Connect with us

GÜNCEL

Londra’da 2 saat eşiği aşıldı: Bilim, teknoloji ve sporun ortak zaferi

Yayınlanma:

|

ABD ile İran arasında savaşın sona erdirilmesine yönelik diplomasi trafiği devam etse de taraflar arasındaki temel görüş ayrılıklarının korunduğunu görüyoruz. ABD yönetiminin, İran’ın nükleer program konusunu savaş sonrasına bırakmayı öneren son planına sıcak bakmadığını görüyoruz. İran öncelikle savaşın bitirilmesini ve deniz ablukasının kaldırılmasını şart koşarken, tarafların müzakereye yaklaşımında ciddi bir zamanlama ve öncelik farkı olduğunu not etmemiz gerekiyor.

Sahada ateşkes olsa da, barışa yönelik umudun her gün piyasaları cephesinde farklı bir yansıma göstermesi, dahası müzakere masasına yönelik soru işaretlerinin de devam etmesi umutları kırıyor. Rusya Devlet Başkanı Putin, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile yaptığı görüşmede İran halkının ABD ve İsrail baskısına karşı direncini överken, Moskova’nın Tahran’a desteğinin süreceğini vurguladı. Rusya, bölgede tansiyonun düşmesi için arabuluculuk teklifini yineleyerek barışın en kısa sürede sağlanmasını istedi.

Jeopolitik gerilimin sürmesi enerji piyasaları üzerinden küresel ekonomiyi de baskılamaya devam ediyor. Hürmüz Boğazı’ndan günlük olarak 130 civarı geminin geçtiği savaş öncesi döneme göre bu sayının bugünlerde tek haneye düşmesi, riskin boyutunu net bir şekilde gösteriyor. Petrol ve LNG akışının ciddi şekilde azalması arz endişeleri artırarak hâliyle fiyatların yükselmesine neden oluyor. Bu sabah Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı 110 dolar seviyesine dayanırken, jet yakıtının varil fiyatı 188 dolar seviyesinin üzerinde yer almaya devam ediyor (savaş öncesi 94 dolar). Tanker trafiğindeki ciddi düşüş ve ABD’nin İran petrolüne yönelik ablukası, fiyatları destekleyen ana unsur olurken, olası bir anlaşma sağlansa dahi üretim ve lojistik sorunlar nedeniyle piyasanın dengelenmesinin zaman alabileceğine göz ardı etmememiz gerektiğini düşünüyoruz.

Enflasyon baskılarının yeniden güçlenebileceğine ve enerji fiyatları üzerinden küresel büyüme görünümünün zorlaşabileceğine böyle bir ekosistemde, piyasalar da hâliyle yön bulmakta zorlanıyor. Dün sabah saatlerinde, İran’ın yeni bir öneri ile masaya dönmek istediği yönünde haberler Asya’nın haftaya rekorlar kırarak başlamasına, Bitcoin’in 80 bin dolar seviyesine yükselmesine daha basit bir yaklaşımla risk iştahının kısmen de olsa yükselmesine neden olmuştu. Dün sabah bültenimizde, teyide muhtaç olarak yorumladığımız bu tip haber akışlarına mesafeli davranmayı tercih ettiğimizi belirtmiştim. Nitekim, haber akışının olgunlaşmaması ardından, sabah saatlerinde yaşanan iyimserliğin yerini gün içinde daha limoni bir görünüme terk ettiğini gördük.

ABD borsaları geceyi yatay bir şekilde tamamlarken, Bitcoin 77 bin dolar seviyesinin altına geriledi. Risk iştahının azalması, doların piyasa faizi olan 10 yıllık tahvil getirisinin %4,35 seviyesine yükselmesi, hâliyle kıymetli metal fiyatları üzerinde de baskı kurdu. Altının ons fiyatı 4,700 dolar seviyesinde daha fazla tutunamayarak aşağıda yeniden 4,670 dolar seviyesini test ederken, benzer bir şekilde gümüşün de ons fiyatı 75 dolar seviyesinin altına sarktığını görüyoruz. Yükselişten söz edebilmek adına, gümüşün 76 dolar seviyesinin üzerinde gecelik kapanış yapması, altının ise 4,670 dolar defans hattını koruması gerekiyor.

