Connect with us

GÜNCEL

Gıda İşletmelerinde Şeffaflık Dönemi: Karekod Zorunluluğu Başlıyor

Yayınlanma:

|

Tüketici artık ne yediğini sadece tadıyla değil, verisiyle de bilecek.

Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından hayata geçirilen “karekod uygulaması” ile tüketiciler, gıda işletmelerinin denetim durumunu dijital olarak görebilecek. 28 Temmuz 2025 itibarıyla satış ve toplu tüketim yerlerinde bu karekodun bulundurulması zorunlu olacak. Uygulama sayesinde gıda güvenliği ve şeffaflık alanında yeni bir dönem başlıyor.

“Artık Her Lokma Denetim Altında: Gıda İşletmeleri Karekod ile İzlenecek”

Tüketiciye dijital denetim imkânı!

Tüketiciler artık alışveriş yaptığı marketten dışarıda yemek yediği restorana kadar her noktada karekodu okutarak işletmenin denetim geçmişini, hijyen durumunu ve resmi kayıtlarını kontrol edebilecek.

“Restoran, Market, Kafe… Karekod Olmadan Satış Yok!”

Karekodun yer almadığı işletmeler mevzuata aykırı olacak.

Yeni uygulamayla tüm satış ve toplu tüketim yerleri, görünür alanda karekod bulundurmakla yükümlü olacak. Denetimler bu kapsamda sıklaştırılacak; vatandaş bilinçlendirilecek.

Okumaya devam et

Cengiz KILIÇ

Enerji sektöründe kritik kavşak: Hukuki çıkmaz mı, yeni fırsat mı?

Yanlış kurgularla başlayıp, gelinen noktada “gelir darlığı” ve Anayasa Mahkemesi lisanslama yolu iptaliyle yakın gelecekte faaliyet durdurma riski taşıyan 10 yılını dolduran/dolduracak tesisler, aynı zamanda milli birer servettir.

Yayınlanma:

|

Yazan:

Yayınlanan ilk yazı, 10 yıllık YEKDEM süresini dolduran lisanssız üretim tesisleri için 12 Haziran 2026’da çıkarılan Cumhurbaşkanı Kararı’nın finansal etkilerini ortaya koydu. O kararla Görevli Tedarik Şirketi (GTŞ) zorunlu alıcı yapılıp tesislerin sistem dışında kalma riski bitse de, satış tavanlarındaki düşüş yeni bir piyasa gerçekliği yarattı.

Resmin bütününü görmek ve uygulanabilir bir çözüm üretebilmek için bugünkü tabloyu yaratan hukuki zemine ve farklı paydaşların perspektiflerine inmek şart.

Bu ikinci yazıda; 5346 sayılı Kanun’un 6. maddesindeki düzenlemeleri, Anayasa Mahkemesi (AYM) sürecini ve piyasa paydaşları arasındaki dengeyi gözeten bir çıkış stratejisini inceliyoruz:

1. Çok Taraflı Bir Denklem: Beklentiler ve Hukuki Süreç

10 yılını dolduran tesislerin durumu, sektörde tek boyutlu olmayan, pek çok tarafın haklı gerekçelerinin kesiştiği karmaşık bir denklemdir:

  • Lisanslı Yatırımcıların Yaklaşımı: YEKA ve benzeri yarışmalarda devasa teminatlar ve bedeller ödeyerek sisteme giren lisanslı yatırımcılar; lisanssız tesislerin sonradan sadece bir bedel ödeyerek kendileriyle aynı “lisanslı” statüye gelmesini rekabet eşitliğine aykırı bulabilmektedir.
  • 10 Yılını Dolduran Yatırımcıların Yaklaşımı: Halihazırda üretim yapan ve 10 yılını dolduran tesis sahipleri, sisteme enerji sağlamaya devam edebilmek için idareye neden ilave bir lisans bedeli ödemeleri gerektiğini sorgulamaktadır.
  • Kanun Koyucu ve AYM Gerçekliği: Kanun koyucu, 5346 sayılı Kanun’da yaptığı değişiklikle tesislerin belli bir “lisans alma bedeli” karşılığında lisanslı statüye geçebilmesi için bir yol açmıştı. Ancak Anayasa Mahkemesi, bu lisans alma bedelinin miktar ve sınırlarının bizzat kanunla belirlenmesi gerektiğini, bu yetkinin idareye (EPDK) bırakılamayacağını vurgulayarak düzenlemeyi iptal etti. Sonuç olarak kanun koyucunun açtığı yol, hukuki gerekçelerle kapandı.

