GÜNCEL
Yurt dışı üniversite eğitimi rehberi
Yayınlanma:
9 ay önce|
Yazan:
BankaVitrini
Dil eğitimi, lisans ve yüksek lisans programları başta olmak üzere, yılda yaklaşık 150 bin Türk öğrencinin yurt dışına gittiği tahmin ediliyor. Türkiye, dünyada yurt dışına en çok öğrenci gönderen 15 ülkeden biri. Türkiye’nin, yurt dışı eğitime harcadığı para yıllık milyar dolarlarla ifade ediliyor. Oturum ve çalışma izni seçeneğinden dolayı lisans eğitiminde Kanada en popüler ülkelerin başında gelirken, mesafe ve daha düşük maliyetler bakımından Avrupa ülkeleri tavsiye ediliyor. Yaşam kalitesi, hayat tarzı, çalışma koşulları ve iklim açısından en avantajlı ülke ise Avustralya olarak gösteriliyor. İngiltere’ye bakacak olursak, Türkiye’nin iyi okullarına göre daha uygun fiyatlarla eğitim almak mümkün olduğu için son birkaç yılda gençlerin favori ülkesi haline gelmiş durumda.
Sektör uzmanlarının verdiği bilgilere göre, öğrencilerin önceliklerine göre eğitim almak istedikleri ülkeler değişkenlik gösteriyor. Gittikleri ülkede uzun vadeli kalma niyeti olan öğrenciler tarafından en çok Kanada tercih ediliyor. Çünkü Kanada eğitim sonrası 3 yıla kadar çalışma izni ve sonrasında da oturum izni veriyor. Kanada’yı İngiltere takip ediyor. İngiltere’de akademik bir eğitim sonrası öğrencilere 2 yıl oturum izni de veriliyor. Polonya uygun eğitim ücretleri ve sunduğu çok sayıda İngilizce lisans programlarından dolayı Türk öğrencilerin son yıllarda en çok gittiği ülkelerden biri. İtalya’da Mimarlık, Tasarım ve Tıp alanları Türk öğrenciler tarafından çok fazla tercih edilmekte. Almanya Mühendislik alanlarında eğitim almak isteyen öğrenciler tarafından daha çok tercih ediliyor. İngiltere, Kanada, Avustralya gibi ülkeler ise İşletme, Bilgisayar Bilimleri gibi alanlarda ön plana çıkmakta…
Türkiye’de hızlı yükselen özel üniversite ücretleri sebebiyle yurt dışında lisans eğitimine olan talep her geçen yıl artıyor. İngilizce konuşulan ülkelerde öğrenciler sadece IELTS sınavı ve lise diploma notlarını sunarak üniversite kabulü alabildiği için başvuru süreci oldukça kolay. İngiltere’de eğitim 3 yılda tamamlanabiliyor. Şu an İngiltere ve İrlanda’da, Türkiye’nin iyi okullarına göre daha uygun fiyatlarla eğitim almak mümkün. Ayrıca, bu ülkelerde eğitim sonrası verilen 2 yıl ve üzeri çalışma izinleri de aileler ve öğrenciler tarafından büyük bir fırsat olarak değerlendiriliyor.
Kayıt dönemlerine bakılacak olursa, Eylül döneminde eğitime başlamak için başvurular genellikle bir önceki yılın Ekim-Kasım aylarında başlıyor ve ülkesine göre değişmekle beraber, son başvuru tarihleri Ocak ya da Nisan ayında oluyor. Burs almak isteyen öğrenciler ise Hotcourses gibi ortak bilgi platformları üzerinden tüm ülkelerin burs olanaklarını inceleyebiliyor.
EN ÇOK YAZILIM VE MÜHENDİSLİK TERCİH EDİLİYOR
Bir öğrenci açısından en önemli konuların başında yaşam maliyeti geliyor. Her ülkede büyük şehirler nispeten pahalıyken, daha sakin bölgelerde yaşamak ise Türkiye’de büyük şehirlerde yaşamaktan daha ucuza geliyor. Örneğin, Kanada’nın Toronto ve Vancouver şehirleri haricindeki bölgelerde çok avantajlı koşullar bulmak mümkün. Lisans için yurt dışını tercih eden Türk öğrenciler en çok yazılım ve mühendislik bölümlerine kayıt yaptırıyor. İşletme ve finans bölümleri ise listenin her zaman başlarında yer alıyor. En popüler okullara bakacak olursak King’s College London ve UCL gibi okullar çok tercih ediliyor. Harvard, Stanford, MIT, Oxford, Cambridge, ETH Zurich gibi üniversiteler dünya çapında en gözde üniversiteler arasında yer alıyor. Kanada’da Ottawa Üniversitesi özellikle Fransızca eğitim alan öğrenciler için sunduğu burs fırsatlarıyla en çok tercih edilenler arasında.
YAŞAM MALİYETLERİ
Yaşam maliyeti açısından en uygun ülkeler arasında Polonya, Macaristan, Çekya ve Almanya yer alıyor. Almanya’da özellikle ücretsiz eğitim olanakları öğrenci bütçesi için çok büyük avantaj sağlamakta. Öğrenciler üniversite seçerken programın uluslararası tanınırlığı, akademik sıralaması, mezuniyet sonrası kariyer fırsatları ve bulunduğu şehrin yaşam maliyeti gibi faktörlere dikkat etmeli. Bu okullar, prestijleri ve sundukları geniş araştırma imkanlarıyla bilinmekte.
İNGİLTERE’YE TALEP ÇOK FAZLA
Akare Yurtdışı Eğitim Fuarları ve ETS TOEFL’ın geçtiğimiz yıl ortaklaşa gerçekleştirdiği gençlik araştırmasına göre yurt dışı eğitiminde ilk sırada yer alan Amerika Birleşik Devletleri (ABD) uzun yıllar sonra ilk kez en çok tercih edilen ülke olma unvanını kaybetti. Araştırmaya katılan gençlerin yeni favorisi, yüzde 62,1 ile İngiltere oldu. Araştırma sonuçlarına göre, Almanya yüzde 54,2 ile ikinci sırada yer alırken, ABD yüzde 51,3 ile üçüncü sırada kendine yer buldu. Kanada, İtalya, Hollanda, İsviçre, İsveç, Fransa, İrlanda, Belçika, Avusturya ve Japonya ise gençlerin tercih ettiği diğer popüler ülkeler arasında yer aldı.
EN ÇOK TERCİH EDİLEN BÖLÜM VE ÜNİVERSİTELER
Sağlık bilimleri, İşletme, Mühendislik, Hukuk ve Psikoloji bölümleri son yıllarda yükselişte. Son dönemde özellikle, Dijital Pazarlama, Finansal Teknoloji, Veri Analizi, Siber Güvenlik, Bilişim gibi dijital sektörlere yönelik bölümlere de talep gittikçe artmakta. Güncel sorunlar da Moleküler Biyoloji, Moleküler Kimya, Enerji Mühendisliği gibi alanlara talebi artırmakta. İngiltere’de UCL, Kings College, Manchester, Nottingham, Birmingham Üniversiteleri, Avrupa’da Münih Teknik, Heidelberg, Politechnico Di Milano, Sapienza University of Rome, Bologna University, KU Leuven, Amsterdam, Erasmus Roterdam, Bocconi, Kanada’da University of Toronto, University of British Columbia, Mc Gill, Avustralya’da Sydney, Melbourne, Macquarie, Amerika’da Boston, Georgetown, UCLA, NYU, Washington Üniversiteleri, en popüler üniversiteler arasında sıralanabilir.
Her üniversitenin kendi bünyesinde sunduğu burs imkanları bulunmakta. Özellikle İtalya’da, İtalyan hükümeti tarafından sağlanan çeşitli burslar araştırılabilir. Bunun yanı sıra, uluslararası burs arama platformları ve vakıflar da öğrencilere çeşitli burs olanakları sunmakta. Bu platformlar ve burslar, öğrencilerin mali yüklerini hafifletmekte büyük rol oynayabilir ve yurtdışında eğitim alma hedeflerine ulaşmalarını kolaylaştırabilir. Yaşam maliyeti açısından en uygun fiyatlı ülkeler genellikle Doğu Avrupa’da yer almakta. Polonya ve Macaristan gibi ülkeler, uygun eğitim ücretlerinin yanı sıra düşük yaşam maliyetleri ile dikkat çekiyor. Bu ülkelerde konaklama, yemek, ulaşım gibi günlük yaşam giderleri, Batı Avrupa ülkelerine kıyasla oldukça ekonomiktir. Ayrıca, bu ülkelerde öğrenci olarak yaşamak, sosyal aktiviteler ve kültürel deneyimler açısından da zengin fırsatlar sunar.
