kurumlar krediyi geri ödedikçe teminattaki hisseleri de çözebilecek. Fakat bu süre içerisinde bu hisselerde yaşanabilecek (yukarı veya aşağı yönde) fiyat hareketlerinin riskini de taşıyor olacak.

Erdoğan: En ince ayrıntısına kadar incelenecek

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Borsa İstanbul’da yaşanan hareketlerle ilgili en ince ayrıntısına kadar inceleme yapılacağını, en kısa sürede kamuoyu ile paylaşılacağını söyledi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, CNN Türk ve Kanal D ortak yayınında gündeme dair gazetecilerin sorularını cevapladı. Erdoğan, “Şu anda borsaya giren çok, kazananı da oluyor, az da olsa kaybedeni de oluyor. Ama bu yıl içerisinde bizim borsamız sürekli kazandıran oldu. Son zamanlarda spekülatif laflara girenler oldu, borsada sıkıntı yaşamadık değil. Nebati Bey gerekli hazırlıkları yapıyor. Bakanlık en ince ayrıntısına kadar inceleyecek, en kısa sürede bunu kamuoyuyla paylaşacağız” dedi.

Barış ERKAYA – Dünya

Okumaya devam et

BORSA

Kontrolmatik’te ödeme krizi büyüyor

Yayınlanma:

|

Yazan:

Kontrolmatik’te ödeme krizi büyüyor: Borçlanma araçlarında ikinci dalga

Kontrolmatik’te Mayıs ayında başlayan borç ödeme sorunu Eylül ayında yeni bir halkaya dönüştü. Şirketin 100 milyon TL nominal değerli finansman bonosunun anapara ve kupon ödemesi yapılamazken, aynı gün bir başka tahvilin kupon ödemesi de gerçekleştirilemedi. Böylece şirketin vadesinde yerine getiremediği borçlanma aracı yükümlülükleri 1 milyar TL’yi aştı. Asıl dikkat çekici tablo ise şirket bilançosundaki yüksek finansal borç, düşük nakit ve kısa vadeli yükümlülük baskısı.

Kontrolmatik Teknoloji Enerji ve Mühendislik A.Ş.’de borç ödeme krizi yeniden gündemde.

Merkezi Kayıt Kuruluşu’nun (MKK) 4 Eylül 2026 tarihli bildirimine göre şirket tarafından ihraç edilen TRFKNTR92611 ISIN kodlu 100 milyon TL nominal değerli finansman bonosunun itfa ve kupon ödemesi vadesinde gerçekleştirilemedi.

Aynı gün TRSKNTR32719 ISIN kodlu tahvilin kupon ödemesi de şirketin gerekli tutarı MKK sistemine aktarmaması nedeniyle yatırımcılara ödenemedi.

Bu gelişme tek başına değerlendirildiğinde bir tahvil ödeme problemi gibi görünebilir. Ancak Kontrolmatik’in son dört aylık ödeme takvimine bakıldığında çok daha önemli bir tablo ortaya çıkıyor.

Mayıs’ta başlayan süreç Eylül’de devam ediyor

Kontrolmatik’in borçlanma araçlarında ilk büyük ödeme sorunu 15 Mayıs 2026’da yaşandı.

Şirketin;

  • TRSKNTR52618 kodlu tahvilinin 250 milyon TL anaparası,
  • TRFKNTR52615 kodlu finansman bonosunun 200 milyon TL anaparası

ile bunlara ilişkin son kupon ödemeleri gerçekleştirilemedi.

İki aracın toplam anaparası 450 milyon TL, kuponlarla birlikte vadesinde yapılamayan ödeme ise yaklaşık 502,2 milyon TL oldu.

Daha önemlisi, şirket aynı gün banka kredilerinin yeniden yapılandırılması için Halkbank ve VakıfBank’a başvurduğunu KAP’a açıkladı.

Şirket, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun Geçici 32. maddesi kapsamındaki Finansal Yeniden Yapılandırma Çerçeve Anlaşması çerçevesinde mevcut banka kredilerinin yeniden yapılandırılmasını istedi. Amaç; borçları yeni bir ödeme takvimine bağlamak, operasyonların devamlılığını sağlamak ve özellikle varlık satışları yoluyla mali yapıyı güçlendirmek olarak açıklandı.

Haziran: İki kupon daha ödenemedi

Sorun Mayıs ayıyla bitmedi.

