Connect with us

GÜNCEL

Türkiye rekabetçilikte toparlandı ama tehlike geçmedi

Yayınlanma:

|

IMD World Competitiveness Center tarafından yayımlanan 2026 Dünya Rekabetçilik Endeksi, Türkiye açısından hem umut veren hem de uyarı niteliği taşıyan sonuçlar ortaya koydu.

Türkiye, endekste 57. sıraya yükselerek 9 basamaklık bir toparlanma gerçekleştirdi. Ancak bu yükseliş, ülkenin 2023 yılında ulaştığı 47. sıranın hâlâ gerisinde bulunuyor. Bu tablo, düşüşün yavaşladığını gösterse de rekabet gücünde kalıcı bir iyileşmenin henüz sağlanamadığını ortaya koyuyor.

Kamu yönetimi ve iş dünyası en zayıf halkalar

Endeksin alt bileşenleri incelendiğinde en dikkat çekici sorunların kamu yönetimi etkinliği ile iş dünyası verimliliği olduğu görülüyor.

Her iki alanda da Türkiye’nin 60’lı sıralarda yer alması;

  • yatırım ortamındaki belirsizliklerin,
  • bürokratik süreçlerin,
  • hukuki öngörülebilirlik eksikliğinin,
  • şirketlerin verimlilik ve rekabet kapasitesindeki yapısal sorunların

devam ettiğine işaret ediyor.

Yabancı yatırımcı açısından bakıldığında ise yalnızca ekonomik göstergeler değil; hukuk sistemi, kurumsal güven, öngörülebilir düzenlemeler ve kamu yönetiminin etkinliği de yatırım kararlarında belirleyici rol oynuyor.

Makro dengelenme olumlu sinyal veriyor

Ekonomik performans başlığında ise önceki yıllara göre daha sınırlı bir gerileme yaşanması, uygulanan makroekonomik dengelenme politikalarının etkilerinin hissedilmeye başladığını gösteriyor.

Ancak uzmanlara göre;

Enflasyonun kontrol altına alınması, faiz politikaları veya bütçe disiplini tek başına bir ülkeyi rekabetçi hale getirmiyor.

Kalıcı rekabet üstünlüğü;

  • yüksek katma değerli üretim,
  • teknoloji yatırımları,
  • eğitim kalitesi,
  • inovasyon,
  • verimli iş gücü,
  • güçlü kurumlar

ile mümkün olabiliyor.

Zirvedeki ülkelerin ortak özelliği

Endeksin ilk sıralarında yer alan;

  • Singapur
  • İsviçre
  • Hong Kong
  • Tayvan
  • Birleşik Arap Emirlikleri

gibi ekonomilerin ortak noktaları dikkat çekiyor.

Bu ülkelerde;

  • güçlü kamu kurumları,
  • yatırım dostu düzenlemeler,
  • yüksek verimlilik,
  • Ar-Ge ve inovasyon kapasitesi,
  • kaliteli insan kaynağı,
  • hızlı karar alma mekanizmaları

rekabet gücünün temelini oluşturuyor.

Başka bir ifadeyle, bu ülkeler yalnızca ekonomik büyüklükleriyle değil, kurumsal kalite ve verimlilikleriyle öne çıkıyor.

Türkiye için kritik soru

Türkiye’nin kısa vadeli sıralama yükselişlerinden çok daha önemli olan konu;

Bu iyileşmenin kalıcı olup olmayacağıdır.

Bunun için;

  • hukuk güvenliğinin güçlendirilmesi,
  • kamu yönetiminde etkinliğin artırılması,
  • yatırım ortamının iyileştirilmesi,
  • eğitim ve teknoloji yatırımlarının hızlandırılması,
  • şirketlerin verimliliğini artıracak reformların uygulanması

önümüzdeki dönemin en kritik başlıkları olarak öne çıkıyor.

Düşüş durdu, toparlanma başladı

2026 sonuçları, Türkiye açısından “düşüş durdu, toparlanma başladı” mesajı veriyor. Ancak uluslararası rekabette kalıcı başarı için yalnızca makroekonomik dengelenme yeterli değil.

Gerçek rekabet gücü; güçlü kurumlar, öngörülebilir hukuk sistemi, yüksek verimlilik ve inovasyon odaklı üretim modeliyle mümkün olabilir.

