Connect with us

Erol Taşdelen

“İş Kazası” Dosyalarında Yeni Tartışma: Gerçek Mağduriyet mi, Sistematik İstismar mı?

Yayınlanma:

|

Türkiye’de derinleşen ekonomik kriz, artan işsizlik baskısı ve finansal darboğaz; sadece konkordato, icra ve işten çıkarmaları artırmadı. Son dönemde özellikle reel sektör temsilcilerinin sıkça gündeme getirdiği başka bir problem daha büyüyor: İş kazası ve iş göremezlik davalarındaki hızlı artış.

Ancak tartışmanın merkezinde artık sadece gerçek iş kazaları yok. İşveren çevreleri, bazı hastaneler ile organize çalışan belirli avukatlık ağlarının, “iş kazası” sistemini suistimal ettiğini öne sürüyor.

İddialar ciddi:

  • Hastaneye başvuran birçok vaka otomatik refleksle “iş kazası” olarak kayda geçiriliyor.
  • İşe giderken veya işten dönerken yaşanan sağlık sorunları geniş yorumlanıyor.
  • Bel, boyun, kas ağrısı, tansiyon, düşme, çarpma gibi olaylar doğrudan iş kazası koduna alınabiliyor.
  • Ardından bazı hukuk büroları işçilere ulaşıp dava sürecini başlatıyor.
  • İşveren ise çoğu zaman olayın gerçekten işten kaynaklanıp kaynaklanmadığını ispatlamakta zorlanıyor.

Ortaya çıkan tablo, özellikle KOBİ’lerde ciddi bir “hukuki maliyet korkusu” yaratıyor.

İşverenlerin En Büyük Şikâyeti: “İlliyet Bağı” Tartışması

Türk hukukunda bir olayın iş kazası sayılması ile işverenin kusurlu sayılması aynı şey değil.

5510 sayılı Kanun kapsamında;

  • işyerinde gerçekleşen,
  • işe gidiş geliş sırasında oluşan,
  • işverenin görevlendirmesi sırasında yaşanan birçok olay,
    “iş kazası” kapsamına girebiliyor.

Ancak reel sektör temsilcileri, uygulamada bu ayrımın giderek kaybolduğunu savunuyor.

Özellikle şu eleştiriler öne çıkıyor:

  • “İş kazası” kaydı oluştuğu anda dava süreci otomatikleşiyor.
  • Mahkemeler sosyal koruma refleksiyle işçi lehine yaklaşabiliyor.
  • İşveren, olayın işle ilgisiz olduğunu kanıtlama yükü altında kalıyor.
  • Bilirkişi süreçleri uzun ve maliyetli hale geliyor.
  • Sigorta primleri ve tazminat riskleri artıyor.

Bazı işverenler, tek bir dosyanın yıllarca süren hukuk ve bilirkişi maliyeti oluşturduğunu; bunun da küçük işletmeleri kapanma noktasına getirdiğini ifade ediyor.

Hastane – Avukat – Veri Akışı İddiaları

Tartışmanın en kritik boyutu ise kişisel sağlık verileri.

İş dünyasında dile getirilen iddialara göre; bazı hukuk büroları, hastanelerde “iş kazası” olarak girilen dosyalara çok hızlı şekilde erişebiliyor ve işçilere doğrudan ulaşıyor.

Buradaki en büyük soru ise şu: İşçinin sağlık bilgileri ve hastane kayıtları nasıl paylaşılıyor?

Çünkü sağlık verileri, KVKK kapsamında “özel nitelikli kişisel veri” kabul ediliyor ve en sıkı koruma altında bulunuyor.

KVKK kararlarında;

  • sağlık verilerinin yetkisiz paylaşılması,
  • hukuka aykırı veri aktarımı,
  • avukatlar dahil üçüncü kişilerin verileri usulsüz elde etmesi,
    ciddi ihlal olarak değerlendiriliyor.

Uzmanlara göre eğer gerçekten:

  • hastane personeli,
  • aracı kişiler,
  • çağrı merkezleri,
  • yönlendirme ağları
    üzerinden veri aktarımı yapılıyorsa, bu durum sadece etik değil aynı zamanda cezai sorumluluk da doğurabilir.

