Connect with us

EKONOMİ

TÜRKİYE’DE BANKA KREDİLERİ YOLUYLA EKONOMİK BÜYÜME VE GELİR DAĞILIMI SORUNU

Yayınlanma:

|

Türkiye’de Eylül 2021 den itibaren yükselen döviz kurları ve enflasyon sebebiyle finansal yapıda çeşitli sorunlar oluşmaya başladı. Uzun bir süredir iş dünyası tarafından hem krediye erişimde hem de faiz oranının yüksekliği ile ilgili sorunlar konuşulmaktadır. Oysaki krediye erişim de gerçekten sorun vardır ancak faiz oranlarının yüksek olduğu kanımca doğru değildir. %100’lerdeki enflasyonda % 30-40 faiz oranı yüksek olmasa gerek.

TÜFE ve ÜFE ortalamasının %130’larda olduğu bir ekonomide faizleri ancak irrasyonel yöntemlerle düşük tutmaya çalışabilirsiniz, bu durumda hiçbir banka %20’lerde kredi vermek istemeyecektir; bunu ancak zorlama tedbirlerle aşağı indirmeye çalışmak mümkündür. Nitekim son zamanlarda karşılıklarla ilgili yapılan düzenlemelerle  bankalar bu kredi faiz oranları ile  kerhen kredi veriyormuş gibi görünüyorlar.

Türkiye’de bankacılık sektörü kredi vermek istemiyor,  yukarıda bahsedildiği gibi enflasyonun %130’larda olduğu noktada bankaların son bir yılda verdiği topladığı mevduat ve verdiği krediler aşağıdaki gibidir.

TÜFE ve ÜFE Enflasyon ortalamasının  %130 olduğu,  Mevduatın %94,3 arttığı bir dönemde toplam kredilerin %68,2 artması bunun açık bir göstergesidir. Enflasyonist dönemde,  kredi Faiz oranlarının zorla düşük tutulması, özellikle kredi kullanan birimlere enflasyon karşısında avantaj sağlayacaktır. Verilen Kredilerin büyük bir kısmı Ticari nitelikte işletme kredileri olup tüketicilere verilen krediler oldukça sınırlı bir düzeydedir. Kısa vadeli olması sebebiyle kredi kartları tüketici kredileri içerisinde en yüksek paya sahiptir. Şahısların kredi kullanamayıp sınırlı dahi olsa şirketlerin bu kredi faiz  oranlarında kredi kullanabilmesi gelir dağılımını daha da bozan bir etki yaratmaktadır. Nitekim yüksek enflasyonda, düşük kredi faizlerinin maliyetini kamu birçok yöntemle üstlenmektedir.   Öte yandan özellikle ihracatçı firmalara kullandırılan döviz kredileri uzun bir süredir aşağı gelmektedir. Eximbank ve Merkez Bankası Reeskont krediler ile ortalama TL kredi faiz oranın %15’lerde, yabancı para kredi oranlarının %10’larda  olduğu bir ortamda doğal olarak iş dünyası kur riskine girmemek için TL kredi kullanıp, YP kredileri kapatılmakta.

Son 20 yılda ekonomik büyümenin motoru kredilerle iç talebi canlandırmaktır. Ancak aşağıdaki tabloda göstermektedir ki önceden topladığı mevduattan fazlasını kredi olarak veren bankalar, artık topladığı mevduattan daha düşük bir kısmını kredi olarak vermektedirler. Eylül 2022 itibariyle bu oran  düşmeye devam edip %78,7 olmuştur.

Bankaların  ortalama fonlana vadesi maksimum 45 gün iken, bankalar en fazla 6 ay vadeli krediler verebilmektedir. Hem  faiz ve vade riski taşıyan hem de gelecekle ilgili olumsuz beklentisi olan bankaların, uzun vadeli kredi vermeleri beklenemez. Hükümetin almış olduğu bazı kararlarla bankalar  yüksek kârlılık elde ettiklerinden dolayı bir şekilde faiz riskini alarak çok kısa kredi verebilmektedir. Verilen kredilerde büyük ölçüde İslami finans kurumlarında olduğu gibi faturaya bağlanarak daha da zorlaştırılmaktadır. Bu durumda  bankaları süreç içinde İslami Finans kurumlarına dönüştürmenin bir yolu mu olduğu düşüncesi kaçınılmazdır.

