Erol Taşdelen
Tavuk sektörü günah keçisi ilan edildi, peki maliyetleri kim konuşacak?
Beyaz ette fiyat tartışması: Asıl sorun üretici mi, maliyetler mi?
Tavuğun görünmeyen faturası: Yem, aşı, enerji ve iade yükü
Raf fiyatına bakıp karar vermek yanıltıyor: Tavuk sektörünün maliyet gerçeği
Yayınlanma:
2 ay önce|
Yazan:
Erol Taşdelen
Son dönemde tavuk eti fiyatları üzerinden yürütülen tartışmalar, beyaz et sektörünü kamuoyunda adeta “fırsatçı sektör” konumuna taşıdı. Rekabet soruşturmaları, ihracat kısıtlamaları, fiyat denetimleri ve kamuoyu baskısı derken sektör sürekli sanık sandalyesine oturtuluyor.
Ancak madalyonun diğer yüzüne bakan pek yok.
Bir kilogram tavuk etinin tüketiciye ulaşana kadar geçtiği üretim zinciri incelendiğinde, sektörün son yıllarda karşı karşıya kaldığı maliyet artışlarının önemli bölümü kamuoyunda yeterince tartışılmıyor.
Bir kilogram tavuğun maliyetinin yüzde 68’i yem
Tarım ve Orman Bakanlığı’nın Kümes Hayvancılığı Durum ve Tahmin Raporu‘na göre broiler üretim maliyetlerinin yaklaşık yüzde 68’i yemden oluşuyor. Civciv maliyeti yüzde 14 seviyesinde bulunurken enerji, işçilik, bakım, amortisman ve diğer giderler geri kalan kısmı oluşturuyor.
Bu tablo tek başına sektörün neden sürekli yem fiyatlarını takip ettiğini açıklıyor. Çünkü tavuk üreticisinin kaderi büyük ölçüde mısır ve soya fiyatlarına bağlı.
Mısır ve soya bağımlılığı sektörün kırılgan noktası
Türkiye’nin kanatlı sektöründe kullanılan yem hammaddelerinin temelini mısır ve soya oluşturuyor.
Sorun şu ki;
- Soya tedarikinde ithalat bağımlılığı yüzde 90’ın üzerinde.
- Mısırda da önemli ölçüde dış kaynak kullanılıyor.
- Yem sektörünün toplam dışa bağımlılığı yüzde 50’nin üzerine çıkmış durumda.
2026 yılında yem sektörünün kullandığı hammaddeler içerisinde yaklaşık:
- 5 milyon ton soya ve türevleri
- 4,9 milyon ton mısır ve ürünleri
ithalatla karşılanıyor.
Dolayısıyla döviz kuru yükseldiğinde, küresel emtia fiyatları arttığında veya lojistik maliyetleri bozulduğunda tavuk üreticisinin maliyeti otomatik olarak yükseliyor.
Devlet neden mısır ithalatında vergi indirimi yaptı?
2026 yılında Ticaret Bakanlığı’nın mısır ithalatında tarife kontenjanı açması tesadüf değil.
Kararın gerekçesinde mısırın kanatlı eti başta olmak üzere birçok gıda ürününün temel girdisi olduğu vurgulandı. Üretim maliyetlerini düşürmek amacıyla belirli miktarda mısır ithalatında düşük vergi uygulanmasına karar verildi. Eğer sektör gerçekten aşırı kârlı ve maliyet baskısı yaşamıyor olsaydı, yem maliyetlerini düşürmek için böyle bir düzenlemeye ihtiyaç duyulur muydu?
Bu soru önem taşıyor.
Kimse aşı, ilaç ve biyogüvenlik maliyetlerinden bahsetmiyor
Kanatlı sektörü sıradan bir üretim alanı değil. Bir otomotiv fabrikasında üretim hattı durabilir. Bir tekstil işletmesi sipariş bekleyebilir. Ancak tavuk sektöründe üretim canlı organizmalar üzerinden yürür.
Bu nedenle;
- Veteriner ilaçları,
- Aşılar,
- Yem katkıları,
- Biyogüvenlik ekipmanları,
- Hastalık önleme sistemleri,
üretimin vazgeçilmez parçalarıdır. Sektör raporları da aşı ve veteriner ilaçlarının üretimin temel girdileri arasında yer aldığını göstermektedir. Küresel ilaç ve veteriner sağlık ürünlerinin büyük bölümü ithal edildiği için kur artışları bu kalemleri de doğrudan etkiliyor.
Soğuk zincir maliyetini görmezden gelmek mümkün değil
Tavuk eti üretildikten sonra iş bitmiyor.
Ürün;
- Kesimhane,
- Paketleme,
- Depolama,
- Soğuk hava tesisleri,
- Nakliye araçları,
- Market dolapları
arasında kesintisiz soğuk zincir içerisinde taşınmak zorunda.
Soğuk zincirin bir saat bile bozulması ürünün tamamen kaybedilmesine neden olabiliyor. Sektörün gıda güvenliği açısından soğuk zincire yaptığı yatırımlar BESD-BİR tarafından da sürekli vurgulanıyor. Elektrik fiyatlarındaki artış, akaryakıt maliyetleri ve lojistik giderleri doğrudan nihai maliyetleri etkiliyor.
En az konuşulan maliyet: İadeler ve zayiat
Sektörün en büyük görünmeyen maliyetlerinden biri de geri dönüşler.
Marketlerde son kullanma tarihi yaklaşan ürünler, satılamayan tavuk ürünleri, bozulan ürünler, kampanya iadeleri çoğu zaman üreticiye geri dönüyor. Gıda sektöründe bu oran bazı dönemlerde ciddi seviyelere ulaşabiliyor. Kamuoyunda fiyatlar konuşulurken bu ürünlerin maliyetinin kim tarafından karşılandığı pek sorgulanmıyor.
İşçilik ve finansman yükü de büyüyor
Asgari ücret artışları, enerji giderleri, finansman maliyetleri, işletme sermayesi ihtiyacı, özellikle entegre üretim yapan firmaların bilançolarında ciddi baskı oluşturuyor. Yüksek faiz ortamında yem stoklamak bile finansman maliyeti yaratıyor.
