Connect with us

GÜNDEM

Kriz faturasını çıkaranlar değil, Emekçiler ödüyor

Yayınlanma:

|

Forbes dergisinin dünyadaki en zengin insanlar sıralamasında 134 milyar dolarlık servetiyle ilk on içinde yer alan Warren Buffet “Sınıf savaşı var, tamam ama savaşı veren benim sınıfım, zenginler sınıfı. Ve de kazanıyoruz” demişti. Burjuvazi açısından sınıf mücadelesi benimsenebilir bir teoridir çünkü tarihin her döneminde üretim araçlarının sahipleri dört koldan örgütlenerek ve devlet iktidarını ele geçirerek egemen sınıf olabileceğini çok iyi bilir. Egemen sınıf olarak sermayenin siyasal egemenliği, ancak sınıf mücadelesi içerisinde, Buffet’ın ifade ettiği gibi “savaş vererek” ve “kazanarak” mümkündür.

Sınıfların tarih sahnesine çıkışından beri sınıf savaşları da farklı yoğunluklarda cereyan etmektedir. Üretim ilişkilerinin ve üretici güçlerin yapısına; sınıfların kendi içinde ve diğer sınıflara karşı örgütlülük düzeyine; bir sınıfın ortak çıkarını toplumun genel çıkarına dönüştürme kabiliyetine bağlı olarak sınıf savaşının seyri de değişir. Bu kimi zaman, tarihin akışını değiştiren siyasal ve toplumsal kırılmalar veya devrimler olarak tezahür eder, kimi zamansa bir işyerinde ücretlerin iyileştirilmesi veya işten çıkarılan işçilerin geri alınması için kararlı bir mücadele olarak.

Sınıf savaşının kendini en yaygın biçimde gösterdiği alansa, üretimde ve bölüşümde ücretlerin genel seviyesi ve kârlardır. Türkiye’de sınıf savaşının güncel tezahürlerini kavramanın yolu, sermaye birikim modeli ile emek rejimi arasındaki ilişkiyi bütünlüklü bir çerçeveye yerleştirmektir. Her savaşta olduğu gibi sınıf savaşında da cepheler, stratejiler ve taktikler vardır. Cepheleri sırayla inceleyebiliriz:

EMEK CEPHESİ: İŞÇİLEŞME HIZI VE YOĞUNLUĞU

Sermaye kendisini toplumsal sınıf olarak kuramaz; aksine, kendi oluşturduğu işçi sınıfına ihtiyaç duyar. Her an işe koşabileceği ve yerine yenisini ikame edeceği ne kadar çok sayıda işçi olursa, üretim temposunu o kadar artırabilir. Bu nedenle toplumun işçileşmesine ihtiyaç duyar.

Türkiye kapitalizminin hâkim sermaye birikim modeli, orta-düşük teknolojili, emek yoğun üretimle sürdürülen, ucuz emek-ucuz meta üretimine dayalı ihracatçı modeldir. Bu modelin çekirdeğinde ise 7’den 77’ye nüfusun tüm katmanlarıyla işçileştirilmesi yer alır.

Özel sektörde kayıtlı istihdamda; sanayi, inşaat ve ticaret-hizmet sektörleri toplamında ücretli çalışan sayısı bu yılın Nisan ayında, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 4,6 artarak 14 milyon 617 bin kişiden 15 milyon 283 bin kişiye yükseldi. Nüfus artış hızıyla mukayese edersek işçileşme hızı daha net anlaşılır. 2023 yılında Türkiye’de nüfus artış hızı durma noktasına gelmişken (binde 1,1), aynı yılın Ocak ayından Aralık ayına işçileşme hızı yüzde 7 civarında artmıştır.

Sermaye cephesi, işçileşme sürecinin hızlanması ve işçi rezervlerinin dolması amacıyla bir dizi strateji izlemektedir. Çocuk işçiliğe formel bir nitelik kazandıran MESEM programları yaygınlaştırılmakta ve organize sanayi bölgelerine meslek liseleri açılmaktadır. 1 milyon 500 bini aşan sayıda öğrenci-işçi orta ve uzun vadeli olarak işçi gücü piyasasına yedeklenmiştir. Emeklilerin sosyal bir varlık olarak yok sayılması ve aylıklarına zam yapılmaması bir kaynak sorunu değildir. Aksine, çalışabilecek durumdaki 60 yaş üstü yaşlı nüfusun –tıpkı öğrenci-işçiler gibi– başta emek yoğun işkolları olmak üzere düşük ücretlere çalıştırılması için izlenen bir emek piyasası stratejisidir.

EMEK CEPHESİ: ÜCRETLER

Türkiye’de ücretlerin düşürülmesi ve artışının baskılanması, patronlar açısından bir beka sorunudur. Mehmet Şimşek’in izlediği “enflasyonla mücadele” politikaları, talebi kısarak enflasyonu düşürmekten ziyade, ücretlerin ortalama seviyesini düşürmeye odaklıdır. Ucuz emek-ucuz meta döngüsünde asgari ücretin ortalama ücrete dönüşmesinin, her 10 işçiden 6’sının asgari ücretin yüzde 20 fazlasının altında çalışmasının temel nedeni de budur. Bu oran, 20 sene önce her 10 işçide 4 işçi idi. 2002 yılında asgari ücretten düşük maaş alan işçilerin oranı yüzde 24,4 iken, bu oran 2022 yılında yüzde 33,8’e çıktı. Kayıtlı istihdamın ise yaklaşık yüzde 40’ı asgari ücretle hayatını idame ettirmeye çalışıyor.1

