SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK
İSO Başkanı Bahçıvan: Sanayinin yeşili ve çevreyi seçmekten başka şansı yok
Yayınlanma:
5 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
İstanbul Sanayi Odası (İSO) Başkanı Erdal Bahçıvan, İSO olarak üye şirketleri için, “kurumsal karbon ayak izlerinin hesaplanması ve raporlanmasına” ilişkin danışman firmalardan avantajlı fiyatlarla hizmet alabilecekleri bir proje başlattıklarını söyledi. Bahçıvan, “Sanayinin yeşili ve çevreyi seçmekten başka şansı yok. Bunun için de yenilebilir enerji kaynaklarını finanse etmek, dönüşüme uygun iş alanları oluşturmak ve sanayide sürdürülebilirliğin uzun vadede çok daha düşük maliyetlerle sonuçlanacağını hatırlatmak zorundayız” dedi.
Türkiye’nin 2016’da imzalamasına karşın, yürürlüğe ancak 7 Ekim’de Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Paris İklim Anlaşması’na ilişkin DHA’nın sorularını yanıtlayan Bahçıvan, Paris İklim Anlaşması’nın yürürlüğe girmesiyle Türkiye’deki ulaştırma, enerji, altyapı ve sanayi gibi pek çok sektörde önemli politika değişiklikleri olacağına dikkat çekti.
Bahçıvan, “Enerji politikalarındaki değişimle ilgili olarak termik santrallerin zaman içinde kapatılması ve yenilenebilir enerjiye geçişi destekleyici politikaların yürürlüğe konması söz konusu olabilir” açıklamasında bulundu.
Sürdürülebilir yeşil dönüşüme yönelik finansman olanaklarının ve teşviklerin yerli teknoloji olanaklarının yaratılarak, gözden geçirilmesinin, “kamunun özel sektöre iklim kriziyle mücadelede destek olabileceği alanlarından biri” olabileceğinin de altını çizen Bahçıvan, “Ayrıca Avrupa Birliği (AB) tarafından uygulanması planlanan ‘Sınırda Karbon Düzenlemesi Mekanizması’nın Türkiye ve AB arasındaki Gümrük Birliği çerçevesinde malların serbest dolaşımına ve Türkiye’nin rekabetçiliğine zarar vermemesine yönelik atılacak adımlar da özel sektörün kamudan beklentileri arasında öne çıkıyor” dedi.
SÜRDÜRÜLEBİLİR SANAYİ AÇISINDAN TEŞVİK EDİCİ
Bahçıvan, DHA’ya yaptığı açıklamada, “Türkiye, Paris İklim Anlaşması’nı 2016’da imzalamış ancak geçtiğimiz haftaya kadar yürürlüğe koymamıştı. Cumhurbaşkanımızın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda anlaşmayı Meclis’in onayına sunacağını açıklamasının ardından, Türkiye’nin Paris İklim Anlaşması’na taraf olması için hazırlanan “kabul teklifi” Meclis Genel Kurulu’nda kabul edildi. 2021 itibariyle sürdürülebilirlik konusunu öncelikli alanımız olarak seçtiğimiz İSO olarak bu gelişmenin, taşıdığı simgesel anlamın ötesinde, sürdürülebilir sanayi ve döngüsel ekonomiye geçişte sanayicilerimiz açısından çok teşvik edici olacağını düşünüyorum. Çünkü bugün artık sanayi şirketlerinin küresel değer zincirinde yer alabilmelerinde ve yüksek katma değer üretirken rekabetçi sürdürülebilirlik anlayışını benimsemelerinde, Paris İklim Anlaşması gibi anlaşmalar önemli rol oynuyor” ifadelerini kullandı.

TÜRKİYE BM İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ KONFERANSI’NA DAHA GÜÇLÜ PROFİL İLE GİRECEK
Paris İklim Anlaşması’nın onaylanmasının kısa vadede Türkiye açısından önemli kazanımlar getireceğini ifade eden Bahçıvan, “Örneğin Türkiye Glasgow’da Kasım ayında düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’na da daha güçlü bir profil ile girecektir. İklim kriziyle mücadelede küresel iş birliğinin oynadığı vazgeçilmez rol düşünüldüğünde, Türkiye Paris İklim Anlaşması’na taraf olarak bu iş birliğinde yer alacağını bir kez daha vurgulamış oldu” dedi.
“İklim krizi artık sadece çevresel ya da ekonomik bir sorun değil, toplumların tamamını ilgilendiren bir konu” diyen İstanbul Sanayi Odası (İSO) Başkanı Erdal Bahçıvan şöyle devam etti:
Bu nedenle iklim kriziyle mücadelede sadece sektörler değil, toplumun her bireyi üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmeli. Bunun için de iklim krizinin çevresel ve sosyo-ekonomik boyutlarıyla ilgili daha etkili iletişim yöntemleri kullanarak kamuoyunu bilgilendirmeliyiz. Ülke olarak gündemimizdeki farklı stresler, bugün bu konuya tamamen odaklanabilmemizi engelliyor olabilir. Fakat ülkemizde de bu alanda bir farkındalığın, devletin en üst kademelerinden itibaren başladığını görüyoruz. Tabii ki çok güçlü bir akımın veya çok güçlü bir farkındalığın başladığını söylemek için erken, ama şunu da sevinerek söyleyeyim: İlgiyi artırmaya dair umutlar çok.”