Böylesine yüksek enflasyonist  ortamda iş dünyası %30-40 seviyelerinde bile kredi kullanmaya razıdır. Her ne kadar faizlerin yüksek olduğunu söyleseler bile kar etmeleri kaçınılmazdır. Bankaların fonlama maliyetinin düşüklüğü nedeniyle daha da düşük oranlardan kredi kullanmak istemektedirler. İktidarın faizle sorunu olduğundan (sanırım enflasyon ile sorunu yok keza faizi düşük tutmak için kararlar alırken enflasyonu düşük tutmak için alınmış etkili kararlar mevcut değildir)  faizi düşük tutmaya çalışmakta bu kez de bankalar kredi vermemekte, verseler bile çok kısa vadeli 6 ayı geçmeyen vadeler söz konusudur.

Özkaynak yapısının bu kadar zayıf olduğu, kredi artışı ile iç talebin desteklendiği bir ekonomide büyümenin nasıl gerçekleştiğini ya da gerçekleşmediğini bundan sonra hep beraber göreceğiz. Resesyonun konuşulduğu bir dünyada dış talebin etkisi de sınırlı olacaktır.

Kredi bir gelir değil borçtur, borç ise ödendiğinde  uzun vadede büyümeyi olumsuz etkiler.

Gelir dağılımının bozulup üst gelir gruplarının geliri artıp  orta gelir grubundaki geniş kesimlerin geliri artmayıp ekonominin temel uyarıcısı olan talep düşüşü orta vadede fiyatları dolayısıyla mal ve hizmet arzını da etkileyecektir.

Gelir dağılımının düzelip orta kesim gelirlerinin artması sürdürülebilir talep yaratması dolaysıyla sürdürülebilir büyümeye katkı sağlayacaktır.

Özellikle nüfusu hızla artan bizim gibi özellikle iç talep kaynaklı büyüyen ülkelerde, iç talebin kısılması yüksek enflasyon başlangıcında  talebi önce öne çeker büyümeyi hızlandırır bir süre sonra bozulan gelir dağılımı ile geniş kesimlerin satın alma gücünün olumsuz etkileyerek talebi dolayısıyla da büyümeyi aşağı çekecektir. Ülkemizde son 1 yıldaki büyümenin nedenlerinden biri de budur.

Kısa vadede gelir dağılımının bozulması yüksek gelir grubunun gelirlerini arttıracak ancak bu gelir artışının tasarruf yoluyla yatırıma dönüşmesi için istikrarlı bir ortam gerekir. Yüksek enflasyonun olduğu bir ortamda,  tamamı öz kaynakla yatırım yapmak orta vadede öz kaynağı erittireceğinden belli oranda uzun vadeli banka kredisi ihtiyacı olacaktır. Politikalardaki belirsizlik ve kamu otoritesinin faizleri baskı altında tutması nedeniyle de hiçbir banka uzun vadeli yatırım kredisi vermemektedir.

Adil gelir dağılımı toplumların siyasal ve sosyal yapılarını etkileyerek demokrasinin gelişmesine katkıda bulunurken, bozulan gelir dağılımı toplumda geniş sosyal ve siyasal sorunlara yol açmaktadır. Popülist politikacılar sorunun  kendi kötü yönetimleri olduğunu görmekten ziyade, yoksul kesimlere asgari yaşamlarını sürdürebilecek düzeyde sosyal yardım yaparak onları kendilerine bağımlı hale getirirler. Oysaki bu kesimlere eğitim ve yeteneklerini geliştirilerek  iş vermek ve emekleri karşılığı gelir elde etmeleri suretiyle onları özgürleştirmeleri çağdaş olan yaklaşımdır.

Orta sınıfın küçük bir kesiminin üst gruba geçmesi büyük kesimin de yoksul kesime yakınsayarak onlara sosyal destek sağlama politikası da uzun vadede bütçe üzerinde baskı yaratacak ve  sürdürülemez hal alacaktır. Elbette sosyal devlet “belli yoksul kesimlere” destek sağlamalıdır ancak asıl olan çalışabilecek durumda olan  milyonlarca kişiyi,  işgücü piyasasına katılabilecek iş alanı yaratmaktır.

