Connect with us

BANKA HABERLERİ

Katılım Bankası’nın Sanayiciye eziyeti

Yayınlanma:

|

Suudi Arabistan Sermayeli Katılım Bankası 2010-2017 yılları arasında, TEVERRUK isimli kredi türü kullanarak, müşterilerin gayrimenkul / konut kredilerini ihtiyaç kredisine çevirip nakit ödeme yapan Katılım Bankası müşterilerine Vergi Denetim Kurulu tarafından yapılan incelemeler neticesinde “Vergi Ziyaı ve özel usulsüzlük cezaları” almaya başlamış, ihbarı yapan personel de Vergi Dairesi tarafından ödüllendirilmişti. Devletin bu banka yüzünden vergi kaybı o kadar çoktu ki iş Sayıştay Raporlarına kadar yansıdı.

Aynı banka ile ilgili şikayetlerin ardı arkası kesilmiyor.

Her fırsatta İslami kurallara göre Bankacılık yaptığını öne süren Katılım Bankanın son şikayet Eskişehir Sanayi Şubesi için geldi. Anlatılanlar bankanın Sanayiciye bakış açısını da gösterir, “elimizi verdik kolumuzu kurtaramıyoruz” türden.

Bir zamanlar “bizimle çalışın diye kapısında yatan banka firma sıkıntıya düşünce alacağını tahsil etmek için kredileri takibe atmakla tehdit etti”.

Kütahya’da faaliyet gösteren İmalatçı Sanayici olan firma, ihracat da yapıyor. Banka için o kadar büyük ki, sizi Eskişehir Sanayi Şubesine devir ediyoruz deniyor. Firma, 2019 yılında finansal sıkıntı yaşayınca, çekleri yazılmaya başlar, kredilerini yapılandırma ödeme süresini uzatma talebinde bulundu. Normalde bu tür yapılandırmalar 1 yıl ödemesiz 3-5 yıl olur. Firmanın istediği sadece 12 ay vade. Üstelik ana ipotekleri bu Katılım Bankasında. Yapılandırınca teminatta ipotek olduğu için karşılık da az ayırıyor bankalar.  Yapılandırma maliyeti düşük üstelik yapılandırma kredilerinde vade 12 ay gibi kısa bir süre aslına bakılır ise yapılandırma bile sayılmaz, kredi vade uzatımı.

Yapılandırma sonrası bankanın tavrı değişti

Firmanın ödememe diye bir niyeti yok aslında sadece süreye ihtiyacı var. Üstelik istediği süre de o kadar yıllarca değil. Kredileri 12 ay gibi yapılandırma bile sayılmayacak şekilde imzalar atıldı taksitlere bağlandı. Yapılandırma sürecinde 10 ay boyunca 5 milyon TL’den fazla nakit kredi taksitleri ödendi; 1 milyon TL’ye yakın Teminat Mektubu bankaya iade edildi.

2 ay taksit kaldı ipotekleri çözmeyiz dedi

Firma bankaya ana ipoteklerini vermişti. 4 parça halinde 5 milyon TL değerinden fazla ipotek var. Firma 12 ay taksitini 10 ayını hiç gecikme yaşamadan ödemiş. Bu arada firma bulunduğu sektör ve yaptığı iş nedeni ile normalleşme sürecine girmiş, kendini finansal olarak rahatlatmış, işleri büyütme aşamasına geçmesi nedeni ile mal alımı ile ilgili Teminat Mektubuna ihtiyaç duyar. Son iki taksit kalınca Katılım Bankasından yeni bir Teminat Mektubu ister.  Önce tabi “teklif yapalım, bakarız” diye firma oyalanır, bu arada teklif yaptıkları da yok; çünkü artık firmalar da finansal okur yazarlık arttı, hangi bankanın nasıl çalıştığını gayet iyi biliniyor; teklif yapacak banka yeni mali veriler, firmanın son durumu, gelecek planları hakkında bilgiler ister; bunların hiç biri yapılmaz sadece “teklif yaptık, sonuç bekliyoruz” diye firma oyalanır.