Her ne kadar kısa vadede haber akışının yarattığı baskı önümüzü görmekte bizleri zorlasa da, yabancı kurumlarını petrol fiyat tahminlerini yukarı yönde güncellemeye başladıklarını da not etmemiz gerekiyor. Meselsa Goldman Sachs, Brent petrol için 2026 ortalama fiyat tahminini 80 dolar seviyesinden 90 dolar seviyesine güncelledi. Arz probleminin küresel anlamda emtia fiyatlarını yukarı çektiğini görüyoruz. Her ne kadar İran ile direkt alakası olmasa da, Endonezya’daki madencilik kotalarında yapılan kesintiler ve küresel kükürt kıtlığı, nikelde arz görünümünü daraltınca nikel fiyatları yaklaşık iki yılın en yüksek seviyesine test etti. Eminim ki liste daha da uzayabilir. Bu tablo hâliyle enflasyonist baskıları kuvvetli bir şekilde besliyor. Mesela gümüş, üst üste altıncı yılı da arz açığı vererek tamamlamaya aday görünüyor. Gümüş Enstitüsü verilerine göre, güneş panelleri ve elektrikli araçlar gibi endüstriyel alanlardaki güçlü talep ile düşen arz, piyasadaki dengesizliği derinleştiriyor. Toz bulutu dağıldıktan sonra kıymetli metal fiyatlarının da yeniden yukarıya gideceğini düşünüyoruz.

Yeni gün başlangıcında, Asya piyasalarında temkinli bir görünümün ön plana çıktığını görüyoruz. Az önce sonuçlanan Japonya Merkez Bankası (BoJ) olağan faiz toplantısında, beklentilere paralel politika faizini %0,75 seviyesinde sabit tutulurken, karar birliği sağlanamaması dikkat çekti. Para politikası kurulundaki 9 üyeden 3’ü faizin %1’e yükseltilmesi yönünde oy kullanarak, özellikle Orta Doğu kaynaklı enerji fiyat artışlarının enflasyon üzerinde yarattığı baskıya işaret etti. Bu ayrışmayı, ya da tonun şahinleşmesini, BoJ’un önümüzdeki dönemde faiz artırımı yönünde adım atabileceği sinyali olarak yorumladık. Karar ardından gösterge endeks Tokyo borsası %1 gerilerken teknoloji hisselerinde satış, banka hisseleri ise yükseliş dikkat çekti.

Faizlerde değişikliğe gitmeyen ancak enflasyon tahminini yukarı, büyüme tahminini ise aşağı yönde güncelleyen BoJ’u diğer merkez bankalarının da takip etmesini bekliyoruz. Bu minvalde, Fed’in iki günlük olağan Nisan ayı faiz toplantısı başlıyor. Başkan Powell’in son toplantısında faizlerin sabit tutulması bekleniyor. Piyasalar artık yeni başkan Warsh’un izleyeceği patikayı takip edecektir.

En kötüsünün geride kaldığı fikri nedeniyle genel risk iştahının çok da olumsuz olmadığını not edelim. Piyasalar ateşkes süreci ve buna ilişkin haber akışını takip etmeye devam erken, dün de bültenimizde kaleme aldığımız üzere, S&P 500’ün neredeyse yarısını oluşturan şirketlerin sonuçları bu hafta piyasaların radarında olacaktır. Özellikle Muhteşem Yedili olarak adlandırılan teknoloji devlerinden Microsoft, Alphabet, Amazon ve Meta’nın çarşamba günü, Apple’ın ise perşembe günü açıklayacağı finansallar ve yapay zekâ yatırımlarına yönelik harcamalar piyasaların yönü açısından belirleyici olacağını düşünüyoruz.

Bugün piyasalar cephesinde çok da yeni ve dikkat çekecek bir gelişmenin olmadığını not etmemiz gerekiyor. Kendimizi çok da tekrar etmeden, bugün sizleri özel ilgi alanım olan başka bir konuya götürmek isterim. Hafta sonu düzenlenen Londra Maratonu’nda, Kenyalı atlet Sabastian Sawe, resmî bir yarışta maratonu iki saatin altında koşan ilk kişi olarak tarihe geçti. Aşağıdaki grafikte de görülebileceği üzere, 73 yılda maraton dünya rekoru yaklaşık 20 dakika iyileşerek iki saat eşiğinin ilk kez kırılmasıyla sonuçlandı. Sawe’nin tarihî başarıya imza atarak Londra Maratonu’nda 1 saat 59 dakika 30 saniyelik derecesiyle atletizmin en zorlu rekorlarından birini kırması ardından Alman spor giyim devi Adidas’ın hisseleri dün günü yükselişle tamamladı.