ÜLKE SEÇİMİNDE BELİRLEYİCİ FAKTÖR; BÖLÜM
Akare Yurtdışı Eğitim Fuarları Genel Müdürü Sera Sanra Arpacı‘nın verdiği bilgilere göre, son yıllarda Türk öğrencilerin lisans eğitimi için tercih ettiği ülkeler arasında İngiltere, Almanya, Hollanda, İtalya, Polonya, Macaristan, Kanada ve ABD öne çıkıyor. İngiltere; 3 yıl süren lisans programları, dünya sıralamalarında yer alan üniversiteleri ve güçlü akademik geleneğiyle öğrencilerin ilgisini çekiyor. Almanya düşük ya da ücretsiz harç ücretleri, özellikle mühendislik ve teknik alanlardaki güçlü üniversiteleri ile dikkat çekiyor. Hollanda, yüksek yaşam standartları ve çok sayıda İngilizce programı sayesinde popüler. İtalya ise moda, tasarım, mimarlık gibi kreatif alanlarda öne çıkmakla birlikte İngilizce tıp ve mühendislik programlarıyla da tercih ediliyor. Kanada ve ABD geniş bölüm yelpazesi, burs imkânları ve mezuniyet sonrası çalışma/oturum avantajlarıyla öğrenciler için cazip seçenekler sunmaya devam ediyor. Bölüm tercihi ülke seçiminde belirleyici bir faktör. Tıp, diş hekimliği ve eczacılık için Macaristan, Polonya, Çekya ve İtalya öne çıkıyor. Mühendislik ve bilgisayar bilimleri denince Almanya’daki TU9 üniversiteleri, Hollanda’daki TU Delft ve Eindhoven, Kanada ve ABD’deki seçkin üniversiteler sık tercih ediliyor. İşletme, ekonomi ve finans alanında İngiltere’de LSE ve Warwick, Hollanda’da Erasmus Rotterdam ve Maastricht ön planda. Sanat, tasarım ve moda için İtalya’daki Politecnico di Milano, NABA ve IED; İngiltere’de University of Arts London ve Fransa’daki prestijli okullar tercih ediliyor. Psikoloji ve sosyal bilimler ise özellikle İngiltere, Hollanda ve Kanada’da yoğun talep görüyor.
Maliyetler ülkeye, okul tipine ve şehre göre değişiyor. Avrupa’daki birçok devlet üniversitesinde yıllık öğrenim ücretleri 500–5.000 € arasında iken özel üniversitelerde bu rakam 5.000–20.000 €’ya kadar çıkabiliyor. İngiltere’de lisans programları 12.000–25.000 £, ABD ve Kanada’da ise 15.000–40.000 USD arasında değişiyor. Almanya’da çoğu eyalette devlet üniversitelerinde eğitim ücretsiz ya da sembolik harçlarla mümkün. Yaşam giderleri küçük şehirlerde aylık 500–800 €, büyük şehirlerde ise 1.000–2.000 € seviyesinde. ABD ve Kanada’da yaşam masrafları genellikle 1.000–2.000 USD arasında değişiyor.
Kayıt tarihleri ülkeye ve programa göre farklılık gösteriyor. Genel olarak Eylül başlangıçlı programlar için başvurular bir önceki yılın Ekim–Mayıs döneminde yapılıyor. Sonuçlar ilkbaharda açıklanıyor ve kayıt-vize süreçleri yaz aylarında tamamlanıyor. Popüler programlar için erken başvuru kritik öneme sahip. Örneğin İngiltere’de Oxford, Cambridge ve tıp/dentistry/veterinerlik programları için son başvuru tarihi 15 Ekim. Hollanda’da kontenjan sınırlı “numerus fixus” programlar için genellikle 15 Ocak son başvuru tarihidir. ABD’de Ivy League üniversitelerinde erken başvurular Kasım’da, normal başvurular Ocak’ta kapanıyor. Kanada’da başvurular çoğunlukla Kasım–Şubat döneminde alınıyor.
ÜCRETLER ÜLKEYE GÖRE DEĞİŞİYOR
Atlas Yurtdışı Eğitim Danışmanlığı Ege Bölge Müdürü Murat Seyfi‘nin aktardığı bilgilere göre, Türkiye’deki öğrencilerin son yıllarda en çok ilgi duyduğu ülkelerin başında Birleşik Krallık, Almanya, İtalya, Polonya ve Kanada gelmekte. Bu durum öğrencinin eğitim almak istediği bölüme ve ülke tercihine, mevcut lise alanı ve lise mezuniyet notuna göre değişkenlik gösteriyor. Bu ülkelerin eğitim niteliği, kampüslerinin imkanları, uluslararası birçok eğitim kurumlarıyla ve özel şirketlerle olan bağlantıları, ülke prestiji yüksek olduğundan ötürü öğrenciler çoğunlukla bu ülkeleri tercih ediyor. Yurtdışındaki bazı ülkeler hem dünya sıralaması hem de bölüm bazlı bilinirlilikle öne çıkıyor. Bu bağlamda özellikle mühendislik alanlarında Almanya ve Alman üniversitelerinin öne çıkması gibi, mimarlık ve moda tasarımı gibi bölümlerde İtalya’nın öne çıkması, işletme, ekonomi, finans gibi bölümlerde Birleşik Krallık, Amerika Birleşik Devletleri’nin öne çıkmasını örnek verebiliriz. Psikoloji alanında yine Birleşik Krallık, Polonya, Almanya daha çok tercih edilirken, yapay-zekâ, yazılım, web-mobil uygulamalar gibi bölümlerde Kanada, Amerika Birleşik Devletleri, sağlık bölümlerinde Almanya, Polonya gibi üniversiteler daha çok tercih ediliyor.
“Tüm ülkeler ve üniversiteler için eğitim ücretleri çok değişkenlik gösteriyor” diyen Seyfi şu bilgileri paylaşıyor: “Avrupa ülkelerinin çoğunda devlet üniversitelerinin eğitim maliyeti çok düşüktür, hatta bazı üniversite ve bölümlerde harç ücreti hiç bulunmamaktadır. Örneğin Almanya’daki birçok üniversitede harç ücreti alınmazken dönemlik 300-500 Euro gibi katkı payı ücretleri ödenmektedir ancak bu ücretler de yine öğrencilere dolaylı olarak hizmet vb. olarak geri dönmektedir.
İtalya’da ise eğitim ücretleri 3-5 bin Euro civarından başlar, üniversiteye ve bölüme göre artış göstermektedir. Birleşik Krallık, İrlanda, Amerika, Kanada ve Avustralya gibi ülkelerde devlet-özel üniversite ayrımı olmaksızın eğitimler ücretli olup, yıllık eğitim ücretleri 10 bin dolar civarından başlayıp 50 bin dolarlara kadar çıkmaktadır. Örneğin İngiltere için, yıllık eğitim ücreti 12.000 Sterlin civarı fiyatlardan başlayarak, Russell Grup üniversitelerinde 40.000 GBP’ye kadar çıkmaktadır. Benzer durum Kanada, Amerika ve Avustralya üniversiteleri için de söz konusudur.”
1 YIL ÖNCEDEN HAZIRLIK YAPILMALI
Bahsettiğiminiz ülkelerdeki birçok üniversite için eğitim başlangıç tarihinin Eylül-Ekim ayı olduğuna da işaret eden Seyfi, “Üniversite ve bölüm bazlı olarak bu tarihlere ara dönem başlangıcı Ocak-Şubat ayları da eklenebilmektedir. Üniversitelere başvuru tarihi olarak, eğitim başlangıç tarihinden 1 yıl öncesinde işlemlere başlanması gerekebilmektedir. Başvuru evraklarının hazırlanması, gerekli olması durumunda ülke veya üniversite bazlı sınavlara kayıt yapılması, yabancı dil sınavı için hazırlık yapıp istenilen skorun alınması gibi işlemler ciddi zaman almaktadır. Öğrencilere ve velilere en önemli tavsiyemiz sadece ihtimal dahilinde dahi olsa profesyonel eğitim danışmanlarıyla 8.sınıf veya 9.sınıf döneminde görüşme yapmalarıdır. Öğrencinin ister Türkiye’de ister yurt dışındaki üniversite eğitimi için doğru planlamayı ne kadar önceden yaparsak 11.sınıfa geldiklerinde tüm alternatif durumlara hazırlıklı ve bilgili olmuş olacaklardır” diyor.
Burslar konusunda da bilgi veren Seyfi, “Eğitimin ücretli olduğu ülkelerdeki üniversitelerde uluslararası öğrencilere özel burslar bulunuyor. Bu burslar genellikle öğrencinin akademik başarısına göre değerlendirilerek verilmektedir. Bunlara örnek; Chevening Bursu, Avrupa Birliği Jean Monnet Bursu, Milli Eğitim Bakanlığı YLSY Bursu, Türk Eğitim Vakfı (TEV) vb.çok sayıda kurum bulunmaktadır. Bunların dışında, İtalya’da eyalet bursu vardır, öğrencinin ailesinin maddi durum beyanı baz alınarak değerlendirilip, almaya hak kazabileceği bir burs türüdür. Almanya’da özel üniversitelerde lise not ortalaması baz alınarak üniversitelerin dönemsel olarak belirlediği oranda toplam eğitim ücreti üzerinden indirim yapılması şekilde uygulanan burslar vardır” diyor.
CAN ŞAHİN/ ORBİS Yurtdışı Eğitim Ege Bölge Müdürü
“Yurtdışında okumak daha ekonomik”
Türkiye’de, öğrencilerin yaşadıkları şehirden başka bir şehre üniversite eğitimi için gittiklerinde karşılaşılan maliyetler ile yurt dışındaki maliyetler, yıllık enflasyon oranlarını da hesaba kattığımızda çok benzer ya da daha ekonomik olabilmekte. Bazı üniversiteler belirli alanlarda dünya çapında marka haline gelmiş durumda. Örneğin, Politecnico di Milano mühendislik ve tasarımda, University of Amsterdam sosyal bilimlerde, King’s College London sağlık bilimlerinde öne çıkıyor. Türk öğrenciler için hem uluslararası hem de yerel pek çok burs imkânı bulunuyor. Devlet destekli Chevening (İngiltere), Fulbright (ABD), DAAD (Almanya), Erasmus+ programı ve Türkiye Bursları en bilinen örnekler. Bunun yanında birçok üniversite kendi başarı burslarını veya ihtiyaç burslarını da sunuyor.
