Connect with us

ŞİRKETLER

Ford Otosan : ‘Türkiye’nin İlk ve Tek Yerli Şanzımanı’nı üretti

Türk otomotiv sanayinin öncü şirketi ve ihracat şampiyonu Ford Otosan, Ecotorq motor ve arka aksın ardından, 58 Milyon Euro yatırım ile geliştirilen “Türkiye’nin ilk ve tek yerli şanzımanını” Eskişehir fabrikasında tanıttı. Tasarımından test süreçlerine kadar tamamen Türk mühendislerinin geliştirdiği ilk ve tek yerli Ecotorq şanzıman ile Ford Otosan, motor, aks ve şanzıman olarak üç aktarma organını da geliştiren ve üreten dünyanın sayılı otomotiv markaları arasına girdi.

Yayınlanma:

|

Ağır ticari araç segmentinde Türkiye’de ilk kez sıfırdan geliştirilip, üretilen yerli şanzımanın tanıtım toplantısı ve lansman törenine T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, Koç Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve Ford Otosan Yönetim Kurulu Başkanı Ali Y. Koç, Koç Holding Otomotiv Grubu Başkanı Cenk Çimen, Ford Otosan Genel Müdürü Haydar Yenigün, Ford Otosan Genel Müdür Başyardımcısı Dave Johnston, Koç Holding İnsan Kaynakları ve Endüstri İlişkileri Başkanı ve Türkiye Metal Sanayicileri Sendikası (MESS) Başkanı Özgür Burak Akkol, Türk Metal Sendikası Genel Başkanı Pevrul Kavlak​ ile Ford Otosan çalışanları katıldılar. Avrupa’nın ticari araç üretim lideri, Türkiye’nin ihracat şampiyonu Ford Otosan, “Türkiye’ninilk ve tek yerli şanzımanını” Eskişehir Fabrikası’nda gerçekleştirilen törenle tanıttı. 2018’de çalışmalarına başlanan ilk ve tek yerli şanzıman yatırımı ile Ford Otosan, motor, aks ve şanzımanın üçünü de geliştiren ve üreten sayılı global kamyon üreticilerinden biri konumuna ulaştı.
58 milyon avroyatırım ve TÜBİTAK’ın 13,5 milyon TL tutarında Ar-Ge teşviki ile Ford Otosan mühendisleri tarafından tasarlanıp geliştirilen ilk ve tek yerli Ecotorq şanzıman sayesinde Ford Otosan’ın ağır ticari markası Ford Trucks’ın Eskişehir’de ürettiği ağır ticari araçlardaki yerlilik oranı %90’lara ulaşacak. 230 mühendisin, 5 yılda tasarım, test ve geliştirme aşamalarını tamamladığı Türkiye’nin ilk ve tek yerli şanzımanı, 1 milyon km’yi aşkın yolda, farklı ve zorlu koşullarda test edildi. Yeni yerli şanzımanı ile Ford Trucks markası, küresel arenada Türkiye’nin ağır ticari araç üretimindeki rekabet gücünün artmasına, Türkiye’de ise yan sanayi ve tedarik ekosisteminin gelişmesine katkı sunacak.
Varank: “Ford Otosan mühendisleri tarafından tasarlanıp geliştirilen yerli şanzıman yeni gururumuz oldu”

Türkiye’de yerli üretimle kalkınmanın gayreti içinde olduklarının vurgulayan T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, Türkiye’nin ilk ve tek yerli şanzımanı ile ilgili şunları söyledi:”Son 6 yıldır ihracat şampiyonu olan Ford Otosan, Türkiye’nin bugününe ve yarınına yatırım yapmayı sürdürüyor. Pandemiye rağmen hız kesmeden hatta vites yükselterek yoluna devam ediyor. 2020 yılı Aralık ayında Ford Otosan, 2 milyar avroluk yeni yatırım müjdesini kamuoyuna duyurmuştu. Yine bu senenin başında Sayın Cumhurbaşkanımızla birlikte Ford Otosan ve Ford Avrupa arasında gerçekleştirilen satın alma sözleşmesinin imza törenine eşlik etmiştik. TÜBİTAK desteğiyle geliştirilen Ecotorq motorundan sonra, şimdi de 58 milyon avro yatırım ile Ford Otosan mühendisleri tarafından tasarlanıp geliştirilen yerli şanzıman yeni gururumuz oldu. Ford Otosan; motor, aks ve şanzımanın üçünü de kendi geliştirebilen sayılı küresel kamyon üreticilerinden biri haline gelecek. Ayrıca şanzıman yatırımıyla Türkiye’nin küresel pazarlardaki rekabetçi gücüne büyük katkı sunacak. Tasarımı ve Ar-Ge’si Türk mühendisleri tarafından gerçekleştirilen kamyonların yerlilik oranları %90’ları bulacak. Bununla birlikte üretilen şanzımanlar, kamyonların içerisinde 40’ı aşkın ülkeye ihraç edilecek. Özetle hem Ford Otosan, hem yerli otomotiv sanayi hem de Türkiye kazanacak.  Bu ve bunun gibi yüksek katma değerli yatırımlarla büyük ve güçlü Türkiye’nin inşası emin adımlarla gerçekleşecek. Ben bu vesileyle projede emeği geçen Ford Otosan ailesine teşekkürlerimi sunuyor, Türkiye’nin ilk ve tek yerli şanzımanının vatanımıza ve milletimize hayırlı olmasını diliyorum”

