Connect with us

GÜNDEM

Kriz faturasını çıkaranlar değil, Emekçiler ödüyor

Yayınlanma:

|

Forbes dergisinin dünyadaki en zengin insanlar sıralamasında 134 milyar dolarlık servetiyle ilk on içinde yer alan Warren Buffet “Sınıf savaşı var, tamam ama savaşı veren benim sınıfım, zenginler sınıfı. Ve de kazanıyoruz” demişti. Burjuvazi açısından sınıf mücadelesi benimsenebilir bir teoridir çünkü tarihin her döneminde üretim araçlarının sahipleri dört koldan örgütlenerek ve devlet iktidarını ele geçirerek egemen sınıf olabileceğini çok iyi bilir. Egemen sınıf olarak sermayenin siyasal egemenliği, ancak sınıf mücadelesi içerisinde, Buffet’ın ifade ettiği gibi “savaş vererek” ve “kazanarak” mümkündür.

Sınıfların tarih sahnesine çıkışından beri sınıf savaşları da farklı yoğunluklarda cereyan etmektedir. Üretim ilişkilerinin ve üretici güçlerin yapısına; sınıfların kendi içinde ve diğer sınıflara karşı örgütlülük düzeyine; bir sınıfın ortak çıkarını toplumun genel çıkarına dönüştürme kabiliyetine bağlı olarak sınıf savaşının seyri de değişir. Bu kimi zaman, tarihin akışını değiştiren siyasal ve toplumsal kırılmalar veya devrimler olarak tezahür eder, kimi zamansa bir işyerinde ücretlerin iyileştirilmesi veya işten çıkarılan işçilerin geri alınması için kararlı bir mücadele olarak.

Sınıf savaşının kendini en yaygın biçimde gösterdiği alansa, üretimde ve bölüşümde ücretlerin genel seviyesi ve kârlardır. Türkiye’de sınıf savaşının güncel tezahürlerini kavramanın yolu, sermaye birikim modeli ile emek rejimi arasındaki ilişkiyi bütünlüklü bir çerçeveye yerleştirmektir. Her savaşta olduğu gibi sınıf savaşında da cepheler, stratejiler ve taktikler vardır. Cepheleri sırayla inceleyebiliriz:

EMEK CEPHESİ: İŞÇİLEŞME HIZI VE YOĞUNLUĞU

Sermaye kendisini toplumsal sınıf olarak kuramaz; aksine, kendi oluşturduğu işçi sınıfına ihtiyaç duyar. Her an işe koşabileceği ve yerine yenisini ikame edeceği ne kadar çok sayıda işçi olursa, üretim temposunu o kadar artırabilir. Bu nedenle toplumun işçileşmesine ihtiyaç duyar.

Türkiye kapitalizminin hâkim sermaye birikim modeli, orta-düşük teknolojili, emek yoğun üretimle sürdürülen, ucuz emek-ucuz meta üretimine dayalı ihracatçı modeldir. Bu modelin çekirdeğinde ise 7’den 77’ye nüfusun tüm katmanlarıyla işçileştirilmesi yer alır.

Özel sektörde kayıtlı istihdamda; sanayi, inşaat ve ticaret-hizmet sektörleri toplamında ücretli çalışan sayısı bu yılın Nisan ayında, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 4,6 artarak 14 milyon 617 bin kişiden 15 milyon 283 bin kişiye yükseldi. Nüfus artış hızıyla mukayese edersek işçileşme hızı daha net anlaşılır. 2023 yılında Türkiye’de nüfus artış hızı durma noktasına gelmişken (binde 1,1), aynı yılın Ocak ayından Aralık ayına işçileşme hızı yüzde 7 civarında artmıştır.

Sermaye cephesi, işçileşme sürecinin hızlanması ve işçi rezervlerinin dolması amacıyla bir dizi strateji izlemektedir. Çocuk işçiliğe formel bir nitelik kazandıran MESEM programları yaygınlaştırılmakta ve organize sanayi bölgelerine meslek liseleri açılmaktadır. 1 milyon 500 bini aşan sayıda öğrenci-işçi orta ve uzun vadeli olarak işçi gücü piyasasına yedeklenmiştir. Emeklilerin sosyal bir varlık olarak yok sayılması ve aylıklarına zam yapılmaması bir kaynak sorunu değildir. Aksine, çalışabilecek durumdaki 60 yaş üstü yaşlı nüfusun –tıpkı öğrenci-işçiler gibi– başta emek yoğun işkolları olmak üzere düşük ücretlere çalıştırılması için izlenen bir emek piyasası stratejisidir.