Bozulan gelir dağılımının ekonomi ve sosyal hayat üzerinde yarattığı olumsuzlukları ve uzun vadede kapitalist sistemin devamı açısından oluşabilecek sorunları gidermek bakımından dünyada vatandaşlık vergisi ve servet vergilerinin arttırılması gündemden düşmemektedir.

Neoliberal politikaların uygulanması sonucu gelinen noktada dünyada ve ülkemizde gelir dağılımı ve  büyüme sorunları toplumları daha fazla meşgul etmeye devam ederken popülist politikacılar da sorunu öteleyerek işin içinden çıkılmaz hale getirmektedirler.

Murat ŞENOL – Ekonomist

Okumaya devam et

EKONOMİ

JPMorgan frene bastı, BofA kârı aldı

Yayınlanma:

|

Yazan:

Küresel yatırım bankalarının Türkiye pozisyonlarında dikkat çekici bir değişim yaşanıyor. Bir yanda JPMorgan, 2018’den bu yana ilk kez Türkiye kurumsal kredi görünümünü “ağırlığını artır” seviyesinden “nötr”e çekti. Diğer yanda Bank of America, Türk lirası carry trade pozisyonunu kârla kapattı.

Bu iki karar birlikte okunduğunda ortaya çıkan tablo şu: Yabancı yatırımcı Türkiye’den tamamen çıkmıyor; ancak artık “yüksek faiz-getiri” hikâyesini daha seçici, daha kısa vadeli ve daha korumacı bir risk yönetimiyle izliyor.

JPMorgan ne yaptı?

JPMorgan’ın kararı, Türkiye varlıklarına yönelik sert bir satış tavsiyesi değil. Ancak banka, Türk şirket tahvillerinde daha önce taşıdığı iyimser ağırlığı azalttı. Türkiye görünümünün “nötr”e çekilmesi, yabancı yatırımcının artık yüksek getiri potansiyelinin yanında artan riskleri de daha fazla dikkate aldığını gösteriyor.

Raporda öne çıkan risk başlıkları şöyle:

Türkiye’nin temel dış dengesinde bozulma, enerji fiyatlarındaki artış, jeopolitik riskler, yerel siyasi belirsizlik, erken seçim ihtimali, yeniden dolarizasyon riski ve şirketlerin döviz açık pozisyonları.

Bu tablo özellikle Türk şirket tahvilleri açısından önemli. Çünkü kurumsal kredi yatırımcısı sadece ülke faizine bakmaz; şirketlerin döviz borcu, nakit akışı, dış finansmana erişimi ve kur şoklarına dayanıklılığına da bakar.

BofA ne yaptı?

Bank of America ise Ocak ayında dolar/TL’de 46,20 seviyesinden açtığı 3 aylık kısa dolar/TL pozisyonunu, kur 44,89 seviyesine geldiğinde kârla kapattı. Bu işlem, klasik anlamda TL carry trade stratejisinin başarılı bir örneği oldu.

Yani BofA, yüksek TL faizinden kazandı; aynı zamanda kurun vadeli piyasanın ima ettiği seviyeden daha aşağıda kalmasından ek getiri elde etti. Ancak pozisyonun kapatılması “TL hikâyesi bitti” anlamına gelmiyor. Banka, dolar/TL’nin ileride de vadeli piyasanın ima ettiği seviyelerin altında kalabileceğini belirtirken, TL’de nominal değer kaybı hızının artabileceği uyarısını da yaptı.

Bu mesajın sade karşılığı şu: TL hâlâ getiri sunuyor, fakat aynı pozisyonda kalmanın riski arttı.

Bu kararların arkasındaki ana senaryolar

1. Kâr realizasyonu senaryosu

BofA’nın hamlesi öncelikle kâr realizasyonu olarak okunmalı. Carry trade pozisyonlarında yatırımcı sonsuza kadar beklemez. Faiz getirisi oluştuğunda ve kur beklenenden daha sakin kaldığında pozisyon kapatılır.

Bu, Türkiye’den çıkıştan çok, “elde edilen kârı masaya koyma” hamlesidir.

2. Siyasi risk senaryosu

JPMorgan’ın raporunda siyasi belirsizlik vurgusu dikkat çekiyor. Türkiye piyasalarında son haftalarda muhalefet partisi ve yargı süreçleri üzerinden oluşan politik gerilim, BIST, tahvil ve kur tarafında dalgalanma yarattı.

