GÜNCEL
Prof. Dr. BORATAV ile Cumhuriyet üzerine bir söyleşi
Yayınlanma:
3 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
Cumhuriyet’in 100’ncü yılı üzerinde BirGün gazetesi hocaların hocası Prof. Dr. Korkut BORATAV ile bir söyleşi yaptı.
1- Bugün 100 önce kurulan biçimiyle hem siyasal anlamda hem de iktisadi, toplumsal temelleri bağlamında aynı cumhuriyetten bahsedilemez gibi gözüküyor. Kesintisiz bir cumhuriyet okuması yapılabilir mi?
Kesintisiz bir Cumhuriyet okuması yapılamaz; tasarlanamaz. Radikal bir demokratik devrim olarak başlayan Cumhuriyet, 100’ncü yılında İslamcı bir faşizme dönüşmenin eşiğindedir. Bu dönüşüm yumuşak bir geçişle değil, kritik adımlarla, çalkantılarla gerçekleşti.
Cumhuriyet’in gelişimi devrimci ve tutucu güçlerin mücadelesi içinde gelişti; önemli aşamalardan geçerek bugüne geldi. Siyaset sarkacı, şimdilik “sol” ve “sağ” adlandırabileceğim iki doğrultuda salındı. Yön değiştirme aşamalarına “kesinti” diyebiliriz.
Şimdilik Cumhuriyet’in ilk yarısına odaklanalım. İlk önemli kesinti, İkinci Dünya Savaşı’nın sonundadır. Dünya siyasetindeki kutuplaşmada ABD etkisi öne çıktı. 1946’da kurucu parti CHP, radikal bir adımla sağa kaydı. Cumhuriyet’in son iki devrimci atılımı olan Köy Enstitüleri ve Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu, CHP’nin yükselen sağ kanadınca baltalandı, engellendi. İki sosyalist parti ve sola dönük sendikalar, anti-komünist bir kampanya içinde kapatıldı. Türkiye çok partili demokrasiye Sol’u tasfiye ederek geçti.
Halbuki Cumhuriyet’in üstyapı devrimleri bilim, düşün, sanat ve edebiyat alanlarını zenginleştirmişti. 1946 Türkiye’sinde çoksesli bir demokrasiye dönüşüm potansiyeli oluşmuştu. Demokratik devrimi olgunlaştıracak bu adım, bu ilk kesinti ile engellendi. Demokrat Parti (DP) yönetimindeki sonraki on yıl anti-komünizmin öne çıktığı baskıcı bir dönemdir. Anti-komünizmin toplumu kuşatması Türkiye’de McCarthy Amerika’sından öncedir.
Baskıcı rejime tepki kaçınılmazdı. DP, bir “sivil darbe” ile muhalefetin tasfiyesini hedeflemekteydi. 27 Mayıs’ın karşı darbesi ile önlendi. Daha önce de CHP, bir anlamda “günah çıkarmış”; İlk Hedefler Beyannamesi ile bir demokratikleşme programı önermişti. 1961 Anayasası, siyaset sarkacının “sola” yönelmesini başlattı; Cumhuriyet devrimlerinin birikimlerini içererek genişleten 20 yıllık bir döneme damgasını vurdu. Sol siyaset, sosyalizm yasallaştı, örgütlendi, temsil edildi.
Sonrasında “devran tekrar değişti”. 1970’li yılların ikinci yarısında CHP sola dönük, sınıfsal bir platformla iktidardaydı. Parlamento-dışı devrimci, sosyalist akımlar, emekçi örgütleri ayrıca güçlenmekte; Türkiye bütün olarak sola kaymaktaydı. 1980 darbesi ve 1982 Anayasası bu büyük dönüşümü engelledi. Siyaset sarkacı bir kez daha sağa yöneldi.
Cumhuriyet tarihinin ilk yarısı bu kesintileri içeriyor.
2- 100 yıl önce kurulan cumhuriyetin bugün herhangi bir biçimiyle bir devamından bahsedilebilir mi yoksa yıkıldığını ve yeni bir rejimin kuruluşu içerisinde olduğumuzu söyleyebilir miyiz?
Cumhuriyet’in ikinci yarısına iki türlü bakılabilir: Birincisine göre, 12 Eylül darbesinin başlattığı eğilim kesintisiz süregelmiş İslamcı bir faşizme ulaşmıştır. Bu bakış açısını destekleyen belirleyici etkenleri de sıralayabiliriz: Parlamenter solu temsil eden CHP önce parçalanmış; tekrar bütünleştiğinde 1970’li yılların sınıfsal platformundan ve aydınlanmacı/Kemalist çizgisinden kopmuştur. Sol kanadı olmayan liberal bir partiye dönüşmüştür. Parlamento-dışı, devrimci, sosyalist sol ise 12 Eylül darbesinin öncelikli hedefi olmuş; çökertilmiş, dağıtılmıştır. Bir önceki dönemin yaygın, örgütlü gücüne tekrar ulaşamamış, etkisiz kalmıştır. 1970’li yıllarda CHP’yi sola çekmiş olan “mıknatıs” etkisini de yitirmiştir.
