Connect with us

BANKA HABERLERİ

Prof. Dr. Boratav : Kur korumalı mevduat, bir seçim programı mı?

Yayınlanma:

|

Eylül-Aralık 2021’in zincirleme faiz indirimleri, beklenen sonucu ağırlaştırarak verdi: Türkiye, son üç yılın en sert döviz krizi ile karşılaştı. Enflasyon da dört nala hızlandı.

KKM ve seçim takvimi

Saray’da birileri algıladı ki faiz takıntısı sürdükçe seçim kazanılamaz… Çözüm, Kur Korumalı Mevduat (KKM)  oldu. Bazı eklentilerle bütünleşen bu düzenleme sadece kısa dönem içintasarlandı. Seçim takvimi ile sınırlıdır; “atı alıp Üsküdar’ı geçinceye” kadar…

KKM, bütünlükten, tutarlılıktan yoksundur.  Tek anlamlı tartışma, “Saray’ın beklentilerini karşılayacak mı?” sorusu ile ilgilidir. Yanıt, KKM düzenlemesinin kısa dönemli ekonomik sonuçlarına ve muhalefete bağlıdır.

Aralık 2021 döviz krizinin, asgari ücret ve memur-emekli aylık artışlarını hızla eriten sert bir enflasyonla bütünleşmesi, “anlık” sonuçlardır. Bunlara bakan muhalif çevreler, iyimser bir rehavete sürüklendi Saray’ın bu ortamda seçim kazanamayacağı düşünüldü.

“Anlık” sonuçları kısa döneme yayarsak, bu iyimserlik aşınabilir.  Bazı yazılarımda bu olasılığı inceledim. KKM ve uzantıları sermaye çevrelerini hoşnut kılacak bir “istikrar” durumuna yol açabilir. Bu olasılık ciddiye alınmalı, koşulları, süresi, yansımaları incelenmelidir.

Bugün bu doğrultuda biri dışardan, biri içerden iki yoruma göz atmak istiyorum. KKM düzenlemesini eleştiren; kısa dönemli bir istikrarı da dikkate alan değerlendirmeler…

Fitch kredi puanını düşürürken…

Fitch Türkiye’nin “belalısı” olan kredi derecelendirme kuruluşlarından biridir. 11 Şubat 2022’de ülkemizin puanını “BB-”den “B+”ya düşürdü.

Ne var ki, bu tatsız kararı açıklayan rapor, Saray’ı hoşnut kılacak tespit ve öngörüler de içeriyor. KKM uygulamasına ilişkin olumlu tespitlerle başlayalım:

“KKM düzenlemesi son haftalarda döviz kuru çalkantılarını hafifletmiş, lira mevduatında kısmî artışlara, dolarlaşmanın biraz gerilemesine yol açmıştır. Döviz kurunda istikrarı destekleyecek, dolayısıyla enflasyonist baskıları hafifletecektir.  Bankalarda kısa vadeli perspektifleri düzeltecek, riskleri yatıştıracak, sermaye oranları üzerindeki baskıyı dindirecektir.”

Fitch’in kısa vadeli öngörülerine de bakalım: 2022’de altın dahil brüt rezervler 118 milyar dolara çıkacak; cari açık GSYH’nin %1,7’sine inecektir. (2021 sonunda toplam rezervler 112 milyar dolar, cari açık oranı %1,9’dur.) Büyüme öngörüleri ise Fitch’e göre 2021’de %11, bu yıl %3,2’dir.

Daha ne olsun? Bu tespit ve öngörüler bu yıl gerçekleşirse sermaye çevreleri rahatlar; Saray da ekonomik bir zafer kampanyası içinde seçime gidebilir.

Fitch Türkiye’nin puanını niçin kırdı? Orta dönemli risklere dikkat çekmek istediği için…Kısa dönemin ötesine dönük tespitlerini, öngörülerini aktaralım:

“Fazlasıyla negatif politika faizleri ve genişletici politika önlemleri enflasyonu yüksek düzeylere yerleştirecek; güven algılamaları bozulacak; uluslararası rezervler üzerindeki baskılar artacaktır.  2023 seçimleri arifesinde para politikasında istikrarı daha da fazla bozucu gevşeme olasılığı yüksektir. Merkez bankasının politika faizini yükseltmesi siyasal nedenlerle sınırlanacaktır.”