FARKINDALIK ADIM ADIM ARTIYOR
Farkındalığın giderek artığına dikkat çeken Bahçıvan, “Yapılan işlerin çevresel boyutları konuşuldukça, özellikle yurt dışı iş yapanlarda bu konunun önemi ve hassasiyeti artmaya başladıkça, bu farkındalık da adım adım artıyor. Giderek bir krize dönüşen iklim değişikliğinin, geleceğimizin en önemli konusu olduğuna dair herkes kendi bulunduğu ortamda bir hedef oluşturursa, siyasetten başlayarak toplumun tüm kesimlerinin er veya geç bu tablo içerisinde rol alması kaçınılmaz. Biz sanayiciler olarak bu konudaki toplumsal sorumluluklarımızın farkındayız ve sürdürülebilirlik konusunda öncü bir rol oynamaya çalışıyoruz. Sanayicilerimizin iklim değişikliğine dair bilgisini ve iklim krizinin sektörü nasıl etkileyeceğine dair duyarlılığını artırmak için yürüttüğümüz iletişim faaliyetleri, kısa vadede uygulanabilecek çalışmalara örnek verilebilir. Daha uzun vadede ise ülke olarak iklim değişikliği konusunun eğitim müfredatlarına dahil edilmesinden sürdürülebilir sanayi ve döngüsel ekonomiye geçişte teşvik edici olabilecek yaptırımların uygulanmasına kadar yapmamız gereken çok şey var” açıklamasında bulundu.
Türkiye’nin kendi iç finansman kaynaklarının yeşil dönüşümü gerçekleştirmede yeterli olmayabileceğini söyleyen Bahçıvan şu ifadeleri kullandı:
“Özel sektörün bu konuda yapabileceği çok sayıda değişiklik var. Hükümetimizin tarafından Temmuz ayında açıklanan Yeşil Mutabakat Eylem Planı bu süreçte başta sanayimiz olmak üzere ilgili birçok sektöre yol gösterici bir rehber niteliğinde. Bu kapsamda sınırda karbon düzenlemeleri, yeşil ve döngüsel ekonomi, yeşil finansman, temiz enerji arzı, sürdürülebilir tarım ve sürdürülebilir ulaşım özel sektörün alanına giren öncelikli konu başlıkları olarak karşımıza çıkıyor. Aslında bu geniş konu başlıklarının ötesinde her şirketin atabileceği çok basit ancak etkili adımlar da var. Örneğin, İSO, üye şirketleri için kurumsal karbon ayak izlerinin hesaplanması ve raporlanmasına dair danışman firmalardan avantajlı fiyatlarla hizmet alabilecekleri bir proje başlattı. Şirketler, kurumsal sera gazı envanterlerini hesaplatarak ardından karbon ayak izlerini azaltmaya dair adımlar atmaya başlarsa uzun vadede hem iklim değişikliğinin etkilerini azaltmada hem de küresel ticarette rekabetçi sürdürülebilirlik yetkinliklerini korumada önemli bir süreci de başlatmış olacaklardır.”

Özel sektörün iklim krizine karşı uygulanacak kısıtlamalara uyum sürecini de değerlendiren İSO Başkanı Erdal Bahçıvan, “Bu konuda özel sektörün farklı alanlarında farklı tablolarla karşılaştığımızı söyleyebiliriz ve daha bütün bir resim çıkarmaya yönelik çalışmalarımız da sürüyor. Bu süreçte sektörlerin iklim değişikliğinin çevresel, sosyal ve ekonomik boyutunu birlikte değerlendirmeleri gerekli. Türkiye’nin en önemli ticaret partnerlerinden birinin Avrupa olduğu düşünüldüğünde, özel sektörün Avrupa Yeşil Mutabakatı ile belirlenen kısıtlama ve yaptırımlara ne derece uyum sağlayabileceği iklim kriziyle mücadeledeki başarılarını da şekillendirecektir” dedi.
Bahçıvan açıklamasının devamında, “Bu noktada gerek enerji gerekse kaynak yoğun sektörlerde önemli dönüşümlerin gerçekleşmesi kaçınılmazdır. Örneğin, tekstil ve hazır giyim sektörü için hazırladığımız sürdürülebilirlik öncelikleri haritasında, tekstil sektörünün hammadde, su, kimyasal ve atık yönetimi alanlarına odaklanması gerektiğini ve iklim krizinin gerektirdiği dönüşüm sürecinde yenilikçi yönetim anlayışının da önemli olacağını vurguladık. Diğer sektörlerde de iklim kriziyle mücadelede konumlarını iyileştirmek için benzer önlemleri şimdiden almaya başlamalı” ifadelerini kullandı.