Reel Sektörde Büyüyen Korku: “Her Olay Dava Dosyasına Dönüşüyor”

Özellikle üretim, lojistik, inşaat, tekstil ve hizmet sektöründe faaliyet gösteren firmalar şu risklerden şikâyet ediyor:

1. Savunma Maliyeti

Haklı olsa bile işverenin:

  • avukat,
  • bilirkişi,
  • uzman raporu,
  • SGK süreçleri,
  • mahkeme giderleri
    nedeniyle ciddi maliyet üstlenmesi gerekiyor.

2. Sigorta ve Prim Baskısı

Artan iş kazası kayıtları:

  • SGK risk sınıflarını,
  • prim yüklerini,
  • işveren sicil algısını
    olumsuz etkileyebiliyor.

3. Kapanan Küçük İşletmeler

Bazı KOBİ’ler; “bir çalışan – bir dava – yıllarca süren yük” nedeniyle işletmesini küçültme veya kapatma kararı aldığını ifade ediyor.

Hukukçular Ne Diyor?

Uzman hukukçular ise tartışmanın tek taraflı okunmaması gerektiğini vurguluyor.

Çünkü Türkiye’de gerçekten:

  • kayıt dışı çalışma,
  • yetersiz iş güvenliği,
  • eksik eğitim,
  • koruyucu ekipman eksikliği,
  • uzun çalışma saatleri
    nedeniyle ciddi iş kazaları yaşandığı da bir gerçek.

Dolayısıyla mesele iki uç arasında sıkışıyor:

Gerçek Mağduriyet Sistematik İstismar İddiası
İşçinin korunması Dosya üretim ekonomisi
İş güvenliği eksikleri KVKK ihlali iddiaları
Tazminat hakkı Organize yönlendirme ağı
Sosyal devlet yaklaşımı İşverene otomatik kusur algısı

En Kritik Sorun: “İş Kazası” ile “İşveren Kusuru” Aynı Şey Değil

Yargı pratiğinde en büyük tartışma burada yoğunlaşıyor. Bir olayın teknik olarak iş kazası sayılması; otomatik olarak işverenin kusurlu olduğu anlamına gelmiyor.

Örneğin:

  • tamamen kişisel husumet,
  • kronik sağlık problemi,
  • işle ilgisiz bireysel durumlar,
  • dışsal nedenler
    bazı dosyalarda ayrıca değerlendirilmek zorunda.

Ancak uygulamada işverenler, “iş kazası kaydı oluştuğu anda psikolojik olarak suçlu ilan edildiklerini” savunuyor.

Çözüm İçin Neler Öneriliyor?

1. Sağlık Verilerinde Sıkı Dijital Takip

Hastane erişim loglarının denetlenmesi, kimlerin hangi dosyaya baktığının kayıt altına alınması.

2. İş Kazası Tanımında Teknik İnceleme

Her vakada:

  • işyeri kamera kayıtları,
  • vardiya bilgileri,
  • iş güvenliği kayıtları,
  • sağlık geçmişi,
  • bağımsız uzman raporu
    zorunlu hale getirilebilir.

3. KVKK Denetimlerinin Artırılması

Sağlık verisi sızıntıları için:

  • ağır idari cezalar,
  • lisans yaptırımları,
  • mesleki disiplin süreçleri
    gündeme gelebilir.

4. Arabuluculuk ve Teknik Ön İnceleme

Mahkemeye gitmeden önce:

  • teknik sağlık kurulu,
  • bağımsız iş güvenliği heyeti,
  • SGK uzman incelemesi
    zorunlu hale getirilebilir.

Sonuç

Türkiye’de iş kazaları gerçekten ciddi bir problem olmaya devam ediyor. Ancak reel sektörün giderek daha yüksek sesle dile getirdiği başka bir risk daha var: “İş kazası koruma sistemi, bazı alanlarda bir dava üretim mekanizmasına mı dönüşüyor?”