Mehmet Şimşek’in “yüksek” dediği ücretler ise reel olarak erimeye, işgücü ödemelerinin payı düşmeye  devam ediyor. EYT nedeniyle, işgücüne yapılan ödemelerin GSYH’ye oranı fazla görünmesine karşılık işgücü ödemeleri geriliyor. İktisatçı Zafer Yükseler’in hesaplamalarına göre, 2023 yılında yaklaşık 1,9 milyonu ücretli ve maaşlı olan toplam 2 milyon kişi EYT düzenlemesinden yararlanarak emekli olmuş, bunun yarısı tekrar çalışmaya başlamıştır. 2023 yılında EYT kıdem ve ihbar tazminatı ödemelerinin GSYH oranı %3 ila 3,5 tahmin edilirken; işgücü ödemelerinin GSYH oranı yüzde 29,1’dan yüzde 26’ya gerilemiştir.2

EMEK CEPHESİ: ÇALIŞMA SÜRESİ VE SÖMÜRÜ

Türkiye, OECD verilerine göre haftalık 48 saatle en uzun çalışma süresinin olduğu ülkedir. Uzun çalışma süreleri, sermaye birikim modeli ve emek rejimiyle birlikte düşünülürse sadece zamanla ölçülebilir bir parametre değildir. Uzun çalışma, gün süresini uzatarak sömürüye dayanan mutlak artı-değer üretiminin kendisidir. Bir işçi günde 8 saatten fazla çalışırken karşılığında mesai ücreti almıyorsa, hatta artan enflasyon karşısında maaşı değişmeden kalıyorsa, daha çok sömürülüyor demektir. İktisatçı Menekşe Yılmaz’ın “Türkiye istihdam modeli” olarak adlandırdığı son hesaplamasına göre, 2024 yılının ilk çeyreğinde işçiler 2021’in ilk çeyreğine göre yüzde 48 daha fazla çalışıyor,3  buna karşılık 2021 yılına göre üretimden yüzde 19,.04 daha az pay alıyor.4

Grafik: Menekşe Yılmaz

SERMAYE CEPHESİ: YÜKSELEN KÂRLAR

Sermaye, daha çok kâr edip birikerek, “canlı emeği vampir gibi emerek” varlığını devam ettirebilir. Patronların yüksek kârlarını zekâlarına, çalışkanlıklarına veya şanslarına bağlayan burjuva ahlakçılığı masaldan ibarettir, çünkü yüksek kârlar üretim alanında doğar.

Marx “Ücret Fiyat Kâr”da, artı-değerin kârın da faizin de rantın da kaynağı olduğunu belirtir. Artı-değer nasıl ki artı-emeğin ürünü olarak üretim alanında doğuyorsa, artı-değerin dönüşmüş biçimi kâr da üretim alanında doğar. İşçiler ne kadar uzun süre çalışıp ne kadar çok üretirse, ücretler ne kadar düşerse, emek maliyetlerinden ne kadar tasarruf edilirse, patronların kârları da o kadar artar.

İstanbul Sanayi Odası’nın her yıl açıkladığı En Büyük 500 Sanayi kuruluşunun yıllara göre kârlılık oranları incelenebilir.

Kârlılık göstergelerinden birisi olan faaliyet kârlılığı oranı, 2012 yılından 2022 yılına kadar olan 10 yıllık dönemde istikrarlı bir artış göstererek 5,5’ten 12,8’e çıkmıştır.  Son 10 yıldır 500 sanayi şirketinin kârlılık oranları sürekli artış halindedir.

Diğer bir kârlılık göstergesi olan faiz, amortisman ve vergi öncesi kârlılık (FVÖK) oranı 2013-2023 arası 10 yıllık dönemde sürekli artarak 9,4’ten 15,7’ye yükselmiştir.  Son 10 yıldır FVÖK kârlılığı da artmaktadır.

Veri: İstanbul Sanayi Odası Tablo: Evrensel

KÂRLAR YÜKSELDİ

  • Arçelik’te 2023’te net kâr 207 bin 264 lira oldu. İşçi başı kârda artış enflasyonun üstünü gördü. 2022 Haziran-2023 Haziran döneminde resmi enflasyon yüzde 38 iken, işçi başı kâr yüzde 80 arttı.
  • Menderes Tekstil‘in 2023 yılı son çeyreği kârı 254 milyon lira. 2024 yılında 2 bin işçiye 1 ayda verilen miktar ise 40 milyon lira.
  • Banvit’in 2023 yılında 12 aylık konsolide net dönem kârı 10 kat artarak 951 milyon 965 bin 590 liraya çıktı. Banvit kârını 10’a katlarken, 2021’den bu yana Banvit işçisinin ücreti 4 kat bile artmadı.
  • Dardanel’in 2023’te üretimden elde ettiği gelir 671 milyon 606 bin lira. Dardanel’de 1 işçiden aylık elde edilen kâr 34 bin lirayı aşıyor.
  • Temsa, 2020-2023 yılları arasında TL bazında yüzde 1090, dolar bazında ise yüzde 252 büyüdü. 2023 yılında işçi ücretleri ortalama 30 bin TL üzerinden hesaplandığında yaklaşık 1000 işçinin çalıştığı fabrikada işçi ücretlerinin toplamı 360 milyon TL yapıyor.

