Connect with us

GÜNCEL

Ortadoğu’da umut ışığı: Asya ve kripto haftaya güçlü başladı

Yayınlanma:

|

İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kısıtlamaları enerji arzı üzerinden enflasyon baskısını artırırken, hafta sonu ateşkes ve müzakere masası ile ilgili ciddi bir haber kirliliği yaşandı. Tüm bu gelişmeler, küresel büyüme görünümünü gölgelerken jeopolitik risk priminin yüksek seyretmeye devam edeceğine işaret ediyor. Mesela eminin ki sizler de okumuşsunuzdur, Avrupa’da ciddi bir jet yakıtı krizi baş gösterirken, devasa havayolu şirketlerinden (örneğin Lufthansa) planlı uçuş iptalleri bilgisi gelmeye başladı. Ateşkese rağmen Hürmüz Boğazı’ndan enerji sevkiyatının ciddi şekilde aksamasıyla Singapur’da jet yakıtının varil fiyatının savaş öncesi döneme göre %100 artışla 185 dolara ulaşması fiziksel piyasalardaki sıkışıklığın boyutunu gösteriyor.

Her ne kadar maliyet tarafındaki baskılar gündemde kalmaya devam etse de, talep tarafında belirginleşen yavaşlama enflasyon açısından dengeleyici bir unsur olarak öne çıkıyor. Nitekim geçen hafta sonuçlanan TCMB Nisan ayı PPK toplantısının ardından yayımlanan metin, birçok analist tarafından görece güvercin bir duruş olarak değerlendirildi. Bu çerçevede politika yapıcının büyüme-enflasyon dengesi arasında daha temkinli bir patika izlediğini anlıyoruz. TCMB’nin net yabancı pozisyonunun savaş öncesi yaklaşık 70 milyar dolar seviyesinden süratle 8 milyar dolara kadar gerilemesinin ardından ateşkes süreciyle birlikte hızlı bir toparlanma sergileyerek 35 milyar dolar seviyesine yükselmesi ve bunun yanı sıra yurt içi yerleşiklerin de döviz talebi göstermemesi, TCMB’nin kararını anlamlı kılıyor.

Fiyat istikrarını koruma görevleri birinci sırada yer alsa da, merkez bankalarının tam istihdam (büyüme) ve finansal istikrara da pekâlâ baktıklarını biliyoruz. Türkiye cephesinden konuya yaklaşırsak ve tıptan örnek vermek gerekirse, Haziran 2023’te acil servise alınan hastanın hâlen daha tam mânâsıyla acil servisten çıkamadığını görüyoruz. Tam dezenflasyonist politikalarda başarı elde edildiği kanısı oluşmuşken meydana gelen 19 Mart’taki siyasi iklim değişikliği ardından bu sefer de yine süreç iyi giderken yaşanan jeopolitik şok ya da arz şoku yine hesapların alt üst olmasına sebebiyet verdi. Bu bakış açısıyla, talebin daralmaya yüz tuttuğu, enerji tarafında da arz şokunun yaşandığı bir ekosistemde, TCMB’nin finansal istikrar ve beraberinde şirket kesimini de düşünerek kanaatimce doğru adımı attığını düşünüyorum.

Mesela geçen hafta TCMB tarafından açıklanan finansal kesim dışındaki firmaların net döviz pozisyon açığı Şubat ayında büyümeye devam ederek 200 milyar dolar seviyesine ulaştığını gördük. Bu seviyenin 2018 yılı Haziran ayından bu yana en yüksek seviye olduğunu ve önemli bir kırılganlık arz ettiğini not edelim (bakınız grafik). Öte yandan, vadesine 1 yıldan daha az süre kalmış olan kısa pozisyonun artı 4,6 milyar dolar düzeyinde olduğu, açığa neden olan yabancı para yükümlülüklerin vadesinin ekseriyetle uzun vadeli olduğunu not etmemiz gerekiyor. Şimdi gelelim kritik soruya. Neden şirketler yabancı para ile borçlanıyor? Bunu bir tercihten daha fazla mecburiyet olduğunu peşinen söylememiz gerekiyor. Son 2 senedir neredeyse %50-70 bandında seyreden kredi faizleri ile kredi kullanıp hangi işi yapıp ekmek parası kazanabilirsiniz ki!

Bir adım daha ileriye gidelim. TCMB, haftanın son iş günü sektörel enflasyon beklentileri raporunun Nisan ayı sonuçlarını da yayımladı. Buna göre, 12 ay sonrasına ilişkin beklentilerin piyasa katılımcılarında, şirketlerde ve en önemlisi hanehalkında (kira kalemi nedeniyle) artış yaşandığını görüyoruz. Öte yandan gelecek 12 aylık dönemde enflasyonun düşeceğini bekleyen hanehalkı oranı da gerilemiş. Jeopolitik risklerde yaşanan artış ve devamında enerji fiyatlarınını sorunlu seyri beklentileri daha da bozulmasına neden olduğunu görüyoruz.

