SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK
İSO Başkanı Bahçıvan: Sanayinin yeşili ve çevreyi seçmekten başka şansı yok
Yayınlanma:
5 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
İstanbul Sanayi Odası (İSO) Başkanı Erdal Bahçıvan, İSO olarak üye şirketleri için, “kurumsal karbon ayak izlerinin hesaplanması ve raporlanmasına” ilişkin danışman firmalardan avantajlı fiyatlarla hizmet alabilecekleri bir proje başlattıklarını söyledi. Bahçıvan, “Sanayinin yeşili ve çevreyi seçmekten başka şansı yok. Bunun için de yenilebilir enerji kaynaklarını finanse etmek, dönüşüme uygun iş alanları oluşturmak ve sanayide sürdürülebilirliğin uzun vadede çok daha düşük maliyetlerle sonuçlanacağını hatırlatmak zorundayız” dedi.
Türkiye’nin 2016’da imzalamasına karşın, yürürlüğe ancak 7 Ekim’de Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Paris İklim Anlaşması’na ilişkin DHA’nın sorularını yanıtlayan Bahçıvan, Paris İklim Anlaşması’nın yürürlüğe girmesiyle Türkiye’deki ulaştırma, enerji, altyapı ve sanayi gibi pek çok sektörde önemli politika değişiklikleri olacağına dikkat çekti.
Bahçıvan, “Enerji politikalarındaki değişimle ilgili olarak termik santrallerin zaman içinde kapatılması ve yenilenebilir enerjiye geçişi destekleyici politikaların yürürlüğe konması söz konusu olabilir” açıklamasında bulundu.
Sürdürülebilir yeşil dönüşüme yönelik finansman olanaklarının ve teşviklerin yerli teknoloji olanaklarının yaratılarak, gözden geçirilmesinin, “kamunun özel sektöre iklim kriziyle mücadelede destek olabileceği alanlarından biri” olabileceğinin de altını çizen Bahçıvan, “Ayrıca Avrupa Birliği (AB) tarafından uygulanması planlanan ‘Sınırda Karbon Düzenlemesi Mekanizması’nın Türkiye ve AB arasındaki Gümrük Birliği çerçevesinde malların serbest dolaşımına ve Türkiye’nin rekabetçiliğine zarar vermemesine yönelik atılacak adımlar da özel sektörün kamudan beklentileri arasında öne çıkıyor” dedi.
SÜRDÜRÜLEBİLİR SANAYİ AÇISINDAN TEŞVİK EDİCİ
Bahçıvan, DHA’ya yaptığı açıklamada, “Türkiye, Paris İklim Anlaşması’nı 2016’da imzalamış ancak geçtiğimiz haftaya kadar yürürlüğe koymamıştı. Cumhurbaşkanımızın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda anlaşmayı Meclis’in onayına sunacağını açıklamasının ardından, Türkiye’nin Paris İklim Anlaşması’na taraf olması için hazırlanan “kabul teklifi” Meclis Genel Kurulu’nda kabul edildi. 2021 itibariyle sürdürülebilirlik konusunu öncelikli alanımız olarak seçtiğimiz İSO olarak bu gelişmenin, taşıdığı simgesel anlamın ötesinde, sürdürülebilir sanayi ve döngüsel ekonomiye geçişte sanayicilerimiz açısından çok teşvik edici olacağını düşünüyorum. Çünkü bugün artık sanayi şirketlerinin küresel değer zincirinde yer alabilmelerinde ve yüksek katma değer üretirken rekabetçi sürdürülebilirlik anlayışını benimsemelerinde, Paris İklim Anlaşması gibi anlaşmalar önemli rol oynuyor” ifadelerini kullandı.

TÜRKİYE BM İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ KONFERANSI’NA DAHA GÜÇLÜ PROFİL İLE GİRECEK
Paris İklim Anlaşması’nın onaylanmasının kısa vadede Türkiye açısından önemli kazanımlar getireceğini ifade eden Bahçıvan, “Örneğin Türkiye Glasgow’da Kasım ayında düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’na da daha güçlü bir profil ile girecektir. İklim kriziyle mücadelede küresel iş birliğinin oynadığı vazgeçilmez rol düşünüldüğünde, Türkiye Paris İklim Anlaşması’na taraf olarak bu iş birliğinde yer alacağını bir kez daha vurgulamış oldu” dedi.