İÇ KAYNAKLARLA MÜCADELE YETERLİ DEĞİL
“İklim krizi gibi yaşamsal öneme sahip konularda önceliğimiz yaşanabilir ve sürdürülebilir bir dünya oluşturmak olmalı” diyen Bahçıvan, “Ancak Türkiye’nin sadece kendi iç kaynaklarıyla iklim kriziyle aktif bir mücadele yürütmesinin ve Paris İklim Anlaşması’nın gerekliliklerini yerine getirmesinin yeterli olmayabileceğini de söylemek gerek. Bu küresel bir sorunsa, çözümü de küresel olmalı ve Anlaşma’nın gerekliliklerini yerine getirmek için Türkiye’nin finansman kaynakları desteklenmeli. Yapılan bilimsel çalışmalar iklim ve çevre dostu politikaların uzun vadede ekonomik maliyetinin daha uygun olacağını gösteriyor. Paris İklim Anlaşması’nın yürürlüğe girmesiyle Türkiye’deki ulaştırma, enerji, altyapı ve sanayi gibi pek çok sektörde önemli politika değişiklikleri olacaktır. Örneğin, enerji politikalarındaki değişimle ilgili olarak termik santrallerin zaman içinde kapatılması ve yenilenebilir enerjiye geçişi destekleyici politikaların yürürlüğe konması söz konusu olabilir. Bu ilk aşamada maliyetli bir süreç olarak görülse de uzun vadede hem ekonomik hem de insani maliyetlerde Türkiye’yi avantajlı hale getirecektir” açıklamasında bulundu.
ÖZEL SEKTÖR VE KAMU BİRLİKTE HAREKET ETMELİ
İklim krizi konusunda özel sektör ve kamunun birlikte çalışması gerektiğini aktaran Bahçıvan, “Bu noktada aslında Ticaret Bakanlığı tarafından yayınlanan Yeşil Mutabakat Eylem Planı gibi çalışmalar özel sektöre yol gösteriyor. Sürdürülebilir yeşil dönüşüme yönelik finansman olanaklarının ve teşviklerin yerli teknoloji imkânları yaratılarak gözden geçirilmesi kamunun özel sektöre iklim kriziyle mücadelede destek olabileceği alanlarından biri olabilir. Ayrıca AB tarafından uygulanması planlanan Sınırda Karbon Düzenlemesi Mekanizmasının Türkiye ve AB arasındaki Gümrük Birliği çerçevesinde malların serbest dolaşımına ve Türkiye’nin rekabetçiliğine zarar vermemesine yönelik atılacak adımlar da özel sektörün kamudan beklentileri arasında öne çıkıyor” diye konuştu.
SANAYİNİN YEŞİLİ VE ÇEVREYİ SEÇMEKTEN BAŞKA ŞANSI YOK
Paris İklim Anlaşması’nın uygulanmaya başlamasının Türkiye’nin karbon nötr kalkınma sürecinde bir dönüm noktası oluşturacağını söyleyen İSO Başkanı Erdal Bahçıvan, “Anlaşmanın iklim değişikliği ile mücadelede koyduğu hedeflerin yanı sıra, Cumhurbaşkanımızın orta ve uzun vadeli tüm kalkınma programlarımızı yeşil kalkınma devriminin gerektirdiği rehberle hazırlayacaklarını söylemesi de sürdürülebilir sanayiye geçişte bir yol haritası işlevi görecektir. Anlaşma’nın temel hedefi olan küresel sıcaklık artışının sanayi öncesi döneme kıyasla 2.0 dereceyle, hatta mümkünse 1.5 dereceyle sınırlandırmak için sanayinin yeşili ve çevreyi seçmekten başka şansı yok. Bunun için de yenilebilir enerji kaynaklarını finanse etmek, dönüşüme uygun iş alanları oluşturmak ve sanayide sürdürülebilirliğin uzun vadede çok daha düşük maliyetlerle sonuçlanacağını hatırlatmak zorundayız.
İlginizi Çekebilir
-
Borç Kıskacında Sanayi: Kârlılık Erozyonu Derinleşiyor
-
İSO, Dünyadaki İmalat PMI Gelişmeleri ile İlgili Ekim 2023 Raporunu Yayımladı
-
SANAYİCİ BANKALAR KARŞISINDA SAVUNMASIZ BIRAKILDI
-
TÜSİAD, İTO, İSO, TOBB, MÜSİAD : “YANLIŞ YOLDAN DÖNÜN” çağrısı
-
İSO BAŞKANI BAHÇIVAN: GELECEĞE YÖNELİK ÖNGÖRÜDE BULUNAMIYORUZ, FİNANSAL İSTİKRAR RİSKLERİ ARTACAK
GÜNCEL
TPI Composites: Rüzgar enerjisinde bir devin çöküşü mü?