5 Haziran 2026’da TRFKNTR92611 ve TRSKNTR32719 kodlu iki borçlanma aracının kupon ödemeleri de gerçekleştirilemedi. Her iki aracın nominal değeri 100’er milyon TL ve dönemsel kupon oranı yüzde 11,59 seviyesindeydi. İki kuponun toplam tutarı yaklaşık 23,18 milyon TL oldu.

Bu gelişmenin ardından söz konusu borçlanma araçları Borsa İstanbul Borçlanma Araçları Piyasası’nda Gözaltı Pazarı’na alındı.

Temmuz: 400 milyon TL’lik bono da ödenemedi

Bu kez 3 Temmuz 2026’da 400 milyon TL nominal değerli TRFKNTR72613 kodlu finansman bonosunun itfa ve kupon ödemeleri gerçekleştirilemedi.

Bononun dönemsel kupon oranı yüzde 15,32 idi. Yaklaşık 61,28 milyon TL kupon ile 400 milyon TL anapara dikkate alındığında vadesinde yapılamayan toplam ödeme yaklaşık 461,28 milyon TL seviyesine ulaştı.

Ve şimdi Eylül…

4 Eylül’de yeni 100 milyon TL’lik halka

4 Eylül’de vadesi gelen 100 milyon TL nominal değerli TRFKNTR92611 finansman bonosunun hem anaparası hem de kuponu ödenemedi.

Aynı gün TRSKNTR32719’un kuponu da ödenemedi.

Böylece Kontrolmatik’te: 15 Mayıs → 5 Haziran → 3 Temmuz → 4 Eylül olmak üzere dört ayrı kritik ödeme tarihinde aksama yaşandı.

Bugünkü iki kuponun tutarı ayrıca hesaplanmadan dahi, bu tarihlerde vadesinde gerçekleştirilemeyen anapara ve kupon ödemeleri 1,08 milyar TL’yi aşmış durumda.

Buradaki kritik nokta şu: Artık mesele tek bir tahvilin ödenememesi değil; şirketin borç servis kapasitesinin süreklilik gösteren biçimde zorlanmasıdır.

Borsa İstanbul neden Yakın İzleme Pazarı’na aldı?

Kontrolmatik açısından bir başka önemli gelişme de 18 Haziran 2026’da yaşandı. Borsa İstanbul, KONTR paylarını Yıldız Pazar’dan çıkararak Yakın İzleme Pazarı’na aldı.

Kararın dayanağı Kotasyon Yönergesi’nin 35/1-d maddesi oldu. Bu düzenleme, finansman sıkıntısını gösteren derecede vadesi geçmiş finansal, ticari, kamu veya personel borçlarının bulunması gibi durumlarda şirket paylarının Yakın İzleme Pazarı’na alınabilmesine imkân tanıyor.

Bu karar, piyasaya verilen önemli bir mesajdı: Kontrolmatik’teki ödeme problemi artık yalnızca şirket ile alacaklıları arasındaki özel bir finansman meselesi olarak görülmüyor; yatırımcıların korunmasını gerektirecek ölçüde piyasa düzenlemesi konusu haline gelmiş durumda.

Kredi notu da alarm veriyor

Mayıs ayındaki ödeme aksaklığının ardından Kontrolmatik’in uzun vadeli ulusal kurum kredi notu B- (tr)/Negatif’ten prD (tr)/Negatif’e indirildi. “prD” seviyesine geçiş, şirketin finansal yükümlülüklerini yerine getirme konusunda temerrüt/ödeme problemi yaşadığını gösteren çok daha ağır bir kredi risk sinyali.

Bu nedenle Eylül ayında yaşanan yeni ödeme aksaklığı, yatırımcı açısından Mayıs’taki gelişmeden bağımsız değerlendirilemez.

Kaynaklar: KAP, MKK, Borsa İstanbul ve Kontrolmatik finansal raporları ile güncel piyasa haberleri taranarak hazırlanmıştır

Okumaya devam et

BORSA

Fonlarda vergi ayarı: Yüzde 10 stopaj resmen başladı

Yayınlanma:

|

Yazan:

Maliye’nin geçtiğimiz haftalarda gündeme gelen “sıcak para” düzenlemesi Resmî Gazete’de yayımlandı. Cumhurbaşkanı Kararı ile para piyasası fonlarından elde edilen kazançlarda, özellikle kurumsal yatırımcılar açısından yüzde 10 stopaj dönemi başladı. Ancak düzenleme bireysel yatırımcıları kapsamıyor.

