Connect with us

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK

Müteahhitler ‘sürdürülebilir şehirlere’ odaklandı

Türkiye Müteahhitler Birliği Başkanı Erdal Eren, “Dünyada kentleşme hızla sürerken küresel iklim kriziyle birlikte ‘sürdürülebilir şehirler’ için alınması gereken önlemler aciliyet kazanmaktadır.” dedi

Yayınlanma:

|

Küresel iklim değişikliğine karşı çeşitli zirveler ve etkinliklerle çareler aranırken müteahhitler de bu süreçte “sürdürülebilir şehir” hedefine odaklandı.

Türkiye Müteahhitler Birliği (TMB) Başkanı Erdal Eren, AA muhabirine, 8 Kasım Dünya Şehircilik Günü öncesinde değerlendirmede bulundu.

Dünya Şehircilik Günü’nün bu yıl küresel çapta, daha önce hiç olmadığı kadar yoğun bir iklim kriziyle mücadele gündemi içinde kutlandığını belirten Eren, “Dünyada kentleşme hızla sürerken küresel iklim kriziyle birlikte ‘sürdürülebilir şehirler’ için alınması gereken önlemler aciliyet kazanmaktadır.” dedi.

Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre, 2007’den bu yana dünya nüfusunun yarısından fazlasının şehirlerde yaşadığına işaret eden Eren, bu oranın 2030 yılına kadar yüzde 60’a çıkmasının beklendiğini söyledi.

Eren, küresel gayrisafi yurt içi hasılanın (GSYH) yaklaşık yüzde 60’ına katkıda bulunan şehir ve metropollerin, aynı zamanda küresel karbon emisyonların da yaklaşık yüzde 70’i ile kaynak kullanımının yüzde 60’ından fazlasını oluşturduğunu bildirdi.

“100 yıllık ekonomik ömürleri olan yapılar inşa edilmeli”

Mevcut tabloda “sürdürülebilir inşaat” kavramının öneminin arttığını vurgulayan Eren, şöyle konuştu:

“Bu kapsamda gelecek kuşakların gereksinimlerini dikkate almayı, kaynakların verimli kullanılmasını, enerjinin korunmasını ve çevreye duyarlı yapı malzemesi seçimini içeren politikalara ihtiyaç duyulmaktadır. Dolayısıyla öncelikle mimar, mühendis ve teknik müşavirlerin kullanımıyla bilimin yol göstericiliği ön plana alınmalı. 20-30 yıl sonra tekrar dönüştürülecek değil, 100 yıllık ekonomik ömürleri olan yapılar inşa edilmeli. Kent mimarisi de bu yaklaşımla şekillenmeli ve sık sık değişikliğe gidilmemelidir.”

Eren, yeşil bina ve verimli enerji teknolojileri kullanımıyla bu amaca yönelik yenilikçi/yaratıcı projelerin de öncelikli olarak desteklenmesi gerektiğini dile getirdi.

“Türkiye açısından kentsel dönüşüm hayati önem taşıyor”

Deprem riskinin yüksek olduğu Türkiye açısından kentsel dönüşümün hayati önem taşıdığına dikkati çeken Eren, şunları kaydetti:

“Bu dönüşüm bütünsel bazda kentsel altyapı, tarihi ve çevresel doku ile başta mülkiyet hakkı olmak üzere bölge sakinlerinin tüm hakları gözetilerek, planlanarak uygulanmalı. Tercihler kişilere özel değerlendirmelerden arındırılmalı. Planlama aşamasında ayrıca inşaat atıklarının çevresel etkileri ve geri kazanımı da dikkate alınmalı.”

Eren, depremle mücadelede hızla odaklanılması gereken adımları da “ehil yapı müteahhidi, güçlü yapı denetimi, yetkin mühendislik sistemi, mesleki yeterlilik belgeli iş gücü, kaliteli malzeme, çok yönlü imar mevzuatı ve bilinçli kamuoyu” olarak 7 başlıkta özetledi.

“Yeni finansal araçların ortaya konulması daha fazla gündemde olacak”

Özellikle yapı müteahhitlerinin sınıflandırılması yönünde atılan ilk adımların memnuniyet verici olduğunu belirten Eren, çalışmaların daha da hızlanmasını temenni ettiklerini söyledi.

Eren, kentsel dönüşümün hızlanması ihtiyacı çerçevesinde yeni finansal araçların ortaya konulmasının da gelecek dönemde daha fazla gündemde olacağını sözlerine ekledi.