Bu bağlamda, hem reel sektörden gelen sese, hem de hanehalkına kulak verip para politikasının biraz kalibre edilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Haziran 2023’te acil servise alınan hastanın o günden bu yana uygulanan tedavi ile biraz da olsun değerlerinin değiştiğini görerek tedavinin de değişmesi gerektiğini düşünüyoruz. USDTRY kuruna yönelik sene sonu için hâlen daha 51-52 bandını hedeflerken, enflasyonun biraz da olsun hareketlendiği son dönemleri de göz önüne alarak, TCMB’nin cetvelle çizilmiş bebek adımlarıyla kur politikasının biraz süratlenebileceğini düşünüyoruz. Biraz daha basit anlatmak gerekirse, son aylarda, aylık olarak %1 civarında yükselen USDTRY kurunun, enflasyonun da hızlanma eğilimine girebileceği beklentisiyle biraz daha hızlı artabileceğini düşünüyoruz. Aksi hâlde TL cephesinde reel değerlenme ihracatçıları daha da zorlayabilir.

Yurt dışı cepheye geçmeden önce her hafta Perşembe günü açıklanan lâkin bu hafta 23 Nisan tatili nedeniyle Cuma günü açıklanan TCMB’nin haftalık bültenini de irdelemek isteriz. İlk önce en güncel veriyle başlayalım. TCMB’nin net yabancı para pozisyonu, 22 Nisan valörlü işlemlerde 34,8 milyar dolar ile önemli bir değişim göstermedi. Brüt döviz ve altın rezervlerinin ise 174,5 milyar dolar seviyesine yükselerek son bir ayın en yükseğine geldiğini görüyoruz. TCMB’nin faiz oranlarını sabit tutmasında önemli bir rol oynayan yurt içi yerleşiklerin döviz mevduatları, parite etkisinden arındırılmış seriye göre, 17 Nisan ile sona eren haftada 1,4 milyar dolar artış kaydetse de artışın tamamı tüzel kişilerde olmuş (yani gerçek kişiler döviz talep etmemiş). Yurt dışı yerleşiklerin TL varlıklara yönelik ilgisinde iyileşme gözlemliyoruz. Söz konusu haftada hisse senetlerine yaklaşık 0,6 milyar dolar giriş olmuş. Ateşkes sonrası yabancının Türkiye algısının iyileştiğine yönelik CDS risk priminin de işaret ettiği paralelde bir pozisyonlanma görüyoruz. Acaba hisse senetlerinde biz de yeniden alıcı gözle baksak mı? (bakınız grafik)

Yurt dışı cephede ana gündem haftalardır değişmeyerek savaş olmaya devam etse de, piyasa aktörlerinin en kötü senaryonun geride kaldığına yönelik inancının giderek güçlendiği dikkat çekiyor. ABD tarafında ise dikkat çeken bir diğer gelişme, Fed Başkanı Powell hakkında yürütülen soruşturmanın kapatılması oldu. Bu adım, Kevin Warsh’un Fed başkanlığına atanmasının önündeki önemli bir engeli kaldırırken, para politikası üzerindeki siyasi baskı tartışmalarının ise yeniden gündeme taşındığını görüyoruz. Biz mevcut adaylar arasından Kevin Warsh ismini doğru isim olarak okuduk. Trump’a faizlerin düşürülmesi konusunda bir söz verip vermediğini elbette bilmiyor olsak da, Warsh’un farklı bir duruşu olduğunu peşinen söylememiz gerekiyor. Faiz meselesinin yanı sıra önemli bir politika aracı olan Fed’in devasa bilançosunun da daraltılacağına işaret ediyor. Son verilere göre bilanço büyüklüğü 3,6 trilyon dolar seviyesinde. Bilançonun daraltılması (mevcut kıymetlerin satılması) piyasa faizlerinde yükseliş etkisi yaratacağının altını çizelim. Warsh, daha önceki başkanların aksine Fed’in piyasaları çok fazla yönlendirmemesi gerektiğini söylüyor. Bu bakış açısıyla iletişim politikasının nasıl olacağını hep birlikte izleyeceğiz. Ezcümle, yeni bir para politikası çerçevesi getireceğini çok net bir şekilde okuyabiliyoruz.

Enerji fiyatlarındaki yükseliş yılın geri kalanı için enflasyon ve faiz patikasına dair belirsizliği artırdığı bir dönemde, bu hafta gözler merkez bankaları toplantılarında olacaktır. Japonya Merkez Bankası’nın yarın politika faizini %0,75 seviyesinde bırakması beklenirken, Fed’in de faizlerde değişikliğe gitmemesi ve bunun Powell başkanlığındaki son toplantılardan biri olmasını bekliyoruz. Avrupa ve İngiltere cephesinde de benzer bir şekilde bekle-gör yaklaşımın benimsenmesini beklerken, vadeli kontratlar sene sonuna kadar her iki otoriteden 2 kez 25 baz puan faiz artışı bekliyor. Bununla birlikte, merkez bankalarından gelecek daha temkinli mesajlar, piyasaların ileriye dönük sıkılaşma beklentilerinde aşağı yönlü bir revizyonu beraberinde getirebilir.

