ŞİRKETLER
İSO BAŞKANI BAHÇIVAN: GELECEĞE YÖNELİK ÖNGÖRÜDE BULUNAMIYORUZ, FİNANSAL İSTİKRAR RİSKLERİ ARTACAK
Yayınlanma:
5 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
İstanbul Sanayi Odası (İSO) Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, enflasyon, kur ve faiz göstergelerindeki değişimler nedeniyle geleceğe yönelik öngörüde bulunmakta zorlandıklarını belirterek, “Merkez Bankamızın temel amacı olan fiyat istikrarından uzaklaşıldı. Faizlerin düşmesini hepimiz arzu etsek de serbest piyasa koşullarında gerçekleşen fiyatlamalar var. Belirsizliği ortadan kaldırmadığınız, güven ve öngörülebilirliği artıramadığınız sürece düşük faizlerin olumlu etkileri kısa süreli olacak, orta vadede finansal istikrar riskleri artacak” dedi.
İSO Meclisi’nin ekim ayı olağan toplantısı, “İstikrarlı, Nitelikli ve Sürdürülebilir Bir Ekonomik Büyüme İçin Fiyat İstikrarı ve Güvenin Önemi” ana gündemi ile video konferans yöntemi üzerinden gerçekleştirildi. İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan’ın açılış konuşmasını yaptığı toplantıya, İSO Meclisi üyeleri de katılarak gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
İSO Yönetim Kurulu Başkanı, dolar, kur ve faiz ile ilgili gelişmeleri değerlendirdiği konuşmasında şunları söyledi:
GELECEĞE YÖNELİK ÖNGÖRÜ YAPMAK ZOR: Enflasyon-kur-faiz göstergelerindeki değişimler nedeniyle geleceğe yönelik öngörü yapmakta zorlanıyoruz. Talep tedarik zincirlerindeki aksamalar, ham madde fiyatlarındaki artış ve enerji fiyatlarının rekor seviyelere yükselmesi enflasyonu körüklüyor. Küresel enflasyonun 2021 sonunda yüzde 4,8 ile son 14 yılın en yüksek düzeyinde gerçekleşmesinin beklendiğini görüyoruz. Bu oran, gelişmiş ülkeler için yüzde 3,5. Gelişmekte olan ekonomiler için ise yüzde 5,8 ile farklılaşıyor. Euro Bölgesi’nde yüzde 2,9 olan 2021 enflasyon tahmini ABD’de ise yüzde 5,1 düzeyinde. Bu enflasyonist ortam karşısında ekonomi politikaları da doğal olarak yeniden şekilleniyor. ABD Merkez Bankası (FED), Avrupa Merkez Bankası gibi büyük merkez bankalarının söyleminde değişiklikler dikkat çekiyor. Birkaç ay öncesine kadar enflasyondaki artışın geçici olacağını vurgulayan bu kuruluşlar artık daha temkinli bir yaklaşım içerisinde. Gelişmekte olan ülkelerin merkez bankaları ise değişen beklentilere bağlı olarak ya faiz artışına gidiyor ya da faizleri sabit tutuyor. Bu noktada ülkemize baktığımızda enflasyonun yüzde 20’ler bandına yerleştiğini, politika faizinin ise son indirimlerle birlikte yüzde 16 seviyesine çekildiğini görüyoruz. Bu gelişmeler sonrasında diğer ülkelerden farklı olarak her gün döviz kurlarının yeni rekorlar kırdığına tanık oluyor ve küresel enflasyonist baskıyı çarpan etkisiyle çok daha fazla hissediyoruz.
FİNANSAL İSTİKRAR RİSK ALTINA ALINDI: Merkez Bankamızın temel amacı olan fiyat istikrarından uzaklaşıldı. Destekleyici amacı olan finansal istikrar da risk altına alındı. Faizlerin düşmesini hepimiz arzu etsek de serbest piyasa koşullarında gerçekleşen fiyatlamalar var. Belirsizliği ortadan kaldırmadığınız, güven ve öngörülebilirliği artıramadığınız sürece düşük faizlerin olumlu etkileri kısa süreli olacak, orta vadede finansal istikrar riskleri artacak.
DEVALÜASYONLARDAN MEDET UMAN SANAYİCİ-İHRACATÇI OLMAK İSTEMİYORUZ: Sürekli yıpranan TL karşılığında oluşan ihracat artışının uzun vadeli bir başarı getireceğine inanmıyoruz. 2021 Türkiye’sinde eski dönemlerin ‘yap devalüasyonu, artır ihracatı!’ zihniyetiyle yaşayan, finansal istikrardan uzaklaşıp devalüasyonlardan medet uman sanayici ihracatçı olmak istemiyoruz. Bu açıklamaları, sanayimizin bugününden ziyade geleceği adına yapıyoruz.
SORUNLAR FAİZ İNDİRİMİYLE ÇÖZÜLECEK KADAR KOLAY DEĞİL: Pek çok sorunun bir arada yaşandığı ve belirsizliklerin arttığı bu zor dönemde, bizim normal dönemlerdeki Merkez Bankası anlayışından çok daha farklı, çok daha titiz, çok daha dikkatli bir anlayışla hareket etmemiz gerekiyor. Oysa tam tersine, Merkez Bankamızın temel amacı olan fiyat istikrarından uzaklaşıldığını görüyor ve bu durumun, bankanın destekleyici amacı olan finansal istikrarı da risk altına aldığına tanık oluyoruz. Bugün fiyat istikrarı ve finansal istikrar konusunda yaşadığımız sorunların çözümü keşke sadece Merkez Bankası’nın faizleri indirmesi veya artırmasıyla çözülebilecek kadar basit ve kolay olsaydı. Her ne kadar faizlerin düşmesini hepimiz arzu etsek de diğer tarafta serbest piyasa koşullarında gerçekleşen fiyatlamalar var. Belirsizliği ortadan kaldırmadığınız, güven ve öngörülebilirliği artıramadığınız sürece düşük faizlerin olumlu etkilerinin kısa süreli olacağını, orta vadede finansal istikrar risklerinin artacağını asla unutmamalıyız.