SERMAYE CEPHESİ:EMEK MALİYETLERİNDEN TASARRUF

Şirketler, kâr oranlarını artırmak için emek maliyetlerini kısmaya yöneliyor. TÜİK’in en son 2022 yılında yayımladığı Sanayi ve Hizmet İstatistiklerine göre, Türkiye’de finans ve sigorta faaliyetleri hariç şirketlerin üretim değeri 9,85 trilyon liraya yükselirken, emek maliyetleri 1 trilyon liraya geriledi. Şirketlerin emek maliyetinin üretim değerine oranı 2012 yılında yüzde 13, 2016 yılında yüzde 15 iken, 2022 yılında yüzde 10’lara kadar düştü. İhracatçı modelin lokomotifi emek yoğun sektörleri kendi içerisinde incelediğimizde, düşük teknolojili üretimde emek maliyetlerinin oranı 2018’de 9,9 iken 2022 yılında 7,26’ya gerilemekte; orta düşük teknolojili üretimde emek maliyetlerinin oranı 7,5’ten 4,9’a gerilemektedir. Emek yoğun sektörler, uzun ve ağır çalışma koşulları dışında, ücretler ve işçilik hakları açısından birer cehennemdir, veriler de bunu ortaya koymaktadır.

‘SINIF SAVAŞI KARAR SAATİNE YAKLAŞTIĞINDA’

Devasa kârlar ve hiper-sömürünün egemen olduğu bir düzende emekçileri nefessiz bırakan, sınıf savaşındaki asimetrik güç ilişkisidir. Her gün işyerlerinde amansız bir sınıf mücadelesi verilir ve bu sadece ücretlerin baskılanmasıyla da sınırlı değildir. İşçinin denetimi için işyerinde ve dışında her türlü baskı, sermayenin toplumsal egemenliğinin garantisidir. İşçiler hakkını ararken ne kadar örgütsüz ve dağınık olursa, patronlar kontrolü o kadar genişletir. Gün gelir işsizlik fonuna çöker, gün gelir kıdem tazminatını kaldırmaya çalışır. Gün gelir asgari ücreti ortalama ücret yapar, gün gelir bölgesel asgari ücretle yeni eşitsizlikler yaratır. Bunu engellemenin yegâne yolu, işçilerin sınıf birlikteliği ve bir toplumsal sınıf olarak iktidarıdır.

Kansu YILDIRIM-Evrensel

____

[1] DİSK-AR Asgari Ücret Gerçeği Araştırmaları

[2] https://zaferyukseler.blogspot.com/2024/06/isgucu-odemeleri-ve-eyt-etkisi.html?spref=tw

[3] 2021 yılının ilk çeyreğinde özel sektörde çalışan 100 işçinin kişi başı 100 saat çalıştığı varsayımından hareketle.

[4] Menekşe Yılmaz’a katkılarından ötürü teşekkür ederim. https://x.com/meeeeenekseee/status/1798716921657143431

Okumaya devam et

GÜNCEL

Rekor sıcaklar, soğuyan petrol ve kırılgan piyasalar

Yayınlanma:

|

Yazan:

Avrupa son yılların en şiddetli sıcak hava dalgasıyla mücadele ederken, Fransa’da aşırı sıcaklara bağlı can kaybı şimdiden bin kişiye ulaştı. Can kayıplarının daha da artmasından endişe edilirken, 40°C’yi aşan sıcaklıklar Almanya, Avusturya, Polonya ve Çekya’da yeni rekorlar kırılmasına neden oldu. Elektrik üretimi, ulaşım altyapısı ve sağlık sistemleri ciddi mânâda baskı altında kalırken, sıcak hava dalgasının insan kaynaklı iklim değişikliği nedeniyle artık hemen hemen herkesi ilgilendirdiğini itiraf etmek gerekiyor!

Ekonomik açıdan bakıldığında ise aşırı sıcaklar enerji arzını ve tarımsal üretimi tehdit ederken, Macaristan’daki Paks Nükleer Santrali, Tuna Nehri’nin aşırı ısınması nedeniyle üretimini yeniden azalttığını, İtalya’da Po Nehri’nin debisinin düşmesi tarım ve sulak alanlar için risk oluşturduğun okuyoruz.  Fransa’da elektrik kesintileri yaşanırken, Batı Avrupa’da bu hafta sıcaklıkların düşmesi beklenirken, sıcak hava dalgasının Orta Avrupa ve Balkanlar’a doğru ilerleyeceği öngörülüyor. Enflasyon korkularına bir darbe de gıda fiyatları üzerinden gelme ihtimalini göz ardı etmemek gerekiyor.

ABD ve İran’ın, son günlerde karşılıklı saldırılarla yeniden tırmanan gerilimin ardından çatışmaları durdurma ve diplomatik görüşmelere yeniden başlama konusunda anlaşmaya vardığını görüyoruz. Taraflar, 17 Haziran’da imzalanan ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden deniz trafiğine açılmasını öngören 14 maddelik mutabakat çerçevesindeki teknik görüşmeleri sürdüreceği açıklandı.

Buna karşın sahadaki riskler tamamen ortadan kalktığını söyleyemiyoruz. İran hafta sonu Bahreyn ve Kuveyt’teki ABD askeri üslerini füze ve İHA’larla hedef alırken, ABD tarafı can kaybı yaşanmadığını açıkladı. Aynı dönemde İsrail’in Lübnan’ın güneyinde Hizbullah hedeflerine yönelik operasyonlarını sürdürmesi, bölgesel tansiyonun kırılganlığını korumaya devam ettiğini gösteriyor. Enerji piyasaları açısından diplomasiye dönüş Hürmüz kaynaklı arz riskini azaltan olumlu bir gelişme olsa da, ateşkesin kalıcılığı ve müzakerelerin seyri önümüzdeki günlerde petrol fiyatlarının yönü açısından belirleyici olmaya devam edecektir.

