EKONOMİ
Elektriklendirme
Yayınlanma:
5 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
Yeni yıl ile birlikte, tüm ülkede bir yandan havalar hızla soğuyor, diğer yandan ona buna gelen zamlar birleşip ateş topu olmuş yaşamlarımızı yakıyor. Ocak ayı elektrik faturalarına gerçeküstü belgeler gibi bakakaldık. Anlatmaya ne hacet yaşıyoruz hepimiz.
Erdoğan, Çarşamba günü demiş ki, “yılbaşından itibaren bu ürünlerin fiyatlarında yaşanan artışlar mümkün olan en düşük seviyede yapıldı, Devlet bu alanlarda fedakarlık yapmayı sürdürecek.”
O fedakarlığın kimin için kime karşı yapıldığını çok iyi biliyoruz. İşte o yüzden de diyoruz ki, biz devletten, fedakarlık değil, görev bekliyoruz.
Isınma, aydınlanma, ulaşım, eğitim, sağlık, belediye hizmetlerine, temel ihtiyaçlara erişim hakkımızı geri istiyoruz.
Daha da açık konuşalım, örneğin çaresizlikten bebeklerin ölümüne yol açan, halkımızın yaşamın tehdit eden, tüm ürünlerin üretimine, dağıtımına yansıyarak tüm bir ülkeyi düşkünleştiren enerji sektöründeki akıldışılığı durdurmak için hemen devletleştirme yapılsın diyoruz.
Karmaşık mı? Aksine oldukça sade. Zor mu? Piyasacı değil, kamucu hedeflerle belirlenip, sermayenin değil, emeğin çıkarlarıyla hareket edilirse hiç de zor değil.
Önümüzde bu ülkenin son otuz kırk yıllık öyküsü var. Ülkenin kaynaklarını pazarlama ve satma stratejileri, kamusal alanın piyasalaşması; özel sektörün, yani sermayenin dümene geçirilip, devletin de o dümenin suyunda ilerleyen bir kayığa dönüştürülmesi…
Hepsini gördük, yaşadık, bilgisiyle belgesiyle, planıyla, apaçık önümüzde. Yapılacak şey, tek tek, adım adım her süreci tersine çevirmek.
Elektrik enerjisi, saklanabilen, stoklanabilen, iyi günde yastık altına konup kötü günde zuladan çıkarılabilecek bir ürün ya da hizmet değil. Santrallerde üretilen elektrik enerjisi, sanayiye, kentlere, konutlara, yani tüm kullanıcılara şebekeler aracılığıyla iletiliyor ve dağıtılıyor. Bir ğlkenin elektriklenmesinde/elektirifikasyonunda, üretim, iletim ve dağıtım aşamalarından oluşan farklı hizmet alanları var.
Güç kaynaklarına bağlı olarak elektrik üretim santralleri çeşitli, biliyorsunuz, Türkiye’de üretimdeki paylarına göre sırasıyla doğalgaz, hidroelektrik, taş kömürü ve linyit, ithal kömür, rüzgar, motorin ve fuel-oil gibi sıvı yakıtlar jeotermal, biyogaz ve güneş enerjisi ile elektrik üretiliyor. Üretilen elektriğin iletiminde henüz hala mülkiyeti kamuda olan Türkiye Elektrik İletim A.Ş. var. Bu arada, TEİAŞ’ın özelleştirilme sürecinin tamamlanması da 2022 için planlanmış durumda.
Üretim ve iletimde, özelleştirmeleri nasıl durdururuz, nasıl geri alırız konuşuruz. Hazır, elektrik faturaları bugün en görünür ve can yakar örnek olmuşken oradan başlayalım, odaklanalım ve soralım:
Elektrik dağıtımında devletleştirme nasıl olacak?
Herşey nasıl başlamıştı önce kısaca onu hatırlayalım:
2000’li yılların en başında elektrik sektöründe: “Devlet mülkiyetindeki elektrik sektörünün zayıf performansı ve yüksek maliyetler, ▪ Elektrik hizmetlerinin yetersiz gelişimi ve güvenilir olmayan arz, ▪ Kamunun, ekonominin diğer sektörlerinden kaynaklanan artan kaynak talebini karşılayacak gerekli yatırımları ve maliyetleri karşılayamaması” gibi gerekçelerle; “Türkiye Elektrik Piyasasının rekabete açılmasını amaçlayan” ve aynı zamanda bir Avrupa Birliği Uyum Yasası olan 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu (EPK) yürürlüğe girdi.
Kanunun daha ilk maddesinde niyet açık seçik yazılıydı: “rekabet ortamında özel hukuk hükümlerine göre faaliyet gösterebilecek, mali açıdan güçlü, istikrarlı ve şeffaf bir elektrik enerjisi piyasasının oluşturulması”…
EPK, kamuya ait elektrik varlıklarına sahip olan TEAŞ’ı üç ayrı tüzel kişilik altında ayrıştırmıştı: Elektrik Üretim AŞ (EÜAŞ-üretim aşaması), Türkiye Elektrik Dağıtım AŞ (TEDAŞ dağıtım aşaması) ve Türkiye İletim AŞ (TEİAŞ-iletim aşaması).