Birçok üretici bugün yalnızca tavuk yetiştirmiyor; aynı zamanda yüksek faizle çalışan devasa bir işletme sermayesini de yönetmeye çalışıyor.
Tavuk fiyatı mı artıyor, yoksa maliyetler mi?
Kamuoyunda çoğu zaman yalnızca raf fiyatı görülüyor.
Ancak maliyet zinciri incelendiğinde;
- Yem,
- Soya,
- Mısır,
- Döviz kuru,
- Elektrik,
- Akaryakıt,
- Soğuk zincir,
- Aşı ve ilaç,
- İşçilik,
- Finansman,
- İade ve zayiat
gibi çok sayıda unsurun fiyat üzerinde etkili olduğu görülüyor. Bu nedenle tavuk sektörünü yalnızca fiyat artışları üzerinden değerlendirmek eksik bir yaklaşım olabilir.
Sorun sadece üreticide değil, sistemde
Türkiye’nin beyaz et sektörü bugün milyonlarca kişinin en erişilebilir hayvansal protein kaynağını üretiyor. Ancak sektörün en büyük açmazı, maliyetlerinin önemli bölümünün ithal girdilere bağlı olması. Soya ve mısırda dışa bağımlılık azaltılmadan, yerli yem hammaddesi üretimi artırılmadan, enerji ve lojistik maliyetleri düşürülmeden, yalnızca üreticiyi suçlayarak fiyat sorununu çözmek mümkün görünmüyor.
Tavuk sektörünü günah keçisi ilan etmek kolay.
Asıl zor olan ise maliyetlerin gerçek nedenleriyle yüzleşmek.
Erol TAŞDELEN – Ekonomist www.bankavitrini.com
İlginizi Çekebilir
BANKA HABERLERİ
Enflasyonu düşürelim derken sanayiyi mi kaybediyoruz?
Yayınlanma:
8 saat önce|
29/07/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Üretmeden enflasyon düşer mi, düşse bile refah artar mı?
Türkiye’de enflasyonla mücadele uzun süredir ağırlıklı olarak yüksek faiz, kredi büyümesinin sınırlandırılması, iç talebin baskılanması ve reel kurun kontrol altında tutulması üzerinden yürütülüyor.
Bu yaklaşımın temel mantığı açık: Talep yavaşlayacak, tüketim azalacak, şirketler fiyat artırmakta zorlanacak, dövize yönelim sınırlanacak ve böylece enflasyon gerileyecek.
Ancak ekonominin sahadaki işleyişi, teorik çerçeveden çok daha karmaşık.
Çünkü Türkiye’de uygulanan sıkı para politikası yalnızca tüketimi değil; aynı zamanda üretimi, yatırımı, istihdamı, ihracatı ve şirketlerin işletme sermayesini de baskılıyor.
Ortaya şu kritik soru çıkıyor: Enflasyonu düşürmek için uygulanan araçlar, ülkenin üretim kapasitesini tahrip ediyorsa elde edilen sonuç gerçekten başarı sayılabilir mi?
Sanayide alarm veren göstergeler
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, 23 Temmuz 2026 tarihli toplantısında politika faizini yüzde 37 seviyesinde sabit tuttu. TCMB, sıkı para politikasının talep, kur ve beklenti kanalları üzerinden dezenflasyonu güçlendireceğini belirtirken, yakın dönem verilerinin iç talepteki zayıflamanın belirginleştiğine işaret ettiğini de açıkladı.
Ancak iç talepteki zayıflama, sanayi açısından yalnızca fiyat artışlarının yavaşlaması anlamına gelmiyor.
Haziran 2026’da İSO Türkiye İmalat PMI verisi 49,8’den 47,1’e geriledi. Böylece imalat sektöründeki zayıflama eğilimi üst üste 27’nci aya taşındı. PMI göstergesinde 50’nin altındaki değerler faaliyet koşullarında daralmaya işaret ediyor.
TÜİK verilerine göre sanayi üretimi Mayıs 2026’da yıllık bazda değişmezken, aylık bazda yüzde 2,9 geriledi. İmalat sanayindeki aylık düşüş ise yüzde 3,3 oldu.
Temmuz 2026’da imalat sanayi kapasite kullanım oranı da bir önceki aya göre 0,6 puan azalarak yüzde 73,9’a düştü. Mevsimsel etkilerden arındırılmış oran yüzde 73,8 olarak gerçekleşti.
Bu veriler birlikte okunduğunda tablo açıktır: Sanayici üretmek istiyor ancak finansmana, talebe ve öngörülebilir maliyet yapısına ulaşmakta zorlanıyor.
Enflasyonla mücadele sanayiyi hangi kanallardan vurdu?
1. Ticari kredi faizi üretim maliyetine dönüştü
Türkiye’de banka kredisi yalnızca yatırım finansmanı değildir.
Sanayici krediyle:
- Hammadde alır.
- Personel ücretini öder.
- Enerji giderini karşılar.
- Stok taşır.
- Müşterisine vade açar.
- İhracat siparişini üretir.
- Makine ve kapasite yatırımı yapar.
Dolayısıyla ticari kredi faizinin uzun süre yüksek kalması, doğrudan üretim maliyetine dönüşür.
Yüzde 40-50 bandına yaklaşan veya şirketin riskine göre bu seviyeleri aşan ticari kredi maliyetiyle bir sanayi işletmesinin sağlıklı fiyatlama yapması son derece zordur.
Şirket yüzde 15-20 faaliyet kârı elde etse bile işletme sermayesini yüzde 45-55 maliyetle finanse ediyorsa, satış yaptıkça finansman gideri büyüyebilir.
Böyle bir ortamda üretici şu ikilemle karşılaşır: Üretimi azaltırsa pazarını kaybeder, üretime devam ederse finansman giderine çalışır.
2. Kredi pahalı olmakla kalmadı, erişimi de zorlaştı
Sorun yalnızca kredinin faiz oranı değildir.
Kredi büyümesine getirilen sınırlar, bankaların bilanço tercihleri, sektör ve firma bazında artan risk algısı ile teminat koşullarındaki ağırlaşma krediye erişimi de zorlaştırdı.
