Connect with us

ŞİRKETLER

ZİNCİR MARKETLER KİME AİT?

Yayınlanma:

|

Zincir marketlerle ilgili yürütülen “fahiş fiyat” tartışması derinleşerek devam ediyor.

Hükümet yetkilileri ve Milliyetçi Hareket Partisi, bu tür marketleri ürünlerine çok sık zam yapmakla eleştirirken şirketler yüksek enflasyon oranlarına işaret ediyor.

Aslında tartışmalar yeni değil.

Örneğin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Eylül 2021’deki ABD gezisinde, “Bu beş tane zincir marketin topladığı ürünle piyasalar alt üst oluyor” açıklamasını yapmıştı.

Konu son günlerde ise Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin zincir marketleri hedef alan açıklamalarıyla gündeme taşındı.

Bahçeli, 22 Kasım’daki konuşmasında “Sürekli zam yapan zincir marketlerin FETÖ ile irtibat ve ilişkisinin titizlikle araştırılması gerektiğine inanıyoruz” dedi.

Yaklaşık bir hafta sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan da bu marketleri eleştirdi ve fiyat farklılıklarını gidermek için Fiyat İstikrar Komitesi kuracaklarını söyledi.

BİM İcra Kurulu Üyesi Galip Aykaç ise Gıda Perakendecileri Derneği başkanlığı görevinden istifa etmeden önce eleştirileri reddederek üretimde maliyet enflasyonuna dikkat çekti.

Aykaç, Bahçeli’ye gönderme yaparak, “FETÖ örgütü ile bizi tehdit eden parti liderlerine söyleyeceklerimiz var. Bu ülkenin güzel insanları sizlerin yalanlarına hiçbir şekilde itibar etmediler” dedi.

Son günlerde zincir marketlere yönelik denetimler artırıldı.

Açıklama, MHP’nin tepkisini çekti.

Bu süreçte ŞOK Marketler’in, Galip Aykaç’ı dernek başkanlığından istifaya çağırdığına dair bir yazışma basına sızdı.

Galip Aykaç, 4 Aralık günü Gıda Perakendecileri Derneği Başkanlığı görevinden istifa ettiğini duyurdu.

Son günlerde farklı kentlerde bazı zincir marketlere yönelik denetimler artırıldı.

6 Aralık’ta Rekabet Kurulu, zincir marketler hakkında, ‘Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’u ihlal ettikleri yönündeki iddialar üzerinden soruşturma başlattı.

7 Aralık’ta, Resmi Gazete’de yayımlanan kararla, zincir marketlere ilişkin yeni bir düzenleme geldi.

Bu yönetmelik değişikliğiyle 200’den fazla şubesi olan zincir marketlere fiyat takibi ve şube bilgilerine yönelik verileri Bakanlıkla paylaşma zorunluluğu getirildi.

Peki bütün tartışmaların odağındaki zincir marketlerle ilgili neler biliniyor?

BBC Türkçe, söz konusu marketlerden en büyük beşinin sahiplik yapısı, son dönemdeki kâr bilgileri ve piyadaki büyüklüklerini inceledi.

BİM

Birleşik Mağazalar A.Ş. (BİM), günümüzde organize perakende sektöründe pazar payı en yüksek şirket.

Kurucuları arasında Mustafa Latif Topbaş, Cüneyt Zapsu, Aziz Zapsu, Yasin Kadı gibi isimlerin olduğu BİM, 1995 yılında 21 mağaza ile faaliyete başladı.

Zaman içinde sermaye sahipliği ve yönetim kurulu yapısı değişti.

Şirketin internet sitesinde yer alan bilgilere göre grup, 2021 sonu itibariyle 9 bin 451 market sayısına ulaştı.

File Marketleri de BİM’in bir projesi olarak faaliyet gösteriyor.

File ile birlikte mağaza sayısı 9 bin 611.

Birleşik Mağazalar A.Ş. (BİM), günümüzde organize perakende sektöründe pazar payı en yüksek şirket.

BİM, yurt dışında Fas ve Mısır’da faal durumda.

Fas’ta 2021’de 578, Mısır’da ise 300 mağazası bulunuyor.

Türkiye, Fas ve Mısır’daki toplam mağaza sayısı 10 bin 489 yapıyor.

BİM sitesinde, 2021 yıl sonu itibariyle 3 bin 723’ü ofis, 6 bin 437’si depo ve 60 bin 37’si mağazalarda olmak üzere toplam 70 bazı 197 kişinin çalıştığını bildiriyor.