İptal hükmünün yürürlüğe girmesi için verilen erteleme süresi dolduğunda (10 Aralık 2026), lisanslı statüye geçişe imkan tanıyan yasal altyapı ortadan kalkacak; geriye sadece Cumhurbaşkanına fiyat belirleme yetkisi veren kısmı kalacak.

2. Yeni Fiyatlama Dinamikleri ve Sürdürülebilirlik Riski

AYM’nin de onay verdiği fiyat belirleme yetkisi çerçevesinde yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile yüksek Ulusal Tarife tavanı devreden çıktı; yerine “güncel lisanslı YEKDEM fiyatının %90’ı” ve saatlik PTF tavanı geldi. Yeni düzenlemeyle birlikte tavan fiyatların ciddi oranda aşağı çekilmesi, sahadaki işletme gerçekleriyle uyuşmayan bir darboğaz yaratmaktadır.

İşletme dinamikleri göz önüne alındığında; her bir tesisin düzenli bakım, sigorta, güvenlik ve sisteme veriş (dağıtım) gibi zaruri sabit giderleri bulunmaktadır. Buna mukabil santraller; güneş üretiminin pik yaptığı dönemlerde haliyle PTF’nin dağıtım bedelinin altına düştüğü saatlerde negatif nakit akışını engellemek için üretimi durdurmak durumunda kalırken, fiyatların yükseldiği saatlerde ise YEKDEM %90 tavanına takılmaktadır.

“Alttan dağıtım bedeli engeliyle budanan, üstten YEKDEM tavanıyla kısıtlanan bu makas, tesislerin gelir-gider dengesini eksiye geçirme riski taşımaktadır.”

Özellikle profesyonel bir toplayıcılık (agregasyon) çatısı altına girmeyen tesisler bu riske çok daha açık. Anlık teknik takipten yoksun kalan bu santraller, başabaş noktasından hızla negatif getiriye düşecek.

Üstelik 10 yılını dolduran bu tesislerin fiziksel ömürleri itibarıyla artan donanım ihtiyaçları göz ardı edilmemeli. Mevcut gelir darlığı, kaçınılmaz olan ağır bakım ve teknolojik yenileme (revamping) yatırımlarından kaçınılmasına yol açacak. Bu durum kapasitenin orta vadede durma noktasına gelmesine neden olabilir. Sistematik riskin asıl boyutu ise şebekeye yansıyabilir.

“Yatırım yapılmadığı için zamanla birer “hayalet üretim tesisine” dönüşebilecek bu santrallerin kesintili çalışması, sistemdeki frekans dengesini doğrudan etkileyecektir.”

Şebeke işletmecisi (TEİAŞ) açısından bu öngörülemez arz dengesizliğini tolere etmek bu santrallerin sayısı arttıkça daha da zorlaşabilir.