Cumhurbaşkanı’nın 4 Eylül 2026 tarihli ve 11734 sayılı Kararı, 5 Eylül 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlandı. Kararla, Gelir Vergisi Kanunu’nun geçici 67’nci maddesi kapsamında uygulanan tevkifat oranlarında değişikliğe gidildi.

Kritik değişiklik: Para piyasası fonlarında yüzde 10 stopaj

Yeni düzenlemeyle;

  • Kurumlar Vergisi mükelleflerinin
  • Sermaye piyasası mevzuatına göre kurulmuş yatırım fonları ve yatırım ortaklıklarıyla benzer nitelikte olduğu Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından belirlenen mükelleflerin,
  • Para piyasası fonu katılma paylarından
  • Ve unvanında “para piyasası” ibaresi bulunan serbest fonlardan

elde ettikleri kazançlara yüzde 10 stopaj uygulanacak.

Buna karşılık aynı kapsamdaki mükelleflerin, bu düzenleme kapsamındaki para piyasası fonları dışındaki söz konusu kazançlarında yüzde 0 stopaj uygulaması korunuyor.

Asıl hedef kurumsal ve yabancı sermaye

Düzenlemenin en dikkat çekici tarafı, bireysel yatırımcı ile kurumsal yatırımcı arasında ayrım yapılması.

Gerçek kişilerin para piyasası fonlarından elde ettiği kazançlara ilişkin mevcut stopaj uygulaması bu kararla değiştirilmiyor. Para piyasası fonlarında gerçek kişiler için halihazırda uygulanan oran yüzde 17,5 seviyesinde bulunuyor. Yeni yüzde 10’luk düzenleme ise ağırlıklı olarak kurumsal yatırımcıların para piyasası fonlarındaki getirilerini hedefliyor.

Bu yönüyle karar, “vatandaşın fon kazancına yeni vergi geldi” şeklinde okunmamalı.

Yerli şirket için vergi yükünden çok zamanlama değişiyor

Düzenlemenin yerli kurumlar açısından önemli bir teknik ayrıntısı bulunuyor.

Daha önce para piyasası fonu kazançlarında stopaj yapılmaması, bu kazançların vergiden tamamen istisna olduğu anlamına gelmiyordu. Kurumların elde ettiği kazanç kurum kazancına dahil ediliyor ve geçici vergi ile kurumlar vergisi hesabında dikkate alınıyordu.

Yeni yüzde 10’luk stopajın ise yerli kurumlar açısından geçici vergi ve nihai kurumlar vergisinden mahsup edilebilmesi, düzenlemenin etkisini daha çok verginin ödenme zamanlaması ve nakit akışı açısından önemli hale getiriyor. Bu ayrım daha önce kamuoyuna yansıyan düzenleme çalışmalarında da özellikle vurgulanmıştı.

Yabancı yatırımcı açısından daha kritik

Düzenlemenin finansal piyasalar açısından asıl önemli tarafı ise yabancı kurumsal yatırımcılar.

Yerli kurum açısından yüzde 10’luk kesinti mahsup mekanizması nedeniyle esas etki nakit akışı ve verginin zamanlaması üzerinde olurken, yabancı yatırımcı açısından yüzde 10 stopajın nihai vergileme niteliği taşıması söz konusu.

Bu nedenle kararın, Türkiye’ye kısa vadeli sermaye girişlerinde kullanılan para piyasası fonlarının cazibesini bir miktar azaltması beklenebilir.

Nitekim düzenleme hazırlıkları kamuoyuna ilk yansıdığında Maliye’nin hedefinin, para piyasası fonlarında yoğunlaşan kısa vadeli sermayeyi daha uzun vadeli ve üretken yatırımlara yönlendirmek olduğu aktarılmıştı.

Eski fonlar da tamamen kapsam dışında değil

Kararın en önemli ayrıntılarından biri de geçiş hükmü.

Düzenleme yalnızca karar tarihinden sonra alınacak fonları ilgilendirmiyor. Kararda, kararın yayımlandığı tarihten önce iktisap edilmiş para piyasası fonu katılma paylarının elden çıkarılması halinde, kararın yayımından elden çıkarma tarihine kadar geçen döneme isabet eden kazanç kısmına da yüzde 10 stopaj uygulanacağı açıkça belirtiliyor.