“Enerjiyi verimli kullanmak zorundayız”

Türkiye İMSAD (Türkiye İnşaat Malzemesi Sanayicileri Derneği) Yönetim Kurulu Başkanı Tayfun Küçükoğlu da enerji maliyetinin tüm dünyada arttığına dikkati çekerek, “Tüm şehirlerimizde depreme dayanıklı, enerji verimli yapıların sayısını artırmak için sürdürülebilir binalara odaklanmalıyız.” dedi.

Küçükoğlu, küresel iklim krizinin enerji kaynaklarının sürdürülebilir olması için şehirlerde verimliliği zorunlu kıldığını vurgulayarak, şunları kaydetti:

“Tüm dünyada ciddi bir şekilde artan maliyetler hem üreticiyi hem de tüketiciyi bu konuda daha duyarlı hale getiriyor. Yaşadığımız binalarda enerji tüketimini azaltmak ve gelecek nesillere daha sağlıklı, yaşam kalitesi daha yüksek şehirler bırakmak adına enerjiyi verimli kullanmak zorundayız. Bu bilinç sayesinde hem hane bütçesine hem de ekonomimize ciddi oranda tasarruf sağlayabiliriz.”

Enerji verimliliği konusunda geliştirilebilecek çok fazla alan olduğunu vurgulayan Küçükoğlu, ithal edilen enerjinin en büyük kısmının konut ve hizmetler bölümünde kullanıldığını anlattı.

Küçükoğlu, toplam enerjinin yüzde 35’inin konut ve hizmetlerde, yüzde 34’ünün sanayide, kalanın ise ulaştırma, tarım ve hayvancılık ile enerji dışı alanlarda tüketildiğini belirterek, şöyle devam etti:

“Konut ve hizmetler tarafındaki 20 milyar dolar seviyesinde tüketilen enerjinin yüzde 30 ila 40’ını tasarruf edebiliriz. Bunun için gerekli yeteneklere, altyapıya, her türlü enerji verimli enstrümanları hayatımıza geçirerek enerji tasarrufu elde etme imkanına sahibiz. Bu tasarruf miktarı hem iklimin korunması hem de ülkemiz ekonomisinin cari açığının doğru yönetilmesine hem de daha iyi şehirlerde yaşamaya katkı sağlayacak bir seviyede.”

“Yalıtımla yaklaşık yüzde 90 enerji tasarrufu sağlayabiliriz”

Isı Su Ses ve Yangın Yalıtımcıları Derneği (İZODER) Yönetim Kurulu Başkanı Emrullah Eruslu ise Türkiye’nin tüm şehirlerinin enerji tasarruflu, güvenli ve sağlıklı binalara sahip olması için kentsel dönüşüm fırsatının iyi değerlendirilmesi gerektiğini ifade ederek, “Eğer kentsel dönüşüm sürecinde yeniden inşa edilecek tüm binalarda yalıtım kalınlıklarına önem verirsek, hiç yalıtım yapılmamış bir binaya göre yaklaşık yüzde 90 enerji tasarrufu sağlayabiliriz.” diye konuştu.

Eruslu, Türkiye’deki binaların yüzde 80’inde ısı yalıtımı bulunmadığını ve şehirlerde uygulanan yalıtım kalınlıklarının Avrupa’da aynı iklim kuşağında yer alan şehirlere göre geride olduğunu kaydetti.

Binalarda kullanılan enerjinin yüzde 80’lik bölümünün ısıtma ve soğutma amacıyla tüketildiğine işaret eden Eruslu, “Kendi kaynaklarımızla ürettiğimiz enerjiyi de dahil ettiğimizde Türkiye’nin toplam enerji maliyeti yaklaşık 60 milyar dolar civarındadır. Ülkemizde sadece binaların enerji verimli hale getirilmesiyle her yıl 9 milyar dolar tasarruf elde etme potansiyelimiz var.” ifadelerini kullandı.

BANKA HABERLERİ

Bankalar çiftçiyi nasıl finanse ediyor?