3. Ortak Çözüm Stratejisi: “Gönüllü Geçiş ve Rasyonel Bedel” Modeli

Finansal fizibilitesini yitirme riski taşıyan bu santrallerin durumu sadece bir yatırımcı meselesi değil; ülkenin enerji arz güvenliği, mevcut kurulu gücün verimliliği ve milli servetin korunması meselesi. Tüm tarafların hassasiyetlerini ve AYM’nin uyarılarını dikkate alan objektif bir Yeniden Yapılandırma Çözüm Paketi devreye girmelidir:

  • Gönüllü Feragat ve Yeni Statü Talebi: 10 yıllık süresini dolduran yatırımcı, idarenin bir dayatmasıyla değil, tamamen kendi rızasıyla lisanssız üretim faaliyetini durdurmayı taahhüt etmeli ve kendi isteğiyle ayrı bir lisans başvurusunda bulunabilmelidir.
  • AYM İçtihadına Uygun Kanuni Bedel: Anayasa Mahkemesi’nin iptal gerekçesine tam uyumlu olarak; geçiş için ödenecek lisans bedeli idarenin inisiyatifine bırakılmamalıdır. Bizzat kanun koyucu (TBMM) tarafından, tesisin kalan ekonomik ömrü ve güncel gelir potansiyeli ile orantılı, net sınırları çizilmiş bir bedel yasalaştırılmalıdır.
  • YEKA Rekabet Dengesinin Korunması: Belirlenecek bu kanuni geçiş bedeli, YEKA yarışmalarında devasa teminatlar ödeyen yatırımcılar karşısında haksız bir avantaj yaratmayacak; öte yandan mevcut santrali ağır bakım maliyetleri altında ezip atıl bırakmayacak kadar “anlamlı ve rasyonel” bir çizgide dengelenmelidir.

Tüketim Odaklı Portföy Entegrasyonu (Alternatif Çözüm):

  • Lisanslı statüye geçiş modelinin yanı sıra, özellikle arazi tipi santrallerin piyasada daralan tavan fiyat kısıtlarına takılmaması için bağımsız bir ticari çözüm daha hayata geçirilebilir.
  • Bu santrallerin, üretim profilleriyle eşleşen (ilgili saatlerde tüketimi olan) büyük tüketici gruplarıyla doğrudan birleştirilmesi ve entegre edilmesi sağlanabilir. Bu sayede üretilen enerji, fiyat kısıtlarına maruz kalmadan doğrudan reel sektörün ilgili saatteki tüketimine sunulabilir.

Sonuç olarak; bu tesisleri ekonomik ömürleri boyunca sistemde tutacak anlamlı bir “lisanslandırma” veya “tüketim entegrasyonu” modeli, serbest piyasa ruhuna ve hukuki güvenliğe en uygun çözümler olacak.

Cengiz KILIÇ – ZENERG Genel Müdürü

***************

Cengiz KILIÇ: Lisanssız enerji yatırımlarında 10 yıl sonrası hesap değişti

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

Tavuk sektörü günah keçisi ilan edildi, peki maliyetleri kim konuşacak?

Beyaz ette fiyat tartışması: Asıl sorun üretici mi, maliyetler mi?
Tavuğun görünmeyen faturası: Yem, aşı, enerji ve iade yükü
Raf fiyatına bakıp karar vermek yanıltıyor: Tavuk sektörünün maliyet gerçeği

Yayınlanma:

|

Son dönemde tavuk eti fiyatları üzerinden yürütülen tartışmalar, beyaz et sektörünü kamuoyunda adeta “fırsatçı sektör” konumuna taşıdı. Rekabet soruşturmaları, ihracat kısıtlamaları, fiyat denetimleri ve kamuoyu baskısı derken sektör sürekli sanık sandalyesine oturtuluyor.

Ancak madalyonun diğer yüzüne bakan pek yok.

Bir kilogram tavuk etinin tüketiciye ulaşana kadar geçtiği üretim zinciri incelendiğinde, sektörün son yıllarda karşı karşıya kaldığı maliyet artışlarının önemli bölümü kamuoyunda yeterince tartışılmıyor.

