Connect with us

GÜNCEL

LOZAN 2023’DE BİTECEK, MADEN ÇIKARACAĞIZ SAFSATASI

Yayınlanma:

|

Son yıllarda nereye dönsek şöyle bir iddiayla karşılaşıyoruz: ‘Lozan Antlaşması 100 yıl süreli yapılmıştır. Antlaşmaya ekli gizli maddelerde, Türkiye’nin bor ve petrol başta olmak üzere madenlerini çıkarması yasaklandığı için biz bunlardan yararlanamıyoruz. Antlaşmanın süresi 2023 yılında dolacak, dolayısıyla 2023’den itibaren madenlerimizi yer üstüne çıkarıp kullanarak ve ihraç ederek hızla gelişmiş ülke statüsüne geçeceğiz.’

Bu iddia doğru mu yoksa bir şehir efsanesi mi? Eğer doğruysa bugüne kadar çıkaramadığımız madenlerimizi çıkararak 2023’den sonra zengin olacağız demektir. Eğer bu bir şehir efsanesiyse o zaman bunu kanıtlayalım ve tarihin çöplüğüne atalım.

Lozan Antlaşması 100 Yıllık Geçici Bir Antlaşma mı?

Lozan Antlaşması metnine aşağıdaki linkler aracılığıyla ulaşılabilir:

https://ttk.gov.tr/wp-content/uploads/2016/11/3-Lozan13-357.pdf

Metni baştan sona incelediğimizde Lozan Antlaşmasının süreli olmadığını, Türkiye’nin bor ve petrol başta olmak üzere yer altı zenginliklerinin çıkarılmasını engelleyici herhangi bir madde veya düzenleme içermediğini görmek mümkün. Lozan Antlaşması’na ekli gizli maddeler veya antlaşma ekleri olup olmadığı konusunda bugüne kadar ortaya herhangi bir şey çıkmadı. O nedenle madenlerimizi çıkarmamızı engelleyen gizli düzenlemeler olup olmadığı konusunun gerçek olup olmadığını en kritik konumdaki üç kaynağın (bor, ham petrol ve doğal gaz) çıkarılıp çıkarılmadığını inceleyerek anlayabiliriz.

Madenlerimizi Çıkaramıyor muyuz?

Türkiye’nin madenlerini çıkarıp çıkaramadığı konusunu incelerken üzerinde en çok durulan üç kaynağa ilişkin verileri ele alacağız: Bor, ham petrol ve doğal gaz.

Bor madeni

Bor madeni, cam ve seramik ürünleri üretiminde, demir – çelik sektöründe (kompakt yapıda cüruf elde etmek için), temizlik malzemeleri sektöründe (deterjan vb temizleyiciler üretiminde), tarım sektöründe (gübre üretiminde) ve daha birçok alanda kullanılan önemli bir madendir.

Bor madeni ile ilgili veriler ve bilgiler için aşağıda linki verilen Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Eti Maden İşletmeleri Bor Sektör Raporu 2015’e bakılabilir:

http://www.enerji.gov.tr/File/?path=ROOT%2f1%2fDocuments%2fSekt%C3%B6r+Raporu%2fET%C4%B0+MADEN+2015+Sekt%C3%B6r+Raporu.pdf

Dünyadaki bor rezervi 2015 yılı itibariyle 1,3 trilyon ton olarak hesaplanmaktadır. Bu rezervin yüzde 73,2’si Türkiye’de, yüzde 6,1’i ABD’de, yüzde 3,6’sı Çin’dedir. Görüleceği gibi Türkiye bor rezervinde dünyada açık ara ilk sıradadır. Aynı yılda dünya bor üretimi 4,2 milyon tondur. Bu üretimde Türkiye yüzde 48 ile birinci sırada, ABD yüzde 29 ile ikinci sırada ve Güney Amerika ülkeleri (Arjantin, Şili, Peru ve Bolivya) yüzde 12 ile üçüncü sırada yer almaktadır.