CDS, TÜRKİYE’YE GÜVENİN YARA ALDIĞINI GÖSTERDİ: TL’deki değer kayıplarının hızlandığı son üç yılda Türkiye’nin risk primini ölçen CDS (Credit Default Swap) nadiren 300 puanın altına düşebildi. Son günlerde 450’ler mertebesinde dolaşan CDS, Türkiye’ye olan güvenin ve finansal istikrar beklentisinin ciddi oranda yara aldığını ortaya koyuyor. Zaman zaman dile getirdiğimiz gibi buradan bir kez daha söyleyecek olursam; Türk sanayicisi de Türk reel sektörü de bu CDS primi puanını hak etmiyor. Bizim ne yapıp edip bunu 300’lerin altına indirerek, bir an önce güven ortamındaki bu aşınmayı gidermek ve güçlü, sürdürülebilir büyüme yolunda ilerlememiz gerekiyor. Çünkü yaşanan bu dalgalanmalar, piyasaların güvenini sarsarken en kıymetli markamız olan Türk lirasını emanet ettiğimiz Merkez Bankamızın itibarına da gölge düşürüyor. Oysa dış dünyadaki gelişmelerin ekonomimizi olumsuz etkileme ihtimalinin bu kadar yüksek olduğu bir dönemde Merkez Bankası markamızın ve değerinin her zamankinden daha güçlü olması gerektiğini düşünüyoruz.”
KUR VE ENFLASYONDAKİ YANILMALAR, HEDEFLERİ ALT ÜST EDİYOR: Biz sanayiciler için çok önemli iki gösterge olan enflasyon ve kur tahminlerine baktığımızda öngörülen hedefler ile gerçekleşmeler arasındaki farkın giderek açıldığına tanık oluyoruz. Geriye dönüp baktığımızda, 2018’de açıklanan programda dolar bazlı milli gelir tahminlerinde baz alınan dolar/TL kur varsayımı 2021 yılı için 6,20 TL idi. Bu tahmin 2019’da açıklanan programda 6,41; 2020 yılında açıklanan programda ise 7,68 olarak güncellenmiş. Henüz geçen eylülde açıklanan son programda bu yıl için 8,30; 2022 yılı içinse 9,27 olarak tahmin edilmiş. Bugün duruma baktığımızda kur şimdiden en son yapılan tahmin hedeflerini aşmış durumda. Enflasyona baktığımızda ise 2018 ve 2019’da açıklanan programlarda 2021 için TÜFE yıl sonu enflasyon hedefi yüzde 6 olarak belirlenmiş. Daha sonra 2020’de açıklanan programda bu hedef yüzde 8’e yükseltilmiş; geçen ay açıklanan son programda ise yüzde 16,2 olarak öngörülmüş. Eylül ayında yüzde 20’ye yaklaşan enflasyonun baz etkileri nedeniyle azalsa bile yıl sonunda yüzde 16,2’ye kadar gerilemesine pek ihtimal vermiyoruz. Ayrıca ÜFE ile TÜFE arasındaki makasın giderek açılması, sanayicilerimizin fiyatlamada yaşadıkları zorlukların kalıcı olabileceği ve enflasyonun daha yukarı seviyede katılaşabileceği endişelerini artırıyor. Acı ama gerçek: Sadece kur ve enflasyon hedeflerindeki bu yanılmalar bile neredeyse tüm makro ekonomik hedefleri alt üst etmeye yetiyor. Bu da planların tutarlılığını zayıflatarak henüz uygulamaya bile geçmeden kamuoyu nezdindeki inandırıcılığını kaybettiriyor.
BÜYÜME PAHASINA ENFLASYON ÜLKEMİZİN YARARINA DEĞİL, ASLA KABUL ETMİYORUZ: İSO olarak fiyat istikrarını ve finansal istikrarı kalıcı olarak tesis etmenin; Türkiye ekonomisi için en değerli kazanım olacağını, Eylül 2018, 2019 ve 2020 dönemlerinde açıklanan ekonomi programlarına yönelik olduğu gibi yıllardır dile getirdik. Sürekli olarak fiyat istikrarı ve finansal istikrara bu kadar vurgu yapmamızın nedeni, başından beri enflasyonist bir büyüme yapısının nitelikli ve sürdürülebilir olamayacağının farkında olmamızdır. Bu nedenle son yirmi yıldır elde etmiş olduğumuz o kıymetli kazanımlardan asla ve asla vazgeçmemeliyiz. Bunun karşılığı büyüme olsa bile. Bunun altını tekrar çizerek söylüyorum: Büyüme pahasına enflasyon görüşünün ülkemizin yararına olmadığını ve asla kabul etmememiz gerektiğini düşünüyorum.
