Connect with us

Erol Taşdelen

İHRACATÇIYI DÖVEREK DÖVİZ REZERV ARTAR MI?

Yayınlanma:

|

Son yıllarda akıl almaz ekonomi politika(sızlık)lar Merkez Bankası rezervlerinin milletin gözleri önünde eridiğine şahit olduk. Cumhuriyet tarihinde ilk defa bu kadar çok eksi rezerv ile 2020’lere başlamış olduk. Demirel’in 1970’lerdeki meşhur “70 cente bile muhtacız” noktasına gelebilmemiz için 50 milyar dolar bulmamız gerekiyor. Zaman zaman ekonomi kurmaylarının ağızlarından kaçırdıkları 50 milyar dolar hikayesi de bu zaten.

Yurt dışı borçlanmalar aksıyor

Son yıllarda yabancı sermayeyi çok dövdük. Buna “ohh” diyenler olduğu gibi alternatif kaynaklar üretemeyenler panik halde farklı arayışlar içine girdi. Swaplarda sınırlamalar, yabancıların TL’ye ulaşmasını engellemeler üzerine “gri listeye” dahil olmamız da eklenince ipin ucu kaçtı. Piyasa yapıcılar ahalinin elinde dövize ve ihracatçı firmaların dövizine yöneldi. Kur Korumalı Hesapları ( KKH ); İhracat bedellerinin önce %25’ini ( daha sonra oranı artırarak %40’ını) Merkez Bankası aracılığı ile TL’ye dönüştürülmesini bu arayış hamleleri olarak okumak gerekir. Bankacılık sektörü Sendikasyon kredilerinde bırakın yenisini almayı eskisini bile 20-25 ülkenin 30-40 bankasından zor tamamlayabiliyor. Sektör bu durumu “yoğun talep” diye sunsa da işin içinde olanlar gerçeği biliyor.

Kur Korumalı Hesaplar ne durumda?

8 Nisan itibarıyla KKH’larda biriken paralar 728,6 milyar TL seviyesine ulaşmış durumda. Dolar bazında 49,6 milyar USD yapar. KKH’ların dolarizasyonun önüne geçmediği başta amaçlanan “dövizini alan bankalara koştu” söyleminin gerçekler ile örtüşmediği rakamlar ile ortaya çıkınca ekonomi kurmaylar söylem değiştirerek “dövize gidecek TL’lerin önünü keserek talepleri engelledik” söylemine döndüklerine şahit olduk. 8 Nisan itibarıyla toplam mevduatın %57,8’lik kısmı döviz hesaplarda duruyor; üzerine KKH’ları da ekleyince toplam mevduatın %70’lik bölümü döviz ya da dövize endeksli KKH’larda bulunmakta (*). Hadi ekonomi kurmayları gibi düşünelim KKH’lardaki paraların dövize gitmediğini var sayalım ama o zaman da bir sorun ortaya çıkıyor KKH’lar çoğu TL’den geldiği için Merkez Bankası rezervlerinin artmasını sağlamadı ki. Amaç kısa vadeli Merkez Bankası döviz rezervleri artırmak ise başta “süper bono” diye bilinen dövize endeksli eurobond çıkarsaydınız o zaman. Ne diye halkın vergi gelirlerinden kaynağı oluşan Hazineye ek faiz yükü verdiniz; Merkez Bankası üzerine ek kur yükü bindirdiniz. Artmayacak döviz rezervleri için toplum üzerine ek yük binmiş durumda. İleriye yönelik ne kadar fatura çıkacağını KKH’ları kurgulayanlar da net bilmiyor şu an. Bu güne kadar ödenen dâhil önümüzde ki bir yıl için, toplam destek ödemesi Hazine ve Maliye Bakanlığı için 18,1 milyar; Merkez Bankası için 4,2 milyar TL hesaplanıyor; tabi kurlar bu seviyede kalır ise. Şirketlere getirilen vergi istisnasının maliyetini ise 2.3 milyar TL.

Bankalar KKH oyununa dahil edildi!

Ahalimiz dövizini bozmayınca bankalara 15 Nisana kadar döviz mevduatlarının %10’luk; 8 Temmuza kadar %20’lik kısmının KKH’lara dönüştürülmesi için müşterilerini ikna etme hedefi verildi. Daha önce yazdığımız gibi bu hedef tutmaması halinde bankaları ciddi cezalar bekliyor. 2019-20’deki AKTİF RASYO yaptırımı “kredi verin” üzerine idi; KKH’lar bakısı da “döviz hesapları TL’ye dönüştürün” üzerine oldu. Hedef tutmaz ise %1,5 komisyon ödeme ve daha yüksek karşılık yatırma seçeneği ceza makbuzu olarak gösterildi. Kim ne kadar ceza ödeyecek umarım KAP’a bildirilir ( tabi bankalara ek süre verilmez ise ).

İhracatçı ve bankalar dayak yemeye başladı!