TCMB’nin 2026 yılı ikinci çeyrek Banka Kredileri Eğilim Anketi, işletme kredilerinde sıkılaşmanın devam ettiğine işaret ediyor. Bankalar önümüzdeki dönemde sıkılaşmanın zayıflayarak sürmesini bekliyor.
Kredi musluğunun kısılması, özellikle özkaynağı zayıf KOBİ’leri ve işletme sermayesi ihtiyacı yüksek sanayi şirketlerini daha sert vuruyor.
Büyük şirket tahvil, eurobond, sendikasyon veya yabancı ortaklık gibi alternatiflere ulaşabilirken küçük ve orta ölçekli sanayi şirketi çoğunlukla bankaya bağımlıdır.
Banka kredisi kesildiğinde şirketin önünde genellikle dört seçenek kalır:
- Üretimi azaltmak,
- Personel çıkarmak,
- Tedarikçi ve vergi ödemelerini geciktirmek,
- Kayıt dışı veya çok daha pahalı finansmana yönelmek.
Bu noktadan sonra kredi politikası yalnızca enflasyon politikası olmaktan çıkar; şirketlerin hayatta kalma meselesine dönüşür.
3. İç talep baskılanırken maliyetler aynı hızla düşmedi
Sıkı para politikasının amacı talebi soğutmaktır. Ancak üreticinin karşı karşıya olduğu maliyetler aynı hızda gerilememektedir.
Mayıs 2026’da Yİ-ÜFE imalat sanayinde yıllık yüzde 30,72 arttı. Enerji, ara malı, dayanıklı ve dayanıksız tüketim mallarında da güçlü maliyet artışları sürdü.
Haziran 2026’da genel Yİ-ÜFE yıllık yüzde 28,09 seviyesinde gerçekleşti.
Yani üreticinin satış hacmi azalırken;
- İşçilik,
- Enerji,
- Kira,
- Vergi,
- Hammadde,
- Nakliye,
- Finansman
giderleri yükselmeye devam ediyor.
Talep düşüyor fakat maliyetler aynı hızla düşmüyor.
Sonuç olarak şirketler önce kâr marjından vazgeçiyor, ardından sermayelerini tüketmeye başlıyor.
Reel kur politikası ihracatçıyı nasıl etkiledi?
Enflasyonla mücadelede döviz kurunun görece kontrollü seyretmesi, ithal girdi fiyatları ve enflasyon beklentileri açısından kısa vadede olumlu görülebilir.
Ancak TL’deki değerlenme, maliyetleri enflasyon oranında yükselen ihracatçı açısından ciddi bir rekabet sorunu yaratmaktadır.
İhracatçı şirketin:
- İşçilik gideri TL ile,
- Enerji gideri TL ile,
- Kira ve hizmet giderleri TL ile,
- Vergi ve finansman yükü TL ile
artarken ihracat geliri aynı oranda yükselmiyorsa şirket döviz bazında pahalı hale gelir.
Bu durumda ihracatçı ya fiyat artırarak müşteri kaybeder ya da kâr marjından vazgeçer.
Uzun süre devam eden bu yapı, “enflasyonu kur üzerinden kontrol etme” politikasının maliyetini sanayiye ve ihracatçıya yükler.
Üretim nasıl cezalandırıldı?
Bugünkü ekonomik düzende finansal davranış ile üretim faaliyeti arasındaki ödül-ceza dengesi bozulmuştur.
Yüksek faiz döneminde şirket açısından;
- Mevduatta kalmak,
- Nakit tutmak,
- Tahvil veya para piyasası araçlarına yönelmek
üretim yapmaktan daha düşük riskli ve bazı dönemlerde daha yüksek getirili hale gelebilir.
Oysa üretim yapmak;
- İşçi çalıştırmayı,
- Stok taşımayı,
- Tahsilat riski almayı,
- Enerji kullanmayı,
- Vergi ödemeyi,
- Müşteriye vade açmayı,
- Kur ve hammadde riski taşımayı
gerektirir.
Üretimden beklenen kârlılık risksiz veya düşük riskli finansal getirinin altında kaldığında rasyonel şirket davranışı yatırım yapmak değil, bilançosunu küçültmek olur.
Böylece ekonomi üreticiyi değil, nakitte kalanı ödüllendirir.
En tehlikeli sonuç da budur: Enflasyonla mücadele için uygulanan sistem, üretim yapan şirketi bilançosunu küçültmeye teşvik ediyorsa gelecekteki arz kapasitesini de azaltıyor demektir.
Üretmeden enflasyon düşer mi?
Kısa vadede düşebilir.
Talep sert biçimde daraltılır, kredi kullanımı azaltılır ve hanehalkının satın alma gücü gerilerse şirketlerin fiyat artırma kapasitesi sınırlanabilir.
Ancak bu, enflasyonun sağlıklı biçimde düştüğü anlamına gelmeyebilir.
Enflasyon iki yoldan düşürülebilir:
Birinci yol: Fakirleştirerek dezenflasyon
Talep düşürülür, kredi kesilir, ücretler baskılanır, tüketim daralır ve şirketler satış yapamadığı için fiyat artıramaz.
Bu yöntemde enflasyon gerileyebilir fakat:
- İşsizlik artabilir.
- Yatırımlar durabilir.
- Şirketler kapanabilir.
- Reel ücretler düşebilir.
- Orta sınıf zayıflayabilir.
- Gelir dağılımı bozulabilir.
İkinci yol: Üreterek dezenflasyon
Verimlilik artırılır, enerji ve lojistik maliyetleri düşürülür, tarımsal üretim güçlendirilir, rekabet artırılır, kamuda mali disiplin sağlanır ve arz kapasitesi genişletilir.
Bu yöntemde hem fiyat baskıları azalır hem de ekonomik refah artabilir.
Türkiye’nin temel sorunu, dezenflasyon yükünün büyük ölçüde para politikası ve kredi kanalı üzerine bırakılmasıdır.
Oysa yüksek ve kalıcı enflasyon yalnızca fazla kredi veya fazla tüketimden kaynaklanmaz.