Aslında firmaya zaman kaybettirmeyip “biz Teminat Mektubu veremeyiz , firmanız ile çalışmak istemiyoruz” dense, firma yeni arayış içine girecek, ihtiyacı olduğunda normal olarak her firma gibi “ipotekleri olan bankadan” ilk taleplerini dile getirmiş.

Teklif ret edildi başınızın çaresine bakın

Bir süre sonra “teklifimiz olumsuz sonuçlandı” cevabı alınır. Firma, bankanın bu kararını saygı ile karşılar öyle ya rekabet şartlarında her bankanın piyasayı algılayış şekli, çalışma şekli, pazardan pay alma iştahı farklı olabilir. Saygı durmalı.

Katılım Bankasından ilerleyemeyen firma diğer bankalar ile görüşür, normal olarak bir sorun ile karşılaşır. Bankalarda temel bir kural vardır, daha önce yoğun çalışmadığınız, nakit akışından yeterli pay almayan, firmanızı tam tanımayan banka öncelikle “çalıştığı bankalarda kredi koşulu ne, teminat durumu ne” diye sorgular tüm bankacılar bilir bu durumu. Firmamızın başına da aynı durum gelir. Normal olarak diğer bankalar, “firmanız ile çalışabiliriz, fakat diğer bankaya ipotek vermişsiniz bize de ipotek verin bir kısmını ipotek karşılığı, bir kısmını çek karşılığı, bir kısmını kefalet karşılıklı yaparız” derler.

Katılım Bankasından ipotek çözülme talep edilir

Diğer bankalardan kredilerde olumlu cevap alan firma bu durumda dört parça 5 milyon TL değerinden fazla yerlerden “2 milyon TL’lık ipotek kalsın diğer ipoteklerin çözülmesi” için Katılım bankasına başvuru yapar. Bu arada risk 800 bin TL kalmış yani firma 2 milyon TL’lık kalan kredinin iki katından fazla ipotek bırakıyor bankaya. Öyle ya hem bankayı teminat açığında bırakmıyor yeterince ipotek bırakılıyor, hem de kendi işi çözülecek. Bu talebi Katılım Bankasına ilettiklerinde hiç beklemedikleri ukalaca tavırlar ile karşılaştılar. Ukala ve ilgisiz bir tavır ile “1 taksit daha ödeyin bakarız onay isteriz” deniyor.

Son çare CİMER şikayeti oldu

Katılın Bankasının ukala ve ilgisiz “basiretsiz tüccar” davranışı karşısında firma tepkisiz kalmadı, sineye çekmedi. Bankaya yapılan teklif bankayı zor durumda ya da teminat açığına düşürecek bir teklif ya da “tüm ipoteklerimizi çöz” şeklinde değildi çünkü. 800 bin TL kalan kredi riskine karşılık 2 milyon TL ipotek bırakıyor.  Zaten kötü niyetli firma 12 ay yapılandırma yapıp, 10 taksit ödemez. Bu talep son iki taksit kala yapılıyor. Firma da durumu anlatacak şekilde CİMER’e şikayet geçti.

BDDK devreye girdi

Firmanın CİMER’e yaptığı şikayet konu ile ilgili olduğu için BDDK’ya yönlendirildi. BDDK firmayı haklı bularak bankaya “uyarı yazısı” gönderdi ve “savunma” istedi. Süreç hızlı işledi, şikayetten bir gün sonra banka talep edile ipotekleri apar topar çözdü. Olabiliyormuş demek ki. Bu örnek olayda, ülkede bankacılığın keyfi kararlar ile yönetilemeyeceği görüldü, basiretli tüccar gibi çözüm odaklı bankacılık yapılması gerektiği BDDK aracılığı ile bankaya ders niteliğinde bir süreç işledi. BDDK bu tür şikayetleri eskisi gibi sadece kağıt üzerinde geçiştirmiyor bankalara maddi ceza da uyguluyor son yıllarda. Öyle az buz cezalar değil milyon TL’lık cezalar.

