Connect with us

ŞİRKETLER

Sektöre göre maaş beklentisi

Asgari ücret bir yıl öncesine göre yüzde 100’e yakın artışla 8 bin 506 TL oldu. Beyaz yakalılar ile yönetici ücretlerinin ne olacağı ise belirsizliğini koruyor. Beyaz yakalılar için 2023’te ücretlerde yüzde 60-65 arasında artış tahmin ediliyor. Taban ile tavan arasındaki makasın da kapandığına dikkat çeken uzmanlar, EYT gibi kritik konuların önümüzdeki yılın ücret stratejilerini etkileyeceğini düşünüyor.

Yayınlanma:

|

Capital Dergisi’nden Ayçe Tarcan Aksakal‘ın haberine göre 2022, ücretler anlamında sıra dışı bir yıl olarak tarihe geçti, tüm öngörü ve varsayımlar alt üst oldu. Enflasyondaki hızlı yükseliş ve alım gücündeki değişimler nedeniyle pek çok şirket planlanan zam dönemi gelmeden çalışanlarını destekleyici uygulamaları ve ara zamları hayata geçirdi. Bunun sonucunda hemen her sektörde, şirketlerin yılda 2, 3, hatta 4 kez ücret düzenlemesine gittiği görüldü.

2023’te ise asgari ücret bir yıl önceye göre yüzde 100 artışla 8 bin 506 TL olarak belirlendi. Memur ve emeklinin zammı ise bu yıl için yüzde 30 oldu.

Yeni asgari ücretin, bu yıl beyaz yakalıların ücretlerini nasıl etkileyeceği en fazla merak edilen konuların başında yer alıyor. Çünkü asgari ücretteki artış, aynı oranda diğer kademelere yansıtılamıyor. Tabandan tavana çıktıkça zam oranları azalıyor.

Ancak bu yıl her şeye rağmen özel sektörde zam beklentisi büyük. Buna karşın artış oranının asgari ücret artış oranına ve enflasyon seviyesine göre daha aşağıda kalacağı endişeleri de yaygın.

Türkiye’nin en büyük 500 şirketini kapsayan 2023 ücret araştırması, son 2 yıla göre önemli değişimlere işaret ediyor. Bir taraftan en büyük şirketlerde bile zam belirsizliği yaşanırken diğer yandan 2022’ye göre zam oranlarında artış dikkat çekiyor.

2022’de özel sektörde ara zamlarla birlikte toplam ücret artışı ortalama yüzde 40-65 bandında gerçekleşti. Ancak e-ticaret ve teknoloji alanlarında yüzde 100’ün üzerinde maaş artışı yapanlar da oldu. Bu yıl zam oranları enflasyonun altında kalıyor. 489 firmanın katıldığı Mercer 2023 Ücret ve Yan Haklar Araştırması’na göre 2023 yılında şirketlerin çalışanlarına yapması beklenen toplam ücret oranı artışı, yüzde 61. Bu ay içinde yapılacak ücret artış oranınınsa ortalama yüzde 43 olacağı öngörülüyor. 

Enflasyonun çalışan tarafında ücret zammı beklentisini artırdığını söyleyen Mercer Türkiye CEO’su Dinçer Güleyin, “Yüksek enflasyon ve asgari ücretteki artışlar, yeni mezun ücret seviyesini yukarı yönlü oynatırken organizasyonlardaki üst seviye rollerde benzer seviyelerde artışlar yapılmadığı görüyoruz” diyor.

NORM KADRO HAZIRLIĞI

Bu ay beyaz yakalılara ve yöneticilere ortalama yüzde 45 zam yapılacağını öngören BS Executive Search Kurucusu Duygu Kütahya, tüm yıl boyunca planlanan toplam artışın ise ortalama yüzde 70 civarlarında olacağını ifade ediyor. Enflasyon ve olası bir durgunluk konusundaki belirsizlikle karşı karşıya kalan şirketlerin büyük kısmının 2023 Ocak zammını uyguladıktan sonra “bekle ve gör yaklaşımı” benimseyeceklerini ve maaş bütçelerini temkinli bir şekilde artırma yoluna gideceklerini söyleyen Kütahya, “Şirketler ücret artışlarıyla ilgili anlık stratejiler belirleyecek” diyor. Mercer Kariyer Ülke Lideri Şadiye Azışık, geçen yıldan farklı olarak 2023’te şirketlerin herkese aynı ücret artış oranını yapmayacağını daha selektif davranacağını söylüyor. Azışık, “Dünyada resesyon beklendiği için şirketlerde norm kadro hazırlıkları yapılıyor” diyor.

MAKAS DARALIYOR

Asgari ücretteki artışlar, diğer kademelere doğru oranda yansıtılamıyor. Mavi yaka ve giriş seviyesindeki ücret artışları yöneticilerin zam oranlarının çok üzerinde gerçekleşiyor. Bu durum yeni mezunla genel müdür arasındaki ücret makasının daralmasına neden oluyor. Mercer’ın araştırması da Türkiye’de yeni mezunla genel müdür arasındaki ücret makasının daraldığını gösteriyor. 2021’de genel müdürle yeni mezun arasında 16 kat fark varken bugün aradaki ücret farkı 14 kata geriledi.

REKOR OTOMOTİVDE

Mercer 2023 Ücret ve Yan Haklar Araştırması’na göre bu yıl en yüksek ücret artışının yüzde 70,5’le otomotiv sektöründe olması bekleniyor. Otomotivin ardından en yüksek zam oranlarının olacağı sektörlerin başında ise sırasıyla enerji, üretim, otomotiv tedarik sanayi, maden ve metal, lojistik ve finansal hizmetler sektörleri bulunuyor. Bu sektörlerin hemen hepsinde zam oranları yüzde 65’in üzerinde bekleniyor.
Bilişim, yapay zeka, telekomünikasyon, hızlı tüketim, bankacılık, otomotiv, enerji, gıda, ilaç, üretim sektörlerinde ücret artışlarının daha yüksek olacağını belirten Fortune Danışmanlık Kurucusu Ayşen Arıduru, “Turizm, sigorta, sağlık, inşaat, eğitim, iletişim ve hizmet sektörlerinde ücret artışı daha düşük olacak” diye konuşuyor.