Engin COŞAR/ Academix Yurtdışı Eğitim Danışmanlık Genel Müdürü
“En ucuz ülke Polonya”
Öğrenciler, lisans eğitimi için en çok İtalya, Almanya, Polonya, Macaristan, Hollanda, İngiltere, ABD ve Kanada’yı tercih ediyor. İtalya, İngilizce program sayısının artması, devlet üniversitelerinde uygun yıllık ücretler (1.000–3.000 €) ve yaşam giderlerinin Batı Avrupa’ya göre daha düşük olması nedeniyle öne çıkıyor. Polonya, Avrupa’da en uygun eğitim ve yaşam maliyetlerinden birine sahip olması, İngilizce eğitim veren üniversite sayısının artması ve AB diploması avantajıyla tercih ediliyor. Macaristan özellikle tıp, diş hekimliği ve eczacılık gibi alanlarda köklü üniversiteleri ve Türkiye’de tanınan diplomaları ile popüler. Hollanda, yüksek akademik kalite, İngilizce program bolluğu ve mezuniyet sonrası çalışma imkânları ile ilgi görüyor. İngiltere, 3 yıl süren lisans programları ve prestijli üniversiteleriyle dikkat çekerken; ABD ve Kanada geniş burs imkânları, kaliteli eğitim sistemi ve çok çeşitli bölüm seçenekleriyle tercih edilen ülkeler arasında yer alıyor.
Burhan PINARBAŞI/ egitimAL Eğitim Danışmanı
“Almanya ücretsiz eğitim ile öne çıkıyor”
Türk öğrenciler en çok Kanada, İngiltere, Hollanda, Almanya ve İtalya’yı tercih ediyor. Kanada; kaliteli eğitim sistemi, mezuniyet sonrası çalışma izni ve göçmenlik fırsatlarıyla öne çıkarken, uluslararası öğrencilerle ilgili bazı kısıtlamalara gitmiş olsa da hâlâ oldukça cazip seçenekler sunuyor. Vize sonuçlarının genellikle olumlu olması süreci destekliyor. Ayrıca, bazı Kanada merkezli finans kuruluşlarının aracılığımızla sunduğu eğitim kredisi imkânlarının da bu ilgiyi artırdığını söyleyebiliriz. İngiltere 3 yıllık lisans programları ve köklü üniversiteleriyle akademik prestij sunuyor. Hollanda, İngilizce lisans programlarının fazlalığı ve Avrupa’daki merkezi konumuyla dikkat çekiyor. Almanya’da düşük ücretli veya ücretsiz eğitim ve güçlü mühendislik alanları cazip geliyor. İtalya ise moda, tasarım, mimarlık ve sanat gibi kreatif alanlarda yüksek kaliteli programlar sunuyor. Son yıllarda eğitim dili İngilizce olan tıp ve mühendislik programları da oldukça revaçta. Bölüm tercihi ülkeleri doğrudan etkiliyor. Mühendislik ve bilgisayar bilimleri için Almanya, Kanada ve Hollanda öne çıkıyor. İşletme ve ekonomi alanında İngiltere ve Kanada tercih ediliyor. Moda, tasarım ve sanat için İtalya (NABA, IED) ve Fransa ön plana çıkarken, tıp ve sağlık bilimleri için Macaristan, Polonya ve Çekya gibi ülkeler talep görüyor. Sosyal bilimler ve psikoloji ise ağırlıklı olarak İngiltere, Hollanda ve Kanada’da öne çıkıyor.
Sinem KIZRAK/ Atlas Edcon Yurtdışı Eğitim Bölge Müdürü
“En kritik adım, erken planlama”
İngilizce konuşulan ülkeler arasında İngiltere ve Amerika ön plana çıkıyor. Yaşam kalitesi, hayat tarzı, çalışma koşulları ve iklim açısından en avantajlı ülke Avustralya. Son yıllarda özellikle küresel ticaret ve teknoloji merkezleri olmalarından ötürü Dubai, Çin, Singapur, Malezya, Japonya gibi ülkeler duyulan ilgi artmakta. Güvenli yaşam koşulları ve ekonomik avantajları sayesinde İskandinav ülkeleri de merak uyandıran seçenekler arasında. Yurtdışında üniversitelerin kabul dönemleri ülke ve programa göre değişiyor. Kuzey Amerika ve Avrupa’da akademik yıl genellikle Eylül ayında başlıyor. Bazı üniversiteler için 9-10 ay öncesinden başvuru yapmak gerekirken , bazıları eğitimin başlamasına 1–2 ay kala bile başvuru alabiliyor. Özellikle dünyanın önde gelen üniversiteleri ve çok rağbet gören bölümler, hem daha katı hem de çok daha erken başvuru tarihlerine sahip. Örneğin İngiltere’de merkezi başvuru sistemi UCAS üzerinden başvurular, Oxford, Cambridge ve tıp/diş hekimliği/veterinerlik bölümleri için 15 Ekim’de kapanır. “Equal Consideration” başvuru tarihi 14 Ocak’tır. Açık kalan kontenjanlar için başvurular açılmadan önceki son başvuru tarihi ise 30 Haziran’ dır. Hollanda’da merkezi başvuru sistemi olan Studielink’te, “numerus fixus” (kontenjan sınırlı) programlar için genellikle 15 Ocak son başvuru tarihidir; diğer programlarda ise bu tarih üniversiteye göre değişir. Amerika’da Ivy League ve diğer seçkin üniversitelerin Early Decision başvuruları çoğunlukla 1 Kasım’da, Regular Decision başvuruları ise genellikle 1 Ocak’ta kapanır. Bunlara ek olarak, bazı üniversite ve bölümler için önceden girilmesi ve planlanması gereken uluslararası sınavlar (SAT, ACT, IELTS, TOEFL, portfolyo değerlendirmeleri vb.) bulunuyor. Ayrıca birçok ülkede, özellikle yüksek lisans programlarında ve bazı lisans bölümlerinde bahar dönemi (Ocak–Şubat) başlangıçları da mevcut. Hangi ülke ya da program olursa olsun, erken planlama sürecin en kritik adımı.
ÜNİVERSİTE SEÇERKEN DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER
1. Okulun genel repütasyonu, sıralamalardaki yeri, tarihi, mezunların iş bulma oranları
2. Okulun eğitim almak istediğiniz alandaki repütasyonu ve o alana özgü yapılmış sıralamalardaki yeri
3. Bulunduğu ülkedeki akreditasyonları ve YÖK Denkliği
4. Program Süresi, Başlama dönemleri, Son Başvuru Tarihi
5. Giriş Koşulları, Şartlı kabul imkanları
6. Program ilçeliği, kariyer imkanları
7. Lokasyonu ve Kampüs imkanları
8. Program maliyetleri ve yaşam giderleri
9. Okulun bulunduğu şehirdeki sosyal yaşam
10. Gidilecek ülkede, program sırasında ve sonrasında öğrencilerin sahip olduğu çalışma izinleri
AKARE YURTDIŞI EĞİTİM FUARLARI 2025 SONBAHAR DÖNEMİ
Üniversite, lise, dil okulu, konsolosluk, büyükelçilikler gibi toplamda 150’nin üzerinde kurum yer alacak. Katılım ücretsiz. Davetiye için: www.akare.com.tr
• 11-12 Ekim 2025 – İstanbul Kongre Merkezi, Taksim
• 13 Ekim 2025 – İstanbul Botancı Dedeman Otel
• 15 Ekim 2025 – Ankara Sheraton Otel
• 17 Ekim 2025 – İzmir Ege Palas Business Otel
YILLIK EĞİTİM VE YAŞAM MASRAFLARI
Almanya: Devlet üniversitelerinde yıllık 0–1.000 € civarı, yaşam giderleri 10–12 bin €
İtalya: Yıllık 1.500–4.000 € arası, yaşam giderleri 8–10 bin €
Hollanda: AB dışı öğrenciler için yıllık 8.000–15.000 €, yaşam giderleri 10–12 bin €
İngiltere: Yıllık 12.000–25.000 £, yaşam giderleri 12–15 bin £
Kanada: Yıllık 15.000–25.000 CAD, yaşam giderleri 12–18 bin CAD
Özetle, Avrupa’da toplam maliyet genelde yıllık 10–20 bin € bandında kalırken, İngiltere ve Kanada gibi ülkelerde bu rakam 25–40 bin € seviyesine çıkabiliyor.
YURTDIŞI BURS ARAMA PLATFORMLARI
Yurtdışında eğitim almak sadece maddi durumu iyi ailelerin tekelinde değil. Global burs sitelerinden burs bularak yurtdışı eğitim masraflarının önemli bir bölümünü karşılamak mümkün. İşte dünya çapında en iyi yurtdışı burs arama siteleri…
scholars4dev.com: Ekonomi, mühendislik, tıp, bilgisayar bilimi, hukuk ve teknolojiyle ilgili alanlarda yüksek lisans, doktora ve doktora sonrası araştırma derecelerinde uluslararası öğrencilere burs imkanı sağlayan kapsamlı bir site.
petersons.com: Amerika’da okumak isteyen uluslararası öğrencilere burs imkanları sunuyor.
fastweb.com: Öğrencilere ilgi alanlarına, becerilerine ve lisansüstü derecelerine göre burs imkanlarını arama fırsatı sunuyor.
chegg.com/scholarships: Ücretsiz bir platform olan Chegg, tüm alanlarda araştırma yapabileceğiniz 25 binden fazla burs fırsatı sunuyor.
scholarships.com: 1998 yılında kurulan site, tüm dünyadan öğrencilere burs araması yapabilecekleri bir platform sunuyor.
internationalscholarships.com: Öğrencilere ödüller, hibeler ve bursların da olduğu tüm finansal destekler hakkında bilgi ve başvuru imkanı sunan zengin bir platform.
iefa.org/scholarships: Yurtdışında burs bulabileceğiniz en iyi sitelerden biri olan iefa, kapsamlı bir burs arama portalı. Sitede bursların yanı sıra yurtdışı kredi imkanı da sunuluyor.
cappex.com: Site 11 milyar dolardan fazla burs seçeneğine sahip olduğunu iddia ediyor. Kaydolmadan önce, son başvuru tarihi, cinsiyet, etnik köken, okul yılı ve diğer özelliklere göre dizinde arama yapılabiliyor.
unigo.com: 3,6 milyondan fazla burs ve hibeden oluşan bir veri tabanına ek olarak, üniversite öğrencilerinin okul için ödeme yapmasına yardımcı olmak üzere burs sunuyor.