BİZİ YENİDEN DÜNYA LİGİNDEN AYRIŞTIRAN SÜRECE DÖNME ENDİŞESİ TAŞIYORUZ: Zira geçmiş yıllarda paramızı devalüe ederek ihracatı artırmaya çalıştığımız, yüksek enflasyonla yüksek büyüme yakaladığımız, fiyat istikrarını büyümeye feda ettiğimiz dönemleri, o dönemin kuşakları olarak birlikte yaşadık. Şu an o dönemleri, büyüme performanslarıyla değil üç haneli enflasyonlar ve ardı arkası kesilmeyen krizlerle hatırlıyoruz. 1980 ve 90’lardaki yüksek enflasyon ortamının izlerini hala hafızalarımızda taşıyoruz. Hiç unutmayalım! Ülkemizin tek haneli enflasyon patikasına geçmeyi başarması yalnızca son 20 yıllık bir geçmişe dayanıyor. Maalesef ülkemizin enflasyona karşı toplumsal zafiyeti olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. O dönemi yaşayan insanlar olarak bizi yeniden dünya liginden ayrıştıran, dünyanın kaliteli ekonomilerinden ayıran o sürece dönebilecek olmanın endişesini taşıyoruz. Sürekli yıpranan TL karşılığında oluşan ihracat artışının uzun vadeli bir başarı getireceğine de inanmıyoruz. 2021 Türkiye’sinde eski dönemlerin “yap devalüasyonu, artır ihracatı!” zihniyetiyle yaşayan, finansal istikrardan uzaklaşıp devalüasyonlardan medet uman sanayici-ihracatçı olmak istemiyoruz. Bu açıklamalarımızı da sanayimizin bugününden ziyade geleceği adına yapıyoruz.
DOĞRUYA DOĞRU, YANLIŞA YANLIŞ DEMEYE DEVAM EDECEĞİZ: Tüm kesimler için önemli bir belirsizlik ve endişe kaynağı olan enflasyon bugün ekonomik bir sorun olmanın ötesinde sosyolojik bir soruna da dönüştü. Bir tarafta hayat pahalılığı nedeniyle alım gücü zayıflayan çalışan kesimin haklı, yüksek ücret beklentileri, diğer tarafta artan girdi maliyetleri nedeniyle üreticilerin karşılaştığı kâr marjı baskısı aynı anda yaşanıyor. Bu durum, önümüzdeki dönemin sıcak gündem maddelerinden biri olacaktır. Bu sıcak sürece değinirken, ekonomik rasyonaliteden kopmamanın tüm taraflar için önemli olduğu da dikkatlerden kaçırmamalıyız. Hepimiz uygar, huzurlu, zengin bir Türkiye’de yaşamak istiyoruz. Gelişmiş ülkelere baktığımızda bunu nasıl başardıklarını soruyoruz. Bu mucize nasıl yaratıldı? Aslında bu bir mucize değil. Yaşadıkları ‘huzurlu zenginlik’, sadece akıl ile gerçekçi ve uygulanabilir uzun vadeli planlamalar sonucu ortaya çıkmış bir başarının sonucudur. İSO olarak temel amacımız, sanayimizin sorunlarının çözümüne ve rekabet gücünün artmasına akılcı ve gerçekçi bir yaklaşımla katkıda bulunabilmektir. Bu çerçevede, sanayimizin rekabet gücünün önünde engel olarak gördüğümüz tüm alanlarda çözüm üretilmesine öncülük yapmanın yanı sıra doğrudan kendimiz çözüm üretme sürecinin bir parçası olmaya gayret etmekteyiz. Bu gayreti sergilerken; geçmişte nasıl doğruya doğru, yanlışa da yanlış dediysek bugün ve gelecekte de aynı tutumu göstermeye önem vereceğiz.
İlginizi Çekebilir
-
Borç Kıskacında Sanayi: Kârlılık Erozyonu Derinleşiyor
-
İSO, Dünyadaki İmalat PMI Gelişmeleri ile İlgili Ekim 2023 Raporunu Yayımladı
-
SANAYİCİ BANKALAR KARŞISINDA SAVUNMASIZ BIRAKILDI
-
TÜSİAD, İTO, İSO, TOBB, MÜSİAD : “YANLIŞ YOLDAN DÖNÜN” çağrısı
-
İSO Başkanı Bahçıvan: Sanayinin yeşili ve çevreyi seçmekten başka şansı yok
Gülbeyaz Gergün
Vestel’de Borç Alarmı: Gözler Yatırımcıda
VESTEL’DEN EUROBOND YATIRIMCISINA İKİ SEÇENEK: YA YÜZDE 45 ANAPARA KESİNTİSİ YA 6 YIL VADE UZATIMI
Yayınlanma:
1 gün önce|
20/10/2026Yazan:
Gülbeyaz Gergün
500 milyon dolarlık borç için yeniden yapılandırma süreci başladı. Vestel, anaparasını korumak isteyen yatırımcıya 2035 vadeli ve yüzde 4 faizli tahvil; anapara kesintisini kabul eden yatırımcıya ise 2032 vadeli ve yüzde 6 faizli yeni tahvil öneriyor. Bankalarla 2041 vadeli yeniden yapılandırma görüşmeleri de sürüyor.
Bankavitrini.com – Ekonomi Haberleri
Vestel Elektronik, bilançosunu sürdürülebilir hale getirmek amacıyla yurt dışı borçlarının yeniden yapılandırılması için önemli bir adım attı. Şirket, toplam nominal tutarı 500 milyon dolar olan, yıllık yüzde 9,75 faizli ve 2029 vadeli Eurobond’ları için tahvil sahiplerine iki alternatif içeren takas teklifi ve muvafakat talebi sürecini başlattı.
20 Ekim 2026 tarihinde kamuoyuna yansıyan açıklamaya göre yatırımcılar, mevcut anaparalarını koruyarak borcun vadesini uzatabilecek veya anaparanın yüzde 45’inden vazgeçerek daha erken vadeli yeni tahvillere geçebilecek.