Firmadan “şikayetinizi geri çekin” talebi istendi

Banka son iki taksit için yetecek ipoteği teminatta bırakıp firmanın talepleri doğrultusunda ipotekleri çözünce firmayı arayarak “şikayetinizi geri çekin” talebinde bulunuyor. Daha önce ortalıkta olmayan şube müdürü ortaya çıkıyor “haberim yoktu, şikayete ne gerek vardı” gibisinden bir şeyler gevelemeye başlıyor.  Firmaların bu tür talebi müdüre gitmiyor haberi yok ise o zaman o koltukta ne işin var müdür! Haberin vardı da yokmuş gibi davranıyorsan o zaman niçin yalan söylüyorsun müdür! Amaç firmanın gönlünü almak değil BDDK’dan şikayeti geri çektirip bankanın para cezasından kurtulmak.

Diğer bankalar da ders olsun

Anadolu Kaplarının şehri Kütahya’daki İmalatçı, ihracatçı firmanın yaşadıkları; Katılım Bankasının başına gelenler diğer bankalara, da ders niteliğinde, diğer firmalara da yol gösterici niteliğinde aslında. BDDK açıkça bankaların “varlık ve ayakta kalma gerekçesi olan firmaların sorunları ile yakın ilgilenin” der nitelikte. “Çözüm Odaklı çalışın, sorun değil çözüm üretin, piyasanın isteklerine kulak tıkamayın” prensibinin altını çiziyor olay.

Bankalara borç ödemek için gayrimenkullerini dahi satan bir firma ve ortaklarına yapılan bu zulüm bundan sonra herkese ders olur umarım. Bankanın iyisi, yöneticinin deneyimi kriz yönetiminde ortaya çıkar. 2021’de bu tür haberleri yazmaya devam edeceğiz.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Refet Gürkaynak: Bağımsız, Güvenilir Bir Merkez Bankasına İhtiyacımız Var”

Yayınlanma:

|

Yazan:

CHP, bugün Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda İkinci Yüzyıla Çağrı Buluşması düzenledi. Prof. Dr. Refet Gürkaynak, burada şöyle konuştu:

“ENFLASYONUN BU KADAR YÜKSEK OLMASI, ADININ TÜRKİYE OLMASINDAN KAYNAKLANMIYOR”

“Türkiye’nin durumundan bahsederken maalesef içimizi karartmadan konuşmak kolay değil. İktisadi durumumuz kötü. Bunu bilmek için benden duymaya ihtiyacınız yok. Öte yandan sadece iyi niyetle, ümitperverlikle değil uzmanlıkla bunun daha iyisinin mümkün olduğunu söylemek isterim. Daha iyisi elbette mümkün. Çok daha iyisi elbette mümkün. Bizim için, Türkiye’nin refahı için mümkün olan iyilikler yakın ya da uzak geçmişimizle görmüş olduğumuz şeylerle sınırlı değil. Bizim görmediğimiz kadar iyisi olmamız da gayet mümkün.

Bazen Türkiye’de olup biten şeyleri dünyanın bize bir tezahürü gibi anlatmaya çalışıyoruz ya da çalışıyorlar. Yani Türkiye’de enflasyon niye bu kadar yüksek? Bütün dünyada yüksek olduğu için, petrol fiyatları yüksek olduğu için, Amerikan Merkez Bankası şöyle yaptığı için, buğday fiyatı yüzünden. Bunlar bize ‘Enflasyon veyahut fakirlik Türkiye’ye olan şeyler’ deme yolları. Bu sorumluluğu bizden atıyorlar, belki biraz içimizi rahatlatıyor. Bir yandan da bunu değiştirme yetkisini de elimizden alıyor. Eğer bunlar bize olan şeyler ise ‘Bunu değiştiremiyoruz zaten’e geliyor. Halbuki böyle değil.

“DÜNYANIN HİÇBİR YERİNDE İŞE YARAMAYACAK POLİTİKALAR TÜRKİYE’DE DE YARAMIYORLAR”

Enflasyonun bu kadar yüksek olması, adının Türkiye olması, şu veya bu enlemde olmasından kaynaklanmıyor. Şu tabii ki aşikâr. Biz bu gezegende bir ülkeyiz. Dünyada olup biten bizi de etkiliyor.