Yayınlanma:

|

bankavitrini.com haber analiz raporu

Türkiye’de tarım bankacılığı: kredi büyüyor, pazar kamu bankalarında yoğunlaşıyor

Türkiye’de tarım bankacılığı 2025/2026 döneminde yeniden stratejik bir başlık haline geldi. BDDK’nın yayımladığı aylık bankacılık verileri ve FinTürk il bazlı sektör verileri, tarım kredilerinin hem hacim hem de bölgesel dağılım açısından izlenebilir ana kalemlerden biri olduğunu gösteriyor. BDDK, 2026 Mart FinTürk verilerini ve aylık bankacılık sektör verilerini yayımlamış durumda.

Paylaşılan tabloda 2025/1 döneminde 531,5 milyar TL olan tarım kredileri hacminin 2026/1 döneminde 586,2 milyar TL’ye çıktığı görülüyor. Bu, yaklaşık 54,7 milyar TL artış ve %10,3 büyüme anlamına geliyor. Ancak büyüme, enflasyon ve tarımsal girdi maliyetleri dikkate alındığında reel olarak daha sınırlı bir finansman genişlemesine işaret ediyor.

Pazarın lideri yine Ziraat Bankası

Tabloya göre Türkiye Ziraat Bankası 2026/1 döneminde 225,6 milyar TL tarım kredisi hacmiyle pazarın açık ara lideri. Pazar payı %37,9 seviyesinde. Ziraat Bankası’nın tarım bankacılığındaki ağırlığı, yalnızca ticari tercih değil; Hazine faiz destekli tarımsal kredi mekanizmasındaki merkezi rolünden de kaynaklanıyor. Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifleri üzerinden kullandırılan Hazine faiz destekli tarım kredilerinin usul ve esasları 2024-2026 dönemini kapsayacak şekilde düzenlenmişti.

İkinci sırada Tarım Kredi Kooperatifleri Merkezi Birliği bulunuyor. 2026/1 döneminde hacim 77,9 milyar TL’ye, pazar payı ise %13,1’e yükselmiş görünüyor. Bu tablo, tarım finansmanında kamu destekli/yarı kamusal kanalın hâlâ belirleyici olduğunu ortaya koyuyor.

Özel bankalarda sınırlı büyüme, bazı bankalarda daralma

DenizBank, QNB Finansbank, Akbank, Garanti BBVA, İş Bankası, TEB ve Şekerbank gibi bankalar tarım bankacılığında ürün sunmaya devam ediyor. DenizBank tarım, tarla ve çiftçi kredilerini ayrı bir iş kolu olarak sunarken; VakıfBank da işletme, yatırım, proje ve KGF destekli tarım kredileri gibi başlıklarda ürünler açıklıyor.

Ancak tabloda özel bankalar arasında ayrışma dikkat çekiyor. Akbank’ta %6,2, TEB’de %4,7, İş Bankası’nda ise %0,6 daralma görülüyor. Bu durum, tarım kredilerinde risk iştahının bankadan bankaya değiştiğini gösteriyor.

En hızlı büyüyen bankalar

Tabloya göre tarım kredilerinde en hızlı büyüyen ilk bankalar şöyle:

Banka 2026/1 büyüme
Ziraat Katılım Bankası %17,5
Tarım Kredi Kooperatifleri %15,7
Ziraat Portföy / Tarım Finansman %14,6
Türkiye Ziraat Bankası %12,5
VakıfBank %12,2

Bu görünüm, tarım finansmanında büyümenin ağırlıklı olarak kamu bankaları, katılım bankacılığı ve kamu destekli kanallar üzerinden geldiğini gösteriyor.

Tarım kredilerinde ana mesele: hacim artıyor ama maliyet baskısı sürüyor

Tarım kredilerinin büyümesi olumlu görünse de çiftçinin finansmana erişiminde üç temel sorun devam ediyor:

Birincisi, kredi hacmindeki artış tarımsal girdi maliyetleriyle aynı hızda ilerlemeyebilir. Mazot, gübre, yem, ilaç, tohum, enerji ve sulama maliyetleri arttıkça çiftçinin kredi ihtiyacı da büyüyor.

İkincisi, kredi büyümesi her zaman üretim artışı anlamına gelmiyor. Kredi, yatırım için değil borç çevirme ve işletme sermayesi açığını kapatma amacıyla kullanılıyorsa tarım işletmeleri finansal kırılganlıktan çıkamıyor.

Üçüncüsü, destekli kredi mekanizması kamu bankaları üzerinden yoğunlaştığı için özel bankaların tarım finansmanındaki payı sınırlı kalıyor. Bu da rekabeti ve ürün çeşitliliğini azaltabiliyor.