Kamu Aydınlatma Platformu’nun (KAP) verilerine göre BİM’in hisselerinin yüzde 15,15’i Merkez Bereket Gıda şirketine ait.

Naspak Gıda şirketi ise BİM hisselerinin yüzde 11,30’unu elinde tutuyor.

Bu iki şirket Topbaş ailesinin farklı üyelerinin yönetiminde bulunuyor.

BİM hisselerinin yüzde 71,03’ü halka açık, yüzde 2,52’si halka kapalı.

Yönetim Kurulu’nun başında Mustafa Latif Topbaş bulunuyor.

BİM, 2022’nin ilk dokuz ayında yaklaşık yüzde 109 oranında bir artışla, 4,8 milyar TL kâr elde etti.

A101

A101, Türkiye’nin en yaygın market zinciri.

2008 yılında kuruldu.

BİM’in kurucuları arasında yer alan ancak daha sonra BİM’den ayrılan Cüneyt ve Aziz Zapsu, A101’in kuruluşunda da önemli rol oynadı.

Turgut Aydın’ın kurucusu olduğu Aydın Grup’un 2009’da A101’e dahliyle yeni bir süreç başladı.

2014’te Aydın Grup A101 şirketindeki payını yüzde 79’a yükseltti.

Ağustos 2016’da, Gülen yapılanmasına finansal destek sağlama iddiasıyla yürütülen bir soruşturma kapsamında, dönemin A101 Yönetim Kurulu Başkanı Turgut Aydın ve Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ahmet Yaşar Aydın gözaltına alındı.

İş insanları kısa süre sonra serbest bırakıldı.

Sitesinde yer alan bilgilere göre A101’in, 2021 yıl sonu itibariyle 11 binin üzerinde mağazası bulunuyor.

A101, Türkiye’nin en yaygın market zinciri.
 

Yine sitedeki bilgilere göre 61 binden fazla çalışanı ve 600’ün üstünde tedarikçisi var.

A101’in Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Yaşar Aydın, Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ise Turgut Aydın.

Halka açık olmadığı, Borsa İstanbul’da işlem görmediği için A101’in mali verileri kamuya kapalı.

ŞOK Marketler

ŞOK Marketler zinciri, 1995’te 13 mağaza ile faaliyet başladı.

Sitesinde yer alan bilgilere göre 2011 yılında 1.255 mağaza ve yedi depo ile Ülker ailesinin elindeki Yıldız Holding bünyesine katıldı.

2013’te Dia S.A., Onurex, Dim mağaza zincirini satın aldı ve 2014’te tüm mağazalar ŞOK mağazalarına dönüştürüldü.

Kurumsal sitesinde yer alan bilgiye göre, zincirin Türkiye’nin 81 ilinde 9 bin 523’ü aşan mağazası, 31 dağıtım merkezi ve 40 bini aşan çalışanı var.

ŞOK’un her yıl yaklaşık bin mağaza açma hedefi bulunuyor.

KAP’taki bilgilere göre ŞOK Marketler zincirinin hissedarları ve sahip oldukları hisse yüzdeleri şöyle:

  • Turkish Retail Investments B.V: Yüzde 24,27
  • Gözde Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklığı: Yüzde 23,66
  • Small Cap World For Reconstruction and Develeopment: Yüzde 5,72
  • İstanbul Portföy Yıldız Serbest Özel Fon: Yüzde 5,13
ŞOK’un her yıl yaklaşık bin mağaza açma hedefi bulunuyor.
 

ŞOK Marketler’in Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Solakoğlu.

Ali Ülker yönetim kurulu başkan yardımcısı, Murat Ülker ise yönetim kurulu üyesi.

Market zinciri, 2022 ilk dokuz yayında yaklaşık yüzde 282 artışla 1,8 milyar TL kâr elde etti.

Migros

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, 1954 yılında aldığı bir kararla İsviçre’deki Migros’a benzer bir organizasyon kurmaya karar verdi ve belediye kontrolünde gıda ve ihtiyaç malzemelerini seyyar satış kamyonlarıyla satan bir sistem kurdu.

Koç Grubu, 1975 yılında Migros’taki çoğunluk hisselerini aldı ve mağazalar İstanbul’dan Türkiye’ye yayılarak yaygınlaştı.

2005’te Migros, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin bir projesi olarak doğmuş olan Tansaş’ı bünyesine kattı.

Sitesinde yer alan bilgiye göre 2008’de hisselerin Moonlight Perakende ve Ticaret A.Ş.’ye devri tamamlandı.

2015’te ise Migros’un hisselerinin yüzde 40,25’ini Anadolu Endüstri Holding satın aldı.