Teklif, şirketin yalnızca tahvil borçlarını değil, bankalara olan finansal yükümlülüklerini de kapsayan daha geniş kapsamlı yeniden yapılandırma çalışmalarının bir parçası olarak öne çıkıyor. https://www.kap.org.tr/tr/Bildirim/1684657
İki seçenek yatırımcıya ne getiriyor?
Vestel’in teklifinde yatırımcıların önündeki iki alternatif, anapara kaybı ile vade ve faiz koşulları arasında bir tercih yapılmasını gerektiriyor.
1. seçenek: Anapara korunacak, vade 2035’e uzatılacak
İlk seçenekte mevcut Eurobond’ların 15 Mayıs 2029 olan vadesinin 15 Mayıs 2035’e uzatılması öngörülüyor.
Bu seçeneğin temel koşulları şöyle:
- Anapara kesintisi: Yok.
- Yeni yıllık faiz oranı: Yüzde 4.
- Yeni vade: 15 Mayıs 2035.
- Anapara geri ödemesi: Yıllık taksitler halinde.
Mevcut tahvilin yüzde 9,75 olan yıllık faiz oranı bu seçenekte yüzde 4’e düşüyor. Böylece yatırımcı anapara tutarını korurken faiz gelirinin önemli bir bölümünden vazgeçmiş oluyor.
Bu seçenek, tahvilin nominal değerini korumayı önceliklendiren ancak parasını daha uzun süre şirkette tutmayı kabul eden yatırımcılar açısından öne çıkıyor.
2. seçenek: Yüzde 45 anapara kesintisiyle 2032 vadeli yeni tahvil
İkinci seçenekte yatırımcılar, mevcut tahvillerinin nominal değerinin yüzde 55’i karşılığında yeni Eurobond alacak. Başka bir ifadeyle, anaparanın yüzde 45’i silinecek.
Bu seçeneğin koşulları ise şöyle:
- Anapara kesintisi: Yüzde 45.
- Yeni tahvilin nominal değeri: Mevcut anaparanın yüzde 55’i.
- Yeni yıllık faiz oranı: Yüzde 6.
- Yeni vade: 15 Mayıs 2032.
- Anapara geri ödemesi: Yıllık taksitler halinde.
Bu seçenekte yatırımcı daha yüksek faiz oranı elde edebilecek ve borcun vadesi 2035 yerine 2032 olacak. Bunun karşılığında mevcut alacağının yüzde 45’ini kaybetmeyi kabul edecek.
İkinci seçenek kapsamında yeni Eurobond ihracı için Sermaye Piyasası Kurulu’na (SPK) başvuru yapılması öngörülüyor. https://www.bloomberght.com/vestel-den-eurobond-sahiplerine-iki-secenekli-yapilandirma-teklifi-3792011
100 bin dolarlık yatırımda tablo nasıl değişiyor?
Yatırımcıların karşı karşıya olduğu tercih, örnek bir 100 bin dolarlık nominal tahvil üzerinden daha net görülebiliyor.
| Karşılaştırma | 1. seçenek | 2. seçenek |
|---|---|---|
| Mevcut nominal anapara | 100.000 $ | 100.000 $ |
| Anapara kesintisi | Yok | 45.000 $ |
| Yeni tahvil nominali | 100.000 $ | 55.000 $ |
| Yıllık faiz oranı | %4 | %6 |
| İlk yıl için basit nominal faiz hesabı | 4.000 $ | 3.300 $ |
| Vade | 2035 | 2032 |
Not: Faiz tutarları, ilgili yılın başındaki nominal anaparanın değişmediği varsayımıyla örnek olarak hesaplanmıştır. Anapara yıllık taksitlerle geri ödeneceğinden sonraki yılların faiz tutarları ödeme planına göre değişecektir. Bu tablo, tahvillerin piyasa değerini veya yatırımcının toplam getirisini göstermemektedir.
İlk seçenekte yatırımcı anaparasını nominal olarak korurken daha düşük faizle daha uzun süre bekleyecek. İkinci seçenekte ise yeni tahvilin faiz oranı daha yüksek olsa da faiz, kesinti sonrasında kalan anapara üzerinden hesaplanacak.
Dolayısıyla yüzde 6 faiz oranı tek başına ikinci seçeneği daha avantajlı hale getirmiyor. Yatırımcıların kararında tahvillerin geri ödeme takvimi, şirketin ödeme kapasitesi ve yeni tahvillerin piyasa değeri de belirleyici olacak.
Vestel neden borçlarını yeniden yapılandırmak istiyor?
Yeniden yapılandırma adımı, Vestel’in borç ödeme takvimini faaliyetlerinden yaratabileceği nakit akışıyla uyumlu hale getirme ve bilançosunu sürdürülebilir bir yapıya kavuşturma hedefiyle bağlantılı.
Mevcut Eurobond’ların yıllık yüzde 9,75 faiz taşıması, 500 milyon dolarlık nominal borç üzerinden ilk yıl için yaklaşık 48,75 milyon dolar faiz yüküne karşılık geliyor. Bu hesap, anaparanın yıl boyunca değişmediği varsayımına dayanıyor.
Yeni koşullarda faiz oranının yüzde 4’e düşmesi veya anaparanın yüzde 55’e indirilerek yüzde 6 faiz uygulanması, şirketin gelecekteki finansman yükünü azaltmayı amaçlıyor.
Bununla birlikte, yeniden yapılandırmanın şirketin faaliyet kârlılığına, nakit yaratma kapasitesine ve borç ödeme gücüne kalıcı katkı sağlayıp sağlamayacağı, yalnızca faiz oranlarına değil operasyonel performansa da bağlı olacak.