Bu resim için alternatif metin açıklaması yok


Ali Y. Koç: “Ülkemizin potansiyelini hayata geçirmesi ve küresel arenada her zaman rekabetçi bir noktada konumlanması vizyonunu üzerimize vazife addediyoruz”
 Bu değerli yatırımın Türk otomotiv sanayini geleceğe taşımaya, küresel arenada rekabet gücünü artırmaya büyük katkısı olacağına inandığını söyleyen Koç Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve Ford Otosan Yönetim Kurulu Başkanı Ali Y. Koç, “Ülkemizin potansiyelini hayata geçirmesi ve küresel arenada her zaman rekabetçi bir noktada konumlanması vizyonunu üzerimize vazife addediyoruz. Topluluğumuzun varoluş nedenlerinin en güzel özeti, ‘önce vatan’ diyerek, potansiyeli görmek, yılmamak, gelişmek ve büyümek. Bu felsefe zaman içinde ‘Ülkem varsa ben de varım’ düsturu olarak Topluluğumuzun adeta DNA’sının bir parçası olmuştur. Koç Topluluğu ve Ford Motor Company arasındaki uzun soluklu ortaklığın bir sonucu olarak kurulan Ford Otosan da bu bakış açısıyla bu topraklar için yatırıma, üretime ve değer sunmaya devam ediyor” dedi. 
“Topluluğumuzun gözbebeği Ford Otosan, otomotiv endüstrisinde her yönüyle global bir oyuncu konumunda”
Ali Y. Koç, ülkemizin küresel rekabetteki en büyük eksikliğinin sanayi ve teknoloji yatırımları olduğunun altını çizerek, “Bunun artması gerektiğine hepimiz hem fikiriz. Türkiye olarak bu eksikliği giderebilmemiz için, nitelikli insan kaynağımız ile bilgi ve teknoloji üretebilmemiz ve yüksek katma değerli ürün ve hizmetler sunabilmemiz gerekiyor. Topluluk olarak da en büyük hedefimiz; Türkiye’nin teknolojik rekabet gücünü artırarak, global çapta bir merkez ve bu alanda dünyanın sayılı oyuncularından biri olmasıdır. Bu hedefimizi gerçekleştirmek için her işimizde; yönümüzü geleceğe, sürdürülebilirliğe, Ar-Ge ve inovasyona çeviriyoruz. Hız kesmeyen teknoloji yatırımlarımızla, geleceğe yönelik ürün ve hizmetler geliştirmeye gayret ediyoruz. Bu hedefimizi gerçekleştirmede büyük yol alan Topluluğumuzun gözbebeği Ford Otosan, otomotiv endüstrisinde her yönüyle bugün global bir oyuncu konumunda. Ve de geldiğimiz nokta itibari ile, yenilikçi teknolojilerle küresel çapta rekabet ediyoruz. A’dan Z’ye Türk mühendislerinin üst düzey yetkinlikleri ile geliştirdiği ağır ticari araçlarımızın yurt içinde büyük rağbet görmesi, global arenada da ‘Türk malı’ damgası ile rekabet etmesi hepimizi gururlandırıyor.” 
“Bizden bir parça, Türkiye’nin ilk ve tek yerli şanzımanının ülkemiz ve otomotiv sanayi için hayırlı olmasını diliyorum”
 Türkiye otomotiv üretiminin %25’ini gerçekleştiren, Türkiye’nin son 6 senedir ihracat şampiyonu olan Ford Otosan’ın büyüme ivmesinin ve iradesinin daha da güçleneceğine inandığını, bunun için de yatırım ve çalışmalarına hız kesmeden devam ettiklerini vurgulayan Ali Y. Koç, “Bugün itibarıyla başta Avrupa olmak üzere, 40’ı aşkın ülkeye Eskişehir’de üretilen ağır ticari araçlarımızı ihraç ediyoruz. F-MAX’in dünya çapındaki bu başarısının ardından bugün, üst düzey mühendislik başarısı olan ‘Türkiye’nin İlk ve Tek Yerli Şanzımanı’nı sizlerle buluşturmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Ağır ticari araç segmentinde Türkiye’nin ilk ve tek yerli şanzımanı ile teknolojik katma değeri yüksek bir ürünü sıfırdan geliştirip üreterek Ar-Ge ve mühendislik kapasitemize bir yenisini ekliyoruz. Yerlilik konusunu çok önemsiyor ve araçlarımızın yerlilik oranını en yüksek seviyeye taşıyarak ekonomimize katma değer sunmaya devam ediyoruz. Yerli şanzımanımız ile beraber ürettiğimiz ağır ticari araçlarımızın yerlilik oranı yüzde 90’a yaklaştı. Ülke olarak pek çok endüstride yerlilik oranına öncelik veriyoruz. İşte bu kamyon da gerçek anlamda Türk mühendisliği ve işçiliğinin bir eseridir. Bizden bir parça, Türkiye’nin ilk ve tek yerli şanzımanının ülkemiz ve otomotiv sanayi için hayırlı olmasını diliyorum” dedi. 
“Türkiye’yi kısa dönemli analizlerle anlamaya çalışmak büyük bir yanılgıdır; uzun vadede bu ülkeye yatırım yapan herkes kazanır”
