Connect with us

GÜNCEL

Savaşın gölgesinden Fed’in gölgesine: Risk iştahına faiz freni

Yayınlanma:

|

ABD ile İran arasındaki müzakerelerde diplomatik ilerleme sağlanmasının enerji arzına ilişkin kaygıları hafifletmesine rağmen, Fed’in enflasyonla mücadelede yeniden faiz artırımlarına yönelebileceği ihtimali piyasaların keyfini kaçırıyor. Dün geceyi ABD borsaları teknoloji hisseleri öncülüğünde satış baskısı ile tamamlarken, risk iştahı dendiğinde akla gelen Nasdaq Bileşik endeksi geceyi %1,3 düşüşle tamamladı. Olumsuz havanın bu sabah Pasifik’in diğer ucuna da sirayet ettiğini görüyoruz. Yapay zekâ ve yarı iletken hisselerinin öncülüğünde rekor üstüne rekor kıran Japon Nikkei endeksi, sekiz günlük yükseliş serisinin ardından kâr satışları ile %1,5 gerilerken, teknik göstergelerin de aşırı alım bölgesine işaret etmesi dikkat çekiyor. Son dönemlerin flaş ismi Güney Kore borsasında düşüş %5’i aşarken, son dönemin gözde yapay zekâ ve büyüme hisselerinde satışların genele yayıldığını görüyoruz. SpaceX son üç günde test ettiği zirve seviyeden %32 gerilerken Amazon dün geceyi %5 düşüşle tamamladı.

Fed’in yeni Başkanı Warsh yönetiminde yıl sonuna kadar en az iki adet 25 baz puanlık faiz artırımı ihtimalinin fiyatlanmaya başlanmasıyla doların önde gelen para birimlerine göre değerini gösteren sepet kur DXY 101 seviyesinin üzerine yükselerek son 13 ayın zirvesini test etti. Güçlü dolar teması son dönemlerin zayıf halkası Japon yeni üzerinde ilave baskı yaratırken, USDJPY paritesi 162 seviyesine yaklaşarak son 40 yılın en zayıf seviyelerini test etmesi üzerine Japon Maliye Bakanı ile ABD Hazine Bakanı arasında olağanüstü bir görüşme gerçekleştirildi. Öte yandan, dün de bültenimizde dile getirdiğimiz üzere, İngiltere’de Başbakan Starmer istifa edeceğini açıkladı. Yerini almasına kesin gözüyle bakılan Manchester eski Belediye Başkanı Andy Burnham’ın ciddi bir rakiple karşılaşmaması, piyasalar açısından olumlu karşılandı. En azından belirsiz ve uzun sürecek bir liderlik yarışından kaçınılması sonrası sterlin 1,32 seviyesinin üzerine doğru hafifçe yükselirken, İngiliz devlet tahvillerine de alım geldiğini gördük.

İngiltere’de muhafazakar partiye karşı yükselen tepki oylarıyla ezici bir üstünlükle seçimi 2024 yılında kazanan İşçi Partisi’nin bekleneni tam mânâsıyla veremediğini görüyoruz. Daha geniş bir açıdan bakarsak, son on yılda yedi başbakan değiştiren İngiltere’de siyasi istikrarın zedelenmeye başladığını not etmemiz gerekiyor. Bununla birlikte Burnham’ın ekonomi, dış politika ve savunma alanlarında nasıl bir yol haritası izleyeceğine ilişkin soru işaretlerinin de devam ettiğini görüyoruz. Piyasalar her ne kadar kısa vadede siyasi geçişin düzenli bir şekilde gerçekleşmesini fiyatlarken, uzun vadede İngiltere ekonomisinin karşı karşıya olduğu düşük büyüme, yüksek borçlanma maliyetleri ve kamu maliyesi sorunları gündemde kalmaya devam edeceğini düşünüyoruz.

Jeopolitik tarafta ise ABD-İran ile müzakerelerinde ilerleme sağlanması ve Hürmüz Boğazı’nın açık kalmaya devam etmesi petrol fiyatlarındaki yükselişi sınırlarken, Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı 78 dolar seviyelerinde ve 200 günlük hareketli ortalamaların etrafında kalmaya devam etti. Her ne kadar gözler jeopolitik tarafta olsa da, finansal piyasaların yönünü belirleyen ana unsurun yeniden merkez bankaları ve faiz beklentileri olmaya başladığını görüyoruz. Bu minvalde, haftaya iyimser bir başlangıç yapan ve 67 dolar seviyelerinin üzerini test eden gümüşün ons fiyatı bu sabah 63 dolar seviyesinin de altına geriledi. Benzer bir şekilde, dün 4,220 dolar seviyesine kadar yükselen altının ons fiyatı bu sabah 100 dolar kadar gerileyerek 4,130 dolar seviyesine geriledi.