Fitch, Saray’ın yeni politika yönelişinin orta dönemde “makro-ekonomik ve finansal istikrar risklerini anlamlı boyutlarda hafifletmeyeceğini” bekliyor. Genişleyici politikalar enflasyonu yüksek düzeylere yerleştirecektir: 2022 sonunda %41, 2023’te %28….

Enflasyonun kalıcı olarak aşağı çekilmesi için (başta politika faizi olmak üzere) talep kısıcı önlemler gerekecektir.  Bu seçenekten kaçma eğilimi, sermaye kontrollerine yol açabilir. Fitch, geçmiş uygulamalardan örnek vererek yatırımcıları uyarıyor. Ama bu risklerin hiçbiri yakın gelecekle ilgili değildir.

Örtülü bir döviz kuru hedeflemesi: Bazı avantajlar

AKP öncesinde TCMB’de de görev yapmış meslektaşımız Fatih Özatay, Dünya gazetesinde KKM düzenlemesini değerlendiren üç önemli yazı yayımladı (10, 15 ve 17 Şubat 2022).

İlk iki yazıda bu yeni modeli, “örtük sabitimsi döviz kuru rejimi”olarak adlandırıyor. Türkiye’de Şubat 2001’e kadar uygulanan IMF programında izlenen döviz kuru hedeflemesi ile benzerlikleri hatırlatıyor; önemli eksikliklerini de vurguluyor. Özatay’a göre parasal ve malî disiplin araçları içermediği, TCMB rezervleri yetersiz olduğu ve Türkiye’nin risk (CDS) primi yüksek olduğu için KKM düzenlemesi orta dönemde sürdürülemez.

Bence KKM düzenlemesini açıkça “döviz kuru hedeflemesi” olarak adlandırmak daha doğrudur. Özatay’ın sözünü ettiği örnek dışında Türkiye’de iki kere daha uygulandı.

Birincisi sermaye hareketlerinin denetlendiği 1980’li yıllarda Turgut Özal tarafından “gerçekçi kur, reel faiz” sloganı ile… TL’nin reel devalüasyonu ve tasarruflara pozitif faiz hedeflenmişti. İkincisi, sermaye hareketlerinin serbestleştiği 1990’lı yıllarda uygulandı. Döviz fiyatları (kabaca) enflasyona endekslenerek sabit reel kur hedeflendi. Faizler ise, esas olarak serbest (bankalara) bırakıldı.

Üçüncü yazısında Özatay, bugünkü “eksik” biçiminde dahi KKM düzenlemesinin “bazı avantajlar” taşıdığınaişaret ediyor: İstikrar kazanan döviz kurunun enflasyonu aşağı çektiği, uluslararası risk priminin de düştüğü “olumlu bir senaryo” mümkündür. Yabancıların TL portföylerinden çıkmış olması, 12 aylık dış borç yükümlülüklerinin “sürdürülebilir” düzeyi ve ihracat artışları şimdilik olumlu işaretlerdir.

Özatay’ın bu tespitleri, Fitch’in kısa dönem öngörüleri ile tutarlıdır. Bu yazının başında vurguladığım “kısa dönemde sermaye çevrelerini hoşnut kılacak bir istikrar algılaması” ile de uyumludur. Kısacası, “Saray’ın seçim takvimi” için uygun ortamı betimlemektedir.

Ne var ki, Özatay’ın betimlediği “olumlu ortam”ın sürdürülmesi, orta döneme taşınması için kredi pompalamasından, TCMB’nin yeni faiz indirimlerinden kaçınılması, bütçe disiplininin korunması, “heterodoks”” sapmalardan uzak durulması gerekiyor.

Bu uyarılar orta dönem ile ilgilidir. Özatay’ın ilk işaretlerini açıkladığı “olumlu senaryo” yıl sonuna kadar sürebilirse, “Saray’ın seçim takvimi” için yeterlidir.

Sınıfsal muhalefet gerekiyor

KKM düzenlemesi ile ilgili önceki tespitlerimi, Fitch’in ve Özatay’ın öngörüleri ile destekledim. Bu program kısa dönemde sermaye çevrelerinde bir istikrar anlayışı yaratabilecektir. Seçim takvimi o zaman işletilecektir. Saray, sermayenin istikrar algılamasını seçmen kitlelerine taşımaya çalışacaktır. Muhalefet önleyemezse “atı alan Üsküdar’ı geçebilir.”