Bu ülkede ne olup bittiğine dair bu ülkenin insanları olarak söz sahibiyiz. Bunun sorumluluğunu almak zorundayız. Bu enflasyon bizim yaptığımız bir şey. Dünyanın her yerinde olduğu gibi kötü politikalar kötü sonuçlar doğruyor. İyi politikalar iyi sonuçlar doğuruyor. Ülkelerin birbirlerinden farklılıkları var. Birtakım ülkelerin birtakım özellikleri var.

Ama, dünyanın hiçbir yerinde işe yaramayacak politikalar Türkiye’de de yaramıyorlar. Bundan da şaşırmamak lazım. Dünyanın her yerinde enflasyonu kontrol etmiş politikalar Türkiye’de de edebiliyorlar. Buna da şaşırmamak lazım.

“UMARIZ UGANDALI DOSTLARIMIZ DA ‘BURASI TÜRKİYE Mİ?’ DİYE BİZİMLE ALAY ETMİYORLARDIR”

2000’lerin başında enflasyon Türkiye’de kuvvetle düşerken, petrol fiyatları görülmedik hızla artıyordu. Bunu yapmayı başardık, yapabiliyoruz. Bugün Türkiye’de enflasyonun artmasının nedeni petrol fiyatları değil. Enflasyon dünyanın her yerinde olsaydı eğer, dünyanın her yerinde birden görmeyi beklerdik tanımı gereği. Buradaki gri bant, birçok gelişmekte olan ülkenin enflasyon oranlarını içine alan bir bant. En sonda zincirlerini kırıp uzaya gitmeye çalışan çizgi de Türkiye’nin enflasyon oranı. Buna aktığınız zaman, ‘Her yerde enflasyon’ diye başlayan bütün cümlelerin bizim aklımızla alay etmek olduğunu görüyorsunuz.

Uganda’nın enflasyonu ile Türkiye’nin enflasyonu. Görüyorsunuz, 90’larda Uganda da yüksek enflasyondan mustaripken enflasyonunu düşürmüş ve tekrar yükseltmemiş. 2020 sonrasına baktığımız zaman bizim Uganda ile alay edecek bir şeyimiz olmadığını açık açık görebiliyoruz. Umarız Ugandalı dostlarımız da ‘Burası Türkiye mi?’ diye bizimle alay etmiyorlardır.

“ENFLASYON, FAKİRDEN ALIP ZENGİNE VERİR”

Enflasyon, genel bir kötü yönetim göstergesidir. Ama bir taraftan da enflasyon bir vergi, birilerinden alıp birilerine veriyor. Bu bakımdan da en adi, en aşağılık ve en korkunç vergilerden biri. Fakirden alıp zengine verir ve çaktırmadan yapar. Bir zamanlar konuşulan ve Türkiye’de de hâlâ bahsedilen ‘Enflasyonu göze aldık, çünkü biz büyümek istiyoruz’. 1970’lerde bütün dünya bunu denedi ve bütün dünya bu işte çuvalladı. Biz de deneyip daha önce başarısız olduk zaten. Bunun neden olmadığını da biliyoruz. ‘Enflasyonu yükselteyim ama büyüyeyim’ böyle bir şey yok, hiç olmadı. Türkiye’de de olmadığını görüyoruz. Bir kere daha görmemize gerek yok. 90’larda da gördük bunu. Anlamak için de bir işi bir kere yapmış olmak da yeterli aslında. Enflasyonunuz ortalamada yüzde 2 ise, 1-3 arasında, 0-5 arasında gidiyor geliyor, enflasyonu eğer ıskalıyorsanız ve beklemediğiniz gibi olduysa hatanız yüzde 2. Yaşarsınız o zaman. Ortalama enflasyonunuz yüzde 30 ise eğer, o enflasyon yüzde 15-60 arasında gidip geliyordur. Orada yaptığınız tahmin hatası artık çıkarılamaz, şirketleri batırıyor. Böyle olacağını insanlar önden görüyorlar zaten. 2 ay sonrasında vadeli işlem yapılamayan ülkede 2 sene sürecek yatırım işini kimse yapmıyor. Bu yatırımı yapmıyorsunuz, büyümüyorsunuz da. Enflasyon, büyümenin önünde büyük bir engel. Bu nedenlerle enflasyonu düşürmek zorundayız.