Kıymetli metaller cephesinde bir süredir devam eden tatsız havanın yatırımcıları yormaya başladığını hissediyoruz. Ancak bugünkü tabloya biraz daha geniş bir açıdan bakmakta fayda görüyoruz. Altının onsu ocak ayı sonunda test ettiği 5,595 dolar seviyesinden sonra yaklaşık %28 gerileyerek altı aydan kısa bir sürede 4,022 dolar seviyesine kadar indi. Böylesine sert bir geri çekilmeyi sadece tek bir nedene bağlamak elbette mümkün değil. Yine de Fed’in yeni Başkanı Warsh’un bu hikâyede önemli bir payının olduğunu düşünüyoruz. Piyasaların, Warsh’un para politikasında nasıl bir yol izleyeceğini anlamaya çalıştığı bir dönemde, faizlerin yeniden yükselme ihtimalinin masaya gelmesi, faiz getirisi olmayan altın üzerinde ciddi bir baskı yarattı.

Öte yandan, Warsh’un göreve gelişinin hemen ardından patlak veren savaş ve sonrasında gündeme gelen dev teknoloji halka arzları da dikkat çekici bir başka unsur oldu. Piyasalarda zaman zaman yaşandığı üzere, yatırımcıların bu arzlara katılabilmek için likidite yaratma ihtiyacı duyması, son yılların en çok kazandıran varlıklarından biri olan kıymetli metallerde satışları beraberinde getirdi. Bir anlamda altın ve gümüş, hem Fed kaynaklı belirsizliklerin hem de piyasanın nakit ihtiyacının arasında kaldı.

Bundan sonra ne olacağı ise herkesin merak ettiği soru olarak öne çıkıyor. Biz, kıymetli metalleri son yıllarda zirvelere taşıyan yapısal dinamiklerin büyük ölçüde yerli yerinde durmaya devam ettiğini düşünüyoruz. Merkez bankalarının rezerv tercihleri, başta ABD’de ve devamında dünyada giderek artan devasa kamu borçluluğu ve dünyanın kolay kolay kurtulamayacağı jeopolitik kırılganlıklar, uzun vadede zayıf dolar temasını yeniden gündeme taşıyabilecek unsurlar olarak öne çıkıyor. Bu nedenle kısa vadede daha düşük seviyelerin test edilmesi ihtimalini göz ardı etmesek de, bugün birçok yatırımcının sorduğu “kıymetli metallerde hikâye bitti mi?” sorusuna cevabımız şimdilik net bir şekilde “hayır” olmaya devam ediyor.

Fed’in efsanevi başkanlarından Alan Greenspan 100 yaşında hayatını kaybetti. 1987-2006 yılları arasında görev yapan Greenspan, 1987 borsa çöküşünden Asya ve Rusya krizlerine, dot-com balonundan 11 Eylül sonrasına kadar birçok kritik dönemde ABD ekonomisini yöneten isim olarak hafızalara kazındı. Özellikle 1990’lı yıllarda enflasyon yaratmadan büyümeyi destekleyen politikaları nedeniyle dönemin “ekonomi maestrolarından” biri olarak kabul edildi. Greenspan’ın vefatı, göreve henüz geçen Fed Başkanı Kevin Warsh ile yapılan benzetmeleri de yeniden gündeme getirdi. Warsh’ın geçen haftaki ilk FOMC toplantısının ardından yayımladığı son derece kısa ve sade politika metni, piyasa katılımcıları tarafından Greenspan döneminin daha az yönlendirme yapan ve piyasaya daha fazla alan bırakan iletişim tarzına benzetildi.