Türkiye’de enflasyonu besleyen unsurlar arasında;
- Bütçe açıkları,
- Dolaylı vergiler,
- Yönetilen ve yönlendirilen fiyatlar,
- Enerji maliyetleri,
- Tarımsal arz sorunları,
- Kur geçişkenliği,
- Rekabet eksikliği,
- Beklentiler,
- Verimlilik düşüklüğü,
- Hukuki ve kurumsal belirsizlikler
de bulunmaktadır.
Bu sorunlar çözülmeden yalnızca ticari kredileri kısarak kalıcı fiyat istikrarı sağlamak mümkün değildir.
Enflasyon düşse bile refah artar mı?
Enflasyonun düşmesi refah için gereklidir ancak tek başına yeterli değildir.
Bir ülkede enflasyon yüzde 70’ten yüzde 25’e düşebilir. Fakat aynı dönemde;
- Reel ücretler azalıyor,
- İşsizlik artıyor,
- Şirketler kapanıyor,
- Üretim kapasitesi daralıyor,
- Eğitim ve sağlık hizmetlerine erişim zorlaşıyor,
- Gelir dağılımı bozuluyorsa
toplumsal refah artmış sayılmaz.
Enflasyonun düşmesi, fiyatların ucuzlaması değil; fiyat artış hızının yavaşlamasıdır.
Vatandaşın refahının artması için gelirlerin fiyatlardan daha hızlı yükselmesi, verimliliğin artması ve kaliteli istihdamın çoğalması gerekir.
Sanayinin küçüldüğü, üreticinin yatırım yapamadığı ve gençlerin nitelikli iş bulamadığı bir ekonomide yalnızca enflasyon oranındaki düşüş refah yaratmaz.
Araç ile amaç arasındaki uyumsuzluk
Amaç fiyat istikrarıysa kullanılan aracın üretim kapasitesini yok etmemesi gerekir.
Fakat bugün sanayi üzerindeki tablo şunu gösteriyor:
| Uygulanan araç | Hedeflenen sonuç | Sanayide oluşan yan etki |
|---|---|---|
| Yüksek faiz | Talebi azaltmak | Finansman giderinin patlaması |
| Kredi sınırlaması | Para yaratımını yavaşlatmak | İşletme sermayesi krizi |
| Kontrollü kur | Enflasyonu sınırlamak | İhracatta rekabet kaybı |
| İç talebi baskılama | Fiyat artışını yavaşlatmak | Satış ve kapasite düşüşü |
| Ücretleri sınırlama | Hizmet enflasyonunu düşürmek | İç pazarın daralması |
| Vergi artışları | Bütçe gelirini artırmak | Üretim maliyetinin yükselmesi |
Burada ciddi bir koordinasyon sorunu bulunmaktadır.
Para politikası talebi bastırırken maliye politikası vergiler ve yönetilen fiyatlarla maliyetleri yükseltiyorsa sanayi iki taraftan sıkıştırılır.
Bir taraftan satış yapamaz, diğer taraftan maliyet düşüremez.
Ekonomi yönetimi kayıpları görmüyor mu?
Ekonomi yönetiminin sanayi üretimi, kapasite kullanımı, PMI, kredi büyümesi ve şirket bilançolarındaki bozulmayı görmediğini söylemek doğru olmaz.
Asıl tartışılması gereken konu, bu maliyetlerin dezenflasyon programının kaçınılmaz ve geçici bedeli olarak kabul edilip edilmediğidir.
Sorun şu ki üretim kapasitesi geçici olarak kapatılan bir musluk değildir.
Bir fabrika kapandığında;
- Nitelikli çalışanlar dağılır.
- Tedarik zinciri bozulur.
- Müşteri ilişkileri kaybedilir.
- Makine parkı eskir.
- Marka değeri aşınır.
- İhracat pazarı rakiplere geçer.
Talep yeniden canlandığında aynı kapasiteyi kısa sürede geri getirmek mümkün olmayabilir.
Bu nedenle sanayideki kayıp yalnızca bugünün büyüme kaybı değildir; gelecekteki üretim, ihracat ve vergi gelirinin de kaybıdır.
Çözüm ne olmalı?
1. Tüketim kredisiyle üretim kredisi ayrılmalı
Enflasyonla mücadelede bütün kredilere aynı gözle bakılmamalıdır.
Tüketimi artıran kredi ile ihracat, yatırım, enerji verimliliği ve işletme sermayesi kredisi aynı sepete konulmamalıdır.
Kredi politikası seçici hale getirilmelidir.
Üretim, yatırım, ihracat ve teknolojik dönüşüm kredileri genel kredi sınırlamalarından ayrıştırılmalıdır.
2. Ticari kredi büyüme sınırları sektör bazlı uygulanmalı
İthal tüketimi veya spekülatif stokçuluğu finanse eden krediyle üretim siparişini tamamlayan kredi aynı değildir.
Kredi kotaları;
- İhracat katkısı,
- İstihdam,
- Yerlilik oranı,
- Katma değer,
- Teknoloji düzeyi,
- Enerji verimliliği
gibi kriterlere göre farklılaştırılmalıdır.
3. KOBİ’ler için işletme sermayesi kanalı açılmalı
KOBİ’nin temel sorunu çoğu zaman zarar etmek değil, tahsilat ile ödeme arasındaki süreyi finanse edememektir.
Eximbank, KGF, kalkınma bankaları ve ticari bankalar üzerinden uzun vadeli, şeffaf kriterli ve doğrudan üretime bağlı işletme sermayesi programları oluşturulmalıdır.
Bu krediler vergi, SGK, enerji ve personel ödemelerine bağlanarak amacı dışında kullanım sınırlandırılabilir.
4. Reeskont kredilerinin erişimi genişletilmeli
Reeskont kredileri yalnızca büyük ihracatçıların ulaşabildiği bir mekanizma olmaktan çıkarılmalıdır.
Küçük ve orta ölçekli ihracatçıların teminat ve ölçek sorunları çözülmeli; kredi limitleri, ihracat performansı ve katma değer kriterlerine göre artırılmalıdır.
5. Reel kur dengesi korunmalı
Enflasyonu baskılamak için kuru sürekli düşük tutmak kısa vadede rahatlama sağlasa da sanayinin rekabet gücünü aşındırır.