“İklim krizi artık sadece çevresel ya da ekonomik bir sorun değil, toplumların tamamını ilgilendiren bir konu” diyen İstanbul Sanayi Odası (İSO) Başkanı Erdal Bahçıvan şöyle devam etti:
Bu nedenle iklim kriziyle mücadelede sadece sektörler değil, toplumun her bireyi üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmeli. Bunun için de iklim krizinin çevresel ve sosyo-ekonomik boyutlarıyla ilgili daha etkili iletişim yöntemleri kullanarak kamuoyunu bilgilendirmeliyiz. Ülke olarak gündemimizdeki farklı stresler, bugün bu konuya tamamen odaklanabilmemizi engelliyor olabilir. Fakat ülkemizde de bu alanda bir farkındalığın, devletin en üst kademelerinden itibaren başladığını görüyoruz. Tabii ki çok güçlü bir akımın veya çok güçlü bir farkındalığın başladığını söylemek için erken, ama şunu da sevinerek söyleyeyim: İlgiyi artırmaya dair umutlar çok.”
FARKINDALIK ADIM ADIM ARTIYOR
Farkındalığın giderek artığına dikkat çeken Bahçıvan, “Yapılan işlerin çevresel boyutları konuşuldukça, özellikle yurt dışı iş yapanlarda bu konunun önemi ve hassasiyeti artmaya başladıkça, bu farkındalık da adım adım artıyor. Giderek bir krize dönüşen iklim değişikliğinin, geleceğimizin en önemli konusu olduğuna dair herkes kendi bulunduğu ortamda bir hedef oluşturursa, siyasetten başlayarak toplumun tüm kesimlerinin er veya geç bu tablo içerisinde rol alması kaçınılmaz. Biz sanayiciler olarak bu konudaki toplumsal sorumluluklarımızın farkındayız ve sürdürülebilirlik konusunda öncü bir rol oynamaya çalışıyoruz. Sanayicilerimizin iklim değişikliğine dair bilgisini ve iklim krizinin sektörü nasıl etkileyeceğine dair duyarlılığını artırmak için yürüttüğümüz iletişim faaliyetleri, kısa vadede uygulanabilecek çalışmalara örnek verilebilir. Daha uzun vadede ise ülke olarak iklim değişikliği konusunun eğitim müfredatlarına dahil edilmesinden sürdürülebilir sanayi ve döngüsel ekonomiye geçişte teşvik edici olabilecek yaptırımların uygulanmasına kadar yapmamız gereken çok şey var” açıklamasında bulundu.
Türkiye’nin kendi iç finansman kaynaklarının yeşil dönüşümü gerçekleştirmede yeterli olmayabileceğini söyleyen Bahçıvan şu ifadeleri kullandı:
“Özel sektörün bu konuda yapabileceği çok sayıda değişiklik var. Hükümetimizin tarafından Temmuz ayında açıklanan Yeşil Mutabakat Eylem Planı bu süreçte başta sanayimiz olmak üzere ilgili birçok sektöre yol gösterici bir rehber niteliğinde. Bu kapsamda sınırda karbon düzenlemeleri, yeşil ve döngüsel ekonomi, yeşil finansman, temiz enerji arzı, sürdürülebilir tarım ve sürdürülebilir ulaşım özel sektörün alanına giren öncelikli konu başlıkları olarak karşımıza çıkıyor. Aslında bu geniş konu başlıklarının ötesinde her şirketin atabileceği çok basit ancak etkili adımlar da var. Örneğin, İSO, üye şirketleri için kurumsal karbon ayak izlerinin hesaplanması ve raporlanmasına dair danışman firmalardan avantajlı fiyatlarla hizmet alabilecekleri bir proje başlattı. Şirketler, kurumsal sera gazı envanterlerini hesaplatarak ardından karbon ayak izlerini azaltmaya dair adımlar atmaya başlarsa uzun vadede hem iklim değişikliğinin etkilerini azaltmada hem de küresel ticarette rekabetçi sürdürülebilirlik yetkinliklerini korumada önemli bir süreci de başlatmış olacaklardır.”

Özel sektörün iklim krizine karşı uygulanacak kısıtlamalara uyum sürecini de değerlendiren İSO Başkanı Erdal Bahçıvan, “Bu konuda özel sektörün farklı alanlarında farklı tablolarla karşılaştığımızı söyleyebiliriz ve daha bütün bir resim çıkarmaya yönelik çalışmalarımız da sürüyor. Bu süreçte sektörlerin iklim değişikliğinin çevresel, sosyal ve ekonomik boyutunu birlikte değerlendirmeleri gerekli. Türkiye’nin en önemli ticaret partnerlerinden birinin Avrupa olduğu düşünüldüğünde, özel sektörün Avrupa Yeşil Mutabakatı ile belirlenen kısıtlama ve yaptırımlara ne derece uyum sağlayabileceği iklim kriziyle mücadeledeki başarılarını da şekillendirecektir” dedi.
