Connect with us

GÜNDEM

The Economist ne diyor?

Peki, Agnelli’nin dergisi, ailenin yakın dostu Berlusconi’nin canciğer arkadaşı Recep Bey’e neden operasyon yapıyor?

Yayınlanma:

|

Geçen hafta 4 veya 6 hafta sonra diye yazmıştım. Bu hafta öğrendik ki 14 Mayıs’ta seçim olacakmış. Öyle anlaşılıyor ki, 14 Mayıs’ta yapılacak seçim de seçime giden süreç de hiç kimse için kolay geçmeyecek.

Seçimler Türkiye’de yaşayan 90 milyona yakın bireyi ilgilendirdiği kadar, belki de daha fazla, dünyaya yön verme iddiasındaki iktidar sahiplerini de ilgilendiriyor. Üstelik Türkiye’de yaşayanların seçimin sonuçlarını etkileme olanakları alabildiğine sınırlıyken, “dost ve müttefik” ülkelerin, ittifakların ve aslında bütün bunların ardında yatan uluslararası sermayenin bu konudaki yetenekleri daha geniş.

Türkiye’de 14 Mayıs’ta yapılacak seçimler geçen hafta “The Economist” dergisine konu oldu. Ürkütücü bir grafik içeren kapağı bir yana bırakırsak dergi içeriğinde ilginç unsurlar var. Buna geçmeden “The Economist”i neden önemsediğim hakkında kısaca bilgi vereyim.

Üniversite yıllarında mesleki İngilizcemi geliştirmek için okumaya başladığım bir dergi. Meslek hayatımın önemli bir kısmında da aboneydim. Emekli olduktan sonra, Akepe’nin müthiş ekonomi tercihlerinin de etkisiyle aboneliğimi sürdürmek uygulanabilir bir seçenek olmaktan çıktı elbette. “The Economist” bir İngiliz dergisi olarak bilinir. Londra merkezlidir. Geçmişte bu doğruydu ama bildiğim kadarıyla artık büyük hissesi Fiat’ın da sahibi olan Agnelli ailesinin bir şirketine ait.  Hani şu dünyaca ünlü Juventus futbol takımının da patronu olan ve Berlusconi ile de pek sıkı fıkı olan aile.

Bu bayrak değişimi derginin ana yönelimini değiştirmedi elbette. Eskiden olduğu gibi bugün de “The Economist” sermaye sınıfının en “zeki” dergisi olma niteliği taşıyor. Bu ne demek? Sermayenin bir sürü yayın organı var. Kimileri koyun gütme amaçlı çalışıyor. Daha açık bir deyişle emekçi sınıfların kafasını bulandırıp dikkatlerini sömürü düzeninden başka yerlere çekmek için faaliyet gösteriyorlar. Yazdıklarını, yaydıklarını eleştirel gözle ve sosyalist bir bilinçle incelerseniz bunu hemen fark ediyorsunuz. Sky TV Grubunu veya The Sun gazetesini ele alırsanız, kısa sürede “aptal yerine konduğunuzu” anlarsınız.

“The Economist” öyle değil zira hedef kitlesi emekçiler değil. Dergide yer alan çözümlemeler sermaye sınıfına yol gösterme konusunda önemli. Sömürü düzenini sürdürmek zorunda olanlara, holding sahiplerine, CEO’lara, onların bağışlarıyla ayakta duran “Düşünce Kuruluşları”na ve elbette hegemon devletlerin yöneticilerine sesleniyor ve Anglo-sakson dünyanın sevdiği deyimle “beyin gıdası” sağlıyor. Çok mu uzattım? Belki ama sabır.

Şunu anımsayalım önce. “The Economist” Akepe’nin iktidara yerleştirilme döneminde önemli işlevler üstlenmişti. O sürecin önemli köşe taşlarından biri olan AB’ne adaylık, müzakerelerin başlaması gibi süreçlerde “Avrupa sağı”nın genel kuşkucu çizgisinden farklı olarak birkaç haftada bir o süreci destekleyen ve Akepe’yi göklere çıkartan çözümlemelere yer verirdi. O sırada kamu diplomasisi kavramını yeni yeni keşfeden Akepe düzeni, özellikle de onun Fethullahçı bileşenleri kendi gündemlerini ilerletmek için bu makaleleri yere göğe sığdıramaz ve tepe tepe kullanırdı.