Önümüzdeki yıllarda Türkiye’nin sıralamadaki asıl başarısını belirleyecek unsur, kısa vadeli yükselişler değil; bu alanlarda hayata geçirilecek kapsamlı yapısal reformlar olacaktır.

Onur ÇELİK

Okumaya devam et
Yorum Yazın

Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

EKONOMİ

Verginin dörtte biri faize gidiyor! Bütçede alarm veren tablo

Yayınlanma:

|

Vergi gelirleri artıyor, faiz yükü daha hızlı büyüyor: Merkezi Yönetim bütçesinde alarm veren tablo

Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın 2026 yılı Mayıs sonu Merkezi Yönetim Bütçe Gerçekleşmeleri, kamu maliyesinde gelir artışının sürdüğünü ancak harcamalardaki daha hızlı yükseliş nedeniyle bütçe disiplininin üzerindeki baskının arttığını ortaya koydu.

İlk beş aylık dönemde merkezi yönetim gelirleri geçen yılın aynı dönemine göre %33,9 artarak 6,28 trilyon TL’ye, giderler ise %37,4 artışla 7,33 trilyon TL’ye ulaştı. Böylece bütçe açığı 1 trilyon 57 milyar TL seviyesine yükseldi.

Vergi gelirleri güçlü ancak harcamalar daha hızlı büyüyor

Toplam vergi gelirleri 5,3 trilyon TL olarak gerçekleşti.

Vergi gelirleri içinde en büyük payı;

  • Gelir Vergisi: 1,283 trilyon TL
  • Dahilde alınan vergiler
  • Kurumlar Vergisi
  • Uluslararası ticaret vergileri oluşturdu.

Ancak bütçe tarafında gelir artışının harcamaları karşılamaya yetmediği görülüyor.

Özellikle;

  • Personel giderleri %43 arttı.
  • SGK devlet primi %49 arttı.
  • Mal ve hizmet alımları %40’a yakın yükseldi.
  • Faiz harcamaları ise %51,1 artış gösterdi.

Bu tablo bütçe açığının temel nedenlerinden biri olarak öne çıkıyor.

Faiz giderleri artık vergi gelirlerinin dörtte birine yaklaşıyor

Rapordaki en dikkat çekici gösterge ise faiz yükü.

2026’nın ilk beş ayında;

  • Faiz giderleri 1 trilyon 262,6 milyar TL’ye ulaştı.
  • Bu tutar toplam vergi gelirlerinin %23,8’ine karşılık geliyor.

Başka bir ifadeyle; Vatandaştan toplanan her 100 TL verginin yaklaşık 24 TL’si yalnızca faiz ödemelerine gidiyor.

Bu oran son yıllarda düzenli olarak yükseliyor.

Yıl Vergi gelirlerinin faize giden kısmı
2023 %15,0
2024 %17,4
2025 %18,6
2026 %23,8

Bu eğilim, kamu borçlanmasının maliyetinin bütçe üzerindeki baskısını her geçen yıl artırdığını gösteriyor.

Cari transferler bütçenin en büyük kalemi olmaya devam ediyor

Harcamalarda en büyük kalem yine cari transferler oldu.

İlk beş ayda;

  • Cari transferler 2,65 trilyon TL
  • Personel giderleri 2,10 trilyon TL

olarak gerçekleşti.

Yalnızca bu iki kalem toplam harcamaların yaklaşık üçte ikisini oluşturuyor.

Bu durum bütçede esnek harcama alanını daraltırken yatırım harcamalarının payını da sınırlıyor.

İç talep ve dış ticaret kaynaklı vergi gelirlerinde yavaşlama dikkat çekiyor

Analizde dikkat çeken diğer unsur ise;

  • Dahilde mal ve hizmetlerden alınan vergiler,
  • Uluslararası ticaret vergileri

artış hızının toplam vergi gelirlerinin altında kalması.

Bu gelişme;

  • iç tüketimde yavaşlama,
  • ithalattaki zayıflama,
  • küresel ticaretteki belirsizlikler,
  • jeopolitik riskler,
  • yüksek faiz nedeniyle ekonomik aktivitedeki yavaşlama

gibi faktörlerin bütçe gelirlerine yansımaya başladığını gösteriyor.