Bir kilogram tavuğun maliyetinin yüzde 68’i yem

Tarım ve Orman Bakanlığı’nın Kümes Hayvancılığı Durum ve Tahmin Raporu‘na göre broiler üretim maliyetlerinin yaklaşık yüzde 68’i yemden oluşuyor. Civciv maliyeti yüzde 14 seviyesinde bulunurken enerji, işçilik, bakım, amortisman ve diğer giderler geri kalan kısmı oluşturuyor.

Bu tablo tek başına sektörün neden sürekli yem fiyatlarını takip ettiğini açıklıyor. Çünkü tavuk üreticisinin kaderi büyük ölçüde mısır ve soya fiyatlarına bağlı.

Mısır ve soya bağımlılığı sektörün kırılgan noktası

Türkiye’nin kanatlı sektöründe kullanılan yem hammaddelerinin temelini mısır ve soya oluşturuyor.

Sorun şu ki;

  • Soya tedarikinde ithalat bağımlılığı yüzde 90’ın üzerinde.
  • Mısırda da önemli ölçüde dış kaynak kullanılıyor.
  • Yem sektörünün toplam dışa bağımlılığı yüzde 50’nin üzerine çıkmış durumda.

2026 yılında yem sektörünün kullandığı hammaddeler içerisinde yaklaşık:

  • 5 milyon ton soya ve türevleri
  • 4,9 milyon ton mısır ve ürünleri

ithalatla karşılanıyor.

Dolayısıyla döviz kuru yükseldiğinde, küresel emtia fiyatları arttığında veya lojistik maliyetleri bozulduğunda tavuk üreticisinin maliyeti otomatik olarak yükseliyor.

Devlet neden mısır ithalatında vergi indirimi yaptı?

2026 yılında Ticaret Bakanlığı’nın mısır ithalatında tarife kontenjanı açması tesadüf değil.

Kararın gerekçesinde mısırın kanatlı eti başta olmak üzere birçok gıda ürününün temel girdisi olduğu vurgulandı. Üretim maliyetlerini düşürmek amacıyla belirli miktarda mısır ithalatında düşük vergi uygulanmasına karar verildi. Eğer sektör gerçekten aşırı kârlı ve maliyet baskısı yaşamıyor olsaydı, yem maliyetlerini düşürmek için böyle bir düzenlemeye ihtiyaç duyulur muydu?

Bu soru önem taşıyor.

Kimse aşı, ilaç ve biyogüvenlik maliyetlerinden bahsetmiyor

Kanatlı sektörü sıradan bir üretim alanı değil. Bir otomotiv fabrikasında üretim hattı durabilir. Bir tekstil işletmesi sipariş bekleyebilir. Ancak tavuk sektöründe üretim canlı organizmalar üzerinden yürür.

Bu nedenle;

  • Veteriner ilaçları,
  • Aşılar,
  • Yem katkıları,
  • Biyogüvenlik ekipmanları,
  • Hastalık önleme sistemleri,

üretimin vazgeçilmez parçalarıdır. Sektör raporları da aşı ve veteriner ilaçlarının üretimin temel girdileri arasında yer aldığını göstermektedir. Küresel ilaç ve veteriner sağlık ürünlerinin büyük bölümü ithal edildiği için kur artışları bu kalemleri de doğrudan etkiliyor.

Soğuk zincir maliyetini görmezden gelmek mümkün değil

Tavuk eti üretildikten sonra iş bitmiyor.

Ürün;

  • Kesimhane,
  • Paketleme,
  • Depolama,
  • Soğuk hava tesisleri,
  • Nakliye araçları,
  • Market dolapları

arasında kesintisiz soğuk zincir içerisinde taşınmak zorunda.

Soğuk zincirin bir saat bile bozulması ürünün tamamen kaybedilmesine neden olabiliyor. Sektörün gıda güvenliği açısından soğuk zincire yaptığı yatırımlar BESD-BİR tarafından da sürekli vurgulanıyor. Elektrik fiyatlarındaki artış, akaryakıt maliyetleri ve lojistik giderleri doğrudan nihai maliyetleri etkiliyor.