Maratonu iki saatin altında koşmak, yıllardır atletizm dünyasının en büyük hedeflerinden biriydi. Bu zafer, yıllardır süren laboratuvar destekli deneylerin ve rekor kırmak için geliştirilen süper ayakkabı çalışmalarının ardından Adidas için ezeli rakibi Nike karşısında büyük bir başarı oldu. Nike’ın 2017’de Monza’da gerçekleştirdiği Breaking2 rekor denemesi hedefin hemen altında kalmış fakat Kenyalı atlet Eliud Kipchoge, iki yıl sonra özel bir denemede iki saatin altında koşsa da bu derece resmî kayıtlara girmemişti. Öte yandan Etiyopyalı Yomif Kejelcha da ilk maraton yarışı olan Londra Maratonu’nda 01:59:41’lik derecesiyle 2 saatin altında koşarak ikinci oldu. Tigst Assefa ise kendisine ait kadınlar dünya rekorunu 2:15:41 saatlik derecesiyle kırdı. Üç atlet de Adidas’ın Adizero Adios Pro Evo 3 spor ayakkabılarını giydiğini not edelim.

Bu hafta satışa çıkacak Adizero Adios Pro Evo 3, yenilikçi köpük yapısı, karbon plakalı tabanı ve ultra hafif bileşenleriyle sadece 97 gram ağırlığında olduğunu okuyoruz. Adidas, ayakkabının önceki modele göre %30 daha hafif olduğunu ve koşu verimliliğini %1,6 oranında artırdığını belirtti. Nereden çıktı şimdi ayakkabı konusu demeyin. Ekonomi sosyal bir bilim dalıdır. Amatör bir maraton koşucusu olarak konu benim de özel ilgi alanımdadır. İyi ki Fenerbahçe’den söz etmedim 🙁

73 yılda maraton dünya rekoru yaklaşık 20 dakika iyileşti, 2 saat eşik sınırı aşıldı!

177735082996ab7a1d7dd3b1e867d7dd1dd943cc72_1_1200.jpg

Emre Değirmencioğlu

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

İşletme sermayesi neden eriyor?

Yayınlanma:

|

2026’nın yeni finansman denklemi

Bankavitrini.com | Özel Analiz

2026 yılında birçok sanayi şirketi benzer bir cümleyi kuruyor: “Siparişimiz var ama nakdimiz yok.”

Bu ifade aslında Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu yeni finansman denklemini özetliyor.

Eskiden şirketlerin en büyük sorunu satış yapabilmekti. Bugün ise birçok firma satış yapmasına rağmen işletme sermayesini koruyamıyor. Çünkü kâr eden şirketler bile nakit üretemez hale geldi.

İşletme sermayesindeki bu erime; yüksek faiz, uzayan tahsilat süreleri, artan finansman maliyetleri ve yükselen işletme giderlerinin birleşiminden kaynaklanıyor.

İşletme sermayesi nedir?

İşletme sermayesi; Dönen Varlıklar – Kısa Vadeli Borçlar şeklinde hesaplanır.

Başka bir ifadeyle; Bir şirketin günlük faaliyetlerini sürdürebilmesi için ihtiyaç duyduğu nakittir.

Ham maddeyi alır.

Üretimi yapar.

Maaş öder.

Elektrik öder.

Vergisini öder.

Malı satar.

Tahsilatı bekler.

Bu döngüyü finanse eden güç işletme sermayesidir.

Bugün sorun tam da bu döngünün bozulmuş olmasıdır.

2026’nın finansman denklemi neden değişti?

Eskiden şirketler şu modeli kullanıyordu.

Ham maddeyi al.

Üret.

Sat.

Bankadan uygun faizle kredi kullan.

Tahsil et.

Krediyi kapat.

Bugün ise tablo tamamen değişti.

  • Krediye erişim zorlaştı.
  • Faiz maliyetleri yükseldi.
  • Tahsilat süreleri uzadı.
  • Satış vadeleri arttı.
  • Finansman giderleri kârlılığı aşmaya başladı.

Artık işletme sermayesi yalnızca şirketin kendi performansına değil, finansal sisteme erişimine de bağlı hale geldi.