Dergide yayınlanan Türkiye konulu yoruma ve özel eke geliyoruz şimdi. “The Economist” özetle Akepe’nin bu seçimleri de kazanması halinde Türkiye’nin dikta rejimine geçişinin tamamlanmış olacağını söylüyor. Bunu yaparken de kısaca değindiği temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanmasından ziyade sermayenin kutsal ineği olan piyasa tanrısının arzuları hilafına serbest piyasaya yönelik müdahalelerin artmasına, Merkez Bankası’nın bağımsızlığının ortadan kaldırılmasına dikkat çekiyor ve bunu da Akepe genel başkanının ekonomi danışmanlarının “solcu ve milliyetçi’ olmalarına bağlıyor. Buradan anlıyoruz ki “solcu” danışmanlar ülkedeki 13 kişinin toplam servetinin en yoksul kırkbeş milyonun servetiyle eşit haline gelmesini sağlayacak bir model kurmuşlar. Dergi bunun üzerinde bilinçli olarak duruyor bana kalırsa çünkü hitap ettiği kesim bakımından bu asla aşılmaması gereken bir tür Rubicon ırmağı.

“The Economist”in bu makalesine Akepe cephesinden gelen tepkiler “operasyon, sömürgeci zihniyet vs” gibi anahtar sözcüklerle özetleyebiliriz. Bir başka deyişle dergi yıllarca övgü yağdırırken değil de eleştirdiğinde “operasyon” yapmış oluyor. Peki, Agnelli’nin dergisi, ailenin yakın dostu Berlusconi’nin canciğer arkadaşı Recep Bey’e neden operasyon yapıyor?

Sorunun tek ve yüzde yüz isabetli bir yanıtını bulmak kolay değil. Olsa olsa, tahminler yürütebiliriz. “The Economist”in uluslararası Sermaye bakımından neye karşılık geldiğini yukarıda açıklamaya çalışmıştık. Dostluk başka, iş başka ve eski dostlar düşman olabiliyor demek ki. 20 yıllık iktidarı boyunca Cumhuriyet’in bütün varlığını nakite çevirip buharlaştıran, toplu sözleşmesiz, grevsiz bir sömürü cenneti yaratan Akepe’ye ne garezi var bu sermayenin? Saray şürekası şimdi dönüp “Gözünüze dizinize dursun, ne istediniz de vermedik?” diye sitem etse yeridir. Ediyorlar da zaten.

Birinci tahminim Akepe tarafından kurulmaya çalışılan rejimin niteliğiyle ilgili. Sermayenin planı emekçilerin üzerindeki  sömürünün maksimize edilmesi bağlamında şu an tıkır tıkır işliyor bile olsa tek kişilik bir yönetimin önemli bir zaafı var. Biyolojik ve giderilemez bir zaaf. İnsan denen organizmanın ömrü sınırlı. Böyle bir sistemin başındaki şu veya bir şekilde devre dışı kaldığında sistemin bekası da tehlikeye giriyor. Akepe rejimi tam da bu tanıma uygun. Erdoğan karizmatik bir siyasi lider ve görebildiğimiz kadarıyla toplumun en az üçte birinin desteğini elde tutuyor. Bununla birlikte kurduğunu iddia ettiği “Başkanlık Sistemi” için bu geçerli değil. Türkiye seçmeni parlamenter sisteme geri dönmek istiyor. Bunun en temel nedeni de “iktidara yakınlık” etkeni. Başkanlık sistemi uzak, iş takibi güç, milletvekili etkisiz ve yetkisiz. Bir tek kişi ne ihsan ederse ona razı olmak zorundasın. Türkiye seçmenin derdi bu olabilir pekâlâ ama uluslararası sermayenin kaygısı bu ideal görünen ama bir türlü kurumsallaşmayan sistemin Erdoğan sonrasında devam ettirilemeyeceği, bir çöküntü yaşayacağı ve ortaya çıkacak kaos sonucunda yerini hiç arzu etmedikleri bir başka düzene, maazallah halkçı, kamucu hatta sosyalist bir düzene bırakacağı olabilir. Bu yüzden de Biden, Sunak, Agnelli vs, Erdoğan’sız ve tek adamsız bir Akepe düzenini arzu ettiklerini dile getiriyorlar belki de “The Economist” aracılığıyla. O düzen de hazır: Ne zamandır düz koşularla kenarda hazırlanan Millet İttifakı.