Eğer:

  • KVKK ihlalleri,
  • organize dosya yönlendirmeleri,
  • hastane veri sızıntıları,
  • otomatik dava zincirleri
    gerçekten varsa; bu durum yalnızca işverenleri değil, hukuk sisteminin güvenilirliğini de tartışmalı hale getirebilir.

Önümüzdeki dönemde; hem işçinin hakkını koruyan, hem de kötüye kullanımı engelleyen daha dengeli bir sistem tartışmasının büyümesi bekleniyor.

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

150 Milyon TL Kredi Hayali Kurmayın! KOSGEB’de Limit Böyle Eriyor

KOSGEB’in 150 Milyon TL’lik Kredi Desteğinde Kritik Detay: Reklamdaki Rakamı Tam Kullanamayabilirsiniz!

Yayınlanma:

|

KOSGEB’in istihdam odaklı destek programında açıklanan KOBİ firmaları için 50 milyon TL ve KOBİ Dışı Ticari Firmalar için 150 milyon TL’lik kredi limitleri, işletmeler tarafından “kullanılabilecek kesin kredi tutarı” olarak algılanmamalı.

Çünkü açıklanan üst limitler, bazı işletmeler için çeşitli kriterler nedeniyle aşağı çekilebiliyor.

Daha önce aynı kapsamda kredi kullanıldıysa, kullanılan tutar yeni limitten düşülüyor. Bunun yanında işletmenin toplam borçluluğu da kredi tutarını etkileyebiliyor. Toplam borcun işletme kârının 3 katını aşması halinde ayrıca kesinti uygulanıyor.

“150 milyon TL kredi alırım” diye plan yapmayın!

Bu nedenle işletmelerin finansal planlamasını yalnızca KOSGEB’in açıkladığı üst limit üzerinden yapmaması gerekiyor.

Kredinin üst limitinden tam yararlanabilmek için;

  • Daha önce bu kapsamda kullandırım yapılmamış olması,
  • İşletmenin borçluluk seviyesinin düşük olması,
  • KOSGEB’in diğer başvuru ve uygunluk kriterlerinin sağlanması önem taşıyor.

Özetle; “KOSGEB 150 milyon TL kredi veriyor” demek, her işletmenin hesabına 150 milyon TL aktarılacağı anlamına gelmiyor.

Krediyi tam kullanırım diye plan yapmayın; önce işletmenizin geçmiş kullandırımını ve borçluluk oranını kontrol edin.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

ENGELLİLERİN ÖNÜNE YENİ ENGELLER Mİ KONULUYOR?

Yayınlanma:

|

%90 sınırı, ÖTV’siz araç ve engelli raporları yeniden tartışma konusu

Engellilere yönelik düzenlemelerin amacı yaşamı kolaylaştırmak olması gerekirken, son dönemde yapılan bazı değişiklikler “hak kaybı” tartışmasını beraberinde getirdi. Özellikle ÖTV’siz araç uygulamasında getirilen yeni şartlar ve %90 engellilik oranının kritik bir eşik haline gelmesi, %90’ın altında kalan engellilerin durumunu yeniden gündeme taşıdı.

En dikkat çekici başlıklardan biri ÖTV’siz araç hakkı. 2024 sonunda yapılan düzenlemeyle engellilerin yeniden ÖTV istisnalı araç alabilme süresi 5 yıldan 10 yıla çıkarıldı. Araçlarda en az %40 yerli katkı şartı getirildi ve araç bedeline de sınır konuldu. 2026 yılı için bu sınır 2 milyon 873 bin 900 TL olarak uygulanıyor.

Böylece ÖTV istisnası tamamen kaldırılmamış olsa da, hak kapsamındaki araçlara erişim şartları önemli ölçüde daraldı.

%89 İLE %90 ARASINDAKİ FARK

Tartışmanın en önemli noktalarından biri ise %90 engellilik oranı.

%90 ve üzerindeki engelliler ile %90’ın altında kalan engelliler arasında özellikle araç alımı bakımından farklı kurallar uygulanıyor. %90’ın altında kalanlarda özel tertibat ve engelin niteliğine ilişkin ilave şartlar devreye giriyor.