DÖVİZLE MAAŞA GEÇİŞ

Başta BT olmak üzere teknoloji, yönetim, şirket değerlemesi, kripto, fintek gibi kritik pozisyonlarda adaylara dövizle maaş veren şirket sayısı artıyor. Döviz vermeyenler ise maaşları Euro veya dolar kuruna endeksliyor.

EYT BELİRLEYİCİ OLACAK

Doğan Holding İK Başkan Yardımcısı Şebnem Bezmen, bu yıl EYT’nin gündeme gelmesiyle bu kapsama giren özellikle kritik rollerde çalışmakta olan yüksek potansiyeli ve performansı olan çalışanlar için farklı uygulamaların devreye alınacağını belirtiyor. “EYT farklı yan haklar ve ücret yönetimi süreçlerini doğurabilir” diyen Bezmen, bu çalışanların emekli olmaması için daha yüksek ücretlerin ödenmesi veya sağlık planlarının farklı şekilde yönetilmesinin söz konusu olabileceğini ifade ediyor. Rekabetçi iş piyasası ve yüksek enflasyonun işverenlerin, yalnızca yetenekleri kendi organizasyonlarına çekmekle kalmayıp aynı zamanda tutundurulmaları için de ücret ve yan hakları yeniden düşünmelerini zorunlu hale getirdiğini söyleyen Bezmen, “Pandemiyle çalışanlara sağlanan yan haklar çalışanın duygusal, sosyal ve finansal olarak sağlıklı olması üzerine kurgulanmaya başlandı ve bu yaklaşımın da devam edeceğini düşünüyoruz” diyor.

BANKALARDA ZAM ORANLARI NETLEŞMEYE BAŞLADI

Öte yandan çalışanlar ocak ayı maaşlarına yansıyacak zam oranlarını beklerken, bazı bankalarda yeni maaşlar açıklanmaya başlandı.

İş Bankası yönetimi çalışanlara 2023 yılı için ortalama olarak yüzde 51,28 oranında zam yaptı. Ayrıca çalışanlara aylık verilen 2000 TL Maxi Puan da 3285 TL’ye çıkarıldı. Böylece zam oranı yüzde 67’ye ulaşmış oldu.

Banka, yemek ücretini ise günlük 128 liraya çıkartırken en düşük çalışanının maaşını ise yan ödemelerle birlikte 18 bin liraya yükseltti.

Öz Finans-İş Sendikası Genel Başkanı Ahmet Eroğlu da, Ziraat, Halk ve Ziraat Katılım bankalarında çalışanların ücretlerine yüzde 55 zam yapıldığını bildirdi.
Sektörlere göre maaşlar ve zam tahminleri ise şöyle:

500 BÜYÜK ŞİRKETTE POZİSYONLARA GÖRE ÜCRETLER 

(500 büyük şirket, aylık net, TL)
Pozisyon 2023
Üst düzey yönetim Minimum Maksimum
Yönetim kurulu başkanı 115.000 435.000
Yönetim kurulu üyesi 45.000 250.000
Genel müdür 76.000 350.000
Genel müdür yardımcısı 58.500 170.000
İnsan kaynakları
İnsan kaynakları direktörü 50.000 140.000
İnsan kaynakları müdürü 32.500 75.000
Yetenek gelişim yöneticisi 24.500 45.000
İnsan kaynakları uzmanı 14.000 27.500
Kalite yöneticisi 15.000 37.000
Bordro uzmanı 12.500 25.500
Bilgi işlem
Bilgi teknolojileri direktörü 57.000 200.000
Bilgi işlem müdürü 35.500 110.000
Üst düzey sistem programcısı 32.500 75.000
Analist programcı 23.000 60.000
Sistem analisti 19.500 57.500
Network mühendisi 19.000 48.500
PC destek yöneticisi 15.000 35.000
Sistem operatörü 14.500 30.000
Teknik destek operatörü 13.000 27.000
Satış
Satış direktörü 45.000 190.000
Satış müdürü 27.500 122.500
Bölge satış müdürü 24.500 74.500
Satış temsilcisi/yöneticisi 14.500 44.000
Telesatış operatörü 10.000 22.500
Pazarlama
Pazarlama direktörü 54.000 145.000
Ürün grup müdürü 33.000 90.000
Ürün müdürü 21.000 65.000
Halkla ilişkiler müdürü 21.000 52.500
Müşteri ilişkileri yöneticisi 20.000 48.000
Pazarlama araştırma uzmanı 14.250 34.500
Halkla ilişkiler uzmanı 14.250 29.500
Hukuk &İdari işler
Hukuk müşaviri 35.150 160.000
Kıdemli avukat 24.000 65.000
Avukat 16.500 24.500
İdari işler müdürü 21.000 37.500
İdari işler yöneticisi 18.000 27.500
İdari işler uzmanı 11.500 18.500
Bina yöneticisi 12.500 19.000
Bina yönetim uzmanı 10.500 16.000
Finans
Finans direktörü 45.000 160.000
Mali işler müdürü 35.000 75.000
Muhasebe müdürü 32.500 55.000
Bütçe kontrol müdürü 22.500 44.500
Bütçe uzmanı 17.500 27.500
Finans analisti 22.500 35.000
Muhasebe şefi 20.000 32.500
Muhasebe uzmanı 13.000 25.000
Muhasebe elemanı 10.000 15.000
Satın alma ve lojistik
Satınalma ve lojistik direktörü 37.500 120.000
Satınalma müdürü 18.500 48.500
Satınalma yetkilisi 14.500 32.500
Lojistik yetkilisi 12.500 27.500
İthalat uzmanı 12.500 22.500
Üretim
Üretim direktörü 43.500 110.000
Fabrika müdürü 38.000 97.500
Üretim müdürü 25.500 67.500
Kalite müdürü 18.500 45.000
Üretim şefi 14.500 35.000
Endüstri mühendisi 12.500 27.500
Üretim planlama uzmanı 12.500 25.000

Kaynak: İK şirketlerinin verileri ve Capital’in araştırması dikkate alınarak Türkiye’nin en büyük 500 şirketindeki ücretleri yansıtacak şekilde oluşturuldu.
İŞE YENİ GİRENLER NE BEKLİYOR? 