Bankalarla görüşmelerde hedef 2041 vadeli yapılandırma
Vestel’in yeniden yapılandırma çalışmaları Eurobond’larla sınırlı değil.
Şirketin 26 Haziran 2026 tarihli açıklaması kapsamında, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun geçici 32. maddesi ve ilgili mevzuat uyarınca finansal yeniden yapılandırma görüşmeleri yürütülüyor.
Bankalara sunulan teklifte mevcut borçların iki yıl anapara ve faiz ödemesiz olacak şekilde 2041 vadeli olarak yeniden yapılandırılması öngörülüyor. Şirketin açıklamasına göre bankalarla müzakereler devam ediyor.
Bu teklifin kabul edilmesi halinde borçların geri ödeme takvimi önemli ölçüde değişecek. Ancak bankalarla görüşmelerin henüz sonuçlanmamış olması nedeniyle teklifin kesinleşmiş bir anlaşma olarak değerlendirilmemesi gerekiyor. https://www.yenisafak.com/ekonomi/kap-haberleri/kap-vestel-elektronik-sanayi-ve-ticaret-as-vestl-ozel-durum-aciklamasi-genel-5139013
Kredi notundaki bozulma da yakından izleniyor
Vestel’in borçlarını yeniden yapılandırma girişimi, şirketin kredi riskinin arttığı bir dönemde gündeme geldi.
Vestel International’ın yatırımcı ilişkileri duyurularında yer alan bilgilere göre Fitch Ratings, 1 Temmuz 2026 tarihinde şirketin uzun vadeli yerel ve yabancı para cinsinden kredi notlarını CCC+ seviyesinden CCC- seviyesine indirmiş; 500 milyon dolarlık 2029 vadeli teminatsız tahvilin notunu da CC seviyesine çekmişti.
Bu notlar, şirketin finansal yükümlülüklerini yerine getirme kapasitesine ilişkin risklerin yüksek olduğuna işaret ediyor. Yeniden yapılandırma teklifinin yatırımcılar tarafından nasıl karşılanacağı, şirketin finansmana erişimi ve borç ödeme kapasitesi açısından önem taşıyor. https://vestelinternational.com/investor-relations/news/kap-notices?p=2
Sürecin tamamlanması için hangi koşullar gerekiyor?
Vestel’in teklifinin yürürlüğe girmesi otomatik değil. Sürecin tamamlanması için tahvil sahipleri toplantısında gerekli kararların alınması, işlem belgelerinde belirtilen diğer koşulların karşılanması ve ikinci seçenek kapsamında öngörülen yeni tahvil ihracı için SPK onayının sağlanması gerekiyor.
Bu nedenle açıklanan iki alternatif, tamamlanmış bir borç yapılandırmasından ziyade yatırımcıların onayına sunulan bir teklif olarak değerlendirilmeli.
Sonuç: Borç takviminin uzaması tek başına yeterli mi?
Vestel’in Eurobond hamlesi, şirketin finansman yükünü hafifletme ve borç ödeme takvimini yeniden düzenleme arayışının önemli bir göstergesi. Bir tarafta anaparayı koruyarak faiz gelirini azaltan ve vadeyi altı yıl uzatan seçenek, diğer tarafta anaparada yüzde 45 kesinti karşılığında daha yüksek faiz ve daha erken vade sunan seçenek bulunuyor.
Ancak yatırımcılar açısından asıl mesele, hangi seçeneğin nominal olarak daha cazip göründüğünden çok, şirketin yeni ödeme planını karşılayabilecek nakit akışını yaratıp yaratamayacağı.
Vestel açısından ise borçların yeniden yapılandırılması finansal baskıyı azaltabilir; kalıcı iyileşmenin sağlanması için faaliyetlerden elde edilen nakdin güçlenmesi, kârlılığın sürdürülebilir hale gelmesi ve finansman maliyetlerinin yönetilebilir düzeye inmesi gerekecek.
Bankavitrini.com değerlendirmesi: Eurobond sahiplerinin vereceği karar kadar, bankalarla yürütülen yeniden yapılandırma görüşmelerinin sonucu da Vestel’in finansal geleceği açısından belirleyici olacak.
GÜNCEL
KREDİ KARTINDA 12 AY SINIRI KALKTI MI? TAKSİTLİ ALIŞVERİŞTE YENİ DÖNEM!
Yayınlanma:
6 gün önce|
16/10/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Ticaret Bakanlığının yönetmelik değişikliğiyle taksitli satışlarda genel 12 ay sınırı kaldırıldı. Ancak kredi kartıyla yapılan alışverişlerde bütün taksit sınırları ortadan kalkmış değil. Yeni dönemde gözler BDDK’nın kararlarında.
BANKAVİTRİNİ.COM | EKONOMİ
Taksitli alışverişte yeni dönem başladı. Ticaret Bakanlığının hazırladığı yönetmelik değişikliği, 15 Ekim 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Düzenlemeyle konut satışları dışındaki taksitli mal ve hizmet satışlarında taksit sürelerini belirleme ve ilave sınırlamalar getirme yetkisi Ticaret Bakanlığına verildi.
Düzenleme, perakende sektöründe uzun süredir uygulanan taksit sınırlarının yeniden belirlenmesinin önünü açarken kredi kartı kullanıcıları açısından da yeni bir tartışma başlattı: Kredi kartıyla alışverişte 12 ay taksit sınırı tamamen kalktı mı?
Ticaret Bakanlığının açıklaması, bu soruya temkinli yaklaşılması gerektiğini gösteriyor.
