Connect with us

GÜNCEL

Dünyadaki En Zengin Beş Kişinin Serveti İki Katına Çıkarken Beş Milyar İnsan Daha Da Yoksullaştı!

Türkiye’de ise en zengin 16 milyarderin serveti halkın en alt %50’lik kesiminin servetinden fazla. Halbuki dolar milyoneri ve milyarderlerine uygulanacak bir servet vergisi ile her yıl 12,5 milyar dolar gelir yaratılabilir. Bu gelirle sağlık bütçesi %47, eğitim bütçesi %54 ve sosyal harcamalar bütçesi %139 artırılabilir.

Yayınlanma:

|

KEDV’in de üyesi olduğu uluslararası Oxfam Konfederasyonu’nun Inequality Inc. (Eşitsizlik A.Ş.) raporu, 15 Ocak’ta Davos’ta gerçekleştirilen Dünya Ekonomik Forumu ile aynı zamanda yayımlandı. Gelir eşitsizliklerine ve şirketlerin küresel ölçekte ele geçirdikleri güce odaklanan rapora göre, dünyanın en zengin 5 erkeği, servetlerini iki katından fazla artırırken, yaklaşık 5 milyar insan ise daha da yoksullaştı. Mevcut eğilimler devam ederse, dünya 10 yıl içinde ilk trilyonerine sahip olacak. Ancak yoksulluk 229 yıl daha ortadan kaldırılamayacak.

Oxfam’ın bu seneki raporu gelir eşitsizliklerine ve şirketlerin küresel ölçekte ele geçirdikleri güce odaklanıyor. Rapora göre, dünyanın en zengin beş erkeği, servetlerini 2020’den bu yana iki katından fazla artırarak (saatte 14 milyon dolar) 405 milyar dolardan 869 milyar dolara çıkardı. Bu süre içerisinde yaklaşık 5 milyar insan daha da yoksullaştı. Mevcut eğilimler devam ederse, dünya on yıl içinde ilk trilyonerine sahip olacak. Ancak yoksulluk 229 yıl daha ortadan kaldırılamayacak.

İngilizce “Eşitsizlik A.Ş.” Raporunu İndirin!

  • En zengin beş erkeğin serveti 2020’den bu yana yüzde 114 arttı.
  • Oxfam, dünyanın ilk trilyonerine yalnızca on yıl içinde sahip olabileceğini ve yoksulluğun sona ermesinin ise iki yüzyıldan fazla zaman alacağını tahmin ediyor.
  • Artık dünyanın en büyük 10 şirketinden 7’sinin başında bir milyarder var.
  • En büyük 148 şirketin kârı 3 yılda ortalama yüzde 52 arttı ve 1,8 trilyon dolar oldu. Yüz milyonlarca kişi maaşlarında kesintiye uğrarken zengin hissedarlara büyük kâr payları ödendi.
  • Oxfam kaliteli kamu hizmetleri, özel sektör düzenlemeleri, tekelleşmenin önlenmesi, kalıcı servet ve aşırı kâr vergilerinin yürürlüğe konması da dahil olmak üzere devletin daha aktif olduğu yeni bir dönem çağrısında bulunuyor.

İş dünyasının elitlerinin İsviçre’nin tatil kasabası Davos’ta bir araya geldiği bu günlerde, Oxfam yayımladığı “Eşitsizlik Ltd.” (Inequality Inc.) raporuyla dünyanın en büyük on şirketinden yedisinin CEO’su veya ana hissedarının bir milyarder olduğunu ortaya koyuyor. Bu şirketlerin değeri 10,2 trilyon dolar. Bu rakam Afrika ve Latin Amerika’daki tüm ülkelerin toplam GSYİH’sından daha fazla.