Dün göreceli olarak haftaya sakin bir şekilde başlayan Türk hisse senetlerinin bugün küresel arenada var olan limoni havadan nasibini alacağını düşünüyoruz. USDTRY kuru kamunun kontrolünde güne 46,45 seviyelerinden başlarken, CDS risk primi ise savaş öncesi döneme geri dönerek 220 baz puan seviyelerinde salınmaya devam ediyor. Petrol fiyatlarında yaşanan geri çekilmenin Türkiye’nin cari açık ve enflasyonla mücadelesine destek sağlayacağı beklentisiyle iki yıl vadeli gösterge tahvilin bileşik faizi %41 seviyesinin diplerinde kalmaya dün de devam etti. Mevcut tablonun korunması hâlinde enflasyon görünümüne yönelik risklerin azalabileceği, bunun da TCMB’nin faiz indirimlerine beklenenden daha erken başlayabileceği ihtimalini göz ardı etmemek gerekiyor.

Dün Türkiye’de açıklanan tüketici güven endeksinin Haziran ayında 87,9 seviyesine yükselerek Haziran 2023’ten bu yana en yüksek seviyesine geldiğini gördük. TCMB’nin iç talepte yavaşlama olduğunu söylediği bir ortamda son üç yılın zirvesine çıkan veri bizler açıkçası şaşırttı. Tek bir veriye bakarak yorum yapmak yerine, bundan sonraki aylara da bakarak daha anlamlı bir resim görmeye çalışacağız. Öte yandan, TCMB’nin açıkladığı sektörel enflasyon beklentilerinde Haziran ayı sonuçları açıklandı. On iki ay sonrasına ilişkin hanehalkı enflasyon beklentisi %46,13 iken USDTRY kuru beklentisi ise 52,67. Bugüne göre bakarsak sadece %14 düzeyinde bir artış beklentisi var. Bu da yurt içi yerleşiklerin TL ile âşkının neden devam ettiğinin en somut göstergesi olarak ön plana çıkıyor.

Hazır verilerden söz etmişken, bugün İngiltere, Avrupa ve ABD’de açıklanacak imalat sanayi PMI verilerini takip edeceğiz. Perşembe günü ise ABD’de açıklanacak Fed’in favori enflasyon göstergesi PCE (Kişisel Tüketim Harcamaları Enflasyonu) ve GSYH büyüme verilerinin kritik olacağını düşünüyoruz.

Emre Değirmencioğlu

Okumaya devam et

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

Petrol ateşi, enflasyon korkusu, yükselen tahvil faizleri: Gözler ABD TÜFE’de

Yayınlanma:

|

Yazan:

Küresel mali piyasaların gündemini Orta Doğu’da devam eden ABD-İran meselesi meşgul etmeye devam ediyor. Anlaşma umutlarının son dakikada yerini yeniden belirsizliğe bırakmasına artık pekâlâ alıştık. Kasım ayında ABD’de yapılacak ara seçimlere adım adım yaklaşılırken, yükselen enerji fiyatları, savaş karşıtı seslerin giderek artması ve en önemlisi altıncı ayına yaklaşan savaşta İran’ın direncinin kırılamaması, buna karşılık ABD’nin savaş mühimmat stoklarının kritik seviyelere kadar gerilemesi, psikolojik üstünlüğü de İran tarafına geçirmiş görünüyor. Brent cinsi ham petrolün sadece bir haftada 78 dolardan 90 dolara yükselerek %13 değer kazanması dünyayı gererken, ABD cephesinin de artık arkasına bakmadan bölgeden çıkıp evine dönmek istediğini düşünüyoruz. Lâkin bunu yaparken mağlup olduk görüntüsü vermek istememesi, İran’ın da elinin güçlendiğinin farkında olması, diplomatik süreci ister istemez daha da çetrefilli bir hâle getiriyor.

Bu gelişmelerin ışığında, küresel mali piyasaların dün günü hafif de olsa satış baskısıyla tamamladığını, lâkin karamsar bir havanın da egemen olmadığını peşinen belirtmemiz gerekiyor. ABD borsaları geceyi hafif düşüşlerle tamamlarken, son günlerde yatırımcı ilgisini üzerine çeken kıymetli metaller de bir miktar kâr satışına maruz kaldı. Buna rağmen yukarı yönlü isteğin korunduğunu görüyoruz. Altının ons fiyatı bu sabah 4,415 dolar seviyesine yükselirken, gümüş 66 dolar seviyesine yakın işlem görüyor. Teknik mânâda, dün bültenimizde grafikler eşliğinde gösterdiğimiz üzere, altında yukarıda ilk olarak 4,500 dolar (200 günlük hareketli ortalama), devamında ise 4,575 dolar seviyesini takip ediyoruz. Gümüşte ise ilk hedef, 200 günlük hareketli ortalamaların geçtiği 71 dolar, devamında 80 dolar seviyesi olarak ön plana çıkıyor. Kripto âleminin amiral gemisi Bitcoin ise 64-65 bin dolar bölgesindeki prangalarından henüz kurtulamadı. Kurtulması durumunda soluğu 71 bin dolar seviyesinde alacağını düşünüyoruz. Bu arada, Altın/Bitcoin rasyosunun son dört haftadır altın lehine ilerlediğinin de altını çizmek isteriz.