Son yarım yüzyıla alternatif bakış, önceki analizin sonucunu reddetmez; ama ara-aşamalarına dikkat çekerek bu dönüşümün kaçınılmaz olup olmadığını sorgulayarak… İslamcı faşizm ile barışık olmayan demokratik, Cumhuriyetçi ve sosyalist güçlerin hatalarını da vurgular. Bu bakış, elbette geçmişi değiştiremez; ama ilerisi için dersler içerebilir.
Burada tarihçe yapamayız. Tek bir soru ile yetinelim: Siyasal İslam, demokratik bir cephede yer almalı mı? Liberaller “evet” diye yanıtlayarak AKP iktidarını peşinen desteklemişti. Keşke AKP döneminin öncesine yoğunlaşarak Türkiye pratiği içinde sorgulasalardı…
12 Mart darbesini izleyen ilk genel seçim sonrası vurgulanmalıdır. “Demokratik sol CHP” birinci parti olur; Ocak 1974’te Ecevit’in başbakanlığında CHP-MSP koalisyonu kurulur. Koalisyon, sol çevrelerde de 12 Mart faşizminin enkazını temizleme fırsatı olarak görülmektedir.
Koalisyon hükümeti, demokratikleşme adımı olarak 12 Mart döneminin siyasî hükümlülerini, sanıklarını kapsayan bir af yasasında anlaştı: Komünizme karşı TCK’nın 141-142’nci, şeriatçı eylemlere karşı 163’ncü maddeleri kapsanacaktı. Af tasarısı TBMM’nin gündemine 15 Mayıs 1974’te getirildi. Siyasal İslam’ın o tarihlerdeki temsilcisi MSP, bu demokratik uzlaşmaya ihanet etti. Önce TCK madde 163’ü kapsayan af oylandı; kabul edildi. Sıra TCK 141-142’ye gelince “uygun sayıda” MSP milletvekili oylamaya katılmadı. Af, sosyalistleri, devrimcileri dışlayarak yasalaştı. AYM iki ay sonra bu yanlışlığı düzeltecek; solcu hükümlü ve sanıkların da tahliyelerini, aflarını mümkün kılacaktı. Aralarında Mülkiye’den dekanımız, dostum rahmetli Mümtaz Soysal da yer alıyordu.
MSP-CHP koalisyonu bu nedenle dağıldı. MSP Milliyetçi Cephe hükümetine katıldı. Cumhuriyet tarihinde ilk kez iktidara ortak olan siyasal İslam, demokratik bir ittifakın öğesi olamayacağını Mart 1974’te ortaya koymuştu. Ecevit’in bu algılamayı yaptığını düşünüyorum. Sonraları bu hatayı tekrarlamadı.
3-Peki sizce hem içinde bulunduğumuz rejimi, hem de bir asır önceki cumhuriyeti aşabilecek bir yeniden kuruluş nasıl mümkün, ne yapmalı?
“Yeniden Kuruluş”un kitle tabanı on yıl önce, Gezi kalkışması ile kendiliğinden ortaya çıktı. Katılanlar ortak simge olarak Mustafa Kemal’in kalpaklı portrelerini seçtiler. Cumhuriyetçi, kamucu sloganları benimsediler; komünist ilkeleri keşfettiler. İşçi sınıfının nitelikli kesimlerinden, mensuplarından, yakın geleceğin işçileri olan öğrencilerden oluşmaktaydı. Liderlik, öncü örgüt yoktu; ama aranmaktaydı. Sosyalistler altı yıl önceki Cumhuriyet mitinglerinden uzak durmuşlardı. Gezi kalkışmasına katılarak liberal yanılgılardan arındılar; ama kalkışmayı siyasete taşıyamadılar.
Gezi’yi siyasete, öncelikle bir yıl sonraki yerel seçimlere etkili boyutlarda taşımanın doğal adayı, CHP’ydi. Parti yönetimi itinayla uzak durdu. Sonrasında, örneğin 2019 İstanbul seçimlerinin kazanılmasında; hatta Mayıs 2023’te Altılı Masa miting meydanlarının liderleri fazlasıyla aşan coşkusunda Gezi’nin izleri, katkıları hâlâ var. Saray iktidarına karşı çıkan 48 milyon seçmenin önemli kesimleri on yıl önceki Gezi kitlesinin türevleridir.