TPI Composites’in fabrikalarını satması ne anlama geliyor?
Yayınlanma:
2 hafta önce|
05/07/2026Yazan:
BankaVitrini
Rüzgar enerjisinde dev dönüşüm: Lider üretici sahneden çekilirken sektör yeniden şekilleniyor
Bankavitrini.com | Haber Analiz
Yaklaşık otuz yıldır dünyanın en büyük bağımsız rüzgar türbini kanadı üreticilerinden biri olan TPI Composites, yaşadığı finansal sıkıntıların ardından yeniden yapılanma süreci kapsamında üretim tesislerini ve çeşitli varlıklarını satma kararı aldı. Şirketin üretim ağını elden çıkarması ilk bakışta “rüzgar enerjisinde kriz” algısı oluştursa da sektör uzmanlarına göre yaşanan gelişme temiz enerji yatırımlarının durduğu anlamına gelmiyor. Aksine sektör yeni bir konsolidasyon dönemine giriyor.
Bir dönem sektörün tartışmasız lideriydi
1990’lı yılların sonunda kurulan ABD merkezli TPI Composites, dünyanın en büyük bağımsız kompozit rüzgar türbini kanadı üreticisi olarak tanındı.
Şirket;
- GE Vernova
- Vestas
- Siemens Gamesa
- Nordex
- Enercon
gibi dünyanın en büyük türbin üreticilerine kanat tedarik etti.
Türkiye, Meksika, Çin, Hindistan ve ABD’deki tesislerinde bugüne kadar yaklaşık 100 binin üzerinde rüzgar türbini kanadı üretildi. Şirket özellikle dış kaynak (outsourcing) modeli sayesinde üretici firmaların kendi fabrika yatırımlarını azaltmalarını sağlayan önemli bir çözüm ortağı haline gelmişti.
Peki ne oldu da bu noktaya gelindi?
Sorunun temelinde tek bir neden bulunmuyor.
1. Karlılık eridi
Pandemi sonrasında;
- reçine fiyatları
- karbon fiber
- cam elyaf
- epoksi
- lojistik
- enerji
- işçilik
gibi temel maliyetler hızla yükseldi.
Buna karşılık TPI’nin birçok sözleşmesi uzun vadeli ve sabit fiyatlıydı. Dolayısıyla maliyet artışları müşterilere tam olarak yansıtılamadı. Şirketin cirosu yüksek kalmasına rağmen faaliyet kârı giderek eridi.
2. Türbin üreticileri de zorlandı
2022-2025 döneminde sadece TPI değil;
- Siemens Gamesa
- Vestas
- Nordex
- GE Vernova
gibi dev üreticiler de düşük kârlılık açıkladılar.
Sebepleri;
- yükselen faizler
- bozulan tedarik zinciri
- yüksek hammadde maliyetleri
- ertelenen projeler
- yatırımcıların finansman maliyetindeki artış
olarak sıralandı.
Yani problem yalnızca TPI’ye ait değildi.
3. Sermaye yapısı sürdürülemez hale geldi
Yüksek işletme sermayesi ihtiyacı, yüksek borç yükü, artan finansman giderleri, ve nakit akışındaki bozulma sonunda şirket yeniden yapılanma sürecine girdi.
2025 yılında ABD’de Chapter 11 korumasına başvuran şirket, faaliyetlerini sürdürürken aynı zamanda varlık satış sürecini başlattı.
Fabrikalar neden satılıyor?
Bu satışların amacı faaliyetleri tamamen durdurmak değil.
Asıl hedef;
- borçları azaltmak
- nakit yaratmak
- üretimin devamını sağlamak
- müşterileri kaybetmemek
olarak özetleniyor.
Mahkeme gözetimindeki süreçte şirketin çeşitli üretim tesisleri ve operasyonları farklı yatırımcılar tarafından devralınırken, rüzgar kanadı üretiminin kesintiye uğramaması hedefleniyor. ECP Blade Holdings ile yapılan anlaşma ve bazı varlıkların stratejik alıcılara devri bu planın önemli parçaları arasında yer alıyor.
Bu satışlar sektör için ne ifade ediyor?
Oldukça önemli.
Çünkü ilk kez dünyanın en büyük bağımsız kanat üreticisi parçalanarak farklı yatırımcıların kontrolüne geçiyor.
Bu durum;
- küresel tedarik zincirinin yeniden şekillenmesi
- üretimin bölgeselleşmesi
- OEM üreticilerinin daha fazla dikey entegrasyona yönelmesi
- yeni yatırımcıların sektöre girmesi
anlamına geliyor.
Temiz enerji yatırımları duruyor mu?
Hayır.
Tam tersine.
Uluslararası projeksiyonlara göre;
- elektrik talebi büyüyor,
- karbon emisyon hedefleri devam ediyor,
- veri merkezleri ve yapay zekâ kaynaklı enerji ihtiyacı artıyor,
- ülkeler enerji güvenliği için yenilenebilir yatırımlarını sürdürüyor.