KKH’lar beknenen ek döviz rezervine katkı yaratmadı, dolarizasyon oranı düşürülemedi. Gözler elinde döviz bulunduran ihracatçıya döndü. MB, ocak ayı başında ihracat döviz gelirinin dolar, avro ve sterlin cinsi olanların ihracat bedelinin yüzde 25’i düzenlendiği tarihteki işlem kuru üzerinden MB’ye satılmasına zorunlu hale getirmişti. Bu oran Nisan ortasında %40’a çıkarıldı, haftaya başlıyor. 2022’ye kadar ihracat bedeli gelen ihracatçı bankasında karşılıklı sat/al kuru bağlayarak ihracat bedelini Döviz Alım Belgesi ( DAB)‘a bağlıyor aynı dövizi ihtiyacı için hesaplarında döviz olarak tutuyor, ithal girdiler için ihtiyatta tutuyor veya bu bedeli TL’ye dönüştürüp ödeme ihtiyaçları ( hammadde alımı, maaş, elektrik, doğalgaz ödemesi… vb ) için kullanıyordu. Bu durumda ihracat bedeli döviz firmanın çalıştığı bankalarda kalıyordu. İşte Ekonomi kurmaylar kendi mantıklarına göre bu paranın peşine düştü. Bu döviz Merkez Bankasında TL’ye dönüşür ise döviz de otomatikman Merkez Bankasında kalır bu sayede Merkez Bankasının rezervleri artar mantığı ile hareket edildi. %25’lik dört aylık uygulamadan sonuç alındı ki oran %40’lara çıkarıldı. Rusya – Ukrayna savaşı çıkınca yurtdışı paraları dondurulan Rusya hatırlayın bu oranı direkt %80 yapmıştı. Bu durumda bankalarda kalacak ihracat döviz bedelleri Merkez Bankasına gidiyor. Firmalar da eski sistemdeki gibi karşılıklı al/sat döviz kuru bağlayamadığı için bankalara dönüp ihtiyacı olan dövizi alıyor. Bu durumda Merkez Bankası ile Bankaların döviz satış kuru arasındaki fark kadar İhracatçı zarara uğruyor. İhracatçıya yükleneceğinize ihracatı olmayan firmaların döviz almasının önünü kesin daha mantıklı bir iş yapmış olursunuz. Sermaye kontrolü sağlayalım derken arada döviz kazandırıcı firmaları dövüyorsunuz haberiniz olsun! Uygulama, sat/al arasındaki geçen zamanda şansa kurlar anlık artmaz ise İhracatçıların maliyetlerini %0,50-1 arasında artırır haberiniz olsun!

İhracatçı da mı kaçsın isteniyor!

İhracatçıya yönelik uygulamalar kısa vadede kazandırıyor gibi gözükse de orta uzun vadede tehlikeli sonuçlar doğurabilir. Zira bu tür uygulamalar artması halinde Firmalar ihracat gelirlerini yurtdışında tutmak için Romanya, Bulgaristan gibi ülkelere kaçabilir şirket merkezlerini dışarıya taşıyarak transit ticaret ya da serbest bölgelerde çıkış arayabilirler. Karar alıcılar bu tehlikenin de farkında olmalılar. Kaş yapayım derken gözden olmayalım. Sonuç olarak ihracat düşmesi ve Cari açığın artması ile baş başa kalabiliriz. İşin dozunu ayarlayamazsak ana ihracatçıları da kaçmasını izlemekle yetiniriz. En fazla ihracat yapan 100-250 firmanıza bakın. Kaç tanesi yerli? Başta Otomotiv, Makina ve Beyaz Eşya gibi büyük ihracatçıların yeni durumdan. ve ihracatçılara yönelik yaptırımlardan memnun olduklarını düşünmüyorum. Bir yeri yapalım derken daha büyük hasar almayalım. Uyarmadı demeyin!

Yurtsever sermayeyi dövmeyi bırakalım!

Sermaye ürkektir. Yabancılar ürktü kaçtı da bizimkiler durdu mu? Rus Oligarklar İngiltere’yi Merkez yaptı da bizimkiler yapmadı mı? Zamanında milyarlarca doların İngiltere, Malta yurt dışına kaçırılmasına göz yumulmayacaktı. Yurt dışına kaçanlar ile ilgili tedbir ya da yaptırım duyan oldu mu? Kaçanları görme, kalan yurtsever sermayeyi döv olmaz! Tarih de Halk da affetmez bu hataları. Malta Devleti Türk zenginlerden kimlere vatandaşlık verildiğini her sene açıklıyor. Milyarlarca doları istifleyip vatandaşlıktan bile çıkmayı planlayan zenginlerin niyeti “vize almadan yurt dışında rahat rahat gezme” olamaz. Halkın üç kuruş dövizi; ihracatçının bu zor koşullardaki gayretini törpüleyecek yaptırımları bırakıp asıl bu topraklardan kaçırılan paraların peşine düşelim. Evine taş atılıyorsa “camın önünde durma” diye çocuğunu mu döversin, evine taş atanların peşine mi düşersin?