EN GÖZDE ÜNİVERSİTELER
– Almanya: Münih Teknik, LMU Munich, Heidelberg University, Humboldt University of Berlin.
– Birleşik Krallık: Manchester, Birmingham, Edinburgh, Exeter, Sussex, UCL, King’s College.
– Kanada: Toronto Üniversitesi, UBC, McGill, Waterloo, Queen’s Üniversitesi.
– İtalya: University of Bologna, Sapienza University of Rome, Politecnico di Milano, University of Padua.
– Polonya: Varşova ve Varşova Teknoloji Üniversiteleri, Wroclaw Medical ve Wroclaw Teknoloji Üniversiteleri, Jagiellonian University.
– ABD: University of California, University of Michigan, New York University, Pennsylvania State Universtiy.
HANGİ ÜLKE, NEDEN CAZİP?
• ABD: Geniş burs imkânları, çok çeşitli bölüm seçenekleri, güçlü araştırma olanakları. Özellikle mühendislik, bilgisayar bilimleri, işletme ve sosyal bilimler için tercih ediliyor. Ancak yaşam ve eğitim masrafları yüksek.
• İngiltere: Eğitim süresi genelde daha kısa (lisans 3 yıl). Oxford, Cambridge, LSE, Imperial gibi dünya çapında üniversitelere sahip. Hukuk, işletme, siyaset bilimi, tıp ve sanat alanlarında güçlü.
• Almanya: Kamu üniversitelerinde düşük veya hiç olmayan harçlar, kaliteli mühendislik ve fen bilimleri eğitimi. Almanca bilmek büyük avantaj ama pek çok program İngilizce.
• Hollanda: İngilizce lisans programlarının fazlalığıyla öne çıkıyor. Psikoloji, işletme, uluslararası ilişkiler, yapay zekâ ve mühendislik bölümleri popüler.
• İtalya / Fransa: Moda, tasarım, mimarlık, sanat ve gastronomi gibi yaratıcı alanlarda tercih ediliyor.
• Kanada: ABD’ye göre daha uygun maliyetli, göçmenlik sonrası kalıcı oturum fırsatları var. Mühendislik, doğa bilimleri ve sağlık bilimleri öne çıkıyor.
• Avustralya: Uluslararası öğrencilere yönelik destekler güçlü. Sağlık bilimleri, çevre bilimleri ve deniz biyolojisi gibi alanlarda öne çıkıyor.
• Doğu Avrupa (Polonya, Macaristan, Çekya): Daha uygun maliyetler, özellikle tıp eğitimi için tercih edilen ülkeler.
HANGİ BÖLÜM NEREDE OKUNUR?
• Mühendislik ve Teknoloji: Almanya, ABD, Kanada.
• Tıp ve Sağlık Bilimleri: Polonya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti (daha düşük maliyetle), İngiltere ve ABD (üst düzey okullar).
• İşletme, Ekonomi, Finans: İngiltere (LSE, Warwick), Hollanda (Rotterdam School of Management), ABD (Wharton, MIT Sloan).
• Sosyal Bilimler ve Hukuk: İngiltere, ABD.
• Sanat, Tasarım, Moda: İtalya (Politecnico di Milano), Fransa (Sorbonne, Paris College of Art).
• Yapay Zekâ ve Veri Bilimi: Hollanda, Almanya, ABD, Kanada.
Bunlara dikkat!
• Dil Hazırlığı: IELTS / TOEFL skorları çok kritik. Almanca, Fransızca veya Hollandaca gibi ek diller de burs ve adaptasyon için avantaj sağlar.
• Burs İmkânları: Fulbright (ABD), DAAD (Almanya), Chevening (İngiltere), Erasmus+ (AB) gibi uluslararası burs programlarını araştırmak faydalı.
• Kültürel Uyum: Ülkenin yaşam maliyeti, öğrenci vizeleri, çalışma izinleri mutlaka göz önünde bulundurulmalı.
• Uzun Vadeli Hedef: Mezuniyet sonrası ülkede kalmak istiyorsanız, Kanada, Almanya ve Hollanda gibi göçmenlik politikaları daha esnek ülkeler olabilir.
EN EKONOMİK ÜLKELER
Almanya
• Kamu üniversitelerinde lisans eğitimi genellikle ücretsizdir veya sadece küçük “semester fee” (yaklaşık €150–350/yarıyıl) alınır. Yaşam maliyeti şehir ve yaşama bağlı olarak değişse de orta seviyededir (örneğin Berlin’de kira dahil yaşam ~€700/ay civarındadır)
Fransa
• Lisans programlarında yıllık öğrenim ücreti oldukça düşüktür; ortalama €190 (lisans), mühendislik için ~€620/yıl gibi… Ayrıca yaşam maliyetleri diğer Batı Avrupa ülkelerine göre daha uygundur
Polonya
• Yaşam maliyeti oldukça düşük; $350–600/ay. Akademik ücretler genellikle yıllık €2,000–4,000 arasında.
Çek Cumhuriyeti
• Yıllık öğrenim ücreti ortalama €1,500–4,000. Yaşam maliyeti aylık €400–700 seviyesinde
Macaristan
• Eğitim ücretleri yıllık €1,200–5,000 aralığında. Yaşam maliyeti aylık €400–600. Kamu üniversiteleri uygun ve birçok program İngilizce sunuluyor
Meksika
• Yıllık öğrenim ücreti $1,000–5,000. Yaşam maliyeti $400–700/ay.
Arjantin
• Devlet üniversitelerinde eğitim çoğunlukla ücretsiz veya çok düşük maliyetlidir. Yaşam maliyeti $300–600/ay.
Malezya
• Öğrenim ücreti yıllık $2,000–5,000 aralığında. Yaşam maliyeti aylık $400–700.
TÜRK ÖĞRENCİLERİN TERCİH SIRALAMASI
Almanya: TÜİK verilerine göre, Türkiye’den yurt dışına eğitim amacıyla giden öğrenciler arasında en popüler ülke Almanya’dır (yüzde 21,24)
ABD: Almanya’yı yüzde 16,98 oranla Amerika Birleşik Devletleri izliyor
Ayrıca, İngiltere, Kanada, İtalya, İsviçre, Hollanda, Fransa, İrlanda gibi ülkeler de son yıllarda en sık tercih edilen destinasyonlar arasında yer alıyor
Doğu Avrupa (Polonya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti) da özellikle uygun fiyatlı eğitimi nedeniyle hızlı bir yükseliş içinde: son üç yılda Türk öğrenciler arasında bu bölgeye olan talep yüzde 70 arttı.
BÖLÜMÜNE GÖRE EN POPÜLER OKULLAR
Mühendislik ve Teknik Alanlar (Bilgisayar, Elektrik, Makine, İnşaat)
o Almanya: TU München, RWTH Aachen, Karlsruhe Institute of Technology.
o ABD: MIT, Stanford, UC Berkeley.
o Kanada: University of Toronto, McGill, Waterloo.
o Hollanda: Delft University of Technology, Eindhoven University of Technology.
İşletme, Ekonomi ve MBA Programları
o İngiltere: London School of Economics (LSE), University of Warwick.
o ABD: Wharton (UPenn), Harvard Business School, MIT Sloan.
o Hollanda: Rotterdam School of Management.
o Fransa: INSEAD, HEC Paris.
Tıp ve Sağlık Bilimleri
o Polonya: Jagiellonian University, Medical University of Warsaw.
o Macaristan: Semmelweis University.
o Çek Cumhuriyeti: Charles University.
o İtalya: Sapienza (Roma), Pavia.
Sosyal Bilimler (Psikoloji, Hukuk, Siyaset Bilimi, Uluslararası İlişkiler)
o İngiltere: University of Oxford, Cambridge, LSE.
o ABD: Columbia, Harvard, Yale.
o Fransa: Sciences Po.
o Hollanda: Leiden University, University of Amsterdam.
Yaratıcı Alanlar (Tasarım, Moda, Sanat, Mimarlık, Medya)
o İtalya: Politecnico di Milano.
o Fransa: Sorbonne, Paris College of Art.
o İngiltere: University of the Arts London, Goldsmiths.
o ABD: NYU (Tisch), UCLA.
Ürün Dirier
İlginizi Çekebilir
ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA
Kapkara bir Cuma’nın ardından satış dalgası Asya’ya da sıçradı
Yayınlanma:
24 saniye önce|
08/06/2026Yazan:
BankaVitrini
Geride bıraktığımız haftanın büyük bölümünde, her ayın ilk cuma günü açıklanan ABD istihdam raporunun neden bu kadar önemli olduğunu anlatmaya çalıştık. Sonuçta Fed’in görevi yalnızca enflasyonu kontrol altında tutmak değil, aynı zamanda tam istihdamı da gözetmek. Bu nedenle, Fed’in çiçeği burnunda yeni başkanı Warsh’un önümüzdeki hafta sonuçlanacak Haziran ayı FOMC toplantısı öncesinde en fazla önem vereceği göstergelerden biri olan istihdam raporunun beklentilerin oldukça üzerinde gelmesi, uzun bir süredir yer altında biriken enerjinin açığa çıkmasına neden oldu!