KKM düzenlemesi iktidarı korumak için kullanıldığında nasıl etkisiz kılınabilir? Yaşanan toplumsal bunalımın “mağdurlarına”, yani doğrudan halk sınıflarına dayanılarak; “mağduriyetlerin sınıfsal kaynağı” onlara açıklanarak…

“Mağdurlar” kim? Yanıtı doğrudan doğruya o insanlar vermeye başladı. Fabrikalar, işyerleri işgal edildi; işçiler patron villasına, emekliler, hekimler meclise yürüdü; topluca elektrik faturaları yakıldı; insanlar gözaltına alındı.

Fitch’in 2021 büyüme öngörüsü %11’dir. Türkiye ekonomisi son beş yılda salgına ve döviz krizlerine rağmen   yıllık yüzde 4’lük bir ortalama ile büyümüş olacaktır. Bu tempoda bir büyümeye refakat eden mutlak yoksullaşma, gelirleri aşan enflasyon, işsizlik, istihdamdan kopma, ücret payındaki erime, diplomalı işsizler nasıl açıklanabilir?

Yanıt açıktır: Emekçilerin sömürü oranı benzeri görülmemiş boyutlarda arttığı için… Ek sorular da deşilecektir: Millî gelirdeki birikimli artışlar hangi sınıflara, katmanlara, şirketlere, patronlara gitti? Nasıl? Sorumluları kimdir? Nasıl telafi edilebilir? Nasıl hesap sorulabilir?

Bunları sıradan insanlar kendiliğinden bir araya gelerek sormaya başladı. Bu sorular ve benzerleri, tek tek işyerlerine, evlere, sokaklara, meydanlara, sandıklara taşınırsa Saray’ın “Üsküdar’ı geçme” tasarımı önlenir.

Ama yanıtların ayrıntılarını hesaplamak; çözümleri tartışmak, ortaklaşa bulmak zorundayız. Sol muhalefetin öncülüğü burada da belirleyici olabilir.

Not: Bu yazı Sol Haber’e verilirken Rusya’nın Donbas’taki askerî harekâtı başladı. Türkiye ekonomisi üzerindeki olası sonuçlar yazıda dikkate alınmamıştır.

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Fitch’ten Türk bankalarına kârlılık uyarısı: Takipteki krediler artıyor

Yayınlanma:

|

Yazan:

Yüksek fonlama maliyetleri ve enflasyon bankaların kâr marjlarını daraltırken, takipteki kredi oranı 2026’nın ikinci çeyreğinde yüzde 3,5’e yükseldi. Fitch, kârlılık üzerindeki baskının yıl boyunca sürmesini bekliyor.

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, üç aylık Türk Bankaları İzleme Raporu’nda, Türk bankacılık sektörünün 2026 yılının ikinci çeyreğinde kârlılık kaybı yaşadığını ve sorunlu kredilerdeki artışın sürdüğünü bildirdi. Bloomberg HT haberine göre, yüksek fonlama maliyetleri, artan swap giderleri ve enflasyon kaynaklı faaliyet giderleri, bankaların finansal performansını olumsuz etkiledi.

Faaliyet kârlılığında belirgin gerileme

Fitch’in izlediği bankalarda ortalama faaliyet kârının risk ağırlıklı varlıklara oranı, 2026’nın ilk çeyreğindeki yüzde 3,9 seviyesinden ikinci çeyrekte yüzde 2,6’ya geriledi. Sektör genelinde ise aynı oran yüzde 4,6’dan yüzde 3,3’e düştü.

Rapora göre, yüksek Türk lirası faizlerinin fonlama maliyetlerini artırması, net faiz marjlarını daraltan başlıca unsurlar arasında yer aldı. Swap maliyetlerindeki yükseliş ve enflasyonun faaliyet giderleri üzerindeki etkisi de kârlılığı baskıladı.

Takipteki krediler yüzde 3,5’e çıktı

Bankacılık sektöründe aktif kalitesine ilişkin göstergeler de olumsuz seyrini sürdürdü. Fitch’in izlediği bankaların ortalama takipteki kredi (NPL) oranı, ilk çeyrekteki yüzde 3,3 seviyesinden ikinci çeyrek sonunda yüzde 3,5’e yükseldi. Yeni takipteki kredi oluşum oranı da yüzde 2,1’den yüzde 2,2’ye çıktı.