 “Geleceğin daha müreffeh, daha istikrarlı, daha mutlu Türkiye’si hepimizin ortak hayali” diyen Ali Y. Koç sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu hayalimizi elbirliğiyle gerçekleştirecek her türlü potansiyele sahip olduğumuza yürekten inanıyorum. Koç Topluluğu, uzun vadeli değer yaratma vizyonuyla bu ülkenin geleceğine yatırım yapmaya, bu topraklardan kazandığını bizim insanımızla paylaşmaya devam edecek. Bundan kimsenin şüphesi olmasın. Ekonomimizin en zor dönemleri dahil bu şekilde hareket eden Topluluğumuzun ve bize güvenen uluslararası ortaklarımızın başarısının herkese ilham vermesini ve örnek olmasını diliyorum. Her fırsatta tekrarladığım gibi, Türkiye’yi kısa dönemli analizlerle anlamaya çalışmak büyük bir yanılgıdır; uzun vadede bu ülkeye yatırım yapan herkes kazanır. Uzun vadeli değer yaratma vizyonumuz ile çalışmaya, Vehbi Koç’un ‘Ülkem varsa ben de varım’ sözüyle ortaya koyduğu kurucu ilkenin ışığında elimizi taşın altına koymaya ve ülkemize katkı sunmaya devam edeceğimizden emin olabilirsiniz.” 
Yenigün: “Yerli şanzıman markamızın ve ülkemizin uluslararası arenadaki rekabetçiliğine büyük katkı sağlayacak”
 Bir aracı sıfırdan ticari bir ürün haline dönüşene kadar, motoru da dahil olmak üzere komple tasarlama, geliştirme ve test etme yeteneklerine ve altyapısına sahip tek “Türk otomotiv şirketi” olarak otomotiv endüstrisinin geleceğini şekillendirmeye devam ettiklerini belirten Ford Otosan Genel Müdürü Haydar Yenigün ise şöyle konuştu:“Türkiye otomotiv sanayinin öncü gücü Ford Otosan olarak, 60 yılı aşkın süredir otomotiv sektöründe ‘ilk’leri gerçekleştiriyor ve başarı hikayeleri yazıyoruz. Hayata geçirdiğimiz başarılı yatırımlarımızla, ülkemizdeki otomotiv ekosistemi ve tedarikçilerimizi bizimle birlikte büyütüyoruz. Hep birlikte büyümeye de devam ediyoruz. Bugün geldiğimiz noktada, ağır ticari markamız, gözbebeğimiz Ford Trucks ile Eskişehir’de ürettiğimiz çekici, yol ve inşaat serisi ağır ticari araçlarımızı 40’tan fazla ülkeye ihraç ediyoruz. Ford Otosan olarak kendi kaynaklarımızla geliştirdiğimiz ve ürettiğimiz F-MAX’in ‘Uluslararası Yılın Kamyonu’ ödülü başta olmak üzere aldığı ödüller, tüm dünyada büyük bir yankı uyandırıyor, araçlarımıza olan talebi artırıyor. Dünyayı etkisi altına alan pandemiye rağmen Ford Trucks ile Avrupa’nın en önemli pazarlarında yapılanmamıza ve büyümemize devam ediyoruz. Bu başarılarımız elbette tesadüf değil. Bugün yaşadığımız gururun arkasında, kuruluşunun hemen ardından ürün mühendisliği çalışmalarına başlayan ve bu birimi yıllar içerisinde Türkiye’nin özel sektörde en büyük Ar&Ge’si haline getiren mühendislerimizin yanı sıra, ilk günden beri en yüksek kalite, verimlilik ve esneklikle çalışmalarını sürdüren mükemmel üretim tesislerimiz ve çalışma arkadaşlarımız var. Ve bugün… Ne mutlu ki şirketimiz, tasarımından test süreçlerine kadar tamamen bizim geliştirdiğimiz şanzıman ile bir yeniliğe daha imza atıyor. 58 milyon avroluk yatırımla hayata geçirdiğimiz yerli şanzıman ile araçlarımızın %74 olan yerlilik oranını %90’lara çıkarıyor, markamızın ve ülkemizin uluslararası arenadaki rekabetçiliğine büyük katkı sağlıyoruz. Yerli şanzımanın hayata geçirilmesinde emeği olan tüm çalışma arkadaşlarıma en içten teşekkürlerimi sunuyorum. Ayrıca, bizlere verdikleri destekler ve duydukları inanç için devletimize, kurumlarına ve bizi her zaman destekleyen Sanayi ve Teknoloji Bakanımız Sayın Mustafa Varank’a teşekkür ediyoruz.”
Ford Trucks’ın global büyümesi pandemiye rağmen hız kesmeden devam ediyor
 Sadece Türkiye içinde değil, 40’ı aşkın ülkede global pazarlar için de araç üreten ve geliştiren Ford Otosan’ın ağır ticari araç markası Ford Trucks, pandemiye rağmen global çapta büyümesini hız kesmeden sürdürüyor. 2019 Uluslararası Yılın Kamyonu (ITOY) ödülünün ardından F-MAX’e Avrupa’dan gelen yoğun taleple birlikte büyüme planlarını erkene çeken Ford Trucks, 2019’da Polonya, Litvanya, Portekiz ve İspanya pazarlarının ardından yoğun talep gördüğü pazarlardan İtalya, Belçika, Lüksemburg yapılanmasını tamamladı. Son olarak, geçtiğimiz günlerde Avrupa’nın en büyük ağır ticari pazarı Almanya’ya da atım atan şirket, global büyümesini 2021 yılı sonunda 45 ülkeye, 2024 yıl sonuna kadar da 55 ülkeye genişletmeyi hedefliyor.