Bizim şu an derdimiz TEDAŞ ile. Devam edelim:
EPK marifetiyle, 2004’te “Elektrik Enerjisi Sektörü Reformu ve Özelleştirme Strateji Belgesi”ni yayınlanmış ve elektrik dağıtımında “rekabetçi ve serbest bir elektrik piyasasının oluşturulmasını sağlayacak uygulamaların sağlanması, hem verimliliği artıracak hem de finansal açıdan güçlü ve deneyimli firmaların sisteme dahil edilmesinin sağlanması” için özelleştirmelerin yapılması planlanmıştı.
Elektrik dağıtım şirketlerinin özelleştirmesi, “işletme hakkı devri” yöntemiyle desteklenen “blok satış modeliyle” gerçekleştirildi. 21 bölge içinde, TEDAŞ iştiraki bölgesel elektrik dağıtım şirketlerinin 18’i 2009-2013 arasında birbiri ardına yapılan ihaleler yoluyla özelleştirildi ve bu şirketlerin hisselerinin %100’ü, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından işletme hakkı devri destekli blok satış yöntemiyle satıldı. Her bir yatırımcıya, elektrik dağıtım şirketi hisseleri yoluyla, şirketin işletme hakkı devri sözleşmesi ve Özelleştirme İdaresi Başkanlığı ile yaptığı hisse satış anlaşmasına istinaden dağıtım varlıklarını işletme hakkı verildi.
Bugün artık Türkiye’de elektrik dağıtımı tamamıyla özel sektör üzerinden işlemekte. Elektrik, üretiminin ardından bu şirketlere iletiliyor, yani satılıyor ve abonelere dağıtım ve faturalandırma bu şirketler aracılığıyla oluyor. Üretilen elektrik, sanayi, kent ve konutlara ulaşana kadar aradaki işletmeci sermayedarların paylarıyla yüklenip bedellenmiş oluyor. Bu da yetmiyor, abonelerin faturalarına kayıp-kaçak bedelleri de ekleniyor. Akıl dışı.
İşte biz de tam buradan başlayacağız. Enerji sektörünün serbest ve rekabetçi piyasaya açılması stratejisi nasıl öncelikle dağıtım şirketlerinin teker teker satılmasıyla başladıysa, devletleştirilmesi de öncelikle bu asalaklardan kurtulmakla olacak. Biz de strateji belgemize altını çizerek yazacağız: “elektrik üretim, iletim ve dağıtımında tüm hizmetlerin kamusal bir hizmet olarak yurttaşlara bedelsiz ulaştırılması için…”
Elektrik dağıtım şirketlerinin özelleştirmelerinin yapıldığı 2009-2013 yılları arasında, bu şirketlerin satışıyla elde edilen gelir, o dönem gerçekleştirilen toplam özelleştirme gelirlerinin ise %57’sini oluşturuyormuş. Buradan anlayın neden elektrik dağıtımından işe başlamak gerektiğini.
Özelleştirme adımlarını geri alırken, son derece titizlikle ilerlememiz gereken bir konu da elbette, elektrik dağıtımında çalışan işçi ve emekçilerin konumu ve istihdam koşulları olacak.
Yine karşı adımların izinlerini sürelim ve özelleştirmeleri gerçekleşen 18 şirket kapsamında istihdam durumlarına göz atalım isterseniz.
Bu yazı için referans olarak kullandığım makaleye göre, bu şirketlerde, özelleştirme öncesi çalışan personel sayısının; 5.826 kişi kapsam dışı; 10.258 kişi kapsam içi ve 26.541 kişi de taşeron olmak üzere toplam 42.625 kişi olduğu yazılı.1 Kapsam içi ve dışı olmakla kastedilen, KİT ve bağlı kuruluşlarda çalışanlar arasında İş Kanunu’na göre toplu iş sözleşmeleri kapsamında olmak ve olmamak durumu. Mavi yaka, beyaz yaka ayrımı anlayacağınız. Her neyse, yine aynı makale, 2018 yılına ait özelleştirme sonrası istihdam bilgilerini: 20.599 kadrolu personel ve 29.522 taşeron personel olmak üzere toplamda 50.111 kişi olarak veriyor.
Sayısal olarak bir azalma olmadığını hatta artış olduğunu görüyoruz. Ancak öte yandan biliyoruz ki, özelleştirme yüzünden söz konusu işçi ve emekçilerin çalışma koşullarında, güvencesizlik, esnekleşme, gelir düşüşü, sendikasızlaşma aracılığıyla önemli bir gerileme ve kötüleşme yaşanıyor.
Dolayısıyla, bu şirketlerde devletleştirme aracılığıyla, her düzeyden ve her işkolunda tüm çalışanların, güvence, güvenlik, ücret, gibi alanlarda iyileşme yaşayacağını ve tüm sosyal, siyasal ve özlük haklarını kazanacaklarını hatırlatmak gerekiyor.
Bunun için de kapsamlı ve detaylı bir “Devletleştirilen işletmelerde istihdamı koruma ve iyileştirme” yönergesi hazırlayacağız. Özenle ve titizlikle.
Yazının sonuna, söz konusu dağıtım şirketlerini, hizmet verdikleri bölgeleri, nüfusları ve işleten sermaye grupları gösteren bir tablo ekledim. Bir köşeye not edelim bulunsun.
Heyecan verici değil mi?