Türkiye, bor madeni ihtiyacında kendi iç talebini karşıladıktan sonra ihracat da yapmaktadır. Türkiye’de bor madeni üretimini üstlenmiş olan Eti Maden İşletmelerinin 2015 yılı bor madeni satış gelirleri toplamı 809 milyon Dolar olup bunun 787 milyon Doları ihracat geliridir.

Petrol, yaşamımızda her alanda kullanılan önemli bir kaynaktır. Ham petrol, arıtılarak enerji hammaddesi olarak kullanılmasının yanı sıra birçok türevi de farklı sektörlerde girdi olarak kullanılmaktadır. Doğal gaz, özellikle üretim ve ısınmada enerji kaynağı olarak kullanılan hayati bir kaynaktır.

Ham petrol ve doğalgaz

Ham petrol ve doğal gaz ile ilgili veriler ve bilgiler için aşağıda linki verilen Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı Ham Petrol ve Doğal Gaz Sektör Raporu 2016’ya bakılabilir:

http://www.enerji.gov.tr/File/?path=ROOT%2f1%2fDocuments%2fSekt%C3%B6r+Raporu%2fTP_HAM_PETROL-DOGAL_GAZ_SEKTOR_RAPORU__2015.pdf

Dünya petrol rezervi (konvansiyonel olmayan petrol hariç) 1,7 trilyon varil, doğal gaz rezervleri 187,1 trilyon m3’dür. Türkiye’nin 2015 yılı itibariyle saptanmış ham petrol rezervi 334,5 milyon varil, doğalgaz rezervi ise 3,7 milyar m3’dür.  Dünyada petrol üretimi günlük olarak 91 milyon varil, doğal gaz üretimi yıllık olarak 3,5 trilyon m3’dür. 2015 yılında Türkiye, günlük ortalama olarak tükettiği 503 bin varil ham petrolün 51 bin varilini kendi kaynaklarından (yüzde 10) üretmiş, kalan miktarını ithal etmiştir. Aynı yılda Türkiye, yıllık olarak tükettiği toplam 48,8 milyar m3 doğal gazın 398 milyon m3’ünü kendisi üretmiş (yüzde 0,8) kalan kısmını ithal etmiştir.

Madenleri arama ve kullanma faaliyetlerimiz engelleniyor mu?

Buraya kadar yaptığımız inceleme bize Türkiye’de bor, ham petrol ve doğal gazın bulunduğunu ve herhangi bir engelle karşılaşmaksızın çıkarılıp üretildiğini ve satıldığını gösteriyor. Acaba iddia edildiği gibi Lozan Antlaşmasına bağlı gizli maddeler veya eklerde doğal kaynaklarımızı aramamızı, bunlara ilişkin rezervleri saptamamızı engelleyen düzenlemeler var mıdır? Bu sorunun yanıtını vermek için var olup olmadığını veya var ise nerede olduğunu bilmediğimiz gizli düzenlemelere bakamayacağımıza göre elimizde sadece arama faaliyetlerine bakma seçeneği kalıyor.

Yukarıda değindiğimiz Bor Sektör Raporundaki veriler Türkiye’nin dünyada en büyük rezerve ve üretime sahip olduğunu ortaya koyduğuna göre Türkiye’nin bor rezervlerini belirleme, arama ve üretme konusunda herhangi bir engelle karşılaşmadığı açıkça ortaya çıkıyor. Yine yukarıda değindiğimiz Ham Petrol ve Doğal Gaz Sektör Raporu’na göre son on yılda Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı tarafından açılan sondaj kuyusu sayısı 1.594 adettir. Mart 2016 itibariyle Avrupa’nın en fazla sondaj yapan ülkesi Türkiye’dir. Türkiye’de bu tarih itibariyle açılan aktif sondaj kulesi sayısı 28’dir. Türkiye’yi 19 kule ile Norveç ve 10 kule ile İngiltere izlemektedir. Petrol ve doğal gaz aramaları Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının yanı sıra yerli ve yabancı şirketler tarafından yoğun biçimde yapılmaktadır. Bu bilgi ve veriler bize Türkiye’nin ham petrol ve doğal gaz arama, saptama ve çıkarma konusunda herhangi bir engelle karşılaşmadığını gösteriyor.