EMEK CEPHESİ: ÜCRETLER

Türkiye’de ücretlerin düşürülmesi ve artışının baskılanması, patronlar açısından bir beka sorunudur. Mehmet Şimşek’in izlediği “enflasyonla mücadele” politikaları, talebi kısarak enflasyonu düşürmekten ziyade, ücretlerin ortalama seviyesini düşürmeye odaklıdır. Ucuz emek-ucuz meta döngüsünde asgari ücretin ortalama ücrete dönüşmesinin, her 10 işçiden 6’sının asgari ücretin yüzde 20 fazlasının altında çalışmasının temel nedeni de budur. Bu oran, 20 sene önce her 10 işçide 4 işçi idi. 2002 yılında asgari ücretten düşük maaş alan işçilerin oranı yüzde 24,4 iken, bu oran 2022 yılında yüzde 33,8’e çıktı. Kayıtlı istihdamın ise yaklaşık yüzde 40’ı asgari ücretle hayatını idame ettirmeye çalışıyor.1

Mehmet Şimşek’in “yüksek” dediği ücretler ise reel olarak erimeye, işgücü ödemelerinin payı düşmeye  devam ediyor. EYT nedeniyle, işgücüne yapılan ödemelerin GSYH’ye oranı fazla görünmesine karşılık işgücü ödemeleri geriliyor. İktisatçı Zafer Yükseler’in hesaplamalarına göre, 2023 yılında yaklaşık 1,9 milyonu ücretli ve maaşlı olan toplam 2 milyon kişi EYT düzenlemesinden yararlanarak emekli olmuş, bunun yarısı tekrar çalışmaya başlamıştır. 2023 yılında EYT kıdem ve ihbar tazminatı ödemelerinin GSYH oranı %3 ila 3,5 tahmin edilirken; işgücü ödemelerinin GSYH oranı yüzde 29,1’dan yüzde 26’ya gerilemiştir.2

EMEK CEPHESİ: ÇALIŞMA SÜRESİ VE SÖMÜRÜ

Türkiye, OECD verilerine göre haftalık 48 saatle en uzun çalışma süresinin olduğu ülkedir. Uzun çalışma süreleri, sermaye birikim modeli ve emek rejimiyle birlikte düşünülürse sadece zamanla ölçülebilir bir parametre değildir. Uzun çalışma, gün süresini uzatarak sömürüye dayanan mutlak artı-değer üretiminin kendisidir. Bir işçi günde 8 saatten fazla çalışırken karşılığında mesai ücreti almıyorsa, hatta artan enflasyon karşısında maaşı değişmeden kalıyorsa, daha çok sömürülüyor demektir. İktisatçı Menekşe Yılmaz’ın “Türkiye istihdam modeli” olarak adlandırdığı son hesaplamasına göre, 2024 yılının ilk çeyreğinde işçiler 2021’in ilk çeyreğine göre yüzde 48 daha fazla çalışıyor,3  buna karşılık 2021 yılına göre üretimden yüzde 19,.04 daha az pay alıyor.4

Grafik: Menekşe Yılmaz

SERMAYE CEPHESİ: YÜKSELEN KÂRLAR

Sermaye, daha çok kâr edip birikerek, “canlı emeği vampir gibi emerek” varlığını devam ettirebilir. Patronların yüksek kârlarını zekâlarına, çalışkanlıklarına veya şanslarına bağlayan burjuva ahlakçılığı masaldan ibarettir, çünkü yüksek kârlar üretim alanında doğar.

Marx “Ücret Fiyat Kâr”da, artı-değerin kârın da faizin de rantın da kaynağı olduğunu belirtir. Artı-değer nasıl ki artı-emeğin ürünü olarak üretim alanında doğuyorsa, artı-değerin dönüşmüş biçimi kâr da üretim alanında doğar. İşçiler ne kadar uzun süre çalışıp ne kadar çok üretirse, ücretler ne kadar düşerse, emek maliyetlerinden ne kadar tasarruf edilirse, patronların kârları da o kadar artar.