Döviz kurlarına ek baskı yaratıldı

Firmaların %40 İhracat bedeli Merkez Bankasına satması daha sonra gibi piyasadaki bankalardan alış yapması dövize talebi azaltmıyor tam tersi bankalar üzerinde ek baskı dolayısıyla döviz kurları üzerinde ek baskı yaratıyor. Sonuçta bankalar da gelen talebi elindeki dövizi Merkez Bankasına verdiği için gidip piyasadan alacak, bu da piyasada kurlar üzerinde baskı yaratacak. Kısır döngü yani. Yeni uygulama ile Bankalardaki bozdurulan ihracat bedeli kadar döviz saklama yeri değişiyor sadece. Kağıt üzerinde Merkez Bankası rezervlerini artırıyor gibi olsa da ülkenin döviz rezervlerinde aslında bir değişiklik olmuyor. İhracatçının bıraktığı tortu döviz bankalar yerine Merkez Bankasına kaymış oluyor. İşin ilginç tarafı içinde büyük yerli bir bankanın da bulunduğu bazı bankalar bu senaryoyu (!) önceden öngörmüş gibi son bir yılda işi gücü bırakıp “TL DCL Hazine Kaynaklı Kredi (DCL (Dual Currency Loan)” pazarlıyordu. BDDK bu kredileri bir mercek altına alsa iyi olur. Zira; bu krediler müşteri ile anlaşılan kur üzerine çıkması halinde müşteri döviz olarak ödeme yapıyor. Kağıt üzerinde kredi TL ama ödemede çoğu Döviz ödendi üstelik döviz kredilerinde ihracat yapma zorunluluğu varken bu krediler o yasağı da delmiş oldu, başka bir ifade ile işi kılıfına uydurdular. Bu sayede döviz mevduatı da bu kredide göstermiş midir(!) banka Hazinesi muhasebe olarak, onu da BDDK murakıpları araştırsın. Her şeyi ekonomi yazarlarından beklemeyin!

Bankalara bir de ödül : Mevduata “Devlet Garantisi” kapsamı genişletildi!

Dünyada, 1929 buhranı ile vatandaş bankalara koşmaya başlayınca devletler “paniği yatıştırmak için” bankalardaki mevduatlara güvence ( devlet garantisi ) vermeye başlamıştı. Öyle ya, bir krizde sektörün başına gelebilecek en kötü senaryo budur. 2008 yılında Yunanistan’ı hatırlayın günlük 250 EUR’ya kadar düşürülmüştü bankalardan mevduat çekme tutarı. 2021’de aynı durum Lübnan’da oldu. Lübnanlılar bankalara saldırınca kamu otoritesi mevduatların %75’ini dondurdu. 15 yılda ödeyeceğini açıkladı. İşte bu durumlar yansıyıp vatandaş paniklemesin diye bankalardaki mevduatlara devletler garanti veriyor. Türkiye’de kamu da TMSF aracılığı ile banka mevduatlarına garanti veriyor. 30 Aralık 2021’de bankalardaki garanti verilen mevduat tutarı 150 bin TL’den 200 bin TL’ye çıkarılmıştı. Yapılan yeni düzenleme ile sadece Gerçek Kişi vatandaşın hesaplarına verilen güvence kapsamı genişletilerek Ticari Hesaplara da verildi. KKH’lar da güvence kapsamına alındı. Aynı zamanda TL dışındaki döviz hesapların da güvenceyi kapsadığının altı çizildi. KKH’lar içinde bulunan yabancılara ait mevduat da bu kapsam içine alındı.

Banka karları dikkat çekince, vergi arttı

Finans sektöründe kurumlar vergisini yüzde 20’den yüzde 25’e çıkaran 7394 sayılı torba yasa Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Başka bir ifade ile bankalara ek %5 daha ek vergi yük gelmiş oldu. 2021 yılında toplamda 92 milyar TL karlılık açıklayan Bankacılık sektörü 2022 ilk iki ayında rekor kar ile 39 milyar TL kar açıklamıştı.

*********************

(*) BDDK 8 Nisan verilerine göre; bankalardaki toplam mevduatın USD karşılığı 410,4 milyar USD; bunun 237,4 milyar USD’lik kısmı yabancı dövizde; 49,6 milyar USD karşılığı da KKH’larda bulunmakta.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist www.bankavitrini.com

BANKA HABERLERİ

Bankacılara da Yeşil Pasaport Verilsin

Yayınlanma:

|

Kamu Bankası Çalışanına Yok, Bazı Meslek Gruplarına Var… Tartışma Büyüyor

Türkiye’de yeşil pasaport (hususi damgalı pasaport) uzun yıllardır belirli kamu görevlileri ve bazı özel statülü meslek gruplarına tanınan önemli bir ayrıcalık olarak uygulanıyor. Son dönemde ise bu kapsamın genişletilmesine yönelik peş peşe kanun teklifleri TBMM’ye sunulurken; ülke ekonomisinin en stratejik sektörlerinden biri olan bankacılık sektörünün bu hakkın tamamen dışında bırakılması sektör içinde yeniden tartışılmaya başlandı. Meclis gündemine mühendislerden mimarlara, diş hekimlerinden veteriner hekimlere kadar birçok meslek grubu için yeşil pasaport teklifleri gelirken, yaklaşık 200 bini aşkın bankacıyı temsil eden sektör için bugüne kadar benzer bir düzenleme bulunmuyor.