Bankaların ortalama çekirdek sermaye yeterlilik oranı ise yüzde 11,5 seviyesinde kaldı. Bu görünüm, kredi riskleri ve kârlılık baskıları yakından izlenirken sermaye göstergesinin söz konusu dönemde yatay seyrettiğine işaret etti.

Bankacılık sektörünü ne bekliyor?

Fitch, yüksek TL faizleri ve enflasyonist baskıların bankaların kârlılığı üzerindeki etkisinin 2026 boyunca devam edebileceğini öngörüyor. Kuruluş, yılın sonlarına doğru faiz indirimlerinin yeniden başlaması durumunda bu baskının 2027’de hafifleyebileceğini değerlendiriyor.

Bankacılık sektörü açısından temel risk, fonlama maliyetleri yüksek seyrederken kredi geri ödemelerinde yaşanabilecek bozulmanın karşılık giderlerini artırması ve kâr marjlarını daha da daraltması. Bu süreç, bankaların kredi verme iştahı ve reel sektörün finansmana erişimi üzerinde de baskı oluşturabilir.

Kaynak: Fitch Ratings’in Türk Bankaları İzleme Raporu; 21 Ekim 2026 tarihli haberler.

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

AKBANK VE DENİZBANK: FON SORUŞTURMASINDAKİ İSİMLER BANKAMIZ ÇALIŞANI DEĞİL

FON SORUŞTURMASINDA AKBANK VE DENİZBANK’TAN AÇIKLAMA: “İSİMLER BANKALARIMIZIN ÇALIŞANI DEĞİL”

Yayınlanma:

|

Yazan:

Fon soruşturmasında gözaltı listesinde yer alan isimler üzerinden gündeme gelen Akbank ve DenizBank, haberlerdeki çalışma ilişkilerine ilişkin açıklama yaptı. Akbank, “adı geçen kişilerin uzun süre önce bankadan ayrıldığını” belirtirken DenizBank, “adı geçen Yasemin Y.’nin banka çalışanı olmadığını” bildirdi.

Bankavitrini.com | Gündem

Sermaye piyasalarındaki işlemlere yönelik yürütülen fon soruşturmasında gözaltı listesinde yer alan isimler ve bu kişilerin bankalarla bağlantıları gündeme geldi. Konuya ilişkin Akbank ve DenizBank’tan açıklamalar geldi. Her iki banka da haberlerde yer alan çalışma ilişkilerine yönelik düzeltme talebinde bulundu.

Akbank: İsimler uzun süre önce bankadan ayrıldı

Akbank, fon soruşturması kapsamında gözaltı kararı verilen kişilerle ilgili haberlerde banka adının kullanılmasına ilişkin açıklama yaptı.

Banka, haberlere konu olan kişilerin uzun süre önce Akbank’tan ayrıldığını ve başka kurumlarda çalıştıklarını belirtti. Açıklamada, bu kişilerin hâlen Akbank bünyesinde görev yapıyormuş gibi gösterilmesinin gerçeğe aykırı bir izlenim oluşturabileceğine dikkat çekildi.

Akbank, güncel çalışma ilişkilerinin doğru aktarılması gerektiğini vurgulayarak kamuoyunun doğru bilgilendirilmesini istedi.

DenizBank: Yasemin Yılmaz bankamızın çalışanı değil

DenizBank da fon soruşturması kapsamında gözaltına alınan isimlerin yer aldığı listeye ilişkin yayımlanan haberdeki bir bilgiyi düzeltti.

DenizBank A.Ş. tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Fon soruşturması kapsamında gözaltına alınan isim listesine ilişkin yayımladığınız haberde, Yasemin Y. isimli kişinin DenizBank Finans Yöneticisi olduğu yönünde hatalı bilgiye yer verilmiştir.

Haberde adı geçen Yasemin Y., Bankamız çalışanı değildir. Kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi amacıyla söz konusu yanlış bilginin düzeltilmesini rica ederiz.”

DenizBank, açıklamasıyla Yasemin Y.’ın banka çalışanı olduğu yönündeki bilgiyi açıkça reddetti ve haberlerin düzeltilmesini talep etti.

Soruşturmada banka isimleri neden gündeme geldi?

Soruşturma kapsamında yayımlanan gözaltı listelerinde yer alan kişilerin mesleki unvanları ve çalıştıkları kurumlara ilişkin bilgiler, bankaların isimlerinin de haberlerde geçmesine neden oldu.