Warsh’un Fed’in başına daha erken gelebileceğine ilişkin haberler haftanın son iş gününü küresel piyasalar iyimser geçirmişti. Risk iştahı denince akla gelen Nasdaq endeksi %1,6 yükselirken, içeride ise Sn. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kurumlar vergisi oranıyla ilgili açılımı hisse senetlerine olumlu etki yarattı. Yeni gün başlangıcında enerji fiyatlarına rağmen, hisse senedi piyasalarında yapay zekâ temasının itici güç olmaya devam ettiğini görüyoruz. Geçen hafta Intel’in açıkladığı ve beklentilerin üzerindeki gelir öngörüsü çip hisselerini yukarı taşırken Asya borsalarında bu sabah rekor artışlar görüyoruz. Her ne kadar hafta sonu ateşkes ve müzakere masası ile ilgili ciddi bir haber kirliliği yaşansa da, teyide muhtaç da olsa, İran cephesi, nükleer konusu da dâhil olmak üzere tüm konu başlıkları üzerinde müzakere etmeye hazır olduğunu okuyoruz. Gösterge endeks Tokyo borsası %1,5 artışla tüm zamanların en yüksek seviyesine gelirken, Tayvan ve Güney Kore borsaları %2’den fazla yükseliş kaydetti. ABD borsalarının da vadeli işlemlerinde hafif de olsa artılar gözümüze çarpıyor.

Petrol fiyatları, ABD-İran barış görüşmelerine yönelik belirsizilk ve Orta Doğu’dan enerji akışına ilişkin endişelerin sürmesiyle Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı 107 dolar seviyesine yükselerek son üç haftanın zirvesine çıkarken, ateşkese rağmen Hürmüz Boğazı’ndan enerji sevkiyatının ciddi şekilde aksamasına paralel Kuzeydoğu Asya’ya yönelik LNG fiyatı savaş öncesine göre %60 yükseliş kaydetti. Altının ons fiyatı 4,700 dolar seviyesinin üzerinde tutunmaya devam ederken, gümüşün ons fiyatı ise geçen haftayı tatsız geçirse de, henüz havlu atmayarak 76,50 dolar seviyesine toparlandığını not edelim. Bitcoin ise 80 bin dolar seviyesine yaklaşarak yükseliş isteğini altıncı haftaya taşıdı!

Devam eden ateşkes süreci ve buna ilişkin haberler her ne kadar piyasalar tarafından takip edilse de, piyasa değeri açısından S&P 500’ün neredeyse yarısını oluşturan şirketlerin sonuçları bu bağlamda yakından takip edilecektir. Özellikle Muhteşem Yedili olarak adlandırılan teknoloji devlerinden Microsoft, Alphabet, Amazon ve Meta’nın çarşamba günü, Apple’ın ise perşembe günü açıklayacağı finansallar ve yapay zekâ yatırımlarına yönelik harcamalar piyasaların yönü açısından belirleyici olacağını düşünüyoruz.

Finansal Kesim Dışındaki Firmaların Net Döviz Pozisyonu

1777263869e47e789bebdddb3453988b680dad8712_1_1200.jpg

TCMB Net Yabancı Para Pozisyonu

177726386921f805d0ac23266efdc6c9a6f811b9dd_2_1200.jpg

TCMB Net Yabancı Pozisyonunda Yaşanan Günlük Değişim

17772638694ec6710f629681acb27f4763c34ed7f8_3_1200.jpg

TCMB Brüt Döviz ve Altın Rezervleri

17772638706a57f4d5b7ca96ae91e325c4aee9f773_4_1200.jpg

Menkul Kıymet İstatistikleri (4 haftalık hareketli ortalama)

177726387021e5c41d6972415b5afcce6b822845d6_5_1200.jpg

Emre Değirmencioğlu

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Vatandaşın banka borcu 7 trilyon TL sınırında

Yayınlanma:

|

Kredi büyüyor, vatandaşın borç yükü ağırlaşıyor: Takipteki bireysel krediler 337 milyar TL’ye ulaştı

Bankacılık sektöründe kredi hacmi büyümeye devam ederken, büyümenin arkasındaki en dikkat çekici gelişme ise bireysel kredilerde bozulan geri ödeme performansı oldu. BDDK verilerine göre 2025 sonundan 24 Temmuz 2026’ya kadar toplam kredi hacmi yaklaşık 4,1 trilyon TL artarak 26,98 trilyon TL seviyesine yükselirken, tüketici kredileri ve bireysel kredi kartlarının toplamı 6,68 trilyon TL ile 7 trilyon TL sınırına dayandı. Aynı dönemde takipteki bireysel kredi tutarı ise 337 milyar TL’ye ulaşarak sadece yedi ayda 100,6 milyar TL arttı.