Kredi kartlarında bütün sınırlar kalkmadı
Taksitli satışlara ilişkin düzenlemelerde iki ayrı yetki alanı bulunuyor. Kredi kartı, alışveriş kredisi ve tüketici finansmanı yoluyla gerçekleştirilen satışların taksit süreleri BDDK tarafından belirleniyor. Bu yöntemlerin dışında kalan senetli satışlar gibi taksitli satış yöntemleri ise Ticaret Bakanlığının düzenleme alanında bulunuyor.
Yeni yönetmelik değişikliği, Bakanlığın kendi yetki alanındaki satış yöntemlerini BDDK kararlarıyla uyumlu biçimde düzenlemesini amaçlıyor.
Bu nedenle yönetmelikteki genel 12 aylık sınırın kaldırılmasını, kredi kartıyla yapılan bütün alışverişlerde sınırsız taksit uygulamasının başladığı şeklinde yorumlamak doğru değil. Elektronik eşya, beyaz eşya, mobilya, turizm, taşıt ve kuyum gibi ürün gruplarındaki kredi kartı taksit sınırları bakımından BDDK düzenlemeleri önemini koruyor.
Cep telefonlarında dikkat çeken değişiklik
Yeni düzenlemeyle cep telefonu alımlarında da taksit koşulları güncellendi.
- Sıfır cep telefonları: 40 bin TL ve altındaki telefonlarda 12 aya kadar taksit uygulanabilecek.
- 40 bin TL üzerindeki sıfır telefonlar: 3 aylık vade sınırı korunuyor.
- Yenilenmiş cep telefonları: Herhangi bir tutar sınırı olmaksızın 12 aya kadar taksit imkânı getirildi.
Buna karşılık elektronik eşya, tablet, televizyon, elektrikli ev aletleri, mobilya, yurt içi turizm ve seyahat, taşıt ve kuyum satışlarında mevcut taksit tutarı ve vade sınırlarında değişikliğe gidilmedi.
Taksit süresinin uzaması tüketimi artırır mı?
Taksitli alışverişte vade seçeneklerinin genişlemesi, tüketicilerin yüksek tutarlı ürünlere erişimini kolaylaştırabilir. Perakende işletmeleri açısından da satışları destekleyebilecek bir esneklik oluşturabilir.
Ancak Türkiye’de yüksek faiz oranları, kredi kartı borçlarının maliyeti ve hane halkının satın alma gücü dikkate alındığında, taksit sayısının artırılması tek başına tüketimi canlandırmaya yetmeyebilir.
Tüketicinin aylık taksit tutarına odaklanırken toplam ödeme miktarını, varsa vade farkını ve bütçesi üzerindeki yükü de hesaplaması gerekiyor.
Gözler BDDK’nın yeni kararlarında
Ticaret Bakanlığı, BDDK tarafından alınacak yeni kararların ardından gerekli düzenlemelerin hızlı biçimde hayata geçirilebileceğini belirtiyor. Bu durum, taksitli alışverişte yeni değişikliklerin gündeme gelebileceğine işaret ediyor; ancak kredi kartlarında bütün ürünler için 12 ay sınırının kaldırıldığı anlamına gelmiyor.
Bankavitrini.com’un değerlendirmesi: 12 aylık genel taksit sınırının kaldırılması, perakende satışların düzenlenmesinde önemli bir değişiklik. Ancak tüketicilerin kredi kartıyla alışverişte daha uzun vadeli ödeme yapabilmesi, ilgili ürün grubu için geçerli BDDK düzenlemesine bağlı. Yeni dönemin asıl etkisi, mevzuattaki yetki değişikliğinin kredi kartı uygulamalarına nasıl yansıyacağıyla netleşecek.
Kaynak: Ticaret Bakanlığı, 15 Ekim 2026 tarihli açıklamaları ve Resmî Gazete’de yayımlanan yönetmelik değişikliği.
GÜNCEL
Teknoloji devleri kâr rekorları kırarken, borç cephesinde alarm zilleri çalıyor
Yayınlanma:
2 hafta önce|
08/10/2026Yazan:
BankaVitrini
Yapay zekâ yatırımlarında yaşanan patlama, teknoloji dünyasında daha önce görülmemiş kâr rakamlarını da beraberinde getiriyor. Bu sabah haber akışında Güney Kore devi Samsung’un üçüncü çeyrekte faaliyet kârının geçen yılın aynı dönemine göre yaklaşık 9 kat artarak 80 milyar dolara ulaşmasını beklediğini okuduk. Bu rakamın, bir teknoloji şirketinin tek çeyrekte elde ettiği en yüksek faaliyet kârı olarak tarihe geçeceğinin altını çizmek isterim. Yapay zekâ veri merkezlerinde kullanılan bellek çiplerine yönelik güçlü talep kâr beklentisinin arkasında yatarken, üretimin talebe yetişememesi nedeniyle fiyatların da hızla yükseldiğini görüyoruz. Samsung ve Micron, çip piyasasındaki arz sıkıntısının 2028 yılına kadar devam edebileceğini öngörüyor.
Samsung’un rekor kâr beklentisine rağmen hisselerinin haziran ayındaki zirvesinden %25’in üzerinde gerilemiş olması ise dikkat çekiyor. Yatırımcılar artık yapay zekâ yatırımlarının ne kadar hızlı büyüdüğünden ziyade, bu büyümenin ne kadar sürdürülebilir olduğunu sorgulamaya başladıklarını pek çok kez bültenlerimizde işlemiştik. Yükselen maliyetlerin Samsung’un akıllı telefon bölümünü de olumsuz etkilediğini görüyoruz. Bir tarafta yapay zekâ sayesinde rekor kârlar, diğer tarafta bu kârların sürdürülebilirliğine ilişkin artan soru işaretleriyle teknoloji hisselerinde bu sabah satıcılı bir havanın egemen olduğunu görüyoruz.