Migros'un Türkiye'deki kuruluşu 1954'e uzanıyor.
 

KAP’taki verilere göre Migros Ticaret A.Ş.’nin Yönetim Kurulu Başkanı, Tuncay Özilhan.

Özilhan, Anadolu Grubu’nun da Yönetim Kurulu Başkanı.

KAP’ın verilerinde, sermaye yapısında yüzde 49,18 oranı ile “MH Perakendecilik ve Ticaret Anonim Şirketi” yüzde 50,82 ise “diğer” görülüyor.

Macrocenter da Migros Ticaret A.Ş. bünyesinde bulunuyor.

Sitesinde yer alan bilgiye göre şirket.; 2.714 Migros ve 131 Macrocenter olmak üzere yurt içinde 81 ilde 2.843 mağazayla hizmet veriyor.

2022’nin ilk dokuz ayında net dönem kârı, yüzde 282,8 artışla yüzde 1,4 milyar oldu.

CarrefourSA

Carrefour, çalışmalarına 1963’te Fransa’da başlamış ve dünya çapında faaliyet gösteren bir perakende zinciri.

Carrefour’un Türkiye’deki ilk marketi ise 1993’te İstanbul İçerenköy’de açılışını yaptı.

1996’da Sabancı Holding ile Carrefour Grubu’nun gerçekleştirdiği ortaklık sonucu CarrefourSA ismi doğdu ve bu isimle ilk market Adana’da açıldı.

CarrefourSA 1999’da Continent, 2005’te ise Gima ve Endi marketlerini satın alarak market ağını büyüdü.

2015 yılında CarrefourSA, İsmar ve 1e1 marketlerinden toplam 55 marketin yanı sıra Kiler Alışveriş Hizmetleri Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş.’ninyüzde 85 hissesini satın aldı.

CarrefourSA 2022’nin ilk dokuz ayını zararla kapattı.
 

Şirketin yönetim kurulu başkanı Nusret Orhun Köstem, yönetim kurulu başkanvekili ise Laurent Charles René Vallée.

KAP’ta yer alan sermaye payları şöyle: Hacı Ömer Sabancı Holding Anonim Şirketi (Yüzde 57,12), Carrefour Nederland BV (Yüzde 32,16), diğer (Yüzde 10,72).

Sitesindeki bilgilere göre CarrefourSA’nın bugün, 52 ilde 643 marketi ile dokuz deposu bulunuyor ve bu işyerlerinde 10 bin 500 kişi çalışıyor.

CarrefourSA, 2022’nin ilk dokuz ayını toplam yaklaşık 184 milyon TL net zarar ile kapamış durumda.

BBC

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

TCMB’den döviz dönüşüm desteğinde yeni dönem

Yayınlanma:

|

Yazan:

Firmalar için daha sıkı denetim, daha fazla sorumluluk ve yeni yaptırımlar

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), 1 Ağustos 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 2026/11 sayılı Tebliğ ile “Firmaların Yurt Dışı Kaynaklı Dövizlerinin Türk Lirasına Dönüşümünün Desteklenmesi Hakkında Tebliğ”de önemli değişikliklere gitti. Düzenleme ilk bakışta yalnızca teknik bir revizyon gibi görünse de, aslında firmaların döviz yönetimi, bankaların sorumlulukları ve kamu desteklerinin kullanımına ilişkin oldukça kapsamlı yeni kurallar getiriyor.

Yeni tebliğ, sadece destek oranını veya uygulama süresini düzenlemekle kalmıyor; destekten yararlanma şartlarını yeniden tanımlıyor, usulsüz kullanımlara ağır yaptırımlar getiriyor, TCMB’nin denetim yetkisini genişletiyor ve bankaların yükümlülüklerini artırıyor. Ayrıca uygulamanın süresi 31 Ocak 2027’ye kadar uzatılıyor.

Düzenlemenin arka planı

Son üç yılda uygulanan ekonomi politikalarının temel hedeflerinden biri finansal sistemde Türk lirasının payını artırmak oldu.

Bu kapsamda;

  • Kur Korumalı Mevduat,
  • İhracat gelirlerinin belirli oranının Merkez Bankası’na satılması,
  • Döviz dönüşüm destekleri,
  • TL mevduatı teşvik eden makroihtiyati düzenlemeler,

aynı stratejinin parçaları olarak uygulandı.

Bu yeni tebliğ ise artık sistemin yalnızca teşvik değil, denetim ve yaptırım boyutunu güçlendiren ikinci aşamasına geçildiğini gösteriyor.