“BAĞIMSIZ, GÜVENİLİR MERKEZ BANKASI’NA İHTİYACIMIZ VAR”

Enflasyonu düşüreceğiz diye yola çıkmak Türkiye’yi birleştiren bir şey. Zor olan birçok şeyi yapabilir hale getiriyor. Bunu yapmak için neye ihtiyacımız var? Hepimizin bildiği, bağımsız, güvenilir Merkez Bankası. Bu ezber yanlış değil, Gerçekten bu şart. Bu şartı yerine getirmek de zor değil. ‘Türkiye’de sadece şu ankinden daha iyi merkez bankacılar vardır’ demek zorunda değiliz. Dünyanın en iyi merkez bankacılarından bazıları Türkiye’de. Bunlardan birinin konuşmasını az önce dinledik.

“TÜRKİYE’DE SADECE MERKEZ BANKACILARI DEĞİŞTİREREK BEDAVAYA ENFLASYONU DÜŞÜREBİLECEĞİNİZE DAİR KENDİMİZİ ALDATMAMAMIZ GEREKİYOR”

Merkez Bankası idaresinin güven vermesi lazım. Merkez Bankacılığı bir güven işidir. Ama bu güveninin siyasetten bağımsızlıkla, kendi başına enflasyonu düşüreceğine dair kendimizi de aldatmamamız lazım. Çünkü aklı başında bir Merkez Bankacı yaptığı işlerin sonuçlarının ne olduğunu düşünecek. Bu sonuçlar eğer ‘Benim enflasyonu düşürmek için yapacağım şey hazineyi batırır. Benim enflasyonu düşürmek için yapacağım şey mali sektörde kriz yaratır’ ise yine iş yapamaz hâle geliyorsunuz. Bunun için de bütünsel bir değişiklik ve bir koordinasyon elzem. Bu bakımdan Türkiye’de sadece Merkez Bankacıları değiştirerek bedavaya enflasyonu düşürebileceğinize dair kendimizi aldatmamamız gerekiyor.

Merkez Bankası’nın SWAP hariç net rezervleri nereden baktığınıza ve ne zaman baktığınıza bağlı olarak eksi 20 milyar dolar ile eksi 60 milyar arasında gidip geliyor. Uluslararası konferanslarda bu konuları iyi bilen iktisatçılarla bunun nasıl negatif olabildiğini konuşmak iktisatçı olarak eğlenceli, vatandaş olarak hicap verici bir şey. Neden böyle? Neden bu rezervler buraya geliyorlar?

Ya sonuçları beğenmiyoruz, beğenmediğimiz sonuçları politikaları düzeltmek yerine bu sonuçları doğrudan baskılayarak düzeltmeye çalışıyoruz. Kuru yükselten politikaları değiştireceğimize bu politikaları koruyup, kuru tutmak için rezervlerinizi satarsanız ortaya bu sonuç çıkıyor. Bunu beğenmeyip, ‘Bu insanlar bu rezervleri niye alıyorlar? Ellerine nereden geçiyor? Krediden geçiyor. O zaman kredileri köstekleyelim’ derseniz, doğrudan bankalara müdahale etmeye başlıyorsunuz. Türkiye’de hemen her alanda bu şekildeki müdahaleleri görüyoruz.

Türkiye’nin şu an gittiği komuta ekonomisi yolundan düzenlenmiş bir piyasa ekonomisine tekrar dönmesi gerekiyor.