ABD Çalışma Bakanlığı’nın açıkladığı veriye göre Mayıs ayında tarım dışı sektörde 85 bin kişi artması beklenen istihdam iki katından fazla artış kaydetti. Nisan ayına yönelik veri 115 bin artıştan 179 bin artışa revize edilirken, işsizlik oranı ise %4,3 seviyesine sabit kaldı. Verinin manşet değeri yüksek olsa da, nitelik olarak detayları o kadar kuvvetli mi emin olamıyoruz. Mesela 27 hafta ve daha uzun süredir iş arayanların sayısının yaklaşık 2 milyon kişiye yükselerek Aralık 2021’den bu yana en yüksek seviyeye çıktığını okuyoruz. İşini kaybedenlerin yeni iş bulmakta zorlandığını anlatan bu alt detay, ekonomi hâlâ güçlü şekilde istihdam yaratıyor gibi görünse de bu güçün herkes için aynı ölçüde hissedilmediğini gösteriyor!
Güçlü sonuçlanan istihdam verisi ardından altının ons fiyatı son 10 haftanın en düşük seviyesine gerilerken, kripto cenahının amiral gemisi Bitcoin 60 bin dolar seviyesinin altını test ederek 2025 Ekim ayında test ettiği zirvenin yarısına kadar geriledi. Gümüş bir günde %8’den fazla gerilerken, risk iştahı denince akla gelen teknoloji borsası Nasdaq tarihinin en sert düşüşlerinden birini yaşayarak %4’ten fazla geriledi. Savaşla birlikte güvenli liman edasıyla sığınılan dolar endeksi ise psikolojik 100 seviyesinin üzerine yükselerek son sekiz haftanın zirvesini test etti.
Yaşanan sert satış baskısını yalnızca güçlü gelen istihdam verisiyle açıklamanın da eksik kalacağını düşünüyoruz. Savaşın tetiklediği enerji şoku ve bozulan tedarik zincirleri enflasyon endişelerini yeniden gündemin üst sıralarına taşırken, faiz indirimi beklentilerinin büyük ölçüde ortadan kalktığını görüyoruz. Dahası, Fed vadeli faiz kontratları piyasasının yıl sonuna kadar 25 baz puan faiz artırımına %74 ihtimal tanıdığını da not etmemiz gerekiyor. Bu gelişmelerin gölgesinde doların piyasa faizi yeniden %4,60 seviyesine dayanırken, daha yüksek faiz beklentileri hâliyle hisse senetleri, kıymetli metaller ve kripto varlıklar açısından da önemli bir baskı unsuru olarak öne çıkıyor.
Son haftalarda yapay zekâ hisselerinin dudak uçurtan performansı karşısında kâr realizasyonu isteğinin artması da yaşanan büyük çaplı depremin önemli nedenlerinden biri olarak görüyoruz. Broadcom bilançosunun ardından hız kazanan bu süreçte, Çin’e yönelik çip satış kısıtlamalarından etkilenen Meta’nın olası hisse satışı hazırlıkları ve bu hafta gerçekleştirilecek SpaceX halka arzı nedeniyle büyük fonların nakit yaratma ihtiyacının arttığını düşünüyoruz. Bu nedenle, istihdam verisi sonrasında görülen satış dalgası ilk etapta panik havası yaratsa da, perde arkasında ciddi bir sermaye rotasyonu ve pozisyon değişiminin yaşandığını da göz ardı etmemek gerekiyor.
Fed’in faiz artırım sürecine tekrar geri döneceğini düşünen piyasaların tepkisini bir yere kadar anlayabiliyoruz. Halbûki istihdam tarafında güçlü sonuçlar ekonominin güçlü olduğu mânâsına gelerek tam tersi bir şekilde hisse senetlerine teorik de olsa alım getirmesi gerekmiyor muydu? Bu noktaya değinen Başkan Trump da sosyal medya hesabından yaşanan çöküşe atıfta bulunarak şaşkınlığını dile getirirken, bizler ise piyasaların ucuz para sistemine morfin misali ne kadar bağımlı olduğunu bir kez daha anlamış olduk.
Öte yandan, daha geniş çerçevede ise ABD’nin karşı karşıya olduğu asıl meselenin finansman tarafında şekillendiğini de göz ardı etmemek gerekiyor. Merkez bankalarının rezerv tercihlerinde altının ağırlığını artırmaya devam etmesi, ABD tahvillerine yönelik geleneksel talebin eskisi kadar güçlü olmamasına neden oluyor. ABD’nin devasa borç stoku düşünüldüğünde, ihracatı ve rekabet gücünü desteklemek amacıyla daha zayıf bir dolar ve daha düşük faiz ortamının teşvik edilmesi gerektiğini unutmamak gerekiyor! Kanaatimce son dönemlerde bu tema biraz gündemin gerisinde kalsa da, bir noktadan sonra tekrar kuvvetli bir şekilde hatırlanacaktır!
Bu bağlamda, Fed’in faiz artırma ihtimalinin yükselmesiyle tetiklenen satışların gölgesinde yaşanan kara cuma ardından bundan sonrasını da konuşmak isteriz. Fed elbette teorik olarak faiz artırımına yönelebilir lâkin bunun pratikte sanıldığı gibi kolay olmayacağını düşünüyoruz. Perşembe günü konuşan Hazine Bakanı Bessent enflasyonun geçici faktörlerle arttığını ve bu ortamda faiz artırmanın yanlış olacağını söylerken, Beyaz Saray ekonomi danışmanı Kevin Hassett (hatırlayın Fed Başkanlığı için adı geçmişti) enflasyon kontrol altında kaldığı sürece Fed’in faizleri artırmaması ve faiz indirimine gidebilecek alanının olduğunu savundu. Öte yandan faizleri indirmiyor diye Powell’ı her platformda acımasızca eleştiren Trump’ın Warsh’u seçme nedenini de çok süratli unuttuğumuzu düşünüyoruz.
Kuvvetle muhtemel, işler düzelmeden önce daha da kötüleşecektir. Hürmüz Boğazı ekseninde devam eden gerilim, ABD seçmeni için önemli bir gösterge niteliği taşıyan benzin fiyatları, Kasım ayında gerçekleştirilecek ara seçimler ve borsalarda yaşanan sert satışlar birlikte değerlendirildiğinde, mevcut tablonun siyasi ve ekonomik maliyetinin giderek arttığını görüyoruz. Özellikle tasarruflarının önemli bir kısmını hisse senetlerinde değerlendiren Amerikalı yatırımcıların maruz kaldığı kayıpların uzun süreli bir servet erozyonuna dönüşmesine izin verilmeyeceğini düşünüyoruz. Bununla birlikte, önümüzdeki hafta sonuçlanacak Fed toplantısına veya jeopolitik cepheden gelebilecek olası bir barış haberine kadar piyasalardaki satış baskısının sürme ihtimalini de göz ardı etmiyoruz.
Her ne kadar bundan sonrasını İran-ABD arasında bir anlaşmaya, petrol fiyatlarının gerilemesine bağlasak da, hafta sonu haber akışında İran’ın dondurulmuş varlıkları ile ilgili haber de dikkatimizden kaçmadı. Şöyle ki, ABD ile İran arasında üç ayı aşkın bir süredir devam eden çatışmaların ardından ilan edilen ateşkes kâğıt üzerinde yürürlükte olsa da sahadaki gelişmeler bunun oldukça kırılgan bir zeminde ilerlediğini gösteriyor. Hafta sonu haber akışında, ABD, İran’ın Kuveyt ve Bahreyn’e verdiği zararların karşılanması için İran’a ait dondurulmuş 24 milyar dolar varlığının kullanılmasının değerlendirdiğini okuyoruz. Tahran’ın dondurulan varlıklarına erişim talebinin müzakerelerin merkezine yerleştirdiği bir dönemde, ABD’nin bu çıkışı süreci daha da zorlu bir patikaya iterken, taraflar bir yandan dolaylı görüşmeleri sürdürürken diğer yandan Hürmüz çevresinde İHA ve füze geriliminin ise devam ettiğini görüyoruz.
Yeni gün ve haftaya başlarken, Kara Cuma sonrası başlayan satış dalgasının Asya piyasalarına da yayıldığını görüyoruz. Son dönemin yıldızı konumundaki Güney Kore borsası Kospi gün içinde %9’a yakın değer kaybetmesi ardından işlemlerin geçici olarak durdurulduğunu not etmemiz gerekiyor. Endeksin lokomotifleri olan Samsung Electronics ve SK Hynix hisselerinde %10’u aşan kayıplar görülürken, gösterge konumunda Nikkei endeksi son üç ayın en sert günlük düşüşünü yaşayarak %4,6 geriledi. Yapay zekâ teması etrafında şekillenen güçlü yükseliş hikâyesinin sorgulanmaya başlaması, ABD’de faiz artışı ihtimalinin yeniden masaya gelmesi ve yükselen tahvil faizleri risk iştahını belirgin şekilde törpülediğini görüyoruz. Japon Yeni dolar karşısında kritik bir seviye olarak görülen 160 seviyesinin üzerine çıkarken, Japon otoritelerin döviz piyasasına müdahâle ihtimalinin de yeniden arttığını görüyoruz.
Satış baskısını artıran bir diğer unsur ise Orta Doğu’da yeniden tırmanan jeopolitik gerilim oldu. İsrail’in İran’daki hedeflere yönelik saldırılarının ardından İran’ın misilleme olarak İsrail’e füze saldırıları düzenlemesi, petrol fiyatlarının haftaya %3’ü aşan yükselişle varil başına 96 doların üzerine çıkmasına neden oldu. Kırılgan zeminde ilerleyen ateşkes ve diplomatik temasların risk altına girmesi, doların güçlenmesi ve sıkı para politikası beklentilerinin kuvvet kazanmasıyla temkinli duruşun daha da belirginleştiğini görüyoruz. Bu hafta açıklanacak ABD enflasyon verisi, Avrupa Merkez Bankası’nın faiz kararı ve SpaceX halka arzı ise küresel piyasaların kısa vadeli yönü açısından belirleyici başlıklar olarak öne çıkıyor.
