Connect with us

Erol Taşdelen

Tekstil Sektörü sil baştan: Pamuk Yasaklanıyor, sağlıkçılar endişeli…

Tekstilin aşırı tüketim nedeni ile üretimi yetersiz hale gelen Pamuk ve Yün’ü terk ederek Pterol ürünü olan Polyester kumaşa geçmesi tartışmaları da beraberinde getirdi. Tesktil sektörü talebi karşılayabilmek ve maliyetleri düşürmek için Polyester ürünleri Çevreci ve Geri Dönüşüm savunması ile savunurken Toplum Sağlık uznamları sağlık açısından Petrol Ürünlerinin kansorejen etki yaptığını öne sürerek tekstilden tamamen yasaklanmasını savunuyor. Yasal düzenlemeler ise Petrol Ürünleri kullanmak isteyen üreticilerin lehine ilerliyor…

Yayınlanma:

|

Avrupa Birliği (AB), sağlıkçıların ciddi kaygılarını içeren itirazlarına rağmen çevre kirliliğiyle mücadele kapsamında Plastik ve Tekstil sektörlerinde köklü değişiklikler yapıyor.

2025 yılından itibaren PET plastikten üretilen şişelerin en az %25 oranında geri dönüştürülmüş malzeme içermesi zorunlu hale geliyor. 2030 yılında bu oran %50’ye çıkarılacak. Bunu yanında, doğaya atılmaması için plastik şişelerin kapaklarının tamamen çıkarılamaz şekilde tasarlanması da mecburi olacak.

Yeni düzenelmeler Tekstil sektöründe de büyük bir dönüşümü beraberimnde getirecek. AB’nin döngüsel ekonomi politikaları kapsamında, 2050 yılına kadar tüm tekstil ürünlerinin geri dönüştürülebilir olması planlanıyor. Bu çerçevede, pamuk gibi geri dönüştürülmesi zor doğal liflerin yerine, plastik şişelerden elde edilen Polyester kumaşların kullanımı teşvik edilecek.

GERİ DÖNÜŞÜM SEKTÖRÜ GÖZDE OLDU!

AB’nin Teksitlde Sürdürülebilir sloganı ile savunduğu Polyester ürünlerin Petrol kaynaklı olduğu gzö ardı ederek çevresel etkiler ile öne sürmesi ve bu yönde yasal düzenlemelere gitmesi Geri Dönüşüm Sektöründe faaliyet gösteren firmalara olan ilgiyi de artırmış durumda. Bu firmalar geri dönüşüm ürünlerin tekrar ekonomiye kazandırarak çevreye olumlu katkı sunduklarını savunurken yeni düzenlemeler bu firma ürünlerine olan talebi de artırmış durumda. Türkiye aynı zamanda AB ülkelerinin Geri Dönüşüm ürünlerini en fazla ithal eden ülkeler grubunuda yer alırken yerli çevreciler de bu ürünler o kadar kıymetli niçin bizim gibi ülkelere bu ürünleri gönderiyorlar eleştirilerini yapıyor.

SAĞLIKÇILAR ENDİŞELİ: PEROL ÜRÜNLERİ KANSOREJEN!

Düzenlemeler her ne kadar Çevreci ve Geri dönüşü teşvik edecek şekilde sunulsa da Sağlıkçıların yeni uygulama ile ilgili ciddi kaygıları var. Zira, başta PET’den elde edilen iplikler gibi Polyester ve Akrelik ipliklerin ana hammaddesi PETROL! PETROL’den elde edilen ipliğin direkt vücut ile temas temesi, güneş ışığına maruz kalması içindeki üretim aşamasındaki kiyasallar ile birleşince ciltte ciddi deformelere ve  kansorejen maddeler içerdiği için direk İnsan hayatını tehdit ettiğine yönelik kaygılar da artmış durumda. Her ne kadar Tekstil Polyester ve Akrelik ağırlıklı kumaş ve ürün üretmeye yoğunlaşsa da bu ürünlerin İnsan hayatını tehdit edeceği yönündeki kaygıların da yersiz olmadığı buna karşılık Dünya Sağlık Örgütü’nün yeterli açıklama yapmaması ve tavır almaması eleştirilere neden oluyor.