Kur politikası öngörülebilir olmalı; TL’nin aşırı değerlenmesine izin verilmemelidir.
Amaç kuru sıçratmak değil, enflasyon ile verimlilik farkını gözeten dengeli bir reel kur politikası yürütmektir.
6. Maliye politikası daha fazla sorumluluk almalı
Enflasyonla mücadelenin bütün yükü Merkez Bankası ve kredi sistemi üzerine bırakılamaz.
Kamuda;
- İsraf azaltılmalı,
- Vergi istisnaları gözden geçirilmeli,
- Kayıt dışılıkla mücadele edilmeli,
- Dolaylı vergi bağımlılığı düşürülmeli,
- Kamu fiyat ayarlamaları öngörülebilir hale getirilmeli,
- Bütçe disiplini güçlendirilmelidir.
Para politikası frene basarken kamu harcamaları ve vergi politikası aksi yönde çalışırsa enflasyon düşürmenin faturası sanayiye çıkar.
7. Enerji ve hammadde maliyetleri düşürülmeli
Sanayinin rekabet gücü yalnızca faizle belirlenmez.
Enerji, lojistik, liman, demiryolu, depolama, gümrük ve ara malı maliyetleri düşürülmelidir.
Enerji verimliliği yatırımları uzun vadeli ve düşük maliyetli finansmanla desteklenmelidir.
8. Sorunlu ama yaşayabilir şirketler yeniden yapılandırılmalı
Geçici nakit sıkışıklığı yaşayan şirketle ekonomik olarak artık yaşama şansı olmayan şirket ayrıştırılmalıdır.
Yaşayabilir şirketler için;
- Uzun vadeli yeniden yapılandırma,
- Anapara öteleme,
- Faiz indirimi,
- Sermaye benzeri finansman,
- Ortak fon mekanizmaları
geliştirilmelidir.
Aksi halde geçici likidite sorunu kalıcı iflaslara dönüşür.
Sonuç: Enflasyon sanayiyi yok ederek düşürülmemeli
Türkiye’nin fiyat istikrarına ihtiyacı vardır.
Yüksek enflasyon yatırım kararlarını bozar, gelir dağılımını tahrip eder, tasarrufları eritir ve toplumun geleceğe olan güvenini zayıflatır.
Dolayısıyla enflasyonla mücadele tartışmasız biçimde gereklidir.
Ancak enflasyonu düşürmenin yöntemi de enflasyon kadar önemlidir.
Üretim kapasitesini azaltarak, şirketleri işletme sermayesiz bırakarak, ihracatçıyı rekabet edemez hale getirerek ve KOBİ’leri banka kredisi dışına iterek elde edilecek dezenflasyon sürdürülebilir değildir.
Çünkü bugün krediyi keserek üretimi azaltabilirsiniz.
Fakat yarın talep yeniden yükseldiğinde piyasada yeterli mal yoksa enflasyon bu kez arz yetersizliği üzerinden geri döner.
Türkiye’nin ihtiyacı yalnızca talebi bastıran değil; aynı zamanda arzı, verimliliği, yatırımı ve rekabet gücünü artıran bütüncül bir programdır.
Unutulmamalıdır: Fabrikaları susturarak fiyatları geçici olarak yavaşlatabilirsiniz; ancak üretmeden zenginleşemez, sanayiyi kaybederek kalıcı fiyat istikrarı sağlayamazsınız.
Erol Taşdelen – Ekonomist Bankavitrini.com
BANKA HABERLERİ
Bankacılara da Yeşil Pasaport Verilsin
Yayınlanma:
1 hafta önce|
19/07/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Kamu Bankası Çalışanına Yok, Bazı Meslek Gruplarına Var… Tartışma Büyüyor
Türkiye’de yeşil pasaport (hususi damgalı pasaport) uzun yıllardır belirli kamu görevlileri ve bazı özel statülü meslek gruplarına tanınan önemli bir ayrıcalık olarak uygulanıyor. Son dönemde ise bu kapsamın genişletilmesine yönelik peş peşe kanun teklifleri TBMM’ye sunulurken; ülke ekonomisinin en stratejik sektörlerinden biri olan bankacılık sektörünün bu hakkın tamamen dışında bırakılması sektör içinde yeniden tartışılmaya başlandı. Meclis gündemine mühendislerden mimarlara, diş hekimlerinden veteriner hekimlere kadar birçok meslek grubu için yeşil pasaport teklifleri gelirken, yaklaşık 200 bini aşkın bankacıyı temsil eden sektör için bugüne kadar benzer bir düzenleme bulunmuyor.
Bankacılar neden bu talebi dile getiriyor?
Bankacılık artık yalnızca kredi kullandıran klasik bir sektör olmaktan çıktı.
Bugün bankacılar;
- Uluslararası finans kuruluşlarıyla çalışıyor,
- Avrupa ve ABD’deki regülasyonları takip ediyor,
- Basel kriterleri,
- AML/KYC,
- FATF,
- ESG,
- Dijital bankacılık,
- Yapay zeka,
- Siber güvenlik,
- SWIFT,
- uluslararası ödeme sistemleri gibi konularda sürekli yurtdışı temasları yürütüyor.
Özellikle;
- dış ticaret finansmanı,
- proje finansmanı,
- yatırım bankacılığı,
- sendikasyon kredileri,
- ihracat finansmanı,
- fintech iş birlikleri
gibi alanlarda çalışan binlerce bankacı yıl içerisinde çok sayıda uluslararası seyahat gerçekleştirmek zorunda kalıyor.
Bankacılık sektörü temsilcilerine göre bu durum, yeşil pasaport talebinin temel gerekçelerinden biri haline geliyor.
Kamu bankalarında çalışanlar da alamıyor
İşin dikkat çeken yönlerinden biri ise;
Türkiye’nin en büyük kamu bankaları olan;
- Ziraat Bankası
- Halkbank
- VakıfBank
çalışanlarının büyük bölümünün de yeşil pasaport hakkına sahip olmaması.