Yani sistem kabaca şöyle çalışacak: Fon daha önce alındı → eski döneme ait kazanç korunuyor → 5 Eylül 2026 sonrası döneme denk gelen kazanç → yüzde 10 stopaj kapsamına giriyor.

Bu ayrıntı özellikle yüksek tutarlı kurumsal fon portföyleri açısından önemli.

Maliye neden para piyasası fonlarına yöneldi?

Burada düzenlemenin yalnızca “vergi toplama” amacıyla açıklanması eksik kalır. Para piyasası fonları, yüksek faiz ortamında şirketler ve büyük yatırımcılar açısından likit, günlük nakde dönüşebilen ve görece düşük riskli bir park alanı haline geldi.

Dolayısıyla kısa vadeli sermaye; mevduat → para piyasası fonu → repo / DİBS / kısa vadeli sermaye piyasası araçları gibi kanallarda hareket edebiliyor.

Maliye’nin burada yaptığı hamle, kısa vadeli sermayenin vergi maliyetini artırarak yatırımcı davranışını değiştirmeyi hedefliyor.

Özellikle yabancı yatırımcı açısından artık hesap şu olacak: Fon getirisi – yüzde 10 stopaj = net getiri

Bu hesap, Türkiye’ye kısa vadeli giren yabancı sermayenin alternatif yatırım araçlarını yeniden değerlendirmesine neden olabilir.

Bankalar ve portföy yönetim şirketleri açısından ne anlama geliyor?

Düzenlemenin bir başka etkisi de fon tercihlerinde değişim yaratabilir.

Kurumsal yatırımcı açısından para piyasası fonlarının net getirisi düşerken, vergisel açıdan daha avantajlı olan diğer sermaye piyasası araçlarının göreceli cazibesi artabilir.

Bu nedenle önümüzdeki dönemde; Para piyasası fonları → tahvil/bono → hisse senedi → daha uzun vadeli yatırım araçları arasında portföy kaymaları görülebilir.

Ancak bunun boyutunu belirleyecek temel faktör sadece vergi olmayacak. Faiz seviyesi, TL’nin seyri, enflasyon beklentileri ve yabancı yatırımcının kur beklentisi de belirleyici olacak.

Bankavitrini.com analizi: “Sıcak paraya ince ayar”

Bu kararın bence en önemli mesajı yüzde 10’luk oran değil, sermayenin vadesine ilişkin verilen mesajdır.

Maliye, para piyasası fonlarında bekleyen kısa vadeli kurumsal sermayeye şunu söylüyor: “Türkiye’de kısa vadeli ve yüksek likiditeli yatırım yapabilirsin ancak bunun vergisel maliyeti artık sıfır değil” özellikle yabancı yatırımcı açısından bu oldukça önemli.

Çünkü yabancı sermayenin Türkiye’ye gelmesi kadar hangi vadede geldiği de ekonomi yönetimi açısından kritik.

Kısa vadeli sermaye;

  • Merkez Bankası likiditesini rahatlatabilir,
  • TL varlıklara talep yaratabilir,
  • rezerv dinamiklerine katkı sağlayabilir.

Ancak aynı sermaye hızlı biçimde çıkışa da dönebilir.

Dolayısıyla düzenleme, “sermayeyi kovmak” değil, sermayenin vadesini ve kullanım alanını değiştirmek amacı taşıyan bir vergi ayarı olarak okunabilir.

Fakat bir risk de var

Vergi maliyetinin artırılması kısa vadeli sermayeyi otomatik olarak uzun vadeli yatırımlara dönüştürmez.

Eğer yatırımcı açısından tahvil, hisse senedi veya doğrudan yatırımın risk-getiri dengesi yeterince cazip değilse, yatırımcı sadece başka bir ürüne geçmek yerine Türkiye’den çıkmayı da tercih edebilir. Bu nedenle düzenlemenin başarısı, yalnızca toplanacak vergiyle değil; “Para piyasası fonundan çıkan paranın nereye gittiğiyle” ölçülecek.

Eğer para piyasası fonlarından çıkan kurumsal sermaye Borsa İstanbul’a, uzun vadeli tahvillere, şirket finansmanına ve doğrudan yatırımlara yönelirse düzenlemenin ekonomi politikası açısından hedefi gerçekleşmiş olacak.

Ancak para Türkiye dışına çıkarsa, düzenleme kısa vadeli sermayenin vadesini uzatmak yerine sermaye çıkışını hızlandırma riski taşıyabilir.

Dolayısıyla yüzde 10’luk stopaj, basit bir vergi değişikliği değil; Türkiye’nin kısa vadeli sermaye politikasında önemli bir yön değişikliğinin işareti.

11734 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı hakkında yayımlanan mevzuat metni

Okumaya devam et

BORSA

SPK’dan patron satışlarına fren

SPK’dan patron satışlarına fren: Borsa dışında hisse devrine yüzde 2–4 sınırı

Yayınlanma:

|

Yazan:

Sermaye Piyasası Kurulu, Borsa İstanbul’da özellikle hakim/büyük ortakların borsa dışından gerçekleştirdiği yüksek tutarlı pay devirlerine yeni bir kontrol mekanizması getirdi. Düzenleme ilk bakışta teknik görünse de özellikle fiili dolaşımı düşük, ortaklık yapısı yoğunlaşmış ve fiyat hareketleri sertleşmiş hisseler açısından önemli sonuçlar doğurabilecek. Yeni sistemde belirli büyüklüğün üzerindeki borsa dışı satışlar artık SPK’nın bilgisi ve onayı dışında yapılamayacak.

Bankavitrini.com | Haber Analiz

Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) 31 Ağustos 2026 tarihli 2026/55 sayılı bülteninde yayımlanan ilke kararı, Borsa İstanbul şirketlerinin büyük ortaklarının pay satışlarında önemli bir değişiklik getiriyor. Kullanıcının paylaştığı bültendeki düzenleme, birkaç gün önce açıklanan kuralların kapsamını ve istisnalarını da netleştiriyor. Güncel haber kaynakları da düzenlemenin yüzde 2 ve yüzde 4 eşikleri ile BIST 30/kamu kontrolündeki şirket istisnalarını doğruluyor.

SPK neyi değiştirdi?

Düzenleme bütün yatırımcıların hisse satışını sınırlamıyor. Kritik nokta burası.

Kapsam esas olarak VII-128.1 sayılı Pay Tebliği’nin 27’nci maddesinin birinci fıkrasında tanımlanan önemli ortakları ilgilendiriyor. Mevcut Tebliğ’de bunlar, şirket sermayesinin yüzde 20’sinden fazlasına doğrudan sahip olan veya belirli yönetim imtiyazlarına sahip ortakları kapsıyor.

Yeni uygulama özetle şöyle:

Şirketin fiili dolaşım oranı 12 ayda borsa dışı satış sınırı
%50’nin üzerinde Sermaye/oy hakkının %2’si
%50 ve altında Sermaye/oy hakkının %4’ü

Bu oranların üzerindeki satışların yapılması tamamen yasaklanmış değil. Ancak sınır aşılacaksa satış öncesinde Pay Satış Bilgi Formu hazırlanarak SPK’nın onayına sunulması gerekiyor.

Üstelik SPK yalnızca klasik anlamdaki doğrudan hisse satışını kapsamıyor.

Özel emir, Borsa İstanbul Toptan Satışlar Pazarı (TSP), virman ve devir yoluyla yapılan borsa dışı işlemler de hesaplamaya dahil. Böylece işlemin adını veya yöntemini değiştirerek sınırlamanın etrafından dolaşılması önemli ölçüde zorlaştırılıyor.

Basit bir örnekle anlatalım

100 milyon TL nominal sermayeli ve fiili dolaşım oranı yüzde 40 olan bir şirket düşünelim. Şirket yüzde 50’nin altında fiili dolaşıma sahip olduğu için ilgili büyük ortağın borsa dışında yapacağı satışlarda yüzde 4 sınırı uygulanacak.

Dolayısıyla ilgili ortak herhangi bir 12 aylık dönemde şirket sermayesinin 4 milyon TL nominalini aşan büyüklükte payı düzenlemedeki yöntemlerle SPK onay sürecinin dışında devredemeyecek.

5 milyon TL nominal pay devretmek istiyorsa artık: “Alıcıyı buldum, hisseleri virman ettim, işlem tamam” şeklinde ilerlemek mümkün olmayacak.

Pay Satış Bilgi Formu hazırlanması ve SPK’ya sunulması gerekecek. Bu küçük gibi görünen değişiklik aslında piyasa şeffaflığı açısından oldukça önemli.

Düzenlemenin asıl amacı ne?

Kanaatimizce SPK’nın hamlesini tek başına değerlendirmek doğru olmaz.

2026 boyunca Kurul’un fiili dolaşım oranları, yatırım fonlarında yoğunlaşma, serbest fonlar ve pay sahipliği ilişkileri konusunda peş peşe düzenlemeler yaptığı görülüyor. Haziran ayında yapılan başka bir düzenlemeyle hakim ortakların serbest veya özel fonlar üzerinden dolaylı olarak sahip oldukları hisseler de fiili dolaşım hesaplamasının dışında bırakılmıştı. Bunun ardından 138 şirketin fiili dolaşım oranı değişmişti.

Yeni karar bu zincirin devamı niteliğinde okunabilir.

Amaçları dört başlıkta toplamak mümkün:

1. Büyük ortak satışlarının görünürlüğünü artırmak

Bir şirketin büyük ortağının önemli miktarda hisse satması sıradan bir yatırımcının yaptığı satışla aynı anlama gelmez.

Hakim ortağın satış kararı; şirket hakkındaki beklentisini, ortaklık yapısındaki değişikliği, kontrol devrini veya sermaye piyasasından çıkış stratejisini gösterebilir.

Dolayısıyla yatırımcının bunu bilmesi gerekir.

2. Borsa dışındaki büyük blok işlemleri kontrol altına almak

Borsadaki fiyat oluşumunun dışında gerçekleşen büyük pay devirleri zaman zaman piyasanın gerçek arz-talep yapısını görmesini zorlaştırabilir.

SPK’nın mesajı kabaca şu: Büyük ortak hissesi el değiştirecekse bunun belirli büyüklükten sonra düzenleyici otoritenin bilgisi dışında gerçekleşmesine izin verilmeyecek.

3. Fiili dolaşımın gerçekte ne olduğunu ortaya koymak

Son aylardaki düzenlemelerin ortak noktası burada.

Kağıt üzerinde halka açık görünen hisse miktarı ile gerçekten bağımsız yatırımcıların elinde dolaşan pay miktarı aynı olmayabilir. SPK haziran ayında fonlar üzerinden dolaylı sahip olunan bazı payları fiili dolaşım hesabından çıkarmış ve MKK tarafından oranların günlük hesaplanması sistemine geçmişti.

4. Manipülasyon ve yoğunlaşma riskini azaltmak

Bu konu özellikle küçük ve orta ölçekli hisselerde kritik.

Dolaşımdaki gerçek pay miktarı düşük olduğunda sınırlı miktardaki para bile fiyat üzerinde çok büyük hareket yaratabiliyor. Son dönemde SPK’nın fon düzenlemelerinde de portföy yoğunlaşması ve manipülatif fiyat hareketlerinin azaltılması temel tartışma başlıklarından biri oldu.

Borsa İstanbul’daki hisseleri nasıl etkiler?

Burada “bütün hisseler yükselecek” veya “bütün hisseler düşecek” şeklinde bir sonuç çıkarmak yanlış olur.

Düzenlemenin etkisi hisse bazında farklılaşacak.

İlk etki: Büyük ortak satış riski bulunan hisseler açısından olumlu

Bir şirketin hakim ortağının elinde çok yüksek miktarda pay bulunuyorsa yatırımcının üzerinde sürekli bir soru işareti vardır: “Patron bu hisseleri satarsa ne olacak?”

Yeni düzenleme bu riski ortadan kaldırmıyor fakat büyük miktarlı borsa dışı satışları daha görünür ve kontrollü hale getiriyor. Bu nedenle özellikle düşük fiili dolaşıma sahip bazı şirketlerde küçük yatırımcı açısından koruyucu bir mekanizma oluşabilir.

İkinci etki: Kapalı kapılar ardındaki blok satışlar zorlaşacak

Borsa dışındaki yüksek miktarlı virman ve devirlerin sınır kapsamına alınması özellikle önemli. Çünkü düzenleme yalnızca Toptan Satışlar Pazarı’nı değil virman/devir işlemlerini de kapsıyor.