Jeopolitik gelişmeler gündemin ana maddesi olmayı sürdürürken, Bab el-Mandeb Boğazı’nda Husilerin saldırdığı Mısır’a ait yük gemisinde 4 mürettebat hayatını kaybederken, ABD ise İran ablukasını ihlal ettiğini belirttiği Panama bandıralı bir gemiyi Umman Körfezi’nde vurdu. İki kritik deniz yolunda artan gerilim, petrol üzerindeki yukarı yönlü baskıyı da hâliyle artırıyor. Kızıldeniz’de ABD ve Husilerin saldırılarına ilişkin haberlere bu sabah Asya’dan da yenileri eklendi. Kuzey Kore, Güney Kore ve ABD’nin ortak askerî tatbikatı öncesinde balistik füze fırlatırken, Tayvan ise Çin ile Endonezya’nın adanın doğusunda planladığı ortak deniz tatbikatına tepki gösterdi. İran’ın Hürmüz Boğazı konusunda geri adım atmamasıyla petrol yükselirken, jeopolitik risklerin yanı sıra uzun vadeli faizlerin yükseldiği bir günde altının güvenli liman kimliğini tekrar hatırlayarak yükselişle cevap vermesi dikkatimizden kaçmadı.

ABD’de 30 yıllık tahvil faizi dün %5,28 seviyesini test ederken, ABD ve Japonya’nın ortak müdahâlesine rağmen yeniden 160 seviyesine dayanan USDJPY paritesine paralel olarak Japonya’da da faiz artışı beklentileri güçleniyor. Beş yıllık Japon tahvil faizi %2,10 ile son otuz yılın en yüksek seviyesini test ederken, faiz getirisi olmayan altının tüm bunlara rağmen yükselme isteği sergilemesinin tekrar altını çizmek isteriz. Normal şartlarda risksiz faiz olarak görülen devlet tahvillerinin getirileri yükselirken hırpalanmasını beklediğimiz altının, bu kez merkez bankalarının kontrolü kaybedebileceği endişesiyle değer kazandığını düşünüyoruz. ABD ile Japonya’nın ortak döviz müdahâlesinin arka planında, yükselen uzun vadeli tahvil faizlerini baskılama isteğinin de yattığını unutmamak gerekiyor. İç talebi daha da zayıflatmamak adına faiz artırmaktan kaçınan Japonya’nın, yene müdahâle edebilmek için dolar satıp yen alması gerekiyor. Lâkin bunun için ihtiyaç duyduğu doları yaratmak adına elindeki ABD tahvillerini satması, bu kez ABD tahvil faizlerini daha da yukarı itiyor. ABD’nin neden Japonya ile birlikte müdahâle ettiğinin şimdi daha da iyi anlaşıldığını düşünüyorum: ABD’nin uzun vadeli tahvil faizlerinin yukarıya gitmesine tahammülü yok!

Tüm bu gelişmelere rağmen, yeni gün başlangıcında Asya piyasalarında iyimser bir seyrin hâkim olduğunu görüyoruz. Güney Kore borsası KOSPI bu sabah %4,3 yükselirken, dün kapalı konumda olan gösterge endeks Tokyo borsası ise %0,5 yükseliş kaydetti. ABD borsalarının vadeli işlemlerinde de hafif de olsa yükseliş isteği dikkat çekerken, piyasaların gözü bugün ABD’de 15.30’da açıklanacak TÜFE verisine çevrildi. Reuters anketine göre manşet enflasyonun aylık %0,1 (yıllık %3,4), çekirdeğin aylık %0,2 (yıllık %2,5) artması bekleniyor. Beklentilerin üzerinde bir veri, zayıf istihdam rakamlarının ardından gerileyen Fed faiz artışı beklentilerini yeniden güçlendirebilir. Öte yandan zayıf bir gerçekleşme ise, faiz artırım beklentilerinin zayıflamasına neden olabilir. Nisan, Mayıs ve Haziran aylarını peş peşe düşüşle tamamlayan petrolün, Temmuz ayında yükselişe geçerek 100 dolar seviyelerini test etmesinin enflasyon verisine nasıl yansıyacağını hep birlikte göreceğiz. Fed’in zayıf seyreden istihdam ile artan petrol fiyatlarının yarattığı enflasyonist baskı arasında sıkışması ve faiz artırmakta zorlanacağı beklentisinin ise ana tema olmaya devam edeceğini düşünüyorum.

