Connect with us

GÜNCEL

Nepal Ekonomik Krizi: Kırılganlıklar, Skandallar ve Halkın Tepkisi

Yayınlanma:

|

Nepal, 2025 yılına hem ekonomik hem de siyasi açıdan büyük bir kırılganlıkla girdi. Sosyal medya yasağı sonrası başlayan halk ayaklanmaları sadece bir sansür tepkisi değil; uzun süredir biriken ekonomik ve toplumsal sorunların patlamasıydı. Peki, Nepal’de ekonomik kriz nasıl derinleşti?

Bu veriler, Nepal ekonomisinde birkaç temel kırılganlığı öne çıkarıyor:

  1. Sürdürülebilir büyüme bastırıldı: Yüzde 4,9’luk büyüme, potansiyelini yansıtmaktan uzak.

  2. Enflasyon geriliyor ama gıda fiyatları yüksek: CPI genel olarak düşüşte, fakat gıda kaynaklı enflasyon halen ekonomiyi zorluyor.

  3. Dış ticaret güçleniyor ama döviz baskısı sürüyor: İhracat artışına rağmen yüksek ithalat ve dışa bağımlılık riski devam ediyor.

  4. Rezerv ve remittans akışı olumlu ancak kırılganlık büyük: Döviz girişleri güçleniyor, ama bu gelir yapısının dış şoklara karşı savunmasız olduğunu gösteriyor.

  5. Yoksulluk ve genç işsizliği alarm verici: Genç nüfusun işsizliği, toplumsal tepkiye ekonomik zemin sağlıyor.

  6. Yolsuzluk endeksindeki düşük sıralama, kamu güvenini ve ekonomik istikrarı tehdit ediyor.

Yapısal Ekonomik Zayıflıklar

Nepal ekonomisi yıllardır düşük verimlilik, sınırlı sanayileşme ve dar ihracat tabanı nedeniyle sürdürülebilir büyüme üretemiyor. 1996–2023 arasında yıllık büyüme ortalaması yalnızca %4,2’de kaldı. Tarımın ağırlığı ve sanayi politikalarının zayıflığı, ülkeyi dış kaynaklara bağımlı kıldı.

Göçmen Dövizlerine ve Turizme Aşırı Bağımlılık

Nepal’in en önemli gelir kaynağı, yurt dışında çalışan işçilerin ülkeye gönderdiği dövizler (remittans). Bu bağımlılık, küresel dalgalanmalara karşı ekonomiyi savunmasız hale getiriyor.
Turizm de Nepal için kritik bir döviz kaynağı. Ancak 2024 yılında yaşanan sel ve doğal afetler, hem tarımı hem de turizmi ağır darbe altına aldı.

Yükselen Enflasyon ve İşsizlik

2025’in ortasına gelindiğinde ülkede enflasyon baskısı hissedilir şekilde arttı. Özellikle gıda fiyatlarındaki yükseliş, geniş halk kesimlerini vurdu.
Bunun yanında genç nüfus arasında işsizlik oranları alarm verici düzeye çıktı. Gençlerin iş bulamaması, umutsuzluk ve hayal kırıklığı, protestoların ana dinamiği haline geldi.

Finansal Skandallar ve Güven Kaybı

Kooperatif ve kredi kurumlarında patlak veren skandallar, binlerce kişinin birikimlerinin erimesine yol açtı. Yolsuzluk ve yönetim zaafiyeti, finansal sisteme duyulan güveni ciddi biçimde sarstı. Halk, birikimlerini dahi koruyamayacak bir sistemle karşı karşıya kaldı.

Politik İstikrarsızlık ve Reform Açığı

2008’de cumhuriyetin ilanından bu yana Nepal 13’ten fazla hükümet gördü. Bu istikrarsızlık, uzun vadeli reformların hayata geçirilmesini engelledi.
Yolsuzluk ve kayırmacılık iddiaları, halkın siyasi sisteme duyduğu güveni erozyona uğrattı. Öğretmen grevleri, pro-monarşi yürüyüşleri ve son olarak sosyal medya yasağına karşı protestolar, bu güven krizinin dışa vurumu oldu.

Protestoların Ekonomiye Etkisi

Eylül 2025’te sosyal medya yasağıyla başlayan ve Gen Z’nin öncülük ettiği protestolar, aslında ekonomik krizin toplumsal yansımasıydı. Katmandu başta olmak üzere ülke genelinde taşan öfke, ulaşımdan ticarete kadar birçok alanı felç etti.
Turizm rezervasyonları iptal edildi, yatırımcı güveni sarsıldı ve ekonomide belirsizlik daha da arttı.