İkinci tahminim ise uluslararası dengelere dair. Akepe düzeni ve lideri, emperyalist kamptaki bunalımın sağladığı olanaklarla atıldığı “özerk” emperyalizm kalfalığı macerasında Batı açısından pek de istenmeyen bir mecraya doğru gidiyor. Bu yolculuğun, rotanın ne kadarı iradî ne kadarı mecburiyetten tartışılır. Biraz daha açık yazmak gerekirse, benim düşüncem Erdoğan’ın kendi isteğiyle çıktığı bir yolda yokuş aşağı gidişi artık engelleyemediği yönünde. Ben bu oyunu bozarım diye diye başka bir oyunun piyonu olmaya giden bir yolda görünüyor Akepe ve lideri. Batı’ya çekilen her rest, yarattığı kayıplardan dolayı Doğu’ya mecburen verilen bir tavize dönüşmeye başladı sanki. Rol model benimsediği II. Abdülhamit’i bir  yana bırakın, daha çok Mahmut Nedim Paşa’yı anımsayın isterseniz. Uğraştırma bizi şimdi internet aramalarıyla diyorsanız ilgili yazı şurada.

Türkiye dünya dengeleri bakımından önemli bir ülke. Kaybının ağır bir bedeli var. Rusya’yla yakınlaşmanın geri dönüşün güç olacağı bir noktaya sürüklenmesi olasılığı Batı için ürkütücü. NATO genişlemesi bağlamında yaşanan krizin özellikle İsveç’le geldiği eşik Washington ve biraderleri bakımından tatsız sonuçlara gebe. İşte bu yüzden de “The Economist” temsil ettiği sınıf adına “haydi Abbas vakit tamam!” diyor olabilir.

Bu köşede çok yazdık, Akepe liderinin ABD, AB gibi başat uluslararası aktörler bakımından uzun yıllardır ideal bir seçenek olduğunu. Görünen o ki, ürünün niteliği, verimi ve özellikle de son kullanma tarihi konusunda kaygılar beliriyor ve çok klişe bir deyişle  kağıtlar yeniden karılıyor. Ya da ben fena halde yanılıyorum.

Engin SOLAKOĞLU-sol.org.tr

Okumaya devam et

GÜNCEL

Kredi tahsisinde asıl risk: Üreten firmayı yalnız bırakmak

Yayınlanma:

|

Yazan:

Borsada işlem gören firmaların dahi finansmana erişimde zorlandığı bir dönemde, şirketlerin kredi taleplerinde alışılmışın dışında sorularla karşılaşması; destek yerine köstek olunması kime ne kazandıracak?

İyi günlerde peşinden koşulan firmaların, zor zamanlarında da yanında olmak gerekir. Çünkü bankacılığın asli görevi yalnızca “riski reddetmek” değil; doğru analizle, doğru teminatla ve doğru nakit akışı kurgusuyla firmaların üretmeye devam etmesini sağlamaktır.

Bugün bazı bankalarda, klimalı odalarda oturup “red”, “olmaz”, “uygun değil” diyerek parayı batırmadığını düşünen bir anlayışın öne çıktığını görüyoruz. Oysa firmayı tanımadan, hikâyesini bilmeden, talep edilen finansman sonrası oluşacak nakit akışını analiz etmeden; beş ay önceki mali verilerle bugünün şirketini değerlendirmek sağlıklı bir tahsis politikası olamaz.

Limit açmadığınız bir firma, müşteri çeklerini factoring yoluyla nakde çevirdi diye “factoring riski var” denilerek uzak duruluyorsa, şu soru sorulmalıdır: O halde neden o firmaya çek karşılığı banka limiti açılmadı?

Daha da çelişkili olanı, kendi factoring şirketi bulunan bankaların bile “factoring riski var” gerekçesiyle kredi taleplerine mesafeli durmasıdır. Madem factoring bazılarına göre bu kadar sakıncalı görülüyor, o zaman bankaların neden factoring şirketleri var?

Unutulmamalıdır ki müşteri olmadan bankacılık sistemi bir hiçtir. Bankaların ihtiyacı; batan, iflas eden, üretimden kopan müşteriler değil; çalışan, üreten, istihdam sağlayan ve ayakta kalan müşterilerdir.