SAVUNMA: PAMUK VE YÜN ÜRETİM YETERSİZ!

Doğal ve sağlıklı olan Pamuk ve Yün’ün maliyetler ve yetersiz üretilmesi nedeni ile Tekstilde kullanılması tercih dışına itilirken bunu çözümü ise az tekstil ürünleri tüketiminden geçiyor, fakat dünya genelindeki aşırı Tüketim Alışkanlığı yaratılması bu ihtiyacı karşılamak için alternatif yol arama arayışını tetikkiyor. AB’de kişi başına tekstil tüketimi yıllık 25 kg’a gelmiş durumda. Toplum yararına bildirimlerde bulunan Sağlıkçılar ise Tekstil tüketiminin  düşürülerek tekrar doğal olana Pamuk ve Yün ürünlere dönülmesini savunuyor. Günümüz aşartlarında kısa sürede bunun olamayacağını fakat en azından iç çamaşırların Pamuk ve Yün ürünlerden seçilmesinin Petrol ürünü olan Polyerter kumaşların olumsuz etkisini azaltacağını savunuyorlar. Pamuk ve Yün ürünlerindeki fiyat artışı ise Polyester ürünlere olan tercihi artırmış durumda. Diğer taraftan petronden elde edilen kumaşlarda elektik, dayanıklılık gibi özellikler öne çıkarılarak tüketin de artırılmış durumda. Poliyester kumaştan yapılan ürünler ayakkabı sektöründen, konfeksiyone, ev tekstilinden araç kumaşlarına kadar birçok sektöre yayılmış durumda…

Erol TAŞDELEN-Ekonomist      www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

Şirketler Neden Köprünün Ortasında Kalıyor?

Yayınlanma:

|

Köprüde Sıkışan Lider: Aslanlar, Kurtlar ve Köpekbalıkları Arasında Stratejik Düşünmek

İş hayatında bazı anlar vardır ki, hangi tarafa dönerseniz dönün risk görürsünüz.

Bir yanda güçlü rakipler…
Bir yanda piyasa baskıları…
Bir yanda finansal riskler…
Ve altında çatırdayan bir köprü…

Ekli görsel ilk bakışta bir bilmece gibi görünse de, aslında günümüz iş dünyasının en gerçekçi metaforlarından biridir.

Bugün birçok şirket tam da bu köprünün üzerinde duruyor.

Aslanlar: Büyük Rakipler

Sektörün dev oyuncuları fiyat kırıyor.

Pazar payınızı daraltıyor.

Tedarik zincirinde güç kullanıyor.

Marka bilinirlikleriyle müşterileri kendilerine çekiyor.

Özellikle KOBİ’ler ve orta ölçekli şirketler için bu aslanlar her geçen gün daha da büyüyor.

Sorun şu: Aslanlarla onların oyununda savaşmaya çalışırsanız genellikle kaybedersiniz.

Çünkü onların avantajı ölçek ve sermayedir.

Kurtlar: Piyasanın Acımasız Baskısı

Kurtlar ise daha farklıdır.

Hızlıdırlar.

Çeviktirler.

Fırsat gördükleri anda saldırırlar.

Bugünün iş dünyasında kurtlar;

  • Ani maliyet artışları,
  • Teknolojik dönüşüm,
  • Yeni nesil girişimler,
  • Değişen müşteri beklentileri,
  • Küresel rekabet

olarak karşımıza çıkıyor.

Şirketlerin çoğu aslanlara odaklanırken kurtların sessizce yaklaştığını fark etmiyor.

Köpekbalıkları: Finansal Riskler

Aşağıdaki suların içindeki köpekbalıkları ise finans dünyasının en tanıdık tehditlerini temsil ediyor.

  • Yüksek faizler
  • Kur riski
  • Nakit akışı problemleri
  • Tahsilat sorunları
  • Borçluluk baskısı
  • Likidite krizi

Birçok şirket operasyonel olarak başarılı olmasına rağmen finansal risklere yeniliyor.