İstanbul Sanayi Odası’nın her yıl açıkladığı En Büyük 500 Sanayi kuruluşunun yıllara göre kârlılık oranları incelenebilir.

Kârlılık göstergelerinden birisi olan faaliyet kârlılığı oranı, 2012 yılından 2022 yılına kadar olan 10 yıllık dönemde istikrarlı bir artış göstererek 5,5’ten 12,8’e çıkmıştır.  Son 10 yıldır 500 sanayi şirketinin kârlılık oranları sürekli artış halindedir.

Diğer bir kârlılık göstergesi olan faiz, amortisman ve vergi öncesi kârlılık (FVÖK) oranı 2013-2023 arası 10 yıllık dönemde sürekli artarak 9,4’ten 15,7’ye yükselmiştir.  Son 10 yıldır FVÖK kârlılığı da artmaktadır.

Veri: İstanbul Sanayi Odası Tablo: Evrensel

KÂRLAR YÜKSELDİ

  • Arçelik’te 2023’te net kâr 207 bin 264 lira oldu. İşçi başı kârda artış enflasyonun üstünü gördü. 2022 Haziran-2023 Haziran döneminde resmi enflasyon yüzde 38 iken, işçi başı kâr yüzde 80 arttı.
  • Menderes Tekstil‘in 2023 yılı son çeyreği kârı 254 milyon lira. 2024 yılında 2 bin işçiye 1 ayda verilen miktar ise 40 milyon lira.
  • Banvit’in 2023 yılında 12 aylık konsolide net dönem kârı 10 kat artarak 951 milyon 965 bin 590 liraya çıktı. Banvit kârını 10’a katlarken, 2021’den bu yana Banvit işçisinin ücreti 4 kat bile artmadı.
  • Dardanel’in 2023’te üretimden elde ettiği gelir 671 milyon 606 bin lira. Dardanel’de 1 işçiden aylık elde edilen kâr 34 bin lirayı aşıyor.
  • Temsa, 2020-2023 yılları arasında TL bazında yüzde 1090, dolar bazında ise yüzde 252 büyüdü. 2023 yılında işçi ücretleri ortalama 30 bin TL üzerinden hesaplandığında yaklaşık 1000 işçinin çalıştığı fabrikada işçi ücretlerinin toplamı 360 milyon TL yapıyor.

SERMAYE CEPHESİ:EMEK MALİYETLERİNDEN TASARRUF

Şirketler, kâr oranlarını artırmak için emek maliyetlerini kısmaya yöneliyor. TÜİK’in en son 2022 yılında yayımladığı Sanayi ve Hizmet İstatistiklerine göre, Türkiye’de finans ve sigorta faaliyetleri hariç şirketlerin üretim değeri 9,85 trilyon liraya yükselirken, emek maliyetleri 1 trilyon liraya geriledi. Şirketlerin emek maliyetinin üretim değerine oranı 2012 yılında yüzde 13, 2016 yılında yüzde 15 iken, 2022 yılında yüzde 10’lara kadar düştü. İhracatçı modelin lokomotifi emek yoğun sektörleri kendi içerisinde incelediğimizde, düşük teknolojili üretimde emek maliyetlerinin oranı 2018’de 9,9 iken 2022 yılında 7,26’ya gerilemekte; orta düşük teknolojili üretimde emek maliyetlerinin oranı 7,5’ten 4,9’a gerilemektedir. Emek yoğun sektörler, uzun ve ağır çalışma koşulları dışında, ücretler ve işçilik hakları açısından birer cehennemdir, veriler de bunu ortaya koymaktadır.

‘SINIF SAVAŞI KARAR SAATİNE YAKLAŞTIĞINDA’

Devasa kârlar ve hiper-sömürünün egemen olduğu bir düzende emekçileri nefessiz bırakan, sınıf savaşındaki asimetrik güç ilişkisidir. Her gün işyerlerinde amansız bir sınıf mücadelesi verilir ve bu sadece ücretlerin baskılanmasıyla da sınırlı değildir. İşçinin denetimi için işyerinde ve dışında her türlü baskı, sermayenin toplumsal egemenliğinin garantisidir. İşçiler hakkını ararken ne kadar örgütsüz ve dağınık olursa, patronlar kontrolü o kadar genişletir. Gün gelir işsizlik fonuna çöker, gün gelir kıdem tazminatını kaldırmaya çalışır. Gün gelir asgari ücreti ortalama ücret yapar, gün gelir bölgesel asgari ücretle yeni eşitsizlikler yaratır. Bunu engellemenin yegâne yolu, işçilerin sınıf birlikteliği ve bir toplumsal sınıf olarak iktidarıdır.