Oxfam International’ın Genel Direktörü Amitabh Behar, “Milyarlarca insanın salgın, enflasyon ve savaşın ekonomik şok dalgalarını omuzladığı, milyarderlerin ise servetlerini katladığı ve bu nedenle eşitsizliklerin keskinleştiği bir dönemin başlangıcına tanık oluyoruz. Bu eşitsizlik bir tesadüf değil. Milyarder sınıfının şirketleri herkesin zararına olacak şekilde kendilerine daha fazla zenginlik sağlıyor. Şirketlerin ve tekellerin kontrolden çıkmış gücü, eşitsizlik üreten bir makine. Şirketler işçilerin çalışma koşullarını zorlaştırarak, vergi ödemeyerek, devleti özelleştirerek ve iklim krizini körükleyerek ultra zenginlere sonsuz servetler aktarıyorlar. Ama aynı zamanda gücü de aktarıyorlar, demokrasilerimizi ve haklarımızı baltalıyorlar. Hiçbir kurum ya da bireysel güç, ekonomilerimiz ve hayatlarımız üzerinde bu kadar güce sahip olmamalı. Kimsenin bir milyar doları olmamalı.” açıklamasında bulundu.

Milyarderler 2020 yılına göre 3,3 trilyon dolar daha zenginler ve servetleri enflasyon oranından üç kat daha hızlı arttı. Küresel nüfusun yalnızca yüzde 21’ini temsil etmelerine rağmen Küresel Kuzey’deki zengin ülkeler, küresel servetin yüzde 69’una sahipler ve dünyadaki milyarder servetinin yüzde 74’üne ev sahipliği yapıyorlar. Hisse sahipliği de çoğunlukla en zenginlere fayda sağlıyor. Bugün en tepedeki yüzde 1, tüm küresel finansal varlıkların yüzde 43’üne sahip durumda. Orta Doğu’daki finansal zenginliğin yüzde 48’i, Asya’dakinin yüzde 50’si ve Avrupa’dakinin yüzde 47’sı onların elinde.

Şirketler de 2023 yılında yıllık kâr rekorlarını kırmaya hazırlanıyorlar. Dünyanın en büyük şirketlerinden 148’i, Haziran 2023’e kadar toplam 1,8 trilyon dolar net kâr elde etti. Bu rakam 2018-2021 yılları arasında elde edilen ortalama net kârın yüzde 52’sinden fazla. Bu dönemde bu şirketlerin beklenmedik kârları neredeyse 700 milyar dolara yükseldi. Rapor, Temmuz 2022-Haziran 2023 yılları arasında 96 büyük şirketin elde ettiği her 100 dolarlık kârın 82 dolarının zengin hissedarlara ödendiğini ortaya koyuyor. Oxfam’ın raporu aynı zamanda şirketlerin yürüttüğü “vergi karşıtı savaşın” efektif kurumlar vergisi oranının son yıllarda yaklaşık üçte bir oranında düşmesini sağladığını ve şirketlerin kamu sektörünü acımasızca özelleştirdiğini gösteriyor.

Diğer yandan sıradan insanlar genellikle güvencesiz ve riskli işlerde çok düşük maaşlar karşılığında daha fazla ve daha uzun saatler çalışmaya devam ediyorlar. Yaklaşık 800 milyon işçinin ücretleri enflasyona yenik düştü ve işçiler son iki yılda 1,5 trilyon dolar kaybettiler. Oxfam’ın dünyanın en büyük 1.600’den fazla şirketine ilişkin World Benchmarking Alliance verilerine dayanarak yaptığı yeni analiz, bu şirketlerin yüzde 0,4’ünün işçilere geçim ücreti ödemeyi ve değer zincirlerinde geçim ücretini desteklemeyi taahhüt ettiklerini gösteriyor. Sağlık sektöründe ve sosyal hizmetler sektöründe çalışan bir kadının, en büyük 100 Fortune şirketindeki ortalama CEO’nun bir yılda kazandığı parayı kazanması için en az 1.200 yıl çalışması gerekiyor.