Bahçıvan açıklamasının devamında, “Bu noktada gerek enerji gerekse kaynak yoğun sektörlerde önemli dönüşümlerin gerçekleşmesi kaçınılmazdır. Örneğin, tekstil ve hazır giyim sektörü için hazırladığımız sürdürülebilirlik öncelikleri haritasında, tekstil sektörünün hammadde, su, kimyasal ve atık yönetimi alanlarına odaklanması gerektiğini ve iklim krizinin gerektirdiği dönüşüm sürecinde yenilikçi yönetim anlayışının da önemli olacağını vurguladık. Diğer sektörlerde de iklim kriziyle mücadelede konumlarını iyileştirmek için benzer önlemleri şimdiden almaya başlamalı” ifadelerini kullandı.
İÇ KAYNAKLARLA MÜCADELE YETERLİ DEĞİL
“İklim krizi gibi yaşamsal öneme sahip konularda önceliğimiz yaşanabilir ve sürdürülebilir bir dünya oluşturmak olmalı” diyen Bahçıvan, “Ancak Türkiye’nin sadece kendi iç kaynaklarıyla iklim kriziyle aktif bir mücadele yürütmesinin ve Paris İklim Anlaşması’nın gerekliliklerini yerine getirmesinin yeterli olmayabileceğini de söylemek gerek. Bu küresel bir sorunsa, çözümü de küresel olmalı ve Anlaşma’nın gerekliliklerini yerine getirmek için Türkiye’nin finansman kaynakları desteklenmeli. Yapılan bilimsel çalışmalar iklim ve çevre dostu politikaların uzun vadede ekonomik maliyetinin daha uygun olacağını gösteriyor. Paris İklim Anlaşması’nın yürürlüğe girmesiyle Türkiye’deki ulaştırma, enerji, altyapı ve sanayi gibi pek çok sektörde önemli politika değişiklikleri olacaktır. Örneğin, enerji politikalarındaki değişimle ilgili olarak termik santrallerin zaman içinde kapatılması ve yenilenebilir enerjiye geçişi destekleyici politikaların yürürlüğe konması söz konusu olabilir. Bu ilk aşamada maliyetli bir süreç olarak görülse de uzun vadede hem ekonomik hem de insani maliyetlerde Türkiye’yi avantajlı hale getirecektir” açıklamasında bulundu.
ÖZEL SEKTÖR VE KAMU BİRLİKTE HAREKET ETMELİ
İklim krizi konusunda özel sektör ve kamunun birlikte çalışması gerektiğini aktaran Bahçıvan, “Bu noktada aslında Ticaret Bakanlığı tarafından yayınlanan Yeşil Mutabakat Eylem Planı gibi çalışmalar özel sektöre yol gösteriyor. Sürdürülebilir yeşil dönüşüme yönelik finansman olanaklarının ve teşviklerin yerli teknoloji imkânları yaratılarak gözden geçirilmesi kamunun özel sektöre iklim kriziyle mücadelede destek olabileceği alanlarından biri olabilir. Ayrıca AB tarafından uygulanması planlanan Sınırda Karbon Düzenlemesi Mekanizmasının Türkiye ve AB arasındaki Gümrük Birliği çerçevesinde malların serbest dolaşımına ve Türkiye’nin rekabetçiliğine zarar vermemesine yönelik atılacak adımlar da özel sektörün kamudan beklentileri arasında öne çıkıyor” diye konuştu.
SANAYİNİN YEŞİLİ VE ÇEVREYİ SEÇMEKTEN BAŞKA ŞANSI YOK
Paris İklim Anlaşması’nın uygulanmaya başlamasının Türkiye’nin karbon nötr kalkınma sürecinde bir dönüm noktası oluşturacağını söyleyen İSO Başkanı Erdal Bahçıvan, “Anlaşmanın iklim değişikliği ile mücadelede koyduğu hedeflerin yanı sıra, Cumhurbaşkanımızın orta ve uzun vadeli tüm kalkınma programlarımızı yeşil kalkınma devriminin gerektirdiği rehberle hazırlayacaklarını söylemesi de sürdürülebilir sanayiye geçişte bir yol haritası işlevi görecektir. Anlaşma’nın temel hedefi olan küresel sıcaklık artışının sanayi öncesi döneme kıyasla 2.0 dereceyle, hatta mümkünse 1.5 dereceyle sınırlandırmak için sanayinin yeşili ve çevreyi seçmekten başka şansı yok. Bunun için de yenilebilir enerji kaynaklarını finanse etmek, dönüşüme uygun iş alanları oluşturmak ve sanayide sürdürülebilirliğin uzun vadede çok daha düşük maliyetlerle sonuçlanacağını hatırlatmak zorundayız.