Sonuç

Lozan Antlaşması’nın, doğal kaynaklarımızı aramayı engelleyici gizli maddeleri olduğu ve antlaşmanın 100 yıl süreli olması nedeniyle 2023’de yürürlükten kalkacağı, ondan sonra bizim bu kaynakları çıkararak hızla gelişmiş ülke konumuna geçeceğimiz biçimindeki iddiayı ele aldık ve inceledik. Lozan Antlaşması metnine ilişkin incelememizde; antlaşmanın süreli olduğuna ilişkin hiçbir düzenleme olmadığını gördük. Ardından antlaşma metninde yer almayan ve doğal kaynaklarımızı çıkarmamızı engelleyen gizli düzenlemeler olup olmadığını araştırmaya geçtik. Burada elimizde gizli metin vb olmadığı için doğal kaynaklarımızı arayıp aramadığımızı analiz etmeye giriştik. En kritik üç kaynak olan bor, ham petrol ve doğal gazı örnek olarak seçip devletin resmi raporlarından konuyu araştırdık. Bu araştırmalarımızda gördük ki doğal kaynaklarımızı yeterince arıyoruz ve bulduklarımızı devreye sokabiliyoruz. Yani bunları aramamıza engel olan hiçbir düzenleme veya başka bir engel söz konusu değil.

Ve sonuçta bu iddianın sadece bir şehir efsanesinden ibaret olduğunu kanıtlamış ve tarihin çöplüğüne atmış olduk.  

Mahfi EĞİLMEZ

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

Kredi freni ekonomiyi nereye götürüyor? Reel sektör alarm veriyor

Reel sektöre kredi freni neden hâlâ devam ediyor?
Enflasyon düşmedi, üretim yavaşladı… Peki bu politikanın sonu nereye gidiyor?

Yayınlanma:

|

Türkiye ekonomisinin son iki yıldır uyguladığı para politikasının en tartışmalı başlıklarından biri, reel sektöre yönelik kredi kısıtlamaları oldu.

Merkez Bankası’nın temel yaklaşımı oldukça net: “Kredi büyümesini yavaşlatırsak iç talep azalır, talep azalınca fiyat artışları da yavaşlar”.  Teoride bu yaklaşım klasik para politikasının temelidir. Ancak uygulamada ortaya çıkan tablo çok daha karmaşık hale geldi.

Bugün gelinen noktada üretici, sanayici ve ihracatçılar şu soruyu soruyor: Enflasyon hâlâ yüksekken neden üreten kesim finansmana erişemiyor?

TCMB neden kredi musluklarını kapatıyor?

Merkez Bankası’nın temel amacı;

  • İç talebi azaltmak
  • Krediyle tüketimi frenlemek
  • Döviz talebini sınırlamak
  • Cari açığı kontrol altında tutmak
  • TL’nin değerini korumak
  •  Enflasyon beklentilerini kırmak

Özellikle;

  • ihtiyaç kredileri
  • ticari krediler
  • KOBİ kredileri

üzerindeki büyüme sınırları bu nedenle getirildi.

Çünkü para politikasının temel varsayımı şudur: Az kredi = Az harcama = Az talep = Düşük enflasyon

Teoride doğru görünmektedir.

Peki neden istenen sonuç alınamadı?

Çünkü Türkiye’deki enflasyon yalnızca talep kaynaklı değildir.

Enflasyonun önemli bölümü;

1. Kur geçişkenliği: İthal girdi maliyetleri, Enerji, Hammadde, Ara malı lojistik

2. Vergiler: ÖTV, KDV, Kamu zamları

3. Gıda: Tarım maliyetleri, İklim, Arz yetersizliği

4. Konut: Kira, Barınma maliyetleri

5. Hizmet sektörü: Ücret artışları, Personel giderleri gibi arz yönlü nedenlerden oluşuyor.

Dolayısıyla; Talebi kısmak, arz kaynaklı enflasyonu tek başına düşürmeye yetmiyor.

En büyük yük neden reel sektörün üzerine bindi?