Bu durum şu soruyu gündeme getiriyor:

%89 engelli bir vatandaş ile %90 engelli vatandaş arasında yalnızca bir puanlık fark varken, neden bazı haklara erişimde bu kadar büyük fark oluşuyor?

Üstelik engellilik oranı yalnızca ÖTV açısından değil; çeşitli sosyal yardım ve desteklerde de önemli sonuçlar doğurabiliyor.

%87–89 RAPORLARI NEDEN DİKKAT ÇEKİYOR?

Son dönemde engelli vatandaşlardan gelen şikâyetlerde %87, %88 ve %89 gibi oranların özellikle dikkat çektiği ifade ediliyor.

Ancak önemli bir noktayı vurgulamak gerekiyor:

Hastanelerin sistematik biçimde vatandaşları %90’ın altında bırakmak amacıyla %87–89 oranında rapor verdiğini gösteren kamuya açık resmi bir istatistik bulunmuyor.

Dolayısıyla bu durum şu aşamada bir iddia ve araştırılması gereken bir konu niteliğinde.

Sağlık Bakanlığı’nın açıklaması gereken temel soru ise çok basit:

2024, 2025 ve 2026 yıllarında kaç engelli raporu düzenlendi ve bu raporların yüzde kaçı %87, %88, %89 ve %90’ın üzerinde sonuçlandı?

Bu veriler açıklanırsa, kamuoyundaki “%90’ın altında raporların arttığı” yönündeki iddiaların gerçek olup olmadığı da görülebilecek.

AYM DE %90 ALTI DÜZENLEMESİNİ GÜNDEME TAŞIDI

Anayasa Mahkemesi de 2025 yılında %90’ın altında engelliliği bulunan kişilerin ÖTV istisnasından yararlanmasına ilişkin düzenlemeyi Anayasa’nın eşitlik ve sosyal devlet ilkeleri bakımından değerlendirdi ve ilgili hükmü iptal etti.

Bu karar, engelli haklarında yüzde eşiklerinin hukuki açıdan da tartışmalı bir alan olduğunu gösterdi.

SORUN SADECE ÖTV DEĞİL

Engelli vatandaşların karşılaştığı sorunlar yalnızca araç alımıyla sınırlı değil.

Engelli raporu;

  • sosyal yardımlar,
  • vergi avantajları,
  • istihdam,
  • ulaşım,
  • belediye hizmetleri,
  • eğitim,
  • bakım ve diğer sosyal desteklerde

farklı sonuçlar doğurabiliyor.

5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun ise engellilerin eşit haklara sahip olmasını, ayrımcılığın önlenmesini ve toplumsal yaşama tam katılımını temel ilke olarak kabul ediyor.

ENGELLİNİN İHTİYACI YÜZDEYE SIĞAR MI?

Bugün tartışılması gereken temel konu belki de bu:

%89 ile %90 arasındaki bir puan, kişinin gerçek yaşamında gerçekten bir puanlık fark yaratıyor mu?

Engellilik oranı elbette objektif kriterlerle belirlenmeli. Ancak bir puanlık fark nedeniyle kişinin ekonomik ve sosyal haklarında büyük değişiklik meydana geliyorsa, sistemin yalnızca matematiksel oranlar üzerinden değil, kişinin gerçek fonksiyon kaybı ve yaşam koşulları üzerinden de değerlendirilmesi gerekiyor.

Engelli haklarının amacı engellinin önüne yeni sınırlar koymak değil, hayatındaki engelleri azaltmak olmalı.

Bankavitrini’nin sorusu ise net: ENGELLİLERİN HAYATINI KOLAYLAŞTIRMASI GEREKEN SİSTEM, YENİ HAK DUVARLARI MI ÖRÜYOR?

Erol TAŞDELEN – Ekonomist

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

AKBANK’ta ŞOK KARAR: Üst Mahkeme de Dolandırılan müşteriyi haklı buldu!

Yayınlanma:

|

“Tanımlı cihaz” savunması bankayı kurtarmadı: Akbank müşterisinin 158 bin TL’lik zararı bankaya kaldı

Daha önce de haberleştirdiğimiz; Akbank müşterisinin hesabından bilgisi ve rızası dışında kredi kullanılması ve para transferleri yapılması üzerine açılan davada banka bir kez daha kaybetti. AKBANK’ın Üst Mahkemeye yaptığı itiraz mahkeme tarafından reddedildi!