Geride bıraktığımız hafta piyasalarda volatilite ciddi mânâda yüksek seyretti. Barış sürecine paralel petrolün varil fiyatı 72 dolar seviyesinin hemen altını test ederek savaşın başladığı günlere döndü. Petrolün gerilemesi piyasalara moral vermeye tam mânâsıyla yeterli olmazken, enflasyon kaygılarının bir tık da olsa azalmaya başladığını düşünüyoruz. En azından merkez bankaları cephesinden gelen açıklamalarda petrolün gerilemesine atıfta bulunmaya başladığını söyleyebiliriz. Mesela Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) açıkladığı Mayıs ayı enflasyon beklentilerinin Nisan’a göre keskin şekilde düştüğünü görüyoruz. Devam eden barış anlaşması ve petrol fiyatlarında süregelen geri çekilmenin enflasyon beklentilerinde iyileşmeyi hızlandıracağını, bunu da hâliyle merkez bankalarının elini rahatlatacağını düşünüyoruz. Özellikle Avrupa’da Volkswagen’in 100bin kişiyi işten çıkarmaya hazırlanmasını kendi başına çok büyük bir manşet olduğunu düşünüyoruz. Avrupa’nın pek çok alda olduğu üzere ivme kaybettiğini gösteren bu yeni gelişme karşısında ECB’nin faiz artırımına devam etmesini açıkça beklemiyoruz.

Yeni gün ve hafta başlangıcında, ABD ile İran’ın karşılıklı saldırıları durdurma ve müzakerelere yeniden başlama kararı risk iştahını arzu edildiği ölçüde desteklemediğini görüyoruz. ABD Doları küresel bazda değer kazanırken, geriye kalan hemen hemen tüm enstrümanlarda ise değer kaybı devam ediyor. Kalıcı bir güven ortamından yoksun Asya borsaları yön bulmakta zorlanırken, gösterge endeks Tokyo borsası ve Güney Kore borsası %1 civarında geriledi. ABD borsalarının vadeli işlemlerinde ise %0,7 civarında artılar görüyoruz. Tansiyonun barometresi konumunda brent petrolün varil fiyatı 72 dolar seviyelerinde kalırken, her ne kadar savaş dönemindeki primin büyük bölümü geri verilmiş olsa da, enerji arzına ilişkin risklerin tamamen ortadan kalkmadığını düşünen piyasalar, fiyatı daha da aşağı çekmekte zorlandıklarını görüyoruz.

Fed Başkanı Warsh’un yarattığı belirsizliğe paralel artan faiz artırım beklentileri dolar endeksini son bir yılın zirvesine iterken, faiz artırımına rağmen Japon Yeni 162 seviyelerinin kıyısında işlem görerek müdâhale ihtimalini canlı tutuyor. Güçlü dolar ve yüksek faiz beklentileri, faiz getirisi olmayan kıymetli metaller üzerinde baskı yaratmaya devam ettiğini de not etmemiz gerekiyor. Yılın ikinci çeyreğini brent petrol %40’a yakın düşüşle tamamlamaya hazırlanırken, altın %13, gümüş %22, bitcoin ise %12 düşüş kaydetti. Özellikle ons altın ikinci çeyrekte 2013’ten bu yana en sert çeyreklik düşüşünü yaşamaya hazırlandığının altını çizmek gerekiyor.

Yapay zekâ yatırımlarına ilişkin soru işaretleri devam ederken, Güney Kore, önümüzdeki yıllarda büyüklüğü 650 milyar doları aşabilecek yapay zekâ ve yarı iletken yatırım programını devreye almaya hazırlandığını duyurdu. Samsung ve SK Hynix öncülüğünde hayata geçirilmesi beklenen proje, yeni çip üretim tesisleri, yapay zekâ veri merkezleri ve robotik yatırımlarının yanı sıra enerji, su, ulaşım ve nitelikli iş gücü altyapısını da kapsayacağını okuyoruz. Güney Kore, küresel yapay zekâ yarışındaki konumunu güçlendirmeyi ve üretimi Seul dışına yayarak yeni bir teknoloji ekosistemi oluşturmayı hedeflerken, hisse senedi piyasalarında ise yüksek değerlemelere ulaşan yapay zekâ şirketlerine yönelik temkinli görünüm korunduğunu söylememiz gerekiyor. Küresel teknoloji hisselerindeki kâr realizasyonunun etkisiyle Samsung ve SK Hynix hisselerinde satışlar görülürken, piyasa aktörlerinin daha düşük değerlemeli sektörlere yönelme isteğinin de arttığını görüyoruz. SpaceX hisseleri 225 dolar seviyelerini test etmesinin hemen ardından 150 dolar seviyelerinin diplerine kadar gevşediğini de not edelim.

Fed Başkanı Warsh açısından bu hafta iki kritik gelişmenin öne çıktığını haber akışında görüyoruz. ABD Yüksek Mahkemesi’nin, Başkan Trump’ın Fed Yönetim Kurulu üyesi Lisa Cook’u görevden alma girişimine ilişkin vereceği karar, Fed’in siyasi bağımsızlığının geleceği açısından emsal niteliğinde olacaktır. Aynı zamanda Warsh, Portekiz’de düzenlenecek Avrupa Merkez Bankası (ECB) Merkez Bankacılığı Forumu’nda ilk kez diğer büyük merkez bankası başkanlarıyla aynı platformda yer alacak. Piyasalar, Warsh’ın para politikasında yönlendirme (forward guidance) vermekten kaçınan yeni iletişim stratejisini ve faiz patikasına ilişkin olası mesajlarını yakından izleyecektir. Özellikle ABD’de enflasyonun hedefin üzerinde seyretmesi nedeniyle faiz artışı beklentilerinin güçlendiği bir dönemde, Warsh’ın vereceği sinyaller küresel piyasalar açısından önem taşıyacağının altını özellikle çizmek isteriz.