En az konuşulan maliyet: İadeler ve zayiat

Sektörün en büyük görünmeyen maliyetlerinden biri de geri dönüşler.

Marketlerde son kullanma tarihi yaklaşan ürünler, satılamayan tavuk ürünleri, bozulan ürünler, kampanya iadeleri çoğu zaman üreticiye geri dönüyor. Gıda sektöründe bu oran bazı dönemlerde ciddi seviyelere ulaşabiliyor. Kamuoyunda fiyatlar konuşulurken bu ürünlerin maliyetinin kim tarafından karşılandığı pek sorgulanmıyor.

İşçilik ve finansman yükü de büyüyor

Asgari ücret artışları, enerji giderleri, finansman maliyetleri, işletme sermayesi ihtiyacı, özellikle entegre üretim yapan firmaların bilançolarında ciddi baskı oluşturuyor. Yüksek faiz ortamında yem stoklamak bile finansman maliyeti yaratıyor.

Birçok üretici bugün yalnızca tavuk yetiştirmiyor; aynı zamanda yüksek faizle çalışan devasa bir işletme sermayesini de yönetmeye çalışıyor.

Tavuk fiyatı mı artıyor, yoksa maliyetler mi?

Kamuoyunda çoğu zaman yalnızca raf fiyatı görülüyor.

Ancak maliyet zinciri incelendiğinde;

  • Yem,
  • Soya,
  • Mısır,
  • Döviz kuru,
  • Elektrik,
  • Akaryakıt,
  • Soğuk zincir,
  • Aşı ve ilaç,
  • İşçilik,
  • Finansman,
  • İade ve zayiat

gibi çok sayıda unsurun fiyat üzerinde etkili olduğu görülüyor. Bu nedenle tavuk sektörünü yalnızca fiyat artışları üzerinden değerlendirmek eksik bir yaklaşım olabilir.

Sorun sadece üreticide değil, sistemde

Türkiye’nin beyaz et sektörü bugün milyonlarca kişinin en erişilebilir hayvansal protein kaynağını üretiyor. Ancak sektörün en büyük açmazı, maliyetlerinin önemli bölümünün ithal girdilere bağlı olması. Soya ve mısırda dışa bağımlılık azaltılmadan, yerli yem hammaddesi üretimi artırılmadan, enerji ve lojistik maliyetleri düşürülmeden, yalnızca üreticiyi suçlayarak fiyat sorununu çözmek mümkün görünmüyor.

Tavuk sektörünü günah keçisi ilan etmek kolay.

Asıl zor olan ise maliyetlerin gerçek nedenleriyle yüzleşmek.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist    www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

GÜNCEL

Enerji mi, jeopolitik kuşatma mı?: ABD, İsrail, Yunanistan ve GKRY aynı masada

Yayınlanma:

|

Yazan:

Doğu Akdeniz’de enerji denklemi yeniden kuruluyor: ABD, Yunanistan, İsrail ve Güney Kıbrıs’tan kritik hamle

Haber-analiz | bankavitrini.com

ABD, Yunanistan, İsrail ve Güney Kıbrıs, Doğu Akdeniz’de enerji iş birliğini kurumsal zemine taşıyan yeni bir adım attı. Dört ülke, Houston’da Eastern Mediterranean Energy Centre adlı yeni enerji merkezini başlattı ve enerji güvenliği, doğal gaz, altyapı, inovasyon, araştırma, kritik tesislerin korunması ve siber güvenlik başlıklarında ortak yol haritası hazırlanması konusunda anlaştı. Yol haritasının yıl sonuna kadar onaylanması bekleniyor.

Bu adım, yalnızca teknik bir enerji iş birliği değil; Doğu Akdeniz’de enerji, güvenlik, ticaret koridorları ve jeopolitik nüfuz mücadelesinin yeni aşaması olarak görülüyor. Merkezin Rice University Baker Institute bünyesinde kurulması, ABD’nin bölgedeki enerji diplomasisini daha kalıcı bir mekanizmaya dönüştürme niyetini gösteriyor.