Mersin 1. Tüketici Mahkemesi’nin müşteriyi haklı bularak Akbank’ın 158.825,96 TL’yi yasal faiziyle birlikte ödemesine karar vermesinin ardından banka kararı istinafa taşıdı.

Ancak Adana Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, Akbank’ın istinaf başvurusunu esastan reddetti. 10 Eylül 2026 tarihli karar, HMK 362/1-a kapsamında kesin olarak verildi.

329 bin TL kredi çekildi, peş peşe transferler yapıldı

Dava dosyasına göre olay 4 Mayıs 2024 tarihinde meydana geldi.

Müşterinin hesabından bilgisi ve rızası dışında 329.300 TL kredi kullanıldı. Ardından farklı işlemlerle üçüncü kişilerin hesaplarına para transferleri gerçekleştirildi.

Dosyadaki hesaplamaya göre müşterinin gerçek zararı 158.825,96 TL olarak belirlendi. İlk derece mahkemesi bu tutarın dava tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte Akbank’tan tahsiline karar verdi.

Banka: “İşlemler müşterinin güvenli cihazından yapıldı”

Akbank savunmasında işlemlerin müşterinin tanımlı ve güvenli cihazından gerçekleştirildiğini, iki faktörlü doğrulama ve MSISDN doğrulamasının bulunduğunu belirtti.

Banka ayrıca müşterinin şifre güvenliğini sağlayamadığını ve telefona bulaşan zararlı yazılımların üçüncü kişilerin erişimine neden olmuş olabileceğini savundu.

Ancak BAM bu savunmayı zararın bankaya ait sorumluluğu ortadan kaldıran yeterli bir gerekçe olarak kabul etmedi.

Mahkemenin kritik tespiti: Güvenli cihaz kullanılması bankayı kurtarmıyor

Kararın en dikkat çekici bölümlerinden biri, işlemlerin müşterinin tanımlı güvenli cihazından gerçekleştirilmiş olmasına rağmen bankanın güvenlik yükümlülüğünün ortadan kalkmadığının açıkça belirtilmesi.

Bilirkişi incelemesinde;

  • 15.000 TL para transferi,
  • 329.300 TL kredi kullanımı,
  • ardından 37.500 TL ve 95.000 TL tutarında transferler

olmak üzere işlemlerin kısa süre içerisinde art arda gerçekleştirildiği belirlendi.

Mahkemeye göre bu hareketlilik, müşterinin olağan hesap hareketleriyle uyumlu olduğunun banka tarafından ortaya konulamadığı için olağan dışı finansal hareketlilik ve dolandırıcılık riski taşıyordu.

“Alarm üretmesi gerekiyordu”

Kararın merkezindeki değerlendirme ise bankanın güvenlik sistemine ilişkin.

Bilirkişi heyeti, söz konusu işlemlerin dolandırıcılık örüntüsüyle uyumlu olduğunu ve bankanın güvenlik sistemlerinde alarm üretmesi gerektiğini belirledi.

Buna rağmen işlemlerin müşterinin bilgisi ve rızası dahilinde olduğunun yeterince doğrulanmadan gerçekleştirildiği ve bankanın gerekli güvenlik önlemlerini almadığı sonucuna varıldı.

Raporda açıkça “bankanın güvenlik sürecinde zafiyet bulunduğu” kanaatine yer verildi.

BAM: Banka sadece sistemi kurmakla sorumluluktan kurtulamaz

Adana BAM 17. Hukuk Dairesi kararında bankaların “güven kurumu” niteliğine dikkat çekildi.

Kararda, internet bankacılığı hizmetini sunan bankanın, gelişen dolandırıcılık yöntemlerine karşı gerekli güvenlik altyapısını oluşturması, sistemi güncel tutması ve usulsüz işlemler ortaya çıktığında gerekli önlemleri alması gerektiği vurgulandı.

Daha da önemlisi mahkeme, müşterinin internet bankacılığını kullanmasının bankanın mevduatı koruma yükümlülüğünü ortadan kaldırmayacağını belirtti.