Nitekim, elektrik önemli sektör, hem de çok. Bundan yüz yıl önce, Sovyetlerin kuruluşunda gördük bildik önemini. Bolşevikler, sanayileşmenin, kentleşmenin, kalkınmanın temeline koymuşlardı elektrifikasyonu. O kadar ki, yeni kurulacak ülkenin koşulu olarak tanımlanmıştı ve Rusya’nın Elektrifikasyonu için Devlet Komisyonu – GOELRO, bunun için oluşturulmuştu. (Bkz. Elektrifikasyon planının 100.yılı. Turgut Yıldız, BAA)
Demem o ki, doğru yerden başlıyoruz…
| Bölgelere göre elektrik dağıtım şirketleri | Hangi sermaye grubundan geri alınacağı: |
| 17. dağıtım bölgesinde faaliyet gösteren Boğaziçi Elektrik Dağıtım A.Ş. (BEDAŞ), İstanbul Avrupa Yakası şehirlerine hizmet vermektedir. Elektrik dağıtımı yapılan bölge 9.162.919 nüfusa sahip. | Cengiz Holding, Limak Holding, ve Kolin İnşaat |
| 7. dağıtım bölgesinde faaliyet gösteren Toroslar Elektrik Dağıtım A.Ş. (TOROSLAR EDAŞ), Adana, Gaziantep, Mersin, Hatay, Osmaniye ve Kilis şehirlerine hizmet vermektedir. Elektrik dağıtımı yapılan bölge 7.830.105 nüfusa sahip. | Enerjisa |
| 9. dağıtım bölgesinde faaliyet gösteren Başkent Elektrik Dağıtım A.Ş. (BAŞKENT EDAŞ), Ankara, Zonguldak, Kastamonu, Kırıkkale, Karabük, Çankırı ve Bartın şehirlerine hizmet vermektedir. Elektrik dağıtımı yapılan bölge 6.899.700 nüfusa sahip. | Enerjisa |
| 1. dağıtım bölgesinde faaliyet gösteren Dicle Elektrik Dağıtım A.Ş. (DİCLE EDAŞ), Şanlıurfa, Diyarbakır, Mardin, Batman, Şırnak ve Siirt şehirlerine hizmet vermektedir. Elektrik dağıtımı yapılan bölge 5.526.144 nüfusa sahip. | Eksim Holding Enerji Grubu |
| 11. dağıtım bölgesinde faaliyet gösteren Gediz Elektrik Dağıtım A.Ş. (GEDİZ EDAŞ), İzmir ve Manisa şehirlerine hizmet vermektedir. Elektrik dağıtımı yapılan bölge 5.420.537 nüfusa sahip. | Bereket Enerji |
| 14. dağıtım bölgesinde faaliyet gösteren İstanbul Anadolu Yakası Elektrik Dağıtım A.Ş. (AYEDAŞ), İstanbul Anadolu Yakası şehirlerine hizmet vermektedir. Elektrik dağıtımı yapılan bölge 4.997.548 nüfusa sahip | Enerjisa |
| 12. dağıtım bölgesinde faaliyet gösteren Uludağ Elektrik Dağıtım A.Ş. (ULUDAĞ EDAŞ), Bursa, Balıkesir, Çanakkale ve Yalova şehirlerine hizmet vermektedir. Elektrik dağıtımı yapılan bölge 4.626.181 nüfusa sahip. | Limak Holding, Cengiz Holding ve Kolin İnşaat |
| 8. dağıtım bölgesinde faaliyet gösteren Meram Elektrik Dağıtım A.Ş. (MEDAŞ), Konya, Aksaray, Niğde, Nevşehir, Karaman ve Kırşehir şehirlerine hizmet vermektedir. Elektrik dağıtımı yapılan bölge 3.552.586 nüfusa sahip. | Alarko Holding, Cengiz Holding |
| 15. dağıtım bölgesinde faaliyet gösteren Sakarya Elektrik Dağıtım A.Ş. (SEDAŞ), Kocaeli, Sakarya, Düzce ve Bolu şehirlerine hizmet vermektedir. Elektrik dağıtımı yapılan bölge 3.228.580 nüfusa sahip. | Akenerji, Cez Energy |
| 21. dağıtım bölgesinde faaliyet gösteren Yeşilırmak Elektrik Dağıtım A.Ş. (YEDAŞ), Samsun, Ordu, Çorum, Amasya ve Sinop şehirlerine hizmet vermektedir. Elektrik dağıtımı yapılan bölge 3.051.887 nüfusa sahip. | Çalık Holding |
| 19. dağıtım bölgesinde faaliyet gösteren Aydem Elektrik Dağıtım A.Ş. (AYDEM EDAŞ), Aydın, Denizli ve Muğla şehirlerine hizmet vermektedir. Elektrik dağıtımı yapılan bölge 2.851.086 nüfusa sahip | Bereket Enerji |
| 10. dağıtım bölgesinde faaliyet gösteren Akdeniz Elektrik Dağıtım A.Ş. (AKDENİZ EDAŞ), Antalya, Isparta ve Burdur şehirlerine hizmet vermektedir. Elektrik dağıtımı yapılan bölge 2.833.306 nüfusa sahip | Cengiz Holding, Kolin İnşaat ve Limak Holding |
| 16. dağıtım bölgesinde faaliyet gösteren Osmangazi Elektrik Dağıtım A.Ş. (OEDAŞ – OSMANGAZİ EDAŞ), Eskişehir, Afyon, Kütahya, Uşak ve Bilecik şehirlerine hizmet vermektedir. Elektrik dağıtımı yapılan bölge 2.634.302 nüfusa sahip | Zorlu Enerji |