Yeniden inşa ve kuruluş, bugünkü Türkiye koşullarında sosyalist örgüt, partilerden kaynaklanacaktır. Onlar İslamcı faşizmin niteliğine ve neoliberalizmin ürünü olan sermayenin tahakkümüne doğru teşhis koyanlardır. Ama, bu ağır tarihsel sorumluluğu hak etmeleri gerekecektir. İslamcıların emekçi sınıflar üzerindeki ideolojik tahakkümüne son vermeyi, işyerlerinde, mahallelerde örgütlenerek başarmaları gerekecektir.
Elli yıl öncesi devrimciliğinin, yüz yıl önceki Millî Mücadele’nin mirasını, deneyimlerini, sloganlarını, türkü ve marşlarını hatırlamak, canlandırmak zamanıdır. Başarılmalıdır.
Prof Dr Korkut BORATAV – sol.org.tr
İlginizi Çekebilir
BANKA HABERLERİ
SPK: FON KRİZİNDE “FAHİŞ KAZANÇ” İÇİN İADE HESAPLARI AÇILDI
Yayınlanma:
13 saat önce|
01/10/2026Yazan:
BankaVitrini
SPK, tasfiye kapsamındaki fonlarda tasfiye kararından önceki satışlardan elde edilen “fahiş kazançların” gönüllü olarak iade edilebilmesi için her fon adına ayrı hesap açtı. Borsa işlemlerinden elde edilen kazançlar için de ayrıca “Genel Hisse İade Hesabı” oluşturuldu.
Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), yatırım fonlarında yürütülen tasfiye sürecinde dikkat çeken yeni bir adım attı.
Kurul, tasfiye kapsamına alınan yatırım fonlarında, tasfiye kararından önceki dönemde gerçekleştirilen katılma payı satışları sonucunda “fahiş kazanç” elde eden ve bu kazancı kendi isteğiyle iade etmek isteyenler için özel hesaplar açıldığını duyurdu.
SPK’nın 1 Ekim 2026 tarihli duyurusuna göre, her bir fon için ayrı ayrı olmak üzere Birleşik Fon Bankası nezdinde, TMSF adına “İsteğe Bağlı İade Hesapları” oluşturuldu.
İADE EDİLEN PARA DOĞRUDAN FONA GİDECEK
SPK’nın duyurusunda önemli bir ayrıntı da iade edilecek paraların nasıl kullanılacağına ilişkin.
Buna göre isteğe bağlı olarak yatırılan tutarlar:
- Yalnızca ilgili fonun tasfiye malvarlığına dahil edilecek,
- Başka bir fona veya hesaba aktarılmayacak,
- İlgili fonun katılma payı sahiplerine yapılacak ödemelerde kullanılacak.
Bu kapsamda söz konusu tutarlar, tasfiye işlemlerini yürütmekle görevlendirilen Ziraat Bankası ve Türkiye İş Bankası’na aktarılacak.
Dolayısıyla SPK’nın oluşturduğu sistem, genel bir bağış veya merkezi bir iade havuzu niteliğinde değil. Hangi fondan kaynaklanan kazanç iade ediliyorsa, para o fonun tasfiye malvarlığına girecek.
BORSA HİSSELERİ İÇİN DE AYRI HESAP
SPK’nın duyurusunda yalnızca yatırım fonları yer almıyor.
Borsada işlem gören ortaklıkların paylarının alım satımı ve benzeri işlemler nedeniyle elde edilen “fahiş kârları” geri ödemek isteyenler için de Birleşik Fon Bankası nezdinde TMSF adına “Genel Hisse İade Hesabı” açıldı.
Böylece fon işlemleri için fon bazında ayrı hesaplar oluşturulurken, borsa paylarından elde edilen kazançların iadesi için tek bir genel hesap oluşturulmuş oldu.
455 BİN 758 YATIRIMCIYI İLGİLENDİREN SÜREÇ
SPK’nın bu adımı, eylül ayında başlayan kapsamlı fon tasfiye sürecinin yeni aşaması olarak dikkat çekiyor.
SPK, 17 Eylül 2026 tarihli kararlarıyla 7 portföy yönetim şirketine ait 131 yatırım fonunun tasfiyesine karar vermişti.
Merkezi Kayıt Kuruluşu kayıtlarına göre söz konusu fonlarda 455 bin 758 tekil yatırımcı bulunuyor.
Bu nedenle bugün açılan iade hesaplarının, yalnızca ilgili fonlardan kazanç sağlayanları değil, tasfiye kapsamındaki fonların yatırımcılarını da doğrudan ilgilendiren bir gelişme olduğu görülüyor.
SPK “FAHİŞ KAZANÇ” İFADESİNİ KULLANDI
Duyurunun en dikkat çekici noktalarından biri ise SPK’nın kullandığı “fahiş kazanç” ifadesi.