Devlet dediğiniz şey, devlet kapasitesi biber gazı sıkmak değil. Hakikaten geliri tahkim edebilmek mesela, kendi aldığı kararı uygulayabilmek. Bunu yaptığımız zaman, Hacer hanımın bahsettiği gelir aktarımlarını doğru yapabilir hâle geleceğiz. Çünkü kim gerçekten ihtiyaç sahibi, kim havadan ‘Bana da’ diyor, anlar hâle geleceğiz. Bunlar bizim elzem şeyler. Bunları yaptığımızda, Merkez Bankası’na ‘Sen de işini doğru düzgün yap. Enflasyon düşsün’ diyebiliyoruz.

“İYİ İKTİSAT POLİTİKASI YAPMAK TÜRKİYE’DE HÂLÂ MÜMKÜN”

Türkiye gerçekten iktisat politikası uzmanlığı çok olan, uzmanı çok olan, beşeri sermayesi yüksek olan bir ülke. Para politikasında özellikle böyle. Tam da bu bakımdan varlık içinde yoklukla yaşıyoruz. Bu kadar uzmanlığın, bilginin, uygulama kültürünün olduğu bir ülkede bir kere daha bunları yapmıyor olmalıydık. Bu insanlar hâlâ hayattalar ve bu ülkedeler. İyi iktisat politikası yapmak Türkiye’de hâlâ mümkün.

Türkiye’de enflasyonu düşüren politika, sadece enflasyonu düşürmeyecek. Birçok şeyi birden ıslah edecek. Bu bedava değil. Bunun bir maliyetini ödeyeceğiz. O maliyet bir defa ödenecek. Sonra faydası, nesiller boyu… Şu anda çektiğimiz eziyeti biliyoruz. Uzmanlıkla, Türkiye’de enflasyon düşer ve bu ülkede enflasyon düşecek, diyebiliyorum. Bunun nasıl yapılacağını biliyoruz. Zor değil. Türkiye’de bunu çok iyi bilen insanlar mevcut. İhtiyacımız olan şey bunu yapacak niyet ve irade. Baştaki maliyetini kaldıracak olan toplumsal mutabakat. Bunu yapacak bir ülke olduğumuzu düşünüyorum. Nihayetinde, dönüp bakıp; Türkiye’de enflasyon düştü, gelir dağılımı düzeldi, büyüme arttı, gitmiş olan insanlar bu ülkeye tekrar mutlulukla geri geldiler dediğiniz zaman; bu dünya değiştiği için olmayacak. Biz böyle yaptığımız için olacak.”

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

The Banker’den İş Bankası’na “Yılın Bankası” ödülü

Yayınlanma:

|

Yazan:

Türkiye İş Bankası, The Financial Times bünyesinde yayımlanan The Banker Dergisi tarafından ‘Türkiye’de Yılın Bankası’ ödülüne layık görüldü.

İş Bankası’ndan yapılan açıklamaya göre, 2024 yılında 100. yılını kutlayacak olan bankanın bu ödülü almasında; güçlü finansal performansı ile birlikte dijitalleşme ve inovasyon alanında müşteri için değer yaratma odaklı yenilikçi hizmet anlayışını sürdürmesi ve topluma dair üstlendiği inisiyatifler etkili oldu.

Ödülü, Londra’da düzenlenen törende İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Gamze Yalçın aldı.

‘Yılın Bankası’ ödülü, uzman bankacı ve analistlerin görüşlerine dayanarak dünyanın birçok ülkesindeki bankaların değerlendirilmesi sonucunda belirleniyor.

120 ülkeden binin üzerinde başvuru yapılan ödülü kazananlar, alanında uzman jüri üyeleri tarafından seçiliyor.

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

ATO MECLİS BAŞKANI DERYAL: “Bankalar krediye erişimi büyük oranda zorlaştırıyor”

Küresel durgunluk riskine işaret eden ATO Meclis Başkanı Mustafa Deryal, krediye erişimin büyük oranda zorlaştığını söyledi. Deryal sermayenin korunması için enflasyon muhasebesinin de önemli olduğunu vurguladı.