Bankacılar neden bu talebi dile getiriyor?

Bankacılık artık yalnızca kredi kullandıran klasik bir sektör olmaktan çıktı.

Bugün bankacılar;

  • Uluslararası finans kuruluşlarıyla çalışıyor,
  • Avrupa ve ABD’deki regülasyonları takip ediyor,
  • Basel kriterleri,
  • AML/KYC,
  • FATF,
  • ESG,
  • Dijital bankacılık,
  • Yapay zeka,
  • Siber güvenlik,
  • SWIFT,
  • uluslararası ödeme sistemleri gibi konularda sürekli yurtdışı temasları yürütüyor.

Özellikle;

  • dış ticaret finansmanı,
  • proje finansmanı,
  • yatırım bankacılığı,
  • sendikasyon kredileri,
  • ihracat finansmanı,
  • fintech iş birlikleri

gibi alanlarda çalışan binlerce bankacı yıl içerisinde çok sayıda uluslararası seyahat gerçekleştirmek zorunda kalıyor.

Bankacılık sektörü temsilcilerine göre bu durum, yeşil pasaport talebinin temel gerekçelerinden biri haline geliyor.

Kamu bankalarında çalışanlar da alamıyor

İşin dikkat çeken yönlerinden biri ise;

Türkiye’nin en büyük kamu bankaları olan;

  • Ziraat Bankası
  • Halkbank
  • VakıfBank

çalışanlarının büyük bölümünün de yeşil pasaport hakkına sahip olmaması.

Sadece özelleştirme öncesi belirli statülerde görev yapan bazı eski personeller için geçmişten gelen özel hükümler bulunurken, günümüzde göreve başlayan kamu bankası çalışanları bu kapsamın dışında kalıyor.

Bu nedenle sektör içinde; “Kamu adına çalışan bankacıya bile yeşil pasaport verilmezken, farklı birçok meslek grubu için yeni teklifler hazırlanıyor” eleştirileri dile getiriliyor.

Kimler bugün Yeşil Pasaport alabiliyor?

Mevcut mevzuata göre başlıca gruplar şunlar:

Kamu kesimi

  • 1., 2. ve 3. derece devlet memurları
  • Aynı derecedeki bazı sözleşmeli kamu görevlileri
  • Emekli olduktan sonra bu hakkı koruyan kamu görevlileri

Siyasi görevler

  • Eski milletvekilleri
  • Eski bakanlar

Yerel yönetimler

  • Büyükşehir belediye başkanları
  • İl ve ilçe belediye başkanları (görev süresince)

Devlet sporcuları

Uluslararası başarı kazanmış devlet sporcuları

İhracatçılar

Belirli ihracat hacmini sağlayan ihracatçı firmaların yetkilileri de belirli kontenjanlar dahilinde hususi damgalı pasaport alabiliyor.

TBMM’de hangi meslek grupları için teklifler var?

Son dönemde Meclis’e sunulan teklifler incelendiğinde kapsamın giderek genişletilmeye çalışıldığı görülüyor.

Mühendisler

En az 15 yıl kıdeme sahip TMMOB üyeleri için yeşil pasaport verilmesini öngören teklif İçişleri Komisyonu’nda bekliyor.

Mimarlar

Mühendislerle birlikte teklif kapsamında yer alıyor.

Diş Hekimleri

15 yıl kıdeme sahip diş hekimleri için teklif verildi.

Veteriner Hekimler

Aynı teklif içerisinde bulunuyor.

Avukatlar

Belirli kıdeme sahip avukatlara yönelik farklı kanun teklifleri de Meclis gündemine taşındı.

Bankacılar neden kapsam dışında?

Aslında bankacılık;

  • Türkiye’nin finansal istikrarını yöneten,
  • ihracatı finanse eden,
  • yatırımları organize eden,
  • dış finansmanı sağlayan,
  • uluslararası sermaye girişlerinde kritik rol oynayan

stratejik sektörlerden biri.

Bugün;

  • sendikasyon kredileri,
  • Eurobond işlemleri,
  • IFC,
  • EBRD,
  • Dünya Bankası,
  • Asya Altyapı Yatırım Bankası,
  • uluslararası yatırım fonları

ile sürekli temas halinde çalışan binlerce bankacı bulunuyor.

Buna rağmen sektör çalışanlarının hiçbirinin meslekleri nedeniyle yeşil pasaport hakkı bulunmuyor.

Dünyadaki uygulamalar ne gösteriyor?

Birçok ülkede pasaport ayrıcalıkları daha çok diplomatik statüye bağlı olarak veriliyor.

Ancak iş insanlarına ve stratejik sektör çalışanlarına;

  • hızlı vize,
  • uzun süreli çok girişli vizeler,
  • fast-track uygulamaları,
  • güvenilir yolcu programları

gibi kolaylıklar sağlanıyor.