Nepal’de ekonomik kriz, sadece bir “kötü yönetim” sorunu değil; yapısal kırılganlık, dışa bağımlılık, işsizlik, yolsuzluk ve politik istikrarsızlığın birikmiş sonucu. Halkın sokaklara dökülmesi, bu krizin sadece ekonomik değil, aynı zamanda siyasal bir rejim krizine dönüştüğünün göstergesi.
Önümüzdeki süreçte Nepal’in, ancak şeffaflık, yapısal reformlar ve genç nüfusa istihdam sağlayacak politikalarla yeniden güven inşa edebileceği öngörülüyor.


Nepal: Güncel Makroekonomik Veriler

Göstergeler Değer (Son Veriler)
Reel GDP Büyüme (H1 FY25) %4,9 Dünya Bankası
Tüketici Fiyat Enflasyonu (Yıllık, CPI) %4,06 (2024/25); %2,77 (Mayıs 2025) nrb.org.np+1
Gıda & İçecek Enflasyonu %4,69 nrb.org.np
Gıda dışı & Hizmet Enflasyonu %3,71 nrb.org.np
Dış Ticaret
– İhracat (10 ay, 2024/25)** ₨ 217,91 milyar, %72,7 artış nrb.org.np
– İthalat** ₨ 1 474,19 milyar, %13,1 artış nrb.org.np
Cari İşlemler Dengesi ₨ 307,31 milyar fazla (11 ay, 2024/25) nrb.org.np
Rezervler (USD) USD 18,65 milyar (Haz. 2025); %22,2 artış nrb.org.np
Göçmen Dövizleri (Remittans) ₨ 1 532,93 milyar (11 ay) (%15,5 artış) nrb.org.np
Sektörel Paylar (2022) Tarım: %24,5; Sanayi: %13,7; Hizmetler: %61,8 Vikipedi
Yoksulluk Nüfusun %20+’si yoksulluk sınırında Reuters
Genç İşsizlik (15–24 Yaş) %20+ (2022–23) Reuters
Koronasyon Algısı (Yolsuzluk Sıralaması) CPI Endeksi’nde 107/180, ciddi yönetim sorununa işaret Reuters

✍️ bankavitrini.com

Okumaya devam et

BORSA

Borsa Şirketlerin Kasası, Yatırımcının Zararı mı Oldu?

Borsa Finansman Aracı mı, Yatırımcı Tuzakları Pazarı mı? Küçük Yatırımcı Kaybederken Kim Kazanıyor? Sermaye Piyasalarında Güven Krizi Derinleşiyor… Yatırımcı Kaybediyorsa Bu Sistem Kimin İçin Çalışıyor?

Yayınlanma:

|

Yazan:

SPK’nın Asıl Görevi Şirketleri mi, Yatırımcıyı mı Korumak?

Firmaların finansman ihtiyacını karşılamak için sermaye piyasalarını kullanması elbette hukuki bir haktır. Ancak bu durum, küçük yatırımcının sürekli değer kaybına uğradığı, sermayesinin eridiği ve piyasanın yalnızca şirketlerin finansman aracı haline dönüştüğü bir düzeni meşru kılmaz.

Sermaye piyasalarının temel amacı; şirketlere kaynak sağlarken yatırımcıyı da korumaktır. Eğer süreç yalnızca şirketlerin finansman ihtiyaçlarını karşılayan, ancak yatırımcıların sürekli zarar ettiği bir yapıya dönüşüyorsa, burada sorgulanması gereken yalnızca şirketler değil, düzenleyici ve denetleyici mekanizmaların işleyişidir.

Son dönemde bazı şirketlerde görülen sermaye piyasası işlemleri, bedelli sermaye artırımları, pay dönüşümleri, emanet hisse uygulamaları ve yatırımcıların yoğun tepki gösterdiği çeşitli finansal mühendislik yöntemleri; “Sermaye piyasaları kimin için var?” sorusunu yeniden gündeme taşımıştır.

Küçük yatırımcı, şirketlerin ucuz finansman kaynağı değil; sermaye piyasalarının asli unsurudur. Yatırımcı güveninin zedelendiği bir piyasada ne sürdürülebilir büyümeden ne de sağlıklı sermaye piyasalarından söz edilebilir.

Bugün yatırımcıların sorduğu soru nettir: “Şirketler korunurken yatırımcı neden korunmuyor?”

Bu sorunun cevabını yalnızca şirket yönetimlerinin değil, piyasayı düzenleyen ve denetleyen kurumların da vermesi gerekmektedir.

Okumaya devam et

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

Kapkara bir Cuma’nın ardından satış dalgası Asya’ya da sıçradı

Yayınlanma:

|

Yazan:

Geride bıraktığımız haftanın büyük bölümünde, her ayın ilk cuma günü açıklanan ABD istihdam raporunun neden bu kadar önemli olduğunu anlatmaya çalıştık. Sonuçta Fed’in görevi yalnızca enflasyonu kontrol altında tutmak değil, aynı zamanda tam istihdamı da gözetmek. Bu nedenle, Fed’in çiçeği burnunda yeni başkanı Warsh’un önümüzdeki hafta sonuçlanacak Haziran ayı FOMC toplantısı öncesinde en fazla önem vereceği göstergelerden biri olan istihdam raporunun beklentilerin oldukça üzerinde gelmesi, uzun bir süredir yer altında biriken enerjinin açığa çıkmasına neden oldu!