Ancak burada önemli bir ayrım bulunuyor.
SPK, tasfiye kapsamındaki fonlarda gerçekleştirilen katılma payı satışları sonucunda fahiş kazanç elde edenlerden, bunu kendi isteğiyle ilgili fona iade etmek isteyenler için hesap açıldığını belirtiyor. Bu nedenle düzenleme, bütün fon yatırımcılarının elde ettiği getirilerin iadesi anlamına gelmiyor.
Başka bir ifadeyle, SPK tarafından oluşturulan hesaplar gönüllü iade mekanizması olarak kurgulanmış durumda.
“PARAYI NEREYE YATIRACAĞIM?” SORUSU YANITLANDI
Fon sürecinde bundan sonra en kritik konulardan biri, iade yapmak isteyenlerin parayı nereye yatıracağıydı.
SPK’nın bugünkü duyurusuyla bu konuda resmi kanal oluşturuldu.
Her fon için ayrı IBAN tanımlandı.
SPK’nın yayımladığı listede fon kodu, fonun adı, kurucu portföy yönetim şirketi ve ilgili iade hesabının IBAN bilgisi tek tek yer alıyor.
Bu nedenle iade yapmak isteyenlerin sosyal medya veya farklı kaynaklarda paylaşılan hesaplar yerine SPK’nın resmi duyurusundaki fon bazındaki IBAN bilgilerini esas alması önem taşıyor.
BANKAVİTRİNİ’NİN NOTU
Fon krizinde şimdiye kadar ağırlıklı olarak yatırımcıların zararları ve tasfiye süreci konuşulurken, SPK’nın bugünkü kararı sürecin başka bir boyutunu ortaya çıkardı:
İlgili işlemlerden “fahiş kazanç” elde ettiği belirtilen kişilere, bu kazancı gönüllü olarak geri verebilecekleri resmi bir kanal açıldı.
İade edilen paranın ilgili fonun tasfiye malvarlığına dahil edilerek o fonun yatırımcılarına yapılacak ödemelerde kullanılması ise mekanizmanın en önemli tarafını oluşturuyor.
Ancak bu hesapların açılması, tek başına herhangi bir kişi veya işlem hakkında kesinleşmiş bir hukuka aykırılık kararı anlamına gelmiyor. SPK’nın resmi duyurusundaki çerçeve “fahiş kazanç elde edenlerden kendi isteğiyle iade etmek isteyenler” şeklinde kurulmuş durumda.
Fon krizinde yeni aşama böylece başlamış oldu: Kazanç iadesi için artık resmi hesaplar var.
SPK’nın 1 Ekim 2026 tarihli resmi duyurusu ve fon bazındaki IBAN listesi
BANKA HABERLERİ
TERA, DESTEK VE HEDEF’TE TMSF DÖNEMİ!
BDDK, Fon Soruşturması kapsamında 3 yatırım bankası ile 2 faktoring şirketinde kritik karar aldı. Üç bankada belirli paylara ilişkin temettü dışındaki ortaklık hakları TMSF tarafından kullanılacak. İki faktoring şirketinde ise belirli payların 6 ay içinde devredilmesi istendi.
Yayınlanma:
15 saat önce|
01/10/2026Yazan:
BankaVitrini
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), kamuoyunda “Fon Soruşturması” olarak bilinen süreç kapsamında 3 yatırım bankası ve 2 faktoring şirketiyle ilgili dikkat çeken kararlara imza attı. BDDK’nın 30 Eylül 2026 tarihli kararlarıyla bazı paylara ilişkin temettü dışındaki ortaklık haklarının TMSF tarafından kullanılmasına karar verilirken, iki faktoring şirketindeki belirli payların da 6 ay içinde devredilmesi istendi.
3 YATIRIM BANKASINDA ORTAKLIK HAKLARI TMSF’DE
BDDK kararları kapsamında;
Destek Yatırım Bankası A.Ş.‘de, Altunç Kumova tarafından kontrol edilen Destek Finans Faktoring A.Ş.’nin yüzde 99,99 oranındaki paylarına ilişkin temettü dışındaki ortaklık haklarının TMSF tarafından kullanılmasına karar verildi.
Hedef Yatırım Bankası A.Ş.‘de ise Sibel Gökalp’in yüzde 10, Namık Kemal Gökalp’in yüzde 10, Hedef Holding A.Ş.’nin yüzde 41 ve Hedef Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklığı A.Ş.’nin yüzde 30 oranındaki paylarına ilişkin temettü dışındaki ortaklık hakları TMSF’ye geçti.
Tera Yatırım Bankası A.Ş.‘de ise Emre Tezmen’in yüzde 95 ve Oğuz Tezmen’in yüzde 0,01 oranındaki paylarına ilişkin temettü dışındaki ortaklık haklarının TMSF tarafından kullanılmasına karar verildi.