Türkiye’de de durum farklı değil

En zengin 16 milyarderin serveti halkın en alt %50’lik kesiminin servetinden fazla. Halbuki dolar milyoneri ve milyarderlerine uygulanacak bir servet vergisi ile her yıl 12,5 milyar dolar gelir yaratılabilir. Bu gelirle sağlık bütçesi %47, eğitim bütçesi %54 ve sosyal harcamalar bütçesi %139 artırılabilir. Ayrıca bu vergi geliri ile;

  • 1 çocuk için eğitim yılı boyunca günlük 100 TL beslenme öğünü verilerek, 20 milyon çocuğa erişilebilir.
  • 550.000 uzman doktor daha istihdam edilebilir.
  • Emekli maaşı alan yaklaşık 16 milyon kişiye her ay ek 2.000 TL ödenebilir.
  • Kayıtlı 5 milyonun üzerindeki çiftçinin her birine yıllık 70 bin TL tarımsal destek verilebilir.
  • 2023’te Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın “Kadını Güçlendirme Programı”na ayırdığı 1 milyar 76 milyon TL’lik bütçe 12 katına çıkarılabilir.
  • 4.350 meslek lisesinin her birine her yıl 86 milyon TL kaynak sağlanabilir.
  • 0-5 yaş arası çocukların her biri için her yıl okul öncesi eğitime 1.250 dolar yatırım yapılabilir.
  • Tüm engelliler için kişi başına yılda 3.700 dolar bakım hizmeti ayrılabilir.

Oxfam, hükümetlere süper zenginlerle toplumun geri kalanı arasındaki uçurumu hızlı ve radikal bir şekilde azaltma çağrısında bulunuyor:

  • Devleti etkinleştirin! Dinamik ve etkili bir devlet aşırı kurumsal güce karşı en iyi siperdir. Hükümetler sağlık ve eğitim hizmetlerine evrensel erişimi sağlamalı, enerji ve ulaşım dahil kritik sektörlerde halka doğrudan hizmet ve mal sunmak için farklı seçenekleri araştırmalıdır.
  • Tekelleşmenin önüne geçmek, patent kurallarını demokratikleştirmek de dahil olmak üzere kurumsal gücü dizginleyin! Bu aynı zamanda geçinmeye yetecek ücretler için yasal düzenleme yapılması, CEO maaşlarının sınırlandırılması ve süper zenginler ile şirketlere yönelik kalıcı servet ve aşırı kâr vergileri de dahil olmak üzere yeni vergiler anlamına da geliyor. Oxfam, dünyadaki milyonerlere ve milyarderlere uygulanacak bir servet vergisinin yılda 1,8 trilyon dolar kaynak yaratabileceğini tahmin ediyor.
  • İş yapış şekillerini yeniden tanımlayın! Rekabetçi ve kârlı işletmelerin hissedarların açgözlülüğü tarafından ele geçirilmesi gerekmiyor. Demokratik işleyişe ve ortaklığa sahip işletmeler, özel sektör gelirlerini daha iyi eşitlerler. ABD’deki işletmelerin yalnızca yüzde 10’u çalışanların mülkiyetinde olsaydı, ABD nüfusunun en yoksul yarısının servet payı ikiye katlanabilirdi.

İngilizce “Eşitsizlik A.Ş.” Metodoloji Belgesini İndirin!

KEDV-KADIN EMEĞİNİ DEĞERLENDİRME VAKFI

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

İşletme sermayesi neden eriyor?

Yayınlanma:

|

2026’nın yeni finansman denklemi

Bankavitrini.com | Özel Analiz

2026 yılında birçok sanayi şirketi benzer bir cümleyi kuruyor: “Siparişimiz var ama nakdimiz yok.”

Bu ifade aslında Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu yeni finansman denklemini özetliyor.