Türkiye’de ise bu kolaylıkların önemli bölümü ihracatçılar için uygulanırken bankacılık sektörü aynı kapsamda değerlendirilmiyor.

Sektörün ekonomik büyüklüğü

Türk bankacılık sektörü;

  • yaklaşık 200 bin kişiye doğrudan istihdam sağlıyor,
  • Türkiye ekonomisinin finansmanını yürütüyor,
  • yüz milyarlarca dolarlık dış finansman işlemlerini organize ediyor,
  • ihracat finansmanının ana aktörü konumunda bulunuyor.

Bu nedenle sektör temsilcileri; “uluslararası rekabet gücü açısından bankacılara da belirli kriterlerle yeşil pasaport verilmesi gerektiğini” savunuyor.

Olası model ne olabilir?

Tüm bankacılara sınırsız bir hak yerine;

örneğin;

  • en az 15 yıl kıdeme sahip,
  • BDDK lisanslı bankalarda çalışan,
  • uluslararası işlemlerde görev yapan,
  • belirli unvan seviyesine ulaşmış

bankacılar için kademeli bir model oluşturulabileceği ifade ediliyor.

Benzer kriterler ihracatçılar ve bazı meslek grupları için zaten uygulanıyor.

Bankavitrini Analizi

Kamu yönetimi, yeşil pasaportu yıllar içinde yalnızca kamu görevlilerine özgü bir ayrıcalık olmaktan çıkarıp belirli ekonomik ve mesleki katkı sağlayan grupları da kapsayacak şekilde genişletmeye başladı.

Mühendisler, mimarlar, diş hekimleri, veteriner hekimler ve avukatlar için peş peşe teklifler hazırlanırken; Türkiye ekonomisinin finansmanını sağlayan bankacılık sektörünün bu tartışmaların dışında kalması dikkat çekiyor.

Özellikle kamu bankalarında görev yapan ve kamu adına uluslararası finansal ilişkileri yöneten profesyoneller açısından da bu durum “eşitlik” tartışmasını beraberinde getiriyor.

Bankacılara yeşil pasaport verilmesi, yalnızca bir seyahat kolaylığı değil; Türkiye’nin finans sektörünün uluslararası rekabet gücünü artırabilecek, finans diplomasisini destekleyebilecek ve sektör çalışanlarına verilen kurumsal değerin bir göstergesi olarak da değerlendirilebilir.

Bu nedenle önümüzdeki dönemde TBMM gündemine bankacılık sektörü için de benzer bir kanun teklifinin gelip gelmeyeceği, finans çevrelerinin yakından takip edeceği başlıklardan biri olmaya aday görünüyor.

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Yurt Dışı Eğitim mağdurları: Chargeback ile Para İadesi Alabilir

Yurt Dışındaki Okula Kayıt Yaptırıp Eğitim Alamayan Öğrenciler Dikkat! Kredi Kartıyla Ödenen Eğitim Ücretleri Geri Alınabilir mi?

Yayınlanma:

|

Alınmayan Hizmet İçin Chargeback (Ters İbraz) Hakkı Gündemde

Son dönemde özellikle dil okulları, yaz okulları, üniversite hazırlık programları ve özel eğitim kurumlarına kayıt yaptıran çok sayıda Türk öğrenci ve veli; vize reddi, okulun kapanması, programın iptal edilmesi, eğitimin başlamaması veya vaat edilen hizmetin sunulmaması gibi nedenlerle önemli mağduriyetler yaşamaya başladı.

Bu mağduriyetlerin önemli bir bölümünde ödemeler kredi kartı ile gerçekleştirildi.

Oysa birçok tüketicinin bilmediği önemli bir hak bulunuyor: Kredi kartıyla ödenen ancak karşılığında hizmet alınamayan eğitim ücretleri için bankaya “Chargeback (Ters İbraz / Harcama İtirazı)” başvurusu yapılabiliyor.

Bankacılık sektörü açısından bu süreç oldukça teknik olmakla birlikte, uluslararası kart kuruluşlarının kuralları tüketicilere önemli korumalar sağlıyor.

Bankaya Başvurmak İlk Adım

Öncelikle unutulmaması gereken konu şudur: Burada dava açılması ilk aşama değildir.

İlk yapılması gereken işlem; Ödemeyi yapılan kredi kartını çıkaran bankaya harcama itirazında bulunmaktır.

Bu işlem bankacılık sektöründe;

  • Chargeback
  • Ters İbraz
  • Harcama İtirazı
  • Dispute

olarak adlandırılır.

Chargeback Nedir?

Chargeback; Kart sahibinin; “Ben bu hizmeti alamadım” veya “Satıcı sözleşmedeki yükümlülüğünü yerine getirmedi” iddiasıyla bankasından yaptığı resmi geri ödeme talebidir.

Burada dikkat edilmesi gereken konu; Bu hak yalnızca dolandırıcılık işlemleri için değildir.

Aynı zamanda;

  • hizmet verilmemesi
  • eksik hizmet
  • iptal edilen organizasyon
  • kapanan okul
  • hiç başlamayan eğitim

gibi durumlarda da kullanılabilir.