Sadece özelleştirme öncesi belirli statülerde görev yapan bazı eski personeller için geçmişten gelen özel hükümler bulunurken, günümüzde göreve başlayan kamu bankası çalışanları bu kapsamın dışında kalıyor.
Bu nedenle sektör içinde; “Kamu adına çalışan bankacıya bile yeşil pasaport verilmezken, farklı birçok meslek grubu için yeni teklifler hazırlanıyor” eleştirileri dile getiriliyor.
Kimler bugün Yeşil Pasaport alabiliyor?
Mevcut mevzuata göre başlıca gruplar şunlar:
Kamu kesimi
- 1., 2. ve 3. derece devlet memurları
- Aynı derecedeki bazı sözleşmeli kamu görevlileri
- Emekli olduktan sonra bu hakkı koruyan kamu görevlileri
Siyasi görevler
- Eski milletvekilleri
- Eski bakanlar
Yerel yönetimler
- Büyükşehir belediye başkanları
- İl ve ilçe belediye başkanları (görev süresince)
Devlet sporcuları
Uluslararası başarı kazanmış devlet sporcuları
İhracatçılar
Belirli ihracat hacmini sağlayan ihracatçı firmaların yetkilileri de belirli kontenjanlar dahilinde hususi damgalı pasaport alabiliyor.
TBMM’de hangi meslek grupları için teklifler var?
Son dönemde Meclis’e sunulan teklifler incelendiğinde kapsamın giderek genişletilmeye çalışıldığı görülüyor.
Mühendisler
En az 15 yıl kıdeme sahip TMMOB üyeleri için yeşil pasaport verilmesini öngören teklif İçişleri Komisyonu’nda bekliyor.
Mimarlar
Mühendislerle birlikte teklif kapsamında yer alıyor.
Diş Hekimleri
15 yıl kıdeme sahip diş hekimleri için teklif verildi.
Veteriner Hekimler
Aynı teklif içerisinde bulunuyor.
Avukatlar
Belirli kıdeme sahip avukatlara yönelik farklı kanun teklifleri de Meclis gündemine taşındı.
Bankacılar neden kapsam dışında?
Aslında bankacılık;
- Türkiye’nin finansal istikrarını yöneten,
- ihracatı finanse eden,
- yatırımları organize eden,
- dış finansmanı sağlayan,
- uluslararası sermaye girişlerinde kritik rol oynayan
stratejik sektörlerden biri.
Bugün;
- sendikasyon kredileri,
- Eurobond işlemleri,
- IFC,
- EBRD,
- Dünya Bankası,
- Asya Altyapı Yatırım Bankası,
- uluslararası yatırım fonları
ile sürekli temas halinde çalışan binlerce bankacı bulunuyor.
Buna rağmen sektör çalışanlarının hiçbirinin meslekleri nedeniyle yeşil pasaport hakkı bulunmuyor.
Dünyadaki uygulamalar ne gösteriyor?
Birçok ülkede pasaport ayrıcalıkları daha çok diplomatik statüye bağlı olarak veriliyor.
Ancak iş insanlarına ve stratejik sektör çalışanlarına;
- hızlı vize,
- uzun süreli çok girişli vizeler,
- fast-track uygulamaları,
- güvenilir yolcu programları
gibi kolaylıklar sağlanıyor.
Türkiye’de ise bu kolaylıkların önemli bölümü ihracatçılar için uygulanırken bankacılık sektörü aynı kapsamda değerlendirilmiyor.
Sektörün ekonomik büyüklüğü
Türk bankacılık sektörü;
- yaklaşık 200 bin kişiye doğrudan istihdam sağlıyor,
- Türkiye ekonomisinin finansmanını yürütüyor,
- yüz milyarlarca dolarlık dış finansman işlemlerini organize ediyor,
- ihracat finansmanının ana aktörü konumunda bulunuyor.
Bu nedenle sektör temsilcileri; “uluslararası rekabet gücü açısından bankacılara da belirli kriterlerle yeşil pasaport verilmesi gerektiğini” savunuyor.
Olası model ne olabilir?
Tüm bankacılara sınırsız bir hak yerine;
örneğin;
- en az 15 yıl kıdeme sahip,
- BDDK lisanslı bankalarda çalışan,
- uluslararası işlemlerde görev yapan,
- belirli unvan seviyesine ulaşmış
bankacılar için kademeli bir model oluşturulabileceği ifade ediliyor.
Benzer kriterler ihracatçılar ve bazı meslek grupları için zaten uygulanıyor.
Bankavitrini Analizi
Kamu yönetimi, yeşil pasaportu yıllar içinde yalnızca kamu görevlilerine özgü bir ayrıcalık olmaktan çıkarıp belirli ekonomik ve mesleki katkı sağlayan grupları da kapsayacak şekilde genişletmeye başladı.
Mühendisler, mimarlar, diş hekimleri, veteriner hekimler ve avukatlar için peş peşe teklifler hazırlanırken; Türkiye ekonomisinin finansmanını sağlayan bankacılık sektörünün bu tartışmaların dışında kalması dikkat çekiyor.
Özellikle kamu bankalarında görev yapan ve kamu adına uluslararası finansal ilişkileri yöneten profesyoneller açısından da bu durum “eşitlik” tartışmasını beraberinde getiriyor.
Bankacılara yeşil pasaport verilmesi, yalnızca bir seyahat kolaylığı değil; Türkiye’nin finans sektörünün uluslararası rekabet gücünü artırabilecek, finans diplomasisini destekleyebilecek ve sektör çalışanlarına verilen kurumsal değerin bir göstergesi olarak da değerlendirilebilir.
Bu nedenle önümüzdeki dönemde TBMM gündemine bankacılık sektörü için de benzer bir kanun teklifinin gelip gelmeyeceği, finans çevrelerinin yakından takip edeceği başlıklardan biri olmaya aday görünüyor.
BANKA HABERLERİ
Yurt Dışı Eğitim mağdurları: Chargeback ile Para İadesi Alabilir
Yurt Dışındaki Okula Kayıt Yaptırıp Eğitim Alamayan Öğrenciler Dikkat! Kredi Kartıyla Ödenen Eğitim Ücretleri Geri Alınabilir mi?