Eskiden şirketlerin en büyük sorunu satış yapabilmekti. Bugün ise birçok firma satış yapmasına rağmen işletme sermayesini koruyamıyor. Çünkü kâr eden şirketler bile nakit üretemez hale geldi.

İşletme sermayesindeki bu erime; yüksek faiz, uzayan tahsilat süreleri, artan finansman maliyetleri ve yükselen işletme giderlerinin birleşiminden kaynaklanıyor.

İşletme sermayesi nedir?

İşletme sermayesi; Dönen Varlıklar – Kısa Vadeli Borçlar şeklinde hesaplanır.

Başka bir ifadeyle; Bir şirketin günlük faaliyetlerini sürdürebilmesi için ihtiyaç duyduğu nakittir.

Ham maddeyi alır.

Üretimi yapar.

Maaş öder.

Elektrik öder.

Vergisini öder.

Malı satar.

Tahsilatı bekler.

Bu döngüyü finanse eden güç işletme sermayesidir.

Bugün sorun tam da bu döngünün bozulmuş olmasıdır.

2026’nın finansman denklemi neden değişti?

Eskiden şirketler şu modeli kullanıyordu.

Ham maddeyi al.

Üret.

Sat.

Bankadan uygun faizle kredi kullan.

Tahsil et.

Krediyi kapat.

Bugün ise tablo tamamen değişti.

  • Krediye erişim zorlaştı.
  • Faiz maliyetleri yükseldi.
  • Tahsilat süreleri uzadı.
  • Satış vadeleri arttı.
  • Finansman giderleri kârlılığı aşmaya başladı.

Artık işletme sermayesi yalnızca şirketin kendi performansına değil, finansal sisteme erişimine de bağlı hale geldi.

1. Faiz giderleri işletme sermayesini eritiyor

Şirketlerin en büyük yüklerinden biri finansman maliyetleri oldu. Eskiden üretim maliyetleri içinde küçük yer tutan faiz giderleri bugün birçok firmada faaliyet kârını aşabiliyor.

Örneğin; 100 milyon TL işletme kredisi kullanan bir sanayi şirketi, yüksek faiz ortamında yılda on milyonlarca liralık finansman yüküyle karşı karşıya kalabiliyor.

Üretimden elde edilen kâr, çoğu zaman finansman giderine gidiyor.

2. Tahsilat süresi uzuyor

Şirket; 90 günde sattığı ürünü bugün 120-180 günde tahsil edebiliyor.

Bu durumda; şirket müşterisini finanse etmiş oluyor. Nakit içeride bekledikçe yeni üretim için tekrar kredi kullanmak zorunda kalıyor.

3. Stok maliyetleri büyüyor

Belirsizlik ortamı nedeniyle birçok firma;

“Ürün bulamam.”

“Kurlar artar.”

“Ham madde pahalanır” endişesiyle fazla stok yaptı.

Fakat stok; nakde dönüşmeyen paradır. Depoda bekleyen her ürün; işletme sermayesini kilitler.

4. Enflasyon artık şirketleri de cezalandırıyor

Yüksek enflasyon sadece tüketiciyi etkilemiyor.

Şirketler de;

  • sürekli artan hammadde fiyatları,
  • yükselen işçilik maliyetleri,
  • enerji giderleri,
  • lojistik maliyetleri

nedeniyle daha fazla işletme sermayesine ihtiyaç duyuyor.

Aynı üretimi yapmak için geçen yıla göre çok daha fazla nakit gerekiyor.

5. Krediye erişim zorlaştı

2026’nın en önemli değişimlerinden biri de bu. Eskiden limit sorunu yaşayan şirket sayısı sınırlıydı.

Bugün ise;

  • limit daralmaları,
  • teminat eksiklikleri,
  • kredi büyüme sınırları,
  • risk iştahındaki azalma

nedeniyle birçok firma istediği kadar kredi kullanamıyor.

Bu durum işletme sermayesi açığını büyütüyor.