Japonya’nın Nikkei endeksi %1 gerilerken, Güney Kore borsası %1,3 düşüşle başı çekiyor. ABD borsaları dün geceyi düşüşle tamamlamasının ardından bu sabah vadeli endekslerde de hafif de olsa kırmızı renk gözüme çarpıyor. Yapay zekâ yatırımları için şirketlerin daha çok borçlanması da faiz oranlarını daha da yukarıya iterken, Broadcom’un 50 milyar dolar, SpaceX’in ise 40 milyar dolar civarında kaynak sağlamaya hazırlandığını okuyoruz. Bu kaynakların önemli bölümü Nvidia çiplerinin satın alınmasında kullanılacak. Yapay zekâ yatırımlarından beklenen gelirler henüz gerçekleşmeden şirketlerin borç yükü ise devamlı bir şekilde artıyor. Yapay zekâ yatırımlarının giderek daha fazla borçla finanse edilmesi, bu yatırımların ne zaman meyve vereceğine yönelik endişeleri artırmaya başladı. Uzun bir süredir borsaları yukarıya taşıyan rüzgâr olan yapay zekâ temasının büyük bir hikâye olduğunu kabul etsek de, yatırımcıların sabrının zorlanmaya başladığını da not etmemiz gerekiyor.
Yapay zekâ tarafından artan borçlanma ihtiyacı, zaten yüksek kamu borçları ve enflasyon endişeleriyle baskı altında olan tahvil piyasası açısından da büyük önem arz ediyor. ABD ve Avrupa devletleri artan bütçe açıklarını finanse etmek için yoğun şekilde borçlanırken, kervana büyük teknoloji şirketlerinin de katılması, borçlanma maliyetlerini yukarıda tutuyor. Biraz daha geniş açıdan bakmak gerekirse, küresel borç stoku 366 trilyon dolara ulaşırken, bu rakam dünya ekonomisinin bir yılda ürettiği toplam mal ve hizmetin yaklaşık 3,1 katına denk geliyor. Başka bir ifadeyle, dünyada yıllık her 1 dolarlık üretime karşılık 3,1 dolarlık birikmiş borç bulunuyor. Dünyanın en büyük ekonomisi ABD’de de durum pek farklı değil. Kamu borcu 40 trilyon doları aşarken, devletin topladığı her 5 dolarlık verginin yaklaşık 1 doları artık borç faizlerinin ödenmesine gidiyor. Üstelik tahvil faizleri yükseldikçe mevcut borçların yeniden finansmanı da giderek pahalılaşıyor.
Amerikan 30 yıllık tahvil getirisi dün gün içerisinde %5,73 seviyesine yükselerek son 24 yılın zirvesini bir adım daha yukarıya taşıdı. Yatırımcıların tahvil riskini üstlenmek için daha yüksek getiri talep ettiğini görüyoruz. Bu gelişmelere ilaveten, Avrupa’da artan siyasi belirsizlikler ve Fransa’nın mali sorunlarının İtalya ve Yunanistan gibi borçlu ülkelere de sirayet edebileceği endişesi, ortak para birimi euro üzerinde aşağı yönlü baskı yaratıyor. EURUSD paritesi dün sabah saatlerinde bir miktar soluklanmasının ardından bu sabah yeniden 1,12 seviyesinin altına sarktı. Dolar endeksi 102,50 seviyesinin kıyısında ve son altı ayın zirvesinde yer aldığını da not edelim. Dün gün içerisinde altının ons fiyatı 4,065 dolar seviyesine kadar gerilerken, gümüş de 59 dolar seviyesinin altını test etti. Dün gece düzenlenen ABD 10 yıllık tahvil ihalesine endişe edilenin aksine alım gelmesiyle, bu sabah kıymetli metaller soluklandı: altının ons fiyatı 4,140 dolar, gümüşün ise 60 dolar seviyelerine yükseldi.
Yemen’deki İran destekli Husilerin, Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’daki havalimanını hedef almasıyla üç kişi hayatını kaybederken, 36 kişi yaralandı. Husiler ayrıca Yemen’in Aden Havalimanı’na füze ve İHA’larla saldırdı. Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon ise misilleme olarak Yemen’de 80’den fazla Husi askerî hedefini vurduğunu açıkladı. Çatışmaların özellikle Bab el-Mandeb Boğazı çevresinde yoğunlaşması dikkat çekiyor. İran savaşı nedeniyle Hürmüz Boğazı’ndaki petrol taşımacılığı zaten aksarken, Asya ile Avrupa arasındaki ticaretin önemli geçiş noktalarından Bab el-Mandeb’in de tehdit altında olması küresel enerji arzı ve taşımacılık maliyetleri açısından riskleri yukarıda tutuyor.
Çatışmaların Yemen ve Suudi Arabistan sınırlarını aşarak bölgesel bir boyut kazanmaya başladığını görüyoruz. Reuters haberlerinde, Türkiye’nin Suudi Arabistan’a ağırlıklı olarak savunma ve teknik destek sağladığını okuyoruz. Bir taraftan ABD ile İran arasında savaşı sona erdirmeye yönelik diplomatik temaslar sürerken, diğer taraftan Yemen cephesinde çatışmaların genişlemesi jeopolitik riskleri artırıyor. Enerji üretim tesislerinin yanı sıra petrolün dünyaya taşındığı kritik geçiş noktalarının da tehdit altında olması, petrol fiyatlarının yüksek kalmasına ve küresel enflasyonla mücadelenin zorlaşmasına neden olabilir. Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı bu sabah %2 yükselişle yeniden 102 doların üzerine yükseldi.