Vatandaşın banka borcu 7 trilyon TL sınırında

BDDK verileri, bireysel tarafta borçlanmanın hız kesmediğini gösteriyor.

Tablonuza göre;

Kredi Türü 2025 24.07.2026 Artış
Tüketici Kredileri + Bireysel Kredi Kartları 5,575 trilyon TL 6,677 trilyon TL %20
Toplam Krediler 22,877 trilyon TL 26,975 trilyon TL %18
Ticari Krediler 17,301 trilyon TL 20,297 trilyon TL %17

Dikkat çeken nokta ise bireysel kredilerin toplam kredi büyümesinden daha hızlı artmasıdır. Bu durum, ekonomik yavaşlama dönemlerinde hane halkının gelir yerine krediyle yaşamını sürdürmeye çalıştığına işaret ediyor.

Asıl alarm takipteki kredilerde

Borç stokunun büyümesi tek başına risk oluşturmayabilir. Ancak ödeme güçlüğü yaşayan kredi miktarındaki artış çok daha önemli bir gösterge.

Tablonuzdaki verilere göre;

Takipteki Kredi Türü Artış
Konut Kredileri %31
Taşıt Kredileri %51
İhtiyaç Kredileri %39
Kredi Kartları %46
Toplam %43

Toplam takipteki bireysel kredi tutarı;

  • 236,4 milyar TL’den
  • 337 milyar TL’ye çıkarak yaklaşık %43 büyüdü.

Bu artış, bireysel kredi hacmindeki %20’lik büyümenin oldukça üzerinde gerçekleşti.

Başka bir ifadeyle; Borç artıyor ama daha önemlisi geri ödenemeyen borç çok daha hızlı artıyor.

En büyük risk ihtiyaç kredileri ve kredi kartlarında

Takibe düşen kredilerin dağılımı incelendiğinde en büyük yükü iki kalem oluşturuyor.

İhtiyaç kredileri: 156,2 milyar TL

Bireysel kredi kartları: 178,8 milyar TL

Bu iki kalem birlikte yaklaşık 335 milyar TL ile toplam takipteki bireysel kredilerin neredeyse tamamını oluşturuyor. Bu tablo, vatandaşın günlük yaşamını finanse etmek amacıyla kullandığı kredilerde ödeme gücünün belirgin biçimde zayıfladığını gösteriyor.

Taşıt kredilerindeki artış dikkat çekiyor

Oransal olarak en sert bozulma taşıt kredilerinde yaşandı.

Takipteki taşıt kredileri;

  • 331 milyon TL’den
  • 499 milyon TL’ye çıkarak %51 arttı.

Bu durum;

  • yüksek faizler,
  • ikinci el araç piyasasındaki durgunluk,
  • gelir artışının kredi maliyetlerini karşılayamaması gibi nedenlerle açıklanabilir.

Faizler vatandaşın ödeme gücünü zorluyor

Son iki yıldır uygulanan sıkı para politikasıyla kredi faizleri tarihsel olarak yüksek seviyelerde seyrediyor.

Yeni kredi kullanmak zorlaşırken mevcut borçların çevrilmesi de maliyetli hale geliyor.

Özellikle;

  • gelir artışının enflasyonun gerisinde kalması,
  • kredi kartlarının günlük harcamaların finansman aracı haline gelmesi,
  • ihtiyaç kredilerinin temel tüketim için kullanılması,

takibe düşen alacakların büyümesini hızlandırıyor.

Bankalar açısından ne anlama geliyor?

Takipteki alacakların yükselmesi bankalar açısından;

  • daha fazla karşılık ayrılması,
  • kârlılık üzerinde baskı,
  • kredi verme iştahının azalması,
  • risk primlerinin yükselmesi anlamına geliyor.

Her ne kadar sektörün genel takipteki kredi oranı uluslararası standartlara göre hâlâ yönetilebilir seviyelerde bulunsa da, bireysel segmentteki hızlı bozulma yakından izleniyor.

Ekonomi açısından mesaj ne?

Bu veriler yalnızca bankacılık sektörünü değil, hane halkının finansal sağlığını da ortaya koyuyor. Borçlanma hızının yüksek seyretmesi tek başına sorun olmayabilir. Ancak geri ödenemeyen borçların kredi büyümesinden iki kat daha hızlı artması;

  • tüketicinin nakit akışında bozulmaya,
  • alım gücündeki zayıflamaya,
  • gelirlerin borç servisinde yetersiz kalmaya başladığına, işaret ediyor.

Önümüzdeki dönemde faizlerin seyri, istihdam piyasası ve gelir artışları bireysel kredi kalitesini belirleyecek en önemli faktörler olacak.