Altının ons fiyatı geçen haftayı neredeyse %5’e yakın düşüşle tamamlaması ardından çok konuşulan 200 günlük hareketli ortalamaların da altına sarktı. Benzer bir şekilde, gümüşün de ons fiyatı haftayı %10 düşüşle tamamlarken, 200 günlük ortalamasına kadar geri çekildi. Açıkçası, hareketli ortalamaları hiç dikkate almayan ve Ali Perşembe hocamızın teknik analiz ve trading disiplinini almış biri olarak, 11 Mayıs haftasında kıymetli metaller cephesinde var olan uzun pozisyonlarımızdan çıkmamız ardından bir süredir teknik görünümün pek de iç açıcı olmadığını paylaşmak suretiyle kenarda bekliyoruz. Benzer bir şekilde, Bitcoin cephesinde de 80 bin dolar seviyesine yönelik yükselişi yeterince inandırıcı bulmayarak biraz daha sabretme kararı almıştık.
Paranın piyasayı terk etmediğini sadece yeni hikâyenin peşine düştüğünü unutmuyoruz. Bu nedenle de bir süre sonra, fiyatlar yeteri kadar ucuzlayınca, yeniden alım iştahının başlayacağını düşünüyoruz. Yine de bugüne odaklanmak gerekirse, gümüşte 200 günlük ortalamaların geçtiği 67,75 dolar seviyesine dikkat edeceğiz. Seviyenin altında bir kapanış durumunda daha da aşağıda 61 dolar seviyesinin gündeme gelebileceğini düşünüyoruz. Altında ise 200 günlük hareketli ortalamaların altında satış baskısının devam etme ihtimaline paralel daha da aşağıda 4,100 dolar seviyesini konuşacağız. Bitcoin’in ise Şubat başında test ettiği 60 bin dolar seviyesini tekrar test etmesi ardından bu sabah 63 bin dolar seviyesine toparlandığını görüyoruz (bakınız grafikler).
Elbette tüm bunların nasıl olacağına ışık tutacak yegâne göstergenin ise dolar endeksinin (DXY) bundan sonraki seyri ile ilintili olacağını düşünüyoruz. Savaş öncesi döneme ait zayıf dolar temasının yerini savaşla birlikte güvenli limana sığınma isteği alırken, akabinde Fed’in faiz artırma olasılığının yüksek sesle telaffuz edilmesi de alımların hızlanmasına neden oldu. Haftayı psikolojik 100 seviyesinden tamamlayan DXY’nin teknik mânâda 100,50 seviyesinin üzerine gitmesi durumunda, yukarıda hızla 105 seviyelerinin gündeme gelebileceğinden endişe ediyoruz. Bu nedenle haftalık kapanışın 100,50 dolar seviyesinin üzerinde olup olmadığına dikkat edeceğiz (bakınız grafik).
Türkiye cephesinde haftanın son iş gününün en önemli gündem maddesi Mayıs ayı enflasyon verileri oldu. TÜİK verilerine göre tüketici fiyatları aylık bazda %1,71 artarken, yıllık enflasyon %32,61 seviyesine yükseldi. KKTC İstatistik Kurumu’nun açıkladığı verilere göre ise aylık enflasyon %2,06 olurken, yıllık enflasyon %37,28 seviyesine gerileyerek sınırlı da olsa bir yavaşlamaya işaret etti. İlk bakışta her iki ülkede de enflasyonun yüksek seyrini koruduğunu, ancak fiyat artışlarının sektörler arasında farklılaşmaya devam ettiğini görüyoruz.
Detaylara indiğimizde, Türkiye’de aylık bazda en sert artış %11,3 ile giyim ve ayakkabı grubunda yaşanırken, aynı kalemde KKTC’deki artış %1,55 ile oldukça sınırlı kaldı. Buna karşın yıllık bazda bakıldığında tablo tersine dönüyor; giyim ve ayakkabı fiyatları Türkiye’de son bir yılda %14,1 artarken, KKTC’de artış oranı %42,12 seviyesinde bulunuyor. Gıda ve alkolsüz içecekler grubunda Türkiye’de fiyatların aylık bazda %0,5 gerilemesi olumlu bir sürpriz olarak öne çıkarken, KKTC’de aynı grupta %1,10’luk artış kaydedildi. Öte yandan, TCMB’nin yakından takip ettiği çekirdek enflasyon göstergelerindeki yükseliş eğilimi, fiyatlama davranışlarında kalıcı bir iyileşmenin henüz sağlanamadığına ve enflasyonist baskıların ikincil etkilerle birlikte canlılığını koruduğuna işaret ediyor.
Bu gelişmeler ışığında, TCMB’nin Perşembe günü sonuçlanacak olağan Haziran ayı Para Politikası Kurulu toplantısında politika faizini sabit bırakacağını, buna karşın enflasyonla mücadele konusundaki kararlı ve şahin duruşunu koruyacağını düşünüyoruz. Yaklaşık üç yıldır devam eden dezenflasyon mücadelesinde önemli mesafe alınmış olsa da, 19 Mart sonrası yaşanan siyasî belirsizlikler ve son dönemde küresel ölçekte artan jeopolitik riskler sürecin arzu edilen hızda ilerlemesini zorlaştırdığını düşünüyoruz. Üstelik uzun süre yüksek faiz ortamında yaşamanın ekonomi üzerinde oluşturduğu yan etkiler de giderek daha görünür hâle geliyor.
Öte yandan, yıl sonu enflasyon beklentilerinin hedeflenen seviyelerin üzerinde şekillenmeye başlaması ve reel değerlenme üzerine kurulu kur politikasının ihracatçı kesim üzerindeki baskıyı artırması dikkat çekiyor. TL’nin son dönemde rekabet avantajını bir miktar yitirmesi, cari işlemler dengesi açısından soru işaretlerini beraberinde getirirken, TCMB’nin kontrollü ve kademeli kur artışı yaklaşımını en azından seçim sürecine kadar sürdürmek isteyeceğini düşünüyoruz. Türkiye’de döviz kuru, ekonomik gidişatın en yakından takip edilen göstergelerinden biri olmayı sürdürürken, mevcut koşullar altında kurda ani ve kontrolsüz hareketlere izin verilmesi ihtimalini oldukça düşük görüyoruz.
Yeni güne Türk mali piyasalarının da temkinli ve zayıf bir görünümle başlayacağını düşünüyoruz. Mayıs ayı enflasyon verilerinin beklentileri tam anlamıyla karşılayamaması, içeride yeniden yükselen siyasi tansiyon ve küresel piyasalarda Kara Cuma’dan bu yana devam eden satış dalgası risk iştahını baskılayan unsurlar olarak öne çıkıyor. Özellikle teknoloji hisselerinde başlayan küresel düzeltmenin Asya piyasalarına da yayılması, Borsa İstanbul üzerinde ilave baskı yaratabilir. USDTRY kuru güne 46,10 seviyesinden başlarken, Türkiye’nin beş yıllık CDS risk priminin ise 244 baz puan seviyesinde yatay seyrini koruduğunu görüyoruz. Tahvil cephesinde iki yıl vadeli gösterge tahvilin bileşik faizinin %43,70 seviyesine doğru yükseldiğini not edelim.
Bu kadar kara haber ardından bültenimizi güzel bir haberle tamamlayalım. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) A Milli Futbol Takımı, CONIFA (Bağımsız Futbol Federasyonları Konfederasyonu) Avrupa Futbol Şampiyonası’nda Padanya’yı 6-1 mağlup ederek şampiyon oldu. Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği (FİFA) üyesi olmayan ülke ve özerk bölgelerin katıldığı turnuvadaki başarı KKTC’de sevinçle karşılandı.
Altın
Gümüş
Bitcoin
DXY
Emre Değirmencioğlu
BORSA
SASA’da PDT Krizi: Yatırımcısı nasıl zarar etti?
SASA’da PDT düğümü: Şirket finansmanı mı, küçük yatırımcı faturası mı? Satılmaz denilen hisseler tartışması: SASA yatırımcısı neden öfkeli? PDT, ödünç pay ve güven krizi: SASA dosyasında yanıt bekleyen sorular… SASA’da finansman başarısı mı, yatırımcı mağduriyeti mi? Açığa satış yasağı varken SASA’da satış baskısı nasıl oluştu?
Yayınlanma:
15 saat önce|
07/06/2026Yazan:
Erol Taşdelen
SASA Polyester’de Paya Dönüştürülebilir Tahvil süreci, son dönemde küçük yatırımcı açısından en tartışmalı başlıklardan biri haline geldi. Tartışmanın merkezinde üç kritik soru var:
Birincisi, şirketin finansman ihtiyacı karşılanırken bedelin piyasa yatırımcısına mı ödetildiği.
İkincisi, PDT kapsamında ödünç/emanet verilen payların Borsa’da açığa satış yasağı varken fiilen satış baskısı yaratıp yaratmadığı.
Üçüncüsü ise SASA Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. İbrahim M. Turhan’ın “satış beklenmez / satılmaz” yönünde algılanan açıklamalarının yatırımcıda güven oluşturup oluşturmadığı ve sonrasında yaşanan gelişmelerle bu güvenin zedelenip zedelenmediği.
PDT nedir, SASA’da neden tartışma yarattı?
Paya Dönüştürülebilir Tahvil, şirketin borçlanma yoluyla finansman sağlamasına imkân verir. Tahvili alan yatırımcı, belirlenen şartlar gerçekleştiğinde bu tahvili şirket payına dönüştürebilir. Teoride bu yöntem şirket için klasik krediye göre daha esnek ve ucuz finansman sağlayabilir.