Yabancı yatırımcı açısından en büyük risk, ekonomi programının seçim veya siyasi baskı nedeniyle gevşetilmesi ihtimalidir. Erken seçim senaryosu gündeme gelirse, piyasa bunu kamu harcamalarında artış, kredi genişlemesi, ücret ayarlamaları ve dövize yönelim riskiyle birlikte fiyatlar.

3. Dolarizasyon senaryosu

Türkiye’de yerleşiklerin yeniden dövize dönmesi, yabancı yatırımcının en yakından izlediği başlık. Yüksek faiz ve kontrollü kur politikası TL’ye ilgiyi artırmıştı. Ancak seçim beklentisi, enerji şoku veya siyasi belirsizlik artarsa, yerli yatırımcı yeniden döviz talebine yönelebilir.

Bu durumda Merkez Bankası rezervleri güçlü olsa bile, rezervlerin ne kadarının piyasa stresinde kullanılacağı kritik hale gelir.

4. Enerji ve cari açık senaryosu

Türkiye enerji ithalatçısı bir ülke. Orta Doğu kaynaklı gerilimler ve petrol-doğalgaz fiyatlarındaki artış, cari açık ve enflasyon üzerinden TL üzerinde baskı oluşturabilir.

Enerji fiyatı arttığında Türkiye’nin döviz ihtiyacı büyür. Bu da hem kur beklentisini hem enflasyon patikasını hem de şirketlerin maliyet yapısını bozar.

5. Şirketlerin döviz açık pozisyonu senaryosu

JPMorgan’ın dikkat çektiği en önemli başlıklardan biri şirketlerin döviz açık pozisyonu. Eğer şirketin geliri TL, borcu döviz ise kur artışı bilançoyu bozar. Kurumsal kredi yatırımcısı için bu doğrudan tahvil geri ödeme riskidir.

Bu nedenle JPMorgan’ın “nötr” kararı sadece Türkiye ekonomisine değil, Türk şirketlerinin döviz riskine yönelik de bir uyarıdır.

Yabancı yatırımcı Türkiye’den çıkıyor mu?

Hayır. Verilen mesaj “Türkiye’den çıkıyoruz” değil; “Türkiye riskinde daha seçici davranıyoruz” mesajıdır.

Yabancı yatırımcı için Türkiye hâlâ yüksek faiz, güçlü carry getirisi ve kontrollü kur nedeniyle cazip olabilir. Ancak risk primi düştükçe ve siyasi/jeopolitik risk arttıkça, aynı getiriyi almak için daha fazla risk taşımak gerekir.

Bu nedenle yabancı kurumlar artık uzun vadeli ve yüksek riskli pozisyonlar yerine; kısa vadeli, likit, yüksek kaliteli ve gerektiğinde hızla kapatılabilecek pozisyonları tercih ediyor.

Türkiye açısından ne anlama geliyor?

Bu gelişme ekonomi yönetimi için önemli bir uyarı niteliğinde. Çünkü Türkiye’nin son dönemdeki sermaye girişi büyük ölçüde güven, yüksek faiz ve kur istikrarı üzerine kuruldu.

Bu üç ayaktan biri zayıflarsa carry trade tersine dönebilir. Carry trade girerken döviz getirir, çıkarken döviz talebi yaratır. Bu nedenle sıcak para girişine dayalı rahatlama kalıcı sermaye girişiyle desteklenmezse kırılganlık üretir.

Piyasalar nasıl etkilenebilir?

Kısa vadede TL’de kontrollü seyir devam edebilir. Ancak kurda nominal değer kaybı hızlanırsa, yabancı yatırımcı yeni carry trade pozisyonu açmakta daha temkinli davranır.

Tahvil tarafında kısa vadeli ve yüksek kaliteli ihraçlara ilgi sürebilir. Buna karşılık uzun vadeli, düşük kaliteli veya döviz riski yüksek şirket tahvillerinde risk primi artabilir.

Borsada ise bankalar, ihracatçılar ve döviz pozisyonu güçlü şirketler ayrışabilir. Döviz açık pozisyonu yüksek, finansman maliyeti ağır ve iç talebe bağımlı şirketler daha kırılgan hale gelebilir.

Yabancı yatırımcı Türkiye’yi terk etmiyor, frene basıyor

JPMorgan ve BofA’nın kararları birlikte okunduğunda, yabancı yatırımcının Türkiye’ye bakışında yeni bir dönem başladığı görülüyor.