6. Kârlılık ile nakit aynı şey değil

Birçok şirket muhasebede kâr açıklıyor.

Ancak kasasında para bulunmuyor.

Çünkü;

satış gerçekleşmiş,

fatura kesilmiş,

gelir yazılmış,

ama tahsilat yapılmamış oluyor.

Muhasebe kârı; nakit anlamına gelmiyor.

7. Kur oynaklığı işletme sermayesini büyütüyor

İthal ham madde kullanan sanayi şirketleri; kur yükseldiğinde aynı üretimi yapabilmek için daha fazla sermayeye ihtiyaç duyuyor.

Kur riski artık sadece ihracatçıların değil, iç piyasaya çalışan şirketlerin de temel sorunu haline geldi.

8. Tedarikçiler de peşin çalışmak istiyor

Geçmişte; 120 günlük vadeler yaygındı.

Bugün ise birçok tedarikçi;

  • peşin ödeme,
  • kısa vade,
  • avans

istemeye başladı.

Bu durum işletme sermayesine ikinci bir baskı oluşturuyor.

Yeni finansman denklemi

2026 yılında şirketlerin başarısını artık sadece satış hacmi belirlemiyor.

Asıl belirleyici unsur; nakit dönüşüm hızıdır.

Şirketler şu üç süreyi birlikte yönetmek zorunda:

  • Stokta bekleme süresi
  • Alacak tahsil süresi
  • Borç ödeme süresi

Bu üç göstergenin toplamı, şirketin ne kadar işletme sermayesine ihtiyaç duyacağını belirliyor.

Kısacası, nakit dönüşüm döngüsü (Cash Conversion Cycle) kısaldıkça işletme sermayesi ihtiyacı azalıyor; uzadıkça finansman baskısı artıyor.

Çözüm nerede?

2026’nın yeni finansman anlayışı; “Daha fazla kredi kullan” değil, “Daha az işletme sermayesiyle daha hızlı nakit üret” yaklaşımı üzerine kuruluyor.

Başarılı şirketler artık;

  • günlük nakit akışını izliyor,
  • 13 haftalık nakit projeksiyonu hazırlıyor,
  • stoklarını optimize ediyor,
  • tahsilat sürelerini kısaltıyor,
  • düşük kârlı ürünlerden çıkıyor,
  • atıl varlıklarını nakde çeviriyor,
  • alternatif finansman kaynaklarını (faktoring, tedarikçi finansmanı, leasing vb.) daha etkin kullanıyor.

2026’nın kazananı kim olacak?

2026’nın kazananı en fazla üretim yapan şirket olmayacak. En fazla ciro yapan şirket de olmayacak.

En hızlı nakit üreten, işletme sermayesini en verimli kullanan ve finansman maliyetini en iyi yöneten şirketler ayakta kalacak.

Çünkü yeni dönemde rekabet sadece ürün ve fiyat üzerinden değil; likidite yönetimi, nakit akışı disiplini ve finansal dayanıklılık üzerinden şekilleniyor.

İşletme sermayesini koruyabilen şirketler, yalnızca bugünkü finansman baskısını aşmakla kalmayacak; aynı zamanda yatırım fırsatlarını değerlendirebilecek, tedarik zincirinde güvenilirliğini artıracak ve olası ekonomik dalgalanmalara karşı daha dirençli bir yapı oluşturacaktır.

2026’nın en değerli sermayesi artık makine parkı değil; yönetilebilen nakit akışıdır.

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

Marksist kârlılık oranının düşme eğilimi tezi ne anlatıyor?

Yayınlanma:

|

Marksist “kârlılık oranının düşme eğilimi” tezi, Karl Marx‘ın kapitalist sistem analizinin en önemli unsurlarından biridir. Temel iddia şudur:

Kapitalizm geliştikçe, uzun vadede sermayenin elde ettiği kâr oranı düşme eğilimi gösterir. Bu da sistemin kriz üretme eğilimini artırır.