Burada önemli bir ayrım oluştu. Talebi azaltmaya yönelik politika uygulanırken; üretim için gereken finansman da aynı şekilde daraltıldı.  Oysa; tüketici kredisi ile işletme sermayesi kredisi aynı ekonomik etkiyi oluşturmaz. Birisi tüketim yaratır. Diğeri üretimi sürdürür.

Bugün birçok firma;

  • hammadde alamıyor
  • stok oluşturamıyor
  • maaş ödemekte zorlanıyor
  • vergi-finansman arasında tercih yapmak zorunda kalıyor.

Reel sektörün karşı karşıya olduğu tablo

Bugün birçok sanayi kuruluşunda; İşletme sermayesi eriyor

Nakit döngüsü uzuyor. Tahsilatlar gecikiyor. Vadeler açılıyor. Faiz maliyeti yükseliyor.

Ticari alacak büyüyor

Şirket birbirine kredi açıyor. Banka yerine tedarikçi finansman sağlıyor. Risk tüm zincire yayılıyor.

Yatırımlar duruyor

Makine yatırımı, Kapasite artırımı, Yeni fabrika, AR-GE hepsi erteleniyor.

İstihdam baskı altına giriyor

İlk aşamada; fazla mesailer kaldırılıyor. Sonra; işe alımlar duruyor. Ardından; personel azaltmaları geliyor.

İflas ve konkordato riski büyüyor

Son aylarda; Finansal Yeniden Yapılandırma (FYY), konkordato, takipteki alacaklar, Varlık Yönetim Şirketi satışları aynı anda yükseliyor.

Bu tesadüf değildir. Hepsi aynı finansman krizinin farklı yansımalarıdır.

Kredi durursa ekonomi nasıl etkilenir?

Ekonomide kredi; insan vücudundaki kan dolaşımına benzer. Kan dolaşımı tamamen durursa; organlar çalışamaz. Kredi akışı tamamen yavaşlarsa; üretim zinciri kopmaya başlar.

Bunun sonuçları;

  • üretim düşer
  • yatırım azalır
  • kapasite kullanım oranı geriler
  • işsizlik artar
  • iflaslar çoğalır
  • bankaların takipteki alacakları yükselir
  • vergi gelirleri azalır.

Sonuçta büyüme de zayıflar.

Paradoks oluşuyor

Enflasyonu düşürmek amacıyla; üretim yavaşlıyor. Üretim yavaşlayınca; arz azalıyor. Arz azalınca; fiyat baskısı yeniden oluşabiliyor. Yani; enflasyonu düşürmeye çalışan politika, bazı sektörlerde arzı azaltarak enflasyonu tekrar besleyebiliyor.

Bu nedenle birçok ekonomist; talebi baskılamak ile üretimi baskılamanın aynı şey olmadığını vurguluyor.

Sürekli yüksek faiz ve kredi kısıtı sürdürülebilir mi?

Uzun süre devam etmesi halinde şu riskler artar:

  • Sermaye yapısı zayıf firmaların piyasadan çekilmesi.
  • Sağlıklı işletmelerin bile nakit sıkışıklığı nedeniyle finansal strese girmesi.
  • Bankaların takipteki kredi oranlarının yükselmesi.
  • Varlık Yönetim Şirketlerine daha fazla sorunlu kredi devri.
  • Üretim kapasitesinde kalıcı kayıplar.
  • İhracat rekabet gücünün zayıflaması.
  • İşsizlikte artış.
  • Potansiyel büyüme hızının düşmesi.

Bu nedenle kredi sıkılaştırmasının süresi ve kapsamı kritik önem taşır. Kısa vadede dezenflasyon programını destekleyebilir; ancak uzun süre ve ayrım gözetmeden uygulanması, ekonominin üretim kapasitesini aşındırma riski taşır.

Çözüm ne olabilir?

Ekonomi yönetiminin önündeki temel denge, tüketimi finanse eden krediler ile üretimi finanse eden kredileri aynı sepete koymamaktır.