Dolayısıyla sorun rüzgar enerjisinde değil, eski iş modeliyle çalışan üreticilerde görülüyor.
Asıl değişen iş modeli
Geçmişte; “Ne kadar çok üretim, o kadar çok kâr” anlayışı vardı.
Bugün ise;
- fiyatlama gücü
- verimlilik
- otomasyon
- robotik üretim
- dijital kalite kontrol
- düşük maliyetli üretim
çok daha belirleyici hale geldi. Artık yüksek hacim tek başına başarı getirmiyor.
Türkiye açısından ne ifade ediyor?
Türkiye;
- cam elyaf
- kompozit
- çelik kule
- bağlantı ekipmanları
- mühendislik
alanlarında Avrupa’nın önemli üretim merkezlerinden biri.
TPI’nin geçmişte Türkiye’de yürüttüğü üretim faaliyetleri de ülkenin küresel rüzgar tedarik zincirindeki önemini göstermişti. Şirketin yeniden yapılanması sonrasında oluşacak yeni üretim dengesi, Türkiye’deki tedarikçiler ve yan sanayi için hem yeni iş birlikleri hem de yeni rekabet koşulları yaratabilir.
Bundan sonra ne bekleniyor?
Uzmanlara göre önümüzdeki birkaç yıl içinde;
- daha az sayıda ancak daha güçlü üretici,
- daha yüksek otomasyon,
- daha büyük türbin kanatları,
- bölgesel üretim merkezleri,
- OEM üreticileri ile daha yakın entegrasyon
öne çıkacak.
Sektör küçülmüyor. Sadece yeniden organize oluyor.
Sonuç
TPI Composites’in üretim tesislerini satması, rüzgar enerjisinin geleceğinin zayıfladığı anlamına gelmiyor. Aksine bu gelişme, yüksek faiz, artan maliyetler ve finansman baskısı altında eski üretim modellerinin sürdürülemez hale geldiğini gösteriyor. Temiz enerji yatırımları küresel ölçekte devam ederken, kazananlar artık yalnızca üretim kapasitesi yüksek olanlar değil; sermaye yapısı güçlü, verimli ve teknolojik dönüşümü hızla gerçekleştirebilen şirketler olacak. TPI’nin yaşadığı süreç, yenilenebilir enerji sektörünün olgunlaşma dönemine girdiğinin ve rekabetin artık maliyet, verimlilik ve finansal dayanıklılık ekseninde şekillendiğinin en somut örneklerinden biri olarak öne çıkıyor
Gülbeyaz Gergün
Yeşil dönüşüm zorunlu hale geliyor: Emisyon liginde dikkat çeken tablo
Karbon Emisyonlarında Devler Ligi: Dünya Nereye Gidiyor, Türkiye Nerede Duruyor?
Yayınlanma:
1 ay önce|
18/06/2026Yazan:
Gülbeyaz Gergün
Çin Tek Başına Bir Kıta Gibi Emisyon Üretiyor
2023 yılı sera gazı emisyon verileri, küresel ekonominin büyüme modeli ile iklim hedefleri arasındaki çelişkiyi bir kez daha ortaya koydu. Görselde yer alan verilere göre Çin, 15,9 milyar ton CO₂ eşdeğeri (GtCO₂e) emisyonla dünyanın açık ara en büyük sera gazı yayıcısı konumunda bulunuyor. Çin’i 6,0 milyar ton ile ABD, 4,1 milyar ton ile Hindistan, 3,2 milyar ton ile Avrupa Birliği ve 2,7 milyar ton ile Rusya takip ediyor.
Daha çarpıcı olan ise Çin’in tek başına küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık %30’unu üretmesi. ABD yaklaşık %11, Hindistan ise %7,8 paya sahip durumda.
İlk 5 Ülke Küresel Emisyonların Büyük Bölümünü Üretiyor
EDGAR verilerine göre Çin, ABD, Hindistan, AB ve Rusya birlikte dünya sera gazı emisyonlarının yaklaşık üçte ikisine yakın bölümünü oluşturuyor. Bu durum iklim mücadelesinin neden birkaç büyük ekonomi üzerinde yoğunlaştığını açıkça gösteriyor.
2023 En Büyük Emisyon Üreticileri
| Sıra | Ülke/Bölge | Emisyon (GtCO₂e) |
|---|---|---|
| 1 | Çin | 15,9 |
| 2 | ABD | 6,0 |
| 3 | Hindistan | 4,1 |
| 4 | Avrupa Birliği | 3,2 |
| 5 | Rusya | 2,7 |
| 6 | Brezilya | 1,3 |
| 7 | Endonezya | 1,2 |
| 8 | Japonya | 1,0 |
| 9 | İran | 1,0 |
| 10 | Suudi Arabistan | 0,8 |
| 11 | Kanada | 0,7 |
| 12 | Meksika | 0,7 |
| 13 | Güney Kore | 0,7 |
| 14 | Türkiye | 0,6 |
| 15 | Avustralya | 0,6 |
Kaynak: EDGAR 2024 Raporu / Visual Capitalist
Türkiye İlk 15 İçinde
Listede dikkat çeken ülkelerden biri de Türkiye. Yaklaşık 0,6 milyar ton CO₂ eşdeğeri emisyon ile dünyanın en yüksek emisyon üreten ilk 15 ekonomisi arasında yer alıyor.