Ancak SASA örneğinde sorun, mekanizmanın teknik yapısından çok piyasa etkisinde ortaya çıktı. Şirket finansman sağlarken, ileride hisseye dönüşme ihtimali bulunan büyük bir pay potansiyeli oluştu. Küçük yatırımcı açısından temel kaygı şuydu: “Şirket para bulurken, hisse üzerinde oluşan satış baskısı nedeniyle zararı mevcut yatırımcı mı taşıdı?”
Ödünç pay mekanizması neden kritik?
SASA’nın PDT sürecinde hâkim ortak Erdemoğlu Holding tarafından ödünç pay mekanizması oluşturuldu. Bu mekanizma, tahvil yatırımcılarının dönüşüm ve koruma işlemlerinde kullanılmak üzere devreye alındı.
Normal şartlarda böyle bir yapı, uluslararası finansman işlemlerinde teknik bir araç olarak görülebilir. Fakat Borsa İstanbul’da açığa satış yasağı varken, ödünç verilen bu payların “fiilen piyasaya satılıp satılamayacağı” meselesi yatırımcının ana sorusu haline geldi.
Şirket tarafı, açığa satış yasağı nedeniyle bu payların teknik olarak halka açık görünse de piyasada satışının mümkün olmadığını vurguladı. Bu açıklama küçük yatırımcıya “bu hisseler piyasaya baskı olarak gelmeyecek” algısı verdi.
Fakat yatırımcı cephesindeki tepki şu noktada yoğunlaştı:
Eğer bu paylar satılamayacaksa, SASA hissesinde oluşan sert fiyat baskısının kaynağı neydi?
Eğer satıldıysa, açığa satış yasağına rağmen bu işlem hangi mekanizma üzerinden gerçekleşti?
Eğer doğrudan satış yoksa, piyasa bu payları neden satış riski gibi fiyatladı?
“Satılmaz” algısı yatırımcıyı rahatlattı mı, yanıltıcı etki yarattı mı?
İbrahim M. Turhan’ın PDT sürecine ilişkin açıklamalarında, hedging yapmayan PDT yatırımcılarının hisse senedinde uzun pozisyon taşımayı kabul eden yatırımcılar olduğu ve bu nedenle satış yapmalarının beklenmediği yönündeki değerlendirmeler öne çıktı.
Bu ifade teknik olarak “mutlak satış yasağı” anlamına gelmeyebilir. Ancak piyasa yatırımcısı açısından bunun algısı farklı oldu. Küçük yatırımcı bu açıklamaları, “PDT kaynaklı paylar piyasaya satış baskısı olarak gelmeyecek” şeklinde okudu. Bu nedenle sonrasında hissede sert düşüşler ve yüksek hacimli satış baskısı oluştuğunda, yatırımcı tepkisi doğal olarak Turhan’a yöneldi. Çünkü piyasaya verilen mesaj ile yatırımcının ekranda gördüğü fiyat hareketi arasında ciddi bir güven kırılması oluştu.
Burada hukuki açıdan kritik ayrım şudur: Bir açıklama teknik olarak doğru olabilir; fakat yatırımcıda eksik veya fazla güven yarattıysa, kamuyu aydınlatma sorumluluğu açısından ayrıca tartışılması gerekir.
Küçük yatırımcı hangi kanaldan zarar gördü?
SASA yatırımcısının zarar gördüğü iddiası üç kanaldan okunabilir:
1. Seyrelme etkisi
PDT dönüşümüyle yeni pay ihracı gündeme geldiğinde mevcut ortakların payı seyrelir. Şirket kaynak sağlasa bile, hisse başına değer ve pay sahipliği oranı üzerinde baskı oluşabilir.
2. Satış baskısı algısı
Ödünç paylar teknik olarak satılamasa bile, piyasa bu payları potansiyel arz gibi fiyatladıysa hisse üzerinde psikolojik baskı oluşur. Borsada fiyat sadece gerçekleşen satışla değil, beklenen satış riskiyle de düşebilir.
3. Güven kaybı
Yatırımcı, “satılmaz” diye anladığı payların bir şekilde satış baskısı yarattığını düşündüğünde şirket yönetimine ve açıklamalara güvenini kaybeder. Bu güven kaybı da fiyatı ayrıca aşağı çeker.
Açığa satış yasağına rağmen satış oldu mu?
Bu sorunun kesin cevabı şirket açıklamaları, aracı kurum kayıtları, takas verileri ve SPK/Borsa İstanbul incelemesiyle ortaya çıkar.
Ancak yatırımcı açısından şüpheyi büyüten nokta şudur:
Açığa satış yasağı varken, ödünç verilen büyük miktardaki payların “piyasada satılamayacağı” ifade edildi. Buna rağmen hissede oluşan fiyat baskısı, yatırımcıda “acaba yasak dolanıldı mı?” sorusunu doğurdu.
Burada düzenleyici kurumların yanıtlaması gereken sorular nettir:
PDT yatırımcıları veya onlarla bağlantılı kurumlar SASA payında satış yaptı mı?
Yapıldıysa bu satışlar ödünç pay mekanizmasıyla ilişkili miydi?
Açığa satış yasağı, bu işlem yapısında fiilen etkisiz mi kaldı?
Ödünç verilen payların takas ve saklama hareketleri yatırımcıya yeterince açık anlatıldı mı?
KAP açıklamaları küçük yatırımcının anlayacağı netlikte miydi?
Şirket finansmanı için yatırımcı mı cezalandırıldı?
SASA yönetimi açısından PDT, şirketin finansman ihtiyacını karşılamak için kullanılan yenilikçi bir araç olarak sunuldu. Şirketin kasasına kaynak girmesi, yatırım finansmanı ve bilanço yönetimi açısından olumlu görülebilir.
Ancak borsa yatırımcısı açısından mesele farklıdır. Eğer şirket finansmanı sağlanırken hisse üzerinde kalıcı fiyat baskısı oluşmuş, mevcut yatırımcı seyrelmiş ve küçük yatırımcı süreç hakkında yeterince açık bilgilendirilmemişse, bu durumda finansmanın maliyeti piyasa yatırımcısına yüklenmiş olur.
Başka bir ifadeyle: Şirket para bulmuş olabilir; ama küçük yatırımcı servet kaybettiyse, bu işlem sadece finansman başarısı olarak anlatılamaz.
İbrahim M. Turhan neden hedefte?
Turhan’ın hedefte olmasının nedeni tek başına PDT işleminin hukuki sorumlusu olması değil. Asıl neden, kamuoyu önünde süreci anlatan ve yatırımcı algısını şekillendiren isimlerden biri olmasıdır.
Yatırımcı şunu soruyor:
“Eğer bu hisseler satılmayacaksa neden fiyat bu kadar baskılandı?
Eğer satılma ihtimali vardıysa neden bu risk açıkça anlatılmadı?
Eğer açıklamalar teknikse, neden küçük yatırımcının anlayacağı şekilde uyarı yapılmadı?”
Bu sorular, kişisel tepkinin ötesinde kurumsal iletişim ve kamuyu aydınlatma sorunudur.
SASA dosyasında asıl mesele güven krizi
SASA’daki PDT tartışması sadece bir finansman işlemi değildir. Bu dosya, Türkiye sermaye piyasalarında küçük yatırımcının ne kadar korunabildiğini gösteren önemli bir testtir.
Şirket finansman sağlayabilir. Hâkim ortak pay ödünç verebilir. PDT yatırımcısı dönüşüm hakkını kullanabilir. Bunların tamamı mevzuata uygun olabilir.
Ancak yatırımcı açısından temel ölçü şudur:
Bilgi zamanında, açık, anlaşılır ve eksiksiz verildi mi?
Küçük yatırımcı işlem risklerini baştan görebildi mi?
“Satılmaz” algısı yaratıldıktan sonra piyasada farklı bir sonuç oluştu mu?
Açığa satış yasağı varken fiili satış baskısı oluştuysa bu nasıl mümkün oldu?
Bu sorular yanıtlanmadan SASA yatırımcısının öfkesi dinmez.
SASA örneği, sermaye piyasalarında sadece hukuki uygunluğun değil, yatırımcı güveninin de korunması gerektiğini gösteriyor. Çünkü borsada güven kaybolduğunda, zarar sadece bir hisseyle sınırlı kalmaz; sermaye piyasasının tamamına yayılır.
EKONOMİ
JPMorgan frene bastı, BofA kârı aldı
Yayınlanma:
2 gün önce|
06/06/2026Yazan:
BankaVitrini
JPMorgan ve BofA’nın Türkiye hamlesi: Yabancı yatırımcı TL’de kârı aldı, riskleri yeniden fiyatlıyor
Küresel yatırım bankalarının Türkiye pozisyonlarında dikkat çekici bir değişim yaşanıyor. Bir yanda JPMorgan, 2018’den bu yana ilk kez Türkiye kurumsal kredi görünümünü “ağırlığını artır” seviyesinden “nötr”e çekti. Diğer yanda Bank of America, Türk lirası carry trade pozisyonunu kârla kapattı.
Bu iki karar birlikte okunduğunda ortaya çıkan tablo şu: Yabancı yatırımcı Türkiye’den tamamen çıkmıyor; ancak artık “yüksek faiz-getiri” hikâyesini daha seçici, daha kısa vadeli ve daha korumacı bir risk yönetimiyle izliyor.
JPMorgan ne yaptı?
JPMorgan’ın kararı, Türkiye varlıklarına yönelik sert bir satış tavsiyesi değil. Ancak banka, Türk şirket tahvillerinde daha önce taşıdığı iyimser ağırlığı azalttı. Türkiye görünümünün “nötr”e çekilmesi, yabancı yatırımcının artık yüksek getiri potansiyelinin yanında artan riskleri de daha fazla dikkate aldığını gösteriyor.