ABD Çalışma Bakanlığı’nın açıkladığı veriye göre Mayıs ayında tarım dışı sektörde 85 bin kişi artması beklenen istihdam iki katından fazla artış kaydetti. Nisan ayına yönelik veri 115 bin artıştan 179 bin artışa revize edilirken, işsizlik oranı ise %4,3 seviyesine sabit kaldı. Verinin manşet değeri yüksek olsa da, nitelik olarak detayları o kadar kuvvetli mi emin olamıyoruz. Mesela 27 hafta ve daha uzun süredir iş arayanların sayısının yaklaşık 2 milyon kişiye yükselerek Aralık 2021’den bu yana en yüksek seviyeye çıktığını okuyoruz. İşini kaybedenlerin yeni iş bulmakta zorlandığını anlatan bu alt detay, ekonomi hâlâ güçlü şekilde istihdam yaratıyor gibi görünse de bu güçün herkes için aynı ölçüde hissedilmediğini gösteriyor!

Güçlü sonuçlanan istihdam verisi ardından altının ons fiyatı son 10 haftanın en düşük seviyesine gerilerken, kripto cenahının amiral gemisi Bitcoin 60 bin dolar seviyesinin altını test ederek 2025 Ekim ayında test ettiği zirvenin yarısına kadar geriledi. Gümüş bir günde %8’den fazla gerilerken, risk iştahı denince akla gelen teknoloji borsası Nasdaq tarihinin en sert düşüşlerinden birini yaşayarak %4’ten fazla geriledi. Savaşla birlikte güvenli liman edasıyla sığınılan dolar endeksi ise psikolojik 100 seviyesinin üzerine yükselerek son sekiz haftanın zirvesini test etti.

Yaşanan sert satış baskısını yalnızca güçlü gelen istihdam verisiyle açıklamanın da eksik kalacağını düşünüyoruz. Savaşın tetiklediği enerji şoku ve bozulan tedarik zincirleri enflasyon endişelerini yeniden gündemin üst sıralarına taşırken, faiz indirimi beklentilerinin büyük ölçüde ortadan kalktığını görüyoruz. Dahası, Fed vadeli faiz kontratları piyasasının yıl sonuna kadar 25 baz puan faiz artırımına %74 ihtimal tanıdığını da not etmemiz gerekiyor. Bu gelişmelerin gölgesinde doların piyasa faizi yeniden %4,60 seviyesine dayanırken, daha yüksek faiz beklentileri hâliyle hisse senetleri, kıymetli metaller ve kripto varlıklar açısından da önemli bir baskı unsuru olarak öne çıkıyor.

Son haftalarda yapay zekâ hisselerinin dudak uçurtan performansı karşısında kâr realizasyonu isteğinin artması da yaşanan büyük çaplı depremin önemli nedenlerinden biri olarak görüyoruz. Broadcom bilançosunun ardından hız kazanan bu süreçte, Çin’e yönelik çip satış kısıtlamalarından etkilenen Meta’nın olası hisse satışı hazırlıkları ve bu hafta gerçekleştirilecek SpaceX halka arzı nedeniyle büyük fonların nakit yaratma ihtiyacının arttığını düşünüyoruz. Bu nedenle, istihdam verisi sonrasında görülen satış dalgası ilk etapta panik havası yaratsa da, perde arkasında ciddi bir sermaye rotasyonu ve pozisyon değişiminin yaşandığını da göz ardı etmemek gerekiyor.

Fed’in faiz artırım sürecine tekrar geri döneceğini düşünen piyasaların tepkisini bir yere kadar anlayabiliyoruz. Halbûki istihdam tarafında güçlü sonuçlar ekonominin güçlü olduğu mânâsına gelerek tam tersi bir şekilde hisse senetlerine teorik de olsa alım getirmesi gerekmiyor muydu? Bu noktaya değinen Başkan Trump da sosyal medya hesabından yaşanan çöküşe atıfta bulunarak şaşkınlığını dile getirirken, bizler ise piyasaların ucuz para sistemine morfin misali ne kadar bağımlı olduğunu bir kez daha anlamış olduk.

Öte yandan, daha geniş çerçevede ise ABD’nin karşı karşıya olduğu asıl meselenin finansman tarafında şekillendiğini de göz ardı etmemek gerekiyor. Merkez bankalarının rezerv tercihlerinde altının ağırlığını artırmaya devam etmesi, ABD tahvillerine yönelik geleneksel talebin eskisi kadar güçlü olmamasına neden oluyor. ABD’nin devasa borç stoku düşünüldüğünde, ihracatı ve rekabet gücünü desteklemek amacıyla daha zayıf bir dolar ve daha düşük faiz ortamının teşvik edilmesi gerektiğini unutmamak gerekiyor! Kanaatimce son dönemlerde bu tema biraz gündemin gerisinde kalsa da, bir noktadan sonra tekrar kuvvetli bir şekilde hatırlanacaktır!