Türkiye’nin sanayi üretimi, enerji tüketimi, çimento ve demir-çelik sektörleri ile hızla büyüyen ulaşım altyapısı emisyon artışında önemli rol oynuyor.
Bu durum özellikle Avrupa Birliği’nin uygulamaya aldığı Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) nedeniyle Türk ihracatçıları açısından kritik önem taşıyor.
Çin Neden Bu Kadar Yüksek?
Çin’in emisyonları sadece nüfusundan kaynaklanmıyor.
Başlıca nedenler:
- Dünyanın üretim merkezi olması
- Elektrik üretiminde kömürün yüksek payı
- Çelik, çimento ve kimya sanayilerinin dev ölçeği
- Küresel tedarik zincirlerinin büyük kısmını üstlenmesi
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) verilerine göre Çin tek başına dünya CO₂ emisyonlarının yaklaşık %35’ini oluşturuyor.
ABD ve Avrupa Emisyon Azaltıyor
Dikkat çeken diğer gelişme ise gelişmiş ekonomilerin emisyon azaltımında ilerleme kaydetmesi.
- ABD’nin enerji kaynaklı emisyonları 2023’te geriledi.
- Avrupa Birliği’nin emisyonları 1990 seviyelerine göre yaklaşık %34 daha düşük seviyede bulunuyor.
- Yenilenebilir enerji yatırımları ve kömürden çıkış politikaları bu düşüşte etkili oluyor.
Ancak buna karşın gelişmekte olan ülkelerdeki büyüme nedeniyle küresel toplam emisyonlar artmaya devam ediyor.
İklim Hedefleri ile Ekonomik Büyüme Çatışıyor
2023 yılında küresel sera gazı emisyonları tarihi zirveye ulaştı. EDGAR verilerine göre dünya toplam emisyonları yaklaşık 53 milyar ton CO₂ eşdeğeri seviyesine yükseldi.
IEA verileri ise enerji kaynaklı CO₂ emisyonlarının 37,4 milyar ton ile rekor kırdığını gösteriyor.
Bu tablo şu soruyu gündeme getiriyor: Dünya ekonomisi büyürken emisyonları gerçekten azaltmak mümkün mü?
Bugüne kadar verilen cevap henüz net değil.
Bankacılık ve Finans Sektörü Neden Yakından İzlemeli?
Karbon emisyonları artık sadece çevresel bir konu değil.
Bankalar açısından:
- Karbon yoğun sektörlere kredi verme riski
- Yeşil finansman zorunluluğu
- ESG kriterleri
- Sürdürülebilirlik raporlamaları
- Karbon vergileri
- Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması
önümüzdeki yılların en önemli gündem maddeleri arasında yer alıyor.
Özellikle ihracatçı firmaların karbon ayak izi yönetimi artık finansmana erişim açısından da kritik hale geliyor.
Sonuç
Çin, ABD ve Hindistan küresel emisyonların merkezinde yer almaya devam ederken, Türkiye de artık dünyanın en büyük emisyon üreticileri arasında bulunuyor. Karbon emisyonları yalnızca çevre politikalarının değil; finansmanın, dış ticaretin, yatırım kararlarının ve rekabet gücünün de belirleyicisi haline geliyor.
Yeşil dönüşüme uyum sağlayamayan şirketler için gelecek dönemin en büyük maliyet kalemlerinden biri karbon olacak gibi görünüyor.
Bankavitrini.com Analiz Servisi
Cengiz KILIÇ
Enerji sektöründe kritik kavşak: Hukuki çıkmaz mı, yeni fırsat mı?
Yanlış kurgularla başlayıp, gelinen noktada “gelir darlığı” ve Anayasa Mahkemesi lisanslama yolu iptaliyle yakın gelecekte faaliyet durdurma riski taşıyan 10 yılını dolduran/dolduracak tesisler, aynı zamanda milli birer servettir.
Yayınlanma:
1 ay önce|
14/06/2026Yazan:
Cengiz KILIÇ
Yayınlanan ilk yazı, 10 yıllık YEKDEM süresini dolduran lisanssız üretim tesisleri için 12 Haziran 2026’da çıkarılan Cumhurbaşkanı Kararı’nın finansal etkilerini ortaya koydu. O kararla Görevli Tedarik Şirketi (GTŞ) zorunlu alıcı yapılıp tesislerin sistem dışında kalma riski bitse de, satış tavanlarındaki düşüş yeni bir piyasa gerçekliği yarattı.