Yayınlanma:

|

Yazan:

Ankara Ticaret Odası Meclis Başkanı Mustafa Deryal, küresel durgunluk işaretlerinin arttığını, bunun Türkiye’yi de etkilemesinin mümkün olduğunu söyledi. Durgunluğun önemli bir risk unsuru olduğunun altını çizen Deryal, “Her dönem zorluklar vardır. Bu gibi dönemlerde önemli risk unsuru ise durgunluk. Eğer iş devam ediyorsa, ekonomik canlılık varsa iniş çıkışlar olsa da durgunluğu aşabilir, işi yönetebilirsiniz” dedi.

EKONOMİ’nin sorularını yanıtlayan Deryal, krediye erişimin büyük oranda zorlaştığını, “bankaların kredi vermemek için uğraştığını” belirterek, bunun da ekonomik aktivite üzerinde baskı oluşturduğunu kaydetti. Deryal, vergi döneminin yaklaştığını hatırlatarak, enflasyon muhasebesi uygulanmaması halinde, sanayicilerin fiktif olarak artmış rakamlardan kaynaklı olarak normalde eline geçmeyen bir karın vergisini ödeyerek sermaye kaybına uğrayacağını söyledi. Mustafa Deryal, enfl asyonun ekonomiyi çok çeşitli kanallardan olumsuz etkilediğini kaydederek, hem işlerin devamı açısından, hem de vatandaşların alım gücünün korunması için enflasyonun düşürülmesine yönelik mutlaka bir program uygulanması gerektiğini kaydetti. Küresel gelişmelerden Türkiye’nin göreli olarak daha az etkilendiğini hatta bazı fırsatların doğabileceğini belirten Deryal, orta vadede, Suriye, Irak, Ukrayna gibi bölgelerdeki savaşın bitmesiyle oluşacak yeniden yapılanmada Türkiye’nin pay alabileceğini hatırlattı.

Deryal, bu sürece kadar inşaat sektörü başta olmak üzere sektörlerin canlandırılması ve krediye erişimin sağlanması gerektiğini kaydederek, “2001, 2008 krizlerini atlattık. Bu hem ülkemizin, hem de iş dünyasının başarısıdır. Her dönemin zorluğu var ama böyle dönemlerde en büyük tehlike durgunluktur. İş devam ettiği sürece sorunları çözebilirsiniz ama durgunluk olunca yönetmek zorlaşır. Diğer yandan, ticari hayat dikensiz gül bahçesi değil. İş dünyası da mücadele etmeli. İş dünyasının deneyimli olduğunu düşünüyorum. Günün konjonktürüne uygun olarak kendini yenileyerek, çeşitlendirerek mücadele etmeli” diye konuştu.

“Olumsuz ortam giderilmezse yeniden inek ithali gerekecek”

Mustafa Deryal, salgında tedarik zinciri kopmaları, hammadde fiyat artışları yanında, tarımın öneminin de ortaya çıktığını vurgulayarak, Türkiye’de son dönemde süt ineklerinin kesime gitmesiyle ortaya çıkan durumun da telafisi gerekeceğini kaydetti. Süt üretimine yönelik ilave destekler gerektiğini kaydeden Deryal, süt ineklerinin önemli bir bölümünün ithal olduğunu, mevcut olumsuz ortam giderilmemesi halinde yeniden inek ithalinin gerekeceğini hatırlattı. Deryal, kısa vadede “emeklilikte yaşa takılanlar” sorununun çözümüne yönelik atılacak adımlarda, işverene ilave ve birden çıkacak tazminat yükü konusunda endişeleri bulunduğunu, zamana yayılarak bir çözüm üretilmesini talep ettiklerini. Enflasyon muhasebesi uygulanmamasının da yakın gelecekte fiktif olarak oluşmuş kârlarda, elde edilmemiş gelirden vergi ödenmesinin söz konusu olacağını vurgulayarak, enflasyon muhasebesi talep ettiklerini kaydetti.

Maruf BUZCUGİL

Okumaya devam et

KATEGORİLER

SON YAZILAR

ALTIN – DÖVİZ

KRIPTO PARA PİYASASI

BORSA

TANITIM

FACEBOOK

Popüler

www paravitrini com © "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKAVİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.paravitrini.com Copyright © 2020 - Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.