Öne çıkan politika seçenekleri şunlardır:

  • Üretim, ihracat ve yatırım amaçlı kredilerin daha seçici biçimde desteklenmesi.
  • KOBİ’lerin işletme sermayesi ihtiyacına yönelik, performans kriterlerine bağlı kredi kanallarının güçlendirilmesi.
  • Verimlilik ve katma değer yaratan yatırımlar için uzun vadeli finansman mekanizmalarının artırılması.
  • Enflasyonla mücadelede para politikasının, maliye politikası ve yapısal reformlarla daha güçlü şekilde desteklenmesi.
  • Arz yönlü enflasyonu besleyen enerji, lojistik, tarım ve verimlilik sorunlarına yönelik kalıcı çözümler geliştirilmesi.

Üretim Öncelikli hale gelmeli

Türkiye’nin enflasyonla mücadele etmesi zorunludur. Ancak bu mücadelede üretim kapasitesinin korunması da en az fiyat istikrarı kadar stratejik öneme sahiptir.

Kredilerin tamamen durduğu bir ekonomide yalnızca talep değil, üretim, yatırım, istihdam ve ihracat da zayıflar. Bu nedenle politika tasarımında en kritik soru artık şudur: Enflasyonu düşürürken üretim gücünü nasıl koruyacağız?

Bu soruya verilecek yanıt, sadece bugünkü dezenflasyon sürecinin değil, Türkiye ekonomisinin orta ve uzun vadeli büyüme potansiyelinin de belirleyicisi olacaktır.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist

Okumaya devam et

GÜNCEL

Değerli TL politikası tam gaz devam ediyor, rekabet gücü eriyor

Yayınlanma:

|

Yazan:

Yılın ilk yarısında TL, enflasyona göre dolara karşı yaklaşık %9, euroya karşı ise yaklaşık %12 reel değer kazandı.

Bugün açıklanan verilere göre 2026 yılının ilk 6 ayında TÜFE artışı %17,7 oldu.

Aynı dönemde;

  • Dolar/TL: 42,9587 → 46,6643 (%8,6)
  • Euro/TL: 50,4571 → 53,2881 (%5,6)

Kur artışının enflasyonun belirgin şekilde altında kalması nedeniyle Türk Lirası reel olarak değer kazandı.

Yaklaşık olarak;

  • TL, dolar karşısında %9 reel değerlendi.
  • TL, euro karşısında %12 reel değerlendi.

Bu tablo, uygulanan değerli TL odaklı dezenflasyon politikasının doğal sonucudur.

Bunun ekonomiye etkileri

Olumsuz tarafları

  • İhracatçının rekabet gücü zayıflar.
  • Türkiye’deki üretim maliyetleri kurdan daha hızlı arttığı için Türk ürünleri yabancı alıcı açısından pahalı hale gelir.
  • İthal ürünler görece ucuzladığından ithalat eğilimi artabilir.
  • İhracatın yavaşlaması ve ithalatın hızlanması cari açığı büyütebilir.
  • Türkiye yabancı turist açısından daha pahalı bir destinasyona dönüşebilir.
  • Sanayi üretiminde kârlılık baskılanabilir.
  • Düşük marjla çalışan sektörlerde iflas ve finansman sorunları artabilir.

Kazananlar

  • İthal girdi kullanan üreticiler
  • Elektronik, otomotiv ve makine ithalatçıları
  • Döviz kredisi bulunan şirketler
  • Yurt dışından ürün getiren perakendeciler
  • Yurt dışına seyahat eden tüketiciler

Kaybedenler

  • İhracat yapan şirketler
  • Tekstil
  • Hazır giyim
  • Mobilya
  • Deri
  • Seramik
  • Makine ihracatçıları
  • Turizm işletmeleri (özellikle fiyat odaklı turist segmentine hizmet verenler)

Asıl tartışılması gereken soru

Dezenflasyon programı fiyat istikrarı açısından önemli kazanımlar sağlayabilir. Ancak bu süreç uzun süre reel kurun aşırı değerlenmesi ile yürütülürse;

  • üretim,
  • ihracat,
  • sanayi yatırımları,
  • istihdam

üzerindeki maliyet giderek artabilir.