| 3. dağıtım bölgesinde faaliyet gösteren Aras Elektrik Dağıtım A.Ş. (ARAS EDAŞ), Erzurum, Ağrı, Kars, Erzincan, Iğdır, Ardahan ve Bayburt şehirlerine hizmet vermektedir. Elektrik dağıtımı yapılan bölge 2.207.602 nüfusa sahip. | Çalık Holding, Kiler Holding |
| 2. dağıtım bölgesinde faaliyet gösteren Vangölü Elektrik Dağıtım A.Ş. (VEDAŞ), Van, Muş, Bitlis ve Hakkari şehirlerine hizmet vermektedir. Elektrik dağıtımı yapılan bölge 2.092.863 nüfusa sahip | Türkerler Holding |
| 4. dağıtım bölgesinde faaliyet gösteren Çoruh Elektrik Dağıtım A.Ş. (ÇORUH EDAŞ), Trabzon, Giresun, Rize, Artvin ve Gümüşhane şehirlerine hizmet vermektedir. Elektrik dağıtımı yapılan bölge 1.822.195 nüfusa sahip | Aksa Enerji |
| 5. dağıtım bölgesinde faaliyet gösteren Fırat Elektrik Dağıtım A.Ş. (FIRAT EDAŞ), Malatya, Elazığ, Bingöl ve Tunceli şehirlerine hizmet vermektedir. Elektrik dağıtımı yapılan bölge 1.681.719 nüfusa sahip | Aksa Enerji |
| 20. dağıtım bölgesinde faaliyet gösteren Akedaş Elektrik Dağıtım A.Ş. (AKEDAŞ), Kahramanmaraş ve Adıyaman şehirlerine hizmet vermektedir. Elektrik dağıtımı yapılan bölge 1.672.890 nüfusa sahip | Kipaş Holding |
| 6. dağıtım bölgesinde faaliyet gösteren Çamlıbel Elektrik Dağıtım A.Ş. (ÇEDAŞ), Sivas, Tokat ve Yozgat şehirlerine hizmet vermektedir. Elektrik dağıtımı yapılan bölge 1.666.743 nüfusa sahip | Kolin İnşaat, Limak Holding, Cengiz Holding |
| 13. dağıtım bölgesinde faaliyet gösteren Trakya Elektrik Dağıtım A.Ş. (TREDAŞ), Tekirdağ, Kırklareli ve Edirne şehirlerine hizmet vermektedir. Elektrik dağıtımı yapılan bölge 1.613.616 nüfusa sahip. | IC İçtaş Enerji |
| 18. dağıtım bölgesinde faaliyet gösteren Kayseri ve Civarı Elektrik Türk A.Ş. (KCETAŞ), Kayseri şehirlerine hizmet vermektedir. Elektrik dağıtımı yapılan bölge 1.295.355 nüfusa sahip. | Kayseri Büyükşehir Belediyesi |
- 1.“Türkiye’de özelleştirmelerin istihdam etkileri:Elektrik dağıtım şirketleri üzerine bir inceleme”, Yağmur KAYA Kayseri Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 2, Sayı: 2, Aralık 2020.
Burçak ÖZOĞLU – sol.org.tr
İlginizi Çekebilir
EKONOMİ
Ekonomide “Ruj Etkisi” Nedir?
Kriz Dönemlerinde Küçük Lükslerin Büyük Hikâyesi
Yayınlanma:
3 gün önce|
20/07/2026Yazan:
Gülbeyaz Gergün
Tüketici Psikolojisi, Davranışsal Finans ve Ekonomiye Etkileri
Ekonomik krizler, yüksek enflasyon, gelir kaybı ve belirsizlik dönemlerinde insanların harcama davranışları tamamen değişir. Ancak bu değişim her zaman “daha az harcamak” anlamına gelmez.
Tam tersine, insanlar büyük harcamaları ertelerken kendilerini mutlu edecek küçük lükslere yönelmeye başlar.
Ekonomi literatüründe bu davranış biçimi “Lipstick Effect” (Ruj Etkisi) olarak adlandırılır.
Bugün dünyanın birçok ülkesinde; kozmetik, kişisel bakım, kahve zincirleri, premium çikolata, küçük elektronik ürünler, online eğlence ve uygun fiyatlı lüks ürünlerin kriz dönemlerinde satışlarının artmasının arkasında yatan temel psikolojik mekanizmalardan biri budur.
Peki gerçekten “Ruj Etkisi” var mıdır?
Yoksa sadece pazarlama dünyasının ürettiği bir efsane midir?
Ruj Etkisi Nedir?
“Ruj Etkisi”, ekonomik daralma dönemlerinde tüketicilerin;
- otomobil,
- konut,
- beyaz eşya,
- tatil,
- lüks saat,
- mücevher
gibi pahalı harcamalarını azaltırken,
kendilerini psikolojik olarak iyi hissettirecek nispeten ucuz lüks ürünlere yönelmesini ifade eder.
Buradaki temel mantık şudur: “Büyük mutluluğu satın alamıyorum; küçük mutluluklar satın alıyorum.”
Bu nedenle;
- ruj,
- parfüm,
- cilt bakım ürünleri,
- kaliteli kahve,
- küçük teknolojik aksesuarlar,
- markalı ayakkabı,
- premium çikolata
gibi ürünlerin satışları ekonomik durgunlukta beklenenden daha güçlü kalabilir.