Tarihinin en yüksek cirosunu yapan ama kasasında para olmayan şirketler bunun en somut örneği.

Çoğu Yönetici Nerede Hata Yapıyor?

İlk refleks genellikle şöyledir:

“Aslanlarla savaşalım.”

“Kurtları durduralım.”

“Köpekbalıklarından kaçalım.”

Oysa stratejik düşüncenin temel kuralı farklıdır: Sorunun içinde çözüm aramak yerine sorunun kurallarını değiştirmek.

Gerçek Liderler Ne Yapar?

Başarılı liderler tehditlerle tek tek mücadele etmeye çalışmaz.

Onlar oyunun kendisini değiştirir.

1. Rekabet Alanını Değiştirir

Rakibin güçlü olduğu yerde savaşmaz.

Yeni pazar bulur.

Yeni ürün geliştirir.

Yeni müşteri segmenti oluşturur.

Mavi Okyanus Stratejisi’nin özü budur.

2. Kaynaklarını Korur

Her savaşa girmez.

Her fırsatın peşinden koşmaz.

Bazı projeleri sonlandırır.

Bazı yatırımları erteler.

Bazı müşterilerden bile vazgeçer.

Çünkü liderlik bazen “hayır” diyebilmektir.

3. Köprüyü Güçlendirir

En önemli nokta budur.

Şirketlerin büyük bölümü aslanlara ve kurtlara odaklanırken köprünün çürüdüğünü fark etmez.

Oysa köprü;

  • İnsan kaynağıdır,
  • Kurumsal yönetimdir,
  • Nakit akışıdır,
  • Risk yönetimidir,
  • İç kontrol sistemidir.

Köprü sağlam değilse hiçbir strateji işe yaramaz.

Bugünün Türkiye Gerçeği

Türkiye’de birçok şirket şu anda bu görseldeki kişinin bulunduğu noktaya benzer bir pozisyonda.

Bir tarafta küresel rekabet.

Bir tarafta yüksek finansman maliyetleri.

Bir tarafta daralan talep.

Bir tarafta teknolojik dönüşüm baskısı.

Bu nedenle başarı artık yalnızca satış yapmakla ölçülmüyor.

Asıl başarı; belirsizlik ortamında ayakta kalabilmek, nakdi koruyabilmek ve stratejik esnekliği sürdürebilmekle ölçülüyor.

Çözüm Kaçmak Değil, Perspektifi Değiştirmek

Bu görselin en önemli mesajı şudur: Bazen çözüm daha güçlü olmak değildir. Bazen daha hızlı olmak da değildir.

Bazen çözüm, herkesin baktığı yere bakmayı bırakıp oyunu yeniden tasarlamaktır.

Çünkü liderler krizleri yönetmez.

Liderler krizlerin kurallarını değiştirir.

Ve çoğu zaman kurtuluş yolu, tehditlerle savaşmak değil; onları birbirine karşı kullanabilecek kadar geniş bir perspektife sahip olmaktır.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist
Bankavitrini.com

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

Sanayide Tavuk Sendromu: Sıradaki Sektör Hangisi?

Yayınlanma:

|

Yazan:

Rekabet Cezaları ve Kayyım Uygulamaları Reel Sektörde Yeni Bir Korku Dalgası mı Yaratıyor?

Eylül 2025’te beyaz et sektöründe faaliyet gösteren 13 firmaya yönelik yaklaşık 3,7 milyar TL tutarındaki rekabet cezası ve sonrasında gelen kayyım tartışmaları, sanayi dünyasında uzun süre konuşulmuştu. Haziran 2026’da ise bu kez lastik sektörüne yönelik 3,63 milyar TL’lik rekor ceza gündeme geldi.

Reel sektör temsilcileri arasında son dönemde sıkça kullanılan bir ifade dikkat çekiyor: “Tavuk Sendromu”

Bu ifade resmi bir kavram değil. Ancak sanayiciler arasında, bir sektöre yönelik rekabet soruşturması, yüksek para cezası, sonrasında gelen adli süreçler ve kayyım uygulamalarının başka sektörlere de sıçrayabileceği yönündeki endişeyi tanımlamak için kullanılmaya başlandı.