Resmin bütününü görmek ve uygulanabilir bir çözüm üretebilmek için bugünkü tabloyu yaratan hukuki zemine ve farklı paydaşların perspektiflerine inmek şart.
Bu ikinci yazıda; 5346 sayılı Kanun’un 6. maddesindeki düzenlemeleri, Anayasa Mahkemesi (AYM) sürecini ve piyasa paydaşları arasındaki dengeyi gözeten bir çıkış stratejisini inceliyoruz:
1. Çok Taraflı Bir Denklem: Beklentiler ve Hukuki Süreç
10 yılını dolduran tesislerin durumu, sektörde tek boyutlu olmayan, pek çok tarafın haklı gerekçelerinin kesiştiği karmaşık bir denklemdir:
- Lisanslı Yatırımcıların Yaklaşımı: YEKA ve benzeri yarışmalarda devasa teminatlar ve bedeller ödeyerek sisteme giren lisanslı yatırımcılar; lisanssız tesislerin sonradan sadece bir bedel ödeyerek kendileriyle aynı “lisanslı” statüye gelmesini rekabet eşitliğine aykırı bulabilmektedir.
- 10 Yılını Dolduran Yatırımcıların Yaklaşımı: Halihazırda üretim yapan ve 10 yılını dolduran tesis sahipleri, sisteme enerji sağlamaya devam edebilmek için idareye neden ilave bir lisans bedeli ödemeleri gerektiğini sorgulamaktadır.
- Kanun Koyucu ve AYM Gerçekliği: Kanun koyucu, 5346 sayılı Kanun’da yaptığı değişiklikle tesislerin belli bir “lisans alma bedeli” karşılığında lisanslı statüye geçebilmesi için bir yol açmıştı. Ancak Anayasa Mahkemesi, bu lisans alma bedelinin miktar ve sınırlarının bizzat kanunla belirlenmesi gerektiğini, bu yetkinin idareye (EPDK) bırakılamayacağını vurgulayarak düzenlemeyi iptal etti. Sonuç olarak kanun koyucunun açtığı yol, hukuki gerekçelerle kapandı.
İptal hükmünün yürürlüğe girmesi için verilen erteleme süresi dolduğunda (10 Aralık 2026), lisanslı statüye geçişe imkan tanıyan yasal altyapı ortadan kalkacak; geriye sadece Cumhurbaşkanına fiyat belirleme yetkisi veren kısmı kalacak.
2. Yeni Fiyatlama Dinamikleri ve Sürdürülebilirlik Riski
AYM’nin de onay verdiği fiyat belirleme yetkisi çerçevesinde yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile yüksek Ulusal Tarife tavanı devreden çıktı; yerine “güncel lisanslı YEKDEM fiyatının %90’ı” ve saatlik PTF tavanı geldi. Yeni düzenlemeyle birlikte tavan fiyatların ciddi oranda aşağı çekilmesi, sahadaki işletme gerçekleriyle uyuşmayan bir darboğaz yaratmaktadır.
İşletme dinamikleri göz önüne alındığında; her bir tesisin düzenli bakım, sigorta, güvenlik ve sisteme veriş (dağıtım) gibi zaruri sabit giderleri bulunmaktadır. Buna mukabil santraller; güneş üretiminin pik yaptığı dönemlerde haliyle PTF’nin dağıtım bedelinin altına düştüğü saatlerde negatif nakit akışını engellemek için üretimi durdurmak durumunda kalırken, fiyatların yükseldiği saatlerde ise YEKDEM %90 tavanına takılmaktadır.
“Alttan dağıtım bedeli engeliyle budanan, üstten YEKDEM tavanıyla kısıtlanan bu makas, tesislerin gelir-gider dengesini eksiye geçirme riski taşımaktadır.”
Özellikle profesyonel bir toplayıcılık (agregasyon) çatısı altına girmeyen tesisler bu riske çok daha açık. Anlık teknik takipten yoksun kalan bu santraller, başabaş noktasından hızla negatif getiriye düşecek.
Üstelik 10 yılını dolduran bu tesislerin fiziksel ömürleri itibarıyla artan donanım ihtiyaçları göz ardı edilmemeli. Mevcut gelir darlığı, kaçınılmaz olan ağır bakım ve teknolojik yenileme (revamping) yatırımlarından kaçınılmasına yol açacak. Bu durum kapasitenin orta vadede durma noktasına gelmesine neden olabilir. Sistematik riskin asıl boyutu ise şebekeye yansıyabilir.
“Yatırım yapılmadığı için zamanla birer “hayalet üretim tesisine” dönüşebilecek bu santrallerin kesintili çalışması, sistemdeki frekans dengesini doğrudan etkileyecektir.”
Şebeke işletmecisi (TEİAŞ) açısından bu öngörülemez arz dengesizliğini tolere etmek bu santrallerin sayısı arttıkça daha da zorlaşabilir.