Okumaya devam et

GÜNCEL

Ölçek ekonomisi ve oligopol piyasa örneği; indirim marketleri

İnovasyon ve verimlilik getiren yabancı sermayenin sektöre geri dönmesi ve enflasyonun düşmesi rasyonel rekabet zeminine katkı sağlayacaktır. Bir de mahalle bakkallarını unutmamalı

Yayınlanma:

|

Yabancı sermaye gıda perakende sektöründen çıkalı iki ay oldu. Sektörde yerli ve indirim marketler piyasaya hakim konumda. Son gündem ise indirim marketlerinin arka arkaya finans sektörüne adım atarak kendi bankalarını kurmaları/ortaklıklarıyla bu sektöre girmeleri.

Son elli yılda toplumun sosyo-ekonomik yapısındaki değişim gıda perakende sektörünü de dönüştürdü. Tüketim alışkanlıklarında şehirleşmenin, zaman kısıtlılığının, kredi kartı kullanımının, dijitalleşmenin etkileri marketleşmenin önünü hızla açtı.

Önce bakkallar vardı, sonra bakkallar marketlere yenik düştü. Sektör yaklaşık otuz beş yıl önce yabancı sermaye girişi ve hipermarket modeliyle farklı bir yola girdi. 1990’larda uluslararası hipermarketler için Türkiye oldukça geniş bir pazar olarak görüldü.

2000’li yıllardan itibaren sektör büyük konsolidasyonlara ve radikal bir iş modeli değişimine sahne oldu. Nisan ayı ortalarından itibaren sektörde yabancı da kalmadı. Ancak asıl dönüşüm, yüksek enflasyonun ve bozulan enflasyon beklentilerinin etkisiyle indirim marketlerinin parlamasıyla ortaya çıkmıştı.

Ancak Türkiye gıda perakende pazarındaki dönüşüm yalnızca sahiplik yapısıyla sınırlı değil. Aynı zamanda piyasa yapısı da köklü biçimde değişti. Sektör, ölçek ekonomisi ve oligopol piyasaya verilecek örneklerin başında geliyor. Ayrıca ölçek ekonomisi finans sektörüne taşınarak maliyetler düşerken pazardaki hakimiyet ve oligopol güç daha da arttı.

Ölçek ekonomisi

Türkiye’de indirim market modelinin temelinde yaygın şube ağı, düşük kâr marjıyla yüksek satış hacmi yer alıyor. Kurucu büyük holdinglerin çekildiği ve dört ana yerli oyuncunun domine ettiği bir yapıda on binlerce şube ve bir milyonun üzerinde çalışan var. Bu özellikler ölçek ekonomisinin çoğu özelliğine uygun.

Ölçek ekonomisine sahip şirketlerde üretim arttıkça ortalama maliyetler azalır ve marjinal maliyetler her üretim miktarında ortalama maliyetlerin altında seyreder. Bir başka deyişle, üretim ölçeği büyüdükçe firmanın operasyonel vb. maliyetleri düşmeye başlar.

Dolayısıyla ölçek ekonomisi ve düşük maliyet iç içe geçmiş durumda. Zaten indirim marketlerinde özellikle 2022 ve 2023 yılları arasında fiyat artışları ve yüksek enflasyon kaynaklı kârlılıkta artış ortaya çıktı.