Tavuk Sektörü Neden Kırılma Noktası Oldu?

Beyaz et sektöründe başlayan süreç yalnızca Rekabet Kurumu cezalarıyla sınırlı kalmadı.

Sektör oyuncuları, rekabet ihlali soruşturmasının ardından bazı şirketlere yönelik kayyım uygulamalarının gündeme gelmesini, iş dünyasında yeni bir dönemin başlangıcı olarak değerlendirdi. Özellikle yatırımcılar açısından “idari ceza ile başlayan sürecin şirket yönetimine kadar uzanabilmesi” önemli bir risk algısı yarattı.

Bu nedenle birçok sanayici şu soruyu sormaya başladı: “Bugün tavuk sektöründe olanlar yarın bizim sektörde de olabilir mi?”

Lastik Sektörüne Gelen 3,6 Milyar TL Ceza Korkuları Yeniden Tetikledi

16 Haziran 2026 tarihinde Rekabet Kurumu, otomotiv lastiği üreticileri ve dağıtıcılarına toplam 3 milyar 633 milyon TL ceza verdiğini açıkladı. Soruşturmada fiyat uyumu, rekabete hassas bilgi paylaşımı, bayi kısıtlamaları ve iş gücü piyasasına ilişkin uygulamalar incelendi.

Karardan etkilenen şirketler arasında;

  • Brisa
  • Goodyear
  • Continental
  • Petlas
  • Hankook
  • Michelin
  • Pirelli

gibi sektörün en büyük oyuncuları bulunuyor.

Bu gelişme sanayide şu endişeyi güçlendirdi: “Rekabet soruşturmaları artık istisna değil, sistematik hale geliyor.”

Sanayicinin Asıl Korkusu Cezadan Çok Belirsizlik

Reel sektör temsilcileriyle yapılan değerlendirmelerde öne çıkan konu para cezasının büyüklüğünden ziyade öngörülebilirlik sorunu.

Sanayicilere göre:

  • Hangi bilgi paylaşımının ihlal sayılacağı,
  • Sektörel toplantıların sınırları,
  • Bayi ilişkilerinde uygulanabilecek kurallar,
  • İş gücü piyasasında rakip firmalarla iletişim sınırları,

konusunda ciddi uyum maliyetleri oluşuyor.

Özellikle son yıllarda Rekabet Kurumu’nun iş gücü piyasasına yönelik incelemeleri, çalışan transferleri ve ücret politikalarına kadar uzanan yeni bir denetim alanı oluşturmuş durumda.

Yatırımcı Cephesinde Kaygı Daha Büyük

Borsada işlem gören şirketlerde durum daha da hassas.

Yatırımcı açısından riskler:

  • Yüksek para cezaları,
  • Dava süreçleri,
  • İtibar kaybı,
  • Yönetim değişikliği ihtimali,
  • Finansman maliyetlerinin yükselmesi,
  • Hisse değerlemelerinin baskı altına girmesi.

Özellikle son dönemde bazı sektörlerde yaşanan gelişmeler nedeniyle yatırımcılar artık yalnızca bilanço riskine değil, “regülasyon riski” ve “yargısal risk” başlıklarına da bakmaya başladı.

Türkiye’de Yeni Dönem: Uyum (Compliance) Çağı

Uzmanlara göre son yaşananlar aslında farklı bir gerçeğe işaret ediyor.

Artık şirketlerin yalnızca üretim, satış ve finansman yönetmesi yeterli değil.

Aynı zamanda:

  • Rekabet hukuku,
  • Veri paylaşımı,
  • Bayi sözleşmeleri,
  • İnsan kaynakları politikaları,
  • Kurumsal yönetişim

alanlarında da profesyonel uyum sistemleri kurmaları gerekiyor.