1. Faiz giderleri işletme sermayesini eritiyor

Şirketlerin en büyük yüklerinden biri finansman maliyetleri oldu. Eskiden üretim maliyetleri içinde küçük yer tutan faiz giderleri bugün birçok firmada faaliyet kârını aşabiliyor.

Örneğin; 100 milyon TL işletme kredisi kullanan bir sanayi şirketi, yüksek faiz ortamında yılda on milyonlarca liralık finansman yüküyle karşı karşıya kalabiliyor.

Üretimden elde edilen kâr, çoğu zaman finansman giderine gidiyor.

2. Tahsilat süresi uzuyor

Şirket; 90 günde sattığı ürünü bugün 120-180 günde tahsil edebiliyor.

Bu durumda; şirket müşterisini finanse etmiş oluyor. Nakit içeride bekledikçe yeni üretim için tekrar kredi kullanmak zorunda kalıyor.

3. Stok maliyetleri büyüyor

Belirsizlik ortamı nedeniyle birçok firma;

“Ürün bulamam.”

“Kurlar artar.”

“Ham madde pahalanır” endişesiyle fazla stok yaptı.

Fakat stok; nakde dönüşmeyen paradır. Depoda bekleyen her ürün; işletme sermayesini kilitler.

4. Enflasyon artık şirketleri de cezalandırıyor

Yüksek enflasyon sadece tüketiciyi etkilemiyor.

Şirketler de;

  • sürekli artan hammadde fiyatları,
  • yükselen işçilik maliyetleri,
  • enerji giderleri,
  • lojistik maliyetleri

nedeniyle daha fazla işletme sermayesine ihtiyaç duyuyor.

Aynı üretimi yapmak için geçen yıla göre çok daha fazla nakit gerekiyor.

5. Krediye erişim zorlaştı

2026’nın en önemli değişimlerinden biri de bu. Eskiden limit sorunu yaşayan şirket sayısı sınırlıydı.

Bugün ise;

  • limit daralmaları,
  • teminat eksiklikleri,
  • kredi büyüme sınırları,
  • risk iştahındaki azalma

nedeniyle birçok firma istediği kadar kredi kullanamıyor.

Bu durum işletme sermayesi açığını büyütüyor.

6. Kârlılık ile nakit aynı şey değil

Birçok şirket muhasebede kâr açıklıyor.

Ancak kasasında para bulunmuyor.

Çünkü;

satış gerçekleşmiş,

fatura kesilmiş,

gelir yazılmış,

ama tahsilat yapılmamış oluyor.

Muhasebe kârı; nakit anlamına gelmiyor.

7. Kur oynaklığı işletme sermayesini büyütüyor

İthal ham madde kullanan sanayi şirketleri; kur yükseldiğinde aynı üretimi yapabilmek için daha fazla sermayeye ihtiyaç duyuyor.

Kur riski artık sadece ihracatçıların değil, iç piyasaya çalışan şirketlerin de temel sorunu haline geldi.

8. Tedarikçiler de peşin çalışmak istiyor

Geçmişte; 120 günlük vadeler yaygındı.

Bugün ise birçok tedarikçi;

  • peşin ödeme,
  • kısa vade,
  • avans

istemeye başladı.

Bu durum işletme sermayesine ikinci bir baskı oluşturuyor.

Yeni finansman denklemi

2026 yılında şirketlerin başarısını artık sadece satış hacmi belirlemiyor.

Asıl belirleyici unsur; nakit dönüşüm hızıdır.

Şirketler şu üç süreyi birlikte yönetmek zorunda:

  • Stokta bekleme süresi
  • Alacak tahsil süresi
  • Borç ödeme süresi

Bu üç göstergenin toplamı, şirketin ne kadar işletme sermayesine ihtiyaç duyacağını belirliyor.

Kısacası, nakit dönüşüm döngüsü (Cash Conversion Cycle) kısaldıkça işletme sermayesi ihtiyacı azalıyor; uzadıkça finansman baskısı artıyor.

Çözüm nerede?

2026’nın yeni finansman anlayışı; “Daha fazla kredi kullan” değil, “Daha az işletme sermayesiyle daha hızlı nakit üret” yaklaşımı üzerine kuruluyor.

Başarılı şirketler artık;

  • günlük nakit akışını izliyor,
  • 13 haftalık nakit projeksiyonu hazırlıyor,
  • stoklarını optimize ediyor,
  • tahsilat sürelerini kısaltıyor,
  • düşük kârlı ürünlerden çıkıyor,
  • atıl varlıklarını nakde çeviriyor,
  • alternatif finansman kaynaklarını (faktoring, tedarikçi finansmanı, leasing vb.) daha etkin kullanıyor.