Ancak bir kişinin adının soruşturma kapsamında anılması, tek başına ilgili bankanın soruşturmanın şüphelisi olduğu veya kurumsal olarak herhangi bir suça iştirak ettiği anlamına gelmiyor. Aynı şekilde, bir kişinin geçmişte bir bankada çalışmış olması da güncel çalışma ilişkisini göstermiyor.

Akbank’ın geçmiş çalışma ilişkilerine yönelik açıklaması ile DenizBank’ın Yasemin Y. hakkında yaptığı düzeltme, haberlerde kişi ve kurum bağlantılarının güncel ve teyit edilmiş bilgiler üzerinden kurulmasının önemini ortaya koydu.

Bankacılık sektöründe doğru bilgi ve itibar vurgusu

Sermaye piyasalarına yönelik soruşturmalarda kişi isimleriyle birlikte kurum adlarının anılması, kamuoyunda ilgili bankalara yönelik algıyı etkileyebiliyor. Bu nedenle gözaltı listelerindeki bilgilerin, kişilerin güncel iş durumlarıyla karşılaştırılarak yayımlanması önem taşıyor.

Akbank ve DenizBank’ın açıklamaları, soruşturma haberlerinde yalnızca isimlerin değil, bu isimlerle bankalar arasında kurulan bağlantıların da titizlikle doğrulanması gerektiğini gösteriyor.

Bankavitrini.com olarak not: Bu haber, Akbank ve DenizBank’ın çalışma ilişkilerine yönelik açıklamalarını bir araya getirmektedir. Soruşturmada adı geçen kişiler hakkındaki iddialar ile bankaların kurumsal sorumluluğu birbirinden ayrı değerlendirilmelidir.

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

AKBANK 1,7 MİLYAR TL CEZAYI NİÇİN YEDİ?

Yayınlanma:

|

Yazan:

BANKALAR ÇALIŞANLARIN MAAŞ REKABETİNİ Mİ SINIRLADI?

Bankavitrini.com | Bankacılık ve Finans Analizi

Akbank, Rekabet Kurulu tarafından yürütülen iş gücü piyasasına yönelik soruşturmanın uzlaşmayla sonuçlandırılması kapsamında 1 milyar 713 milyon 897 bin 558 TL idari para cezası ödeyecek. Peki, Türkiye’nin önde gelen bankalarından biri neden bu kadar yüksek bir ceza ile karşı karşıya kaldı? Soruşturmanın arkasında hangi iddialar bulunuyor? Bu olay, bankacılık sektöründe çalışanların ücretlerini ve iş değiştirme özgürlüğünü nasıl etkileyebilir?

CEZA KREDİ VE MEVDUAT FAİZLERİYLE İLGİLİ DEĞİL

Akbank’a verilen cezanın konusu, bankanın müşterilerine uyguladığı kredi faizleri veya mevduat oranları değil. Rekabet Kurumu’nun 24 Şubat 2026 tarihinde duyurduğu soruşturma, bankacılık, sigortacılık ve bilişim teknolojileri sektörlerinde faaliyet gösteren şirketlerin iş gücü piyasasındaki rekabeti kısıtlayabilecek uygulamalarını inceliyor.

Rekabet Kurumu, aralarında Akbank’ın da bulunduğu 26 teşebbüs hakkında çalışan ayartmama anlaşmaları ve/veya iş gücü piyasasına yönelik rekabete hassas bilgi paylaşımı iddiaları kapsamında soruşturma başlatmıştı.

Akbank, 12 Ekim 2026 tarihli Kamuyu Aydınlatma Platformu (KAP) açıklamasında, Rekabet Kurulu’nun 26-30/899-383 sayılı kararı doğrultusunda soruşturmanın banka bakımından uzlaşmayla sonuçlandırıldığını bildirdi.

Açıklanan idari para cezası 1 milyar 713 milyon 897 bin 558 TL oldu.

ÇALIŞAN AYARTMAMA ANLAŞMASI NE DEMEK?

Soruşturmanın en dikkat çekici başlıklarından biri, şirketlerin birbirlerinin çalışanlarını işe almamak veya çalışan transferlerini kısıtlamak konusunda anlaşmış olabileceği iddiası.

Örneğin aynı sektörde faaliyet gösteren iki banka düşünelim. Bu bankaların birbirlerinin çalışanlarına iş teklifi yapmamak ya da çalışan transferlerini sınırlandırmak konusunda anlaşmaları, iş gücü piyasasındaki rekabeti bozabilecek uygulamalar arasında değerlendirilebilir.