2026’da destekli kredi tarafında yeni hassasiyetler

2026’da Hazine destekli tarım ve esnaf kredilerinde bazı düzenlemeler yapıldı. Bloomberg HT’nin aktardığı düzenlemeye göre, temel hayvansal ve bitkisel üretim konularında 400 bin TL’ye kadar olan ayni finansman ve kredilerde 31 Aralık 2026’ya kadar bazı borç şartlarının aranmayacağı açıklandı.

Bu düzenleme kısa vadede küçük üreticiye nefes aldırabilir. Ancak yapısal çözüm için yalnızca krediye erişim değil; üretim planlaması, alım garantisi, sigorta, kooperatifleşme, lisanslı depoculuk ve vadeli fiyat mekanizmalarının birlikte çalışması gerekir.

Bankacılık açısından riskler

Tarım bankacılığında risk klasik ticari kredilerden farklıdır. Çünkü geri ödeme kapasitesi yalnızca bilanço gücüne değil; iklim, kuraklık, don, sel, hastalık, ürün fiyatı ve destekleme politikalarına da bağlıdır.

Bankalar açısından başlıca riskler şunlardır:

Risk alanı Etki
Kuraklık ve iklim riski Ürün kaybı, tahsilat gecikmesi
Girdi maliyeti artışı İşletme sermayesi ihtiyacı büyür
Ürün fiyat oynaklığı Gelir tahmini zorlaşır
Destek ödemesi gecikmesi Nakit akışı bozulur
Borç çevirme kredileri Zombi tarım işletmesi riski yaratır

Tarım kredisi artık sadece banka ürünü değil, gıda güvenliği meselesidir

Türkiye’de tarım bankacılığı 2026’ya büyüyerek girmiştir. Ancak bu büyümenin niteliği hacimden daha önemlidir. Tarım kredileri üretimi artırıyor, verimliliği yükseltiyor ve çiftçinin teknolojik dönüşümünü destekliyorsa ekonomiye katkı sağlar. Fakat kredi borç çevirme aracına dönüşürse çiftçiyi rahatlatmak yerine daha kırılgan hale getirir.

Bu nedenle tarım bankacılığı yalnızca “kredi kullandırma” faaliyeti olarak değil; gıda arz güvenliği, kırsal kalkınma, iklim riski yönetimi ve üretim sürdürülebilirliği başlığı altında yeniden ele alınmalıdır.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist     www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

Gülbeyaz Gergün

Elektrikte Sessiz Devrim: Yenilenebilir Enerji Yüzde 62’yi Aştı

Yayınlanma:

|

Güneş, Doğal Gazı Geride Bıraktı: Elektrikte Yeni Dönem Başlıyor

BANKAVİTRİNİ.COM | Haber Analiz

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın Nisan 2026 verileri, Türkiye’nin enerji dönüşümünde tarihi bir eşiğe ulaştığını gösteriyor. Toplam elektrik kurulu gücü 125.410 MW’a yükselirken, güneş enerjisi ilk kez doğal gazı geride bırakarak hidroelektrikten sonra Türkiye’nin ikinci büyük elektrik kaynağı konumuna yerleşti.

Nisan 2026 Elektrik Kurulu Güç Dağılımı

Kaynak Kurulu Güç (MW) Pay (%)
Hidroelektrik 32.338 25,8
Güneş 26.769 21,3
Doğal Gaz 25.013 20,0
Rüzgar 15.075 12,0
Yerli Kömür 11.565 9,2
İthal Kömür 10.456 8,3
Biyokütle 2.396 1,9
Jeotermal 1.798 1,4
Toplam 125.410 100

Kaynak: Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Nisan 2026

Verilerin Anlattığı 5 Kritik Mesaj

1. Güneş Enerjisi Devrimi Yaşanıyor

En dikkat çekici gelişme güneş enerjisinde yaşanıyor.

2014 yılında yalnızca 40 MW seviyesinde bulunan güneş enerjisi kurulu gücü, 2026 başında 25 bin MW’ı aşmıştı. Nisan ayında ise 26.769 MW’a ulaşarak doğal gazı geçti. Bu artış son 12 yılda yaklaşık 650 katlık büyümeye işaret ediyor.

Bu durum Türkiye enerji tarihinde bir dönüm noktası olarak değerlendirilebilir.