FAKTORİNG ŞİRKETLERİNE 6 AYLIK SÜRE
BDDK’nın kararında iki faktoring şirketinin ortaklık yapısı açısından da önemli bir düzenleme yer aldı.
Destek Finans Faktoring A.Ş.‘de Altunç Kumova’nın yüzde 99,99 oranında sahibi olduğu Destek Holding A.Ş.’nin, şirket sermayesindeki yüzde 73,81 oranındaki paylarını 6 ay içinde 6361 sayılı Kanun’un 6’ncı maddesinde öngörülen şartları taşıyan gerçek veya tüzel kişilere devretmesi kararlaştırıldı.
Tera Finans Faktoring A.Ş.‘de ise Emre Tezmen’in yüzde 53,01, Oğuz Tezmen’in ise yüzde 37 oranındaki paylarını 6 ay içinde mevzuatta öngörülen şartları taşıyan gerçek veya tüzel kişilere devretmeleri istendi.
6 AY BOYUNCA OY HAKLARINI TMSF KULLANACAK
BDDK kararındaki en kritik ayrıntılardan biri ise payların devredileceği 6 aylık süreye ilişkin.
Bu süre içerisinde devre konu paylara düşen oy hakları TMSF tarafından kullanılacak.
Dolayısıyla karar yalnızca bir pay devri süreci başlatmıyor; devir gerçekleşinceye kadar ilgili paylara bağlı oy haklarının kullanımını da TMSF’ye bırakıyor.
“BANKALARIN TAMAMI TMSF’YE GEÇTİ” DEMEK DOĞRU MU?
Burada önemli bir hukuki ayrıntı bulunuyor.
BDDK’nın açıklamasında üç yatırım bankası açısından doğrudan bankaların bütün hisselerinin TMSF’ye devredildiği belirtilmiyor. Karar, belirli nitelikli paylara ilişkin temettü dışındaki ortaklık haklarının TMSF tarafından kullanılmasını öngörüyor.
Bu nedenle haber dilinde “3 banka ve 2 faktoring şirketi TMSF’ye geçti” ifadesi manşet açısından kullanılabilse de, metnin içinde kararın hukuki kapsamının açıkça belirtilmesi gerekiyor.
FON SORUŞTURMASINDA YENİ AŞAMA
BDDK’nın 30 Eylül tarihli kararları, kamuoyunda “Fon Soruşturması” olarak takip edilen sürecin finans sektöründeki yansımalarının yeni bir aşamaya geldiğini gösteriyor.
Kararlarla birlikte Tera Yatırım Bankası, Destek Yatırım Bankası ve Hedef Yatırım Bankası’ndaki belirli ortaklık haklarının kullanımında TMSF devreye girerken; Destek Finans Faktoring ve Tera Finans Faktoring’de belirli paylar için 6 aylık devir süreci başlatılmış oldu.
GÜNCEL
Fon krizinde çözüm uzadıkça piyasalarda tansiyon artıyor
Yayınlanma:
17 saat önce|
01/10/2026Yazan:
BankaVitrini
Günaydın. Bir süredir ayrı kaldık. Kızımı üniversiteye yerleştirmek için Londra’da geçirdiğim yaklaşık iki haftalık zaman diliminde, içeride de dışarıda da gündemin pek değişmediğini görüyorum. Küresel mali piyasalarda var olan enflasyon endişelerinin yarattığı satış baskısı kuvvetlenerek devam ederken, Türkiye cephesinde ise fon krizi nedeniyle moral bozukluğunun sürdüğünü, buna bağlı olarak başta hisse senetleri ve tahvil piyasaları olmak üzere risk priminde de bozulmanın devam ettiğini görüyorum. Bugün, ayrı kaldığımız günlerden geriye kalan ve önemli gördüğüm satır başlarının üzerinden geçerek gündemi yakalamaya çalışacağım. Yarın ise eski rutinimize dönmeye gayret edeceğim.
Küresel ekonomik sorunların ana müsebbibi olan jeopolitik risklerde maalesef hiçbir azalmanın olmadığını söyleyerek başlamam gerekiyor. İran’ın sunduğu teklifi Trump’ın reddetmesiyle müzakere umutları tükenirken, İran’ın Trump için ‘ne müzakere etmeyi ne de savaşmayı biliyor’ demesiyle pamuk ipliğine bağlı olan ümitler de maalesef boşa çıktı. Küresel mali piyasalar haftaya oldukça sert sayılabilecek bir satış baskısıyla başlarken, karamsar havanın haftanın ilk yarısında da korunduğunu gördük. Öte yandan, Trump’ın onay oranının (approval rate) tarihî dip seviyelere gerilediğini ve kasım ayında yapılacak ara seçimlere de artık neredeyse bir ay kaldığını not edelim.