Eğitim Hizmeti İçin de Geçerlidir

Visa ve Mastercard kurallarına göre; “Hizmet sunulmaması” chargeback sebeplerinden biridir.

Bu nedenle;

  • yurtdışı dil okulu
  • üniversite
  • yaz okulu
  • eğitim danışmanlığı
  • sertifika programı

gibi eğitim hizmetleri de kapsam içine girebilir.

Hangi Durumlarda Para Geri Alınabilir?

En sık karşılaşılan örnekler şunlar:

1- Okul hiç açılmadı

Ödeme yapıldı.

Ancak okul faaliyet göstermedi.

2- Eğitim başlamadı

Kayıt yapıldı.

Ancak eğitim verilmedi.

3- Vize reddi sonrası okul ücret iadesi yapmadı

Bazı sözleşmelerde; Vize reddinde ücret iadesi yazmasına rağmen ödeme yapılmayabiliyor.

4- Okul iflas etti

Faaliyet durduğu için hizmet alınamadı.

5- Danışman firma ortadan kayboldu

Ödeme alınmasına rağmen okul kaydı yapılmadı.

6- Eğitim çevrimiçine çevrildi

Yüz yüze eğitim vaat edilmesine rağmen tamamen farklı hizmet sunuldu.

7- Eğitim iptal edildi

Program hiç başlamadı.

Banka Süreci Nasıl İşliyor?

Süreç genel olarak şu şekilde ilerliyor.

1. Kart sahibi bankaya başvuruyor.

Belgelerini sunuyor.

2. Banka inceleme yapıyor.

3. Kart kuruluşuna (Visa/Mastercard) başvuruyor.

4. İşlem iş yerine iletiliyor.

5. İş yeri savunma yapıyor.

6. Haklı bulunursa ücret karta iade ediliyor.

Bankaya Hangi Belgeler Verilmeli?

Ne kadar güçlü belge sunulursa başarı ihtimali de o kadar yükseliyor.

Örneğin;

  • ödeme dekontu
  • kredi kartı ekstresi
  • okul sözleşmesi
  • kayıt belgesi
  • kabul mektubu
  • e-postalar
  • okulun iptal yazısı
  • vize reddi
  • hizmet verilmediğine ilişkin belgeler
  • danışman firma yazışmaları
  • ücret iadesinin reddedildiğini gösteren cevaplar

başvuru dosyasına eklenebilir.

Süre Sınırı Var mı?

Evet.

Chargeback işlemlerinde süre önemlidir.

Kart kuruluşlarının kurallarına göre başvuru süreleri işlem türüne göre değişebilmekle birlikte, hizmetin verilmesi gereken tarihten itibaren belirli süreler içinde itiraz edilmesi gerekir.

Bu nedenle mağduriyet oluşur oluşmaz bankaya başvurmak önem taşır.

Gecikme, hak kaybına yol açabilir.

Banka Başvuruyu Reddederse Ne Olur?

Her ret kararı kesin değildir.

Tüketici;

  • ek belge sunabilir,
  • yeniden değerlendirme talep edebilir,
  • tüketici hakem heyeti veya mahkemeye başvurabilir (uyuşmazlığın niteliğine göre),
  • gerekirse uluslararası kart kuralları kapsamında bankanın süreci nasıl yürüttüğünü sorgulayabilir.

Havale ile Ödeyenler Aynı Hakka Sahip mi?

Hayır.

Burada önemli fark oluşuyor.

Kredi kartı

Chargeback uygulanabilir.

Havale

Chargeback mekanizması yoktur.

Bu durumda;

  • sözleşme hükümleri,
  • hukuk davaları,
  • icra yolları

ön plana çıkmaktadır.

Dolayısıyla kredi kartıyla ödeme yapanlar önemli bir avantaja sahip olabiliyor.

Yurt Dışı Eğitim Sektöründe Yeni Risk

Son yıllarda;

  • artan döviz kuru,
  • bazı eğitim kurumlarının mali sorunları,
  • vize süreçlerinin uzaması,
  • öğrenci sayılarındaki dalgalanma

nedeniyle uluslararası eğitim sektöründe iptal edilen program sayısı da arttı.

Özellikle pandemi sonrası birçok ülkede eğitim modeli değişirken, bazı okullar hibrit veya çevrimiçi modele geçti.

Bu durum da yeni uyuşmazlıkların ortaya çıkmasına neden oldu.

Bankalar Açısından Risk

Chargeback sayısındaki artış; bankalar açısından da operasyonel yük oluşturuyor.

İhraççı banka; müşterisini korurken, iş yeri bankası (Acquirer) ise satıcıyı temsil ediyor.

Dolayısıyla;

  • belge incelemeleri
  • uluslararası kart kuralları
  • zaman yönetimi
  • hukuki değerlendirmeler

önem kazanıyor.

Eğitim Kurumları Açısından Sonuç

Chargeback oranı yükselen kurumlar;

  • daha yüksek komisyon ödeyebilir,
  • riskli iş yeri olarak sınıflandırılabilir,
  • ödeme alma kabiliyetini kaybedebilir,
  • kart kabul sözleşmeleri sona erebilir.