Kansu YILDIRIM-Evrensel

____

[1] DİSK-AR Asgari Ücret Gerçeği Araştırmaları

[2] https://zaferyukseler.blogspot.com/2024/06/isgucu-odemeleri-ve-eyt-etkisi.html?spref=tw

[3] 2021 yılının ilk çeyreğinde özel sektörde çalışan 100 işçinin kişi başı 100 saat çalıştığı varsayımından hareketle.

[4] Menekşe Yılmaz’a katkılarından ötürü teşekkür ederim. https://x.com/meeeeenekseee/status/1798716921657143431

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

150 Milyon TL Kredi Hayali Kurmayın! KOSGEB’de Limit Böyle Eriyor

KOSGEB’in 150 Milyon TL’lik Kredi Desteğinde Kritik Detay: Reklamdaki Rakamı Tam Kullanamayabilirsiniz!

Yayınlanma:

|

KOSGEB’in istihdam odaklı destek programında açıklanan KOBİ firmaları için 50 milyon TL ve KOBİ Dışı Ticari Firmalar için 150 milyon TL’lik kredi limitleri, işletmeler tarafından “kullanılabilecek kesin kredi tutarı” olarak algılanmamalı.

Çünkü açıklanan üst limitler, bazı işletmeler için çeşitli kriterler nedeniyle aşağı çekilebiliyor.

Daha önce aynı kapsamda kredi kullanıldıysa, kullanılan tutar yeni limitten düşülüyor. Bunun yanında işletmenin toplam borçluluğu da kredi tutarını etkileyebiliyor. Toplam borcun işletme kârının 3 katını aşması halinde ayrıca kesinti uygulanıyor.

“150 milyon TL kredi alırım” diye plan yapmayın!

Bu nedenle işletmelerin finansal planlamasını yalnızca KOSGEB’in açıkladığı üst limit üzerinden yapmaması gerekiyor.

Kredinin üst limitinden tam yararlanabilmek için;

  • Daha önce bu kapsamda kullandırım yapılmamış olması,
  • İşletmenin borçluluk seviyesinin düşük olması,
  • KOSGEB’in diğer başvuru ve uygunluk kriterlerinin sağlanması önem taşıyor.

Özetle; “KOSGEB 150 milyon TL kredi veriyor” demek, her işletmenin hesabına 150 milyon TL aktarılacağı anlamına gelmiyor.

Krediyi tam kullanırım diye plan yapmayın; önce işletmenizin geçmiş kullandırımını ve borçluluk oranını kontrol edin.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

ENGELLİLERİN ÖNÜNE YENİ ENGELLER Mİ KONULUYOR?

Yayınlanma:

|

%90 sınırı, ÖTV’siz araç ve engelli raporları yeniden tartışma konusu

Engellilere yönelik düzenlemelerin amacı yaşamı kolaylaştırmak olması gerekirken, son dönemde yapılan bazı değişiklikler “hak kaybı” tartışmasını beraberinde getirdi. Özellikle ÖTV’siz araç uygulamasında getirilen yeni şartlar ve %90 engellilik oranının kritik bir eşik haline gelmesi, %90’ın altında kalan engellilerin durumunu yeniden gündeme taşıdı.

En dikkat çekici başlıklardan biri ÖTV’siz araç hakkı. 2024 sonunda yapılan düzenlemeyle engellilerin yeniden ÖTV istisnalı araç alabilme süresi 5 yıldan 10 yıla çıkarıldı. Araçlarda en az %40 yerli katkı şartı getirildi ve araç bedeline de sınır konuldu. 2026 yılı için bu sınır 2 milyon 873 bin 900 TL olarak uygulanıyor.

Böylece ÖTV istisnası tamamen kaldırılmamış olsa da, hak kapsamındaki araçlara erişim şartları önemli ölçüde daraldı.