Yüksek enflasyonda tüketiciler satın alma gücündeki azalışı indirim marketlerinin raflarında telafi etmeyi umuyor ve rağbet gördükleri için de giderek büyüyorlar.

Yerli indirim marketleri tüketici alışkanlıklarını okuyor, kendi markalarını üretme avantajını elinde tutuyor olsa da yüksek enflasyon vb. makroekonomik sorunlar sektörün yapısına son şeklini vermiş oldu.

Oligopol piyasa

Piyasada bir veya birkaç firma toplam üretimin tamamına yakınını üstlenirse bu piyasalar oligopoldür. Türkiye gıda perakende sektörü, yabancı sermayenin çekilmesi ve yerli indirim marketlerinin agresif büyümesiyle birlikte hızla “oligopol” (birkaç firmanın hakim olduğu) bir yapıya evrildi.

Mevcut yapı yüzeyde rekabetçi görünse de enflasyonun yarattığı ortamda oyuncular birbirini yeterince zorlamazsa; fiyat artışları daha kolay kabul görüyor. Oligopol piyasa yapısında firmaların anlaşarak fiyat belirlemesine rastlanır.

Bir marketin fiyat artışını diğerlerinin de hızla takip etmesi, oligopolün getirdiği bir reflekstir. İşte bu refleks, oligopol piyasa yapısının doğal ama riskli bir sonucudur.

Piyasa başarısızlığı!

Gıda perakende sektörünün rekabetçi piyasa dinamiklerinden uzaklaşmasıyla sektör giderek daha yoğunlaşmış bir yapıya evrildi. Piyasadaki bu yoğunlaşma, ekonomi literatüründe “piyasa başarısızlığı” olarak tanımlanır.

Bu da eksik piyasa ve tüketici egemenliğinin zedelenmesi gibi iki büyük sorunu besler. Ve piyasa başarısızlığı varsa devlet ekonomiye müdahale ediyor. Ama nasıl?

Tüketici açısından eksik piyasa ve tüketici egemenliğinin zedelenmesi meselesi

Sektörün piyasa yapısı bir başka piyasa başarısızlığı olan eksik piyasa sorununu da yaratıyor. Eksik piyasalar ise mal ve hizmet için ödenmeye hazır olunan fiyat maliyetten düşük olmasına rağmen, bu mal ve hizmeti sunumda yetersiz olan piyasalardır.

Oligopol yapıda bir başka sorun; piyasa ekonomisinin temelinde bulunan tüketici egemenliğinin zedelenmesi, tüketici deneyimi üzerinde bazı kritik yan etkilerin ortaya çıkmasıdır.

Alışveriş deneyimi maliyet odaklı tek tipleşmiş bir modelde sürerken tüketici birbirinin neredeyse kopyası ürünlerle karşılaşır. Organik, gurme ya da farklı segmentteki ürünlere erişim zorlaşır. Bu tür ürünlerin piyasadan dışlanması, tüketicinin seçeneklerini daraltarak yaşam kalitesini ve gıda arz güvenliğini tehdit eder.

Üretici açısından oligopson gücü

Birkaç büyük alıcının karşısında çok sayıda küçük üreticinin bulunduğu piyasaya “oligopson piyasa” denir. İndirim market modeline oligopson piyasa açısından da bakmak gerekir. Oligopson piyasada ürünü satın alan sadece birkaç indirim marketi varken, bu marketlere mal satmak isteyen çok sayıda küçük üretici vardır.

Oligopson yapı üreticiyi fiyat belirleme gücünden yoksun bırakır. Alıcı konumundaki marketler düşük kâr marjlarını dayatırsa, özellikle tarımsal ve endüstriyel üretim altyapısının sürdürülebilirliğini zedeler.

Örneğin bir bisküvi üreticisi, ürününü satabilmek için bu birkaç markete mecburdur ve oligopson piyasa da üreticiyi pazarlık gücünden yoksun bırakarak kar marjlarını sürdürülemez seviyelere çeker.

Enflasyon düşerse piyasa rekabetçi olur mu? Hiç sanmam.

Biliyoruz ki indirim marketleri modelinde fiyat odaklılık-düşük kâr marjı, enflasyonun yüksekliği karşısında tüketicinin ucuz ürüne ulaşmasını sağladı. Ancak maliyetleri düşürmek şartıyla elbette. Bunun için de marketler oldukça mütevazi dekore ediliyor, personel sayısı sınırlı, kendi markalarıyla ürün yaratıyor ve yeni mağazalar kirası düşük yerlerde açılıyor vb.

Önümüzdeki yıllarda enflasyon gerilemeye başlarsa indirim marketlerinde daha fazla indirim olacağını sanmam.

İlk neden; hizmet enflasyonundaki yapışkanlık devam ederse kiralar ve personel maliyeti yüksek olduğu için enflasyon düşse dahi bu maliyet düşüşünün desteğiyle fiyatlar aynı hızla geri gelmeyebilir.