Bu nedenle eğitim kurumlarının sözleşme hükümlerine uygun davranmaları ve iptal/iade süreçlerini şeffaf yürütmeleri kritik önem taşıyor.

Uzmanlar Ne Öneriyor?

Uzmanlar, yurt dışı eğitim hizmeti satın almadan önce şu noktalara dikkat edilmesini öneriyor:

  • Sözleşmede iade koşullarını ayrıntılı okuyun.
  • Vize reddi halinde uygulanacak prosedürü yazılı olarak teyit edin.
  • Ödemeleri mümkünse kredi kartıyla yapın.
  • Tüm yazışmaları saklayın.
  • Hizmet sunulmadığında beklemeden bankanıza harcama itirazında bulunun.
  • Başvurunuza mümkün olduğunca fazla belge ekleyin.

Bankacılık Sektörü Açısından Değerlendirme

Dijital ödemelerin hızla arttığı günümüzde kredi kartı yalnızca bir ödeme aracı değil, aynı zamanda tüketici açısından önemli bir koruma mekanizması sunuyor.

Uluslararası kart sistemlerinin geliştirdiği Chargeback (Ters İbraz) uygulaması, tüketicilerin hiç alamadıkları veya sözleşmeye uygun şekilde sunulmayan hizmetler nedeniyle mağdur olmalarını önlemeyi amaçlıyor.

Özellikle yurt dışı eğitim, turizm, havayolu, etkinlik organizasyonları ve dijital hizmetlerde bu mekanizma her geçen yıl daha fazla kullanılıyor.

Bankalar açısından ise bu süreç, hem müşteri memnuniyetini korumak hem de uluslararası kart kuruluşlarının kurallarına uyum sağlamak bakımından büyük önem taşıyor.

Özet

Yurt dışında eğitim almak amacıyla kayıt yaptıran ancak çeşitli nedenlerle eğitim hizmetinden yararlanamayan öğrenciler ve veliler için kredi kartıyla yapılan ödemelerde chargeback (ters ibraz) önemli bir hukuki ve finansal başvuru yolu olabilir. Ancak her olay kendi sözleşmesi, ödeme şekli ve hizmetin sunulmama nedenine göre ayrı değerlendirilir. Başvurunun güçlü belgelerle ve gecikmeden yapılması, sürecin başarı şansını artırır.

Not: Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşımaktadır. Chargeback başvurularının kabulü; Visa ve Mastercard kuralları, kartı çıkaran bankanın incelemesi, iş yerinin savunması ve somut olayın özelliklerine göre değerlendirilir. Her hizmetin otomatik olarak iade edileceği anlamına gelmez.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist    www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

EKONOMİ

Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı

Yayınlanma:

|

Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı: Reel Sektörün En Büyük Sorunu Artık Talep Değil, Finansmana Erişim

Türkiye ekonomisinde uzun süredir uygulanan sıkı para politikası, enflasyonla mücadele açısından önemli bir araç olarak görülse de, bu politikanın reel sektör üzerindeki yan etkileri artık göz ardı edilemeyecek boyutlara ulaştı.

Bugün sanayicinin en büyük problemi sipariş eksikliği kadar, hatta ondan daha fazla nakit akışını yönetememesi haline geldi. Finansmana erişimin zorlaşması, ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi ve işletme sermayesinin hızla erimesi, üretim yapan şirketleri tarihinin en zorlu dönemlerinden biriyle karşı karşıya bırakıyor.

Kriz Dönemlerinde “Nakit Kraldır”

Finans dünyasının en bilinen sözlerinden biri olan “Cash is King” (Nakit Kraldır) ifadesi bugün Türkiye sanayisi açısından hiç olmadığı kadar anlam kazanmış durumda.

Normal dönemlerde şirketler;

  • satış yaparak,
  • stoklarını yöneterek,
  • bankalardan uygun maliyetli kredi kullanarak,
  • tedarikçi vadeleri ile müşteri vadeleri arasında denge kurarak

işletme sermayelerini çevirebilirler.

Ancak bugün bu mekanizmaların neredeyse tamamı aynı anda bozulmuş durumda.

Merkez Bankası’nın sıkılaştırıcı politikaları sonucunda kredi büyümesinin ciddi biçimde sınırlandırılması, bankaların ticari kredi kullandırmakta son derece seçici davranmasına neden oldu.

Sonuç olarak birçok firma krediye ulaşamıyor, ulaşabilenler ise sürdürülebilir olmayan maliyetlerle borçlanabiliyor.

Nakit Akışı Bozulunca Bütün Finansal Sistem Çöküyor

Bir şirketin finansal sağlığı sadece bilançosuna bakılarak anlaşılmaz.

Asıl kritik gösterge nakit akışıdır.

Bugün birçok firma;

  • üretmeye devam ediyor,
  • satış yapıyor,
  • cirosunu artırıyor,

ancak kasasına zamanında para girmediği için faaliyetlerini finanse edemiyor.