%89 İLE %90 ARASINDAKİ FARK

Tartışmanın en önemli noktalarından biri ise %90 engellilik oranı.

%90 ve üzerindeki engelliler ile %90’ın altında kalan engelliler arasında özellikle araç alımı bakımından farklı kurallar uygulanıyor. %90’ın altında kalanlarda özel tertibat ve engelin niteliğine ilişkin ilave şartlar devreye giriyor.

Bu durum şu soruyu gündeme getiriyor:

%89 engelli bir vatandaş ile %90 engelli vatandaş arasında yalnızca bir puanlık fark varken, neden bazı haklara erişimde bu kadar büyük fark oluşuyor?

Üstelik engellilik oranı yalnızca ÖTV açısından değil; çeşitli sosyal yardım ve desteklerde de önemli sonuçlar doğurabiliyor.

%87–89 RAPORLARI NEDEN DİKKAT ÇEKİYOR?

Son dönemde engelli vatandaşlardan gelen şikâyetlerde %87, %88 ve %89 gibi oranların özellikle dikkat çektiği ifade ediliyor.

Ancak önemli bir noktayı vurgulamak gerekiyor:

Hastanelerin sistematik biçimde vatandaşları %90’ın altında bırakmak amacıyla %87–89 oranında rapor verdiğini gösteren kamuya açık resmi bir istatistik bulunmuyor.

Dolayısıyla bu durum şu aşamada bir iddia ve araştırılması gereken bir konu niteliğinde.

Sağlık Bakanlığı’nın açıklaması gereken temel soru ise çok basit:

2024, 2025 ve 2026 yıllarında kaç engelli raporu düzenlendi ve bu raporların yüzde kaçı %87, %88, %89 ve %90’ın üzerinde sonuçlandı?

Bu veriler açıklanırsa, kamuoyundaki “%90’ın altında raporların arttığı” yönündeki iddiaların gerçek olup olmadığı da görülebilecek.

AYM DE %90 ALTI DÜZENLEMESİNİ GÜNDEME TAŞIDI

Anayasa Mahkemesi de 2025 yılında %90’ın altında engelliliği bulunan kişilerin ÖTV istisnasından yararlanmasına ilişkin düzenlemeyi Anayasa’nın eşitlik ve sosyal devlet ilkeleri bakımından değerlendirdi ve ilgili hükmü iptal etti.

Bu karar, engelli haklarında yüzde eşiklerinin hukuki açıdan da tartışmalı bir alan olduğunu gösterdi.

SORUN SADECE ÖTV DEĞİL

Engelli vatandaşların karşılaştığı sorunlar yalnızca araç alımıyla sınırlı değil.

Engelli raporu;

  • sosyal yardımlar,
  • vergi avantajları,
  • istihdam,
  • ulaşım,
  • belediye hizmetleri,
  • eğitim,
  • bakım ve diğer sosyal desteklerde

farklı sonuçlar doğurabiliyor.

5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun ise engellilerin eşit haklara sahip olmasını, ayrımcılığın önlenmesini ve toplumsal yaşama tam katılımını temel ilke olarak kabul ediyor.

ENGELLİNİN İHTİYACI YÜZDEYE SIĞAR MI?

Bugün tartışılması gereken temel konu belki de bu:

%89 ile %90 arasındaki bir puan, kişinin gerçek yaşamında gerçekten bir puanlık fark yaratıyor mu?

Engellilik oranı elbette objektif kriterlerle belirlenmeli. Ancak bir puanlık fark nedeniyle kişinin ekonomik ve sosyal haklarında büyük değişiklik meydana geliyorsa, sistemin yalnızca matematiksel oranlar üzerinden değil, kişinin gerçek fonksiyon kaybı ve yaşam koşulları üzerinden de değerlendirilmesi gerekiyor.

Engelli haklarının amacı engellinin önüne yeni sınırlar koymak değil, hayatındaki engelleri azaltmak olmalı.

Bankavitrini’nin sorusu ise net: ENGELLİLERİN HAYATINI KOLAYLAŞTIRMASI GEREKEN SİSTEM, YENİ HAK DUVARLARI MI ÖRÜYOR?

Erol TAŞDELEN – Ekonomist

Okumaya devam et

BORSA

FON SKANDALINDA ENKAZ TEMİZLİĞİ BAŞLADI

131 fon tasfiyede, 7 portföy yönetim şirketi mercek altında… Şimdi asıl soru: Yatırımcının parası ne kadar geri gelecek, zararı kim karşılayacak?