Diğer neden; enflasyon düştüğünde hanehalklarının satın alma gücü yükselir ve tüketici tercihleri zorunlu gıda maddelerinden farklı ürünlere doğru değişir. İşte o zaman oligopol piyasa ve eksik piyasanın aksaklıkları, enflasyon düştüğünde daha belirgin hale gelmiş olur.

Piyasanın sağlıklı işleyişi yeniden nasıl sağlanır?

İlk yapılacak etkin rekabet denetimi ki, örneğin Rekabet Kurumu soruşturmaları ya da marketlere fahiş fiyat nedeniyle kesilen cezalar, oligopol yapının “kartelleşme” eğilimini dizginleme çabası olarak düşünülebilir.

Devlet piyasaya yeni oyuncuların girişini kolaylaştıracak teşvikler sunmalı. Küçük üreticilerin bu yapıda pazarlık gücünü arttırmak amacıyla, doğrudan satış kanalları ve güçlü kooperatif modellerini desteklemeli.

Ek olarak ürün çeşitliliği düzenlemeleri faydalı olur. Marketlerin raflarını sadece “kendi markalarına” değil, belirli bir oranda yerel ve farklı segmentteki ürünlere yer verme zorunluluğu getirilerek eksik piyasa sorunu aşılmalı.

İnovasyon ve verimlilik getiren yabancı sermayenin sektöre geri dönmesi ve enflasyonun düşmesi rasyonel rekabet zeminine katkı sağlayacaktır.

Bir de mahalle bakkallarını unutmamalı.

Prof. Dr. Binhan Elif YILMAZ – T24

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

İşletme sermayesi neden eriyor?

Yayınlanma:

|

2026’nın yeni finansman denklemi

Bankavitrini.com | Özel Analiz

2026 yılında birçok sanayi şirketi benzer bir cümleyi kuruyor: “Siparişimiz var ama nakdimiz yok.”

Bu ifade aslında Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu yeni finansman denklemini özetliyor.

Eskiden şirketlerin en büyük sorunu satış yapabilmekti. Bugün ise birçok firma satış yapmasına rağmen işletme sermayesini koruyamıyor. Çünkü kâr eden şirketler bile nakit üretemez hale geldi.

İşletme sermayesindeki bu erime; yüksek faiz, uzayan tahsilat süreleri, artan finansman maliyetleri ve yükselen işletme giderlerinin birleşiminden kaynaklanıyor.

İşletme sermayesi nedir?

İşletme sermayesi; Dönen Varlıklar – Kısa Vadeli Borçlar şeklinde hesaplanır.

Başka bir ifadeyle; Bir şirketin günlük faaliyetlerini sürdürebilmesi için ihtiyaç duyduğu nakittir.

Ham maddeyi alır. Üretimi yapar. Maaş öder. Elektrik öder. Vergisini öder. Malı satar. Tahsilatı bekler.

Bu döngüyü finanse eden güç işletme sermayesidir.

Bugün sorun tam da bu döngünün bozulmuş olmasıdır.

2026’nın finansman denklemi neden değişti?

Eskiden şirketler şu modeli kullanıyordu.

Ham maddeyi al. Üret. Sat. Bankadan uygun faizle kredi kullan. Tahsil et. Krediyi kapat.

Bugün ise tablo tamamen değişti.

  • Krediye erişim zorlaştı.
  • Faiz maliyetleri yükseldi.
  • Tahsilat süreleri uzadı.
  • Satış vadeleri arttı.
  • Finansman giderleri kârlılığı aşmaya başladı.

Artık işletme sermayesi yalnızca şirketin kendi performansına değil, finansal sisteme erişimine de bağlı hale geldi.

1. Faiz giderleri işletme sermayesini eritiyor

Şirketlerin en büyük yüklerinden biri finansman maliyetleri oldu. Eskiden üretim maliyetleri içinde küçük yer tutan faiz giderleri bugün birçok firmada faaliyet kârını aşabiliyor.

Örneğin; 100 milyon TL işletme kredisi kullanan bir sanayi şirketi, yüksek faiz ortamında yılda on milyonlarca liralık finansman yüküyle karşı karşıya kalabiliyor.

Üretimden elde edilen kâr, çoğu zaman finansman giderine gidiyor.

2. Tahsilat süresi uzuyor

Şirket; 90 günde sattığı ürünü bugün 120-180 günde tahsil edebiliyor.

Bu durumda; şirket müşterisini finanse etmiş oluyor. Nakit içeride bekledikçe yeni üretim için tekrar kredi kullanmak zorunda kalıyor.

3. Stok maliyetleri büyüyor

Belirsizlik ortamı nedeniyle birçok firma; “Ürün bulamam; Kurlar artar; Ham madde pahalanır” endişesiyle fazla stok yaptı.