2026’nın kazananı kim olacak?

2026’nın kazananı en fazla üretim yapan şirket olmayacak. En fazla ciro yapan şirket de olmayacak.

En hızlı nakit üreten, işletme sermayesini en verimli kullanan ve finansman maliyetini en iyi yöneten şirketler ayakta kalacak.

Çünkü yeni dönemde rekabet sadece ürün ve fiyat üzerinden değil; likidite yönetimi, nakit akışı disiplini ve finansal dayanıklılık üzerinden şekilleniyor.

İşletme sermayesini koruyabilen şirketler, yalnızca bugünkü finansman baskısını aşmakla kalmayacak; aynı zamanda yatırım fırsatlarını değerlendirebilecek, tedarik zincirinde güvenilirliğini artıracak ve olası ekonomik dalgalanmalara karşı daha dirençli bir yapı oluşturacaktır.

2026’nın en değerli sermayesi artık makine parkı değil; yönetilebilen nakit akışıdır.

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

Marksist kârlılık oranının düşme eğilimi tezi ne anlatıyor?

Yayınlanma:

|

Marksist “kârlılık oranının düşme eğilimi” tezi, Karl Marx‘ın kapitalist sistem analizinin en önemli unsurlarından biridir. Temel iddia şudur:

Kapitalizm geliştikçe, uzun vadede sermayenin elde ettiği kâr oranı düşme eğilimi gösterir. Bu da sistemin kriz üretme eğilimini artırır.

Tezin temel mantığı

Marx’a göre bir işletmenin yatırımı iki ana bölümden oluşur:

  • Sabit sermaye (Constant Capital – C): Makine, fabrika, bina, teknoloji, hammadde vb.
  • Değişken sermaye (Variable Capital – V): İşçilere ödenen ücretler.

Marx’ın temel varsayımı şudur: Yeni değer ve artı değer yalnızca emek tarafından yaratılır.

Makine üretimi hızlandırır ancak kendi başına yeni değer üretmez; yalnızca sahip olduğu değeri ürüne aktarır.

Neden kâr oranı düşüyor?

Rekabet nedeniyle firmalar sürekli:

  • Daha fazla otomasyon kurar,
  • Daha gelişmiş makineler alır,
  • Robotlaşmaya gider,
  • Yapay zekâ kullanır.

Bunun sonucu:

  • Makine yatırımları artar.
  • İşçi sayısı göreli olarak azalır.
  • Yeni değer üreten unsurun (emek) toplam sermaye içindeki payı küçülür.

Marx bunu şu formülle ifade eder: Kâr Oranı = Artı Değer / (Sabit Sermaye + Değişken Sermaye)

Yani;

  • Pay (kâr) aynı hızla artmaz,
  • Payda (toplam sermaye) hızla büyür.

Sonuç: Kâr oranı zaman içinde düşme eğilimine girer.

Basit örnek

İlk durumda:

  • Makine: 100
  • İşçilik: 100
  • Artı değer: 100

Kâr oranı:

100 / (100+100) = %50

Sonra firma otomasyona geçiyor.

  • Makine: 400
  • İşçilik: 50
  • Artı değer: 50

Kâr oranı:

50 / (400+50) ≈ %11

Üretim artmış olabilir.

Satışlar artmış olabilir.

Toplam kâr bile artabilir.

Ancak sermayenin getirisi (kâr oranı) düşmektedir.

Marx’a göre bunun sonuçları

Bu süreç;

  • aşırı üretime,
  • kapasite fazlasına,
  • işsizliğe,
  • ücret baskısına,
  • finansal balonlara,
  • krizlere,
  • sermayenin merkezileşmesine,
  • tekelleşmeye

neden olur.

Her kriz, eski sermayenin bir kısmını tasfiye ederek kâr oranını geçici olarak yeniden yükseltir.

Marx’ın bahsettiği “karşıt eğilimler”

Marx, kâr oranının otomatik olarak sürekli düşeceğini söylemez. Düşüşü yavaşlatan veya tersine çevirebilen etkenleri de sıralar:

  • İşçilerin ücretlerinin baskılanması
  • Emek verimliliğinin artması
  • Daha ucuz hammadde bulunması
  • Yeni pazarların açılması
  • Dış ticaret
  • Teknolojik yeniliklerin maliyetleri düşürmesi
  • Finansal genişleme
  • Sermayenin değersizleşmesi (kriz sonrası)

Bu nedenle tez “kâr oranı mutlaka düşer” değil; “Kapitalizm içinde kâr oranı düşme eğilimine sahiptir; ancak bu eğilim dönem dönem çeşitli karşıt güçlerle dengelenebilir.”

Günümüzde nasıl yorumlanıyor?

Bu tez bugün de iktisatçılar arasında tartışmalıdır.

Tezi destekleyenler:

  • Uzun vadede gelişmiş ekonomilerde yatırım getirilerinin azalması,
  • Şirketlerin giderek daha fazla borçlanması,
  • Finansal krizlerin sıklaşması,
  • Teknoloji yatırımlarına rağmen verimlilik artışının yavaşlaması

gibi olguların Marx’ın analizini desteklediğini savunur.

Eleştirenler ise:

  • Teknolojinin sadece maliyet değil yeni talep ve yeni sektörler yarattığını,
  • Yenilikçi ürünlerin yeni kâr alanları oluşturduğunu,
  • Hizmet ekonomisi ve dijital platformların klasik sanayi modelini değiştirdiğini,
  • İnsan sermayesi, fikri mülkiyet ve yazılım gibi varlıkların değer yaratma biçimini dönüştürdüğünü

ileri sürer. Bu görüşe göre, uzun vadeli kârlılık yalnızca emek-sermaye oranıyla açıklanamaz.

Kısacası

Marksist kârlılık oranının düşme eğilimi tezi, kapitalizmin rekabet nedeniyle giderek daha fazla makine ve teknolojiye yatırım yaptığını; buna karşılık yeni değerin kaynağı olarak görülen emeğin göreli payının azaldığını ve bu nedenle sermayenin getirisi olan kâr oranının uzun vadede düşme eğilimi gösterdiğini savunur. Marx’a göre bu eğilim, kapitalist ekonomilerin krizlere neden yatkın olduğunun temel açıklamalarından biridir.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

Şirketlerde teknik batıklık alarmı: Öz kaynaklar neden eksiye düşüyor?

Teknik batıklık nasıl tespit edilir? TTK 376 kapsamında şirketleri bekleyen süreç…
Bilançoda görünmeyen tehlike: Teknik batıklık yatırımcıya ve kreditörlere ne anlatıyor?
Öz kaynaklar eriyor: Teknik batıklık şirketleri nasıl iflasa sürüklüyor?
Her teknik batık şirket iflas eder mi? İşte bilinmesi gereken kritik farklar

Yayınlanma:

|

Teknik batıklık, bir şirketin muhasebe ve hukuk açısından öz kaynaklarının (sermayesinin) eksiye düşmesi, yani varlıklarının borçlarını karşılayamaz hale gelmesidir.

Ancak teknik batıklık ile nakit sıkışıklığı veya iflas aynı şey değildir.

Teknik batıklık nedir?

En basit tanımıyla; Şirketin toplam borçları, varlıklarının gerçek değerinden daha fazlaysa şirket teknik olarak batıktır.

Formül olarak; Varlıklar – Borçlar = Öz Kaynak

Eğer;

  • Varlıklar: 900 milyon TL
  • Borçlar: 1,2 milyar TL

ise;

Öz kaynak = -300 milyon TL

Bu durumda şirket teknik olarak batıktır.

Teknik batıklık hangi koşullarda oluşur?

1. Öz kaynakların negatife dönmesi

En önemli kriter budur.

Bilançoda;

  • Ödenmiş sermaye
  • Geçmiş yıl zararları
  • Dönem zararı

toplamı sonucunda öz kaynaklar eksiye düşerse teknik batıklık ortaya çıkar.

2. Sürekli zarar edilmesi

Örneğin;

5 yıl üst üste zarar eden bir firma;

  • sermayesini tüketir
  • yedek akçelerini eritir
  • sonunda öz kaynak negatife döner.

3. Varlıkların gerçek değerinin düşmesi

Muhasebede duran varlıklar bazen yüksek görünür.

Ancak;

  • fabrika satılamıyorsa
  • arsanın değeri düşmüşse
  • stoklar elde kalmışsa
  • alacaklar tahsil edilemiyorsa

gerçek piyasa değerleri bilançodakinden düşük olabilir.

Bu durumda teknik batıklık daha ağır hale gelir.