En önemli değişiklik: Destek sistemi yeniden yazıldı

Yeni düzenlemeye göre firmalar, yurt dışından elde ettikleri dövizleri bankalar aracılığıyla TCMB’ye sattıklarında, belirlenen şartları sağlamaları halinde çevrilen tutarın %2’si oranında döviz dönüşüm desteği almaya devam edecek. Destek ödemesi TCMB tarafından aracı bankaya aktarılacak ve banka tarafından firmaya ödenecek. Fiili durumdaki %3 destek geçici madde ile artırıldığı için bu süre de 31.01.2027’ye kadar uzatıldı. Bu da fiili %3 desteğin aynen devam edeceği anlamına geliyor.

Ancak bu destek artık otomatik bir hak olmaktan çıkıyor.

Firmanın;

  • TCMB’nin belirlediği döviz pozisyonu sınırlarını aşmaması,
  • Gerekli bilgi ve belgeleri sunması,
  • Destek şartlarını eksiksiz yerine getirmesi,
  • Usulsüzlük yapmaması,

zorunlu hale geliyor.

İlk kez döviz pozisyonu şartı getirildi

Tebliğin en dikkat çekici yeniliklerinden biri “döviz pozisyon oranı” kriteri oldu.

Artık firma destekten yararlanabilmek için belirlenen sınırları aşmadığını bankaya belgelemek zorunda olacak.

Bu uygulamanın amacı;

  • desteklerin gerçekten ihtiyaç sahibi firmalara yönelmesi,
  • döviz biriktirme amacıyla sistemin kullanılmasının önlenmesi,
  • spekülatif işlemlerin azaltılması olarak değerlendiriliyor.

TCMB artık üst limit belirleyebilecek

Önceki sistemde destek daha standart şekilde uygulanıyordu.

Yeni düzenlemeyle birlikte TCMB;

  • firma bazında,
  • sektör bazında,
  • faaliyet hacmine göre,

destek kapsamındaki döviz satışına üst limit koyabilecek.

Bu limit belirlenirken;

  • firma kârlılığı,
  • işgücü maliyeti,
  • yaratılan katma değer

gibi kriterler dikkate alınacak.

Bu düzenleme, yüksek hacimli ancak düşük katma değerli işlemlerle destekten aşırı yararlanılmasının önüne geçmeyi hedefliyor.

En ağır yaptırım usulsüz kullanıma geliyor

Yeni Tebliğin en sert hükümleri 4/A maddesinde yer alıyor. Buna göre;

Eğer firma;

  • gerçeğe aykırı beyanda bulunursa,
  • sahte belge kullanırsa,
  • destekten usulsüz yararlanırsa,
  • amacı dışında işlem yaparsa,

çok ciddi yaptırımlarla karşılaşacak.

Bunlar arasında;

1. Destek tamamen geri alınacak.

2. Kur farkı da tahsil edilecek.

3. TCMB’nin en yüksek gecelik borç verme faizi üzerinden faiz uygulanacak.

4. Merkez Bankası kredilerine erişim engellenecek.

5. Döviz dönüşüm desteğinden belirli süre yararlanamayacak.

6. Gerekirse suç duyurusunda bulunulacak.

Bu yönüyle düzenleme yalnızca mali değil, aynı zamanda hukuki sonuçlar da doğuruyor.

Grup şirketlerine de yaptırım geliyor

Düzenlemenin en dikkat çekici hükümlerinden biri de yaptırımların yalnızca ilgili firmayla sınırlı kalmaması.

Yeni kurala göre;

  • bağlı ortaklıklar,
  • ana şirket,
  • aynı kontrol altındaki şirketler,

de belirli süre destek ve TCMB kaynaklı kredilerden yararlanamayabilecek.

Bu hüküm, grup şirketleri üzerinden dolanma girişimlerinin önüne geçmeyi amaçlıyor.

Bankaların sorumluluğu ciddi biçimde artıyor

Yeni düzenleme yalnızca firmaları değil bankaları da yakından ilgilendiriyor.

Aracı bankalar;

  • işlemleri incelemek,
  • belgeleri kontrol etmek,
  • şüpheli işlemleri TCMB’ye bildirmek,
  • gerektiğinde tahsilat yapmak,

zorunda olacak.

Üstelik banka gerekli tahsilatı gerçekleştiremezse TCMB ilgili tutarı doğrudan bankanın Merkez Bankası nezdindeki hesaplarından tahsil edebilecek.

Bu nedenle bankalar artık yalnızca aracılık yapan kurum değil, aynı zamanda ilk denetim hattı konumuna geliyor.