Yayınlanma:

|

Yazan:

Türkiye sermaye piyasaları son yılların en ciddi fon krizlerinden biriyle karşı karşıya. Krizin merkezinde Tera Portföy, Pusula Portföy, Hedef Portföy, Atlas Portföy, A1 Portföy, Pardus Portföy ve Bulls Portföy bulunuyor.

SPK, 17 Eylül’de bu 7 portföy yönetim şirketinin TEFAS’ta işlem gören fonlarını işleme kapatırken, 131 yatırım fonunun tasfiye sürecini başlattı.

İlk açıklamalarda tasfiye için 3 aylık süre öngörülmüştü. Ancak SPK bugün, 21 Eylül 2026’da bu süreyi 6 aya çıkardı. SPK’nın gerekçesi, fon portföylerindeki varlıkların piyasa koşulları dikkate alınarak mümkün olduğunca uygun şartlarda satılabilmesini sağlamak. Bu, tasfiyenin mutlaka 6 ay süreceği anlamına da gelmiyor.

Asıl soru: Yatırımcının parası ne olacak?

Burada çok önemli bir ayrım yapmak gerekiyor: Fonun tasfiye edilmesi, yatırımcının parasının otomatik olarak tamamının ödeneceği anlamına gelmiyor.

Fonun elindeki hisse senetleri, para piyasası araçları ve diğer varlıklar nakde çevrilecek. Borçlar ve tasfiye kapsamında yapılması gereken giderler dikkate alındıktan sonra kalan tutar yatırımcıların fon payları oranında bireysel saklama hesaplarına aktarılacak. Dolayısıyla yatırımcının alacağı; Fonun kayıtlı değeri değil, tasfiye sonunda gerçekten elde edilebilecek nakit üzerinden şekillenecek.

Bu nedenle özellikle likiditesi düşük ve fiyatı tartışmalı hisseler taşıyan fonlarda “ekrandaki fon değeri” ile “tasfiye sırasında elde edilecek gerçek nakit” arasında fark oluşup oluşmayacağı, krizin en kritik sorularından biri.

Şimdiye kadar hangi tedbirler alındı?

1. SPK 7 portföy yönetim şirketine müdahale etti

Tera, Pusula, Hedef, Atlas, A1 Capital, Pardus ve Bulls Portföy’ün TEFAS’ta işlem gören fonları kapatıldı.

Bazı fonların doğrudan tasfiyesine karar verildi.

2. 131 fon tasfiye sürecine sokuldu

Tasfiye işlemleri için iki büyük banka görevlendirildi:

  • Tera Portföy fonları → İş Bankası
  • Diğer 6 portföy şirketinin fonları → Ziraat Bankası

Bankalar hem portföy saklama hem de tasfiye sürecinde yetkilendirildi.

Bu önemli; çünkü tasfiye sürecinin doğrudan krizin merkezindeki portföy şirketlerinin kontrolünde yürütülmesi yerine ayrı bir yapı üzerinden yürütülmesi amaçlanıyor.

3. TEFAS’ta alım-satım durduruldu

17 Eylül itibarıyla söz konusu fonlarda yeni alım-satım işlemleri kapatıldı.

Böylece panik satışlarının ve yeni yatırımcı girişlerinin krizi daha da büyütmesinin önüne geçilmesi amaçlandı.

4. MKK mutabakatı yapılacak

MKK ile bankalar arasında;

  • yatırımcıların fon payları,
  • toplam fon payları,
  • rehinler,
  • hacizler,
  • tedbirler,
  • gerçekleşmemiş emirler

üzerinden mutabakat yapılacak.

Bu, “kim ne kadar fon payına sahip?” sorusunun resmi olarak ortaya konulması açısından kritik.

5. TCMB piyasaya likidite verdi

Kriz yalnızca fonlarla sınırlı kalıp Borsa İstanbul’a yayılınca TCMB de devreye girdi.

Reuters’ın aktardığına göre TCMB repo fonlamasını 300 milyar TL’ye çıkardı ve bankaların gecelik piyasadan borçlanma limitlerini artırdı. Amaç, piyasadaki likidite sıkışıklığının zorunlu satışlara dönüşmesini engellemekti.