Türkiye cenahında ise jeo-ekonomik iyimserlik hâkim olmaya devam ederken, otoritenin kontrolünde USDTRY kuru yeni haftaya 46,64 seviyelerinden başlıyor. Yüksek faizli parayı al, düşük faizli parayı sat kapsamında giren carry trade işlemler ön planda kalmaya devam ederken, TCMB faizlerde gevşemeye gider mi sorusu yüksek perdeden konuşulmaya başladı. Haftanın son iş günü ABD’li yatırım bankası JPMorgan, Türkiye için 2026 yıl sonu faiz tahminini %37’den %35’e çektiğini duyurdu. Banka bu revizyona gerekçe olarak, İran Savaşı’nda sağlanan ateşkesin ardından petrol fiyatlarında yaşanan sert düşüşü ve TCMB’den son dönemde gelen parasal gevşeme sinyallerini gösterdi. JPMorgan, merkez bankasının önümüzdeki ay haftalık repo ihalelerine muhtemelen yeniden başlayacağını ve bu adımın efektif fonlama faizini %40’tan %37’ye düşüreceğini belirtti.

Türkiye’nin jeo-ekonomik hikâyesinin olumlu anlamda ön planda kalmaya devam edeceğini düşünüyoruz. Hazine’nin geçen hafta ihraç ettiği sukuk ihracına 2,5 katın üzerinde talep gelirken, 6 yıl vadeli tahvilde %6,75 getiri ile 2,75 milyar dolar borçlanmaya gidildi. Bu hafta Cuma günü açıklanacak enflasyon rakamları önem sırasında ilk sıraya yerleşirken, aylık TÜFE artışının %1’in altında kalacağı tahmin ediliyor. Enflasyonun yardım etmesi durumunda, efektif fonlama faizini %40’tan %37’ye doğru kademeli olarak gerileyeceğini biz de düşünüyoruz. Bu arada savaşla birlikte başlatılan BİST açığa satış yasağı, yeni bir uzatım kararı olmaması nedeniyle sona erdi. Geçen hafta MSCI bu hususta ciddi endişeleri olduğunu dile getirmiş ve uyarıda bulunmuştu.

Küresel mali piyasaların jeopolitik riskler, bunun tetiklediği enflasyonist kaygılar, teknoloji cephesinde yapay zekâ yatırımlarının ne zaman geri döneceğine yönelik endişeler ve nihayetinde Fed Başkanı Warsh’un yol açtığı belirsizlikler arasında sıkışırken, her ayın ilk cuması olduğu üzere, ABD’de açıklanacak istihdam raporunun ekonominin gidişatı hakkında piyasalara yön vereceğini hatırlatmak isteriz.

Geride bıraktığımız hafta TÜİK’in yayımladığı 2025 Zaman Kullanım Araştırmasına da yer vererek bültenimizi tamamlamak isteriz. Türkiye’de günlük yaşam alışkanlıklarındaki değişimi ortaya koyan raporun, yalnızca toplumsal alışkanlıklara değil, iş gücü verimliliği, demografik dönüşüm ve dijitalleşmenin etkilerine de ışık tutması bakımından dikkatimiz çekti. Şöyle ki, 10 yaş ve üzerindeki bireyler günün ortalama 8 saat 55 dakikasını uyuyarak, yalnızca 12 dakikasını spor yaparak geçiriyor. Kadınlar hanehalkı ve aile bakımına günde 4 saat 3 dakika ayırırken, erkeklerde bu süre 58 dakika ile sınırlı kaldı. Dijitalleşmenin etkisi ise eğlence alışkanlıklarında belirgin şekilde hissedildi. Son 10 yılda sosyal medyada vakit geçirenlerin oranı %33,9’dan %71,7’ye yükselirken, gazete ve dergi okuyanların oranı %39,4’ten %20,1’e geriledi. Araştırma, Türkiye’de ekran kullanımının hızla artarken fiziksel aktivite ve basılı yayınlara ayrılan zamanın giderek azaldığını ortaya koydu.

Emre Değirmencioğlu

Okumaya devam et

GÜNCEL

Vize, Sıcak ve Mesafe: Dünya Kupası’nda Kriz Büyüyor

Yayınlanma:

|

Yazan:

Futbol şöleni mi, organizasyon sınavı mı?

2026 FIFA Dünya Kupası, tarihinin en büyük organizasyonu olarak tanıtıldı.

48 takım…
3 ev sahibi ülke…
16 farklı şehir…
104 maç…

FIFA’nın “futbolun küresel bayramı” olarak pazarladığı organizasyon, henüz tamamlanmadan saha içinden çok saha dışındaki tartışmalarla gündeme gelmeye başladı.

Oyuncular, teknik adamlar, hakemler, federasyonlar ve taraftarların dile getirdiği eleştiriler artık münferit olaylar olmaktan çıkmış durumda.

Bugün uluslararası basında en fazla konuşulan başlıklar şunlar:

  • ABD’nin vize uygulamaları
  • Takımların olağanüstü uzun seyahatleri
  • Aşırı sıcak hava
  • Oyuncu sağlığı
  • Konaklama ve kamp merkezleri
  • Ticari kaygıların futbolun önüne geçmesi
  • FIFA’nın kriz yönetimi

Organizasyon sona erdiğinde bu eleştirilerin çok daha yüksek sesle tartışılması bekleniyor.