Jeopolitik riskler yerli yerinde dururken, hatta arpa boyu kadar dahi bir iyileşme yaşanmazken, piyasalar cephesinde enflasyonist endişelerin korunmaya devam ettiğini görüyoruz. ABD’de 10 yıllık tahvil faizi %5,30 ile 2007’den, 30 yıllık faiz ise %5,65 ile 2002’den bu yana en yüksek seviyeleri test etti. Bu eğilimin hâliyle piyasaların ahengini bozmaya başladığını kabul etmemiz gerekiyor. Mesela, CDS risk primi 250 baz puana dayanan Türkiye’nin geçen hafta ihraç ettiği 10 yıllık dolar cinsi tahvilin getirisi de %8 seviyesine yaklaştı. Tahvil faizlerinin yükselmesi, zaten ciddi bir borç sorunu yaşayan dünya için maalesef hiç de iyi bir haber değil!
Karamsar hava tüm kasvetiyle korunurken, dün gözler Fed’in favori enflasyon göstergesi olan Kişisel Tüketim Harcamaları (PCE) verisinin ağustos ayı sonuçlarına çevrildi. Anketlere göre yıllık bazda manşet artışın %3,7, çekirdek artışın ise %3,4 olması beklenirken, gerçekleşmeler sırasıyla %3,4 ve %3,0 oldu. Bir diğer deyişle, PCE enflasyonu ağustosta beklentilerin altında kalırken, üstelik temmuz ayına yönelik veriler de aşağı yönlü revize edildi. Bu tablo, enflasyonun hâlâ Fed’in %2 hedefinin üzerinde olmasına rağmen fiyat baskılarının korkulduğu kadar güçlü olmadığına işaret etti. Verinin ardından Fed’in ekim ayında yeniden faiz artıracağı beklentisi belirgin bir şekilde gerilese de, ekonominin yüksek faizlere rağmen dirençli kaldığı yönündeki inanışın da yardımıyla, ilerleyen aylara yönelik faiz artırım beklentisinin masa üzerinde durmaya devam ettiğini görüyoruz.
Normal şartlarda enflasyon kanadından gelen iyimser haberlerin piyasayı desteklemesini beklerken, dün ayın ve çeyrek dönemin son günü olmasını da göz ardı etmeden, biraz da büyük resme odaklanmak gerekiyor. Fed’in yeniden faiz artırım potasına döndüğü yönündeki görüşlerin ışığında, hemen hemen tüm enstrümanların yükselen faizler karşısında boynunu büktüğünü, doların ise değer kazandığını not etmemiz gerekiyor. Hâlbuki Trump düşük faiz ve zayıf dolar hayali kurarken, gelişmeler tam da aksi yönde ilerliyor. ABD Doları genele yayılan bir şekilde güçlenirken, önde gelen para birimlerine karşı değerini gösteren dolar endeksi (DXY) 101,5 seviyesine yükselerek eylül ayını %2 değer artışıyla tamamladı. Doların güçlenmesi yetmezmiş gibi, Almanya’da eyalet seçimlerinde AfD’nin başarısı ve erken seçim ihtimalinin artmasının da yardımıyla ortak para birimi EUR, eylül ayını %2,5 değer kaybıyla 1,13 seviyelerinin diplerinde tamamladı.
Kıymetli metallerin de yükselen faizler ve karamsar havadan etkilendiklerini görüyoruz. Sekiz iş günü önce yazdığım bültenimde 4,400 dolar seviyesini test eden ons altın, yokluğumda 220 dolar değer kaybederek 4,175 dolar seviyelerine gerilerken, benzer şekilde gümüşün ons fiyatı da teknik mânâda önemsediğimiz 71 dolar seviyesinin üzerine yerleşemeyince 61 dolar seviyelerine kadar geriledi. Her ne kadar kıymetli metaller ara ara bizleri heyecanlandırsa da, yukarı yönlü güçlü bir hareket için zeminin henüz hazır olmadığını söylemek gerekiyor. Bu karamsar ortamda ayakta kalmayı başaran kripto âleminin amiral gemisi Bitcoin’in ise ETF cephesinde yaşanan alımların da yardımıyla pozitif ayrıştığını görüyoruz. Petrol beş ay sonra yeniden psikolojik 100 dolar seviyesinin üzerinde aylık kapanış yaparken, hisse senetlerinde ise yapay zekâ ve verimlilik temasının hâlen ana hikâye olmayı sürdürdüğünü söylememiz gerekiyor. Bu kadar gürültü ve patırtının içinde, teknoloji hisselerinin işlem gördüğü Nasdaq endeksi ayı %2 yükselişle tamamladı.