Raporda öne çıkan risk başlıkları şöyle:
Türkiye’nin temel dış dengesinde bozulma, enerji fiyatlarındaki artış, jeopolitik riskler, yerel siyasi belirsizlik, erken seçim ihtimali, yeniden dolarizasyon riski ve şirketlerin döviz açık pozisyonları.
Bu tablo özellikle Türk şirket tahvilleri açısından önemli. Çünkü kurumsal kredi yatırımcısı sadece ülke faizine bakmaz; şirketlerin döviz borcu, nakit akışı, dış finansmana erişimi ve kur şoklarına dayanıklılığına da bakar.
BofA ne yaptı?
Bank of America ise Ocak ayında dolar/TL’de 46,20 seviyesinden açtığı 3 aylık kısa dolar/TL pozisyonunu, kur 44,89 seviyesine geldiğinde kârla kapattı. Bu işlem, klasik anlamda TL carry trade stratejisinin başarılı bir örneği oldu.
Yani BofA, yüksek TL faizinden kazandı; aynı zamanda kurun vadeli piyasanın ima ettiği seviyeden daha aşağıda kalmasından ek getiri elde etti. Ancak pozisyonun kapatılması “TL hikâyesi bitti” anlamına gelmiyor. Banka, dolar/TL’nin ileride de vadeli piyasanın ima ettiği seviyelerin altında kalabileceğini belirtirken, TL’de nominal değer kaybı hızının artabileceği uyarısını da yaptı.
Bu mesajın sade karşılığı şu: TL hâlâ getiri sunuyor, fakat aynı pozisyonda kalmanın riski arttı.
Bu kararların arkasındaki ana senaryolar
1. Kâr realizasyonu senaryosu
BofA’nın hamlesi öncelikle kâr realizasyonu olarak okunmalı. Carry trade pozisyonlarında yatırımcı sonsuza kadar beklemez. Faiz getirisi oluştuğunda ve kur beklenenden daha sakin kaldığında pozisyon kapatılır.
Bu, Türkiye’den çıkıştan çok, “elde edilen kârı masaya koyma” hamlesidir.
2. Siyasi risk senaryosu
JPMorgan’ın raporunda siyasi belirsizlik vurgusu dikkat çekiyor. Türkiye piyasalarında son haftalarda muhalefet partisi ve yargı süreçleri üzerinden oluşan politik gerilim, BIST, tahvil ve kur tarafında dalgalanma yarattı.
Yabancı yatırımcı açısından en büyük risk, ekonomi programının seçim veya siyasi baskı nedeniyle gevşetilmesi ihtimalidir. Erken seçim senaryosu gündeme gelirse, piyasa bunu kamu harcamalarında artış, kredi genişlemesi, ücret ayarlamaları ve dövize yönelim riskiyle birlikte fiyatlar.
3. Dolarizasyon senaryosu
Türkiye’de yerleşiklerin yeniden dövize dönmesi, yabancı yatırımcının en yakından izlediği başlık. Yüksek faiz ve kontrollü kur politikası TL’ye ilgiyi artırmıştı. Ancak seçim beklentisi, enerji şoku veya siyasi belirsizlik artarsa, yerli yatırımcı yeniden döviz talebine yönelebilir.
Bu durumda Merkez Bankası rezervleri güçlü olsa bile, rezervlerin ne kadarının piyasa stresinde kullanılacağı kritik hale gelir.
4. Enerji ve cari açık senaryosu
Türkiye enerji ithalatçısı bir ülke. Orta Doğu kaynaklı gerilimler ve petrol-doğalgaz fiyatlarındaki artış, cari açık ve enflasyon üzerinden TL üzerinde baskı oluşturabilir.
Enerji fiyatı arttığında Türkiye’nin döviz ihtiyacı büyür. Bu da hem kur beklentisini hem enflasyon patikasını hem de şirketlerin maliyet yapısını bozar.
5. Şirketlerin döviz açık pozisyonu senaryosu
JPMorgan’ın dikkat çektiği en önemli başlıklardan biri şirketlerin döviz açık pozisyonu. Eğer şirketin geliri TL, borcu döviz ise kur artışı bilançoyu bozar. Kurumsal kredi yatırımcısı için bu doğrudan tahvil geri ödeme riskidir.
Bu nedenle JPMorgan’ın “nötr” kararı sadece Türkiye ekonomisine değil, Türk şirketlerinin döviz riskine yönelik de bir uyarıdır.
Yabancı yatırımcı Türkiye’den çıkıyor mu?
Hayır. Verilen mesaj “Türkiye’den çıkıyoruz” değil; “Türkiye riskinde daha seçici davranıyoruz” mesajıdır.
Yabancı yatırımcı için Türkiye hâlâ yüksek faiz, güçlü carry getirisi ve kontrollü kur nedeniyle cazip olabilir. Ancak risk primi düştükçe ve siyasi/jeopolitik risk arttıkça, aynı getiriyi almak için daha fazla risk taşımak gerekir.
Bu nedenle yabancı kurumlar artık uzun vadeli ve yüksek riskli pozisyonlar yerine; kısa vadeli, likit, yüksek kaliteli ve gerektiğinde hızla kapatılabilecek pozisyonları tercih ediyor.
Türkiye açısından ne anlama geliyor?
Bu gelişme ekonomi yönetimi için önemli bir uyarı niteliğinde. Çünkü Türkiye’nin son dönemdeki sermaye girişi büyük ölçüde güven, yüksek faiz ve kur istikrarı üzerine kuruldu.
Bu üç ayaktan biri zayıflarsa carry trade tersine dönebilir. Carry trade girerken döviz getirir, çıkarken döviz talebi yaratır. Bu nedenle sıcak para girişine dayalı rahatlama kalıcı sermaye girişiyle desteklenmezse kırılganlık üretir.
Piyasalar nasıl etkilenebilir?
Kısa vadede TL’de kontrollü seyir devam edebilir. Ancak kurda nominal değer kaybı hızlanırsa, yabancı yatırımcı yeni carry trade pozisyonu açmakta daha temkinli davranır.
Tahvil tarafında kısa vadeli ve yüksek kaliteli ihraçlara ilgi sürebilir. Buna karşılık uzun vadeli, düşük kaliteli veya döviz riski yüksek şirket tahvillerinde risk primi artabilir.
Borsada ise bankalar, ihracatçılar ve döviz pozisyonu güçlü şirketler ayrışabilir. Döviz açık pozisyonu yüksek, finansman maliyeti ağır ve iç talebe bağımlı şirketler daha kırılgan hale gelebilir.
Yabancı yatırımcı Türkiye’yi terk etmiyor, frene basıyor
JPMorgan ve BofA’nın kararları birlikte okunduğunda, yabancı yatırımcının Türkiye’ye bakışında yeni bir dönem başladığı görülüyor.
Artık mesele sadece yüksek faiz değil. Yatırımcı; kurun hızı, rezervlerin dayanıklılığı, siyasi belirsizlik, enerji faturası, cari açık, şirket bilançoları ve erken seçim ihtimalini aynı anda fiyatlıyor.
Türkiye için asıl sınav, carry trade ile gelen parayı kalıcı sermaye girişine dönüştürmek olacak. Aksi halde bugün kârla kapanan pozisyonlar, yarın daha büyük çıkış riskinin öncü sinyali haline gelebilir.
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.025)
- BANKA ANALİZLERİ (151)
- BANKA HABERLERİ (3.579)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (564)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.976)
- GÜNCEL (4.417)
- GÜNDEM (3.551)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (146)
- ŞİRKETLER (2.672)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (575)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.417)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (55)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (9)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (796)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (106)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (51)
- Onur ÇELİK (49)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (91)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (18)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Resmi Gazete'de bugün (08.06.2026) 07/06/2026
- Trump'tan İran'ın saldırıları sonrası açıklama: Yeter artık 07/06/2026
- İran'dan İsrail'e füze saldırısı 07/06/2026
- Aziz Yıldırım yeniden Fenerbahçe Başkanı seçildi 07/06/2026
- Trump: Fed'in faiz artırması yanlış olur 07/06/2026
- OPEC+, Temmuz ayı için sembolik kota artışında anlaştı 07/06/2026
- Mükelleflere vergi cezası öncesi erken uyarı sistemi geliyor 07/06/2026
- OpenAI, "Süper App" stratejisine geçiş yapmaya hazırlanıyor 07/06/2026
- Savaşın 100. gününde değerli metaller baskı altında 07/06/2026
- Dünya Bankası'ndan 191,5 milyon euro "yeşil" kaynak 07/06/2026
SON YAZILAR
- Kapkara bir Cuma’nın ardından satış dalgası Asya’ya da sıçradı 08/06/2026
- SASA’da PDT Krizi: Yatırımcısı nasıl zarar etti? 07/06/2026
- JPMorgan frene bastı, BofA kârı aldı 06/06/2026
- Üç Kamu Katılım Bankası Birleşiyor 06/06/2026
- Patron Hisseleri Oyunu Bitiyor mu? SPK Fiili Dolaşımı Yeniden Tanımladı 06/06/2026
- Piyasalarda kara cuma: Bir günde trilyonlar silindi 05/06/2026
- Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Faizin olduğu yerde bereket olmaz” 05/06/2026
- QNB Türkiye’den 400 milyon dolarlık sendikasyon kredisi 05/06/2026
- Orta Doğu gerilimi gölgesinde gözler ABD istihdam ve Türkiye enflasyonunda 05/06/2026
- Bank Pozitif’in yeni sahibi Efor Holding oldu 04/06/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini4 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu




