SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK
VakıfBank’tan sürdürülebilirlik atağı
Sürdürülebilirlik atağına geçen VakıfBank, bu kapsamdaki çalışmalarını tek çatı altında toplayarak, 81 ildeki şubelerine “Sürdürülebilir Bankacılık” logosunu ulaştırdı.
Yayınlanma:
5 yıl önce|
Yazan:
BankaVitriniSürdürülebilirlik, günümüzde birçok kurumda bir konu olmaktan çıkıp, bir iş modeli haline gelmeye başladı. Pek çok gelişmede öncü olan bankalar sürdürülebilirlikte de yol açıcı olacak. Türkiye’de sürdürülebilir finans piyasasının büyüklüğü 4 milyar doların üzerinde iken, dünyada sürdürülebilirlik kaynaklı borçlanma piyasası 3 trilyon dolara yaklaştı
Birçok alanla ilklerin bankası konumundaki VakıfBank da sürdürülebilirlik alanında atağa kalktı. Uzun yıllardır sürdürülebilirliği kurumsal stratejisinin temeline yerleştiren VakıfBank, bu kapsamdaki çalışmalarını tek çatı altında topladı. VakıfBank, 81 ildeki şubelerine “Sürdürülebilir Bankacılık” logosunu ulaştırarak, bu konudaki taahhüdünü daha da görünür kıldı.
VakıfBank Genel Müdürü Abdi Serdar Üstünsalih, sürdürülebilirlik kavramının bankacılık sektörü açısından önemi ve gelecek dönemde sürdürülebilirliğin iş yapış biçimine etkilerini AA muhabirine değerlendirdi.
Sürdürülebilirliğin bugün birçok kurumda bir konu olmaktan çıkıp, bir iş modeli haline gelmeye başladığını belirten Üstünsalih, özellikle gelecekte var olmak isteyen tüm kurumların sürdürülebilirliği kurumsal stratejilerinin odağı haline getirmesi gerektiğinin altını çizdi.
Üstünsalih, ilk olarak 1987’de Birleşmiş Milletler’e bağlı Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu’nda resmi olarak dile getirilen ve ilk etapta kalkınma ile özdeşleştirilen bu kavramın, zaman içinde kapsamını ve önemini giderek artırdığını ifade etti.
Bugün çevresel, ekonomik, sosyal boyutlarıyla dünya için güzel bir gelecek hayal eden herkesin yaşamını sürdürülebilirlik ilkeleriyle düzenlemesinin, adeta bir zorunluluk ve bu zorunluluğu hisseden bireylerin kurumlardan ve sektörlerden beklentisinin de bu yönde olduğunu dile getiren Üstünsalih, şöyle devam etti:
“Bankacılık, kaynakların kullanımına aracı olması nedeniyle bu süreçte en büyük sorumluluğa sahip sektörlerin başında geliyor. O yüzden nasıl ki dijitalleşmede hem Türkiye’deki diğer sektörlere hem de dünyadaki pek çok ülkeye model olacak işler yapıyorsak, sürdürülebilirlik alanında da böyle bir rol üstlenmemiz gerektiğine inanıyorum. Bu konuda devletimizin, düzenleyici kuruluşların ve sektör oyuncularının da iyi uygulamalar geliştirdiğini görüyor ve takip ediyoruz. Tüm alınan kararlar ve yapılan çalışmalar sürdürülebilirliğin ülkemizde çok boyutlu ve kapsayıcı bir şekilde ele alındığının göstergesidir.
Sürdürülebilirlik ile bağımızı kuruluş ilkelerimize kadar götürmemiz mümkün. Sürdürülebilirliğin temel ilkeleri; 67 yıllık bankamızın kuruluş ilkeleriyle son derece örtüşüyor. İşimizi hiçbir zaman sadece ticari bir döngüde tanımlamamış, faaliyetlerimizin ekonomik, çevresel, sosyal etkilerini de her zaman hesaba katmış bir bankayız. Sürdürülebilirliğin tüm dünyada kurumsal düzeyde öne çıkmasıyla birlikte, bankacılık faaliyetlerimizi gerçekleştirirken uluslararası sürdürülebilirlik standartlarını temel almaya başladık ve daha yaşanabilir bir gelecek için sürdürülebilirliği kurumsal stratejimizin bir parçası haline getirdik.”
Üstünsalih, 2014’ten bu yana yer aldıkları BİST Sürdürülebilirlik Endeksi’nde güçlü bir konuma sahip olduklarını, 2017’den bu yana da küresel olarak tanınan kurumsal sorumluluk standartlarını karşılayan şirketleri seçen “FTSE4Good Gelişmekte Olan Piyasalar Endeksi”nde yer aldıklarını söyledi.
2016’da ilk “Sürdürülebilirlik Raporu”nu yayımladıklarımı hatırlatan Üstünsalih, “2020’de yayımladığımız Uluslararası Entegre Raporlama Çerçevesi (IIRC) ile uyumlu ilk Entegre Faaliyet Raporumuz ile Türkiye ve dünyadaki birkaç kamu bankasından biri olduk. Performansımızı yükseltmeye yönelik aksiyon adımlarına ve geliştirme çalışmalarına devam ediyoruz.” dedi.
“Bankacılık faaliyetlerimizi sürdürülebilirlik kriterlerimize uygun yürütmeye devam edeceğiz”
Abdi Serdar Üstünsalih, sürdürülebilir bankacılık konusunda daha da aktif olacaklarını ve bunun kendileri üzerine düşen bir sorumluluk olarak gördüklerini söyledi.
“Bankacılık faaliyetlerimizi sürdürülebilirlik kriterlerimize uygun yürütmeye devam edeceğiz” sözünün altına imza atıp, 81 ilde 934 şubede bunu açık bir şekilde ifade ettiklerini anlatan Üstünsalih, “Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da şubelerimizden mobil uygulamalarımıza, finansal hizmetlerimizden insan kaynağımıza kadar pek çok alanda katma değer yaratmaya ve bu değeri her geçen gün artırmaya devam edeceğiz.” diye konuştu.
“Çevre dostu projelere, enerji verimliliğine ve yenilenebilir enerji projelerine öncelik tanıyoruz”
VakıfBank Genel Müdürü Üstünsalih, yabancı yatırımcıların finansman sağlarken artık sadece alacakları getiriye değil, kaynakların nereye harcandığına da önem verdiğine dikkati çekti.
Sürdürülebilirliğin yalnızca uzun vadede dünyanın geleceğini değil, kurumların kısa vadeli performansını da olumlu etkileyen bir unsur olduğunun artık çok daha geniş bir kesim tarafından kabul edildiğini söyleyen Üstünsalih, VakıfBank olarak bu konuda önemli ilklere imza attıklarını belirtti. Mevduat bankalarınca ihraç edilen ilk Sürdürülebilir Eurobond işlemini Aralık 2020’de tamamladıklarını hatırlatan Üstünsalih, buradaki başarıyı, daha bir yıl geçmeden Eylül 2021’deki ikinci Sürdürülebilir Eurobond işlemiyle perçinlediklerini ifade etti.
Üstüsalih, Nisan 2021’deki sendikasyon yenilemesini de sürdürülebilir sendikasyon olarak gerçekleştirdiklerini, şu anda fonlama yapısında en fazla sürdürülebilir temalı kaynağa sahip banka konumunda bulunduklarını dile getirdi.
Eylül sonu itibarıyla sürdürülebilir tahvil ihraçları için uygun olan yeşil ve sosyal nitelikli kredilerden oluşan kredi portföyünün 1,5 milyar dolar seviyesinde bulunduğunu bildiren Üstünsalih, şunları kaydetti:
“Bu süreçte bir diğer önemli kaynağı da Fransız Kalkınma Ajansından aldığımız, Türk bankacılık sektörünün en büyük tutarlı ‘Yeşil Konut Projesi’ özelliği taşıyan 200 milyon avro tutarındaki anlaşma ile sağladık. Salgından etkilenen firmalara yönelik Dünya Bankasından aldığımız 250 milyon dolar tutarındaki Acil Durum Firma Destek Projesi kredi anlaşması da bankamız ve sektörümüz adına sağlanan önemli kaynaklar arasında yer alıyor.
Sağladığımız kaynakların yanı sıra finanse ettiğimiz projelerde de sorumlu ve yeşil finansman yaklaşımını benimsiyoruz. Çevre dostu projelere, enerji verimliliğine ve yenilenebilir enerji projelerine öncelik tanıyoruz. Yatırımcılara sürdürülebilir bankacılık, çevresel, sosyal, kurumsal yönetişim araştırmaları ve derecelendirme hizmeti sunma konusunda önde gelen bağımsız küresel firmalardan biri olan Sustainalytics’in değerlendirme metodolojisinde bankamızın Çevresel Sosyal ve Yönetimsel risk derecelendirme puanı 2020 yılında 23,1 ile orta risk seviyesinde iken 2021’de 19,8 ile düşük risk seviyesine düşürdük.”
“2021’de şirket araçlarından kaynaklanan emisyonlarımızın yaklaşık yüzde 15 azalmasını bekliyoruz”
Abdi Serdar Üstünsalih, 2019 yılında Bilim Temelli Hedef Girişimine (Science Based Targets Initiative) katılarak karbon emisyonu azaltım taahhüdünü açıklayan ilk Türk kamu kuruluşu olduklarını belirtti.
Ayrıca doğal gaz, su, kağıt tüketimi ve toplam karbon ve sera gazı emisyonunda her yıl yüzde 2 azaltım hedefi belirlediklerini ifade eden Üstünsalih, bu hedefleri tutturmak için yoğun çaba harcadıklarını ve başarılı sonuçlar elde ettiklerini söyledi.
Üstünsalih, 2019 ve 2020 yıllarında hesaplanmış tüm sera gazı emisyonlarını temiz enerji kaynaklarından üretilen doğrulanmış karbon birimleri ile dengeleyerek karbon negatif kuruluş olduklarını, buna uygun olarak sera gazi emisyonlarını azaltma yönünde önemli mesafe kaydettiklerini ve 2020’de yüzde 25 azaltım sağladıklarını dile getirdi.
Çalışanların da desteğiyle her yıl yeni VakıfBank ormanları oluşturduklarını anlatan Üstünsalih, yıl başından bugüne kadar dikilen fidanlar büyüdüğünde yaklaşık 40 bin kg karbondioksit emerek doğaya katkıda bulunacağı bilgisini verdi.
Üstünsalih, kasım ayında 30 bin yeni fidan ile ilave 100 bin kg karbondioksit emilimi sağlamayı hedeflediklerini söyledi.
Araç filosunda hibrit araç oranını düzenli olarak artırdıklarını belirten Üstünsalih, “2020’de filomuza eklediğimiz 450 hibrit araca 2021’de 50 adet daha ekledik. Böylece 2021’de şirket araçlarından kaynaklanan emisyonlarımızın yaklaşık yüzde 15 azalmasını bekliyoruz.” dedi.
Üstünsalih, ISO 9001 Kalite Yönetim Sistemi ve ISO 14001 Çevre Yönetim Sistemi sertifikalarına ek olarak geçen yıl ISO 45001 İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetim Sistemi sertifikasını da aldıklarını ve Entegre Yönetim Sistemini kuran Türkiye’deki ilk banka olduklarını vurguladı.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yürütülen Sıfır Atık Projesi kapsamında çalışmalar yürüttüklerini anlatan Üstünsalih, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Kurum içinde yürüttüğümüz sosyal sorumluluk projeleri de bu çalışmaları destekliyor. Elektronik atıklar için başlattığımız proje kapsamında çalışanlarımızın getireceği e-atıklar TÜBİSAD’a ulaştırılacak ve buradan gelecek gelir Darüşşafaka’ya bağış olarak iletilecek. Ayrıca TOFD için plastik kapak toplama kampanyamız şimdiden 7 adet tekerlekli sandalyeye dönüştü.
Karbon Saydamlık Projesi’ne 2015 yılından bu yana iklim değişikliği stratejimizi, risklerimizi ve performansımızı düzenli olarak raporluyoruz. 2022 yılında CDP Su Programı’na katılım sağlamayı planlıyoruz. Bu kapsamda su ayak izimizi azaltarak su güvenliği konusunda da elimizden gelenin en iyisini yapmak istiyoruz. Ayrıca 2021’de İklimle Bağlantılı Finansal Beyan Görev Gücü’nün (Task Force on Climate-related Financial Disclosures-TCFD) destekçileri arasında yer aldık.”
“3 binden fazla kız çocuğuna eğitim vererek yetenekli gençleri spor dünyamıza kazandırdık”
VakıfBank Genel Müdürü Üstünsalih, kadınların sosyal ve ekonomik hayatın her alanında aktif şekilde ve eşit haklarla yer almasını desteklediklerini belirterek, “Çalışanlarımızın yüzde 51’i kadınlardan oluşuyor ve bu oranı koruma gayretindeyiz. Bunun için hem işe alımda hem kariyer gelişiminde tüm çalışanlarımıza eşit olanaklar sağlamaya özen gösteriyoruz.” dedi.
2020 yılında ebeveynlik iznine ayrılan 637 kadın çalışanın tamamının işe dönmüş olmasının kadın çalışanlarına bu konuda verdikleri desteği ortaya koyduğunu ifade eden Üstünsalih, “2019 yılında Türkiye’de BM Kadının Güçlenmesi Prensiplerini (BM WEPs) imzalayan ilk kamu kurumu olduk. İki yıldır Uluslararası Cinsiyet Eşitliği Endeksi’nde (Bloomberg GEI) yer alıyoruz. İş’te Eşitlik Bildirgesi’nin imzacıları arasındayız. Böylece kadınların iş gücüne katılımına verdiğimiz önemin ve toplumsal cinsiyet eşitliğine verdiğimiz desteğin altını uygulama ve faaliyetlerimizle dolduruyoruz.” diye konuştu.
Üstünsalih, VakıfBank’ın kendi bankacılık yazılımını kendi kaynakları ile kodlayıp geliştiren bir banka olduğuna dikkati çekti. 2019 yılında kendi Ar-Ge merkezini kurduklarını ve burada inovasyon odaklı bir yaklaşımla çalışmalar yürüttüklerini aktaran Üstünsalih, şöyle devam etti:
“İki yıldır düzenlediğimiz Hack to the Future hackathon etkinlikleriyle gençlere, farklı bakış açıları ve yenilikçi fikirlerle geleceğe yön verme çağrısında bulunuyoruz. Bu hem bankamıza farklı bakış açıları kazandırma hem de genç yazılımcıların gelişimine katkıda bulunma anlamında önem verdiğimiz bir etkinlik. Topluma finansal katkımızın yanına finansal olmayan alanlarda da değer katmayı önemsiyoruz. Bu yıl 35. sezonunu geçiren VakıfBank Spor Kulübümüz, kazandığı kupa ve şampiyonluklarla Türk kadınını ve voleybolunu uluslararası alanda başarıyla temsil ediyor.
Altyapıya yaptığımız yatırım ile bugüne kadar 3 binden fazla kız çocuğuna eğitim vererek yetenekli gençleri spor dünyamıza kazandırdık. Kültürel mirasımızı gelecek nesillere aktarma bakış açısıyla üç yıl önce kurduğumuz VakıfBank Kültür Yayınları ise edebiyattan tarihe, felsefeden iktisada son derece nitelikli eserleri kültür dünyamıza armağan ediyor. VakıfBank çalışanlarının önderliğinde yürütülen kurum için sosyal sorumluluk çalışmalarımızla toplumun farklı kesimlerinin ihtiyaçlarına çözüm bulmak projeler hayata geçiriyoruz.”
“Sürdürülebilir temalı kredileri her yıl artırmayı amaçlıyoruz”
Abdi Serdar Üstünsalih, sürdürülebilirlik kavramının sürekli gelişen bir içeriğe sahip olduğunu belirtti. Hem bireysel hem de ticari alanda sürdürülebilir ürün yelpazesini artırarak çeşitlendirmeyi hedeflediklerini ifade eden Üstünsalih, “Böylece bilançomuzun pasifinde olduğu gibi aktifinde de sürdürülebilir temalı kredileri her yıl artırmayı amaçlıyoruz. Kredi tahsis süreçlerinde ise çevresel ve sosyal risklerin ölçülmesi için kurduğumuz özel birimimizle çalışmalarımızı yürütüyoruz.” dedi.
Elektrikli ve hibrit araçlar ile enerji verimliliği yüksek konutlar için müşterilere avantajlı krediler sunduklarının altını çizen Üstünsalih, ticari işletmeler için Sürdürülebilirlik ve Kaynak Verimliliği Kredisi ürününü yakın geçmişte kullandırmaya başladıklarını hatırlattı.
Üstünsalih, işletmelerin enerji verimliliği, su verimliliği ve atık suyun geri kazanımı ile ham madde verimliliği sağlamak amacıyla gerçekleştirecekleri harcamaları yüzde 100’üne kadar finanse ettiklerini söyledi.
Özellikle sürdürülebilir kalkınma, enerji verimliliği ve iklim, finansal kapsayıcılık, üretimin ve istihdamın desteklenmesi konularında sektörde öncü rollerini güçlendirmek istediklerini ifade eden Üstünsalih, Cinsiyet Eşitliği Programı sertifikasını 2022 yılında almayı hedeflediklerini dile getirdi.
Üstünsalih, dijitalleşmenin sürdürülebilirliğe olan etkisinin güçlü olduğuna inandıklarını belirterek, “Dijital dönüşümün sürdürülebilir değer yaratımımızda bir kaldıraç görevi gördüğünü düşünüyor, bu dönüşümün sadece bankamızı değil aynı zamanda paydaşlarımızı da güçlendirdiğine inanıyoruz. Bu konudaki birikimimiz ile yatırımlarımıza önümüzdeki dönemde de hız kesmeden devam edeceğiz.” diyerek sözlerini tamamladı.
İlginizi Çekebilir
-
Marmara’da %10 Daralma Senaryosu: Bankalar Ne Kadar Hazır?
-
VakıfBank ilk murabaha finansmanı sağladı
-
VakıfBank 2023 yılında 6,3 milyar dolar ile yurtdışından en çok kaynak sağlayan banka oldu
-
TÜRKİYE’NİN NET-SIFIR YOLCULUĞU
-
ESG ve Sürdürülebilirlik Müşteri Memnuniyeti ile Başlıyor
-
ARİF ÖZTAN : TEKSTİLDE CİRONUN DÖRTTE BİRİ ELEKTRİK MALİYETİNE GİDİYOR
GÜNCEL
TPI Composites: Rüzgar enerjisinde bir devin çöküşü mü?
TPI Composites’in fabrikalarını satması ne anlama geliyor?
Yayınlanma:
2 hafta önce|
05/07/2026Yazan:
BankaVitrini
Rüzgar enerjisinde dev dönüşüm: Lider üretici sahneden çekilirken sektör yeniden şekilleniyor
Bankavitrini.com | Haber Analiz
Yaklaşık otuz yıldır dünyanın en büyük bağımsız rüzgar türbini kanadı üreticilerinden biri olan TPI Composites, yaşadığı finansal sıkıntıların ardından yeniden yapılanma süreci kapsamında üretim tesislerini ve çeşitli varlıklarını satma kararı aldı. Şirketin üretim ağını elden çıkarması ilk bakışta “rüzgar enerjisinde kriz” algısı oluştursa da sektör uzmanlarına göre yaşanan gelişme temiz enerji yatırımlarının durduğu anlamına gelmiyor. Aksine sektör yeni bir konsolidasyon dönemine giriyor.
Bir dönem sektörün tartışmasız lideriydi
1990’lı yılların sonunda kurulan ABD merkezli TPI Composites, dünyanın en büyük bağımsız kompozit rüzgar türbini kanadı üreticisi olarak tanındı.
Şirket;
- GE Vernova
- Vestas
- Siemens Gamesa
- Nordex
- Enercon
gibi dünyanın en büyük türbin üreticilerine kanat tedarik etti.
Türkiye, Meksika, Çin, Hindistan ve ABD’deki tesislerinde bugüne kadar yaklaşık 100 binin üzerinde rüzgar türbini kanadı üretildi. Şirket özellikle dış kaynak (outsourcing) modeli sayesinde üretici firmaların kendi fabrika yatırımlarını azaltmalarını sağlayan önemli bir çözüm ortağı haline gelmişti.
Peki ne oldu da bu noktaya gelindi?
Sorunun temelinde tek bir neden bulunmuyor.
1. Karlılık eridi
Pandemi sonrasında;
- reçine fiyatları
- karbon fiber
- cam elyaf
- epoksi
- lojistik
- enerji
- işçilik
gibi temel maliyetler hızla yükseldi.
Buna karşılık TPI’nin birçok sözleşmesi uzun vadeli ve sabit fiyatlıydı. Dolayısıyla maliyet artışları müşterilere tam olarak yansıtılamadı. Şirketin cirosu yüksek kalmasına rağmen faaliyet kârı giderek eridi.
2. Türbin üreticileri de zorlandı
2022-2025 döneminde sadece TPI değil;
- Siemens Gamesa
- Vestas
- Nordex
- GE Vernova
gibi dev üreticiler de düşük kârlılık açıkladılar.
Sebepleri;
- yükselen faizler
- bozulan tedarik zinciri
- yüksek hammadde maliyetleri
- ertelenen projeler
- yatırımcıların finansman maliyetindeki artış
olarak sıralandı.
Yani problem yalnızca TPI’ye ait değildi.
3. Sermaye yapısı sürdürülemez hale geldi
Yüksek işletme sermayesi ihtiyacı, yüksek borç yükü, artan finansman giderleri, ve nakit akışındaki bozulma sonunda şirket yeniden yapılanma sürecine girdi.
2025 yılında ABD’de Chapter 11 korumasına başvuran şirket, faaliyetlerini sürdürürken aynı zamanda varlık satış sürecini başlattı.
Fabrikalar neden satılıyor?
Bu satışların amacı faaliyetleri tamamen durdurmak değil.
Asıl hedef;
- borçları azaltmak
- nakit yaratmak
- üretimin devamını sağlamak
- müşterileri kaybetmemek
olarak özetleniyor.
Mahkeme gözetimindeki süreçte şirketin çeşitli üretim tesisleri ve operasyonları farklı yatırımcılar tarafından devralınırken, rüzgar kanadı üretiminin kesintiye uğramaması hedefleniyor. ECP Blade Holdings ile yapılan anlaşma ve bazı varlıkların stratejik alıcılara devri bu planın önemli parçaları arasında yer alıyor.
Bu satışlar sektör için ne ifade ediyor?
Oldukça önemli.
Çünkü ilk kez dünyanın en büyük bağımsız kanat üreticisi parçalanarak farklı yatırımcıların kontrolüne geçiyor.
Bu durum;
- küresel tedarik zincirinin yeniden şekillenmesi
- üretimin bölgeselleşmesi
- OEM üreticilerinin daha fazla dikey entegrasyona yönelmesi
- yeni yatırımcıların sektöre girmesi
anlamına geliyor.
Temiz enerji yatırımları duruyor mu?
Hayır.
Tam tersine.
Uluslararası projeksiyonlara göre;
- elektrik talebi büyüyor,
- karbon emisyon hedefleri devam ediyor,
- veri merkezleri ve yapay zekâ kaynaklı enerji ihtiyacı artıyor,
- ülkeler enerji güvenliği için yenilenebilir yatırımlarını sürdürüyor.
Dolayısıyla sorun rüzgar enerjisinde değil, eski iş modeliyle çalışan üreticilerde görülüyor.
Asıl değişen iş modeli
Geçmişte; “Ne kadar çok üretim, o kadar çok kâr” anlayışı vardı.
Bugün ise;
- fiyatlama gücü
- verimlilik
- otomasyon
- robotik üretim
- dijital kalite kontrol
- düşük maliyetli üretim
çok daha belirleyici hale geldi. Artık yüksek hacim tek başına başarı getirmiyor.
Türkiye açısından ne ifade ediyor?
Türkiye;
- cam elyaf
- kompozit
- çelik kule
- bağlantı ekipmanları
- mühendislik
alanlarında Avrupa’nın önemli üretim merkezlerinden biri.
TPI’nin geçmişte Türkiye’de yürüttüğü üretim faaliyetleri de ülkenin küresel rüzgar tedarik zincirindeki önemini göstermişti. Şirketin yeniden yapılanması sonrasında oluşacak yeni üretim dengesi, Türkiye’deki tedarikçiler ve yan sanayi için hem yeni iş birlikleri hem de yeni rekabet koşulları yaratabilir.
Bundan sonra ne bekleniyor?
Uzmanlara göre önümüzdeki birkaç yıl içinde;
- daha az sayıda ancak daha güçlü üretici,
- daha yüksek otomasyon,
- daha büyük türbin kanatları,
- bölgesel üretim merkezleri,
- OEM üreticileri ile daha yakın entegrasyon
öne çıkacak.
Sektör küçülmüyor. Sadece yeniden organize oluyor.
Sonuç
TPI Composites’in üretim tesislerini satması, rüzgar enerjisinin geleceğinin zayıfladığı anlamına gelmiyor. Aksine bu gelişme, yüksek faiz, artan maliyetler ve finansman baskısı altında eski üretim modellerinin sürdürülemez hale geldiğini gösteriyor. Temiz enerji yatırımları küresel ölçekte devam ederken, kazananlar artık yalnızca üretim kapasitesi yüksek olanlar değil; sermaye yapısı güçlü, verimli ve teknolojik dönüşümü hızla gerçekleştirebilen şirketler olacak. TPI’nin yaşadığı süreç, yenilenebilir enerji sektörünün olgunlaşma dönemine girdiğinin ve rekabetin artık maliyet, verimlilik ve finansal dayanıklılık ekseninde şekillendiğinin en somut örneklerinden biri olarak öne çıkıyor
Gülbeyaz Gergün
Yeşil dönüşüm zorunlu hale geliyor: Emisyon liginde dikkat çeken tablo
Karbon Emisyonlarında Devler Ligi: Dünya Nereye Gidiyor, Türkiye Nerede Duruyor?
Yayınlanma:
1 ay önce|
18/06/2026Yazan:
Gülbeyaz Gergün
Çin Tek Başına Bir Kıta Gibi Emisyon Üretiyor
2023 yılı sera gazı emisyon verileri, küresel ekonominin büyüme modeli ile iklim hedefleri arasındaki çelişkiyi bir kez daha ortaya koydu. Görselde yer alan verilere göre Çin, 15,9 milyar ton CO₂ eşdeğeri (GtCO₂e) emisyonla dünyanın açık ara en büyük sera gazı yayıcısı konumunda bulunuyor. Çin’i 6,0 milyar ton ile ABD, 4,1 milyar ton ile Hindistan, 3,2 milyar ton ile Avrupa Birliği ve 2,7 milyar ton ile Rusya takip ediyor.
Daha çarpıcı olan ise Çin’in tek başına küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık %30’unu üretmesi. ABD yaklaşık %11, Hindistan ise %7,8 paya sahip durumda.
İlk 5 Ülke Küresel Emisyonların Büyük Bölümünü Üretiyor
EDGAR verilerine göre Çin, ABD, Hindistan, AB ve Rusya birlikte dünya sera gazı emisyonlarının yaklaşık üçte ikisine yakın bölümünü oluşturuyor. Bu durum iklim mücadelesinin neden birkaç büyük ekonomi üzerinde yoğunlaştığını açıkça gösteriyor.
2023 En Büyük Emisyon Üreticileri
| Sıra | Ülke/Bölge | Emisyon (GtCO₂e) |
|---|---|---|
| 1 | Çin | 15,9 |
| 2 | ABD | 6,0 |
| 3 | Hindistan | 4,1 |
| 4 | Avrupa Birliği | 3,2 |
| 5 | Rusya | 2,7 |
| 6 | Brezilya | 1,3 |
| 7 | Endonezya | 1,2 |
| 8 | Japonya | 1,0 |
| 9 | İran | 1,0 |
| 10 | Suudi Arabistan | 0,8 |
| 11 | Kanada | 0,7 |
| 12 | Meksika | 0,7 |
| 13 | Güney Kore | 0,7 |
| 14 | Türkiye | 0,6 |
| 15 | Avustralya | 0,6 |
Kaynak: EDGAR 2024 Raporu / Visual Capitalist
Türkiye İlk 15 İçinde
Listede dikkat çeken ülkelerden biri de Türkiye. Yaklaşık 0,6 milyar ton CO₂ eşdeğeri emisyon ile dünyanın en yüksek emisyon üreten ilk 15 ekonomisi arasında yer alıyor.
Türkiye’nin sanayi üretimi, enerji tüketimi, çimento ve demir-çelik sektörleri ile hızla büyüyen ulaşım altyapısı emisyon artışında önemli rol oynuyor.
Bu durum özellikle Avrupa Birliği’nin uygulamaya aldığı Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) nedeniyle Türk ihracatçıları açısından kritik önem taşıyor.
Çin Neden Bu Kadar Yüksek?
Çin’in emisyonları sadece nüfusundan kaynaklanmıyor.
Başlıca nedenler:
- Dünyanın üretim merkezi olması
- Elektrik üretiminde kömürün yüksek payı
- Çelik, çimento ve kimya sanayilerinin dev ölçeği
- Küresel tedarik zincirlerinin büyük kısmını üstlenmesi
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) verilerine göre Çin tek başına dünya CO₂ emisyonlarının yaklaşık %35’ini oluşturuyor.
ABD ve Avrupa Emisyon Azaltıyor
Dikkat çeken diğer gelişme ise gelişmiş ekonomilerin emisyon azaltımında ilerleme kaydetmesi.
- ABD’nin enerji kaynaklı emisyonları 2023’te geriledi.
- Avrupa Birliği’nin emisyonları 1990 seviyelerine göre yaklaşık %34 daha düşük seviyede bulunuyor.
- Yenilenebilir enerji yatırımları ve kömürden çıkış politikaları bu düşüşte etkili oluyor.
Ancak buna karşın gelişmekte olan ülkelerdeki büyüme nedeniyle küresel toplam emisyonlar artmaya devam ediyor.
İklim Hedefleri ile Ekonomik Büyüme Çatışıyor
2023 yılında küresel sera gazı emisyonları tarihi zirveye ulaştı. EDGAR verilerine göre dünya toplam emisyonları yaklaşık 53 milyar ton CO₂ eşdeğeri seviyesine yükseldi.
IEA verileri ise enerji kaynaklı CO₂ emisyonlarının 37,4 milyar ton ile rekor kırdığını gösteriyor.
Bu tablo şu soruyu gündeme getiriyor: Dünya ekonomisi büyürken emisyonları gerçekten azaltmak mümkün mü?
Bugüne kadar verilen cevap henüz net değil.
Bankacılık ve Finans Sektörü Neden Yakından İzlemeli?
Karbon emisyonları artık sadece çevresel bir konu değil.
Bankalar açısından:
- Karbon yoğun sektörlere kredi verme riski
- Yeşil finansman zorunluluğu
- ESG kriterleri
- Sürdürülebilirlik raporlamaları
- Karbon vergileri
- Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması
önümüzdeki yılların en önemli gündem maddeleri arasında yer alıyor.
Özellikle ihracatçı firmaların karbon ayak izi yönetimi artık finansmana erişim açısından da kritik hale geliyor.
Sonuç
Çin, ABD ve Hindistan küresel emisyonların merkezinde yer almaya devam ederken, Türkiye de artık dünyanın en büyük emisyon üreticileri arasında bulunuyor. Karbon emisyonları yalnızca çevre politikalarının değil; finansmanın, dış ticaretin, yatırım kararlarının ve rekabet gücünün de belirleyicisi haline geliyor.
Yeşil dönüşüme uyum sağlayamayan şirketler için gelecek dönemin en büyük maliyet kalemlerinden biri karbon olacak gibi görünüyor.
Bankavitrini.com Analiz Servisi
Cengiz KILIÇ
Enerji sektöründe kritik kavşak: Hukuki çıkmaz mı, yeni fırsat mı?