İlginizi Çekebilir
-
Borç Kıskacında Sanayi: Kârlılık Erozyonu Derinleşiyor
-
İSO, Dünyadaki İmalat PMI Gelişmeleri ile İlgili Ekim 2023 Raporunu Yayımladı
-
SANAYİCİ BANKALAR KARŞISINDA SAVUNMASIZ BIRAKILDI
-
TÜSİAD, İTO, İSO, TOBB, MÜSİAD : “YANLIŞ YOLDAN DÖNÜN” çağrısı
-
İSO BAŞKANI BAHÇIVAN: GELECEĞE YÖNELİK ÖNGÖRÜDE BULUNAMIYORUZ, FİNANSAL İSTİKRAR RİSKLERİ ARTACAK
BANKA HABERLERİ
Bankalar çiftçiyi nasıl finanse ediyor?
Yayınlanma:
1 gün önce|
02/06/2026Yazan:
Erol Taşdelen
bankavitrini.com haber analiz raporu
Türkiye’de tarım bankacılığı: kredi büyüyor, pazar kamu bankalarında yoğunlaşıyor
Türkiye’de tarım bankacılığı 2025/2026 döneminde yeniden stratejik bir başlık haline geldi. BDDK’nın yayımladığı aylık bankacılık verileri ve FinTürk il bazlı sektör verileri, tarım kredilerinin hem hacim hem de bölgesel dağılım açısından izlenebilir ana kalemlerden biri olduğunu gösteriyor. BDDK, 2026 Mart FinTürk verilerini ve aylık bankacılık sektör verilerini yayımlamış durumda.
Paylaşılan tabloda 2025/1 döneminde 531,5 milyar TL olan tarım kredileri hacminin 2026/1 döneminde 586,2 milyar TL’ye çıktığı görülüyor. Bu, yaklaşık 54,7 milyar TL artış ve %10,3 büyüme anlamına geliyor. Ancak büyüme, enflasyon ve tarımsal girdi maliyetleri dikkate alındığında reel olarak daha sınırlı bir finansman genişlemesine işaret ediyor.
Pazarın lideri yine Ziraat Bankası
Tabloya göre Türkiye Ziraat Bankası 2026/1 döneminde 225,6 milyar TL tarım kredisi hacmiyle pazarın açık ara lideri. Pazar payı %37,9 seviyesinde. Ziraat Bankası’nın tarım bankacılığındaki ağırlığı, yalnızca ticari tercih değil; Hazine faiz destekli tarımsal kredi mekanizmasındaki merkezi rolünden de kaynaklanıyor. Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifleri üzerinden kullandırılan Hazine faiz destekli tarım kredilerinin usul ve esasları 2024-2026 dönemini kapsayacak şekilde düzenlenmişti.
İkinci sırada Tarım Kredi Kooperatifleri Merkezi Birliği bulunuyor. 2026/1 döneminde hacim 77,9 milyar TL’ye, pazar payı ise %13,1’e yükselmiş görünüyor. Bu tablo, tarım finansmanında kamu destekli/yarı kamusal kanalın hâlâ belirleyici olduğunu ortaya koyuyor.
Özel bankalarda sınırlı büyüme, bazı bankalarda daralma
DenizBank, QNB Finansbank, Akbank, Garanti BBVA, İş Bankası, TEB ve Şekerbank gibi bankalar tarım bankacılığında ürün sunmaya devam ediyor. DenizBank tarım, tarla ve çiftçi kredilerini ayrı bir iş kolu olarak sunarken; VakıfBank da işletme, yatırım, proje ve KGF destekli tarım kredileri gibi başlıklarda ürünler açıklıyor.
Ancak tabloda özel bankalar arasında ayrışma dikkat çekiyor. Akbank’ta %6,2, TEB’de %4,7, İş Bankası’nda ise %0,6 daralma görülüyor. Bu durum, tarım kredilerinde risk iştahının bankadan bankaya değiştiğini gösteriyor.