Jeopolitik riskler ve yapay zekâ tarafındaki gelişmeler yatırımcıların odağında bulunurken, Fed’in dün gece yayımlanan 15-16 Eylül toplantı tutanakları da yakından takip edildi. ABD Merkez Bankası’nın eylül ayında yaklaşık üç yıl aradan sonra gerçekleştirdiği 25 baz puanlık faiz artırımına tüm üyelerin destek verdiğini, ancak bu kararın arkasındaki gerekçelerin farklılaştığını görüyoruz. Bazı üyeler enerji fiyatları ve gümrük tarifelerinden kaynaklanan enflasyonist baskıların kalıcı hâle gelmesini önlemek amacıyla faiz artırımını gerekli görürken, diğerleri güçlü iç talebin de enflasyonu beslediğini ve daha sıkı bir para politikasına ihtiyaç duyulduğunu düşünüyor. Tutanaklarda asıl dikkat çeken nokta ise üyelerin çoğunun yıl sonuna kadar bir faiz artırımını daha uygun görmesi oldu. Bu sabah itibariyla, ekim toplantısında faiz oranlarının sabit bırakılacağına yönelik beklenti %81 seviyesinde bulunurken, aralık toplantısına yönelik artırım beklentisi ise %88 seviyesinde fiyatlanıyor. Son dönemde beklentilerin altında kalan istihdam ve enflasyon verilerinin ardından Fed’in aralık ayında nasıl hareket edeceğini hep birlikte bekleyip göreceğiz.
Türkiye cephesinde ise fon krizi yakından takip edilirken, Cumhurbaşkanı Erdoğan ekonomi yönetiminin gerekli adımları attığını ve sürecin sonunda sermaye piyasalarının daha sağlıklı bir yapıya kavuşacağını ifade etti. Erdoğan, “Meselenin idari ve siyasi cephesinde yük bizlerin omzunda; ne gerekiyorsa yapılacak” derken, “Biz neler gördük neler, bizim için bu çözülemeyecek bir sorun değildir” ifadelerini kullandı. Fon krizinin yansımalarına paralel sorunlu şirketler tahvil ödemelerini yapamazken, zorlu tasfiye süreci hisse senetleri üzerinde baskı kuruyor. En gözde şirketlerin yer aldığı BİST30 endeksi dün günü %2,4 düşüşle tamamlarken, ana endeks ise %2 geriledi. USDTRY kuru yarın valörlü işlemlerde 49,22 seviyesine yükselirken, TCMB’nin net yabancı pozisyonu 6 Ekim valörlü işlemlerde 3,9 milyar dolar gibi şaşırtıcı bir artış kaydetmiş! CDS risk primi ise 251 baz puan ile düne nazaran önemli bir değişim göstermezken, ABD tahvil faizlerinin seyrine istinaden, Türkiye’nin 10 yıllık eurobond verimi %8 eşiğinin kıyısında seyretmeye devam ediyor.
Emre Değirmencioğlu
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.054)
- BANKA ANALİZLERİ (152)
- BANKA HABERLERİ (3.644)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (603)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.987)
- GÜNCEL (4.636)
- GÜNDEM (3.590)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (147)
- ŞİRKETLER (2.747)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (582)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.500)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (841)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (120)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (62)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (95)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (20)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Erdoğan'dan fon açıklaması: Ödeme işlemleri biraz daha hızlanacak 21/10/2026
- Rusya'dan ABD'ye dizel taşıyan ilk tanker yola çıkıyor 21/10/2026
- Mercedes CEO'sundan 'Made in Europe' uyarısı 21/10/2026
- Elektrik piyasasında yeni teminat kuralları getirildi 21/10/2026
- Sigorta sektörünün prim üretimi 9 ayda 1 trilyon lirayı aştı 21/10/2026
- Türkiye'nin en güvenilir markaları Global Marketing Summit'te açıklandı 21/10/2026
- Brezilya'nın kanatlı ihracatında virüs engeli 21/10/2026
- Çin Merkez Bankası'ndan sessiz faiz adımı 21/10/2026
- Deutsche Bank CEO'su Sewing: Yapay zekada balon görmüyorum 21/10/2026
- Eski Macaristan Merkez Bankası Başkanı gözaltına alındı 21/10/2026
SON YAZILAR
- Fitch’ten Türk bankalarına kârlılık uyarısı: Takipteki krediler artıyor 21/10/2026
- AKBANK VE DENİZBANK: FON SORUŞTURMASINDAKİ İSİMLER BANKAMIZ ÇALIŞANI DEĞİL 21/10/2026
- Vestel’de Borç Alarmı: Gözler Yatırımcıda 20/10/2026
- FİTCH’TEN TÜRKİYE’DE LEASİNG VE FAKTORİNG SEKTÖRÜNE ÇİFTE RİSK UYARISI 19/10/2026
- AVRUPA SOKAKLARINDA EKONOMİK İSYAN: BÜYÜME VAR, REFAH NEREDE? 19/10/2026
- Trump’ın Rusya açılımı dengeleri değiştirdi, risk iştahı toparlanıyor 19/10/2026
- AKBANK 1,7 MİLYAR TL CEZAYI NİÇİN YEDİ? 16/10/2026
- MSCI’DEN TÜRKİYE BORSASINA FREN! 16/10/2026
- KREDİ KARTINDA 12 AY SINIRI KALKTI MI? TAKSİTLİ ALIŞVERİŞTE YENİ DÖNEM! 16/10/2026
- VERGİLERİN HER 100 LİRASININ 21,6 LİRASI FAİZE GİDİYOR! 16/10/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ6 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini5 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