Böylece bir ortak; A yatırımcısına, bir fona, başka bir şirkete veya ilişkili olabilecek başka bir yapıya büyük miktarda hisse devrederken belirli eşiklerin üzerinde düzenleyici kontrol devreye girecek.

Asıl dikkat edilmesi gereken hisseler: Fiili dolaşımı düşük şirketler

Burada paradoksal bir durum bulunuyor.

Düşük fiili dolaşımlı hisseler bir taraftan büyük ortak satışlarının kontrol altına alınmasından olumlu etkilenebilir.

Ancak diğer taraftan düşük fiili dolaşım zaten başlı başına piyasa riski yaratıyor.

Örneğin şirketin yalnızca yüzde 10-15’i gerçekten piyasada işlem görüyorsa sınırlı sermayeyle fiyatın yukarı veya aşağı hareket ettirilmesi daha kolay hale geliyor.

Fiili dolaşımın düşmesi genel olarak likiditeyi azaltırken fiyat hareketlerini daha hassas hale getirebiliyor.

Bu nedenle yatırımcıların artık yalnızca şirketin; cirosuna, FAVÖK’üne, kârına, borcuna bakması yeterli değil.

Ortaklık yapısı ve gerçek fiili dolaşım oranı da temel analiz göstergelerinden biri haline geliyor.

SPK neden yüzde 50’nin üzerindeki şirketlere yüzde 2, diğerlerine yüzde 4 sınırı koydu?

İlk bakışta ters gibi görünebilir.

Fiili dolaşımı yüksek şirkete daha düşük, yüzde 2 sınırı; fiili dolaşımı düşük şirkete yüzde 4 sınırı uygulanıyor. Burada oranı toplam sermaye üzerinden düşünmek gerekiyor.

Fiili dolaşımı zaten yüksek olan bir şirkette yüzde 2’lik yeni blok satış bile piyasadaki pay miktarı açısından anlamlı büyüklük yaratabilir. Diğer taraftan fiili dolaşımı düşük şirketlerde ortakların elindeki payların büyüklüğü doğal olarak daha yüksek olduğundan eşik yüzde 4 olarak belirlenmiş görünüyor.

Fakat her iki durumda da temel yaklaşım aynı: Belirli büyüklüğün üzerindeki ortak satışını SPK denetimine almak.

BIST 30 neden kapsam dışında?

Düzenlemenin en dikkat çekici ayrıntılarından biri bu.

BIST 30 Endeksi’ndeki şirketler ile yönetim hakimiyeti Hazine ve Maliye Bakanlığı, Türkiye Varlık Fonu veya kamu kurumlarında bulunan şirketler kapsam dışında bırakıldı.

BIST 30 şirketleri genellikle piyasanın en büyük, işlem hacmi en yüksek ve likiditesi en güçlü şirketlerinden oluşuyor. Dolayısıyla büyük miktardaki pay değişimlerinin piyasa fiyatını bozma kapasitesi görece daha düşük.

Örneğin günlük milyarlarca liralık işlem hacmi bulunan bir hissede yüzde 1’lik pay değişimi ile günlük işlem hacmi birkaç milyon lira olan düşük dolaşımlı bir şirketteki yüzde 1’lik değişimin etkisi aynı değildir. Bu istisna aynı zamanda SPK’nın düzenlemesinin esas hedefinin yüksek likiditeli büyük şirketlerden ziyade daha kırılgan piyasa yapısına sahip hisseler olduğuna işaret ediyor.

Yatırım fonları düzenlemesiyle birlikte okumak gerekiyor

SPK’nın son hamlesini birkaç gün önceki fon düzenlemelerinden bağımsız değerlendirmemek gerekir.

Kurul son dönemde yatırım fonlarında yoğunlaşma, serbest fon yapıları ve fiili dolaşım hesaplaması konusunda arka arkaya adımlar atıyor. Haziran düzenlemesinde fonlar üzerinden dolaylı sahiplik fiili dolaşım hesaplamasına dahil edilmiş; bunun ardından 138 şirketin dolaşım oranında değişiklik ortaya çıkmıştı.

Bu nedenle ortaya çıkan büyük resim şöyle: SPK artık sadece “hisse kimin adına kayıtlı?” sorusuna değil, “hissenin gerçek ekonomik sahibi kim ve gerçekten piyasada dolaşıyor mu?” sorusuna daha fazla önem veriyor.