En hızlı büyüyen bankalar
Tabloya göre tarım kredilerinde en hızlı büyüyen ilk bankalar şöyle:
| Banka | 2026/1 büyüme |
|---|---|
| Ziraat Katılım Bankası | %17,5 |
| Tarım Kredi Kooperatifleri | %15,7 |
| Ziraat Portföy / Tarım Finansman | %14,6 |
| Türkiye Ziraat Bankası | %12,5 |
| VakıfBank | %12,2 |
Bu görünüm, tarım finansmanında büyümenin ağırlıklı olarak kamu bankaları, katılım bankacılığı ve kamu destekli kanallar üzerinden geldiğini gösteriyor.
Tarım kredilerinde ana mesele: hacim artıyor ama maliyet baskısı sürüyor
Tarım kredilerinin büyümesi olumlu görünse de çiftçinin finansmana erişiminde üç temel sorun devam ediyor:
Birincisi, kredi hacmindeki artış tarımsal girdi maliyetleriyle aynı hızda ilerlemeyebilir. Mazot, gübre, yem, ilaç, tohum, enerji ve sulama maliyetleri arttıkça çiftçinin kredi ihtiyacı da büyüyor.
İkincisi, kredi büyümesi her zaman üretim artışı anlamına gelmiyor. Kredi, yatırım için değil borç çevirme ve işletme sermayesi açığını kapatma amacıyla kullanılıyorsa tarım işletmeleri finansal kırılganlıktan çıkamıyor.
Üçüncüsü, destekli kredi mekanizması kamu bankaları üzerinden yoğunlaştığı için özel bankaların tarım finansmanındaki payı sınırlı kalıyor. Bu da rekabeti ve ürün çeşitliliğini azaltabiliyor.
2026’da destekli kredi tarafında yeni hassasiyetler
2026’da Hazine destekli tarım ve esnaf kredilerinde bazı düzenlemeler yapıldı. Bloomberg HT’nin aktardığı düzenlemeye göre, temel hayvansal ve bitkisel üretim konularında 400 bin TL’ye kadar olan ayni finansman ve kredilerde 31 Aralık 2026’ya kadar bazı borç şartlarının aranmayacağı açıklandı.
Bu düzenleme kısa vadede küçük üreticiye nefes aldırabilir. Ancak yapısal çözüm için yalnızca krediye erişim değil; üretim planlaması, alım garantisi, sigorta, kooperatifleşme, lisanslı depoculuk ve vadeli fiyat mekanizmalarının birlikte çalışması gerekir.
Bankacılık açısından riskler
Tarım bankacılığında risk klasik ticari kredilerden farklıdır. Çünkü geri ödeme kapasitesi yalnızca bilanço gücüne değil; iklim, kuraklık, don, sel, hastalık, ürün fiyatı ve destekleme politikalarına da bağlıdır.
Bankalar açısından başlıca riskler şunlardır:
| Risk alanı | Etki |
|---|---|
| Kuraklık ve iklim riski | Ürün kaybı, tahsilat gecikmesi |
| Girdi maliyeti artışı | İşletme sermayesi ihtiyacı büyür |
| Ürün fiyat oynaklığı | Gelir tahmini zorlaşır |
| Destek ödemesi gecikmesi | Nakit akışı bozulur |
| Borç çevirme kredileri | Zombi tarım işletmesi riski yaratır |
Tarım kredisi artık sadece banka ürünü değil, gıda güvenliği meselesidir
Türkiye’de tarım bankacılığı 2026’ya büyüyerek girmiştir. Ancak bu büyümenin niteliği hacimden daha önemlidir. Tarım kredileri üretimi artırıyor, verimliliği yükseltiyor ve çiftçinin teknolojik dönüşümünü destekliyorsa ekonomiye katkı sağlar. Fakat kredi borç çevirme aracına dönüşürse çiftçiyi rahatlatmak yerine daha kırılgan hale getirir.
Bu nedenle tarım bankacılığı yalnızca “kredi kullandırma” faaliyeti olarak değil; gıda arz güvenliği, kırsal kalkınma, iklim riski yönetimi ve üretim sürdürülebilirliği başlığı altında yeniden ele alınmalıdır.
Erol TAŞDELEN – Ekonomist www.bankavitrini.com
Gülbeyaz Gergün
Elektrikte Sessiz Devrim: Yenilenebilir Enerji Yüzde 62’yi Aştı
Yayınlanma:
6 gün önce|
29/05/2026Yazan:
Gülbeyaz Gergün
Güneş, Doğal Gazı Geride Bıraktı: Elektrikte Yeni Dönem Başlıyor
BANKAVİTRİNİ.COM | Haber Analiz
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın Nisan 2026 verileri, Türkiye’nin enerji dönüşümünde tarihi bir eşiğe ulaştığını gösteriyor. Toplam elektrik kurulu gücü 125.410 MW’a yükselirken, güneş enerjisi ilk kez doğal gazı geride bırakarak hidroelektrikten sonra Türkiye’nin ikinci büyük elektrik kaynağı konumuna yerleşti.