Fed vadeli faiz kontratları, eylül ayında faiz artırımına bu sabah da neredeyse yazı-tura ihtimali verirken, sene sonuna kadar ise 29 baz puan artırım fiyatlanıyor. Gösterge 10 yıllık ABD tahvil faizi yeniden %4,70 seviyesinin kıyısında işlem görürken, dolar endeksi ise göreceli olarak yatay bir seyir izleyerek psikolojik 100 seviyesinin hemen altında yer alıyor. Enflasyon verisi, dolar ve tahvil faizleri açısından kritik önem arz ederken, 1,1535 seviyelerinde veriyi bekleyen EURUSD paritesinin de yukarı yönlü seyrine devam edebilmesi için haftayı 1,1525 seviyesinin üzerinde tamamlaması gerekiyor.

Türkiye cephesinde ise USDTRY kuru 47,75 seviyelerine bebek adımlarıyla yükselirken, CDS risk primi 225 baz puan seviyelerinde ve son dönemlerin en düşüğünde işlem görmeye devam ediyor. İki yıl vadeli gösterge tahvilin bileşik faizi hafif de olsa yükselerek %41,75 seviyelerine gelirken, gözler ABD enflasyon verisinin ardından yarın TCMB tarafından yayınlanacak yılın üçüncü Enflasyon Raporu’na çevrilecektir. Başkan Karahan’ın sunumu ve basın toplantısının önem arz edeceğini bir kez daha belirterek savaşla birlikte %37 seviyesinden %40 seviyesine yükselen Ağırlıklı Ortalama Fonlama Faizi’nin (AOFM) kademeli olarak gevşetilme ihtimalini göz ardı etmiyoruz. Dün Bloomberg haberinde hisse senedi piyasasında yaşanan garip fiyat hareketleri ve bununla ilgili SPK’ya yönelik taleplerin ön plana çıkması dikkatimizden kaçmadı. Bloomberg’e göre büyük fon yöneticileri, bazı hisselerdeki olağan dışı fiyat hareketlerinin piyasa güvenini ve Türkiye’nin MSCI gelişmekte olan ülke statüsünü riske attığı uyarısında bulunarak SPK’dan daha sert ve hızlı önlem talep etti. Bu haberin tek başına son dönemde borsa cephesinde yaşanan satış dalgasının bir kısmını açıklamaya yettiğini peşinen belirtelim. Hisse senetlerinde yaşanan kredibilite kaybının üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir başlık olduğunu düşünüyoruz.

ABD Enflasyon

1786509234d9fa02e47daef20afc86f5465019be43_1_1200.jpg

Emre Değirmencioğlu

Okumaya devam et

BORSA

2026 YILINDA HALKA ARZ OLUP HALKA ARZ FİYATININ ALTINA DÜŞEN ŞİRKETLER…

Yayınlanma:

|

Yazan:

2026 yılında güncelde 29 şirket halka arz oldu ve 10 şirketin hissesi halka arz fiyatının altına düştü..

Peki ama bu neden olabilir ?

En basit haliyle nedenleri şöyle sıralayabiliriz:

1. Halka arz fiyatının yüksek belirlenmesi – Şirket piyasa tarafından pahalı bulunur.

2. Halka arz sonrası satış baskısı – Kısa vadeli yatırımcılar kâr/zarar realizasyonu yapar.

3. Beklentilerin gerçekleşmemesi – Ciro, kâr veya büyüme hedefleri tutmaz.

4. Kârlılığın düşmesi – Brüt kâr veya EBITDA marjı geriler.

5. Yüksek borçluluk – Borç ve faiz giderleri şirketin kârını baskılar.

6. Zayıf nakit akışı – Şirket kâr etse bile yeterli nakit üretemez.

7. Sektörün kötüleşmesi – Şirket iyi olsa bile sektör genelindeki daralma fiyatı aşağı çeker.

8. Borsa genelindeki düşüş – Risk iştahının azalması yeni halka arzları daha fazla etkileyebilir.

9. Halka arz gelirinin kullanımına ilişkin endişeler – Yatırımcı, toplanan sermayenin yeterince verimli kullanılmayacağını düşünür.