İnceleme sürecinde destek ödenmeyecek

TCMB artık gerekli gördüğü firmaları incelemeye alabilecek.

İnceleme süresince;

  • destek ödemesi yapılmayacak,
  • işlem askıda kalacak.

İnceleme sonunda usulsüzlük bulunursa destek reddedilecek; bulunmazsa ödeme gerçekleştirilecek.

Bu düzenleme özellikle yüksek hacimli ihracat yapan firmalar açısından belge yönetiminin önemini artırıyor.

Destek süresi uzatıldı

Tebliğin geçici maddesiyle birlikte mevcut uygulamanın süresi 31 Temmuz 2026’dan 31 Ocak 2027’ye uzatıldı. Böylece ihracatçı ve döviz kazandırıcı hizmet sunan firmalar için destek mekanizmasının devam edeceği netleşmiş oldu.

Hangi firmalar daha fazla etkilenecek?

Düzenlemeden özellikle şu sektörlerin etkilenmesi bekleniyor:

  • ihracatçı sanayi şirketleri,
  • otomotiv,
  • tekstil,
  • beyaz eşya,
  • makine,
  • savunma sanayi,
  • yazılım ve bilişim ihracatçıları,
  • turizm gelirleri yüksek işletmeler,
  • serbest bölgede faaliyet gösteren firmalar.

Bu şirketlerin finans ve muhasebe süreçlerini yeni kurallara göre gözden geçirmesi gerekecek.

Firmalar için yeni riskler

Yeni sistem firmalara önemli avantajlar sunarken bazı riskleri de beraberinde getiriyor.

Örneğin;

  • eksik belge sunulması,
  • yanlış beyan,
  • döviz pozisyonunun doğru hesaplanmaması,
  • grup şirketleri arasındaki işlemlerin hatalı raporlanması,

destek kaybına yol açabilecek.

Dolayısıyla finans, muhasebe ve dış ticaret ekiplerinin koordinasyonu her zamankinden daha kritik hale geliyor.

Ekonomi yönetimi neyi hedefliyor?

Bu düzenleme yalnızca destek sistemini değiştirmiyor.

Asıl hedef;

  • dövizin bankacılık sistemi içinde kalmasını sağlamak,
  • rezervleri güçlendirmek,
  • kayıt dışı işlemleri azaltmak,
  • kamu kaynaklarının etkin kullanımını sağlamak,
  • ihracat gelirlerinin takibini artırmak,
  • desteklerin gerçek üreticiye gitmesini sağlamak.

Dolayısıyla yeni Tebliğ, para politikası ile denetim mekanizmasının birlikte çalıştığı yeni bir çerçeve oluşturuyor.

Bankavitrini.com değerlendirmesi

2026/11 sayılı Tebliğ, ilk bakışta döviz dönüşüm desteğine ilişkin teknik bir değişiklik gibi görünse de, içerdiği hükümler itibarıyla destek mekanizmasını “teşvik odaklı” bir modelden “teşvik + sıkı denetim + güçlü yaptırım” modeline dönüştürüyor.

Özellikle gerçeğe aykırı beyan halinde yalnızca desteklerin geri alınmasıyla yetinilmeyip, kur farkı ve faiz uygulanması, Merkez Bankası kaynaklı kredilere erişimin engellenmesi ve gerektiğinde suç duyurusunda bulunulması; kamu kaynaklarının amacına uygun kullanımını sağlama iradesinin güçlendiğini gösteriyor.

Bunun yanında, grup şirketlerini de kapsayan yaptırım mekanizması ve aracı bankalara yüklenen yeni sorumluluklar, finansal sistemde uyum kültürünün önemini artıracak. Büyük ihracatçılar kadar KOBİ ölçeğindeki ihracatçı firmaların da iç kontrol süreçlerini, belge yönetimini ve döviz pozisyonu takibini yeniden yapılandırmaları gerekecek.

Sonuç olarak, bu Tebliğ sadece bir destek düzenlemesi değil; Türkiye’nin TL’leşme stratejisinin yeni aşamasını temsil eden, uyum ve denetim odaklı bir finansal yönetişim düzenlemesi olarak değerlendirilebilir. Firmaların bundan sonraki süreçte yalnızca destekten yararlanmayı değil, bu desteklerin tüm koşullarını eksiksiz yerine getirmeyi de stratejik bir öncelik haline getirmeleri gerekecektir.