Tezin temel mantığı

Marx’a göre bir işletmenin yatırımı iki ana bölümden oluşur:

  • Sabit sermaye (Constant Capital – C): Makine, fabrika, bina, teknoloji, hammadde vb.
  • Değişken sermaye (Variable Capital – V): İşçilere ödenen ücretler.

Marx’ın temel varsayımı şudur: Yeni değer ve artı değer yalnızca emek tarafından yaratılır.

Makine üretimi hızlandırır ancak kendi başına yeni değer üretmez; yalnızca sahip olduğu değeri ürüne aktarır.

Neden kâr oranı düşüyor?

Rekabet nedeniyle firmalar sürekli:

  • Daha fazla otomasyon kurar,
  • Daha gelişmiş makineler alır,
  • Robotlaşmaya gider,
  • Yapay zekâ kullanır.

Bunun sonucu:

  • Makine yatırımları artar.
  • İşçi sayısı göreli olarak azalır.
  • Yeni değer üreten unsurun (emek) toplam sermaye içindeki payı küçülür.

Marx bunu şu formülle ifade eder: Kâr Oranı = Artı Değer / (Sabit Sermaye + Değişken Sermaye)

Yani;

  • Pay (kâr) aynı hızla artmaz,
  • Payda (toplam sermaye) hızla büyür.

Sonuç: Kâr oranı zaman içinde düşme eğilimine girer.

Basit örnek

İlk durumda:

  • Makine: 100
  • İşçilik: 100
  • Artı değer: 100

Kâr oranı:

100 / (100+100) = %50

Sonra firma otomasyona geçiyor.

  • Makine: 400
  • İşçilik: 50
  • Artı değer: 50

Kâr oranı:

50 / (400+50) ≈ %11

Üretim artmış olabilir.

Satışlar artmış olabilir.

Toplam kâr bile artabilir.

Ancak sermayenin getirisi (kâr oranı) düşmektedir.

Marx’a göre bunun sonuçları

Bu süreç;

  • aşırı üretime,
  • kapasite fazlasına,
  • işsizliğe,
  • ücret baskısına,
  • finansal balonlara,
  • krizlere,
  • sermayenin merkezileşmesine,
  • tekelleşmeye

neden olur.

Her kriz, eski sermayenin bir kısmını tasfiye ederek kâr oranını geçici olarak yeniden yükseltir.

Marx’ın bahsettiği “karşıt eğilimler”

Marx, kâr oranının otomatik olarak sürekli düşeceğini söylemez. Düşüşü yavaşlatan veya tersine çevirebilen etkenleri de sıralar:

  • İşçilerin ücretlerinin baskılanması
  • Emek verimliliğinin artması
  • Daha ucuz hammadde bulunması
  • Yeni pazarların açılması
  • Dış ticaret
  • Teknolojik yeniliklerin maliyetleri düşürmesi
  • Finansal genişleme
  • Sermayenin değersizleşmesi (kriz sonrası)

Bu nedenle tez “kâr oranı mutlaka düşer” değil; “Kapitalizm içinde kâr oranı düşme eğilimine sahiptir; ancak bu eğilim dönem dönem çeşitli karşıt güçlerle dengelenebilir.”

Günümüzde nasıl yorumlanıyor?

Bu tez bugün de iktisatçılar arasında tartışmalıdır.

Tezi destekleyenler:

  • Uzun vadede gelişmiş ekonomilerde yatırım getirilerinin azalması,
  • Şirketlerin giderek daha fazla borçlanması,
  • Finansal krizlerin sıklaşması,
  • Teknoloji yatırımlarına rağmen verimlilik artışının yavaşlaması

gibi olguların Marx’ın analizini desteklediğini savunur.