Yayınlanma:
2 hafta önce|
18/07/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Alınmayan Hizmet İçin Chargeback (Ters İbraz) Hakkı Gündemde
Son dönemde özellikle dil okulları, yaz okulları, üniversite hazırlık programları ve özel eğitim kurumlarına kayıt yaptıran çok sayıda Türk öğrenci ve veli; vize reddi, okulun kapanması, programın iptal edilmesi, eğitimin başlamaması veya vaat edilen hizmetin sunulmaması gibi nedenlerle önemli mağduriyetler yaşamaya başladı.
Bu mağduriyetlerin önemli bir bölümünde ödemeler kredi kartı ile gerçekleştirildi.
Oysa birçok tüketicinin bilmediği önemli bir hak bulunuyor: Kredi kartıyla ödenen ancak karşılığında hizmet alınamayan eğitim ücretleri için bankaya “Chargeback (Ters İbraz / Harcama İtirazı)” başvurusu yapılabiliyor.
Bankacılık sektörü açısından bu süreç oldukça teknik olmakla birlikte, uluslararası kart kuruluşlarının kuralları tüketicilere önemli korumalar sağlıyor.
Bankaya Başvurmak İlk Adım
Öncelikle unutulmaması gereken konu şudur: Burada dava açılması ilk aşama değildir.
İlk yapılması gereken işlem; Ödemeyi yapılan kredi kartını çıkaran bankaya harcama itirazında bulunmaktır.
Bu işlem bankacılık sektöründe;
- Chargeback
- Ters İbraz
- Harcama İtirazı
- Dispute
olarak adlandırılır.
Chargeback Nedir?
Chargeback; Kart sahibinin; “Ben bu hizmeti alamadım” veya “Satıcı sözleşmedeki yükümlülüğünü yerine getirmedi” iddiasıyla bankasından yaptığı resmi geri ödeme talebidir.
Burada dikkat edilmesi gereken konu; Bu hak yalnızca dolandırıcılık işlemleri için değildir.
Aynı zamanda;
- hizmet verilmemesi
- eksik hizmet
- iptal edilen organizasyon
- kapanan okul
- hiç başlamayan eğitim
gibi durumlarda da kullanılabilir.
Eğitim Hizmeti İçin de Geçerlidir
Visa ve Mastercard kurallarına göre; “Hizmet sunulmaması” chargeback sebeplerinden biridir.
Bu nedenle;
- yurtdışı dil okulu
- üniversite
- yaz okulu
- eğitim danışmanlığı
- sertifika programı
gibi eğitim hizmetleri de kapsam içine girebilir.
Hangi Durumlarda Para Geri Alınabilir?
En sık karşılaşılan örnekler şunlar:
1- Okul hiç açılmadı
Ödeme yapıldı.
Ancak okul faaliyet göstermedi.
2- Eğitim başlamadı
Kayıt yapıldı.
Ancak eğitim verilmedi.
3- Vize reddi sonrası okul ücret iadesi yapmadı
Bazı sözleşmelerde; Vize reddinde ücret iadesi yazmasına rağmen ödeme yapılmayabiliyor.
4- Okul iflas etti
Faaliyet durduğu için hizmet alınamadı.
5- Danışman firma ortadan kayboldu
Ödeme alınmasına rağmen okul kaydı yapılmadı.
6- Eğitim çevrimiçine çevrildi
Yüz yüze eğitim vaat edilmesine rağmen tamamen farklı hizmet sunuldu.
7- Eğitim iptal edildi
Program hiç başlamadı.
Banka Süreci Nasıl İşliyor?
Süreç genel olarak şu şekilde ilerliyor.
1. Kart sahibi bankaya başvuruyor.
Belgelerini sunuyor.
↓
2. Banka inceleme yapıyor.
↓
3. Kart kuruluşuna (Visa/Mastercard) başvuruyor.
↓
4. İşlem iş yerine iletiliyor.
↓
5. İş yeri savunma yapıyor.
↓
6. Haklı bulunursa ücret karta iade ediliyor.
Bankaya Hangi Belgeler Verilmeli?
Ne kadar güçlü belge sunulursa başarı ihtimali de o kadar yükseliyor.
Örneğin;
- ödeme dekontu
- kredi kartı ekstresi
- okul sözleşmesi
- kayıt belgesi
- kabul mektubu
- e-postalar
- okulun iptal yazısı
- vize reddi
- hizmet verilmediğine ilişkin belgeler
- danışman firma yazışmaları
- ücret iadesinin reddedildiğini gösteren cevaplar
başvuru dosyasına eklenebilir.
Süre Sınırı Var mı?
Evet.
Chargeback işlemlerinde süre önemlidir.
Kart kuruluşlarının kurallarına göre başvuru süreleri işlem türüne göre değişebilmekle birlikte, hizmetin verilmesi gereken tarihten itibaren belirli süreler içinde itiraz edilmesi gerekir.
Bu nedenle mağduriyet oluşur oluşmaz bankaya başvurmak önem taşır.
Gecikme, hak kaybına yol açabilir.
Banka Başvuruyu Reddederse Ne Olur?
Her ret kararı kesin değildir.
Tüketici;
- ek belge sunabilir,
- yeniden değerlendirme talep edebilir,
- tüketici hakem heyeti veya mahkemeye başvurabilir (uyuşmazlığın niteliğine göre),
- gerekirse uluslararası kart kuralları kapsamında bankanın süreci nasıl yürüttüğünü sorgulayabilir.
Havale ile Ödeyenler Aynı Hakka Sahip mi?
Hayır.
Burada önemli fark oluşuyor.
Kredi kartı
Chargeback uygulanabilir.
Havale
Chargeback mekanizması yoktur.
Bu durumda;
- sözleşme hükümleri,
- hukuk davaları,
- icra yolları
ön plana çıkmaktadır.
Dolayısıyla kredi kartıyla ödeme yapanlar önemli bir avantaja sahip olabiliyor.
Yurt Dışı Eğitim Sektöründe Yeni Risk
Son yıllarda;
- artan döviz kuru,
- bazı eğitim kurumlarının mali sorunları,
- vize süreçlerinin uzaması,
- öğrenci sayılarındaki dalgalanma
nedeniyle uluslararası eğitim sektöründe iptal edilen program sayısı da arttı.