Okumaya devam et

GÜNCEL

Ölçek ekonomisi ve oligopol piyasa örneği; indirim marketleri

İnovasyon ve verimlilik getiren yabancı sermayenin sektöre geri dönmesi ve enflasyonun düşmesi rasyonel rekabet zeminine katkı sağlayacaktır. Bir de mahalle bakkallarını unutmamalı

Yayınlanma:

|

Yabancı sermaye gıda perakende sektöründen çıkalı iki ay oldu. Sektörde yerli ve indirim marketler piyasaya hakim konumda. Son gündem ise indirim marketlerinin arka arkaya finans sektörüne adım atarak kendi bankalarını kurmaları/ortaklıklarıyla bu sektöre girmeleri.

Son elli yılda toplumun sosyo-ekonomik yapısındaki değişim gıda perakende sektörünü de dönüştürdü. Tüketim alışkanlıklarında şehirleşmenin, zaman kısıtlılığının, kredi kartı kullanımının, dijitalleşmenin etkileri marketleşmenin önünü hızla açtı.

Önce bakkallar vardı, sonra bakkallar marketlere yenik düştü. Sektör yaklaşık otuz beş yıl önce yabancı sermaye girişi ve hipermarket modeliyle farklı bir yola girdi. 1990’larda uluslararası hipermarketler için Türkiye oldukça geniş bir pazar olarak görüldü.

2000’li yıllardan itibaren sektör büyük konsolidasyonlara ve radikal bir iş modeli değişimine sahne oldu. Nisan ayı ortalarından itibaren sektörde yabancı da kalmadı. Ancak asıl dönüşüm, yüksek enflasyonun ve bozulan enflasyon beklentilerinin etkisiyle indirim marketlerinin parlamasıyla ortaya çıkmıştı.

Ancak Türkiye gıda perakende pazarındaki dönüşüm yalnızca sahiplik yapısıyla sınırlı değil. Aynı zamanda piyasa yapısı da köklü biçimde değişti. Sektör, ölçek ekonomisi ve oligopol piyasaya verilecek örneklerin başında geliyor. Ayrıca ölçek ekonomisi finans sektörüne taşınarak maliyetler düşerken pazardaki hakimiyet ve oligopol güç daha da arttı.

Ölçek ekonomisi

Türkiye’de indirim market modelinin temelinde yaygın şube ağı, düşük kâr marjıyla yüksek satış hacmi yer alıyor. Kurucu büyük holdinglerin çekildiği ve dört ana yerli oyuncunun domine ettiği bir yapıda on binlerce şube ve bir milyonun üzerinde çalışan var. Bu özellikler ölçek ekonomisinin çoğu özelliğine uygun.

Ölçek ekonomisine sahip şirketlerde üretim arttıkça ortalama maliyetler azalır ve marjinal maliyetler her üretim miktarında ortalama maliyetlerin altında seyreder. Bir başka deyişle, üretim ölçeği büyüdükçe firmanın operasyonel vb. maliyetleri düşmeye başlar.

Dolayısıyla ölçek ekonomisi ve düşük maliyet iç içe geçmiş durumda. Zaten indirim marketlerinde özellikle 2022 ve 2023 yılları arasında fiyat artışları ve yüksek enflasyon kaynaklı kârlılıkta artış ortaya çıktı.

Yüksek enflasyonda tüketiciler satın alma gücündeki azalışı indirim marketlerinin raflarında telafi etmeyi umuyor ve rağbet gördükleri için de giderek büyüyorlar.

Yerli indirim marketleri tüketici alışkanlıklarını okuyor, kendi markalarını üretme avantajını elinde tutuyor olsa da yüksek enflasyon vb. makroekonomik sorunlar sektörün yapısına son şeklini vermiş oldu.

Oligopol piyasa

Piyasada bir veya birkaç firma toplam üretimin tamamına yakınını üstlenirse bu piyasalar oligopoldür. Türkiye gıda perakende sektörü, yabancı sermayenin çekilmesi ve yerli indirim marketlerinin agresif büyümesiyle birlikte hızla “oligopol” (birkaç firmanın hakim olduğu) bir yapıya evrildi.

Bir marketin fiyat artışını diğerlerinin de hızla takip etmesi, oligopolün getirdiği bir reflekstir. İşte bu refleks, oligopol piyasa yapısının doğal ama riskli bir sonucudur.

Piyasa başarısızlığı!

Gıda perakende sektörünün rekabetçi piyasa dinamiklerinden uzaklaşmasıyla sektör giderek daha yoğunlaşmış bir yapıya evrildi. Piyasadaki bu yoğunlaşma, ekonomi literatüründe “piyasa başarısızlığı” olarak tanımlanır.