Eleştirenler ise:

  • Teknolojinin sadece maliyet değil yeni talep ve yeni sektörler yarattığını,
  • Yenilikçi ürünlerin yeni kâr alanları oluşturduğunu,
  • Hizmet ekonomisi ve dijital platformların klasik sanayi modelini değiştirdiğini,
  • İnsan sermayesi, fikri mülkiyet ve yazılım gibi varlıkların değer yaratma biçimini dönüştürdüğünü

ileri sürer. Bu görüşe göre, uzun vadeli kârlılık yalnızca emek-sermaye oranıyla açıklanamaz.

Kısacası

Marksist kârlılık oranının düşme eğilimi tezi, kapitalizmin rekabet nedeniyle giderek daha fazla makine ve teknolojiye yatırım yaptığını; buna karşılık yeni değerin kaynağı olarak görülen emeğin göreli payının azaldığını ve bu nedenle sermayenin getirisi olan kâr oranının uzun vadede düşme eğilimi gösterdiğini savunur. Marx’a göre bu eğilim, kapitalist ekonomilerin krizlere neden yatkın olduğunun temel açıklamalarından biridir.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

Şirketlerde teknik batıklık alarmı: Öz kaynaklar neden eksiye düşüyor?

Teknik batıklık nasıl tespit edilir? TTK 376 kapsamında şirketleri bekleyen süreç…
Bilançoda görünmeyen tehlike: Teknik batıklık yatırımcıya ve kreditörlere ne anlatıyor?
Öz kaynaklar eriyor: Teknik batıklık şirketleri nasıl iflasa sürüklüyor?
Her teknik batık şirket iflas eder mi? İşte bilinmesi gereken kritik farklar

Yayınlanma:

|

Teknik batıklık, bir şirketin muhasebe ve hukuk açısından öz kaynaklarının (sermayesinin) eksiye düşmesi, yani varlıklarının borçlarını karşılayamaz hale gelmesidir.

Ancak teknik batıklık ile nakit sıkışıklığı veya iflas aynı şey değildir.

Teknik batıklık nedir?

En basit tanımıyla; Şirketin toplam borçları, varlıklarının gerçek değerinden daha fazlaysa şirket teknik olarak batıktır.

Formül olarak; Varlıklar – Borçlar = Öz Kaynak

Eğer;

  • Varlıklar: 900 milyon TL
  • Borçlar: 1,2 milyar TL

ise;

Öz kaynak = -300 milyon TL

Bu durumda şirket teknik olarak batıktır.

Teknik batıklık hangi koşullarda oluşur?

1. Öz kaynakların negatife dönmesi

En önemli kriter budur.

Bilançoda;

  • Ödenmiş sermaye
  • Geçmiş yıl zararları
  • Dönem zararı

toplamı sonucunda öz kaynaklar eksiye düşerse teknik batıklık ortaya çıkar.

2. Sürekli zarar edilmesi

Örneğin;

5 yıl üst üste zarar eden bir firma;

  • sermayesini tüketir
  • yedek akçelerini eritir
  • sonunda öz kaynak negatife döner.

3. Varlıkların gerçek değerinin düşmesi

Muhasebede duran varlıklar bazen yüksek görünür.

Ancak;

  • fabrika satılamıyorsa
  • arsanın değeri düşmüşse
  • stoklar elde kalmışsa
  • alacaklar tahsil edilemiyorsa

gerçek piyasa değerleri bilançodakinden düşük olabilir.

Bu durumda teknik batıklık daha ağır hale gelir.

4. Kur zararları

Özellikle döviz kredisi olan şirketlerde;

  • kur artışı
  • faiz giderleri

öz kaynakları hızla eritmektedir.

5. Faiz yükünün faaliyet kârını aşması

Faaliyet kârı oluşmasına rağmen; finansman gideri çok yüksekse; şirket sürekli dönem zararı yazmaya başlar.

Teknik batıklık nasıl tespit edilir?

Normal bilanço tek başına yeterli değildir.