Özellikle pandemi sonrası birçok ülkede eğitim modeli değişirken, bazı okullar hibrit veya çevrimiçi modele geçti.
Bu durum da yeni uyuşmazlıkların ortaya çıkmasına neden oldu.
Bankalar Açısından Risk
Chargeback sayısındaki artış; bankalar açısından da operasyonel yük oluşturuyor.
İhraççı banka; müşterisini korurken, iş yeri bankası (Acquirer) ise satıcıyı temsil ediyor.
Dolayısıyla;
- belge incelemeleri
- uluslararası kart kuralları
- zaman yönetimi
- hukuki değerlendirmeler
önem kazanıyor.
Eğitim Kurumları Açısından Sonuç
Chargeback oranı yükselen kurumlar;
- daha yüksek komisyon ödeyebilir,
- riskli iş yeri olarak sınıflandırılabilir,
- ödeme alma kabiliyetini kaybedebilir,
- kart kabul sözleşmeleri sona erebilir.
Bu nedenle eğitim kurumlarının sözleşme hükümlerine uygun davranmaları ve iptal/iade süreçlerini şeffaf yürütmeleri kritik önem taşıyor.
Uzmanlar Ne Öneriyor?
Uzmanlar, yurt dışı eğitim hizmeti satın almadan önce şu noktalara dikkat edilmesini öneriyor:
- Sözleşmede iade koşullarını ayrıntılı okuyun.
- Vize reddi halinde uygulanacak prosedürü yazılı olarak teyit edin.
- Ödemeleri mümkünse kredi kartıyla yapın.
- Tüm yazışmaları saklayın.
- Hizmet sunulmadığında beklemeden bankanıza harcama itirazında bulunun.
- Başvurunuza mümkün olduğunca fazla belge ekleyin.
Bankacılık Sektörü Açısından Değerlendirme
Dijital ödemelerin hızla arttığı günümüzde kredi kartı yalnızca bir ödeme aracı değil, aynı zamanda tüketici açısından önemli bir koruma mekanizması sunuyor.
Uluslararası kart sistemlerinin geliştirdiği Chargeback (Ters İbraz) uygulaması, tüketicilerin hiç alamadıkları veya sözleşmeye uygun şekilde sunulmayan hizmetler nedeniyle mağdur olmalarını önlemeyi amaçlıyor.
Özellikle yurt dışı eğitim, turizm, havayolu, etkinlik organizasyonları ve dijital hizmetlerde bu mekanizma her geçen yıl daha fazla kullanılıyor.
Bankalar açısından ise bu süreç, hem müşteri memnuniyetini korumak hem de uluslararası kart kuruluşlarının kurallarına uyum sağlamak bakımından büyük önem taşıyor.
Özet
Yurt dışında eğitim almak amacıyla kayıt yaptıran ancak çeşitli nedenlerle eğitim hizmetinden yararlanamayan öğrenciler ve veliler için kredi kartıyla yapılan ödemelerde chargeback (ters ibraz) önemli bir hukuki ve finansal başvuru yolu olabilir. Ancak her olay kendi sözleşmesi, ödeme şekli ve hizmetin sunulmama nedenine göre ayrı değerlendirilir. Başvurunun güçlü belgelerle ve gecikmeden yapılması, sürecin başarı şansını artırır.
Not: Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşımaktadır. Chargeback başvurularının kabulü; Visa ve Mastercard kuralları, kartı çıkaran bankanın incelemesi, iş yerinin savunması ve somut olayın özelliklerine göre değerlendirilir. Her hizmetin otomatik olarak iade edileceği anlamına gelmez.
Erol TAŞDELEN – Ekonomist www.bankavitrini.com
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.042)
- BANKA ANALİZLERİ (151)
- BANKA HABERLERİ (3.610)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (582)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.979)
- GÜNCEL (4.534)
- GÜNDEM (3.558)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (146)
- ŞİRKETLER (2.725)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (580)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.468)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (822)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (114)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (58)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (93)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (19)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Tesla'nın kârı ikinci çeyrekte beklentilerin altında kaldı 22/07/2026
- Amazon, yapay zeka biriminde işten çıkarmaya gitti 22/07/2026
- Erakçi: ABD saldırısına destek verenler meşru hedef olacak 22/07/2026
- Güney Kore'den Hürmüz iddialarına yalanlama 22/07/2026
- "İran'ın petrol satamadığı bölgede kimse petrol satamaz" 22/07/2026
- AB'den Paramount-Warner Bros. anlaşmasına şartlı onay 22/07/2026
- Musk, yapay zekayla "The Odyssey" çekeceğini duyurdu 22/07/2026
- Çin ve ASEAN'dan enerji işbirliğini güçlendirme kararı 22/07/2026
- Reel kesimin döviz açığı Mayıs'ta 204,4 milyar dolar oldu 22/07/2026
- İç talep göstergesi Temmuz'da sert gerilemeye işaret etti 22/07/2026
SON YAZILAR
- Jeopolitik yine gergin 29/07/2026
- Enflasyonu düşürelim derken sanayiyi mi kaybediyoruz? 29/07/2026
- Eurobond Nedir? 757 Dolarlık Tahvil Nasıl 1.000 Dolar Öder? 29/07/2026
- Bankacılıkta Yılın Satışı: Yapı Kredi Portföy Azimut’a Devrediliyor 29/07/2026
- Akbank’tan 2026’nın ilk yarısında 34,3 milyar lira net kar 29/07/2026
- Çipler sarsıldı, müzakere umuduyla petrol rahatladı… Gözler Fed’de 28/07/2026
- REESKONT KREDİSİ Mİ, DÖVİZ KREDİSİ Mİ? HANGİSİ DAHA AVANTAJLI? 28/07/2026
- Borsa son çıkış kapısı mı oldu? 28/07/2026
- VNL 2026 Şampiyonu Türkiye: Eller oynasın eller, diller gaynasın diller… 27/07/2026
- İSO Gündemi: Türkiye’yi Bekleyen Tehlike: Erken Sanayisizleşme 24/07/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini4 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