2. Yenilenebilir Enerji Artık Sistemin Hakimi

Hidroelektrik, güneş, rüzgar, biyokütle ve jeotermal toplandığında yenilenebilir kaynakların toplam payı yüzde 62 seviyesini aşmış durumda.

Bu oran;

  • Avrupa ortalamalarının birçok ülkesinden yüksek,
  • Enerji arz güvenliği açısından önemli,
  • Cari açığın azaltılması açısından stratejik bir kazanım niteliğinde.

3. Doğal Gazın Önemi Devam Ediyor

Kurulu güç sıralamasında güneş öne geçse de doğal gaz halen sistemin “dengeleyici gücü” konumunda.

Çünkü:

  • Güneş gece üretim yapamıyor,
  • Rüzgar değişken üretim sağlıyor,
  • Doğal gaz santralleri birkaç dakika içinde devreye alınabiliyor.

Bu nedenle doğal gaz santrallerinin sistemden tamamen çıkması kısa vadede mümkün görünmüyor.

4. Kömür Hâlâ Büyük Oyuncu

Yerli ve ithal kömür birlikte değerlendirildiğinde toplam kurulu güç içindeki payları yaklaşık yüzde 17,5 seviyesinde bulunuyor.

Bu tablo şunu gösteriyor: Türkiye yenilenebilir dönüşümü hızlandırsa da baz yük ihtiyacını karşılamak için kömür santrallerinden vazgeçmiş değil.

5. 2035 Hedefleri İçin Yolun Üçte Biri Tamamlandı

Enerji Bakanlığı’nın hedefi güneş ve rüzgar kurulu gücünü 2035 yılında 120 bin MW seviyesine çıkarmak.

Bugün güneş ve rüzgarın toplamı 41 bin MW seviyesini aşmış durumda. Yani hedefin yaklaşık üçte biri tamamlanmış bulunuyor.

Bankacılık ve Finans Sektörü Açısından Ne Anlama Geliyor?

Bu dönüşüm yalnızca enerji sektörünü değil, bankacılığı da doğrudan etkiliyor.

Kazanacak Sektörler

  • GES yatırımcıları
  • RES yatırımcıları
  • Enerji ekipmanı üreticileri
  • Kablo ve trafo üreticileri
  • Enerji depolama sistemleri
  • Batarya üreticileri
  • Finansman sağlayan bankalar

Risk Altındaki Alanlar

  • Verimsiz doğal gaz santralleri
  • Eski teknoloji kömür santralleri
  • Karbon yoğun üretim yapan işletmeler

Özellikle yeşil finansman kredileri ve sürdürülebilirlik bağlantılı krediler önümüzdeki yıllarda bankaların en hızlı büyüyen kredi alanlarından biri olmaya aday görünüyor.

Reel Sektör İçin Sonuç

Elektrik maliyeti artık rekabet gücünün belirleyici unsurlarından biri haline geldi.

Son iki yılda kendi GES yatırımını yapan sanayi kuruluşları:

  • Enerji maliyetlerini düşürdü,
  • Döviz riskini azalttı,
  • Karbon düzenlemelerine karşı avantaj elde etti.

AB’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) dikkate alındığında, enerji dönüşümüne yatırım yapmayan ihracatçı firmalar önümüzdeki dönemde daha yüksek maliyetlerle karşılaşabilir.

Sonuç

Nisan 2026 verileri Türkiye enerji sektöründe sessiz ama çok önemli bir dönüşümün yaşandığını gösteriyor. Artık tartışma “yenilenebilir enerji büyür mü?” sorusundan çıkmış durumda.

Asıl soru şu: Güneş ve rüzgarın ağırlık kazandığı yeni enerji sisteminde depolama, şebeke yatırımları ve finansman altyapısı bu büyümeyi taşıyabilecek mi?

Türkiye’nin önümüzdeki 10 yıllık enerji hikâyesi büyük ölçüde bu sorunun cevabına bağlı olacak.

Okumaya devam et

GÜNCEL

Migros’tan 2 Milyarlık GES Yatırımı

Migros’tan Enerjide Sessiz Devrim: 2 Milyar TL’lik GES Hamlesiyle Elektriğinin %24’ünü Kendisi Üretiyor

Yayınlanma:

|

Yazan:

Türkiye’de perakende sektöründe enerji maliyetleri her geçen gün daha stratejik hale gelirken, Migros dikkat çekici bir dönüşüme imza attı. Şirket, son üç yılda gerçekleştirdiği 2 milyar TL’yi aşan Güneş Enerjisi Santrali (GES) yatırımıyla toplam kurulu gücünü 105,3 MWp seviyesine çıkardı.