Genellikle;

  • ara bilanço hazırlanır
  • varlıklar rayiç değerleriyle yeniden değerlenir
  • uzman raporu hazırlanır

Buna “borca batıklık bilançosu” denir.

Hukuken hangi durum önemlidir?

Türk Ticaret Kanunu‘nun 376. maddesi, sermaye kaybı ve borca batıklığı düzenler.

Başlıca eşikler şunlardır:

1) Sermayenin yarısının kaybı

Öz kaynak;  sermaye + yedeklerin %50’sinin altına düşerse, yönetim kurulu genel kurulu toplamak zorundadır.

2) Sermayenin üçte ikisinin kaybı

Bu durumda;

şirket;

  • sermaye azaltımı,
  • sermaye artırımı,
  • yeniden yapılandırma

gibi önlemler almak zorundadır.

3) Borca batıklık şüphesi

En kritik aşamadır.

Yönetim kurulu; şirketin aktiflerinin borçları karşılayıp karşılamadığını araştırmak zorundadır.

Eğer karşılamıyorsa; mahkemeye bildirim yükümlülüğü doğabilir (kanundaki istisnalar ve yapılandırma imkânları saklıdır).

Teknik batık olan şirket hemen iflas eder mi?

Hayır.

Bu çok önemli bir ayrımdır.

Bir şirket;

  • teknik batık olabilir,
  • ama güçlü nakit akışı sayesinde faaliyetini sürdürebilir.

Örneğin;

  • yıllık 8 milyar TL FAVÖK üreten,
  • ancak yüksek kur zararından dolayı öz kaynakları negatife düşen

bir şirket teknik olarak batık olabilir.

Buna rağmen;

  • bankalar kredi vermeye devam edebilir,
  • üretim sürebilir,
  • ihracat yapılabilir.

Teknik batıklık ile nakit sıkışıklığı aynı şey değildir

Nakit sıkışıklığı Teknik batıklık
Kasada para yoktur Öz kaynak negatiftir
Şirket kârlı olabilir Kârlı da zararlı da olabilir
Geçici olabilir Yapısal sorundur
Krediyle çözülebilir Sermaye veya borç yeniden yapılandırması gerekebilir

Teknik batıklıktan çıkış yolları

Şirketler şu yöntemlerle teknik batıklıktan çıkabilir:

  • Sermaye artırımı
  • Ortakların nakit koyması
  • Borcun sermayeye dönüştürülmesi (debt-to-equity swap)
  • Varlık satışı
  • Kârlılığın artırılması
  • Maliyet azaltımı
  • Finansal Yeniden Yapılandırma Çerçeve Anlaşması kapsamında borçların yeniden yapılandırılması
  • Alacaklılarla uzlaşma
  • Stratejik ortak alınması

Teknik batıklık yatırımcı açısından ne ifade eder?

Teknik batıklık tek başına şirketin faaliyetlerini durduracağı anlamına gelmez; ancak finansal riskin yükseldiğini gösteren önemli bir uyarıdır. Yatırımcıların şu göstergeleri birlikte değerlendirmesi gerekir:

  • Öz kaynakların seyri
  • Net borç/FAVÖK oranı
  • Faiz karşılama oranı
  • İşletme sermayesi durumu
  • Nakit akışı
  • Kısa vadeli borçların çevrilebilirliği
  • Bağımsız denetim raporundaki süreklilik (going concern) değerlendirmesi
  • Bankalarla kredi ve yeniden yapılandırma süreçleri

Sonuç olarak, teknik batıklık bir muhasebe ve hukuki durumdur; iflas ise hukuki bir sonuçtur. Her teknik batık şirket iflas etmez, ancak teknik batıklığın giderilmemesi ve nakit akışının da bozulması halinde şirketin faaliyetlerini sürdürmesi ciddi şekilde zorlaşabilir. Bu nedenle teknik batıklık, erken uyarı niteliğinde kritik bir finansal göstergedir.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.