1- Vize krizi turnuvanın ilk büyük gölgesi oldu

Turnuva başlamadan önce bile en büyük tartışma ABD’nin uyguladığı vize politikalarıydı.

İran başta olmak üzere bazı ülkelerin;

  • federasyon yöneticileri
  • teknik ekipleri
  • medya görevlileri
  • destek personeli

ABD vizesi alamadı.

Bazı hakemler ve resmi görevliler için de benzer sıkıntılar yaşandığı uluslararası basına yansıdı.

En büyük kriz ise İran Milli Takımı’nda yaşandı. Oyuncular son anda vizelerini alabilirken, teknik ve idari kadronun önemli bölümü ABD’ye giriş izni alamadı. İran Futbol Federasyonu bu durumu FIFA’ya resmi şikâyet konusu yaptı. Reuters ve diğer uluslararası kaynaklara göre İran cephesi, FIFA’nın yeterince devreye girmediğini savundu.

2- İran örneği organizasyon tarihine geçti

Belki de Dünya Kupası tarihinin en sıra dışı lojistik planı İran için uygulandı.

Takım;

  • kampını ABD yerine Meksika’da kurdu.
  • Maç günlerinde ABD’ye geçti.
  • Karşılaşma bitince yeniden Meksika’ya döndü.

Yani bir Dünya Kupası takımının kendi turnuvası sırasında sürekli ülke değiştirmesi gerekti. İran Teknik Direktörü Emir Ghalenoei bunun fiziksel ve zihinsel hazırlığı ciddi biçimde olumsuz etkilediğini söyledi. Takım kaptanı ve oyuncular da FIFA’nın kendilerine verdiği sözleri yerine getirmediğini dile getirdi.

3- Aşırı sıcaklar futbolu değiştirmeye başladı

Turnuvanın en çok konuşulan ikinci konusu sıcaklık oldu.

Özellikle gündüz oynanan maçlarda;

  • 35 dereceyi aşan sıcaklıklar
  • yüksek nem
  • yoğun güneş

oyuncuların performansını ciddi biçimde etkiledi.

FIFA bunun üzerine her maçta zorunlu su molaları uygulamaya başladı. Ancak bu karar da yeni tartışmalar doğurdu.

Bazı teknik direktörler; “Bu artık futbol değil” yorumunu yaptı. Eleştirilerin temel noktası ise şu oldu: Su molaları sağlık açısından gerekli olabilir. Ancak bu uygulama aynı zamanda televizyon reklamları için yeni ticari alan oluşturuyor.

FIFA ise uygulamanın tamamen oyuncu sağlığı amacıyla yapıldığını savunuyor.

4- Mesafeler futbolcuları yormaya başladı

ABD ölçeğinde düzenlenen turnuvanın en büyük dezavantajlarından biri de coğrafya oldu. Avrupa’daki Dünya Kupalarında şehirler arası mesafeler çoğu zaman birkaç yüz kilometreyle sınırlıyken;

ABD’de bazı takımlar

  • 2.000 km
  • 3.000 km
  • hatta daha uzun

uçuşlar yapmak zorunda kaldılar.

Bu da;

  • toparlanma süresini
  • antrenman planlarını
  • oyuncu dinlenmesini

olumsuz etkiledi.

48 takımlı yeni format nedeniyle bu lojistik yükün daha da arttığı yorumları yapılıyor.

5- Kamp merkezleri beklentilerin altında kaldı

Bazı milli takımlar;

  • antrenman sahalarının kalitesi
  • ulaşım
  • konaklama
  • tesis imkanları

konusunda beklentilerinin karşılanmadığını dile getirdi. Özellikle son dakika değiştirilen kamp planlarının hazırlıkları olumsuz etkilediği ifade edildi.

İran örneğinde bu sorunlar doğrudan siyasi krizle birleşince eleştiriler daha da büyüdü.

6- Futbol mu, ticari gösteri mi?

Eleştirilerin belki de en dikkat çekici kısmı bu.

ABD spor kültürüne uygun hale getirilen bazı uygulamalar;

  • devre arası şovu tartışmaları
  • artan reklam alanları
  • dinamik bilet fiyatları
  • çok yüksek final bileti ücretleri

“Dünya Kupası giderek ticari bir gösteriye dönüşüyor” eleştirilerine neden oldu.

Bazı yorumcular, FIFA’nın gelir hedeflerini futbol kültürünün önüne koyduğu görüşünü savunuyor.

7- Oyuncu sağlığı ikinci planda mı kaldı?

Kulüpler Dünya Kupası’nın ardından hemen Dünya Kupası’nın başlaması;

  • oyuncuların dinlenememesi
  • yoğun maç takvimi
  • sıcak hava
  • uzun yolculuklar

nedeniyle yeni sakatlık riskleri oluşturduğu gerekçesiyle eleştiriliyor.

Oyuncu sendikaları uzun süredir FIFA’nın maç takvimini yeniden düzenlemesi gerektiğini savunuyor.

Organizasyon bittiğinde asıl rapor yazılacak

Şu ana kadar yaşananlar gösteriyor ki 2026 Dünya Kupası yalnızca futboluyla değil;

  • lojistiği,
  • güvenliği,
  • göç politikaları,
  • iklim koşulları,
  • oyuncu sağlığı,
  • ticari yapısı

ile de uzun yıllar tartışılacak.

ABD, Kanada ve Meksika’nın ortak ev sahipliği futbol tarihinde yeni bir model oluşturdu.