Fakat stok; nakde dönüşmeyen paradır. Depoda bekleyen her ürün; işletme sermayesini kilitler.

4. Enflasyon artık şirketleri de cezalandırıyor

Yüksek enflasyon sadece tüketiciyi etkilemiyor.

Şirketler de;

  • sürekli artan hammadde fiyatları,
  • yükselen işçilik maliyetleri,
  • enerji giderleri,
  • lojistik maliyetleri nedeniyle daha fazla işletme sermayesine ihtiyaç duyuyor.

Aynı üretimi yapmak için geçen yıla göre çok daha fazla nakit gerekiyor.

5. Krediye erişim zorlaştı

2026’nın en önemli değişimlerinden biri de bu. Eskiden limit sorunu yaşayan şirket sayısı sınırlıydı.

Bugün ise;

  • limit daralmaları,
  • teminat eksiklikleri,
  • kredi büyüme sınırları,
  • risk iştahındaki azalma nedeniyle birçok firma istediği kadar kredi kullanamıyor.

Bu durum işletme sermayesi açığını büyütüyor.

6. Kârlılık ile nakit aynı şey değil

Birçok şirket muhasebede kâr açıklıyor.

Ancak kasasında para bulunmuyor.

Çünkü; satış gerçekleşmiş, fatura kesilmiş, gelir yazılmış, ama tahsilat yapılmamış oluyor.

Muhasebe kârı; nakit anlamına gelmiyor.

7. Kur oynaklığı işletme sermayesini büyütüyor

İthal ham madde kullanan sanayi şirketleri; kur yükseldiğinde aynı üretimi yapabilmek için daha fazla sermayeye ihtiyaç duyuyor.

Kur riski artık sadece ihracatçıların değil, iç piyasaya çalışan şirketlerin de temel sorunu haline geldi.

8. Tedarikçiler de peşin çalışmak istiyor

Geçmişte; 120 günlük vadeler yaygındı.

Bugün ise birçok tedarikçi;

  • peşin ödeme,
  • kısa vade,
  • avans istemeye başladı.

Bu durum işletme sermayesine ikinci bir baskı oluşturuyor.

Yeni finansman denklemi

2026 yılında şirketlerin başarısını artık sadece satış hacmi belirlemiyor.

Asıl belirleyici unsur; nakit dönüşüm hızıdır.

Şirketler şu üç süreyi birlikte yönetmek zorunda:

  • Stokta bekleme süresi
  • Alacak tahsil süresi
  • Borç ödeme süresi

Bu üç göstergenin toplamı, şirketin ne kadar işletme sermayesine ihtiyaç duyacağını belirliyor.

Kısacası, nakit dönüşüm döngüsü (Cash Conversion Cycle) kısaldıkça işletme sermayesi ihtiyacı azalıyor; uzadıkça finansman baskısı artıyor.

Çözüm nerede?

2026’nın yeni finansman anlayışı; “Daha fazla kredi kullan” değil, “Daha az işletme sermayesiyle daha hızlı nakit üret” yaklaşımı üzerine kuruluyor.

Başarılı şirketler artık;

  • günlük nakit akışını izliyor,
  • 13 haftalık nakit projeksiyonu hazırlıyor,
  • stoklarını optimize ediyor,
  • tahsilat sürelerini kısaltıyor,
  • düşük kârlı ürünlerden çıkıyor,
  • atıl varlıklarını nakde çeviriyor,
  • alternatif finansman kaynaklarını (faktoring, tedarikçi finansmanı, leasing vb.) daha etkin kullanıyor.

2026’nın kazananı kim olacak?

2026’nın kazananı en fazla üretim yapan şirket olmayacak. En fazla ciro yapan şirket de olmayacak.

En hızlı nakit üreten, işletme sermayesini en verimli kullanan ve finansman maliyetini en iyi yöneten şirketler ayakta kalacak.

Çünkü yeni dönemde rekabet sadece ürün ve fiyat üzerinden değil; likidite yönetimi, nakit akışı disiplini ve finansal dayanıklılık üzerinden şekilleniyor.

İşletme sermayesini koruyabilen şirketler, yalnızca bugünkü finansman baskısını aşmakla kalmayacak; aynı zamanda yatırım fırsatlarını değerlendirebilecek, tedarik zincirinde güvenilirliğini artıracak ve olası ekonomik dalgalanmalara karşı daha dirençli bir yapı oluşturacaktır.

2026’nın en değerli sermayesi artık makine parkı değil; yönetilebilen nakit akışıdır.

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

Marksist kârlılık oranının düşme eğilimi tezi ne anlatıyor?

Yayınlanma:

|

Marksist “kârlılık oranının düşme eğilimi” tezi, Karl Marx‘ın kapitalist sistem analizinin en önemli unsurlarından biridir. Temel iddia şudur:

Kapitalizm geliştikçe, uzun vadede sermayenin elde ettiği kâr oranı düşme eğilimi gösterir. Bu da sistemin kriz üretme eğilimini artırır.