Türkiye cephesinde ise fon türbülansının yankıları derinleşmeye devam ederken, Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında toplanan ekonomi yönetimi, fon tasfiye sürecini yönetmek üzere Fon Koordinasyon Kurulu’nu kurdu. Yetkili kurumlar kamu yararı ve yatırımcıların meşru hakları çerçevesinde çözüm vaadiyle süreci yönetmeye çalışırken, soru işaretlerinin devam etmesi, sosyal medyada hâkim olan dedikodu mekanizması ve belki de en önemlisi çözüm sürecine yönelik somut adımların hâlen netleşmemiş olması, belirsizliği sevmeyen piyasalarda satış baskısını tırmandırdı. Dahası, tasfiye sürecinin uzaması mali piyasalarda likidite endişelerini de beraberinde getirirken, sorunun bugün sağlıklı görünen alanlara sirayet etme riski de göz ardı edilmemeli.
Türk hisse senetlerinde işlem hacmi zayıflarken satış baskısının da genele yayıldığını görüyoruz. Dün banka hisselerinde devre kesiciler çalışırken, Borsa İstanbul Bankacılık Endeksi günü %4,6 düşüşle tamamladı. BIST100 ana endeksi son üç haftada yaklaşık %20 gerilerken, eylül ayını da %16,7 kayıpla tamamladı. Yabancı yatırımcının Türkiye algısını yansıtan 5 yıl vadeli CDS risk primi, yukarıda da değindiğim üzere, 250 baz puan seviyesine yükselirken (borçlanma maliyetini artırıyor), tahvil faizlerinde ise son bir haftada yaşanan yaklaşık yarım puanlık yükselişin ardından dün önemli bir değişim görülmedi. Gelinen noktada, tasfiye sürecinin hızlandırılması ve çözüm yol haritasının somutlaşması, belirsizliğin azalması ve güvenin yeniden tesis edilmesi açısından büyük önem taşıyor.
USDTRY kuru otoritenin kontrolünde bir sonraki psikolojik seviye olan 49,00’un üzerine yerleşirken, parite etkisinin de yardımıyla EURTRY kuru 55,50 seviyesine geriledi. TCMB’nin net yabancı para pozisyonu ise bir tarafta fon krizinin tetiklediği döviz talebi, bir miktar yabancı çıkışı ve elbette altın fiyatlarındaki düşüşle birlikte ele alındığında, ağustos sonunda 54 milyar dolar seviyesindeyken 29 Eylül valörlü işlemlerde 34,8 milyar dolara kadar gerilemiş. Bugün açıklanacak TCMB ve BDDK haftalık verilerine bakarak yarın daha aydınlatıcı bilgiler vermeye gayret edeceğim.
Dün gündemi meşgul eden haberlerden biri de Dubai’den Tel Aviv’e giden flydubai uçağında yardımcı pilotun kaptan pilotu bıçaklayarak uçağı düşürmeye çalışmasıydı. İsrailli yetkililere göre uçak 30 saniyeden kısa sürede yaklaşık 14 bin feet irtifa kaybederken, yolcular ve kabin ekibi kokpite girerek yardımcı pilotu etkisiz hâle getirdi. Uçakta yolcu olarak bulunan iki flydubai pilotunun da desteğiyle uçak Suudi Arabistan’ın Tabuk kentindeki havalimanına güvenli şekilde indirildi. 174 kişinin bulunduğu uçakta kaptan pilot yaralanırken, yardımcı pilot Suudi makamlarınca gözaltına alındı. Saldırının nedeni henüz bilinmezken, olayın ardından İsrail, ülkeye uçuş gerçekleştirecek pilotlara yönelik güvenlik kontrollerinin sıkılaştırılacağını açıkladı.
Eylül ayında küresel tahvil piyasalarında yaşanan sert satışların ardından yeni aya temkinli bir başlangıç yapıyoruz. Tahvil faizlerinin ulaştığı seviyeden ziyade yükselişin hızı ve ne kadar süre yüksek kalacağı zihinleri meşgul etmeye devam ederken, enerji fiyatlarının yüksek seyri enflasyon baskısını artırıyor. Öte yandan, yapay zekâ yatırımlarının ekonomik büyümeyi desteklemesi de faizlerin uzun süre yüksek kalabileceği beklentisini canlı tutuyor. ABD’de dün açıklanan ve beklentilerin altında kalan PCE enflasyonu ardından Fed üzerindeki baskı kısa vadede hafiflerken, New York Fed Başkanı Williams’ın yeni bir artış için aciliyet görmediğini söylemesi de bu beklentiyi destekledi.