Kavram Nasıl Ortaya Çıktı?
Bu kavram özellikle 2001 yılında dönemin Leonard Lauder tarafından gündeme getirildi.
Lauder, ABD ekonomisi durgunluğa girerken Estée Lauder’in ruj satışlarının arttığını gözlemledi.
Bunun üzerine şu yorumu yaptı: “Kadınlar büyük lükslerden vazgeçiyor ancak küçük lükslerden vazgeçmiyor.”
Bu gözlem daha sonra davranışsal ekonomi çalışmalarında sıkça incelenmeye başladı.
Davranışsal Ekonomi Bunu Nasıl Açıklıyor?
İnsan beyni kriz dönemlerinde üç temel ihtiyaca yönelir.
1. Kontrol Hissi
Ekonomik kriz bireyin hayatındaki kontrol algısını azaltır.
İnsanlar kontrol edemedikleri büyük sorunlar karşısında küçük kararlarla psikolojik denge kurmaya çalışırlar.
Örneğin;
- yeni bir ruj almak
- kaliteli kahve içmek
- saçını yaptırmak
kişiye “hala hayatımı yönetebiliyorum” hissi verir.
2. Kendini Ödüllendirme
Uzun süre ekonomik baskı altında yaşayan bireyler kendilerini ödüllendirmek ister.
Fakat bütçe sınırlıdır.
Bu nedenle; 50 bin TL’lik tatil yerine 500 TL’lik parfüm tercih edilir.
3. Moral Koruma
Psikologlara göre kriz dönemlerinde insanların ruh sağlığı da bozulmaktadır.
Küçük lüksler;
- umut,
- motivasyon,
- özgüven
üretmeye yardımcı olur.
Toplum Psikolojisi Nasıl Etkileniyor?
Ekonomik krizlerde toplumda genellikle şu süreç yaşanır:
Önce; “Harcamaları azaltmalıyım.” Ardından; “Hiç mutlu olamıyorum”
Sonra ise; “Kendime küçük bir şey alayım”
İşte Ruj Etkisi tam burada devreye girer.
Toplum; büyük harcamaları keserken, küçük mutlulukları korumaya çalışır.
Ruj Etkisinin Görüldüğü Ülkeler
ABD (2001)
Dot-com krizinde kozmetik satışları yükseldi.
Lüks otomobil satışları düştü.
ABD (2008 Finans Krizi)
Birçok araştırmada;
- uygun fiyatlı kozmetik,
- kahve zincirleri,
- hızlı moda ürünleri
güçlü satış gerçekleştirdi.
Güney Kore (1997 Asya Krizi)
Kişisel bakım ürünlerinde beklenmeyen artış görüldü.
Japonya
Uzun deflasyon döneminde premium ama küçük tüketim ürünleri büyümesini sürdürdü.
Brezilya
Resesyon dönemlerinde kozmetik sektörü birçok sektörden daha iyi performans gösterdi.
Türkiye’de Ruj Etkisi Görülüyor mu?
Aslında evet.
Türkiye’de son yıllarda;
- kozmetik,
- kişisel bakım,
- kahve zincirleri,
- premium kahve,
- online yemek,
- dijital abonelik,
- küçük teknolojik ürünler
birçok ağır sanayi sektöründen daha hızlı büyüyebildi.
Yüksek enflasyon döneminde; insanlar; ev değiştirmedi, otomobil almadı,
ancak;
- kaliteli kahve içmeye,
- kişisel bakım ürünlerine,
- küçük elektroniklere,
- kozmetiğe
harcama yapmaya devam etti.
Bu durum klasik bir “Lipstick Effect” örneğidir.
Hangi Toplumlarda Daha Güçlü Görülür?
En belirgin olarak;
✔ şehirleşmiş toplumlarda
✔ orta gelir grubunda
✔ kadın istihdamının yüksek olduğu ekonomilerde
✔ tüketim kültürünün geliştiği ülkelerde
✔ sosyal medya kullanımının yoğun olduğu toplumlarda
daha güçlü ortaya çıkar.
Çünkü bireyler sosyal görünürlüğünü tamamen kaybetmek istemez.
Sosyal Medyanın Etkisi
Eskiden insanlar kriz yaşarken harcamayı tamamen kesebiliyordu.
Bugün ise;
Instagram,
TikTok,
YouTube,
influencer ekonomisi kişileri sürekli tüketmeye teşvik ediyor.
Bu nedenle artık; “mikro lüks” kavramı çok daha güçlü hale gelmiştir.
Ruj Etkisinin Ekonomiye Olumlu Tarafları
1. İç Talep Tamamen Çökmez
Ekonomide belli sektörler ayakta kalır.
2. İstihdam Korunabilir
Kozmetik, perakende, kişisel bakım, kafe zincirleri çalışmaya devam eder.
3. Vergi Geliri Devam Eder
KDV ve ÖTV gelirleri tamamen düşmez.
4. Psikolojik Çöküş Biraz Azalır
Tüketim tamamen durmadığı için moral korunabilir.
Olumsuz Tarafları
1. Tasarruf Azalabilir
Geliri düşen birey yine de harcama yapmaya devam eder.
2. Borçlanma Artabilir
Kredi kartı kullanımı yükselir.