Buradan tüm bankaların kredi tahsis yöneticilerine sevgi ve saygılarımı sunuyor; bu dönemde bakış açısının yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Çünkü bugün firmaya kapatılan her kredi kapısı, yarın ekonomide kapanan bir üretim kapısına dönüşebilir.

Bayram KOÇSOY – Emekli Banka Müdürü

Okumaya devam et

GÜNCEL

Çipten Uçağa, Yazılımdan Finansa: Çin Küresel Sistemi Yeniden Kuruyor

Yayınlanma:

|

Yazan:

Çin son 15–20 yılda özellikle teknoloji, savunma, finansal altyapı ve stratejik sanayilerde “Batı’ya bağımlılığı azaltma” stratejisi izliyor.

Madde madde anlatalım:


ÇİN GERÇEKTEN NEYİ TERK EDİYOR?

1. GPS yerine BeiDou

Bu büyük ölçüde doğru.

BeiDou Navigation Satellite System bugün küresel kapsama sahip ve özellikle:

  • Çin ordusu
  • lojistik şirketleri
  • akıllı telefon üreticileri
  • Kuşak & Yol ülkeleri tarafından yoğun kullanılıyor.

Ama:

  • Dünya hâlâ ağırlıklı olarak GPS kullanıyor.
  • Apple, Samsung, Huawei cihazları çoğunlukla çoklu sistem kullanıyor:
    • GPS
    • GLONASS
    • Galileo
    • BeiDou birlikte çalışıyor.

Yani “GPS öldü” doğru değil. Ancak Çin artık Amerikan GPS’ine bağımlı değil.

2. Boeing yerine COMAC C919

Burada da gerçek eğilim var.

COMAC tarafından geliştirilen COMAC C919 gerçekten ciddi sipariş aldı.

Ama kritik detay:

  • Motorlar büyük ölçüde Batı teknolojisine dayanıyor.
  • Aviyoniklerde hâlâ dış bağımlılık var.
  • Boeing ve Airbus’ın küresel servis ağıyla rekabet etmek çok zor.

Dolayısıyla:

  • Çin iç pazarında Boeing’i zorlayabilir.
  • Ama küresel liderliği kısa vadede devralamaz.

3. Amerikan çiplerini terk etti

Bu kısmen doğru, kısmen propaganda.

Huawei ve Yangtze Memory Technologies büyük ilerleme kaydetti.

Ancak:

  • Çin hâlâ ileri seviye EUV litografi makinelerinde Batı’ya bağımlı.
  • ASML olmadan en ileri çipleri üretmek çok zor.
  • Nvidia ve TSMC seviyesine tam erişim henüz yok.

Fakat ABD yaptırımları Çin’i:

  • “ithal et” modelinden
  • “yerli üret” modeline zorladı.

Bu da uzun vadede Amerika için stratejik geri tepebilir.

4. Windows yerine UOS

UnionTech UOS gerçekten devlet kurumlarında yaygınlaşıyor.

Ama:

  • Çin tamamen Windows’u bırakmış değil.
  • Kurumsal yazılım ekosistemi hâlâ Microsoft bağımlı alanlar içeriyor.

Bu daha çok: “stratejik alanlarda yerli alternatif yaratma” politikasıdır.

5. Siemens yerine Çin tıbbi cihazları

Bu alan Çin’in gerçekten hızlı yükseldiği sektörlerden biri.

United Imaging Healthcare MR, CT ve PET cihazlarında küresel oyuncu hâline geldi.

Ama:

  • Siemens
  • GE Healthcare
  • Philips

hâlâ üst segmentte çok güçlü.

Yine de fiyat avantajı nedeniyle Çin ciddi pazar payı alıyor.

6. Elektrikli araçlar ve batarya devrimi

Bu konuda Çin gerçekten dünyanın merkezine oturdu.

BYD bugün:

  • batarya
  • EV üretimi
  • tedarik zinciri
  • nadir toprak elementleri

alanlarında dev güç.

Tesla’nın piyasa değerindeki dalgalanmanın tek nedeni Çin değil:

  • faizler
  • rekabet
  • marj düşüşü
  • satış yavaşlaması da etkili.

Ama şu gerçek: Çin artık otomotivde “takip eden” değil, “oyunu belirleyen” ülke.