Bütçe hedeflerine ulaşmak kolay görünmüyor

2026 bütçesinde yıl sonu için 2,71 trilyon TL açık öngörülüyor. İlk beş ayda bunun 1,06 trilyon TL’si gerçekleşmiş durumda.

Yılın ikinci yarısında;

  • faiz giderlerinin seyri,
  • enflasyon,
  • vergi tahsilatı,
  • ekonomik büyüme,
  • borçlanma maliyetleri

bütçe performansının en önemli belirleyicileri olacak.

Sonuç

2026’nın ilk beş aylık bütçe gerçekleşmeleri, mali disiplin açısından karmaşık bir görünüm ortaya koyuyor. Vergi gelirlerinde nominal artış sürmesine rağmen harcamalar, özellikle de faiz ödemeleri daha hızlı yükseliyor. Faiz yükünün vergi gelirleri içindeki payının %24’e yaklaşması, kamu maliyesinin önümüzdeki dönemde en kritik kırılganlık alanlarından biri olmaya devam edeceğine işaret ediyor. Ekonomik büyümenin yavaşladığı, finansman maliyetlerinin yüksek seyrettiği bir ortamda bütçe dengesini koruyabilmek için hem gelir tarafında vergi tabanını genişletecek hem de harcama tarafında verimliliği artıracak yapısal adımların önemi daha da artmış durumda.

Süleyman ÇEMBERTAŞ

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

Murat Ülker’in “40 fabrika sattım” açıklaması ne anlatıyor?

Yıldız Holding’de büyük dönüşüm: Fabrika satışı mı, bilanço temizliği mi?
Ülker küçüldü mü, küresel marka oyununa mı geçti?
40 fabrika satışı sonrası soru: Para nereye gitti?

Yayınlanma:

|

Ülker dosyası: Borç küçüldü, küresel yapı güçlendi, ama soru işaretleri bitmedi

Yıldız Holding Yönetim Kurulu Üyesi Murat Ülker’in “40 fabrika, bazı markalar ve arsalar sattık; 7,5 milyar dolar borç ödedik” açıklaması, sadece bir varlık satışı hikâyesi değil; Türkiye’nin en büyük gıda gruplarından birinin 2018 sonrası geçirdiği finansal yeniden yapılanmanın özeti niteliğinde.

Açıklamanın özü şu: Yıldız Holding, 2010’lu yıllarda Godiva, United Biscuits ve DeMet’s gibi küresel satın almalarla dünya ligine çıktı. Ancak bu büyüme yüksek borçlulukla finanse edildi. 2018 kur şoku ve finansman koşullarının sertleşmesiyle birlikte grup, bankalarla büyük ölçekli borç yapılandırmasına gitmek zorunda kaldı.

Murat Ülker’in son açıklaması, bu sürecin “varlık satarak borç azaltma” yöntemiyle yönetildiğini gösteriyor.

40 fabrika neden satıldı?

Bu satışların temel nedeni operasyonel küçülme değil, bilanço temizliği olarak okunmalı.

Yıldız Holding’in karşı karşıya kaldığı ana sorun üretim kapasitesinden çok borç vadesi, döviz yükümlülüğü ve finansman baskısıydı. Grup, borçlarını çevirmek yerine varlık satışlarıyla nakit yaratmayı tercih etti. Bu kapsamda bazı fabrikalar, arsalar ve markalar elden çıkarıldı.

Bu yöntem şirketler dünyasında “deleveraging”, yani borç azaltma stratejisi olarak bilinir. Amaç; kısa vadeli finansal baskıyı azaltmak, bankalarla yapılan yapılandırma takvimine uyum sağlamak ve ana iş kollarını korumaktır.

Fabrikalardan gelen para nereye gitti?

Murat Ülker’in açıklamasına göre satışlardan elde edilen kaynak ağırlıklı olarak borç ödemesinde kullanıldı. 2018 sonrası süreçte 7,5 milyar dolar borç ödendiği, yapılandırmaya dahil borcun ise 500 milyon dolar seviyesine indiği ifade ediliyor.

Bu, satış gelirlerinin büyük bölümünün yeni yatırım için değil, geçmişte oluşan borç yükünü azaltmak için kullanıldığını gösteriyor.