Müşterinin de sorumluluğu var ama…

Karar, internet bankacılığı dolandırıcılıklarında bütün sorumluluğu otomatik olarak bankaya yükleyen bir yaklaşım da ortaya koymuyor.

BAM kararında müşterilerin de şifrelerini ve kişisel bilgilerini korumak, bilgisayar ve telefonlarını sanal saldırılara karşı korumak ve gerekli dikkat ve özeni göstermek zorunda oldukları belirtiliyor.

Ancak somut olayda müşterinin kişisel bilgilerini üçüncü kişilerle paylaştığına ilişkin delil bulunmadığı vurgulandı.

Kararda; “…davacının önceki hesap hareketleri içerisinde dava konusu işlemlerle benzer nitelikte ve tutarda işlemler bulunduğuna ilişkin finansal kayıtların da sunulmadığı, bu haliyle işlemlerin bankanın güvenlik mekanizmaları bakımından dikkat ve kontrol gerektiren mahiyette olduğu, işlemlerin tanımlı güvenli cihaz kullanılarak gerçekleştirilmiş olmasının ise bankanın gerekli güvenlik tedbirlerini alma yükümlülüğünü ortadan kaldırmayacağı, tüm bu nedenlerle ortaya çıkan zarardan davalı bankanın sorumlu olduğu, ilk derece mahkemesince aynı yönde kanaat içeren bilirkişi heyet raporu doğrultusunda davanın kabulüne yönelik verilen kararın usul ve esas bakımından hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin istinaf isteminin reddine karar verilmiştir…” cümlesi yer alması mahkemenin bundan sonraki benzer davalarda da bakış açısını ortaya koydu.

Bankanın istinaf başvurusu reddedildi

Adana BAM 17. Hukuk Dairesi, ilk derece mahkemesinin kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu sonucuna vardı.

Banka tarafından yapılan istinaf başvurusu HMK 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddedildi.

Daire ayrıca kararın kesin olduğuna hükmetti.

Bankacılık sektörü açısından önemli bir emsal tartışması

Kararın önemli tarafı yalnızca 158 bin TL’lik zararın müşteriye ödenmesi değil.

Mahkeme, bankaların elektronik bankacılık sistemlerinde yalnızca “şifre doğru mu, cihaz tanımlı mı?” kontrolü yapmasının her durumda yeterli olmayabileceğine işaret ediyor.

Çünkü somut olayda işlemler müşterinin tanımlı cihazından yapılmış olsa bile; işlem tutarı + işlem sırası + müşterinin geçmiş işlem davranışı + kredi kullanımı + hemen ardından üçüncü kişilere transfer birlikte değerlendirildiğinde bankanın güvenlik sisteminin şüpheli hareketliliği yakalaması gerektiği kabul edildi.

Bu yaklaşım, özellikle son yıllarda artan mobil bankacılık dolandırıcılıklarında “İşlem müşterinin telefonundan yapılmış, dolayısıyla banka sorumlu değildir” şeklindeki savunmaların tek başına yeterli olmayabileceğini gösteriyor.

Kısacası;

Müşterinin telefonu kullanılmış olabilir.

Tanımlı cihaz kullanılmış olabilir.

Ancak banka, işlemlerin müşterinin olağan finansal davranışıyla uyumlu olup olmadığını ve dolandırıcılık riski taşıyıp taşımadığını da değerlendirmek zorunda.

Bu dosyada mahkemenin vardığı sonuç ise net: Akbank’ın güvenlik sürecinde zafiyet bulundu ve ortaya çıkan 158.825,96 TL’lik zarardan banka sorumlu tutuldu.

Karar 10 Eylül 2026 tarihinde kesin olarak verildi.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist, Bankacı Bilirkişisi Sc: 48413

bankavitrini.com

******************

Dolandırılan müşteri davayı kazandı. Ödeme yapmayan AKBANK’ı İcraya verdi

Dolandırıcılık davasında Mahkeme kararı: Banka sorumlu, para iade

Dolandırıcılık Davasında Şok Rapor: Banka Kusurlu!

 

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.