 

İşe yeni girenleri ne bekliyor? (Aylık net maaş,TL)
Eğitime göre Minimum (%) Maksimum (%)
Üniversite 11.500 17.000
Yüksek lisans 14.500 24.500
Doktora 16.000 27.500

Not: Ücretler Türkiye’nin 500 büyük şirketi dikkate alınarak hesaplandı

SEKTÖRLERE GÖRE ÜCRETLER: 

 

Sektörlere göre ücretler (aylık net, TL)
Tekstil -İhracat 2023 minimum 2023 maksimum
Genel müdür 48.000 192.000
Genel müdür yardımcısı 37.500 72.000
Müdür 18.000 45.000
Uzman 10.000 21.000
Bankacılık
Genel müdür 150.000 387.500
Genel müdür yardımcısı 97.500 167.500
Müdür 31.500 85.000
Şube müdürü 24.750 55.000
Uzman 11.250 22.000
Reklam
Genel müdür 57.000 135.000
Kreatif direktör 42.000 102.000
Art direktör 35.000 91.000
Müşteri ilişkileri direktörü 33.000 68.000
İlaç
Genel müdür 107.000 330.000
Genel müdür yardımcısı 78.000 165.000
Müdür 32.000 85.000
Uzman 15.500 35.000
Satış temsilcisi 12.500 21.000
Perakende
Genel müdür 63.000 185.000
Genel müdür yardımcısı 37.500 102.500
Müdür 19.500 45.500
Mağaza yöneticisi 18.000 31.500
Uzman 10.000 17.500
Turizm
Genel müdür 40.500 135.000
Genel müdür yardımcısı 33.000 87.500
Müdür 18.750 44.500
Uzman 12.000 23.500
Hızlı tüketim
Genel müdür 64.500 210.000
Genel müdür yardımcısı 39.000 92.000
Müdür 20.250 56.000
Uzman 11.000 26.500
Enerji
Genel müdür 82.500 280.000
Genel müdür yardımcısı 38.250 201.250
Müdür 24.000 119.000
Uzman 12.000 41.125
Bilişim/Telekom
Genel müdür 81.000 297.500
Genel müdür yardımcısı 47.250 145.000
Müdür 30.000 95.000
Uzman 12.000 42.000
Otomotiv
Genel müdür 87.000 253.750
Genel müdür yardımcısı 62.250 152.250
Müdür 27.000 82.000
Mühendis 16.500 35.000
Uzman 12.500 33.250
İnşaat/konut
Genel müdür 47.250 202.500
Genel müdür yardımcısı 37.500 97.500
Proje müdürü 22.500 85.000
Uzman 12.500 37.500
Özel sağlık
Genel müdür 61.500 237.500
Genel müdür yardımcısı 51.750 140.000
Müdür 26.250 87.500
Uzman doktor 23.500 95.000
Uzman 12.500 33.500

Not: Ücretler Türkiye’nin 500 büyük şirketi dikkate alınarak hesaplandı.
Kaynak: İK şirketlerinin verileri ve Capital’in araştırması dikkate alınarak oluşturuldu.

2023 İÇİN 14 SEKTÖRDE ZAM ORANI TAHMİNLERİ: 

2023 için 14 sektörde minimum-maksimum zam oranı tahmini
Sektör Minimum (%) Maksimum (%)
Bilişim-internet 32,5 67,0
İlaç ve sağlık 29,5 59,0
Hızlı tüketim 33,5 66,5
Tekstil 17,5 44,5
Gıda 35,0 66,5
Danışmanlık 28,5 55,0
Enerji 34,0 67,5
Üretim 29,0 60,5
Lojistik 27,0 55,0
Bankacılık 36,0 67,5
Otomotiv 25,0 57,5
İnşaat-gayrimenkul 17,5 51,5
Sigorta 34,0 62,5
Turizm 25,0 55,5
Kaynak: Datassist

2023 BEKLENEN ORTALAMA ÜCRET ARTIŞI 

SEKTÖR 2023 BEKLENEN ORTALAMA ÜCRET ARTIŞI
Otomotiv Ana Sanayi 70,5
Enerji 68,6
Üretim 67,3
Otomotiv Tedarik Sanayi 67,1
Maden & Metal 66,8
Lojistik 66,3
Finansal Hizmetler 65,4
Teknoloji 62,5
Sigorta 61,2
Kimya 60,3
Holdingler 57,8
Tüketici Ürünleri 57,2
Perakende 56,8
Kaynak: Mercer

Okumaya devam et

EKONOMİ

Vergi rekortmenleri ekonominin röntgenini çekti: Bankalar zirvede, sanayi nerede?

Yayınlanma:

|

Türkiye’nin kurumlar vergisi rekortmenleri listesi yalnızca kimin daha fazla vergi ödediğini göstermiyor. Liste aynı zamanda ülkede kârın hangi sektörlerde yoğunlaştığını, yüksek faiz döneminin kazananlarını ve kaybedenlerini ve üretim ekonomisinin karşı karşıya bulunduğu yapısal problemi de ortaya koyuyor. İlk sıralarda bankalar ve finans kuruluşları ağırlık kazanırken Türkiye’nin büyük sanayi şirketlerinin görünürlüğünün oldukça düşük olması dikkat çekiyor. Almanya’ya bakıldığında ise ekonomik devler listesinin omurgasını otomotiv, makine, kimya ve teknoloji şirketleri oluşturuyor.