Nisan 2026 Elektrik Kurulu Güç Dağılımı
| Kaynak | Kurulu Güç (MW) | Pay (%) |
|---|---|---|
| Hidroelektrik | 32.338 | 25,8 |
| Güneş | 26.769 | 21,3 |
| Doğal Gaz | 25.013 | 20,0 |
| Rüzgar | 15.075 | 12,0 |
| Yerli Kömür | 11.565 | 9,2 |
| İthal Kömür | 10.456 | 8,3 |
| Biyokütle | 2.396 | 1,9 |
| Jeotermal | 1.798 | 1,4 |
| Toplam | 125.410 | 100 |
Kaynak: Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Nisan 2026
Verilerin Anlattığı 5 Kritik Mesaj
1. Güneş Enerjisi Devrimi Yaşanıyor
En dikkat çekici gelişme güneş enerjisinde yaşanıyor.
2014 yılında yalnızca 40 MW seviyesinde bulunan güneş enerjisi kurulu gücü, 2026 başında 25 bin MW’ı aşmıştı. Nisan ayında ise 26.769 MW’a ulaşarak doğal gazı geçti. Bu artış son 12 yılda yaklaşık 650 katlık büyümeye işaret ediyor.
Bu durum Türkiye enerji tarihinde bir dönüm noktası olarak değerlendirilebilir.
2. Yenilenebilir Enerji Artık Sistemin Hakimi
Hidroelektrik, güneş, rüzgar, biyokütle ve jeotermal toplandığında yenilenebilir kaynakların toplam payı yüzde 62 seviyesini aşmış durumda.
Bu oran;
- Avrupa ortalamalarının birçok ülkesinden yüksek,
- Enerji arz güvenliği açısından önemli,
- Cari açığın azaltılması açısından stratejik bir kazanım niteliğinde.
3. Doğal Gazın Önemi Devam Ediyor
Kurulu güç sıralamasında güneş öne geçse de doğal gaz halen sistemin “dengeleyici gücü” konumunda.
Çünkü:
- Güneş gece üretim yapamıyor,
- Rüzgar değişken üretim sağlıyor,
- Doğal gaz santralleri birkaç dakika içinde devreye alınabiliyor.
Bu nedenle doğal gaz santrallerinin sistemden tamamen çıkması kısa vadede mümkün görünmüyor.
4. Kömür Hâlâ Büyük Oyuncu
Yerli ve ithal kömür birlikte değerlendirildiğinde toplam kurulu güç içindeki payları yaklaşık yüzde 17,5 seviyesinde bulunuyor.
Bu tablo şunu gösteriyor: Türkiye yenilenebilir dönüşümü hızlandırsa da baz yük ihtiyacını karşılamak için kömür santrallerinden vazgeçmiş değil.
5. 2035 Hedefleri İçin Yolun Üçte Biri Tamamlandı
Enerji Bakanlığı’nın hedefi güneş ve rüzgar kurulu gücünü 2035 yılında 120 bin MW seviyesine çıkarmak.
Bugün güneş ve rüzgarın toplamı 41 bin MW seviyesini aşmış durumda. Yani hedefin yaklaşık üçte biri tamamlanmış bulunuyor.
Bankacılık ve Finans Sektörü Açısından Ne Anlama Geliyor?
Bu dönüşüm yalnızca enerji sektörünü değil, bankacılığı da doğrudan etkiliyor.
Kazanacak Sektörler
- GES yatırımcıları
- RES yatırımcıları
- Enerji ekipmanı üreticileri
- Kablo ve trafo üreticileri
- Enerji depolama sistemleri
- Batarya üreticileri
- Finansman sağlayan bankalar
Risk Altındaki Alanlar
- Verimsiz doğal gaz santralleri
- Eski teknoloji kömür santralleri
- Karbon yoğun üretim yapan işletmeler
Özellikle yeşil finansman kredileri ve sürdürülebilirlik bağlantılı krediler önümüzdeki yıllarda bankaların en hızlı büyüyen kredi alanlarından biri olmaya aday görünüyor.
Reel Sektör İçin Sonuç
Elektrik maliyeti artık rekabet gücünün belirleyici unsurlarından biri haline geldi.
Son iki yılda kendi GES yatırımını yapan sanayi kuruluşları:
- Enerji maliyetlerini düşürdü,
- Döviz riskini azalttı,
- Karbon düzenlemelerine karşı avantaj elde etti.