Yanlış kurgularla başlayıp, gelinen noktada “gelir darlığı” ve Anayasa Mahkemesi lisanslama yolu iptaliyle yakın gelecekte faaliyet durdurma riski taşıyan 10 yılını dolduran/dolduracak tesisler, aynı zamanda milli birer servettir.
Yayınlanma:
1 ay önce|
14/06/2026Yazan:
Cengiz KILIÇ
Yayınlanan ilk yazı, 10 yıllık YEKDEM süresini dolduran lisanssız üretim tesisleri için 12 Haziran 2026’da çıkarılan Cumhurbaşkanı Kararı’nın finansal etkilerini ortaya koydu. O kararla Görevli Tedarik Şirketi (GTŞ) zorunlu alıcı yapılıp tesislerin sistem dışında kalma riski bitse de, satış tavanlarındaki düşüş yeni bir piyasa gerçekliği yarattı.
Resmin bütününü görmek ve uygulanabilir bir çözüm üretebilmek için bugünkü tabloyu yaratan hukuki zemine ve farklı paydaşların perspektiflerine inmek şart.
Bu ikinci yazıda; 5346 sayılı Kanun’un 6. maddesindeki düzenlemeleri, Anayasa Mahkemesi (AYM) sürecini ve piyasa paydaşları arasındaki dengeyi gözeten bir çıkış stratejisini inceliyoruz:
1. Çok Taraflı Bir Denklem: Beklentiler ve Hukuki Süreç
10 yılını dolduran tesislerin durumu, sektörde tek boyutlu olmayan, pek çok tarafın haklı gerekçelerinin kesiştiği karmaşık bir denklemdir:
- Lisanslı Yatırımcıların Yaklaşımı: YEKA ve benzeri yarışmalarda devasa teminatlar ve bedeller ödeyerek sisteme giren lisanslı yatırımcılar; lisanssız tesislerin sonradan sadece bir bedel ödeyerek kendileriyle aynı “lisanslı” statüye gelmesini rekabet eşitliğine aykırı bulabilmektedir.
- 10 Yılını Dolduran Yatırımcıların Yaklaşımı: Halihazırda üretim yapan ve 10 yılını dolduran tesis sahipleri, sisteme enerji sağlamaya devam edebilmek için idareye neden ilave bir lisans bedeli ödemeleri gerektiğini sorgulamaktadır.
- Kanun Koyucu ve AYM Gerçekliği: Kanun koyucu, 5346 sayılı Kanun’da yaptığı değişiklikle tesislerin belli bir “lisans alma bedeli” karşılığında lisanslı statüye geçebilmesi için bir yol açmıştı. Ancak Anayasa Mahkemesi, bu lisans alma bedelinin miktar ve sınırlarının bizzat kanunla belirlenmesi gerektiğini, bu yetkinin idareye (EPDK) bırakılamayacağını vurgulayarak düzenlemeyi iptal etti. Sonuç olarak kanun koyucunun açtığı yol, hukuki gerekçelerle kapandı.
İptal hükmünün yürürlüğe girmesi için verilen erteleme süresi dolduğunda (10 Aralık 2026), lisanslı statüye geçişe imkan tanıyan yasal altyapı ortadan kalkacak; geriye sadece Cumhurbaşkanına fiyat belirleme yetkisi veren kısmı kalacak.
2. Yeni Fiyatlama Dinamikleri ve Sürdürülebilirlik Riski
AYM’nin de onay verdiği fiyat belirleme yetkisi çerçevesinde yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile yüksek Ulusal Tarife tavanı devreden çıktı; yerine “güncel lisanslı YEKDEM fiyatının %90’ı” ve saatlik PTF tavanı geldi. Yeni düzenlemeyle birlikte tavan fiyatların ciddi oranda aşağı çekilmesi, sahadaki işletme gerçekleriyle uyuşmayan bir darboğaz yaratmaktadır.
İşletme dinamikleri göz önüne alındığında; her bir tesisin düzenli bakım, sigorta, güvenlik ve sisteme veriş (dağıtım) gibi zaruri sabit giderleri bulunmaktadır. Buna mukabil santraller; güneş üretiminin pik yaptığı dönemlerde haliyle PTF’nin dağıtım bedelinin altına düştüğü saatlerde negatif nakit akışını engellemek için üretimi durdurmak durumunda kalırken, fiyatların yükseldiği saatlerde ise YEKDEM %90 tavanına takılmaktadır.
“Alttan dağıtım bedeli engeliyle budanan, üstten YEKDEM tavanıyla kısıtlanan bu makas, tesislerin gelir-gider dengesini eksiye geçirme riski taşımaktadır.”
Özellikle profesyonel bir toplayıcılık (agregasyon) çatısı altına girmeyen tesisler bu riske çok daha açık. Anlık teknik takipten yoksun kalan bu santraller, başabaş noktasından hızla negatif getiriye düşecek.
Üstelik 10 yılını dolduran bu tesislerin fiziksel ömürleri itibarıyla artan donanım ihtiyaçları göz ardı edilmemeli. Mevcut gelir darlığı, kaçınılmaz olan ağır bakım ve teknolojik yenileme (revamping) yatırımlarından kaçınılmasına yol açacak. Bu durum kapasitenin orta vadede durma noktasına gelmesine neden olabilir. Sistematik riskin asıl boyutu ise şebekeye yansıyabilir.