Gelir İdaresi Başkanlığı’nın kurumlar vergisi rekortmenleri sıralaması Türkiye ekonomisinin son yıllarda geçirdiği dönüşümü tartışmaya açacak nitelikte.

Bankavitrini.com’un incelediği listede bankacılık ve finans kuruluşlarının belirgin ağırlığı görülürken; otomotiv, demir-çelik, makine, petrokimya, beyaz eşya ve diğer büyük sanayi sektörlerinin listenin üst sıralarında yeterince temsil edilmemesi dikkat çekiyor.

Buradaki temel soru şu: Türkiye’de üretim yapan, ihracat gerçekleştiren, yüz binlerce kişiye istihdam sağlayan büyük sanayi kuruluşları neden kurumlar vergisi rekortmenleri listesinin zirvesinde değil?

Sorunun yanıtı Türkiye’nin son yıllardaki yüksek faiz, yüksek finansman maliyeti ve sanayi kârlılığındaki aşınma sürecinde aranmalı.

Türkiye kurumlar vergisi rekortmenlerinde ilk sıralar

Aşağıdaki tablo, Gelir İdaresi Başkanlığı’nın paylaşılan Türkiye geneli sıralamasında unvanı açıklanan ilk şirketlerden oluşturulmuştur. GİB listesinde bazı mükellefler isimlerinin açıklanmasını istemediği için (*) olarak gösterilmektedir.

Sıra Kurum Faaliyet alanı Tahakkuk eden vergi
1 T.C. Ziraat Bankası A.Ş. Bankacılık 70,39 milyar TL
3 Türkiye Vakıflar Bankası T.A.O. Bankacılık 22,91 milyar TL
4 Türkiye Garanti Bankası A.Ş. Bankacılık 20,08 milyar TL
6 QNB Bank A.Ş. Bankacılık 10,19 milyar TL
7 LC Waikiki Mağazacılık Hizmetleri Tic. A.Ş. Perakende 10,18 milyar TL
8 Emin Evim Tasarruf Finansman A.Ş. Finansman 10,08 milyar TL
9 Citibank A.Ş. Bankacılık 7,68 milyar TL
10 Allianz Sigorta A.Ş. Sigorta 7,61 milyar TL
11 Kuveyt Türk Katılım Bankası A.Ş. Bankacılık 7,57 milyar TL
12 Türkiye Sigorta A.Ş. Sigorta 7,53 milyar TL
13 Turkcell İletişim Hizmetleri A.Ş. Telekomünikasyon 7,47 milyar TL
14 Unilever Sanayi ve Ticaret Türk A.Ş. Sanayi / tüketim ürünleri 7,19 milyar TL
15 BİM Birleşik Mağazalar A.Ş. Perakende 7,07 milyar TL
16 Türkiye Emlak Katılım Bankası A.Ş. Bankacılık 6,99 milyar TL
17 Fuzul Tasarruf Finansman A.Ş. Finansman 6,56 milyar TL
18 Türkiye Hayat ve Emeklilik A.Ş. Sigorta 5,86 milyar TL
19 Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü Madencilik / kimya 5,70 milyar TL
20 Tera Yatırım Menkul Değerler A.Ş. Sermaye piyasaları 5,54 milyar TL
21 İstanbul Takas ve Saklama Bankası A.Ş. Yatırım bankacılığı 4,97 milyar TL
22 Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü Denizcilik 4,92 milyar TL
23 DenizBank A.Ş. Bankacılık 4,81 milyar TL
24 Mercedes-Benz Türk A.Ş. Otomotiv 4,75 milyar TL
25 Türkiye Elektrik İletim A.Ş. Enerji 4,33 milyar TL
26 ITX Türkiye Perakende / tekstil 4,25 milyar TL
27 Philip Morris Tütün Mamulleri Tütün sanayi 4,23 milyar TL
28 AXA Sigorta A.Ş. Sigorta 4,17 milyar TL
31 Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası A.Ş. Bankacılık 3,98 milyar TL
32 Türk Ekonomi Bankası A.Ş. Bankacılık 3,92 milyar TL
Kaynak: Gelir İdaresi Başkanlığı Türkiye geneli kurumlar vergisi sıralaması. (*) İsimlerinin açıklanmasını istemeyen mükellefler tabloya dahil edilmemiştir.

Tabloya bakıldığında sorun çok daha görünür hale geliyor.

İlk 32 sıra içerisinde bankalar, katılım bankaları, sigorta şirketleri, tasarruf finansman şirketleri, yatırım kuruluşları ve Takasbank birlikte değerlendirildiğinde finansal sistemin olağanüstü bir ağırlığı ortaya çıkıyor.

Buna karşılık Türkiye’nin üretim kapasitesini temsil eden otomotiv, demir-çelik, beyaz eşya, makine, kimya, petrokimya gibi sektörlerin aynı ölçüde görünür olmadığı görülüyor.

Ziraat Bankası’nın 70,4 milyar TL’lik vergisi dikkat çekici

Listenin belki de en çarpıcı rakamı Ziraat Bankası’na ait. Bankanın tahakkuk eden kurumlar vergisi yaklaşık 70,4 milyar TL.

İkinci açıklanan banka VakıfBank’ta rakam 22,9 milyar TL, Garanti BBVA’da ise yaklaşık 20,1 milyar TL.

Başka bir ifadeyle Ziraat Bankası’nın tek başına tahakkuk eden kurumlar vergisi, listede bulunan birçok büyük şirketin ödediği vergilerin toplamından daha yüksek. Bu durum bankacılık sektörünün Türkiye ekonomisi içerisindeki kârlılık gücünü ortaya koyması açısından önemli.