Bu bağlamda, Fed’in faiz artırma ihtimalinin yükselmesiyle tetiklenen satışların gölgesinde yaşanan kara cuma ardından bundan sonrasını da konuşmak isteriz. Fed elbette teorik olarak faiz artırımına yönelebilir lâkin bunun pratikte sanıldığı gibi kolay olmayacağını düşünüyoruz. Perşembe günü konuşan Hazine Bakanı Bessent enflasyonun geçici faktörlerle arttığını ve bu ortamda faiz artırmanın yanlış olacağını söylerken, Beyaz Saray ekonomi danışmanı Kevin Hassett (hatırlayın Fed Başkanlığı için adı geçmişti) enflasyon kontrol altında kaldığı sürece Fed’in faizleri artırmaması ve faiz indirimine gidebilecek alanının olduğunu savundu. Öte yandan faizleri indirmiyor diye Powell’ı her platformda acımasızca eleştiren Trump’ın Warsh’u seçme nedenini de çok süratli unuttuğumuzu düşünüyoruz.

Kuvvetle muhtemel, işler düzelmeden önce daha da kötüleşecektir. Hürmüz Boğazı ekseninde devam eden gerilim, ABD seçmeni için önemli bir gösterge niteliği taşıyan benzin fiyatları, Kasım ayında gerçekleştirilecek ara seçimler ve borsalarda yaşanan sert satışlar birlikte değerlendirildiğinde, mevcut tablonun siyasi ve ekonomik maliyetinin giderek arttığını görüyoruz. Özellikle tasarruflarının önemli bir kısmını hisse senetlerinde değerlendiren Amerikalı yatırımcıların maruz kaldığı kayıpların uzun süreli bir servet erozyonuna dönüşmesine izin verilmeyeceğini düşünüyoruz. Bununla birlikte, önümüzdeki hafta sonuçlanacak Fed toplantısına veya jeopolitik cepheden gelebilecek olası bir barış haberine kadar piyasalardaki satış baskısının sürme ihtimalini de göz ardı etmiyoruz.

Her ne kadar bundan sonrasını İran-ABD arasında bir anlaşmaya, petrol fiyatlarının gerilemesine bağlasak da, hafta sonu haber akışında İran’ın dondurulmuş varlıkları ile ilgili haber de dikkatimizden kaçmadı. Şöyle ki, ABD ile İran arasında üç ayı aşkın bir süredir devam eden çatışmaların ardından ilan edilen ateşkes kâğıt üzerinde yürürlükte olsa da sahadaki gelişmeler bunun oldukça kırılgan bir zeminde ilerlediğini gösteriyor. Hafta sonu haber akışında, ABD, İran’ın Kuveyt ve Bahreyn’e verdiği zararların karşılanması için İran’a ait dondurulmuş 24 milyar dolar varlığının kullanılmasının değerlendirdiğini okuyoruz. Tahran’ın dondurulan varlıklarına erişim talebinin müzakerelerin merkezine yerleştirdiği bir dönemde, ABD’nin bu çıkışı süreci daha da zorlu bir patikaya iterken, taraflar bir yandan dolaylı görüşmeleri sürdürürken diğer yandan Hürmüz çevresinde İHA ve füze geriliminin ise devam ettiğini görüyoruz.

Yeni gün ve haftaya başlarken, Kara Cuma sonrası başlayan satış dalgasının Asya piyasalarına da yayıldığını görüyoruz. Son dönemin yıldızı konumundaki Güney Kore borsası Kospi gün içinde %9’a yakın değer kaybetmesi ardından işlemlerin geçici olarak durdurulduğunu not etmemiz gerekiyor. Endeksin lokomotifleri olan Samsung Electronics ve SK Hynix hisselerinde %10’u aşan kayıplar görülürken, gösterge konumunda Nikkei endeksi son üç ayın en sert günlük düşüşünü yaşayarak %4,6 geriledi. Yapay zekâ teması etrafında şekillenen güçlü yükseliş hikâyesinin sorgulanmaya başlaması, ABD’de faiz artışı ihtimalinin yeniden masaya gelmesi ve yükselen tahvil faizleri risk iştahını belirgin şekilde törpülediğini görüyoruz. Japon Yeni dolar karşısında kritik bir seviye olarak görülen 160 seviyesinin üzerine çıkarken, Japon otoritelerin döviz piyasasına müdahâle ihtimalinin de yeniden arttığını görüyoruz.