3. Enflasyon Baskısı Sürebilir
Talep tamamen kaybolmadığı için fiyatlar direnç gösterebilir.
4. Yanıltıcı Ekonomik Görünüm
Perakende satışlar güçlü görünür.
Fakat; sanayi, yatırım, üretim, makine siparişleri gerilemeye devam eder.
Ruj Etkisinden Nasıl Çıkılır?
Bunun yolu yalnızca bireysel tasarruf çağrıları değildir.
Asıl çözüm;
- fiyat istikrarı,
- düşük enflasyon,
- güven veren ekonomi yönetimi,
- öngörülebilir para politikası,
- reel gelir artışı,
- istihdam güvenliği,
- üretim ve verimlilik artışı
ile mümkündür.
Gelir güvencesi yeniden sağlandığında tüketiciler psikolojik telafi harcamalarına daha az ihtiyaç duyar.
Türkiye İçin Çıkarılacak Dersler
Türkiye gibi yüksek enflasyon yaşayan ekonomilerde Ruj Etkisi; ekonominin güçlü olduğunun değil, çoğu zaman tüketicinin psikolojik uyum mekanizmasının göstergesidir.
Bu nedenle yalnızca AVM yoğunluğu, kozmetik satışları veya kahve zincirlerindeki hareketlilik üzerinden ekonomik canlılık yorumu yapmak yanıltıcı olabilir.
Sağlıklı büyümenin göstergesi;
- üretim yatırımlarının artması,
- makine-teçhizat yatırımlarının güçlenmesi,
- ihracat kapasitesinin yükselmesi,
- verimlilik artışı,
- sürdürülebilir gelir büyümesi
olmalıdır.
Sonuç
“Ruj Etkisi”, kriz dönemlerinde insanların umudunu tamamen kaybetmediğini gösteren önemli bir davranışsal ekonomi olgusudur. Ancak bu etki, tek başına ekonomik iyileşmenin işareti değildir. Aksine, büyük yatırımların ertelendiği, gelir baskısının sürdüğü ve tüketicinin psikolojik dengeyi küçük harcamalarla korumaya çalıştığı dönemlerin yansımasıdır.
Türkiye açısından da değerlendirme yapılırken yalnızca perakende tüketim verilerine değil; yatırım iştahına, üretim kapasitesine, istihdama ve hane halkının reel gelirindeki değişime birlikte bakılması gerekir. Ruj Etkisi, ekonominin nabzını tutan ilginç bir gösterge olsa da, kalıcı refahın yerini tutamaz.
EKONOMİ
Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı
Yayınlanma:
6 gün önce|
17/07/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı: Reel Sektörün En Büyük Sorunu Artık Talep Değil, Finansmana Erişim
Türkiye ekonomisinde uzun süredir uygulanan sıkı para politikası, enflasyonla mücadele açısından önemli bir araç olarak görülse de, bu politikanın reel sektör üzerindeki yan etkileri artık göz ardı edilemeyecek boyutlara ulaştı.
Bugün sanayicinin en büyük problemi sipariş eksikliği kadar, hatta ondan daha fazla nakit akışını yönetememesi haline geldi. Finansmana erişimin zorlaşması, ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi ve işletme sermayesinin hızla erimesi, üretim yapan şirketleri tarihinin en zorlu dönemlerinden biriyle karşı karşıya bırakıyor.
Kriz Dönemlerinde “Nakit Kraldır”
Finans dünyasının en bilinen sözlerinden biri olan “Cash is King” (Nakit Kraldır) ifadesi bugün Türkiye sanayisi açısından hiç olmadığı kadar anlam kazanmış durumda.
Normal dönemlerde şirketler;
- satış yaparak,
- stoklarını yöneterek,
- bankalardan uygun maliyetli kredi kullanarak,
- tedarikçi vadeleri ile müşteri vadeleri arasında denge kurarak
işletme sermayelerini çevirebilirler.
Ancak bugün bu mekanizmaların neredeyse tamamı aynı anda bozulmuş durumda.
Merkez Bankası’nın sıkılaştırıcı politikaları sonucunda kredi büyümesinin ciddi biçimde sınırlandırılması, bankaların ticari kredi kullandırmakta son derece seçici davranmasına neden oldu.
Sonuç olarak birçok firma krediye ulaşamıyor, ulaşabilenler ise sürdürülebilir olmayan maliyetlerle borçlanabiliyor.
Nakit Akışı Bozulunca Bütün Finansal Sistem Çöküyor
Bir şirketin finansal sağlığı sadece bilançosuna bakılarak anlaşılmaz.
Asıl kritik gösterge nakit akışıdır.
Bugün birçok firma;
- üretmeye devam ediyor,
- satış yapıyor,
- cirosunu artırıyor,
ancak kasasına zamanında para girmediği için faaliyetlerini finanse edemiyor.
Nakit döngüsü uzadıkça;
- tedarikçi ödemeleri gecikiyor,
- maaş yükü ağırlaşıyor,
- vergi ödemeleri baskı oluşturuyor,
- kredi geri ödemeleri aksıyor.
Sonrasında ise domino etkisi başlıyor.
Maliyet Hesabı Yapmak Neredeyse İmkânsız Hale Geldi
Sanayicinin ikinci büyük sorunu ise maliyet yönetimi.
Yüksek enflasyon ortamında;
- enerji fiyatları,
- işçilik maliyetleri,
- kira giderleri,
- finansman maliyetleri,
- kur hareketleri,
- hammadde fiyatları
aynı anda değişiyor.