Ancak asıl tartışılması gereken bankaların fazla kazanması değil.

Sanayinin neden yeterince kazanamadığıdır.

Bir tarafın faiz geliri diğer tarafın faiz gideri

Türkiye ekonomisinin son birkaç yıldaki en önemli problemlerinden biri burada ortaya çıkıyor. Bankanın verdiği krediden elde ettiği faiz geliri, sanayicinin bilançosunda finansman gideridir.

Dolayısıyla ekonomide faiz oranları uzun süre çok yüksek seviyelerde kaldığında iki farklı bilanço etkisi ortaya çıkıyor:

Banka açısından:

Kredi faizi

Faiz geliri

Bankacılık kârı

Vergilendirilebilir kazanç

Yüksek kurumlar vergisi

Sanayici açısından ise:

Kredi faizi

Finansman gideri

Faaliyet kârının erimesi

Net kârın düşmesi

Vergilendirilebilir kazancın azalması

Türkiye’deki kurumlar vergisi rekortmenleri listesinin sektör dağılımı bu nedenle para politikasından tamamen bağımsız düşünülemez.

Sanayici cirosunu büyütüyor ama kârını büyütemiyor

Türkiye sanayisinin temel problemi satış yapamaması değil. Asıl sorun satıştan elde edilen kârın giderek daha büyük bölümünün finansman giderlerine gitmesi. İstanbul Sanayi Odası’nın Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu çalışması da bu baskının boyutunu ortaya koyuyor.

2025 yılında İSO 500 şirketlerinin finansman giderleri yüzde 38,1 artarak 854,7 milyar TL’ye yükseldi. Finansman giderlerinin net satışlara oranı da yüzde 6’dan yüzde 6,6’ya çıktı. Sanayi şirketleri üretim yapıyor, personel çalıştırıyor, enerji tüketiyor, ihracat gerçekleştiriyor ve işletme sermayesi finanse ediyor. Fakat yaratılan faaliyet kârının önemli bölümü finansman maliyetine gidiyorsa şirketin vergi öncesi kârının yükselmesi giderek zorlaşıyor.

Kurumlar vergisi rekortmenleri tablosunun arkasındaki önemli gerçeklerden biri budur.

Türkiye’nin ekonomik paradoksu

Ortaya oldukça düşündürücü bir tablo çıkıyor: Krediyi kullanan sanayici kâr etmekte zorlanırken krediyi veren finans sistemi yüksek kâr açıklıyor.

Finans sektörünün güçlü olması elbette ekonomi açısından olumsuz değildir. Tam tersine güçlü sermayeye sahip, kârlı ve sağlıklı bankacılık sistemi ekonomik istikrar açısından gereklidir. Problem finans sektörünün kârlılığı değil; finans sektörünün finanse etmesi gereken üretim sektörünün kârlılığının giderek zayıflamasıdır.

Finans ekonominin motoru değil, motorun çalışmasını sağlayan finansman sistemidir.

Motor ise üretimdir.

Almanya’da tablo neden farklı?

Türkiye ile Almanya arasında birebir “vergi rekortmenleri” karşılaştırması yapmak mümkün değil. Bunun çok önemli hukuki bir nedeni bulunuyor.

Alman Vergi Kanunu’nun (Abgabenordnung) 30. maddesi vergi gizliliğini düzenliyor. Kamu görevlilerinin mükelleflere ilişkin korunan vergi ve ticari bilgileri yetkisiz şekilde açıklaması yasak. Bu nedenle Türkiye’deki GİB listesine benzer şirket bazında resmi bir kurumlar vergisi rekortmenleri sıralaması yayımlanmıyor.

Ancak Almanya’nın en büyük şirketlerinin ve en fazla kâr yaratan şirketlerinin sektörel yapısına baktığımızda iki ekonomi arasındaki fark açık biçimde görülüyor.

EY’nin 2025 yılı Almanya’nın en büyük şirketleri araştırmasında ciro açısından ilk üç sırayı Volkswagen, Mercedes-Benz ve BMW oluşturuyor.

Yani üçü de otomotiv sanayisi. Dahası, kâr sıralamasında Deutsche Telekom’un ardından Siemens, BMW ve SAP geliyor.

Bu tablo önemli. Çünkü Almanya’da ekonomik büyüklüğün merkezinde hâlâ üretim, teknoloji ve yüksek katma değerli sanayi bulunuyor.

Almanya’nın ekonomik devleri

Vergi rekortmenleri listesi olmadığı için aşağıdaki tabloyu “vergi rekortmenleri” olarak değil, Almanya’nın ekonomik yapısını göstermek amacıyla büyük şirketler ve faaliyet alanları karşılaştırması olarak okumak gerekiyor.

Şirket Ana faaliyet Ekonomideki niteliği
Volkswagen Otomotiv Sanayi / üretim
BMW Otomotiv Sanayi / üretim
Mercedes-Benz Otomotiv Sanayi / üretim
Deutsche Telekom Telekomünikasyon Teknoloji / hizmet
DHL Group Lojistik Lojistik / hizmet
Siemens Elektrik, otomasyon, teknoloji İleri sanayi
E.ON Enerji Enerji altyapısı
BASF Kimya Ağır sanayi / kimya
Bayer İlaç ve kimya İleri teknoloji / sanayi
Daimler Truck Ticari araç Sanayi / üretim

Volkswagen güncel verilere göre yaklaşık 320 milyar euro civarındaki geliriyle Almanya’nın en büyük halka açık şirketi konumunda. BMW yaklaşık 133 milyar euro, Mercedes-Benz yaklaşık 133 milyar euro gelir büyüklüğüne sahip.

EY araştırmasında da Volkswagen, Mercedes-Benz ve BMW’nin Almanya’nın en yüksek cirolu ilk üç şirketi olduğu doğrulanıyor.