Satış baskısını artıran bir diğer unsur ise Orta Doğu’da yeniden tırmanan jeopolitik gerilim oldu. İsrail’in İran’daki hedeflere yönelik saldırılarının ardından İran’ın misilleme olarak İsrail’e füze saldırıları düzenlemesi, petrol fiyatlarının haftaya %3’ü aşan yükselişle varil başına 96 doların üzerine çıkmasına neden oldu. Kırılgan zeminde ilerleyen ateşkes ve diplomatik temasların risk altına girmesi, doların güçlenmesi ve sıkı para politikası beklentilerinin kuvvet kazanmasıyla temkinli duruşun daha da belirginleştiğini görüyoruz. Bu hafta açıklanacak ABD enflasyon verisi, Avrupa Merkez Bankası’nın faiz kararı ve SpaceX halka arzı ise küresel piyasaların kısa vadeli yönü açısından belirleyici başlıklar olarak öne çıkıyor.

Altının ons fiyatı geçen haftayı neredeyse %5’e yakın düşüşle tamamlaması ardından çok konuşulan 200 günlük hareketli ortalamaların da altına sarktı. Benzer bir şekilde, gümüşün de ons fiyatı haftayı %10 düşüşle tamamlarken, 200 günlük ortalamasına kadar geri çekildi. Açıkçası, hareketli ortalamaları hiç dikkate almayan ve Ali Perşembe hocamızın teknik analiz ve trading disiplinini almış biri olarak, 11 Mayıs haftasında kıymetli metaller cephesinde var olan uzun pozisyonlarımızdan çıkmamız ardından bir süredir teknik görünümün pek de iç açıcı olmadığını paylaşmak suretiyle kenarda bekliyoruz. Benzer bir şekilde, Bitcoin cephesinde de 80 bin dolar seviyesine yönelik yükselişi yeterince inandırıcı bulmayarak biraz daha sabretme kararı almıştık.

Paranın piyasayı terk etmediğini sadece yeni hikâyenin peşine düştüğünü unutmuyoruz. Bu nedenle de bir süre sonra, fiyatlar yeteri kadar ucuzlayınca, yeniden alım iştahının başlayacağını düşünüyoruz. Yine de bugüne odaklanmak gerekirse, gümüşte 200 günlük ortalamaların geçtiği 67,75 dolar seviyesine dikkat edeceğiz. Seviyenin altında bir kapanış durumunda daha da aşağıda 61 dolar seviyesinin gündeme gelebileceğini düşünüyoruz.  Altında ise 200 günlük hareketli ortalamaların altında satış baskısının devam etme ihtimaline paralel daha da aşağıda 4,100 dolar seviyesini konuşacağız. Bitcoin’in ise Şubat başında test ettiği 60 bin dolar seviyesini tekrar test etmesi ardından bu sabah 63 bin dolar seviyesine toparlandığını görüyoruz (bakınız grafikler).

Elbette tüm bunların nasıl olacağına ışık tutacak yegâne göstergenin ise dolar endeksinin (DXY) bundan sonraki seyri ile ilintili olacağını düşünüyoruz. Savaş öncesi döneme ait zayıf dolar temasının yerini savaşla birlikte güvenli limana sığınma isteği alırken, akabinde Fed’in faiz artırma olasılığının yüksek sesle telaffuz edilmesi de alımların hızlanmasına neden oldu. Haftayı psikolojik 100 seviyesinden tamamlayan DXY’nin teknik mânâda 100,50 seviyesinin üzerine gitmesi durumunda, yukarıda hızla 105 seviyelerinin gündeme gelebileceğinden endişe ediyoruz. Bu nedenle haftalık kapanışın 100,50 dolar seviyesinin üzerinde olup olmadığına dikkat edeceğiz (bakınız grafik).

Türkiye cephesinde haftanın son iş gününün en önemli gündem maddesi Mayıs ayı enflasyon verileri oldu. TÜİK verilerine göre tüketici fiyatları aylık bazda %1,71 artarken, yıllık enflasyon %32,61 seviyesine yükseldi. KKTC İstatistik Kurumu’nun açıkladığı verilere göre ise aylık enflasyon %2,06 olurken, yıllık enflasyon %37,28 seviyesine gerileyerek sınırlı da olsa bir yavaşlamaya işaret etti. İlk bakışta her iki ülkede de enflasyonun yüksek seyrini koruduğunu, ancak fiyat artışlarının sektörler arasında farklılaşmaya devam ettiğini görüyoruz.