Bu sermaye piyasası açısından önemli bir paradigma değişikliğidir.

MSCI uyarıları açısından da önemli

Bu düzenlemelerin zamanlaması ayrıca dikkat çekici.

Türkiye sermaye piyasasında son dönemde fiili dolaşım, fonlar üzerinden pay sahipliği, düşük likiditeli hisselerde yoğunlaşma ve fiyat oluşumunun sağlıklı olup olmadığı tartışmaları artmıştı.

Haziran ayındaki fiili dolaşım düzenlemesini değerlendiren piyasa uzmanları da adımın MSCI ve uluslararası yatırımcılar açısından önemli bir güven mesajı olduğunu belirtmişti. Yabancı kurumsal yatırımcı açısından temel mesele yalnızca şirketin ucuz veya pahalı olması değildir.

Aynı zamanda; likidite, gerçek halka açıklık, şeffaflık, fiyat oluşumu ve kurumsal yatırımcının gerektiğinde hisseden çıkabilme kabiliyeti önemlidir.

Dolayısıyla SPK’nın attığı son adımlar yabancı yatırımcı güvenini yeniden tesis etme çabasının bir parçası olarak da okunabilir.

Kısa vadede hangi hisselerde hareket görülebilir?

Yeni düzenlemenin doğrudan şirket isimleri verilerek “şu hisse yükselir, bu hisse düşer” şeklinde yorumlanması doğru olmaz.

Ancak piyasanın önümüzdeki dönemde şu şirketleri daha dikkatli incelemesi beklenebilir: Fiili dolaşım oranı düşük, hakim ortak payı yüksek, geçmişte ortak satışı yapılmış, büyük miktarlı virmanların görüldüğü, fon sahipliğinin yoğun olduğu ve düşük likiditeye rağmen olağanüstü fiyat hareketleri yaşayan şirketler.

Bunlar açısından yeni SPK rejimi çok daha önemli.

Buna karşılık yüksek likiditeli ve geniş yatırımcı tabanına sahip hisselerde etkisinin sınırlı kalması beklenebilir.

Bankavitrini analizi: SPK’nın hedefinde “görünmeyen hisse trafiği” var

SPK’nın son dönemde attığı adımlar birlikte değerlendirildiğinde Kurul’un sadece günlük fiyat hareketlerine müdahale etmek yerine piyasanın mülkiyet ve dolaşım altyapısını değiştirmeye başladığı görülüyor.

Önce fonlar üzerinden dolaylı sahip olunan payların fiili dolaşım hesabı değiştirildi. Ardından yatırım fonlarında yoğunlaşmayı azaltmaya yönelik düzenlemeler geldi. Şimdi de büyük ortakların borsa dışındaki pay devirleri sınırlandırılıyor.

Bunların ortak paydası aynı:

Hissenin gerçek sahibi kim?

Gerçekte ne kadarı piyasada dolaşıyor?

Büyük paylar kimler arasında el değiştiriyor?

Fonlar belirli hisselerde neden yoğunlaşıyor?

Fiyat gerçekten bağımsız yatırımcıların arz ve talebiyle mi oluşuyor?

Borsa İstanbul açısından asıl önemli mesele de burada.

Bir sermaye piyasasının büyüklüğü yalnızca BIST’in kaç puan olduğu veya şirketlerin piyasa değerinin kaç trilyon liraya ulaştığıyla ölçülmez.

Sağlıklı fiyat oluşumu, gerçek likidite ve yatırımcı güveni olmadan sermaye piyasasının sürdürülebilir şekilde büyümesi mümkün değildir. Bu nedenle SPK’nın yüzde 2–4 sınırı ilk bakışta küçük bir teknik düzenleme gibi görünse de, esas olarak büyük ortakların ve hakim pay sahiplerinin piyasa dışındaki hisse hareketlerinin daha şeffaf hale getirilmesi anlamına geliyor.

Küçük yatırımcı açısından en önemli sonucu ise şu olabilir: Patronun büyük miktardaki hissesi artık belirlenen eşiklerin üzerinde sessiz sedasız el değiştiremeyecek; SPK onayı ve Pay Satış Bilgi Formu mekanizması devreye girecek.

Bu da doğru ve etkin uygulandığı ölçüde Borsa İstanbul’da şeffaflık ve güven açısından olumlu bir adım.

SPK 2026 yılı bültenleri

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.