AB’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) dikkate alındığında, enerji dönüşümüne yatırım yapmayan ihracatçı firmalar önümüzdeki dönemde daha yüksek maliyetlerle karşılaşabilir.
Sonuç
Nisan 2026 verileri Türkiye enerji sektöründe sessiz ama çok önemli bir dönüşümün yaşandığını gösteriyor. Artık tartışma “yenilenebilir enerji büyür mü?” sorusundan çıkmış durumda.
Asıl soru şu: Güneş ve rüzgarın ağırlık kazandığı yeni enerji sisteminde depolama, şebeke yatırımları ve finansman altyapısı bu büyümeyi taşıyabilecek mi?
Türkiye’nin önümüzdeki 10 yıllık enerji hikâyesi büyük ölçüde bu sorunun cevabına bağlı olacak.
GÜNCEL
Migros’tan 2 Milyarlık GES Yatırımı
Migros’tan Enerjide Sessiz Devrim: 2 Milyar TL’lik GES Hamlesiyle Elektriğinin %24’ünü Kendisi Üretiyor
Yayınlanma:
1 hafta önce|
26/05/2026Yazan:
BankaVitrini
Türkiye’de perakende sektöründe enerji maliyetleri her geçen gün daha stratejik hale gelirken, Migros dikkat çekici bir dönüşüme imza attı. Şirket, son üç yılda gerçekleştirdiği 2 milyar TL’yi aşan Güneş Enerjisi Santrali (GES) yatırımıyla toplam kurulu gücünü 105,3 MWp seviyesine çıkardı.
Bu yatırım sayesinde Migros, yıllık enerji ihtiyacının yaklaşık yüzde 24’ünü kendi ürettiği yenilenebilir enerjiyle karşılar hale geldi.
Perakendede Yeni Dönem: “Kendi Elektriğini Üreten Marketler”
Enerji maliyetlerindeki sert yükseliş, özellikle binlerce şubesi bulunan zincir marketleri ciddi şekilde etkiliyor. Soğutma sistemleri, lojistik merkezleri, depolar ve mağaza aydınlatmaları yüksek enerji tüketimi oluştururken, elektrik giderleri artık operasyonel kârlılık açısından kritik bir kalem haline geldi.
Migros’un attığı bu adım yalnızca bir çevre yatırımı değil; aynı zamanda finansal risk yönetimi hamlesi olarak da görülüyor. Çünkü şirketler artık sadece ürün maliyetleriyle değil; enerji fiyatlarındaki oynaklık, karbon vergileri ve sürdürülebilirlik baskısıyla da mücadele ediyor.
105,3 MWp Ne Anlama Geliyor?
105,3 MWp’lik kurulu güç, birçok organize sanayi bölgesinin enerji ihtiyacına yaklaşan büyük bir kapasiteyi ifade ediyor. Bu seviyedeki bir yatırım sayesinde:
- Elektrik maliyetlerinde uzun vadeli öngörülebilirlik sağlanıyor
- Döviz bazlı enerji maliyetlerine karşı koruma oluşuyor
- Karbon ayak izi azaltılıyor
- ESG (Çevresel, Sosyal, Yönetişim) kriterlerinde şirketin puanı yükseliyor
- Yeşil finansman erişimi kolaylaşıyor
Özellikle Avrupa Birliği’nin karbon düzenlemeleri düşünüldüğünde, büyük ölçekli firmaların enerji bağımsızlığı artık sadece tercih değil, rekabet avantajı haline geliyor.
Şirketler Neden GES’e Yöneliyor?
Son dönemde sadece perakende değil; sanayi, lojistik, tekstil, çimento ve gıda sektörlerinde de GES yatırımlarında ciddi artış yaşanıyor. Bunun temel nedenleri şunlar:
1. Yüksek Elektrik Maliyetleri
Türkiye’de sanayi elektriği son yıllarda ciddi maliyet baskısı oluşturdu. Şirketler artık enerji faturalarını kontrol etmek için kendi üretim modellerine yöneliyor.
2. Finansmana Erişim Sorunu
Krediye ulaşmanın zorlaştığı dönemde, işletmeler maliyet düşürücü yatırımları önceliklendiriyor. GES yatırımları orta vadede kendini amorti ettiği için tercih ediliyor.
3. Avrupa’nın Karbon Baskısı
İhracatçı şirketler için “yeşil üretim” artık zorunluluk haline geliyor. Karbon yoğun üretim yapan şirketler ileride ek vergilerle karşı karşıya kalabilir.