Rakamlar kritik seviyede

24 Temmuz 2026 itibarıyla vatandaşın bankalara olan tüketici kredisi ve bireysel kredi kartı borcu 6,68 trilyon TL ile 7 trilyon TL sınırına yaklaşırken, takipteki bireysel kredi tutarı da 337 milyar TL’ye ulaştı. Daha da dikkat çekici olan ise takipteki bireysel kredilerdeki %43’lük artışın, toplam bireysel kredi büyümesinin (%20) oldukça üzerinde gerçekleşmesi. Bu tablo, kredi hacmi büyümeye devam ederken ödeme kapasitesinin aynı hızda güçlenmediğini ve hane halkı finansmanında risklerin arttığını gösteriyor

Erol TAŞDELEN – Ekonomist     www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Yapı Kredi’den 2026’nın ilk yarısında 31 milyar liralık net grup karı

Yapı Kredi CEO’su Gökhan Erün, “2026 yılının ilk 6 ayında ülkemizin kalkınmasına katkı sağlama hedefimiz doğrultusunda Türkiye ekonomisine 3 trilyon liraya yaklaşan kaynak sunduk” ifadesini kullandı.

Yayınlanma:

|

Yazan:

Yapı Kredi, yılın ilk yarısında 31 milyar lira net grup karı elde etti.

Bankadan yapılan açıklamaya göre Yapı Kredi, 2026’nın ilk yarısına ilişkin finansal sonuçlarını paylaştı.

Yapı Kredi’nin konsolide finansal tablolarına göre, toplam nakdi kredi hacmi yıl başından bu yana yüzde 14 artışla 2,1 trilyon liraya yükselirken, bankanın aktif büyüklüğü 4 trilyon liraya ulaştı.

Aynı dönemde bankanın toplam müşteri mevduatı 2,1 trilyon lira seviyesine çıkarken, maddi öz kaynak karlılığı yüzde 23,4, konsolide sermaye yeterlilik rasyosu ise yüzde 14,4 olarak gerçekleşti. Bankanın yılın ilk yarısındaki net grup karı da 31 milyar lira oldu.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Yapı Kredi Üst Yöneticisi (CEO) Gökhan Erün, bankanın yılın ilk yarısında güçlü finansal performansını sürdürdüğünü belirtti.

Erün, ‘2026 yılının ilk 6 ayında ülkemizin kalkınmasına katkı sağlama hedefimiz doğrultusunda Türkiye ekonomisine 3 trilyon liraya yaklaşan kaynak sunduk. Geniş müşteri tabanımız, yenilikçi ürün ve hizmetlerimizle müşterilerimizin yanında yer almaya, ekonomimizin üretim, ticaret ve yatırım kapasitesini desteklemeye bu yıl da devam ettik.’ ifadelerini kullandı.

Yılın ilk yarısında uluslararası piyasalarda gerçekleştirdikleri başarılı işlemlerle bankanın güçlü sermaye yapısını daha da pekiştirdiklerini ve Türkiye ekonomisine uzun vadeli kaynak sağlamayı sürdürdüklerini vurgulayan Erün, yılın ikinci çeyreğinde uluslararası piyasalarda başarıyla tamamladıkları 500 milyon dolarlık ilave ana sermaye tahvil ihracının, bankanın güçlü finansal yapısına ve sürdürülebilir büyüme stratejisine duyulan güveni ortaya koyduğunu aktardı.

Erün, yaklaşık 1,1 milyar dolar tutarında sendikasyon kredisi anlaşmasına imza attıklarına işaret ederek, şunları kaydetti:

‘Sendikasyonumuzun iki ve üç yıllık dilimlerini Sürdürülebilir Finans Çerçevemiz kapsamında yapılandırdık. Uzun vadeli ve çeşitlendirilmiş fonlama stratejimiz doğrultusunda gerçekleştirdiğimiz 700 milyon dolarlık DPR işlemiyle de kaynak yapımızı daha da güçlendirdik. Böylelikle son bir yılda yurt dışı piyasalardan sağlamış olduğumuz kaynak 5,8 milyar dolara yükseldi. Bugün Yapı Kredi, bankacılıktan yatırım hizmetlerine, varlık yönetiminden leasing ve faktoringe, ödeme sistemlerinden yurt dışındaki yapılanmalarına kadar uzanan güçlü iştirak yapısıyla müşterilerine uçtan uca finansal çözümler sunuyor.

Her biri kendi alanında değer üreten iştiraklerimizin yarattığı sinerji sayesinde müşterilerimizin değişen ihtiyaçlarına bütüncül çözümler geliştirirken, ülkemiz ekonomisine sağladığımız katkıyı da büyütmeye devam ediyoruz. Güçlü grup yapımız, ortak vizyonumuz ve iştiraklerimizin birbirini tamamlayan yapısı sürdürülebilir büyümemizin en önemli itici güçlerinden biri olmayı sürdürüyor.’