Bu da eksik piyasa ve tüketici egemenliğinin zedelenmesi gibi iki büyük sorunu besler. Ve piyasa başarısızlığı varsa devlet ekonomiye müdahale ediyor. Ama nasıl?

Tüketici açısından eksik piyasa ve tüketici egemenliğinin zedelenmesi meselesi

Sektörün piyasa yapısı bir başka piyasa başarısızlığı olan eksik piyasa sorununu da yaratıyor. Eksik piyasalar ise mal ve hizmet için ödenmeye hazır olunan fiyat maliyetten düşük olmasına rağmen, bu mal ve hizmeti sunumda yetersiz olan piyasalardır.

Oligopol yapıda bir başka sorun; piyasa ekonomisinin temelinde bulunan tüketici egemenliğinin zedelenmesi, tüketici deneyimi üzerinde bazı kritik yan etkilerin ortaya çıkmasıdır.

Alışveriş deneyimi maliyet odaklı tek tipleşmiş bir modelde sürerken tüketici birbirinin neredeyse kopyası ürünlerle karşılaşır. Organik, gurme ya da farklı segmentteki ürünlere erişim zorlaşır. Bu tür ürünlerin piyasadan dışlanması, tüketicinin seçeneklerini daraltarak yaşam kalitesini ve gıda arz güvenliğini tehdit eder.

Üretici açısından oligopson gücü

Birkaç büyük alıcının karşısında çok sayıda küçük üreticinin bulunduğu piyasaya “oligopson piyasa” denir. İndirim market modeline oligopson piyasa açısından da bakmak gerekir. Oligopson piyasada ürünü satın alan sadece birkaç indirim marketi varken, bu marketlere mal satmak isteyen çok sayıda küçük üretici vardır.

Örneğin bir bisküvi üreticisi, ürününü satabilmek için bu birkaç markete mecburdur ve oligopson piyasa da üreticiyi pazarlık gücünden yoksun bırakarak kar marjlarını sürdürülemez seviyelere çeker.

Enflasyon düşerse piyasa rekabetçi olur mu? Hiç sanmam.

Biliyoruz ki indirim marketleri modelinde fiyat odaklılık-düşük kâr marjı, enflasyonun yüksekliği karşısında tüketicinin ucuz ürüne ulaşmasını sağladı. Ancak maliyetleri düşürmek şartıyla elbette. Bunun için de marketler oldukça mütevazi dekore ediliyor, personel sayısı sınırlı, kendi markalarıyla ürün yaratıyor ve yeni mağazalar kirası düşük yerlerde açılıyor vb.

Önümüzdeki yıllarda enflasyon gerilemeye başlarsa indirim marketlerinde daha fazla indirim olacağını sanmam.

İlk neden; hizmet enflasyonundaki yapışkanlık devam ederse kiralar ve personel maliyeti yüksek olduğu için enflasyon düşse dahi bu maliyet düşüşünün desteğiyle fiyatlar aynı hızla geri gelmeyebilir.

Diğer neden; enflasyon düştüğünde hanehalklarının satın alma gücü yükselir ve tüketici tercihleri zorunlu gıda maddelerinden farklı ürünlere doğru değişir. İşte o zaman oligopol piyasa ve eksik piyasanın aksaklıkları, enflasyon düştüğünde daha belirgin hale gelmiş olur.

Piyasanın sağlıklı işleyişi yeniden nasıl sağlanır?

İlk yapılacak etkin rekabet denetimi ki, örneğin Rekabet Kurumu soruşturmaları ya da marketlere fahiş fiyat nedeniyle kesilen cezalar, oligopol yapının “kartelleşme” eğilimini dizginleme çabası olarak düşünülebilir.

Ek olarak ürün çeşitliliği düzenlemeleri faydalı olur. Marketlerin raflarını sadece “kendi markalarına” değil, belirli bir oranda yerel ve farklı segmentteki ürünlere yer verme zorunluluğu getirilerek eksik piyasa sorunu aşılmalı.

İnovasyon ve verimlilik getiren yabancı sermayenin sektöre geri dönmesi ve enflasyonun düşmesi rasyonel rekabet zeminine katkı sağlayacaktır.

Bir de mahalle bakkallarını unutmamalı.

Prof. Dr. Elif Binhan YILMAZ – T24

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

REESKONT KREDİSİ Mİ, DÖVİZ KREDİSİ Mİ? HANGİSİ DAHA AVANTAJLI?

Yayınlanma:

|

Yazan:

İhracatçı şirketlerin en önemli finansman kararlarından biri; reeskont kredisi mi yoksa döviz kredisi mi kullanılması gerektiğidir.