Yani soru şu şekilde yanıtlanabilir:

Fabrikalar satıldı, çünkü borç azaltılması gerekiyordu.
Gelen para büyük ölçüde bankalara ve finansal yükümlülüklere gitti.
Şirket bu sayede finansal nefes alanını genişletti.

İngiltere yatırımları bu satışlarla mı finanse edildi?

Bu konuda net ve belgeli bir cümle kurmak mümkün değil.

pladis’in İngiltere’de McVitie’s, Jacob’s ve Carr’s gibi markalar için 68 milyon sterlinlik yatırım programı açıkladığı biliniyor. Bu yatırımın amacı İngiltere’deki fabrikalarda otomasyon, kapasite artışı, altyapı yenileme ve karbon emisyonu azaltımı olarak açıklandı.

Ancak mevcut kaynaklarda bu yatırımın doğrudan Türkiye’de satılan fabrikalardan gelen parayla finanse edildiğine dair net bir açıklama bulunmuyor.

Daha doğru yorum şu olur: Yıldız Holding, Türkiye ve diğer pazarlardaki varlık satışlarıyla borç yükünü azaltırken; pladis tarafında daha seçici, daha verimli ve daha küresel odaklı yatırımlara yöneldi. İngiltere yatırımları doğrudan satış gelirinden değil, borcu azaltılmış ve yeniden yapılandırılmış grubun küresel stratejisinden beslenmiş olabilir.

Ülker’in stratejisi: Çok fabrika değil, güçlü marka ve verimli üretim

Murat Ülker’in açıklaması, klasik sanayi mantığından modern küresel gıda şirketi mantığına geçişi de gösteriyor.

Eski modelde büyüklük, sahip olunan fabrika sayısıyla ölçülürdü. Yeni modelde ise marka gücü, dağıtım ağı, verimlilik, teknoloji, otomasyon, nakit akışı ve global pazar payı daha önemli hale geldi.

Yıldız Holding’in pladis çatısı altında Ülker, Godiva, McVitie’s ve United Biscuits gibi markaları bir araya getirmesi bu dönüşümün parçasıydı.

Bu nedenle 40 fabrikanın satılması sadece “varlık kaybı” olarak değil, “borç yükünden kurtulma ve ana markalara odaklanma” hamlesi olarak da okunabilir.

Ancak eleştirel soru şurada başlıyor

Bu süreç başarılı bir finansal toparlanma mı, yoksa geçmişte aşırı borçla yapılan büyümenin bedeli mi?

Aslında ikisi de.

Bir yandan Yıldız Holding, Türkiye’nin en büyük borç yapılandırmalarından birini yöneterek borçlarını ciddi ölçüde azalttı. Cirosunu artırdığını ve kalan yapılandırılmış borcun 500 milyon dolara indiğini açıkladı.

Diğer yandan 40 fabrika, arsa ve bazı markaların satılması; geçmiş dönemdeki agresif küresel büyümenin finansal maliyetinin ağır olduğunu gösteriyor.

Ülker küçülmedi, bilançosunu yeniden kurdu

Murat Ülker’in “40 fabrika sattım” açıklaması ilk bakışta dramatik bir küçülme gibi görünse de, asıl anlamı şudur:

Yıldız Holding, borç baskısını azaltmak için varlık sattı. Satış gelirleri büyük ölçüde borç ödemesine yöneldi. Grup, daha az borçlu ve daha küresel marka odaklı bir yapıya geçmeye çalıştı.
İngiltere yatırımları ise bu yeni stratejinin parçası; fakat doğrudan fabrika satış gelirleriyle finanse edildiği belgelenmiş değil.

Bu nedenle Ülker dosyasının başlığı aslında şu olabilir: “40 fabrika satıldı, borç azaldı; Ülker’in yeni oyunu artık fabrika sayısı değil, küresel marka gücü.”

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Bankalarda 30 Haziran alarmı: Batık kredilerde yeni dalga mı?

Yayınlanma:

|

30 Haziran alarmı: Faiz ödemeleri şirketleri zorluyor, takipteki kredilerde yeni dalga riski

Haziran ayının sonu, reel sektör açısından sadece bir muhasebe dönemi kapanışı değil; aynı zamanda ciddi bir nakit akışı sınavı anlamına geliyor.