“Yatırım yapılmadığı için zamanla birer “hayalet üretim tesisine” dönüşebilecek bu santrallerin kesintili çalışması, sistemdeki frekans dengesini doğrudan etkileyecektir.”
Şebeke işletmecisi (TEİAŞ) açısından bu öngörülemez arz dengesizliğini tolere etmek bu santrallerin sayısı arttıkça daha da zorlaşabilir.
3. Ortak Çözüm Stratejisi: “Gönüllü Geçiş ve Rasyonel Bedel” Modeli
Finansal fizibilitesini yitirme riski taşıyan bu santrallerin durumu sadece bir yatırımcı meselesi değil; ülkenin enerji arz güvenliği, mevcut kurulu gücün verimliliği ve milli servetin korunması meselesi. Tüm tarafların hassasiyetlerini ve AYM’nin uyarılarını dikkate alan objektif bir Yeniden Yapılandırma Çözüm Paketi devreye girmelidir:
- Gönüllü Feragat ve Yeni Statü Talebi: 10 yıllık süresini dolduran yatırımcı, idarenin bir dayatmasıyla değil, tamamen kendi rızasıyla lisanssız üretim faaliyetini durdurmayı taahhüt etmeli ve kendi isteğiyle ayrı bir lisans başvurusunda bulunabilmelidir.
- AYM İçtihadına Uygun Kanuni Bedel: Anayasa Mahkemesi’nin iptal gerekçesine tam uyumlu olarak; geçiş için ödenecek lisans bedeli idarenin inisiyatifine bırakılmamalıdır. Bizzat kanun koyucu (TBMM) tarafından, tesisin kalan ekonomik ömrü ve güncel gelir potansiyeli ile orantılı, net sınırları çizilmiş bir bedel yasalaştırılmalıdır.
- YEKA Rekabet Dengesinin Korunması: Belirlenecek bu kanuni geçiş bedeli, YEKA yarışmalarında devasa teminatlar ödeyen yatırımcılar karşısında haksız bir avantaj yaratmayacak; öte yandan mevcut santrali ağır bakım maliyetleri altında ezip atıl bırakmayacak kadar “anlamlı ve rasyonel” bir çizgide dengelenmelidir.
Tüketim Odaklı Portföy Entegrasyonu (Alternatif Çözüm):
- Lisanslı statüye geçiş modelinin yanı sıra, özellikle arazi tipi santrallerin piyasada daralan tavan fiyat kısıtlarına takılmaması için bağımsız bir ticari çözüm daha hayata geçirilebilir.
- Bu santrallerin, üretim profilleriyle eşleşen (ilgili saatlerde tüketimi olan) büyük tüketici gruplarıyla doğrudan birleştirilmesi ve entegre edilmesi sağlanabilir. Bu sayede üretilen enerji, fiyat kısıtlarına maruz kalmadan doğrudan reel sektörün ilgili saatteki tüketimine sunulabilir.
Sonuç olarak; bu tesisleri ekonomik ömürleri boyunca sistemde tutacak anlamlı bir “lisanslandırma” veya “tüketim entegrasyonu” modeli, serbest piyasa ruhuna ve hukuki güvenliğe en uygun çözümler olacak.
Cengiz KILIÇ – ZENERG Genel Müdürü
***************
Cengiz KILIÇ: Lisanssız enerji yatırımlarında 10 yıl sonrası hesap değişti
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.038)
- BANKA ANALİZLERİ (151)
- BANKA HABERLERİ (3.603)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (579)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.978)
- GÜNCEL (4.521)
- GÜNDEM (3.557)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (146)
- ŞİRKETLER (2.722)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (580)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.466)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (821)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (114)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (57)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (93)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (19)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Dünya Kupası'nda devlerin savaşında muazzam ekonomik başarı 19/07/2026
- Merz'den kapsamlı kabine değişikliği mesajı 19/07/2026
- Dr. Can Fuat Gürlesel hayatını kaybetti 19/07/2026
- MÜSİAD Başkanı Özdemir, yılın ikinci yarısına ilişkin beklentilerini açıkladı 19/07/2026
- Trump'tan İran'ın mutabakat açıklamasına yanıt 19/07/2026
- Engelli araç ithal işlemlerinde randevu sistemi geliyor 19/07/2026
- Elektrikli araç şarj hizmetlerinde büyük artış 19/07/2026
- İran'dan Kuveyt'teki ABD hedeflerine saldırı 19/07/2026
- Ekonomi ve siyaset gündemi - 19 Temmuz 2026 19/07/2026
- ABD'den ölen askerleri için misilleme saldırısı 19/07/2026
SON YAZILAR
- Savaşın gölgesinde gözler yeniden teknoloji devlerinin bilançolarında 21/07/2026
- Finansman giderleri/faaliyet karı oranı 2025’te de çok yüksek 21/07/2026
- İSO, “Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2025” Araştırmasının Sonuçlarını Açıkladı 21/07/2026
- Ekonomide “Ruj Etkisi” Nedir? 20/07/2026
- KGF Akbank Mobil’de 20/07/2026
- HANGİ SEKTÖRLERE YATIRIM YAPMALI, HANGİLERİNE YAPMAMALI ? 20/07/2026
- Dernek ve Vakıflarda Güven Krizi 19/07/2026
- Bankacılara da Yeşil Pasaport Verilsin 19/07/2026
- Şirkete Değil, Kariyerinize Sadık Kalın 18/07/2026
- Yurt Dışı Eğitim mağdurları: Chargeback ile Para İadesi Alabilir 18/07/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini4 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