Bu nedenle bugün verilen bir fiyat teklifinin maliyeti birkaç hafta sonra tamamen değişebiliyor.
Artık birçok sanayici ürününü satarken gerçek maliyetini bile tam olarak hesaplayamıyor.
Muhasebe kârı ile ekonomik kâr arasındaki fark her geçen gün açılıyor.
Vadeli Satışlar Kâr Değil, Zarar Yazdırıyor
Geçmiş yıllarda rekabet avantajı sağlayan uzun vadeli satışlar bugün birçok sektör için ciddi bir risk unsuruna dönüştü.
90, 120 hatta 180 gün vadeli yapılan satışlarda;
- enflasyon,
- finansman maliyeti,
- kur değişimi,
- işletme giderleri
satış anındaki hesapları tamamen geçersiz hale getiriyor.
Tahsilat günü geldiğinde firma nominal olarak para kazanmış görünse bile reel olarak zarar etmiş olabiliyor.
Bu durum özellikle işletme sermayesi ihtiyacı yüksek sektörlerde daha da belirgin hissediliyor.
Ticari Kredi Faizleri Yönetilebilir Seviyenin Üzerinde
Bugün ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi birçok yatırımın finansal fizibilitesini ortadan kaldırıyor.
Bu seviyelerde kullanılan krediler;
- yatırım finansmanını,
- işletme sermayesi yönetimini,
- kapasite artırımlarını,
- ihracat hazırlıklarını
ciddi biçimde zorlaştırıyor.
Üstelik krediye erişim de kolay değil.
Birçok firma için sorun artık faiz oranı değil; kredi bulabilmek.
Sanayici Belki de Hiç Bu Kadar Çaresiz Hissetmedi
Türkiye sanayisi geçmişte;
- 1994 krizini,
- 2001 finans krizini,
- 2008 küresel krizini,
- pandemi dönemini,
- büyük kur şoklarını
atlattı.
Ancak bugünkü tabloyu farklı kılan unsur, aynı anda birçok riskin üst üste gelmiş olmasıdır.
Şirketler;
- yüksek faiz,
- düşük talep,
- finansmana erişim sorunu,
- artan maliyetler,
- bozulan nakit akışı,
- belirsiz fiyatlama ortamı
ile aynı anda mücadele etmek zorunda kalıyor.
Bu nedenle birçok sanayici kendisini önceki krizlerden daha kırılgan hissediyor.
Açıklanan Kredi Paketleri Neden Yeterli Olmuyor?
Son dönemde açıklanan çeşitli kredi destek paketleri piyasaya moral vermekle birlikte, reel sektörün toplam finansman ihtiyacı düşünüldüğünde oldukça sınırlı kalıyor.
Sorun sadece yeni kredi verilmesi değildir.
Asıl ihtiyaç;
- işletme sermayesini güçlendirecek uzun vadeli finansman,
- üretime yönelik seçici kredi mekanizmaları,
- ihracatçıya uygun maliyetli kaynak,
- yatırım kredilerinde öngörülebilir faiz yapısı,
- KOBİ’lere hızlı erişilebilir finansman modelleri
oluşturulmasıdır.
Aksi halde açıklanan paketler yalnızca belirli firmalara kısa süreli nefes aldırırken, sektörün genelindeki finansman sorununu çözmeye yetmeyecektir.
Sözün özü
Enflasyonla mücadele, makroekonomik istikrar açısından vazgeçilmezdir. Ancak üretim ekonomisinin sürdürülebilirliği de aynı derecede önem taşımaktadır.
Bugün reel sektörün karşı karşıya olduğu temel sorun yalnızca yüksek faiz değildir; işletme sermayesinin erimesi, kredi kanallarının daralması, maliyet hesaplarının öngörülemez hale gelmesi ve nakit akışının bozulmasıdır.
Ekonomide üretim kapasitesini koruyacak, yatırım iştahını canlı tutacak ve sanayicinin finansmana erişimini kolaylaştıracak daha dengeli politikalar oluşturulmadığı sürece, sadece enflasyon göstergelerindeki iyileşmeye odaklanmak uzun vadede üretim, istihdam ve ihracat üzerinde kalıcı hasarlar bırakabilir.
Bugün sanayicinin talebi ayrıcalık değil; üretmeye devam edebileceği öngörülebilir, erişilebilir ve sürdürülebilir bir finansman ekosistemidir.
EKONOMİ
Talep Enflasyonu Biterken Türkiye “Yokluk Enflasyonu” Riskine mi Giriyor?
Yayınlanma:
1 hafta önce|
13/07/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Son iki yıldır ekonomi yönetiminin temel yaklaşımı, talep enflasyonunu kontrol altına almak üzerine kuruldu.
Faizler artırıldı, kredi büyümesi sınırlandı, tüketim baskılanmaya çalışıldı.
Varsayım şuydu: Talep azalırsa fiyat artışları da yavaşlar.
Ancak bugün reel sektörden gelen sinyaller farklı bir riskin büyüdüğünü gösteriyor.
Özellikle yüksek finansman maliyetleri, krediye erişimde yaşanan zorluklar, artan işletme sermayesi ihtiyacı ve daralan iç talep nedeniyle birçok sanayi işletmesi kapasitesini düşürüyor, vardiya azaltıyor veya üretimini tamamen durduruyor.