Üstelik Almanya’nın sanayi omurgası otomobilden ibaret değil. Bosch otomotiv teknolojilerinden endüstriyel sistemlere; Siemens elektrifikasyon ve otomasyondan dijital endüstriye; BASF kimyadan ileri malzemelere; Daimler Truck ve TRATON ise ağır ticari araçlara kadar küresel üretim zincirlerinin kritik alanlarında faaliyet gösteriyor.

Almanya’nın bankaları nerede?

İki ülkenin ekonomik yapılanmasındaki fark burada daha da ilginç hale geliyor. Almanya elbette büyük bir finans merkezine sahip. Deutsche Bank ve Commerzbank küresel ölçekte önemli finans kuruluşları.

Fakat Almanya’nın en büyük şirketleri denildiğinde listenin tamamını bankalar kaplamıyor. Volkswagen, BMW, Mercedes-Benz, Siemens, Bosch, BASF, Bayer, Daimler Truck gibi şirketler ekonomik yapının merkezinde yer alıyor.

Almanya’nın üretim gücü aynı zamanda istihdam kapasitesine de yansıyor. EY’nin araştırmasına göre Volkswagen yaklaşık 633 bin çalışanıyla ülkenin en büyük halka açık işverenlerinden biri. DHL yaklaşık 537 bin, Siemens ise 318 bin kişiyi istihdam ediyor.

Yani ekonomik değer üretimi aynı zamanda çok büyük bir üretim ve istihdam ekosistemi yaratıyor.

Türkiye için alarm veren soru

Türkiye açısından tartışılması gereken konu tam olarak burada başlıyor. Bir ekonominin en büyük vergi mükelleflerinin bankalar olması tek başına ekonomik problem değildir.

Ancak; bankalar yüksek kâr ederken, sanayi şirketlerinin kâr marjları düşüyorsa, sanayinin finansman giderleri hızla yükseliyorsa, yatırım iştahı azalıyor ve üretici işletme sermayesine ulaşmakta zorlanıyorsa, o zaman vergi rekortmenleri listesinin sektörel dağılımı önemli bir ekonomik sinyale dönüşür.

Çünkü uzun vadede bankaların da sağlıklı şekilde büyüyebilmesi için güçlü reel sektöre ihtiyaç vardır.

Bankaların vermediği krediyi ekonomi nasıl büyütecek?

Türkiye’nin uyguladığı sıkı para politikası enflasyonu kontrol altına almak amacıyla kredi büyümesini sınırlamaya çalışıyor. Makroekonomik açıdan bunun gerekçesi anlaşılabilir. Ancak bu politikanın uzun süre devam etmesi halinde sanayi şirketlerinde farklı bir bilanço problemi ortaya çıkıyor.

İşletme sermayesi ihtiyacı enflasyon nedeniyle sürekli büyürken kredi miktarı sınırlandırılıyor. Kredi bulunabildiğinde ise maliyeti çok yüksek.

Sonuçta şirketler; stok azaltıyor, yatırım erteliyor, kapasite artırmıyor, vadeli satışları azaltıyor, istihdam konusunda daha temkinli davranıyor, borçlarını çevirmeye odaklanıyor.

Böyle bir ortamda sanayiciden yüksek kurumlar vergisi yaratacak yüksek kârlılık beklemek giderek zorlaşıyor.

Vergi rekortmenleri aslında kâr rekortmenleridir

Kurumlar vergisinin temelinde şirketlerin vergilendirilebilir kazancı bulunuyor. Bu nedenle kurumlar vergisi rekortmenleri listesine farklı bir açıdan bakmak gerekiyor.

Liste aynı zamanda bir anlamda: “Türkiye’de vergilendirilebilir kâr hangi sektörlerde oluşuyor?” sorusunun cevabını veriyor.

Ve mevcut tablo finans sektörünü işaret ediyorsa ekonomi yönetiminin üzerinde düşünmesi gereken mesele budur. Türkiye’nin hedefi bankaların daha az kazanması olmamalı.

Türkiye’nin hedefi sanayinin yeniden daha fazla kazanabileceği bir ekonomik ortam yaratmak olmalıdır.

Üretmeden zenginleşmek mümkün mü?

Finansal faaliyetler ekonominin vazgeçilmez unsurudur. Fakat sürdürülebilir refahın temelinde üretkenlik artışı bulunur.

Bir ülkenin uzun vadeli refahını; yüksek katma değerli üretim, teknoloji, Ar-Ge, ihracat, verimlilik, markalaşma ve nitelikli insan kaynağı belirler. Almanya’nın Volkswagen’i, Siemens’i, Bosch’u ve BASF’ı yalnızca büyük şirket değildir.

Bu şirketlerin arkasında on binlerce tedarikçi, mühendislik şirketi, KOBİ, üniversite, araştırma merkezi ve yüz binlerce çalışan bulunuyor. Bir otomobil fabrikasının yarattığı ekonomik değer yalnızca otomobil üreticisinin bilançosunda kalmaz.

Çelikten plastiğe, yazılımdan lojistiğe, makineden elektroniğe kadar ekonominin tamamına yayılır.

Türkiye’nin ihtiyacı finans-sanayi dengesi

Türkiye’nin önündeki çözüm “bankalar kazanmasın” yaklaşımı olamaz. Doğru politika; bankalar güçlü olsun, sanayi de güçlü olsun.

Finans sistemi reel sektöre uzun vadeli ve öngörülebilir maliyetlerle kaynak aktarabilmeli. Sanayici yaptığı yatırımın beş yıl sonraki finansman maliyetini kabaca öngörebilmeli. İhracatçı kur, enflasyon ve maliyet üçgeninde rekabet gücünü kaybetmemeli.

İşletme sermayesi kredileri yalnızca parasal sıkılaşmanın kontrol aracı olarak görülmemeli. Ve Türkiye yeniden üretimden para kazanılabilen bir ekonomik yapıya dönmeli.