4. Kur zararları

Özellikle döviz kredisi olan şirketlerde;

  • kur artışı
  • faiz giderleri

öz kaynakları hızla eritmektedir.

5. Faiz yükünün faaliyet kârını aşması

Faaliyet kârı oluşmasına rağmen; finansman gideri çok yüksekse; şirket sürekli dönem zararı yazmaya başlar.

Teknik batıklık nasıl tespit edilir?

Normal bilanço tek başına yeterli değildir.

Genellikle;

  • ara bilanço hazırlanır
  • varlıklar rayiç değerleriyle yeniden değerlenir
  • uzman raporu hazırlanır

Buna “borca batıklık bilançosu” denir.

Hukuken hangi durum önemlidir?

Türk Ticaret Kanunu‘nun 376. maddesi, sermaye kaybı ve borca batıklığı düzenler.

Başlıca eşikler şunlardır:

1) Sermayenin yarısının kaybı

Öz kaynak;  sermaye + yedeklerin %50’sinin altına düşerse, yönetim kurulu genel kurulu toplamak zorundadır.

2) Sermayenin üçte ikisinin kaybı

Bu durumda;

şirket;

  • sermaye azaltımı,
  • sermaye artırımı,
  • yeniden yapılandırma

gibi önlemler almak zorundadır.

3) Borca batıklık şüphesi

En kritik aşamadır.

Yönetim kurulu; şirketin aktiflerinin borçları karşılayıp karşılamadığını araştırmak zorundadır.

Eğer karşılamıyorsa; mahkemeye bildirim yükümlülüğü doğabilir (kanundaki istisnalar ve yapılandırma imkânları saklıdır).

Teknik batık olan şirket hemen iflas eder mi?

Hayır.

Bu çok önemli bir ayrımdır.

Bir şirket;

  • teknik batık olabilir,
  • ama güçlü nakit akışı sayesinde faaliyetini sürdürebilir.

Örneğin;

  • yıllık 8 milyar TL FAVÖK üreten,
  • ancak yüksek kur zararından dolayı öz kaynakları negatife düşen

bir şirket teknik olarak batık olabilir.

Buna rağmen;

  • bankalar kredi vermeye devam edebilir,
  • üretim sürebilir,
  • ihracat yapılabilir.

Teknik batıklık ile nakit sıkışıklığı aynı şey değildir

Nakit sıkışıklığı Teknik batıklık
Kasada para yoktur Öz kaynak negatiftir
Şirket kârlı olabilir Kârlı da zararlı da olabilir
Geçici olabilir Yapısal sorundur
Krediyle çözülebilir Sermaye veya borç yeniden yapılandırması gerekebilir

Teknik batıklıktan çıkış yolları

Şirketler şu yöntemlerle teknik batıklıktan çıkabilir:

  • Sermaye artırımı
  • Ortakların nakit koyması
  • Borcun sermayeye dönüştürülmesi (debt-to-equity swap)
  • Varlık satışı
  • Kârlılığın artırılması
  • Maliyet azaltımı
  • Finansal Yeniden Yapılandırma Çerçeve Anlaşması kapsamında borçların yeniden yapılandırılması
  • Alacaklılarla uzlaşma
  • Stratejik ortak alınması

Teknik batıklık yatırımcı açısından ne ifade eder?

Teknik batıklık tek başına şirketin faaliyetlerini durduracağı anlamına gelmez; ancak finansal riskin yükseldiğini gösteren önemli bir uyarıdır. Yatırımcıların şu göstergeleri birlikte değerlendirmesi gerekir:

  • Öz kaynakların seyri
  • Net borç/FAVÖK oranı
  • Faiz karşılama oranı
  • İşletme sermayesi durumu
  • Nakit akışı
  • Kısa vadeli borçların çevrilebilirliği
  • Bağımsız denetim raporundaki süreklilik (going concern) değerlendirmesi
  • Bankalarla kredi ve yeniden yapılandırma süreçleri

Sonuç olarak, teknik batıklık bir muhasebe ve hukuki durumdur; iflas ise hukuki bir sonuçtur. Her teknik batık şirket iflas etmez, ancak teknik batıklığın giderilmemesi ve nakit akışının da bozulması halinde şirketin faaliyetlerini sürdürmesi ciddi şekilde zorlaşabilir. Bu nedenle teknik batıklık, erken uyarı niteliğinde kritik bir finansal göstergedir.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.