Böyle bir durumda çalışan, yalnızca mevcut işvereninin ücret politikasıyla karşı karşıya kalmaz. Rakip bankaların daha yüksek ücret veya daha iyi çalışma koşulları sunmasıyla ortaya çıkabilecek alternatifler de daralabilir.

Oysa rekabetçi bir iş gücü piyasasında bankalar nitelikli çalışanları bünyelerine katabilmek için ücret, prim, yan haklar, kariyer olanakları ve çalışma koşulları üzerinden birbirleriyle yarışır.

Bu rekabetin kısıtlanması, çalışanların pazarlık gücünü zayıflatabilecek bir sonuç doğurabilir.

Ancak önemli bir ayrıntı var: Rekabet Kurumu’nun soruşturma duyurusu, bu tür uygulamalara ilişkin iddiaların araştırıldığını gösteriyor. Akbank’ın hangi somut davranışının cezaya esas alındığına ilişkin ayrıntılar, bankanın KAP açıklamasında yer almıyor.

MAAŞ BİLGİLERİNİN PAYLAŞILMASI NEDEN SORUN OLABİLİR?

Soruşturmanın ikinci önemli boyutu, iş gücü piyasasında rekabete hassas bilgilerin paylaşılması iddiası.

Çalışan ücretleri, maaş artışları, işe alım koşulları ve gelecekteki istihdam planları gibi bilgiler, şirketlerin birbirleriyle rekabet etme biçimini etkileyebilir.

Örneğin rakip işverenlerin gelecekteki ücret artışlarına ilişkin hassas bilgileri paylaşması, ücret politikalarının bağımsız biçimde belirlenmesini zayıflatabilir. İşverenler arasındaki rekabetin azalması da çalışanların daha iyi ücret ve çalışma koşulları elde etme olanaklarını olumsuz etkileyebilir.

Buradaki temel mesele, şirketlerin insan kaynakları alanında her türlü bilgi alışverişinin yasak olması değil. Rekabeti kısıtlayabilecek nitelikteki anlaşmalar ve bilgi paylaşımlarının, somut koşullar çerçevesinde rekabet hukuku bakımından değerlendirilmesidir.

AKBANK BUNU NEDEN YAPMIŞ OLABİLİR?

Bu sorunun kesin yanıtını verebilmek için Rekabet Kurulu’nun gerekçeli kararındaki somut tespitlerin görülmesi gerekir. Bankanın kamuya açık KAP açıklaması, cezanın arkasındaki yönetimsel motivasyonu veya belirli bir uygulamanın nedenini açıklamıyor.

Bununla birlikte, çalışan transferlerini sınırlandıran veya ücret rekabetini zayıflatan uygulamaların işverenler açısından olası ekonomik motivasyonları bulunuyor.

Birincisi, personel maliyetlerini kontrol altında tutmak. Bankacılık sektöründe deneyimli çalışanların ücretleri, primleri ve yan hakları önemli bir maliyet kalemi oluşturuyor. İşverenler arasındaki ücret rekabetinin zayıflaması, ücret artışı baskısını azaltabilecek bir sonuç doğurabilir.

İkincisi, nitelikli personeli elde tutmak. Deneyimli bankacılar, risk yönetimi uzmanları, yazılım çalışanları ve yöneticiler, rakip kuruluşlar açısından değerli insan kaynağıdır. Çalışan hareketlerini kısıtlayan anlaşmalar, işverenler açısından personel kaybını azaltıyor gibi görünse de rekabet hukuku bakımından ciddi sorunlar doğurabilir.

Üçüncüsü, insan kaynakları maliyetlerinde öngörülebilirlik sağlamak. Bankalar ücret artışlarını ve işe alım maliyetlerini yönetmek ister. Ancak bu amaç, rakiplerle rekabeti sınırlayıcı anlaşmalar yapılmasını hukuken meşru hâle getirmez.

Bunlar olası ekonomik açıklamalardır; Akbank’ın bu amaçlarla hareket ettiğinin kanıtlandığı anlamına gelmez.

BU BİR İŞ HUKUKU İHLALİ Mİ?

Burada iki ayrı hukuk alanını birbirinden ayırmak gerekiyor.

İş hukuku; işçinin ücreti, iş sözleşmesi, çalışma koşulları, kıdem ve ihbar tazminatı gibi konuları düzenler.