7. Oracle yerine OceanBase

Ant Group tarafından geliştirilen OceanBase özellikle yüksek işlem hacimli finansal sistemlerde başarılı.

Bu alan kritik çünkü:

  • veri egemenliği
  • yaptırım riski
  • SWIFT benzeri bağımlılıklar ülkeleri yerli çözümlere yöneltiyor.

8. CAD ve endüstriyel yazılım

Burada Çin’in ilerlemesi gerçek.

Ancak:

  • Siemens NX
  • CATIA
  • SolidWorks gibi Batı yazılımları hâlâ dünya standardı.

Çin’in hedefi: “yaptırım gelirse üretim durmasın.”

Yani mesele sadece maliyet değil: jeopolitik dayanıklılık.

9. Dolar yerine RMB

Bu en kritik maddelerden biri.

Chinese yuan kullanımının arttığı doğru.

Özellikle:

  • Rusya
  • İran
  • Körfez
  • BRICS hattı

dolar bağımlılığını azaltmaya çalışıyor.

Ama gerçek tablo:

  • Küresel rezervlerin çoğu hâlâ dolar.
  • SWIFT sistemi hâlâ dominant.
  • ABD tahvil piyasası hâlâ merkezde.

Yani: “Dolar çöktü” yanlış, ama “alternatif arayışı başladı” doğru.

10. GMO tohumları terk etti

Çin gıda güvenliğini stratejik konu olarak görüyor.

Yuan Longping hibrit pirinç çalışmalarıyla Çin için çok önemli bir figür.

Ama:

  • Çin hâlâ büyük tarım ithalatçısı.
  • Özellikle soya bağımlılığı sürüyor.

Tam bağımsızlık henüz yok.

11. Amerikan sosyal medyasını terk etti

Bu ifade yanıltıcı.

Çin zaten:

  • Facebook
  • X
  • Instagram
  • YouTube

gibi platformları uzun süredir engelliyor.

Onun yerine:

  • WeChat
  • Douyin
  • Xiaohongshu

gibi kendi ekosistemini kurdu.

Bu dijital egemenlik modeli: “internetin parçalanması” trendinin önemli örneği.

12. Batı askeri teknolojisini terk etti

Çin savunma sanayisinde muazzam ilerledi.

Özellikle:

  • hipersonik füze
  • drone
  • deniz gücü
  • elektronik harp alanlarında.

Ancak ABD:

  • uçak motorları
  • denizaltılar
  • küresel üs ağı
  • savaş tecrübesi gibi alanlarda hâlâ büyük üstünlüğe sahip.

ASIL MESELE NE?

Bu metnin özeti aslında şu: Çin artık “dünyanın ucuz fabrikası” olmak istemiyor.

Hedef:

  • teknoloji sahibi olmak
  • finansal altyapıyı kontrol etmek
  • enerji zincirini yönetmek
  • dolar bağımlılığını azaltmak
  • yaptırımlara dayanıklı sistem kurmak.

Bu nedenle Çin’in modeli artık: “Made in China” değil, “Controlled by China” aşamasına geçiyor.

BATI HEGEMONYASI ÇÖKÜYOR MU?

Bu kadar hızlı değil.

Ama dünya:

  • tek kutuplu Amerikan sisteminden
  • çok kutuplu teknoloji/finans rekabetine gidiyor.

Yeni mücadele:

  • çip
  • veri
  • ödeme sistemi
  • yapay zekâ
  • enerji
  • tedarik zinciri
  • rezerv para üzerinden yaşanıyor.

Yani artık savaş sadece tankla değil:

  • işletim sistemiyle,
  • veri merkeziyle,
  • batarya teknolojisiyle,
  • ödeme altyapısıyla yapılıyor.

TÜRKİYE AÇISINDAN EN KRİTİK SORU

Türkiye hangi ekosisteme entegre olacak?

  • ABD/NATO finans-teknoloji sistemi mi?
  • Çin merkezli alternatif blok mu?
  • Yoksa ikisi arasında denge mi?

Önümüzdeki 10 yılda:

  • bankacılık,
  • ödeme sistemleri,
  • enerji,
  • savunma,
  • otomotiv,
  • çip yatırımları bu tercihten doğrudan etkilenecek.