Bu çok önemli bir ayrım: TCMB’nin sağladığı likidite fon yatırımcısının zararını karşılamak için değil, finansal piyasalardaki likidite sıkışıklığını önlemek için kullanılıyor.

6. SPK’nın Ağustos düzenlemesi aslında krizin öncesinde gelmişti

Burada dikkat çekici nokta şu: SPK, krizin patlamasından önce de bazı riskleri görmüş.

SPK’nın 18 Eylül açıklamasına göre, 2025’in son çeyreğinden itibaren özellikle bazı serbest ve para piyasası fonlarında, fiili dolaşımı düşük hisselerde şirketlerin temel finansal büyüklükleriyle açıklanamayacak fiyat hareketleri tespit edilmişti. Bu konu 2 Aralık 2025’te Finansal İstikrar Komitesi’nin gündemine de taşınmıştı.

SPK ayrıca Temmuz 2026’da bazı varlıkların değerlemesine ilişkin değişiklik yaptı ve 28 Ağustos’ta Yatırım Fonlarına İlişkin Rehber’i güncelledi.

SPK, bu düzenlemelerin özellikle:

  • ilişkili taraflar arasındaki teminatsız borçlanmayı,
  • olağandışı fiyat hareketlerini,
  • fonlar üzerinden manipülasyon ihtimalini,
  • şeffaflık sorunlarını sınırlamayı hedeflediğini açıklıyor.

7. Savcılık ve MASAK soruşturması genişliyor

İş artık yalnızca SPK’nın idari tedbirleriyle sınırlı değil.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturmayı genişletirken Pusula Finans Holding, Tera Yatırım, Hedef Holding ve Bulls Yatırım ile bunların alt kuruluşlarının yöneticileri hakkında MASAK’tan mali inceleme talep etti. 21 Eylül itibarıyla soruşturmada yeni gözaltı kararları da geldi. DW’nin aktardığına göre 25 kişi hakkında daha gözaltı kararı verildi ve bunlardan 15’i gözaltına alındı. Daha önce dört kişi tutuklanmış, çok sayıda kişi hakkında da yurtdışına çıkış yasağı uygulanmıştı.

Dolayısıyla bundan sonraki aşamanın önemli başlıklarından biri: “Fonlarda oluşan değer kaybının arkasında piyasa riski mi, mevzuata aykırı işlem mi, manipülasyon mu, ilişkili taraf işlemleri mi var?” sorusunun hukuken ortaya konulması olacak.

En kritik konu: Yatırımcının zararı kimden tahsil edilecek?

Bence krizin en zor aşaması burası.

Çünkü üç farklı zarar kategorisini birbirinden ayırmak gerekiyor:

A) Normal piyasa zararı

Fonun elindeki hisse senedi gerçekten düşmüşse yatırımcı piyasa riskini taşır.

B) Likidite zararı

Fonun elindeki varlıkların teorik değeri yüksek görünürken piyasada yeterli alıcı bulunmuyorsa tasfiye sırasında daha düşük fiyattan satış gerekebilir.

C) Hukuka aykırı işlemden doğan zarar

Eğer soruşturma sonunda manipülasyon, yanıltıcı değerleme, ilişkili taraf işlemleri veya başka mevzuat ihlalleri nedeniyle yatırımcı zararının oluştuğu tespit edilirse, konu artık sıradan piyasa zararı olmaktan çıkar.

Üçüncü kategoride zararların sorumlularından tahsil edilmesi ve yatırımcının zararının giderilmesi için hukuki süreçler ayrıca gündeme gelebilir.

Fon malvarlığı açısından yatırımcı için önemli güvence

Yatırımcı açısından olumlu olan önemli bir hukuki mekanizma var.

Yatırım fonunun malvarlığı, fon kurucusunun ve portföy saklayıcısının malvarlığından ayrı tutuluyor. Fon varlıklarının portföy saklayıcısında saklanması gerekiyor. Fon malvarlığının kurucunun borçları nedeniyle normal şartlarda haczedilmesi veya iflas masasına dahil edilmesi de mevzuatla sınırlandırılmış durumda.

Bu nedenle: “Portföy yönetim şirketi batarsa fonun bütün varlığı da kaybolur” şeklinde bir değerlendirme doğru değil.