Artık mesele sadece yüksek faiz değil. Yatırımcı; kurun hızı, rezervlerin dayanıklılığı, siyasi belirsizlik, enerji faturası, cari açık, şirket bilançoları ve erken seçim ihtimalini aynı anda fiyatlıyor.

Türkiye için asıl sınav, carry trade ile gelen parayı kalıcı sermaye girişine dönüştürmek olacak. Aksi halde bugün kârla kapanan pozisyonlar, yarın daha büyük çıkış riskinin öncü sinyali haline gelebilir.

Okumaya devam et

EKONOMİ

Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Faizin olduğu yerde bereket olmaz”

Yayınlanma:

|

Yazan:

 Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Finans Merkezinde gerçekleştirilen 3. Dünya İslam Ekonomi Zirvesi’nde yaptığı konuşmada, Necmettin Erbakan’ın faiz konusundaki sözlerini hatırlatarak küresel ekonomik sistem ile uluslararası ilişkilere yönelik alternatif çözümlerin mümkün olduğunu vurguladı. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) ise 11 Haziran Perşembe günü gerçekleştireceği Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında yılın üçüncü faiz kararını açıklayacak.

“İslam ekonomisini ne kadar sahiplenirsek hedeflerimize o kadar çabuk ulaşırız”

İstanbul Finans Merkezi’nin ev sahipliği yaptığı 3. Dünya İslam Ekonomi Zirvesi’nde kürsüye çıkan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, küresel ekonomik sistem ile uluslararası ilişkilerde alternatif çözümlerin üretilebileceğine dikkat çekti. Konuşmasında insanlık ailesi olarak gerek ekonomik alanda gerekse uluslararası ilişkiler düzleminde çözümsüz olunmadığını ifade eden Erdoğan, bu doğrultuda daha fazla çaba harcanması gerektiğini belirtti.

İslam ekonomisinin sahiplenilmesi ile hedeflere ulaşma hızı arasında doğrudan bir bağ kuran Erdoğan, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

“Daha adil bir dünya mümkün derken, insanlık ailesi olarak gerek ekonomide gerekse uluslararası ilişkilerde çözümsüz değiliz. Daha çok çaba harcamalıyız. İslam ekonomisini ne kadar sahiplenirsek hedeflerimize o kadar çabuk ulaşırız”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, zirvedeki hitabında Necmettin Erbakan’ın faiz konusundaki yaklaşımına ve sözlerine de özel bir atıfta bulundu. Kültürümüzde yer alan bereket kavramının önemine değinen Erdoğan, sömürünün, haksızlığın ve sadece kâr odaklı düşüncelerin olduğu yerlerde bereketin barınamayacağını dile getirdi.

Erbakan’ın faiz konusundaki duruşunu hatırlatan Erdoğan, faizin olduğu bir yerde bereketin tesis edilemeyeceğini savunarak şu açıklamalarda bulundu:

“Bizde bereket diye bir kavram vardır. Rahmetli Erbakan Hocamızın dediği gibi 1 liralık kazanç 2 liralık kazançtan üstündür. Faizin olduğu yerde bereket olmaz. Sömürünün, haksızlığın olduğu yerde bereket bulunmaz. Yalnızca kâr düşüncesinin olduğu yerde bereket kendisine yer bulamaz”

investing.com

Okumaya devam et

EKONOMİ

2026’nın ilk sinyali; büyüyemeyen ekonomi

“Büyümeden ödün vermeden enflasyonu düşürme” hedefinin, programın iki temel dinamiği değiştirilmeden gerçekleşemeyeceği artık verilerle sabittir. O nedenle ilk çeyrek büyüme verisi, önemli bir uyarı işaretidir

Yayınlanma:

|

TÜİK verilerine göre Türkiye ekonomisi bu yılın birinci çeyreğinde (Ocak-Şubat-Mart) geçen yılın aynı çeyreğine göre, yıllık bazda yüzde 2,5 büyüdü. Ancak bu oran piyasa beklentisi olan yüzde 2,7’nin altında kaldı.

Daha da önemlisi çeyreklik bazda büyüme fiilen “sıfır” (yüzde 0,1); bir önceki çeyreğe göre aslında büyümedik. Çeyreklik bazda yüzde 0,1’lik bu oran, ekonomik aktivite düzeyinin bir önceki çeyreğe oranla yatay bir seyir izlediğini gösteriyor.