Rekabet hukuku ise şirketlerin piyasalarda rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı anlaşmalarını ve davranışlarını denetler.

Akbank’a ilişkin soruşturmanın hukuki dayanağı, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4. maddesi kapsamında iş gücü piyasasındaki rekabetin kısıtlanıp kısıtlanmadığının incelenmesidir.

Dolayısıyla bu olay, doğrudan işçilerin ücretlerinin ödenmemesi veya kıdem tazminatı haklarının ihlali nedeniyle verilen bir iş hukuku cezası değildir.

Bununla birlikte, işverenler arasındaki rekabeti kısıtlayabilecek uygulamalar çalışanların iş değiştirme ve ücret pazarlığı imkânlarını etkileyebildiğinden, konu çalışma hayatı açısından da önem taşıyor.

AKBANK NEDEN UZLAŞMAYI KABUL ETTİ?

Akbank’ın KAP açıklamasında, soruşturmanın Rekabet Kurulu kararı doğrultusunda uzlaşma usulüyle sonuçlandırıldığı bildirildi.

Rekabet hukukunda uzlaşma, soruşturmanın kanunda belirlenen koşullar çerçevesinde sonuçlandırılmasına imkân veren bir yöntemdir. Bu yol, sürecin daha kısa sürede tamamlanması ve hukuki belirsizliğin azaltılması gibi avantajlar sağlayabilir.

Ancak Akbank’ın uzlaşmayı hangi özel gerekçelerle tercih ettiğine ilişkin ayrıntılı bir açıklama bulunmuyor. Bu nedenle bankanın uzlaşma kararını hangi yönetimsel veya hukuki değerlendirmelerle aldığı konusunda kesin bir neden ileri sürmek doğru olmaz.

BANKACILIK SEKTÖRÜNDE NE DEĞİŞEBİLİR?

Bu soruşturmanın önemi yalnızca Akbank’ın ödeyeceği para cezasıyla sınırlı değil.

Bankalar ve diğer finans kuruluşları açısından insan kaynakları uygulamalarının da rekabet hukuku kapsamında değerlendirilmesi, sektörde yeni bir hassasiyet alanı oluşturuyor.

Özellikle şu konuların önem kazanması beklenebilir:

  • Rakip kuruluşların çalışanlarını işe almama yönünde anlaşmalardan kaçınılması.
  • Ücret politikaları ve gelecekteki maaş artışları gibi rekabete hassas bilgilerin paylaşımının dikkatle değerlendirilmesi.
  • İnsan kaynakları toplantılarında ve sektör içi görüşmelerde rekabet hukuku kurallarına uyumun güçlendirilmesi.
  • Çalışanların iş değiştirme ve daha iyi çalışma koşulları için pazarlık yapma imkânlarının korunması.

Bunun çalışanların ücretlerine doğrudan ne ölçüde yansıyacağı ise ayrıca değerlendirilmesi gereken bir konu.

SONUÇ: MESELE SADECE 1,7 MİLYAR TL DEĞİL

Akbank’a açıklanan 1 milyar 713 milyon 897 bin 558 TL’lik idari para cezası, iş gücü piyasasındaki rekabetin de bankacılık sektöründe ciddi bir denetim konusu olduğunu gösteriyor.

Çalışanların serbestçe iş değiştirebilmesi, işverenlerin nitelikli personel için rekabet etmesi ve ücretlerin bağımsız piyasa koşullarında belirlenmesi, rekabetçi bir iş gücü piyasasının temel unsurları arasında yer alıyor.

Burada asıl yanıtlanması gereken soru şu: Bankalar müşterilerine kredi ve mevduat ürünleri sunarken rekabet etmek zorundayken, çalışanları işe alma ve ücret belirleme konusunda da aynı rekabet anlayışıyla hareket ediyor mu?

Bu sorunun Akbank özelindeki somut yanıtı için Rekabet Kurulu’nun gerekçeli kararındaki tespitlerin incelenmesi gerekiyor. Ancak olayın kendisi, bankacılık sektöründe rekabet hukukunun yalnızca müşteri ve ürün piyasalarıyla sınırlı olmadığını, çalışma hayatına da uzandığını ortaya koyuyor.

Kaynaklar: Rekabet Kurumu’nun 24 Şubat 2026 tarihli soruşturma duyurusu; Akbank’ın 12 Ekim 2026 tarihli KAP açıklaması.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.