Ancak bu koruma, fonun içindeki varlıkların değer kaybetmesini de otomatik olarak telafi etmiyor.

YTM konusu da doğru anlaşılmalı

Burada da kamuoyunda ciddi bir kavram karmaşası oluşabilir.

Yatırımcı Tazmin Merkezi, yatırım kuruluşlarının sermaye piyasası faaliyetlerinden doğan nakit ödeme veya sermaye piyasası aracı teslim yükümlülüklerini yerine getirememesi durumunda, SPK’nın ilgili tazmin kararlarını yerine getirmek üzere kurulmuş kamu tüzel kişiliğine sahip bir kuruluş.

Dolayısıyla YTM’yi “fonun zararını devlet öder” şeklinde yorumlamak doğru olmaz.

Fonun piyasa değerinin düşmesiyle ortaya çıkan normal yatırım zararının otomatik olarak YTM tarafından karşılanacağı sonucu çıkarılamaz.

Peki bu enkaz nasıl temizlenecek?

Bence önümüzde 6 aşamalı bir süreç var:

1. Varlıkların gerçek fotoğrafı çıkarılacak.
MKK + bankalar + portföy saklama sistemi üzerinden fonların gerçek varlıkları belirlenecek.

2. Hisselerin gerçek likiditesi ortaya çıkacak.
Bilançoda görünen değer ile piyasada satılabilecek değer karşılaştırılacak.

3. Fonlar kontrollü biçimde tasfiye edilecek.
SPK’nın bugün yaptığı değişiklikle süre 6 aya çıkarıldı. Amaç panik satışını azaltmak.

4. Para yatırımcılara dağıtılacak.
Tasfiye edilen varlıklardan elde edilen net tutar yatırımcıların payları oranında hesaplarına aktarılacak.

5. Ceza ve tazminat ayağı ayrıştırılacak.
SPK, MASAK ve savcılık soruşturmasının sonucuna göre sorumluluklar belirlenecek.

6. Yeni düzenleme gelecek.
Asıl sınav burada. Aynı yapıların farklı fon isimleriyle yeniden kurulmasının önüne geçilmesi gerekiyor.

Bankavitrini açısından asıl sorulması gereken 10 soru

Bu krizin üzerine gidilecekse sadece “fonlar neden battı?” sorusu yeterli değil.

Şu soruların tamamının cevaplanması gerekiyor:

  1. Hangi fon hangi hissede ne kadar pozisyon taşıyordu?
  2. Bu hisselerin fiili dolaşım oranı neydi?
  3. Fonların ilişkili olduğu şirketlerle işlem yapıldı mı?
  4. Fonların değerlemeleri hangi fiyatlardan yapıldı?
  5. Aynı hisseleri taşıyan fonlar arasında çapraz işlem oldu mu?
  6. Fonlara para girişi hangi tarihlerde hızlandı?
  7. Fon yöneticileri ve yönetim kurulları bu riskleri ne zaman biliyordu?
  8. Portföy saklayıcıları ve bağımsız denetim mekanizması neyi kontrol etti?
  9. SPK’nın 2025 sonundan itibaren gördüğü olağandışı hareketler neden daha erken durdurulamadı?
  10. Yatırımcının gerçek zararı ne kadar ve bunun ne kadarı piyasa zararı, ne kadarı varsa hukuka aykırı işlemlerden kaynaklanıyor?

Ve belki de en önemli soru: “Fon yatırımcısı parasını ne zaman ve ne kadar geri alabilecek?”

Bu sorunun bugün için tek bir rakamla cevaplanması mümkün değil. Çünkü önce portföylerin gerçek piyasa değeri, satılabilirlik durumu, yükümlülükleri ve tasfiye sırasında oluşacak fiyatlar ortaya çıkacak.

Dolayısıyla 21 Eylül 2026 itibarıyla kriz yönetiminde önemli adımlar atılmış durumda; ancak yatırımcı zararının nihai boyutu henüz belli değil.

Özellikle SPK’nın tasfiye süresini 3 aydan 6 aya çıkarması, benim açımdan krizin “hemen satıp parayı dağıtma” yerine varlıkların daha kontrollü ve daha uygun koşullarda nakde çevrilmesi aşamasına geçtiğini gösteriyor.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.