Ancak bu model aynı zamanda önemli bir gerçeği de ortaya çıkardı: Bir Dünya Kupasını düzenlemek yalnızca stat inşa etmekle olmuyor. Takımların eşit şartlarda mücadele edebilmesi, taraftarların rahat ulaşabilmesi, iklim koşullarının yönetilebilmesi ve sporun siyasetin önüne geçebilmesi de en az saha içindeki futbol kadar önemli.

Bugün yaşanan tartışmalar, FIFA’nın gelecekte ev sahibi ülke seçimlerinde yalnızca ekonomik kapasiteye değil; vize politikaları, ulaşım altyapısı, iklim riski ve organizasyon yönetimi gibi kriterlere de çok daha fazla ağırlık vermek zorunda kalacağını gösteriyor. Bu nedenle 2026 Dünya Kupası, yalnızca yeni bir şampiyonun belirlendiği turnuva olarak değil, FIFA’nın organizasyon anlayışının da ciddi şekilde sorgulandığı bir Dünya Kupası olarak futbol tarihindeki yerini almaya aday görünüyor.

Okumaya devam et

GÜNCEL

Fed’in faiz artırım endişesi likidasyonu tetiklerken, gözler PCE verisinde

Yayınlanma:

|

Yazan:

Son günlerde yapay zekâ hisselerinde hâkim olan sert satış baskısının ardından piyasaların bu sabah yeniden nefes aldığını görüyoruz. ABD’li bellek üreticisi Micron’un beklentilerin oldukça üzerinde kâr ve ciro tahmini ve gelecek çeyreğe ilişkin güçlü tahminleri, yatırımcıların yapay zekâ (AI) temasına olan güvenini yeniden tazelenmesine yardımcı oldu. Şirketin müşterilerinden 22 milyar dolarlık bellek çipi sipariş taahhüdü aldığını açıklaması ve AI kaynaklı arz sıkışıklığının en az 2027 sonrasına kadar devam etmesini beklediğini söylemesinin ardından Micron’un hisseleri bilanço sonrasında %12 yükselirken, sonuçlar başta Nvidia tedarikçileri olmak üzere küresel yarı iletken sektörüne yeniden alım getirdi. Son günlerde yeniden tartışmaların odağına yerleşen AI temasının üzerine gelen bu rakamlar, en azından şimdilik talep tarafında hikâyenin hâlâ güçlü kaldığını gösteriyor.

Yapay zekâ yatırımlarının hız kesmediğini gösteren Micron verilerinin ardından bu sabah Asya borsalarında coşkulu bir yükseliş dikkatimizden kaçmıyor. Gösterge endeks Tokyo borsasında yükseliş %4’ü aşarken, gözlerin üzerinde olduğu Güney Kore borsası ise %6’ya yakın yükseliş kaydetti. ABD borsalarının vadeli endekslerinde ise teknoloji hisselerinin işlem gördüğü Nasdaq endeksi %2’ye yakın yükseliş kaydederek iyimserliğin fitilini ateşledi.

Orta Doğu kaynaklı risklerin azalmasıyla petrol fiyatlarındaki geri çekilmenin de devam ettiğini görüyoruz. Hürmüz Boğazı’nda tanker trafiğinin yeniden normale dönmeye başlamasıyla (son 24 saatte 20 milyon varil petrolün geçtiği belirtiliyor) Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı 72 dolar seviyelerine kadar gerileyerek Şubat sonu ya da savaşın başladığı döneme geri çekildi (bakınız grafik). Hürmüz ekseninde gemi trafiğinin yeniden artmasıyla enerji fiyatları gerilerken, elbette bunun da enflasyon kaygılarını gidermeye yardımcı olacağını düşünüyoruz. Lâkin son günlerde mütemadiyen Fed kaynaklı belirsizliğin yarattığı piyasa ‘gürültüsüne’ atıfta bulunuyoruz. Fed’in yeni başkanı Warsh’un uzun yıllardır piyasaların alışık olduğu ileriye dönük rehberlikten geri adım atarak daha ‘sessiz’ bir tarz izlemesi, piyasaların kafasını karıştırmak suretiyle faiz artırım beklentilerini de canlı tutmaya başladı.

Fed vadeli faiz kontraları sene sonuna kadar iki kez 25 baz puan faiz artırımına işaret ederken, faiz getirisi olmayan kıymetli metallerde ise son günlerde âdeta erimenin yaşandığını görüyoruz. Dolar endeksinin son 13 ayın en güçlü seviyelerine yükselmesiyle altının ons fiyatı 4 bin doların altına inerek son yedi ayın en düşük seviyesini test etti. Yükseliş kadar düşüşü de sert olan gümüş 61 dolar seviyesindeki son defans hattının da delinmesiyle dün %7 gerileyerek 55,57 dolar seviyesine âdeta çöktü. Dün de bültenimizde dile getirdiğimiz üzere, gümüşte 54,35 dolar seviyesi asıl yükselişin başladığı seviye olarak büyük bir dikkatle takip edilmelidir! Teknik göstergeler aşırı satışa işaret ederken ve yüksek maliyetten gümüş alan yatırımcılar havlu atmaya hazırlanırken, gerçek paranın masaya şimdi oturmaya başlayacağını düşünüyoruz! Bu minvalde, haftalık kapanışın büyük bir önem arz edeceği gibi, 54 dolar seviyesinin de tamam mı devam mı sorusuna cevap vereceğini düşünüyoruz (bakınız grafik). Bir süredir sessiz bir şekilde gelişmeleri kenardan izlememizin ardından haftalık kapanışı görerek hamle yapmaya hazırlanıyoruz.