Okumaya devam et

Gülbeyaz Gergün

ABD’nin Yeni Ortadoğu Planı: İsrail Merkezli Güvenlik ve Ticaret Koridoru

Yayınlanma:

|

ABD’nin bölge ülkelerine yaymaya çalıştığı ve kamuoyunda “İbrahim Anlaşmaları / Abraham Accords” olarak bilinen süreç, sadece İsrail ile diplomatik normalleşme anlaşması değildir. Aslında bu proje; Ortadoğu’nun güvenlik, enerji, ticaret, teknoloji ve askeri mimarisini yeniden kurma planıdır. Özünde ise İsrail’in bölgesel meşruiyetini kalıcı hale getirmek ve İran eksenli dengeyi kırmak vardır.

Abraham (İbrahim) Anlaşmaları Nedir?

2020’de ABD arabuluculuğunda başlayan süreçte;

  • Birleşik Arap Emirliği
  • Bahreyn
  • Fas
  • Sudan

İsrail ile diplomatik ilişki kurdu veya normalleşme anlaşması yaptı. Daha sonra süreç; Saudi Arabia, Qatar, Türkiye, Pakistan gibi ülkelere doğru genişletilmeye çalışıldı.

ABD açısından hedef yalnızca “barış” değildir.

Asıl hedefler:

  • İsrail’in bölgesel izolasyonunu bitirmek
  • İran’a karşı ortak blok oluşturmak
  • Çin’in Kuşak-Yol etkisini sınırlamak
  • Rusya’nın Ortadoğu etkisini azaltmak
  • Enerji ve ticaret koridorlarını İsrail merkezli yeniden şekillendirmek
  • Körfez sermayesini İsrail teknolojisi ile entegre etmek
  • Ortadoğu’da ABD maliyetini düşürüp “yerel ortaklı güvenlik sistemi” kurmak olarak görülüyor.

Bu anlaşmalar gerçekte neleri kapsıyor?

1. Diplomatik Normalleşme

  • Büyükelçilik açılması
  • Resmi ilişkiler
  • Vize ve uçuş anlaşmaları
  • Turizm ve ticaret

2. Güvenlik ve İstihbarat İşbirliği

Asıl kritik bölüm burasıdır.

  • Ortak hava savunma sistemi
  • İran füze/dron tehdidine karşı entegrasyon
  • İsrail teknolojilerinin Körfez’e satılması
  • Siber güvenlik paylaşımı
  • İstihbarat koordinasyonu

Birçok uzman bu yapıyı “Ortadoğu NATO’su” olarak tanımlıyor.

3. Enerji ve Ticaret Koridorları

Projelerin temelinde şu düşünce var:

Körfez petrolü + İsrail teknolojisi + Hindistan üretimi + ABD güvenlik şemsiyesi

Bu nedenle:

  • Hindistan-Ortadoğu-Avrupa koridorları,
  • liman projeleri,
  • demiryolu hatları,
  • enerji boru hatları,
  • veri merkezleri,
  • finans merkezleri

bu planın parçası olarak görülüyor.

İsrail’in Doğu Akdeniz enerji merkezi yapılması hedefleniyor.

4. Filistin Meselesinin İkinci Plana İtilmesi

En tartışmalı boyut budur.

Eskiden Arap dünyasının temel yaklaşımı: “Önce Filistin sorunu çözülsün, sonra İsrail tanınsın.”

Abraham süreci ise bunu tersine çevirdi: “Önce İsrail ile normalleşelim, Filistin sonra konuşulur.”

Bu nedenle çok ciddi toplumsal tepki oluşuyor. Özellikle Gazze savaşları sonrası kamuoyu baskısı arttı.

ABD niçin şimdi hızlandırmak istiyor?

2025-2026 İran-İsrail gerilimi ve savaş riski sonrası Washington şu sonucu gördü:

  • ABD artık bölgeyi tek başına yönetemiyor
  • İran tamamen çökmedi
  • Körfez ülkeleri ABD korumasına eskisi kadar güvenmiyor
  • Çin ekonomik olarak çok güçlendi
  • Rusya bölgesel nüfuzunu sürdürüyor

Bu nedenle ABD:

  • İsrail’i merkeze koyan,
  • Arap sermayesini entegre eden,
  • İran’ı çevreleyen,
  • Çin’i sınırlayan

yeni bölgesel mimari kurmaya çalışıyor.