İlk bakışta karar oldukça kolay gibi görünür.

Bir tarafta yaklaşık %21 basit faizli reeskont kredisi, diğer tarafta ise %8 faiz + %1 KKDF ile yaklaşık %9 maliyetli USD kredisi bulunmaktadır.

Doğal olarak birçok şirket ilk değerlendirmede döviz kredisinin çok daha ucuz olduğu sonucuna varmaktadır.

Ancak finansmanda görünen faiz ile gerçek maliyet her zaman aynı değildir.

Reeskont kredilerinde faiz peşin tahsil edildiğinden, firmanın eline geçen net tutar daha düşük olmakta ve bu nedenle kredinin efektif (bileşik) yıllık maliyeti yaklaşık %26,6 seviyesine ulaşmaktadır.

Peki bu durumda döviz kredisi her zaman daha mı avantajlıdır?

Hayır.

Çünkü döviz kredilerinde asıl maliyet yalnızca faiz değildir.

Toplam finansman maliyeti;

  • Döviz kredi faizi,
  • KKDF ve diğer maliyetler,
  • Kur farkı

olmak üzere üç temel unsurdan oluşmaktadır.

Dolayısıyla şirketlerin sadece kredi faiz oranına bakmaları doğru bir yaklaşım değildir.

Asıl değerlendirilmesi gereken gösterge, kredi vadesi sonunda oluşacak toplam TL finansman maliyetidir.

Yapılan hesaplamalara göre;

Yıllık kur artışı yaklaşık %17,6 seviyesini geçtiğinde USD kredisi ile reeskont kredisi başabaş noktasına gelmektedir.

Bu seviyenin üzerindeki kur artışlarında ise döviz kredisi giderek pahalılaşırken, reeskont kredisinin maliyet avantajı belirgin şekilde artmaktadır.

Örneğin;

  • Kur artışı %10 seviyesinde kalırsa döviz kredisi daha avantajlı olabilir.
  • Kur artışı %20 seviyesine çıkarsa reeskont kredisi öne geçmeye başlar.
  • Kur artışının %25-30 bandına ulaştığı dönemlerde ise reeskont kredisi ihracatçı açısından ciddi bir finansman avantajı yaratabilir.

Ancak reeskont kredisinin göz ardı edilmemesi gereken önemli bir yükümlülüğü bulunmaktadır.

İhracat Taahhüdü Riski

Reeskont kredisi kullanan firmalar belirlenen süre içerisinde ihracat taahhüdünü yerine getirmek zorundadır.

Eğer;

  • ihracat gerçekleşmez,
  • sipariş iptal olur,
  • teslimatlar gecikir,
  • tahsilat sorunları yaşanır

ise firma yalnızca finansman maliyetiyle değil, aynı zamanda taahhüdün yerine getirilememesinden kaynaklanan yaptırımlarla da karşı karşıya kalabilir.

Bu nedenle reeskont kredisi sadece düşük maliyetli bir kredi olarak değil;

ihracat performansına bağlı stratejik bir finansman ürünü olarak değerlendirilmelidir.

Sonuç

Reeskont kredisi ile döviz kredisi arasındaki tercih yapılırken yalnızca faiz oranlarına bakmak yanıltıcı olabilir.

Karar verilirken birlikte değerlendirilmesi gereken temel kriterler şunlardır:

  • Beklenen kur artışı,
  • Faizin efektif maliyeti,
  • Şirketin döviz gelirleri,
  • İhracat taahhüdünü yerine getirme kapasitesi,
  • Nakit akışı ve vade yapısı.

Özetle;

Kur artışının düşük kalacağı öngörülüyorsa döviz kredisi avantaj sağlayabilir.

Ancak Türk Lirası’nın yıllık değer kaybının yaklaşık %17,6’nın üzerine çıkmasının beklendiği dönemlerde, reeskont kredisi toplam finansman maliyeti açısından daha avantajlı hale gelmektedir.

Bununla birlikte, reeskont kredisinin sağladığı maliyet avantajı; ihracat taahhüdü yükümlülüğü ve operasyonel riskler birlikte değerlendirilerek analiz edilmelidir.

Son söz: Başarılı finans yöneticileri yalnızca “faiz oranına” bakmaz; faiz + kur farkı + nakit akışı + taahhüt riskini birlikte analiz ederek en düşük toplam finansman maliyetini hedefler. Bu nedenle doğru soru “Hangi kredi daha ucuz?” değil, “Şirketimin toplam finansman maliyeti hangi senaryoda daha düşük olacak?” sorusudur.

Onur ÇELİK

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.