Nakit döngüsü uzadıkça;

  • tedarikçi ödemeleri gecikiyor,
  • maaş yükü ağırlaşıyor,
  • vergi ödemeleri baskı oluşturuyor,
  • kredi geri ödemeleri aksıyor.

Sonrasında ise domino etkisi başlıyor.

Maliyet Hesabı Yapmak Neredeyse İmkânsız Hale Geldi

Sanayicinin ikinci büyük sorunu ise maliyet yönetimi.

Yüksek enflasyon ortamında;

  • enerji fiyatları,
  • işçilik maliyetleri,
  • kira giderleri,
  • finansman maliyetleri,
  • kur hareketleri,
  • hammadde fiyatları

aynı anda değişiyor.

Bu nedenle bugün verilen bir fiyat teklifinin maliyeti birkaç hafta sonra tamamen değişebiliyor.

Artık birçok sanayici ürününü satarken gerçek maliyetini bile tam olarak hesaplayamıyor.

Muhasebe kârı ile ekonomik kâr arasındaki fark her geçen gün açılıyor.

Vadeli Satışlar Kâr Değil, Zarar Yazdırıyor

Geçmiş yıllarda rekabet avantajı sağlayan uzun vadeli satışlar bugün birçok sektör için ciddi bir risk unsuruna dönüştü.

90, 120 hatta 180 gün vadeli yapılan satışlarda;

  • enflasyon,
  • finansman maliyeti,
  • kur değişimi,
  • işletme giderleri

satış anındaki hesapları tamamen geçersiz hale getiriyor.

Tahsilat günü geldiğinde firma nominal olarak para kazanmış görünse bile reel olarak zarar etmiş olabiliyor.

Bu durum özellikle işletme sermayesi ihtiyacı yüksek sektörlerde daha da belirgin hissediliyor.

Ticari Kredi Faizleri Yönetilebilir Seviyenin Üzerinde

Bugün ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi birçok yatırımın finansal fizibilitesini ortadan kaldırıyor.

Bu seviyelerde kullanılan krediler;

  • yatırım finansmanını,
  • işletme sermayesi yönetimini,
  • kapasite artırımlarını,
  • ihracat hazırlıklarını

ciddi biçimde zorlaştırıyor.

Üstelik krediye erişim de kolay değil.

Birçok firma için sorun artık faiz oranı değil; kredi bulabilmek.

Sanayici Belki de Hiç Bu Kadar Çaresiz Hissetmedi

Türkiye sanayisi geçmişte;

  • 1994 krizini,
  • 2001 finans krizini,
  • 2008 küresel krizini,
  • pandemi dönemini,
  • büyük kur şoklarını

atlattı.

Ancak bugünkü tabloyu farklı kılan unsur, aynı anda birçok riskin üst üste gelmiş olmasıdır.

Şirketler;

  • yüksek faiz,
  • düşük talep,
  • finansmana erişim sorunu,
  • artan maliyetler,
  • bozulan nakit akışı,
  • belirsiz fiyatlama ortamı

ile aynı anda mücadele etmek zorunda kalıyor.

Bu nedenle birçok sanayici kendisini önceki krizlerden daha kırılgan hissediyor.

Açıklanan Kredi Paketleri Neden Yeterli Olmuyor?

Son dönemde açıklanan çeşitli kredi destek paketleri piyasaya moral vermekle birlikte, reel sektörün toplam finansman ihtiyacı düşünüldüğünde oldukça sınırlı kalıyor.

Sorun sadece yeni kredi verilmesi değildir.

Asıl ihtiyaç;

  • işletme sermayesini güçlendirecek uzun vadeli finansman,
  • üretime yönelik seçici kredi mekanizmaları,
  • ihracatçıya uygun maliyetli kaynak,
  • yatırım kredilerinde öngörülebilir faiz yapısı,
  • KOBİ’lere hızlı erişilebilir finansman modelleri

oluşturulmasıdır.

Aksi halde açıklanan paketler yalnızca belirli firmalara kısa süreli nefes aldırırken, sektörün genelindeki finansman sorununu çözmeye yetmeyecektir.

Sözün özü

Enflasyonla mücadele, makroekonomik istikrar açısından vazgeçilmezdir. Ancak üretim ekonomisinin sürdürülebilirliği de aynı derecede önem taşımaktadır.

Bugün reel sektörün karşı karşıya olduğu temel sorun yalnızca yüksek faiz değildir; işletme sermayesinin erimesi, kredi kanallarının daralması, maliyet hesaplarının öngörülemez hale gelmesi ve nakit akışının bozulmasıdır.

Ekonomide üretim kapasitesini koruyacak, yatırım iştahını canlı tutacak ve sanayicinin finansmana erişimini kolaylaştıracak daha dengeli politikalar oluşturulmadığı sürece, sadece enflasyon göstergelerindeki iyileşmeye odaklanmak uzun vadede üretim, istihdam ve ihracat üzerinde kalıcı hasarlar bırakabilir.

Bugün sanayicinin talebi ayrıcalık değil; üretmeye devam edebileceği öngörülebilir, erişilebilir ve sürdürülebilir bir finansman ekosistemidir.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.