Bu durum devam ederse önümüzdeki dönemde farklı bir enflasyon türüyle karşılaşabiliriz.
Talep Enflasyonundan Arz Kaynaklı Enflasyona
Ekonomide fiyatlar sadece aşırı talepten yükselmez.
Üretimin azalması, arzın daralması ve piyasada mal bulunabilirliğinin düşmesi de fiyatları yukarı iter.
Bugün birçok sektörde yaşanan gelişmeler bu riski artırıyor:
- Üretim kapasiteleri düşüyor.
- Yeni yatırımlar erteleniyor.
- İşletme sermayesi hızla eriyor.
- KOBİ’ler finansmana ulaşamıyor.
- Konkordato başvuruları artıyor.
- Bazı fabrikalar üretimi geçici olarak durduruyor.
Talep zayıf görünse bile üretim daha hızlı küçülürse piyasadaki mal arzı da daralmaya başlar.
İşte bu noktada fiyatlar yeniden yukarı yönlü hareket edebilir.
Yeni Risk: “Yokluk Enflasyonu”
Buna halk arasında “yokluk enflasyonu” denilebilir. Ekonomik literatürde ise bunun karşılığı daha çok arz yönlü enflasyon (cost-push/supply-side inflation) veya arz şoku kaynaklı enflasyon olarak tanımlanır.
Yani insanlar çok fazla tükettiği için değil, piyasada yeterince ürün üretilemediği için fiyatlar yükselmeye başlar.
Özellikle;
- Sanayi üretimindeki daralma,
- İthal girdilere bağımlılık,
- Finansmana erişim güçlüğü,
- Enerji ve lojistik maliyetleri
aynı anda etkili olduğunda arz tarafı hızla bozulabilir.
Bugünün En Büyük Riski
Bir ekonomide üretici para kazanamaz hale gelirse önce yatırımlar durur. Ardından kapasite küçülür. Sonrasında üretim azalır. Üretim azaldığında ise piyasadaki mal miktarı düşer. Mal azaldığında fiyatların yeniden yükselmesi kaçınılmaz hale gelir.
Bu nedenle sadece talebi baskılayan politikalar uzun süre tek başına uygulanırsa, bir süre sonra arz tarafında kalıcı hasar oluşturma riski ortaya çıkar.
Dengeli Politika Şart
Enflasyonla mücadele elbette önemlidir.
Ancak bunu yaparken üretim kapasitesinin korunması, sanayinin finansmana erişiminin sağlanması ve işletme sermayesinin sürdürülebilir seviyede tutulması da en az fiyat istikrarı kadar önemlidir. Aksi halde ekonomi, talep enflasyonunu kontrol altına alırken bu kez üretim yetersizliğinden kaynaklanan yeni bir fiyat baskısıyla karşı karşıya kalabilir.
Asıl soru artık şudur: Talebi gerçekten kontrol altına mı alıyoruz, yoksa üretim kapasitesini zayıflatarak geleceğin arz sorunlarını mı hazırlıyoruz?
Erol TAŞDELEN – Ekonomist www.bankavitrini.com
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.040)
- BANKA ANALİZLERİ (151)
- BANKA HABERLERİ (3.604)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (579)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.978)
- GÜNCEL (4.522)
- GÜNDEM (3.557)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (146)
- ŞİRKETLER (2.722)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (580)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.466)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (821)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (114)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (57)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (93)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (19)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Tesla'nın kârı ikinci çeyrekte beklentilerin altında kaldı 22/07/2026
- Amazon, yapay zeka biriminde işten çıkarmaya gitti 22/07/2026
- Erakçi: ABD saldırısına destek verenler meşru hedef olacak 22/07/2026
- Güney Kore'den Hürmüz iddialarına yalanlama 22/07/2026
- "İran'ın petrol satamadığı bölgede kimse petrol satamaz" 22/07/2026
- AB'den Paramount-Warner Bros. anlaşmasına şartlı onay 22/07/2026
- Musk, yapay zekayla "The Odyssey" çekeceğini duyurdu 22/07/2026
- Çin ve ASEAN'dan enerji işbirliğini güçlendirme kararı 22/07/2026
- Reel kesimin döviz açığı Mayıs'ta 204,4 milyar dolar oldu 22/07/2026
- İç talep göstergesi Temmuz'da sert gerilemeye işaret etti 22/07/2026
SON YAZILAR
- TCMB karar günü: Petrol yükseliyor, manevra alanı daralıyor 23/07/2026
- İş Bankasından 12 yıl vadeli katkı sermaye niteliğinde eurotahvil ihracı 23/07/2026
- Altın ve Gümüş: Nerede kalmıştık? 22/07/2026
- Savaşın gölgesinde gözler yeniden teknoloji devlerinin bilançolarında 21/07/2026
- Finansman giderleri/faaliyet karı oranı 2025’te de çok yüksek 21/07/2026
- İSO, “Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2025” Araştırmasının Sonuçlarını Açıkladı 21/07/2026
- Ekonomide “Ruj Etkisi” Nedir? 20/07/2026
- KGF Akbank Mobil’de 20/07/2026
- HANGİ SEKTÖRLERE YATIRIM YAPMALI, HANGİLERİNE YAPMAMALI ? 20/07/2026
- Dernek ve Vakıflarda Güven Krizi 19/07/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini4 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