4. Kur Riskine Karşı Koruma
Enerji ithalatına bağımlı yapı nedeniyle elektrik maliyetleri dolaylı olarak dövizden etkileniyor. GES yatırımları bu riski azaltıyor.
Migros’un Hamlesi Ne Mesaj Veriyor?
Migros’un yatırımı, Türkiye’de büyük şirketlerin artık yalnızca satış büyümesine değil, operasyonel dayanıklılığa da odaklandığını gösteriyor.
Bu modelin önümüzdeki dönemde:
- AVM zincirlerinde
- Lojistik firmalarında
- Organize perakende şirketlerinde
- Büyük üretim tesislerinde
daha da hızlanması bekleniyor.
Özellikle enerji maliyetlerinin yüksek seyrettiği bir dönemde, “kendi elektriğini üreten şirket” modeli finans dünyasında daha güçlü bilançolar anlamına geliyor.
Bankalar Açısından Ne İfade Ediyor?
Bankacılık sektörü açısından bakıldığında ise bu tür yatırımlar artık yalnızca enerji projesi değil; kredi riski azaltıcı unsur olarak değerlendiriliyor.
Çünkü:
- Enerji gideri düşen firmanın nakit akışı güçleniyor
- Faaliyet marjları daha öngörülebilir hale geliyor
- Kur ve enerji şoklarına karşı dayanıklılık artıyor
- ESG uyumlu firmaların uluslararası fonlara erişimi kolaylaşıyor
Bu nedenle birçok banka artık yeşil enerji yatırımlarına özel kredi paketleri hazırlıyor.
Enerjiyi Üreten Kazanacak
Türkiye’de yüksek faiz, kredi daralması ve maliyet baskısının yaşandığı yeni ekonomik düzende şirketler artık sadece satış yaparak değil, maliyetlerini kontrol ederek ayakta kalmaya çalışıyor.
Migros’un 2 milyar TL’yi aşan GES yatırımı da tam olarak bu dönüşümün simgesi niteliğinde.
Önümüzdeki dönemde “enerjisini kendi üreten şirketler” ile dışa bağımlı kalan şirketler arasındaki farkın bilançolarda çok daha net görülmesi bekleniyor.
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.022)
- BANKA ANALİZLERİ (151)
- BANKA HABERLERİ (3.576)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (559)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.973)
- GÜNCEL (4.403)
- GÜNDEM (3.549)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (146)
- ŞİRKETLER (2.669)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (575)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.415)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (55)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (9)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (795)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (106)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (51)
- Onur ÇELİK (49)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (90)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (18)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Resmi Gazete'de bugün (04.06.2026) 03/06/2026
- İran: Müzakerelerde somut bir ilerleme sağlanamadı 03/06/2026
- Fed'in Bej Kitap raporunda yüksek enflasyon vurgusu 03/06/2026
- Morgan Stanley ve UniCredit'ten ‘Warsh’ uyarısı 03/06/2026
- Bessent: Enflasyondaki yükseliş kısa vadeli olacak 03/06/2026
- Otokar, Automecanica'nın yüzde 96,77'sini devraldı 03/06/2026
- Trump Ankara'daki NATO zirvesine katılacak 03/06/2026
- ABD fabrika siparişlerinde 11 ayın en büyük artışı 03/06/2026
- ABD'de hizmet faaliyetleri toparlandı 03/06/2026
- ABD-İran geçici anlaşma görüşmelerindeki temel anlaşmazlık konuları 03/06/2026
SON YAZILAR
- SASA yatırımcısı neden öfkeli? PDT dönüşümü ve İbrahim M. Turhan tartışması 03/06/2026
- Kuveyt Türk’ten kişiselleştirilmiş finansman dönemi 03/06/2026
- Akbank’tan 500 milyon dolarlık sermaye benzeri tahvil ihracı 03/06/2026
- Bankalar çiftçiyi nasıl finanse ediyor? 02/06/2026
- Barış masası sallanıyor, piyasalar hâlâ diplomasiye şans tanıyor 02/06/2026
- Geleceğin Bankalarını Don Kişotlar mı Kuracak? 01/06/2026
- Matematiğin Prensi Gauss: Bankacılıktan Yapay Zekâya Uzanan Miras 31/05/2026
- Sanayide eleman krizi vasıfsız işçiye de sıçradı 30/05/2026
- Haziran–Ağustos’ta 2 trilyon TL borç servisi: Hazine büyük sınava giriyor 30/05/2026
- TURİZMDE ALARM ZİLLERİ: 1.500 OTEL SATIŞTA 29/05/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini4 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