Detaylara indiğimizde, Türkiye’de aylık bazda en sert artış %11,3 ile giyim ve ayakkabı grubunda yaşanırken, aynı kalemde KKTC’deki artış %1,55 ile oldukça sınırlı kaldı. Buna karşın yıllık bazda bakıldığında tablo tersine dönüyor; giyim ve ayakkabı fiyatları Türkiye’de son bir yılda %14,1 artarken, KKTC’de artış oranı %42,12 seviyesinde bulunuyor. Gıda ve alkolsüz içecekler grubunda Türkiye’de fiyatların aylık bazda %0,5 gerilemesi olumlu bir sürpriz olarak öne çıkarken, KKTC’de aynı grupta %1,10’luk artış kaydedildi. Öte yandan, TCMB’nin yakından takip ettiği çekirdek enflasyon göstergelerindeki yükseliş eğilimi, fiyatlama davranışlarında kalıcı bir iyileşmenin henüz sağlanamadığına ve enflasyonist baskıların ikincil etkilerle birlikte canlılığını koruduğuna işaret ediyor.

Bu gelişmeler ışığında, TCMB’nin Perşembe günü sonuçlanacak olağan Haziran ayı Para Politikası Kurulu toplantısında politika faizini sabit bırakacağını, buna karşın enflasyonla mücadele konusundaki kararlı ve şahin duruşunu koruyacağını düşünüyoruz. Yaklaşık üç yıldır devam eden dezenflasyon mücadelesinde önemli mesafe alınmış olsa da, 19 Mart sonrası yaşanan siyasî belirsizlikler ve son dönemde küresel ölçekte artan jeopolitik riskler sürecin arzu edilen hızda ilerlemesini zorlaştırdığını düşünüyoruz. Üstelik uzun süre yüksek faiz ortamında yaşamanın ekonomi üzerinde oluşturduğu yan etkiler de giderek daha görünür hâle geliyor.

Öte yandan, yıl sonu enflasyon beklentilerinin hedeflenen seviyelerin üzerinde şekillenmeye başlaması ve reel değerlenme üzerine kurulu kur politikasının ihracatçı kesim üzerindeki baskıyı artırması dikkat çekiyor. TL’nin son dönemde rekabet avantajını bir miktar yitirmesi, cari işlemler dengesi açısından soru işaretlerini beraberinde getirirken, TCMB’nin kontrollü ve kademeli kur artışı yaklaşımını en azından seçim sürecine kadar sürdürmek isteyeceğini düşünüyoruz. Türkiye’de döviz kuru, ekonomik gidişatın en yakından takip edilen göstergelerinden biri olmayı sürdürürken, mevcut koşullar altında kurda ani ve kontrolsüz hareketlere izin verilmesi ihtimalini oldukça düşük görüyoruz.

Yeni güne Türk mali piyasalarının da temkinli ve zayıf bir görünümle başlayacağını düşünüyoruz. Mayıs ayı enflasyon verilerinin beklentileri tam anlamıyla karşılayamaması, içeride yeniden yükselen siyasi tansiyon ve küresel piyasalarda Kara Cuma’dan bu yana devam eden satış dalgası risk iştahını baskılayan unsurlar olarak öne çıkıyor. Özellikle teknoloji hisselerinde başlayan küresel düzeltmenin Asya piyasalarına da yayılması, Borsa İstanbul üzerinde ilave baskı yaratabilir. USDTRY kuru güne 46,10 seviyesinden başlarken, Türkiye’nin beş yıllık CDS risk priminin ise 244 baz puan seviyesinde yatay seyrini koruduğunu görüyoruz. Tahvil cephesinde iki yıl vadeli gösterge tahvilin bileşik faizinin %43,70 seviyesine doğru yükseldiğini not edelim.

Bu kadar kara haber ardından bültenimizi güzel bir haberle tamamlayalım. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) A Milli Futbol Takımı, CONIFA (Bağımsız Futbol Federasyonları Konfederasyonu) Avrupa Futbol Şampiyonası’nda Padanya’yı 6-1 mağlup ederek şampiyon oldu. Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği (FİFA) üyesi olmayan ülke ve özerk bölgelerin katıldığı turnuvadaki başarı KKTC’de sevinçle karşılandı.

Altın

1780892390484e5c052913ca909c89f611dfc1ce1f_1_1200.jpg

Gümüş

1780892390f3f98821eaa23a138f787782784a6d5b_2_1200.jpg

Bitcoin

1780892390dd8c1cae958d6d3893b353acf58d10a4_3_1200.jpg

DXY

178089239174726cf67f10050d1b7b2145a8da2cfa_4_1200.jpg

Emre Değirmencioğlu

Okumaya devam et

BORSA

SASA’da PDT Krizi: Yatırımcısı nasıl zarar etti?

SASA’da PDT düğümü: Şirket finansmanı mı, küçük yatırımcı faturası mı? Satılmaz denilen hisseler tartışması: SASA yatırımcısı neden öfkeli? PDT, ödünç pay ve güven krizi: SASA dosyasında yanıt bekleyen sorular… SASA’da finansman başarısı mı, yatırımcı mağduriyeti mi? Açığa satış yasağı varken SASA’da satış baskısı nasıl oluştu?