Lastik sektörü kararında şirketlere yeni yükümlülükler getirilmesi ve bilgi paylaşım kanallarının yeniden düzenlenmesi de bu dönüşümün işareti olarak görülüyor.

“Tavuk Sendromu” Bir Korku mu, Yoksa Yeni Gerçeklik mi?

Sanayi dünyasında konuşulan “Tavuk Sendromu” aslında tek bir sektöre özgü değil.

Bu kavram;

  • Artan denetimler,
  • Rekor para cezaları,
  • Yönetimsel müdahale korkusu,
  • Regülasyon risklerinin büyümesi

nedeniyle oluşan genel tedirginliği ifade ediyor.

Ancak diğer taraftan bakıldığında devlet kurumlarının verdiği mesaj da net: “Rekabet ihlalleri, kartel oluşumları ve piyasayı bozucu uygulamalar artık çok daha yakından izleniyor.”

Bu nedenle önümüzdeki dönemde sanayicilerin gündeminde üretim, ihracat ve finansman kadar; “Rekabet hukuku uyumu” ve “kurumsal yönetişim” başlıkları da üst sıralarda yer alacak gibi görünüyor.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist   www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

Şirketler Üretim İçin Değil, Bankalara Faiz Ödemek İçin Çalışıyor

Yayınlanma:

|

Yüksek faiz sadece mevcut yarayı büyütüyor; ancak çoğu zaman yaranın kendisi yanlış finansman stratejisinden kaynaklanıyor.

Ciro Artıyor Ama Nakit Neden Bitiyor?

Birçok yönetici şu hataya düşüyor: Ciro büyümesini başarı sanıyor.

Oysa şirketlerin batmasına neden olan unsur çoğu zaman zarar değil, nakit akışının bozulmasıdır.

Örneğin:

  • Geçen yıl 1 milyar TL ciro yapan şirket bu yıl 2 milyar TL ciro yaptı.
  • Ancak müşterilere 180 gün vade verdi.
  • Hammaddeyi peşin aldı.
  • Kredi faizleri %55-65 bandına çıktı.

Sonuçta gelir tablosunda büyüme görünürken kasadaki para eriyor.

Bu durum finans literatüründe: “Kârlı büyüme yerine nakit tüketen büyüme” olarak tanımlanır.

Türkiye’de Son İki Yılın En Büyük Sorunu: İşletme Sermayesi Açığı

Birçok üretici şu kısır döngüye girdi:

  1. Enflasyon nedeniyle stok maliyetleri arttı.
  2. Satış yapmak için uzun vadeler verildi.
  3. Nakit açığı oluştu.
  4. Banka kredisi kullanıldı.
  5. Faiz gideri arttı.
  6. Karlılık eridi.
  7. Daha fazla kredi ihtiyacı doğdu.

Şirket bir süre sonra üretimden elde ettiği kârı bankaya aktarmaya başladı.

Özellikle:

  • Tekstil
  • Mobilya
  • Beyaz eşya yan sanayi
  • İnşaat malzemeleri
  • Demir-çelik
  • Otomotiv yan sanayi

gibi sektörlerde bu tablo sık görülmeye başladı.

Finansman Giderleri Artık Gelir Tablosunun Patronu

Eskiden şirketlerde ana belirleyici kalem: Brüt kâr marjıydı.

Bugün ise: Finansman gideri.

Birçok şirket şu tabloyu yaşıyor:

Kalem Tutar
Satış Geliri 10 milyar TL
Faaliyet Kârı 1 milyar TL
Finansman Gideri 1,2 milyar TL
Net Kâr/Zarar -200 milyon TL

Şirket aslında üretimde başarılıdır.

Fakat kazandığından daha fazlasını faize ödediği için zarar eder.

Şirketler Nerede Hata Yapıyor?

1. Kısa Vadeli Kredilerle Uzun Vadeli Yatırım Yapmak

Türkiye’de en yaygın hata budur.

Örneğin:

  • Fabrika yatırımı 10 yılda geri dönecek.
  • Kullanılan kredi 24 ay vadeli.

Bu durumda yatırımın geri dönüşü başlamadan kredi geri ödemesi başlar.