Yeni güne başlarken Asya piyasalarında ılımlı bir havanın egemen olduğunu görüyoruz. ABD’de Micron’un güçlü bilançosu yapay zekâ talebinin devam ettiğine işaret ederken, Asya’da teknoloji hisselerine de alım getirdi. Gösterge endeks Tokyo borsası %2,8 yükselirken, Güney Kore borsası ise %1’in üzerinde değer kazandı. ABD vadeli endeksleri de yaklaşık %0,3 artıda seyrediyor. Jeopolitik risklerde herhangi bir iyileşme olmamasına paralel olarak petrol fiyatları yüksek seyrini koruyor. Brent petrol, eylül ayını %14’ün üzerinde yükselişle tamamlamasının ardından bu sabah 97 dolar civarında işlem görürken, yüksek tahvil faizlerinin desteğiyle dolar da son iki ayın güçlü seviyelerine yakın seyrediyor.
Tarihsel olarak piyasaların en zayıf ayı olarak bilinen eylül, bu yıl da geleneği bozmadı. Umarım ekim ayını daha iyi geçiririz. Son olarak, yaşanan fon krizinde birikimleri zarar gören yüz binlerce yatırımcıya geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Benim için ayrıca üzücü olan, koşu grubumda bulunan çok yakın arkadaşlarımı dahi yaklaşan ‘fırtınaya’ karşı yeterince uyaramamış olduğumu görmek. Yatırımcı açısından bakıldığında ise mesele yalnızca kaybedilen para değil, yıllar içinde oluşan güvenin de ciddi şekilde yara almasıdır. Temennim, sorumluların hukuk önünde hesap verdiği, yatırımcı haklarının sonuna kadar korunduğu ve işini doğru yapan kurumlarla yatırımcıların yeniden güven içinde buluştuğu daha sağlıklı bir piyasa düzeninin bu süreçten çıkmasıdır.
ABD PCE verisi ardından gözler her ayın ilk cuması olduğu üzere yarın ABD’de açıklanacak tarım dışı istihdam verisine çevrilecektir. Bugün TCMB ve BDDK verilerine bakarak fon krizinin etkilerini analiz etmeye çalışacağız. İTO’nun İstanbul için açıklayacağı enflasyon verisinin yanı sıra ABD’de haftalık işsizlik maaşı başvuruları ve ISM verisine bakacağız.
Emre Değirmencioğlu
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.054)
- BANKA ANALİZLERİ (152)
- BANKA HABERLERİ (3.637)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (601)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.984)
- GÜNCEL (4.614)
- GÜNDEM (3.580)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (147)
- ŞİRKETLER (2.742)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (582)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.494)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (837)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (119)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (62)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (95)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (19)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Almanya, Çin'e yönelik ekonomik önlem paketi hazırlığında 14/09/2026
- Kıymetli metallerde Fed faiz artırım baskısı 14/09/2026
- Çin'den ABD'li şirketlere yapay zeka tepkisi 14/09/2026
- Goldman Sachs: Türkiye’de finansal koşullar gevşiyor 14/09/2026
- “Altın kotasında dünya ile 11 bin dolara çıkan fiyat farkı kapandı” 14/09/2026
- Kuraklıktan etkilenen Fransız çiftçisine devlet yardımı 14/09/2026
- Suudi Veliaht Prens CENTCOM komutanı ile görüştü 14/09/2026
- AMB yetkilisi: Enerji fiyatı eğilimleri oldukça endişe verici 14/09/2026
- Trump'ın 5 bin dolar vaadine Kongre onay şartı 14/09/2026
- Kazimir: AMB faizleri daha da artırmaktan çekinmeyecek 14/09/2026
SON YAZILAR
- SPK: FON KRİZİNDE “FAHİŞ KAZANÇ” İÇİN İADE HESAPLARI AÇILDI 01/10/2026
- TERA, DESTEK VE HEDEF’TE TMSF DÖNEMİ! 01/10/2026
- Fon krizinde çözüm uzadıkça piyasalarda tansiyon artıyor 01/10/2026
- Akbank “Şehrin İyi Hali” projesinin 12. dönem başvurularını başlattı 24/09/2026
- Elektronik Parada Yaprak Dökümü 24/09/2026
- 150 Milyon TL Kredi Hayali Kurmayın! KOSGEB’de Limit Böyle Eriyor 24/09/2026
- ENGELLİLERİN ÖNÜNE YENİ ENGELLER Mİ KONULUYOR? 24/09/2026
- AKBANK’ta ŞOK KARAR: Üst Mahkeme de Dolandırılan müşteriyi haklı buldu! 23/09/2026
- Anadolubank’tan Esnaf ve Şahıs Şirketleri’ne Dijital Kredi Paketi 22/09/2026
- Otomotiv yan sanayinde 37 şirket ve 2 kuruluşa soruşturma 21/09/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ6 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini5 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