‘Firmaların dönüşümünü desteklemeye devam ediyoruz’

Yapı Kredi CEO’su Erün, Türkiye ekonomisinin büyümesinde kritik rol üstlenen firmaların dönüşümünü desteklemeye devam ettiklerine vurgu yaparak, şu değerlendirmelerde bulundu:

‘Ülkemizin üretim kapasitesini daha verimli ve rekabetçi hale getirmenin yolunun dijital dönüşümden geçtiğine inanıyoruz. Bu anlayışla MEXT işbirliğiyle hayata geçirdiğimiz Üretimde Dijital Dönüşüm Programı kapsamında üretim yazılımlarından elektronik cihaz yatırımlarına, üretim makinelerinden otomasyon çözümlerine kadar geniş bir yelpazedeki yatırımları finanse ediyoruz. Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası kaynağı, KGF teminat desteği ve uygun vadeli çözümlerimizle firmalarımızın finansmana erişimini kolaylaştırıyoruz. Her üç imalatçı firmadan birinin Yapı Kredi müşterisi olması, ülkemizin üretim dönüşümünde üstlendiğimiz sorumluluğun da önemli bir göstergesi.’

Yapı Kredi’nin girişimcilik ve inovasyon platformu FRWRD çatısı altındaki çalışmalarına da işaret eden Erün, söz konusu çalışmalarla girişimcilerin yatırım kaynaklarına, stratejik iş ortaklarına ve uluslararası pazarlara erişimini desteklediklerini, kurdukları işbirlikleriyle girişim ve inovasyon ekosisteminin yenilikçi çözümlerini müşteri ihtiyaçlarıyla doğru zamanda ve doğru şekilde buluşturduklarını, sektörde inovasyona öncülük ettiklerini belirtti.

Erün, bu yıl FRWRD Global kapsamında yüksek büyüme potansiyeline sahip Türk girişimlerinin Almanya, Avusturya ve İsviçre’yi kapsayan DACH bölgesine açılmalarına katkı sağladıklarını ifade ederek, şunları kaydetti:

‘Bunun yanında CIFAL Istanbul, UNITAR ve Bahçeşehir Üniversitesi işbirliğiyle hayata geçirdiğimiz Yapı Kredi FRWRD AI Akademisi ile ülkemizin yarınlarına da yatırım yaparak gençlerimizi yapay zeka, girişimcilik ve inovasyon alanlarında geleceğe hazırlıyoruz. Önümüzdeki dönemde de Türkiye’nin teknoloji üreten, rekabet gücü yüksek girişimlerinin küresel başarı hikayeleri yazmasına katkı sunmayı sürdüreceğiz.’

‘Bankacılık sektörünün dijital dönüşümüne öncülük etmeyi sürdürüyoruz’

Gökhan Erün, bankacılık sektörünün dijital dönüşümüne öncülük etmeyi sürdürdüklerini belirterek, dijital bankacılıktaki güçlü deneyimlerini kripto varlık alanına taşıyarak güvenli, şeffaf ve regülasyonlarla tam uyumlu bir dijital varlık ekosistemi oluşturmayı hedeflediklerini anlattı.

Sermaye Piyasası Kurulu tarafından kripto varlık platformu kuruluş izinlerinin onaylanmasının bu vizyon doğrultusunda önemli bir kilometre taşı olduğuna işaret eden Erün, faaliyete geçmek için hazırlıkları da aynı kararlılıkla sürdürdüklerini söyledi.

Yapay zekanın sorumlu kullanımına ilişkin yaklaşımlarını da paylaşan Erün, şu değerlendirmelerde bulundu:

‘Yapay zekanın geleceği dönüştüren en önemli teknolojilerden biri olduğuna inanıyoruz. Ancak bu dönüşümün kalıcı değer yaratabilmesi için etik ilkeler ve güçlü yönetişim anlayışının vazgeçilmez olduğunu biliyoruz. Bu anlayışla hazırladığımız Sorumlu Yapay Zeka İlkelerimizde insan haklarına saygıyı, şeffaflığı, hesap verebilirliği, veri güvenliğini ve gizliliğini merkeze alıyoruz. Yapay zekayı yalnızca teknolojik bir yetkinlik olarak değil, güven, sorumluluk ve toplumsal fayda ekseninde şekillenen stratejik bir dönüşüm alanı olarak konumlandırıyoruz.’

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

TCMB’den döviz dönüşüm desteğinde yeni dönem

Yayınlanma:

|

Yazan:

Firmalar için daha sıkı denetim, daha fazla sorumluluk ve yeni yaptırımlar

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), 1 Ağustos 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 2026/11 sayılı Tebliğ ile “Firmaların Yurt Dışı Kaynaklı Dövizlerinin Türk Lirasına Dönüşümünün Desteklenmesi Hakkında Tebliğ”de önemli değişikliklere gitti. Düzenleme ilk bakışta yalnızca teknik bir revizyon gibi görünse de, aslında firmaların döviz yönetimi, bankaların sorumlulukları ve kamu desteklerinin kullanımına ilişkin oldukça kapsamlı yeni kurallar getiriyor.