Nakit dengesi bozulur.

2. Aşırı Hızlı Büyüme

Birçok şirket şu yanılgıya düşüyor: “Ciro iki katına çıktıysa şirket de iki kat büyümüştür.”

Hayır.

Çünkü büyüyen ciro;

  • Daha fazla stok
  • Daha fazla alacak
  • Daha fazla işletme sermayesi

gerektirir.

Finansmanı planlanmamış büyüme şirketi batırabilir.

3. Döviz Riskini Yönetememek

Özellikle:

  • Geliri TL
  • Borcu döviz

olan şirketler için kur şoku ölümcül olabilir.

Bir gecede oluşan kur farkı gideri yıllık kârı silebilir.

4. Yanlış Karlılık Analizi

Bazı şirketler:

  • Enflasyonu,
  • Finansman maliyetini,
  • Tahsilat riskini

fiyatlarına yansıtmaz.

Sonuç: Ciro rekoru vardır. Ama reel kâr yoktur.

Zombi Şirket Tehlikesi

Bir şirketin faaliyetleri sürdürülebilir olmaktan çıkıp sadece kredi çevirmeye dayalı hale gelirse ortaya “zombi şirket” yapısı çıkar.

Tipik belirtileri:

  • Sürekli kredi yenileme ihtiyacı
  • Faiz giderinin faaliyet kârını aşması
  • Nakit yaratamama
  • Sermaye erimesi
  • Varlık satışıyla ayakta kalma

Bu şirketler üretir ama değer yaratamaz.

Kazançlarının büyük bölümü finans sistemine aktarılır.

Bugün Takip Edilmesi Gereken 5 Kritik Rasyo

1. Net Borç / EBITDA

  • 2’nin altı: Güçlü
  • 2-4 arası: Yönetilebilir
  • 4 üzeri: Riskli
  • 6 üzeri: Alarm

2. Faiz Karşılama Oranı

EBIT / Finansman Gideri

  • 3 üzeri: Güvenli
  • 1-3 arası: Dikkat
  • 1’in altı: Kritik

3. Cari Oran

Dönen Varlıklar / Kısa Vadeli Borçlar

  • 1,5 üzeri sağlıklı kabul edilir.

4. Alacak Tahsil Süresi

Ne kadar düşükse o kadar iyi.

Türkiye’de birçok sektörde son iki yılda ciddi uzama görülüyor.

5. Stok Devir Hızı

Stok depoda bekledikçe:

  • Finansman maliyeti
  • Depolama maliyeti
  • Eskime riski

artar.

Asıl Soru: Faiz Mi, Finans Yönetimi Mi?

Bugünkü tabloda faizler çok yüksek ve reel sektör üzerinde ciddi baskı oluşturuyor. Ancak aynı faiz ortamında bazı şirketler büyüyüp kâr ederken bazıları zarar ediyorsa, sorun sadece faiz değildir. Yüksek faiz; zayıf finansal yapıyı ortaya çıkaran bir stres testidir.

Faizler düştüğünde sorun gizlenebilir.

Ama yanlış finansman yönetimi düzeltilmezse ilk ekonomik dalgalanmada yeniden ortaya çıkar.

Bu nedenle şirketler için çözüm sadece “faizlerin düşmesini beklemek” değil;

  • Nakit akışını yönetmek,
  • Borç vadesini doğru planlamak,
  • Öz sermayeyi güçlendirmek,
  • Kârlı büyümeye odaklanmak,
  • Finansal riskleri erken görmek

olmalıdır.

Bugün birçok şirketin görünmeyen bilanço gerçeği şudur: Sorun satış yapamamak değil, satışı finanse edememektir.

Bu nedenle 2026 yılında reel sektörün en kritik rekabet avantajı üretim kapasitesi değil, nakit yönetimi ve finansal dayanıklılık olacaktır. Bankavitrini.com için haberleştirildiğinde başlık şu olabilir: “Ciro Rekoru Kırıp Zarar Eden Şirketler: Reel Sektörün Görünmeyen Finansman Krizi”.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist    www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.