10. Şirket/haber kaynaklı güven kaybı – KAP açıklamaları, bilanço veya kurumsal gelişmeler yatırımcı algısını bozabilir.

YATIRIMCI NE YAPABİLİR ?

1. Şirketin son bilançosunu kontrol et: Kâr, EBITDA, borç ve nakit akışı bozulmuş mu?

2. Halka arz çarpanlarını yeniden hesapla: Şirket hâlâ pahalı mı, yoksa fiyat artık makul mü?

3. Düşüşün nedenini ayır: Şirket kaynaklı mı, sektör/BIST kaynaklı mı, yoksa satış baskısı mı?

4. Yatırım tezini sorgula: Halka arzda satın alma gerekçen hâlâ geçerli mi?

5. Şirketin nakit üretimine özellikle bak: Kâğıt üzerindeki kâr ile gerçek nakit yaratma her zaman aynı şey değildir.

6. Şayet Gerekçe ortadan kalktıysa zararı kabullenmek mantıklı olabilir : Sermayeyi daha güçlü bir alternatife taşımak bazen daha doğru olabilir.

Son söz : Fiyatı takip et, değeri sorgula; çünkü fiyat her zaman değer değildir.

Okumaya devam et

GÜNCEL

HALKA ARZ olmak üzere iken KONKORDATO ilan eden Şirketler..

Yayınlanma:

|

Yazan:

Halka arz sürecindeki şirketin Konkordato ilan etmesi halka arz öncesi finansal ve kurumsal hazırlık aşamasında bazı kırılganlıkların gözden kaçmış olabileceğini düşündürtür.

Bu vakalar tek başına “SPK veya bağımsız denetim yanlış yaptı” anlamına gelmez; konkordato ile halka arz başvurusu arasında zaman farkı olabilir ve şirketin finansal durumu hızla bozulabilir. Ancak bu süreçler yatırımcı açısından ciddi kırmızı bayraklar oluşturur.

Özellikle yatırımcılar şu noktaları sorgulamalı:

* Kârlılık ile nakit yaratma arasındaki fark
* Yüksek borçluluk ve kısa vadeli borç baskısı
* Faiz giderlerinin operasyonel kârı eritmesi
* İşletme sermayesine aşırı kaynak bağlanması
* Halka arzdan gelecek paraya aşırı bağımlılık
* Kur, faiz ve satış düşüşü gibi stres senaryolarının yeterince dikkate alınıp alınmadığı

Yani; Halka arz başvurusu, şirketin finansal olarak sağlıklı olduğu anlamına gelmez. Asıl test; şirketin halka arz gerçekleşmeden, kendi faaliyetlerinden yarattığı nakitle borçlarını çevirebilme kapasitesidir.

STRES TESTİ

Halka arz öncesi hangi stres testlerinde hangi riskler gözden kaçtı sorusu ciddi biçimde yatırımcılar tarafından gündem edilmeli. Örneğin ;

* Faiz %10–20 artarsa → Faiz giderini karşılayabiliyor mu?
* Satışlar %10–20 düşerse → FAVÖK ve nakit akışı ne olur?
* Kâr marjı düşerse → Borç ödeme kapasitesi bozuluyor mu?
* TL %20–30 değer kaybederse → Döviz borcu ne kadar kur farkı zararı yaratır?
* Alacak tahsilatı 60–90 gün gecikirse → Şirketin nakdi yeterli mi?
* Stoklar artarsa / stok devir hızı düşerse → İşletme sermayesi ihtiyacı ne kadar büyür?
* Halka arzdan beklenen para 6–12 ay gecikirse → Şirket mevcut nakdiyle yaşayabilir mi?

Özetle, Halka arz opsiyonu, finansmana erişim problemi yaşayan şirket için bir “kurtuluş finansmanı” haline gelmiş durumda; ancak SPK süreci uzadığında şirketin halka arz gerçekleşmeden likidite krizi yaşama riski ortaya çıkıyor. 2026’da İnfinia ve Türk Ambalaj bunun güncel örnekleri.

Ez cümle, Finansal okuryazarlık, parayı yönetmekten önce riskleri görme sanatıdır; çünkü göremediğiniz riski de yönetemezsiniz..

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.