Yeni tebliğ, sadece destek oranını veya uygulama süresini düzenlemekle kalmıyor; destekten yararlanma şartlarını yeniden tanımlıyor, usulsüz kullanımlara ağır yaptırımlar getiriyor, TCMB’nin denetim yetkisini genişletiyor ve bankaların yükümlülüklerini artırıyor. Ayrıca uygulamanın süresi 31 Ocak 2027’ye kadar uzatılıyor.

Düzenlemenin arka planı

Son üç yılda uygulanan ekonomi politikalarının temel hedeflerinden biri finansal sistemde Türk lirasının payını artırmak oldu.

Bu kapsamda;

  • Kur Korumalı Mevduat,
  • İhracat gelirlerinin belirli oranının Merkez Bankası’na satılması,
  • Döviz dönüşüm destekleri,
  • TL mevduatı teşvik eden makroihtiyati düzenlemeler,

aynı stratejinin parçaları olarak uygulandı.

Bu yeni tebliğ ise artık sistemin yalnızca teşvik değil, denetim ve yaptırım boyutunu güçlendiren ikinci aşamasına geçildiğini gösteriyor.

En önemli değişiklik: Destek sistemi yeniden yazıldı

Yeni düzenlemeye göre firmalar, yurt dışından elde ettikleri dövizleri bankalar aracılığıyla TCMB’ye sattıklarında, belirlenen şartları sağlamaları halinde çevrilen tutarın %2’si oranında döviz dönüşüm desteği almaya devam edecek. Destek ödemesi TCMB tarafından aracı bankaya aktarılacak ve banka tarafından firmaya ödenecek. Fiili durumdaki %3 destek geçici madde ile artırıldığı için bu süre de 31.01.2027’ye kadar uzatıldı. Bu da fiili %3 desteğin aynen devam edeceği anlamına geliyor.

Ancak bu destek artık otomatik bir hak olmaktan çıkıyor.

Firmanın;

  • TCMB’nin belirlediği döviz pozisyonu sınırlarını aşmaması,
  • Gerekli bilgi ve belgeleri sunması,
  • Destek şartlarını eksiksiz yerine getirmesi,
  • Usulsüzlük yapmaması,

zorunlu hale geliyor.

İlk kez döviz pozisyonu şartı getirildi

Tebliğin en dikkat çekici yeniliklerinden biri “döviz pozisyon oranı” kriteri oldu.

Artık firma destekten yararlanabilmek için belirlenen sınırları aşmadığını bankaya belgelemek zorunda olacak.

Bu uygulamanın amacı;

  • desteklerin gerçekten ihtiyaç sahibi firmalara yönelmesi,
  • döviz biriktirme amacıyla sistemin kullanılmasının önlenmesi,
  • spekülatif işlemlerin azaltılması olarak değerlendiriliyor.

TCMB artık üst limit belirleyebilecek

Önceki sistemde destek daha standart şekilde uygulanıyordu.

Yeni düzenlemeyle birlikte TCMB;

  • firma bazında,
  • sektör bazında,
  • faaliyet hacmine göre,

destek kapsamındaki döviz satışına üst limit koyabilecek.

Bu limit belirlenirken;

  • firma kârlılığı,
  • işgücü maliyeti,
  • yaratılan katma değer

gibi kriterler dikkate alınacak.

Bu düzenleme, yüksek hacimli ancak düşük katma değerli işlemlerle destekten aşırı yararlanılmasının önüne geçmeyi hedefliyor.

En ağır yaptırım usulsüz kullanıma geliyor

Yeni Tebliğin en sert hükümleri 4/A maddesinde yer alıyor. Buna göre;

Eğer firma;

  • gerçeğe aykırı beyanda bulunursa,
  • sahte belge kullanırsa,
  • destekten usulsüz yararlanırsa,
  • amacı dışında işlem yaparsa,

çok ciddi yaptırımlarla karşılaşacak.

Bunlar arasında;

1. Destek tamamen geri alınacak.

2. Kur farkı da tahsil edilecek.

3. TCMB’nin en yüksek gecelik borç verme faizi üzerinden faiz uygulanacak.

4. Merkez Bankası kredilerine erişim engellenecek.

5. Döviz dönüşüm desteğinden belirli süre yararlanamayacak.

6. Gerekirse suç duyurusunda bulunulacak.

Bu yönüyle düzenleme yalnızca mali değil, aynı zamanda hukuki sonuçlar da doğuruyor.

Grup şirketlerine de yaptırım geliyor

Düzenlemenin en dikkat çekici hükümlerinden biri de yaptırımların yalnızca ilgili firmayla sınırlı kalmaması.

Yeni kurala göre;

  • bağlı ortaklıklar,
  • ana şirket,
  • aynı kontrol altındaki şirketler,

de belirli süre destek ve TCMB kaynaklı kredilerden yararlanamayabilecek.

Bu hüküm, grup şirketleri üzerinden dolanma girişimlerinin önüne geçmeyi amaçlıyor.

Bankaların sorumluluğu ciddi biçimde artıyor

Yeni düzenleme yalnızca firmaları değil bankaları da yakından ilgilendiriyor.