Kazanan Ülkeler Kimler Olabilir?

1. İsrail

En büyük stratejik kazanan.

Kazanımları:

  • Bölgesel meşruiyet
  • Yeni pazarlar
  • Körfez sermayesi
  • Güvenlik işbirliği
  • İran’a karşı geniş cephe
  • Enerji ve lojistik merkez olma şansı

İsrail için bu süreç, 1948 sonrası en büyük diplomatik dönüşümlerden biri olarak görülüyor.

2. Birleşik Arap Emirliği

Büyük ekonomik kazanç hedefliyor.

Özellikle:

  • teknoloji,
  • yapay zekâ,
  • savunma sanayi,
  • finans,
  • siber güvenlik,
  • turizm

alanlarında İsrail ile entegrasyon kuruyor.

Dubai’nin bölgesel finans merkezi rolünü güçlendirme hedefi var.

3. Suudi Arabistan

Henüz tam katılmadı ancak süreçte kilit ülke.

Sudi Arabistan:

  • ABD’den güvenlik garantisi,
  • gelişmiş silah sistemleri,
  • nükleer teknoloji,
  • yatırım avantajları

karşılığında normalleşmeye yaklaşabilir.

Ancak Filistin konusu nedeniyle içeride büyük toplumsal risk taşıyor.

4. Hindistan

Sessiz kazananlardan biri olabilir.

Çünkü:

  • Körfez bağlantısı güçlenir
  • Avrupa ticaret koridoru açılır
  • Çin’e alternatif lojistik rota oluşur

Kaybedebilecek Ülkeler ve Yapılar

1. İran

En büyük jeopolitik baskı altında kalabilecek ülke.

Çünkü:

  • çevrelenme riski artıyor
  • Körfez’de yalnızlaşma ihtimali oluşuyor
  • İsrail-Arap güvenlik ağı genişliyor

Bu nedenle İran bu süreci “anti-İran bloklaşması” olarak görüyor.

2. Filistin Yönetimi ve Hamas

En büyük siyasi kaybedenlerden biri olabilir.

Çünkü:

  • Arap ülkelerinin önceliği değişiyor
  • Filistin meselesi ikinci plana düşüyor
  • ekonomik ve diplomatik baskı artıyor

Bu durum Gazze savaşları sonrası ciddi toplumsal kırılma yarattı.

3. Türkiye

Türkiye açısından tablo karmaşık.

Olası avantajlar:

  • Bölgesel ticaret entegrasyonu
  • Enerji projeleri
  • Körfez sermayesi ile yeni işbirliği
  • ABD ile ilişkileri yumuşatma fırsatı

Riskler:

  • İsrail merkezli yeni enerji haritasında dışlanma
  • Doğu Akdeniz’de denge kaybı
  • Filistin konusunda iç kamuoyu baskısı
  • İran ile denge siyasetinin zorlaşması

Türkiye’nin bu süreçte tamamen karşıt değil ama “temkinli denge” politikası izlediği görülüyor.

Bu plan başarılı olur mu?

En büyük sorun:

  • halkların önemli bölümünün İsrail’e tepkili olması
  • Gazze savaşlarının yarattığı öfke
  • İran faktörü
  • mezhep ve jeopolitik rekabetler

Devlet elitleri ile halk arasında ciddi görüş farkı bulunuyor.

Bu nedenle anlaşmalar:

  • ekonomik olarak ilerleyebilir,
  • güvenlik alanında derinleşebilir,
  • fakat toplumsal meşruiyet sorunu yaşayabilir.

Özetle

Abraham / İbrahim Anlaşmaları:

  • sadece “barış anlaşması” değil,
  • Ortadoğu’nun yeni ekonomik ve askeri düzen projesidir.

Merkezinde:

  • İsrail’in korunması,
  • İran’ın dengelenmesi,
  • Çin-Rusya etkisinin sınırlandırılması,
  • enerji ve ticaret koridorlarının yeniden kurulması vardır.

Kazananlar:

  • İsrail
  • Körfez finans merkezleri
  • ABD savunma-sanayi sistemi
  • Hindistan merkezli yeni ticaret koridorları

Risk yaşayanlar:

  • İran
  • Filistin hareketleri
  • bölgesel denge siyaseti yürüten ülkeler
  • halk baskısı yüksek Arap yönetimleri olabilir.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.