Yayınlanma:

|

SASA Polyester’de Paya Dönüştürülebilir Tahvil süreci, son dönemde küçük yatırımcı açısından en tartışmalı başlıklardan biri haline geldi. Tartışmanın merkezinde üç kritik soru var:

Birincisi, şirketin finansman ihtiyacı karşılanırken bedelin piyasa yatırımcısına mı ödetildiği.

İkincisi, PDT kapsamında ödünç/emanet verilen payların Borsa’da açığa satış yasağı varken fiilen satış baskısı yaratıp yaratmadığı.

Üçüncüsü ise SASA Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. İbrahim M. Turhan’ın “satış beklenmez / satılmaz” yönünde algılanan açıklamalarının yatırımcıda güven oluşturup oluşturmadığı ve sonrasında yaşanan gelişmelerle bu güvenin zedelenip zedelenmediği.

PDT nedir, SASA’da neden tartışma yarattı?

Paya Dönüştürülebilir Tahvil, şirketin borçlanma yoluyla finansman sağlamasına imkân verir. Tahvili alan yatırımcı, belirlenen şartlar gerçekleştiğinde bu tahvili şirket payına dönüştürebilir. Teoride bu yöntem şirket için klasik krediye göre daha esnek ve ucuz finansman sağlayabilir.

Ancak SASA örneğinde sorun, mekanizmanın teknik yapısından çok piyasa etkisinde ortaya çıktı. Şirket finansman sağlarken, ileride hisseye dönüşme ihtimali bulunan büyük bir pay potansiyeli oluştu. Küçük yatırımcı açısından temel kaygı şuydu: “Şirket para bulurken, hisse üzerinde oluşan satış baskısı nedeniyle zararı mevcut yatırımcı mı taşıdı?”

Ödünç pay mekanizması neden kritik?

SASA’nın PDT sürecinde hâkim ortak Erdemoğlu Holding tarafından ödünç pay mekanizması oluşturuldu. Bu mekanizma, tahvil yatırımcılarının dönüşüm ve koruma işlemlerinde kullanılmak üzere devreye alındı.

Normal şartlarda böyle bir yapı, uluslararası finansman işlemlerinde teknik bir araç olarak görülebilir. Fakat Borsa İstanbul’da açığa satış yasağı varken, ödünç verilen bu payların “fiilen piyasaya satılıp satılamayacağı” meselesi yatırımcının ana sorusu haline geldi.

Şirket tarafı, açığa satış yasağı nedeniyle bu payların teknik olarak halka açık görünse de piyasada satışının mümkün olmadığını vurguladı. Bu açıklama küçük yatırımcıya “bu hisseler piyasaya baskı olarak gelmeyecek” algısı verdi.

Fakat yatırımcı cephesindeki tepki şu noktada yoğunlaştı:

Eğer bu paylar satılamayacaksa, SASA hissesinde oluşan sert fiyat baskısının kaynağı neydi?
Eğer satıldıysa, açığa satış yasağına rağmen bu işlem hangi mekanizma üzerinden gerçekleşti?
Eğer doğrudan satış yoksa, piyasa bu payları neden satış riski gibi fiyatladı?

“Satılmaz” algısı yatırımcıyı rahatlattı mı, yanıltıcı etki yarattı mı?

İbrahim M. Turhan’ın PDT sürecine ilişkin açıklamalarında, hedging yapmayan PDT yatırımcılarının hisse senedinde uzun pozisyon taşımayı kabul eden yatırımcılar olduğu ve bu nedenle satış yapmalarının beklenmediği yönündeki değerlendirmeler öne çıktı.

Bu ifade teknik olarak “mutlak satış yasağı” anlamına gelmeyebilir. Ancak piyasa yatırımcısı açısından bunun algısı farklı oldu. Küçük yatırımcı bu açıklamaları, “PDT kaynaklı paylar piyasaya satış baskısı olarak gelmeyecek” şeklinde okudu. Bu nedenle sonrasında hissede sert düşüşler ve yüksek hacimli satış baskısı oluştuğunda, yatırımcı tepkisi doğal olarak Turhan’a yöneldi. Çünkü piyasaya verilen mesaj ile yatırımcının ekranda gördüğü fiyat hareketi arasında ciddi bir güven kırılması oluştu.

Burada hukuki açıdan kritik ayrım şudur: Bir açıklama teknik olarak doğru olabilir; fakat yatırımcıda eksik veya fazla güven yarattıysa, kamuyu aydınlatma sorumluluğu açısından ayrıca tartışılması gerekir.

Küçük yatırımcı hangi kanaldan zarar gördü?

SASA yatırımcısının zarar gördüğü iddiası üç kanaldan okunabilir:

1. Seyrelme etkisi

PDT dönüşümüyle yeni pay ihracı gündeme geldiğinde mevcut ortakların payı seyrelir. Şirket kaynak sağlasa bile, hisse başına değer ve pay sahipliği oranı üzerinde baskı oluşabilir.