Asıl mesele bankaların listede olması değil, sanayinin olmaması

Kurumlar vergisi rekortmenleri listesinden çıkarılması gereken sonuç bankacılık sektörünü eleştirmek değildir. Aksine Türkiye güçlü bir bankacılık sistemine ihtiyaç duyuyor. Fakat çok daha güçlü bir sanayi sektörüne de ihtiyaç duyuyor.

Asıl soru şudur: Türkiye’nin fabrikaları üretmeye, ihracat yapmaya ve yüz binlerce kişiyi çalıştırmaya devam ederken ekonomide en yüksek vergilendirilebilir kâr neden ağırlıklı olarak finansal faaliyetlerde oluşuyor?

Bu soruya verilecek cevap Türkiye’nin önümüzdeki on yıldaki ekonomik modelini de belirleyecek. Çünkü sürdürülebilir kalkınmanın formülü finans ile sanayiyi birbirine rakip hale getirmek değildir. Finansın üretimi desteklediği, üretimin kâr yarattığı, kârın yeniden yatırıma dönüştüğü ve yatırımın vergi ile istihdam ürettiği bir döngü kurmaktır.

Bugünkü vergi rekortmenleri tablosu ise Türkiye açısından önemli bir uyarı veriyor: Bankaların vergi rekortmeni olması başarıdır; sanayinin rekortmenler listesinden kaybolması ise sorgulanması gereken ekonomik bir sonuçtur.

Almanya örneği de gösteriyor ki küresel ölçekte rekabetçi ve yüksek gelirli bir ekonominin arkasında yalnızca güçlü finans sistemi değil, kâr edebilen güçlü bir sanayi tabanı bulunuyor.

Gülbeyaz GERGÜN – bankavitrini.com

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Çifte Ekspertiz, Çifte Fatura! BDDK’nın Güncellemeyen Limiti Kredi Maliyetlerini Nasıl Katlıyor?

2022’nin 10 Milyon TL Sınırı Bugün Gerçeği Yansıtıyor mu?

Yayınlanma:

|

BDDK’nın Güncellemediği Ekspertiz Limiti Vatandaşa ve Firmalara Ağır Fatura Çıkarıyor

2022 yılında Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), bankaların kullandıracağı kredilerde teminat olarak alınan 10 milyon TL üzerindeki gayrimenkuller için iki ayrı ekspertiz raporu alınmasını zorunlu hale getirdi. 17 Eylül 2022 tarihli Yönetmelik ile, 10 milyon TL üzerindeki gayrimenkuller için 30 gün içinde iki farklı değerleme kuruluşundan ekspertiz raporu alınması zorunlu hale getirildi. İki rapor arasında %10’dan fazla fark çıkarsa bu kez üçüncü ekspertiz yaptırılması öngörüldü. Ayrıca aynı yönetmeliğin ilgili maddesinde BDDK’nın bu parasal sınırı değiştirmeye yetkili olduğu da açıkça belirtiliyor.

Düzenlemenin amacı son derece doğruydu. Büyük tutarlı kredilerde teminat değerinin daha sağlıklı belirlenmesi, bankaların zarar görmesinin önlenmesi ve değerleme hatalarının azaltılması hedefleniyordu.

Ancak aradan geçen dört yıl içerisinde Türkiye’de yaşanan yüksek enflasyon ve gayrimenkul fiyatlarındaki olağanüstü artış nedeniyle, 2022’de “çok yüksek değerli” kabul edilen birçok taşınmaz bugün sıradan hale geldi.

Buna rağmen 10 milyon TL’lik eşik hâlâ aynı seviyede bırakıldı.

Sonuçta hem vatandaş hem de reel sektör her kredi işleminde çok yüksek ekspertiz maliyetleriyle karşı karşıya kalıyor.

En Büyük Mağduriyet Firmalarda Yaşanıyor

Asıl sorun bireysel konut kredilerinden çok ticari kredilerde ortaya çıkıyor.

Bugün; sanayi tesisleri, fabrikalar, organize sanayi bölgelerindeki arsalar, oteller, AVM’ler, lojistik depolar, ticari iş merkezleri zaten doğal olarak 10 milyon TL’nin çok üzerinde değerlere sahip.

Dolayısıyla hemen hemen bütün ticari ipotek işlemlerinde çift ekspertiz zorunluluğu uygulanıyor. Bu durum özellikle finansmana erişimin zaten zorlaştığı mevcut ekonomik ortamda şirketlerin kredi maliyetini daha kredi kullanmadan artırıyor.

Finansman Bulmak Zor, Masrafı Daha da Ağır

Bugün birçok firma; yüksek faiz, kredi kısıtları, nakit sıkışıklığı, işletme sermayesi eksikliği ile mücadele ediyor.

Buna bir de kredi kullanabilmek için ödenen yüksek ekspertiz ücretleri ekleniyor. Şirketler daha kredi hesabına para girmeden yüz binlerce lirayı yalnızca ekspertiz masrafı olarak ödemek zorunda kalabiliyor.

Ekspertiz Ücretleri Son Yıllarda Katlandı

2022 yılında ekspertiz ücretleri bugünkü seviyelerin oldukça altındaydı.

Bugün ise özellikle büyük ticari taşınmazlarda; ilk ekspertiz, ikinci ekspertiz, gerekiyorsa üçüncü ekspertiz, KDV, dosya giderleri ile birlikte maliyetler oldukça yüksek seviyelere ulaşıyor.

Bazı büyük ticari taşınmazlarda toplam ekspertiz maliyetinin 150 bin TL’nin üzerine, daha karmaşık projelerde ise bunun da üstüne çıkabildiği ifade ediliyor.

Bu rakamlar, kredi kullanmak isteyen işletmeler açısından ilave bir finansman yükü oluşturuyor.