Aracı bankalar;

  • işlemleri incelemek,
  • belgeleri kontrol etmek,
  • şüpheli işlemleri TCMB’ye bildirmek,
  • gerektiğinde tahsilat yapmak,

zorunda olacak.

Üstelik banka gerekli tahsilatı gerçekleştiremezse TCMB ilgili tutarı doğrudan bankanın Merkez Bankası nezdindeki hesaplarından tahsil edebilecek.

Bu nedenle bankalar artık yalnızca aracılık yapan kurum değil, aynı zamanda ilk denetim hattı konumuna geliyor.

İnceleme sürecinde destek ödenmeyecek

TCMB artık gerekli gördüğü firmaları incelemeye alabilecek.

İnceleme süresince;

  • destek ödemesi yapılmayacak,
  • işlem askıda kalacak.

İnceleme sonunda usulsüzlük bulunursa destek reddedilecek; bulunmazsa ödeme gerçekleştirilecek.

Bu düzenleme özellikle yüksek hacimli ihracat yapan firmalar açısından belge yönetiminin önemini artırıyor.

Destek süresi uzatıldı

Tebliğin geçici maddesiyle birlikte mevcut uygulamanın süresi 31 Temmuz 2026’dan 31 Ocak 2027’ye uzatıldı. Böylece ihracatçı ve döviz kazandırıcı hizmet sunan firmalar için destek mekanizmasının devam edeceği netleşmiş oldu.

Hangi firmalar daha fazla etkilenecek?

Düzenlemeden özellikle şu sektörlerin etkilenmesi bekleniyor:

  • ihracatçı sanayi şirketleri,
  • otomotiv,
  • tekstil,
  • beyaz eşya,
  • makine,
  • savunma sanayi,
  • yazılım ve bilişim ihracatçıları,
  • turizm gelirleri yüksek işletmeler,
  • serbest bölgede faaliyet gösteren firmalar.

Bu şirketlerin finans ve muhasebe süreçlerini yeni kurallara göre gözden geçirmesi gerekecek.

Firmalar için yeni riskler

Yeni sistem firmalara önemli avantajlar sunarken bazı riskleri de beraberinde getiriyor.

Örneğin;

  • eksik belge sunulması,
  • yanlış beyan,
  • döviz pozisyonunun doğru hesaplanmaması,
  • grup şirketleri arasındaki işlemlerin hatalı raporlanması,

destek kaybına yol açabilecek.

Dolayısıyla finans, muhasebe ve dış ticaret ekiplerinin koordinasyonu her zamankinden daha kritik hale geliyor.

Ekonomi yönetimi neyi hedefliyor?

Bu düzenleme yalnızca destek sistemini değiştirmiyor.

Asıl hedef;

  • dövizin bankacılık sistemi içinde kalmasını sağlamak,
  • rezervleri güçlendirmek,
  • kayıt dışı işlemleri azaltmak,
  • kamu kaynaklarının etkin kullanımını sağlamak,
  • ihracat gelirlerinin takibini artırmak,
  • desteklerin gerçek üreticiye gitmesini sağlamak.

Dolayısıyla yeni Tebliğ, para politikası ile denetim mekanizmasının birlikte çalıştığı yeni bir çerçeve oluşturuyor.

Bankavitrini.com değerlendirmesi

2026/11 sayılı Tebliğ, ilk bakışta döviz dönüşüm desteğine ilişkin teknik bir değişiklik gibi görünse de, içerdiği hükümler itibarıyla destek mekanizmasını “teşvik odaklı” bir modelden “teşvik + sıkı denetim + güçlü yaptırım” modeline dönüştürüyor.

Özellikle gerçeğe aykırı beyan halinde yalnızca desteklerin geri alınmasıyla yetinilmeyip, kur farkı ve faiz uygulanması, Merkez Bankası kaynaklı kredilere erişimin engellenmesi ve gerektiğinde suç duyurusunda bulunulması; kamu kaynaklarının amacına uygun kullanımını sağlama iradesinin güçlendiğini gösteriyor.

Bunun yanında, grup şirketlerini de kapsayan yaptırım mekanizması ve aracı bankalara yüklenen yeni sorumluluklar, finansal sistemde uyum kültürünün önemini artıracak. Büyük ihracatçılar kadar KOBİ ölçeğindeki ihracatçı firmaların da iç kontrol süreçlerini, belge yönetimini ve döviz pozisyonu takibini yeniden yapılandırmaları gerekecek.

Sonuç olarak, bu Tebliğ sadece bir destek düzenlemesi değil; Türkiye’nin TL’leşme stratejisinin yeni aşamasını temsil eden, uyum ve denetim odaklı bir finansal yönetişim düzenlemesi olarak değerlendirilebilir. Firmaların bundan sonraki süreçte yalnızca destekten yararlanmayı değil, bu desteklerin tüm koşullarını eksiksiz yerine getirmeyi de stratejik bir öncelik haline getirmeleri gerekecektir.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.