Anlaşmanın arka planında “3+1” formatı bulunuyor: Yunanistan, Güney Kıbrıs ve İsrail üçlüsüne ABD’nin destek verdiği bu yapı, 2019’daki EastMed Act ile kurumsallaşmıştı. Yeni merkez; üniversiteler, araştırma kurumları, özel sektör ve hükümetler arasında enerji güvenliği, yatırım ve altyapı odaklı koordinasyon platformu olarak çalışacak.

Amaç ne?

Görünürde amaç; Avrupa’nın enerji arz güvenliğini artırmak, Doğu Akdeniz gazını ve elektrik bağlantı projelerini daha koordineli hale getirmek. Ancak asıl hedef daha geniş: Rusya’ya bağımlılığı azaltmak, ABD LNG’sinin Güneydoğu Avrupa’ya girişini kolaylaştırmak, İsrail–Güney Kıbrıs–Yunanistan hattını enerji koridoruna dönüştürmek ve Türkiye’nin dışlandığı alternatif bir jeopolitik enerji mimarisi kurmak.

Nitekim ABD’li Venture Global ile Yunan Atlantic-SEE LNG Trade arasında yapılan son anlaşmayla, 2030’dan itibaren 20 yıl süreyle Yunanistan’a yıllık en az 1 milyon ton LNG tedariki planlanıyor. Bu gazın Yunanistan üzerinden Orta ve Doğu Avrupa’ya taşınması hedefleniyor.

Türkiye ve KKTC açısından anlamı

Bu gelişme Türkiye açısından dikkatle izlenmesi gereken bir hamle. Çünkü Doğu Akdeniz’de enerji kaynakları, deniz yetki alanları, Kıbrıs meselesi ve Avrupa enerji güvenliği aynı denklemde birleşiyor.

Özellikle Great Sea Interconnector gibi Yunanistan–Güney Kıbrıs–İsrail elektrik bağlantı projeleri, Türkiye’nin deniz yetki alanı tezleriyle doğrudan kesişiyor. AP’ye göre Türkiye, bu kablo hattının kendi yetki alanlarını ve Kıbrıs Türklerinin haklarını yok saydığı görüşünde. AB ise projeye ciddi finansman desteği veriyor.

Bu nedenle Houston’daki anlaşma, sadece enerji merkezi kurulması değil; Doğu Akdeniz’de Türkiye’siz bir enerji-güvenlik hattının tahkim edilmesi anlamına geliyor.

Ekonomik sonuçlar

Bölgedeki enerji projeleri hız kazanırsa Yunanistan, LNG ve elektrik iletiminde bölgesel merkez olma iddiasını güçlendirebilir. Güney Kıbrıs, enerji diplomasisi üzerinden stratejik ağırlığını artırabilir. İsrail, gaz ve elektrik ihracatı için Avrupa kapısını açık tutar. ABD ise hem LNG ihracatını hem de bölgesel siyasi nüfuzunu artırır.

Türkiye açısından ise risk, enerji denkleminde dışarıda bırakılmak; fırsat ise coğrafi avantajını kullanarak daha ekonomik ve gerçekçi enerji geçiş güzergâhı olduğunu yeniden masaya koymaktır.

Kısa yorum

Doğu Akdeniz’de enerji artık sadece enerji değildir. Boru hattı, LNG terminali, denizaltı kablosu, siber güvenlik ve askeri iş birliği aynı paketin parçaları haline gelmiştir. ABD, Yunanistan, İsrail ve Güney Kıbrıs’ın attığı son adım da bu yeni dönemin işaretidir: Bölgede enerji üzerinden yeni bir jeopolitik hat kuruluyor. Türkiye bu masanın dışında bırakılmak isteniyor.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.