3. Ortak Çözüm Stratejisi: “Gönüllü Geçiş ve Rasyonel Bedel” Modeli
Finansal fizibilitesini yitirme riski taşıyan bu santrallerin durumu sadece bir yatırımcı meselesi değil; ülkenin enerji arz güvenliği, mevcut kurulu gücün verimliliği ve milli servetin korunması meselesi. Tüm tarafların hassasiyetlerini ve AYM’nin uyarılarını dikkate alan objektif bir Yeniden Yapılandırma Çözüm Paketi devreye girmelidir:
- Gönüllü Feragat ve Yeni Statü Talebi: 10 yıllık süresini dolduran yatırımcı, idarenin bir dayatmasıyla değil, tamamen kendi rızasıyla lisanssız üretim faaliyetini durdurmayı taahhüt etmeli ve kendi isteğiyle ayrı bir lisans başvurusunda bulunabilmelidir.
- AYM İçtihadına Uygun Kanuni Bedel: Anayasa Mahkemesi’nin iptal gerekçesine tam uyumlu olarak; geçiş için ödenecek lisans bedeli idarenin inisiyatifine bırakılmamalıdır. Bizzat kanun koyucu (TBMM) tarafından, tesisin kalan ekonomik ömrü ve güncel gelir potansiyeli ile orantılı, net sınırları çizilmiş bir bedel yasalaştırılmalıdır.
- YEKA Rekabet Dengesinin Korunması: Belirlenecek bu kanuni geçiş bedeli, YEKA yarışmalarında devasa teminatlar ödeyen yatırımcılar karşısında haksız bir avantaj yaratmayacak; öte yandan mevcut santrali ağır bakım maliyetleri altında ezip atıl bırakmayacak kadar “anlamlı ve rasyonel” bir çizgide dengelenmelidir.
Tüketim Odaklı Portföy Entegrasyonu (Alternatif Çözüm):
- Lisanslı statüye geçiş modelinin yanı sıra, özellikle arazi tipi santrallerin piyasada daralan tavan fiyat kısıtlarına takılmaması için bağımsız bir ticari çözüm daha hayata geçirilebilir.
- Bu santrallerin, üretim profilleriyle eşleşen (ilgili saatlerde tüketimi olan) büyük tüketici gruplarıyla doğrudan birleştirilmesi ve entegre edilmesi sağlanabilir. Bu sayede üretilen enerji, fiyat kısıtlarına maruz kalmadan doğrudan reel sektörün ilgili saatteki tüketimine sunulabilir.
Sonuç olarak; bu tesisleri ekonomik ömürleri boyunca sistemde tutacak anlamlı bir “lisanslandırma” veya “tüketim entegrasyonu” modeli, serbest piyasa ruhuna ve hukuki güvenliğe en uygun çözümler olacak.
Cengiz KILIÇ – ZENERG Genel Müdürü
***************
Cengiz KILIÇ: Lisanssız enerji yatırımlarında 10 yıl sonrası hesap değişti
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.039)
- BANKA ANALİZLERİ (151)
- BANKA HABERLERİ (3.603)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (579)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.978)
- GÜNCEL (4.522)
- GÜNDEM (3.557)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (146)
- ŞİRKETLER (2.722)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (580)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.466)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (821)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (114)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (57)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (93)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (19)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Dünya Kupası'nda devlerin savaşında muazzam ekonomik başarı 19/07/2026
- Merz'den kapsamlı kabine değişikliği mesajı 19/07/2026
- Dr. Can Fuat Gürlesel hayatını kaybetti 19/07/2026
- MÜSİAD Başkanı Özdemir, yılın ikinci yarısına ilişkin beklentilerini açıkladı 19/07/2026
- Trump'tan İran'ın mutabakat açıklamasına yanıt 19/07/2026
- Engelli araç ithal işlemlerinde randevu sistemi geliyor 19/07/2026
- Elektrikli araç şarj hizmetlerinde büyük artış 19/07/2026
- İran'dan Kuveyt'teki ABD hedeflerine saldırı 19/07/2026
- Ekonomi ve siyaset gündemi - 19 Temmuz 2026 19/07/2026
- ABD'den ölen askerleri için misilleme saldırısı 19/07/2026
SON YAZILAR
- Altın ve Gümüş: Nerede kalmıştık? 22/07/2026
- Savaşın gölgesinde gözler yeniden teknoloji devlerinin bilançolarında 21/07/2026
- Finansman giderleri/faaliyet karı oranı 2025’te de çok yüksek 21/07/2026
- İSO, “Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2025” Araştırmasının Sonuçlarını Açıkladı 21/07/2026
- Ekonomide “Ruj Etkisi” Nedir? 20/07/2026
- KGF Akbank Mobil’de 20/07/2026
- HANGİ SEKTÖRLERE YATIRIM YAPMALI, HANGİLERİNE YAPMAMALI ? 20/07/2026
- Dernek ve Vakıflarda Güven Krizi 19/07/2026
- Bankacılara da Yeşil Pasaport Verilsin 19/07/2026
- Şirkete Değil, Kariyerinize Sadık Kalın 18/07/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini4 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