Ekonomi yönetiminin önündeki temel denge, enflasyonu düşürürken üretim ve ihracatın rekabet gücünü koruyabilmek olacaktır.

Onur ÇELİK

Okumaya devam et

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

Fed’e bekleme alanı açan veri piyasaları rahatlattı; gözler TÜİK’te

Yayınlanma:

|

Yazan:

Büyük bir merakla beklenen ABD Haziran ayı tarım dışı istihdam verisi piyasa beklentisinin altında kaldı. Haziran ayında tarım dışı sektörde 57 bin kişi istihdam edilirken, piyasa beklentisinin (110 bin) belirgin şekilde altında kaldı. Ayrıca Nisan ve Mayıs ayı istihdam verileri toplam 74 bin kişi aşağı yönlü revize edildi. İşsizlik oranı %4,3’ten %4,2’ye gerilese de, bu iyileşme güçlü istihdamdan ziyade 720 bin kişinin iş gücünden ayrılması sonucu işgücüne katılım oranının %61,5’e gerileyerek Mart 2021’den bu yana en düşük seviyesine inmesinden kaynaklandı.

Piyasalar veriyi Fed açısından güvercin algılarken, yakın vadede faiz artırımı beklentileri de hâliyle zayıfladı. Risk iştahı kısmen de olsa yükselirken, son dönemlerde durmaksızın baskı altında kalan kıymetli metaller ve kripto paralar toparlandı. Dün sabah saatlerinde Eylül ayına yönelik 25 baz puan faiz artırımına %61 olasılık tanınırken, bu sabah bu oran %15 seviyesine kadar geriledi. Piyasaların göstergesi konumunda ABD 10 yıllık tahvil faizinde kayda değer bir değişim olmazken, dolar endeksi (DXY) ise geriledi. Bununla birlikte istihdamdaki yavaşlama, devam eden jeopolitik riskler ve yüksek akaryakıt fiyatlarının gecikmeli etkilerinin enflasyonist baskıları süratle sönümlendirmesini beklemiyoruz. Bu nedenle de Fed’in enflasyonla mücadeleye öncelik vermeye devam edeceğini göz ardı etmemek gerektiğini düşünüyoruz.

ABD ekonomisinin sağlığı açısından en önemli ipuçlarını verdiğine inanılan Haziran ayı istihdam verisinin beklentileri karşılayamaması bu sabah Asya piyasalarında risk iştahını destekledi. Asya borsaları iki günlük düşüşün ardından toparlama kaydederken, Japonya ve Çin’de açıklanan Haziran ayı PMI verileri de ekonomik faaliyetin büyümeye devam ettiğini göstererek iyimserliği güçlendirdi. Güney Kore borsası teknoloji hisselerine gelen alımlarla dünkü kayıplarını telafi ederek %4’ten fazla yükselirken, geriye kalan bölgelerde ise %1 civarında yükselişler görüyoruz. ABD borsalarının vadeli işlemlerinde de artılar göze çarpıyor.

Piyasalar artık sene sonuna kadar FED’den bir kez 25 baz puan faiz artırımı beklerken, faiz getirisi olmayan kıymetli metallerin haftayı iyimser bir şekilde tamamlamaya aday olduğunu not edelim. Altının ons fiyatı 4,200 dolar seviyesine yaklaşırken, gümüşün teknik mânâda önemsediğimiz 63 dolar seviyesinin üzerinde haftayı tamamlaması durumunda, uzun pozisyon açmak için kolları sıvayacağız. DXY’nin geri çekilmesiyle EURUSD paritesi bu sabah 1,1470 seviyelerine kadar yükselirken, ABD piyasalarının bugün Bağımsızlık Günü nedeniyle kapalı konumda olacağını hatırlatalım. Dolar endeksinin geri çekilmesiyle Japon yeni dolar karşısında 161 seviyelerine toparlanırken, müdahâle beklentileri nedeniyle dalgalı seyrin korunmaya devam edeceğini düşünüyoruz. Tansiyonun barometresi konumunda Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı 70 dolar seviyesinin diplerinden hafif de olsa yükselse de, genel görünümü, zayıflayan ABD istihdam verisinin küresel piyasalarda faiz baskısını hafifletmesiyle riskli varlıkları desteklediği şeklinde yorumluyoruz.