Sanayi yıllık bazda yüzde 0,8 küçülürken, özellikle imalat sektörü kaynaklı küçülme çeyreklik verilere de yansıdı. Sanayi üretimi, yüksek faiz ortamı ve artan maliyetlerin etkisiyle ivme kaybederek büyümeyi aşağı çeken ana unsur oldu.

Tarım sektörü 2025 yılının derin küçülme oranlarından sonra nihayet yıllık bazda yüzde 4,6, çeyreklik bazda ise yüzde 5,9 büyüdü.

İnşaat sektörü ise 2025 yılında yüzde 10’un üzerinde seyreden rekor büyüme oranlarının ardından ilk çeyrekte yıllık bazda sadece yüzde 3,2 büyüdü, üstelik çeyreklik bazda yüzde 1,7 daraldı.

Sektörlerdeki zayıf görünümün yanında bilgi-iletişimdeki yüzde 9,5’luk oran çarpıcı görünse de bu durum büyük ölçüde 5G teknoloji altyapı yatırımlarına dayalı olduğu için kalıcı bir ivmelenme olmayabilir.

Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde büyümenin itici güçlerinden biri de yatırımlar yani gayrisafi sabit sermaye oluşumu (makine-teçhizat ve inşaat yatırımları). Bu kalem yıllık bazda yüzde 3 artış kaydedip büyümeye 0,8 puanlık katkı verse de çeyreklik bazda yüzde 2,2 küçüldü.

Stoklar ise büyümeye 0,5 puanlık pozitif katkı verdi. Çeyreklik bazda talep yavaşlarken üretilen malların bir kısmının satılamayıp rafa kalktığı anlaşılıyor olsa da bunun da teknik olarak büyüme rakamını yukarıda tuttuğu görülüyor.

Harcama yöntemiyle milli gelire bakalım;

Hanehalkı tüketimi yıllık yüzde 4,8 arttı ancak çeyreklik artış yüzde 0,1’de kaldı. Talebin sıkılaşma adımlarıyla hız kestiği hissediliyor. Ama kimin talebi ve tüketimi? Zaten “program” dar ve sabit gelirliler üzerinde çalışıyor yıllardır. Yine de yüksek gelirlilerin ve servet transferinin etkisiyle doğan talebin baskılanması zor.

Devlet de harcamacı tarafta yerini aldı; yıllık bazda devletin nihai harcamaları yüzde 2,1 artarken, çeyreklik artış yüzde 3,3 oldu. “Kamuda tasarruf olmalı” derken, devletin harcamalarının artması büyük ikilemi ortaya koyuyor.

Asıl kırılganlık ihracatta. İhracat yıllık yüzde 12,7, çeyreklik yüzde 7,5 daralarak en zayıf halka oldu. Bu dengesizlik sebebiyle net dış ticaret, büyümeyi 2,5 puan aşağı çekti.

İhracattaki sorunlar yapısal nitelik taşıyor. Yüksek faiz, girdi maliyetlerindeki artış, kur baskısı, atıl kapasite ve dış talepteki durgunluk, hepsi bir arada etkisini gösterdi.

Nisan sonunda imalatçı ihracatçılar için kurumlar vergisi oranının yüzde 9’a, ihracatçılar için yüzde 14’e indirilmesi olumlu bir adım; ancak yapısal sorunlar gündemdeyken bu düzenlemenin etkisi sınırlı kalacak. Sanayinin dış rekabet gücü zayıfladıkça ihracat üzerindeki baskı artmaya devam edecek. Bu sürecin işsizliği yukarı taşıması kaçınılmaz görünüyor.

Program hedefiyle gerçek arasındaki makas açıklanamaz hale geldi. Talebin baskılanması ve kur kontrolüne dayanan mevcut program, enflasyonla mücadelede somut bir ilerleme sağlayamıyor. Öte yandan iç ve dış talebi belirgin şekilde soğuttuğu anlaşılıyor. “Büyümeden ödün vermeden enflasyonu düşürme” hedefinin, programın iki temel dinamiği değiştirilmeden gerçekleşemeyeceği artık verilerle sabittir. O nedenle ilk çeyrek büyüme verisi, önemli bir uyarı işaretidir.

Prof. Dr. Binhan Elif YILMAZ – T24

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.