30 Haziran itibarıyla çok sayıda şirketin;

  • Banka kredi faiz ödemeleri,
  • Rotatif kredi yenilemeleri,
  • Ticari kredi taksitleri,
  • Çek ve senet yükümlülükleri,
  • Vergi ve SGK ödemeleri,
  • Maaş ve işletme sermayesi ihtiyaçları

aynı döneme denk geliyor.

Zaten yüksek faiz, daralan iç talep ve finansmana erişimde yaşanan sıkıntılar nedeniyle zorlanan birçok firma için bu dönem, adeta “bardağı taşıran son damla” olabilir.

Takipteki kredilerde yeni sıçrama ihtimali

Son aylarda BDDK verileri alarm vermeye başlamıştı.

Özellikle;

  • KOBİ kredilerindeki takipteki alacaklar,
  • Ticari kredilerdeki bozulma,
  • Yakın izlemedeki (2. Grup) kredi hacmindeki büyüme,

şirketlerin ödeme gücünün giderek zayıfladığına işaret ediyor.

30 Haziran’daki yoğun faiz ödemeleri sonrasında ödeme zincirinin kırılması halinde, temmuz ayı itibarıyla bankacılık sektöründe yeni bir takipteki kredi artışı görülebilir.

Sorun sadece faiz değil

Bugün birçok firma için problem kredi faizi ödemek değil.

Asıl sorun;

  • Nakit akışının bozulması,
  • Tahsilat sürelerinin uzaması,
  • Karlılıkların erimesi,
  • İç talepteki zayıflama,
  • Finansmana erişimin giderek zorlaşması.

Şirketler kredi bulsalar bile maliyetler oldukça yüksek.

Bulamayanlar ise mevcut kredilerini çevirmekte zorlanıyor.

Zincirleme etki başlayabilir

Bir firmanın ödeme yapamaması yalnızca bankayı etkilemiyor.

Arkasından;

  • Tedarikçiler,
  • Bayiler,
  • Alt yükleniciler,
  • Çalışanlar,
  • Çek-senet piyasası

aynı anda baskı altına giriyor.

Bu nedenle olası kredi bozulmaları domino etkisi oluşturabiliyor.

Bankalar açısından kritik dönem

30 Haziran sonrasında bankalar özellikle şu göstergeleri yakından izleyecek:

  • Yakın izlemedeki krediler
  • Takibe dönüşüm oranı
  • Kredi yeniden yapılandırma talepleri
  • Teminat tamamlama istekleri
  • Nakit akışı bozulan sektörler

Özellikle KOBİ segmentinde yeni yapılandırma taleplerinin artması sürpriz olmayacaktır.

Temmuz verileri belirleyici olacak

30 Haziran ödeme döneminin ardından açıklanacak ilk BDDK verileri, reel sektörün finansal dayanıklılığı açısından önemli bir gösterge olacak.

Eğer ödeme güçlüğü yaşayan şirket sayısı beklenenden yüksek çıkarsa;

  • Takipteki kredi hacmi hızlanabilir,
  • Bankaların karşılık giderleri artabilir,
  • Yeni kredi iştahı daha da azalabilir,
  • Reel sektörün finansmana erişimi daha da zorlaşabilir.

Bu nedenle 30 Haziran sadece bir bilanço tarihi değil, aynı zamanda hem bankacılık sektörü hem de reel ekonomi açısından kritik bir stres testi niteliği taşıyor.

Değerlendirme: Son dönemde takipteki KOBİ ve ticari kredi alacaklarında görülen artış eğilimi dikkate alındığında, 30 Haziran’daki yoğun faiz ve nakit çıkışlarının ödeme güçlüğü yaşayan firmalar üzerindeki baskıyı artırması olasıdır. Bununla birlikte, yaşanacak etkinin boyutu; bankaların kredi yenileme yaklaşımı, yeniden yapılandırma imkanları ve şirketlerin nakit yönetimi gibi faktörlere bağlı olacaktır. Temmuz ayında açıklanacak BDDK verileri, bu riskin ne ölçüde gerçekleştiğini daha net gösterecektir.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.