İstihdam verisinin ardından, Fed’in faiz artırımı konusunda biraz daha bekleme alanı kazandığını düşünüyoruz. Özellikle son dönemde yüksek değerlemeler nedeniyle baskı altında kalan teknoloji hisseleri açısından verinin kısa vadede bir nefes alma imkânı sağlayacağı görüşündeyiz. Bununla birlikte tek bir veriyle bakarak fazla iyimser bir tablo çizmenin de doğru olmayacağını unutmamak gerekiyor. Bu noktadan sonra gözler yeniden enflasyon verileri ile ikinci çeyrek şirket bilançolarına çevrilecektir. İşgücü piyasasında kademeli bir soğuma ve enflasyonda ilave yavaşlama görülmesi hâlinde, Fed’in bu yıl faiz artırmak zorunda kalmayacağı beklentisinin güç kazanacağını, bunun da risk iştahını ve özellikle hisse senedi piyasalarını desteklemeye devam edebileceğini düşünüyoruz. Son olarak küçük bir not düşelim: ABD verisinin ciddi bir şekilde aşağı yönlü revize edilmesi, açıklanan ilk verilerin güvenilirliğine ilişkin soru işaretlerini de beraberinde getirdi!

Türkiye cephesinde ise bugün gözler TÜİK tarafından açıklanacak Haziran ayı enflasyon verisinde olacaktır. Anketler TÜFE’nin aylık bazda %1 artmasına ihtimal verirken, çekirdek verilerin de önem arz edeceğini göz ardı etmeyelim. Son günlerde tekrar ettiğimiz üzere, enerji fiyatlarında yaşanan geri çekilmenin yardımıyla Temmuz ayıyla birlikte enflasyonda yeniden daha ılımlı seviyeleri konuşmaya başlayacağımızı, bunun da TCMB’nin elini biraz da olsa rahatlatacağını düşünüyoruz. Bu bağlamda, savaşın patlak vermesiyle birlikte fonlamanın haftalık repo faizi (%37) yerine gecelik borç verme faizi (%40) üzerinden yapılmasına geçilmişti. Önümüzdeki dönemde bu uygulamadan geri adım atılarak normalleşme sürecinin başlayacağını öngörüyoruz. Politika faizinde indirimin ise Eylül ayında gerçekleşeceğini düşünüyoruz.

USDTRY kuru ABD piyasalarının bugün tatil konumunda olması nedeniyle dört günlük fonlama faizinin de yardımıyla 46,80 seviyesine yükselirken, yabancı nezdinde Türkiye’nin risklerini gösteren 5 yıl vadeli CDS risk primi 223 baz puan ile son dönemde olduğu üzere yatay bir seyir izlemeye devam ediyor. Petrol fiyatlarındaki geri çekilme, tahvil piyasalarını desteklemeye devam ederken, net enerji ithalatçısı olan Türkiye’nin petrol fiyatlarının savaş öncesi seviyelere geri çekilmesiyle olumlu mânâda etkilenmeye devam edeceğini düşünüyoruz. Jeo-ekonomik tarafta yaşanan olumlu hikâyenin de yardımı ile, TL ve TL cinsi varlıkların yatırımcı ilgisinde kalmaya devam edeceğinin altını tekrar çizmek isteriz. Bu minvalde, 2 yıl vadeli gösterge tahvil bileşik faizi %40 seviyesinin hemen etrafında kalmaya devam ederken, Türk hisse senetlerinde alım isteğinin korunacağını düşünüyoruz.

Bugün ABD piyasaları Kurtuluş Günü tatili nedeniyle kapalı konumda olacak. Küresel mali piyasaların daha sakin bir gün geçireceğini düşünüyoruz. Makro cephede ise Almanya ve Euro bölgesi hizmetler PMI verisi takip edilebilir.

Gümüş

178305480686ee45974e8a7e9e45f548a856db0d62_1_1200.jpg

Emre Değirmencioğlu

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.