Aynı Taşınmaz İçin İki Kez Aynı İşlem

Firmaların en fazla eleştirdiği konu ise şu: Aynı taşınmaz üzerinde iki farklı uzman neredeyse aynı incelemeyi yapıyor. Çoğu zaman raporlar birbirine oldukça yakın çıkıyor. Buna rağmen ikinci raporun maliyeti de tamamen kredi kullanan müşteriye yükleniyor.

Dolayısıyla uygulama bankanın riskini azaltırken maliyetini vatandaş ve firmalar üstlenmiş oluyor.

2022’nin 10 Milyonu Bugünün Kaç Milyonu?

Ekonomide enflasyon nedeniyle birçok parasal eşik düzenli olarak güncellenirken; vergi istisnaları, harçlar, cezalar, yeniden değerleme tutarları her yıl artırılıyor.

Ancak ekspertiz yönetmeliğindeki 10 milyon TL sınırının uzun süredir aynı kalması, düzenlemenin kapsadığı işlem sayısını önemli ölçüde artırmış durumda.

Bugün birçok orta ölçekli fabrika, depo veya şehir merkezindeki ticari gayrimenkul bu sınırı rahatlıkla aşabiliyor.

BDDK’nın Güncelleme Yetkisi Bulunuyor

Yönetmelik, parasal eşiğin değiştirilmesine imkân tanıyor.

Bu nedenle sektör şu soruyu soruyor: Risk yönetimi korunurken neden parasal eşik enflasyona göre güncellenmiyor?

Sektörün Beklentileri

Reel sektör temsilcileri ve finans çevrelerinde dile getirilen öneriler şöyle özetleniyor:

  • 10 milyon TL sınırı yeniden değerleme oranına veya Konut Fiyat Endeksi’ne göre otomatik güncellenmeli.
  • Ticari ve bireysel taşınmazlar için farklı eşikler belirlenmeli.
  • İkinci ekspertiz sadece belirli risk kriterlerinin oluştuğu durumlarda zorunlu olmalı.
  • İkinci ekspertiz ücretinin tamamı müşteriye yüklenmemeli; maliyet banka ile paylaşılmalı.
  • Dijital değerleme ve merkezi veri tabanları kullanılarak mükerrer ekspertiz ihtiyacı azaltılmalı.

Özetle

2022 yılında bankacılık sisteminin güvenliğini artırmak amacıyla getirilen çift ekspertiz zorunluluğu, aradan geçen yıllarda değişen ekonomik koşullar nedeniyle hem vatandaş hem de özellikle finansmana erişimde zorlanan reel sektör açısından ciddi bir maliyet unsuruna dönüştü.

Bugün tartışılan konu, çift ekspertiz uygulamasının kaldırılması değil, değişen piyasa koşulları karşısında 10 milyon TL’lik sınırın güncellenerek düzenlemenin yeniden amacına uygun hale getirilmesi. Böyle bir adım, bankaların risk yönetimini zayıflatmadan vatandaşın ve firmaların üzerindeki gereksiz mali yükün azaltılmasına katkı sağlayabilir.

Okumaya devam et

GÜNCEL

HALKA ARZ olmak üzere iken KONKORDATO ilan eden Şirketler..

Yayınlanma:

|

Yazan:

Halka arz sürecindeki şirketin Konkordato ilan etmesi halka arz öncesi finansal ve kurumsal hazırlık aşamasında bazı kırılganlıkların gözden kaçmış olabileceğini düşündürtür.

Bu vakalar tek başına “SPK veya bağımsız denetim yanlış yaptı” anlamına gelmez; konkordato ile halka arz başvurusu arasında zaman farkı olabilir ve şirketin finansal durumu hızla bozulabilir. Ancak bu süreçler yatırımcı açısından ciddi kırmızı bayraklar oluşturur.

Özellikle yatırımcılar şu noktaları sorgulamalı:

* Kârlılık ile nakit yaratma arasındaki fark
* Yüksek borçluluk ve kısa vadeli borç baskısı
* Faiz giderlerinin operasyonel kârı eritmesi
* İşletme sermayesine aşırı kaynak bağlanması
* Halka arzdan gelecek paraya aşırı bağımlılık
* Kur, faiz ve satış düşüşü gibi stres senaryolarının yeterince dikkate alınıp alınmadığı

Yani; Halka arz başvurusu, şirketin finansal olarak sağlıklı olduğu anlamına gelmez. Asıl test; şirketin halka arz gerçekleşmeden, kendi faaliyetlerinden yarattığı nakitle borçlarını çevirebilme kapasitesidir.

STRES TESTİ

Halka arz öncesi hangi stres testlerinde hangi riskler gözden kaçtı sorusu ciddi biçimde yatırımcılar tarafından gündem edilmeli. Örneğin ;

* Faiz %10–20 artarsa → Faiz giderini karşılayabiliyor mu?
* Satışlar %10–20 düşerse → FAVÖK ve nakit akışı ne olur?
* Kâr marjı düşerse → Borç ödeme kapasitesi bozuluyor mu?
* TL %20–30 değer kaybederse → Döviz borcu ne kadar kur farkı zararı yaratır?
* Alacak tahsilatı 60–90 gün gecikirse → Şirketin nakdi yeterli mi?
* Stoklar artarsa / stok devir hızı düşerse → İşletme sermayesi ihtiyacı ne kadar büyür?
* Halka arzdan beklenen para 6–12 ay gecikirse → Şirket mevcut nakdiyle yaşayabilir mi?

Özetle, Halka arz opsiyonu, finansmana erişim problemi yaşayan şirket için bir “kurtuluş finansmanı” haline gelmiş durumda; ancak SPK süreci uzadığında şirketin halka arz gerçekleşmeden likidite krizi yaşama riski ortaya çıkıyor. 2026’da İnfinia ve Türk Ambalaj bunun güncel örnekleri.

Ez cümle, Finansal okuryazarlık, parayı yönetmekten önce riskleri görme sanatıdır; çünkü göremediğiniz riski de yönetemezsiniz..

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.