2. Satış baskısı algısı

Ödünç paylar teknik olarak satılamasa bile, piyasa bu payları potansiyel arz gibi fiyatladıysa hisse üzerinde psikolojik baskı oluşur. Borsada fiyat sadece gerçekleşen satışla değil, beklenen satış riskiyle de düşebilir.

3. Güven kaybı

Yatırımcı, “satılmaz” diye anladığı payların bir şekilde satış baskısı yarattığını düşündüğünde şirket yönetimine ve açıklamalara güvenini kaybeder. Bu güven kaybı da fiyatı ayrıca aşağı çeker.

Açığa satış yasağına rağmen satış oldu mu?

Bu sorunun kesin cevabı şirket açıklamaları, aracı kurum kayıtları, takas verileri ve SPK/Borsa İstanbul incelemesiyle ortaya çıkar.

Ancak yatırımcı açısından şüpheyi büyüten nokta şudur:

Açığa satış yasağı varken, ödünç verilen büyük miktardaki payların “piyasada satılamayacağı” ifade edildi. Buna rağmen hissede oluşan fiyat baskısı, yatırımcıda “acaba yasak dolanıldı mı?” sorusunu doğurdu.

Burada düzenleyici kurumların yanıtlaması gereken sorular nettir:

PDT yatırımcıları veya onlarla bağlantılı kurumlar SASA payında satış yaptı mı?
Yapıldıysa bu satışlar ödünç pay mekanizmasıyla ilişkili miydi?
Açığa satış yasağı, bu işlem yapısında fiilen etkisiz mi kaldı?
Ödünç verilen payların takas ve saklama hareketleri yatırımcıya yeterince açık anlatıldı mı?
KAP açıklamaları küçük yatırımcının anlayacağı netlikte miydi?

Şirket finansmanı için yatırımcı mı cezalandırıldı?

SASA yönetimi açısından PDT, şirketin finansman ihtiyacını karşılamak için kullanılan yenilikçi bir araç olarak sunuldu. Şirketin kasasına kaynak girmesi, yatırım finansmanı ve bilanço yönetimi açısından olumlu görülebilir.

Ancak borsa yatırımcısı açısından mesele farklıdır. Eğer şirket finansmanı sağlanırken hisse üzerinde kalıcı fiyat baskısı oluşmuş, mevcut yatırımcı seyrelmiş ve küçük yatırımcı süreç hakkında yeterince açık bilgilendirilmemişse, bu durumda finansmanın maliyeti piyasa yatırımcısına yüklenmiş olur.

Başka bir ifadeyle: Şirket para bulmuş olabilir; ama küçük yatırımcı servet kaybettiyse, bu işlem sadece finansman başarısı olarak anlatılamaz.

İbrahim M. Turhan neden hedefte?

Turhan’ın hedefte olmasının nedeni tek başına PDT işleminin hukuki sorumlusu olması değil. Asıl neden, kamuoyu önünde süreci anlatan ve yatırımcı algısını şekillendiren isimlerden biri olmasıdır.

Yatırımcı şunu soruyor:

“Eğer bu hisseler satılmayacaksa neden fiyat bu kadar baskılandı?
Eğer satılma ihtimali vardıysa neden bu risk açıkça anlatılmadı?
Eğer açıklamalar teknikse, neden küçük yatırımcının anlayacağı şekilde uyarı yapılmadı?”

Bu sorular, kişisel tepkinin ötesinde kurumsal iletişim ve kamuyu aydınlatma sorunudur.

SASA dosyasında asıl mesele güven krizi

SASA’daki PDT tartışması sadece bir finansman işlemi değildir. Bu dosya, Türkiye sermaye piyasalarında küçük yatırımcının ne kadar korunabildiğini gösteren önemli bir testtir.

Şirket finansman sağlayabilir. Hâkim ortak pay ödünç verebilir. PDT yatırımcısı dönüşüm hakkını kullanabilir. Bunların tamamı mevzuata uygun olabilir.

Ancak yatırımcı açısından temel ölçü şudur:

Bilgi zamanında, açık, anlaşılır ve eksiksiz verildi mi?
Küçük yatırımcı işlem risklerini baştan görebildi mi?
“Satılmaz” algısı yaratıldıktan sonra piyasada farklı bir sonuç oluştu mu?
Açığa satış yasağı varken fiili satış baskısı oluştuysa bu nasıl mümkün oldu?

Bu sorular yanıtlanmadan SASA yatırımcısının öfkesi dinmez.

SASA örneği, sermaye piyasalarında sadece hukuki uygunluğun değil, yatırımcı güveninin de korunması gerektiğini gösteriyor. Çünkü borsada güven kaybolduğunda, zarar sadece bir hisseyle sınırlı kalmaz; sermaye piyasasının tamamına yayılır.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.