Fed’in faiz artırma riskinin tetiklediği satış baskısı dün küresel mali piyasaları topyekûn etkilerken âdeta pek çok enstrüman likidasyon eğilimi yaşandı. Doların genele yayılan yükselişi kıymetli metal fiyatlarının erimesine yol açarken, kripto paraların da satış baskısında nasibini aldığını görüyoruz. Amiral gemisi Bitcoin 59 bin dolar seviyesini test ederek neredeyse son iki yılın en düşük seviyesine gerilerken, Warsh’un neden olduğu belirsizlik yatırımcıların âdeta panik satışlarına yönelmesine neden oldu. Ortak para birimi EUR dün 1,13 seviyesinin diplerine kadar gerileyerek son bir yılın en düşük seviyesini test ederken, İngiltere’de Başbakan Starmer’in istifası ardından kraliyet aslanı sterlinin ise göreceli olarak güçlü kaldığını gördük. GBPUSD paritesi dün panik ortamında 1,3135 seviyesine kadar gerileyerek son 7 ayın en düşüğünü test etti. Teknik mânâda GBPUSD paritesinin de önemli seviyeleri test ettiğini görüyoruz. Haftalık kapanışın 1,3135 seviyesinin üzerinde olması durumunda, haftaya tepki yükselişleri görebileceğimizi göz ardı etmeyelim.

Türkiye cephesinin de dün küresel satış baskısına kayıtsız kalamadığını gördük. Borsa İstanbul ana endeksi peş peşe dördüncü günü de (%1,4) düşüşle tamamlarken, bankacılık hisseleri ise göreceli olarak günü yatay tamamladı. TCMB Başkanı Karahan’ın dün Londra’da gerçekleştirdiği sunumda arz şoklarının etkisiyle yükselen gıda ve enerji enflasyonunun, son yaşanan gelişmelerle sönümlenebileceğine işaret edildi. TL varlıklara yönelik güçlü talebin korunduğuna vurgu yapılırken, TCMB’nin savaşla birlikte devreye aldığı 300 baz puan üstü örtülü faiz artırımı duruşundan (fonlamanın faiz koridorunun üst bandından yapılması) yakın gelecekte geri adım atarak kademeli olarak normalleşmeye geri döneceğini ve Ağırlıklı Ortalama Fonlama Maliyetinin  (AOFM) yeniden %37 olan politika faizine geri döneceğini düşünüyoruz. Petrol fiyatlarında yaşanan geri çekilmenin Türkiye’nin cari açık ve enflasyonla mücadelesine destek sağlayacağı beklentisiyle iki yıl vadeli gösterge tahvilin bileşik faizi %41 seviyesinin diplerinde kalmaya dün de devam ederken, USDTRY kurunun bu sabah 46,50 seviyelerine bebek adımlarıyla yükseldiğini, CDS risk priminin ise 225 baz puanda yataylaştığını not edelim.

NATO Zirvesine geri sayım sürerken, ABD Başkanı Trump, Türkiye’nin yeniden F-35 programına dâhil edilmesi ve KAAN savaş uçağında kullanılacak motorların ihracatına ilişkin sorulara, “muhtemelen Türkiye’yi mutlu edecek bir şey yapacağım” yanıtını verirken, Başkan Yardımcısı JD Vance ise F-35 konusunda ABD yönetiminde hukukî incelemenin sürdüğünü ve nihaî kararın Amerikan yasaları çerçevesinde verileceğini söyledi. Reuters’ın haberine göre Washington yönetimi, NATO Zirvesi öncesinde KAAN’da kullanılacak F110 motorlarının ihracatına onay vermeye hazırlanıyor. Her ne kadar F-35 konusunda Kongre engeli tamamen ortadan kalkmış olmasa da, son açıklamaların Ankara-Washington hattında son yılların en olumlu mesajları olduğunu düşünüyoruz.

Micron’un yarattığı risk iştahı yapay zekâ ve yarı iletken hisselerde alımları tetiklerken, buna karşın piyasanın önündeki soru işaretlerinin tamamen ortadan kalktığını da söylemenin zor olduğunu düşünüyorum. Son dönemde AI şirketlerinin ulaştığı yüksek değerlemeler hâlâ gün aşırı tartışılırken, bu sabah yaşanan sert yükselişi de son günlerde aşırı kaçan satışların ardından gelen güçlü bir tepki hareketi olarak okumak daha doğru olabileceğini düşünüyoruz. Özellikle bugün açıklanacak ABD PCE enflasyon verisi ve birinci çeyrek dönemi GSYH büyümesi, Fed’in faiz patikasına ilişkin beklentilere ışık tutarak piyasa yansıması yaratabilir! Güçlü bir enflasyon verisinin faiz artırımı beklentilerini canlı tutarak bugünkü iyimserliği yeniden sınırlayabileceği unutulmamalıdır. Her ağacın cennete kadar uzamadığı sözünden hareketle, her düşüşün de bir sonunun olduğu da unutulmamalıdır. Panik yapmadan bugün ABD’de açıklanacak enflasyon rakamları ve haftalık kapanışlarını takip edeceğiz. Haftaya daha net bir resim sunmaya gayret edeceğiz.

Gümüş

 1782362200909e2196c6984c4cb2e5ef4dc4208b1e_1_1200.jpg

Brent

 178236220055e98186c45616ddc25a8bedb7a42624_2_1200.jpg

GBPUSD

178236220071aeb09f0bb0dbcfce142ab7ee2cd36e_3_1200.jpg

Emre Değirmencioğlu

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.