Tezin temel mantığı

Marx’a göre bir işletmenin yatırımı iki ana bölümden oluşur:

  • Sabit sermaye (Constant Capital – C): Makine, fabrika, bina, teknoloji, hammadde vb.
  • Değişken sermaye (Variable Capital – V): İşçilere ödenen ücretler.

Marx’ın temel varsayımı şudur: Yeni değer ve artı değer yalnızca emek tarafından yaratılır.

Makine üretimi hızlandırır ancak kendi başına yeni değer üretmez; yalnızca sahip olduğu değeri ürüne aktarır.

Neden kâr oranı düşüyor?

Rekabet nedeniyle firmalar sürekli:

  • Daha fazla otomasyon kurar,
  • Daha gelişmiş makineler alır,
  • Robotlaşmaya gider,
  • Yapay zekâ kullanır.

Bunun sonucu:

  • Makine yatırımları artar.
  • İşçi sayısı göreli olarak azalır.
  • Yeni değer üreten unsurun (emek) toplam sermaye içindeki payı küçülür.

Marx bunu şu formülle ifade eder: Kâr Oranı = Artı Değer / (Sabit Sermaye + Değişken Sermaye)

Yani;

  • Pay (kâr) aynı hızla artmaz,
  • Payda (toplam sermaye) hızla büyür.

Sonuç: Kâr oranı zaman içinde düşme eğilimine girer.

Basit örnek

İlk durumda:

  • Makine: 100
  • İşçilik: 100
  • Artı değer: 100

Kâr oranı:

100 / (100+100) = %50

Sonra firma otomasyona geçiyor.

  • Makine: 400
  • İşçilik: 50
  • Artı değer: 50

Kâr oranı:

50 / (400+50) ≈ %11

Üretim artmış olabilir.

Satışlar artmış olabilir.

Toplam kâr bile artabilir.

Ancak sermayenin getirisi (kâr oranı) düşmektedir.

Marx’a göre bunun sonuçları

Bu süreç;

  • aşırı üretime,
  • kapasite fazlasına,
  • işsizliğe,
  • ücret baskısına,
  • finansal balonlara,
  • krizlere,
  • sermayenin merkezileşmesine,
  • tekelleşmeye

neden olur.

Her kriz, eski sermayenin bir kısmını tasfiye ederek kâr oranını geçici olarak yeniden yükseltir.

Marx’ın bahsettiği “karşıt eğilimler”

Marx, kâr oranının otomatik olarak sürekli düşeceğini söylemez. Düşüşü yavaşlatan veya tersine çevirebilen etkenleri de sıralar:

  • İşçilerin ücretlerinin baskılanması
  • Emek verimliliğinin artması
  • Daha ucuz hammadde bulunması
  • Yeni pazarların açılması
  • Dış ticaret
  • Teknolojik yeniliklerin maliyetleri düşürmesi
  • Finansal genişleme
  • Sermayenin değersizleşmesi (kriz sonrası)

Bu nedenle tez “kâr oranı mutlaka düşer” değil; “Kapitalizm içinde kâr oranı düşme eğilimine sahiptir; ancak bu eğilim dönem dönem çeşitli karşıt güçlerle dengelenebilir.”

Günümüzde nasıl yorumlanıyor?

Bu tez bugün de iktisatçılar arasında tartışmalıdır.

Tezi destekleyenler:

  • Uzun vadede gelişmiş ekonomilerde yatırım getirilerinin azalması,
  • Şirketlerin giderek daha fazla borçlanması,
  • Finansal krizlerin sıklaşması,
  • Teknoloji yatırımlarına rağmen verimlilik artışının yavaşlaması

gibi olguların Marx’ın analizini desteklediğini savunur.

Eleştirenler ise:

  • Teknolojinin sadece maliyet değil yeni talep ve yeni sektörler yarattığını,
  • Yenilikçi ürünlerin yeni kâr alanları oluşturduğunu,
  • Hizmet ekonomisi ve dijital platformların klasik sanayi modelini değiştirdiğini,
  • İnsan sermayesi, fikri mülkiyet ve yazılım gibi varlıkların değer yaratma biçimini dönüştürdüğünü

ileri sürer. Bu görüşe göre, uzun vadeli kârlılık yalnızca emek-sermaye oranıyla açıklanamaz.

Kısacası

Marksist kârlılık oranının düşme eğilimi tezi, kapitalizmin rekabet nedeniyle giderek daha fazla makine ve teknolojiye yatırım yaptığını; buna karşılık yeni değerin kaynağı olarak görülen emeğin göreli payının azaldığını ve bu nedenle sermayenin getirisi olan kâr oranının uzun vadede düşme eğilimi gösterdiğini savunur. Marx’a göre bu eğilim, kapitalist ekonomilerin krizlere neden yatkın olduğunun temel açıklamalarından biridir.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.