Bu yatırım sayesinde Migros, yıllık enerji ihtiyacının yaklaşık yüzde 24’ünü kendi ürettiği yenilenebilir enerjiyle karşılar hale geldi.

Perakendede Yeni Dönem: “Kendi Elektriğini Üreten Marketler”

Enerji maliyetlerindeki sert yükseliş, özellikle binlerce şubesi bulunan zincir marketleri ciddi şekilde etkiliyor. Soğutma sistemleri, lojistik merkezleri, depolar ve mağaza aydınlatmaları yüksek enerji tüketimi oluştururken, elektrik giderleri artık operasyonel kârlılık açısından kritik bir kalem haline geldi.

Migros’un attığı bu adım yalnızca bir çevre yatırımı değil; aynı zamanda finansal risk yönetimi hamlesi olarak da görülüyor. Çünkü şirketler artık sadece ürün maliyetleriyle değil; enerji fiyatlarındaki oynaklık, karbon vergileri ve sürdürülebilirlik baskısıyla da mücadele ediyor.

105,3 MWp Ne Anlama Geliyor?

105,3 MWp’lik kurulu güç, birçok organize sanayi bölgesinin enerji ihtiyacına yaklaşan büyük bir kapasiteyi ifade ediyor. Bu seviyedeki bir yatırım sayesinde:

  • Elektrik maliyetlerinde uzun vadeli öngörülebilirlik sağlanıyor
  • Döviz bazlı enerji maliyetlerine karşı koruma oluşuyor
  • Karbon ayak izi azaltılıyor
  • ESG (Çevresel, Sosyal, Yönetişim) kriterlerinde şirketin puanı yükseliyor
  • Yeşil finansman erişimi kolaylaşıyor

Özellikle Avrupa Birliği’nin karbon düzenlemeleri düşünüldüğünde, büyük ölçekli firmaların enerji bağımsızlığı artık sadece tercih değil, rekabet avantajı haline geliyor.

Şirketler Neden GES’e Yöneliyor?

Son dönemde sadece perakende değil; sanayi, lojistik, tekstil, çimento ve gıda sektörlerinde de GES yatırımlarında ciddi artış yaşanıyor. Bunun temel nedenleri şunlar:

1. Yüksek Elektrik Maliyetleri

Türkiye’de sanayi elektriği son yıllarda ciddi maliyet baskısı oluşturdu. Şirketler artık enerji faturalarını kontrol etmek için kendi üretim modellerine yöneliyor.

2. Finansmana Erişim Sorunu

Krediye ulaşmanın zorlaştığı dönemde, işletmeler maliyet düşürücü yatırımları önceliklendiriyor. GES yatırımları orta vadede kendini amorti ettiği için tercih ediliyor.

3. Avrupa’nın Karbon Baskısı

İhracatçı şirketler için “yeşil üretim” artık zorunluluk haline geliyor. Karbon yoğun üretim yapan şirketler ileride ek vergilerle karşı karşıya kalabilir.

4. Kur Riskine Karşı Koruma

Enerji ithalatına bağımlı yapı nedeniyle elektrik maliyetleri dolaylı olarak dövizden etkileniyor. GES yatırımları bu riski azaltıyor.

Migros’un Hamlesi Ne Mesaj Veriyor?

Migros’un yatırımı, Türkiye’de büyük şirketlerin artık yalnızca satış büyümesine değil, operasyonel dayanıklılığa da odaklandığını gösteriyor.

Bu modelin önümüzdeki dönemde:

  • AVM zincirlerinde
  • Lojistik firmalarında
  • Organize perakende şirketlerinde
  • Büyük üretim tesislerinde
    daha da hızlanması bekleniyor.

Özellikle enerji maliyetlerinin yüksek seyrettiği bir dönemde, “kendi elektriğini üreten şirket” modeli finans dünyasında daha güçlü bilançolar anlamına geliyor.

Bankalar Açısından Ne İfade Ediyor?

Bankacılık sektörü açısından bakıldığında ise bu tür yatırımlar artık yalnızca enerji projesi değil; kredi riski azaltıcı unsur olarak değerlendiriliyor.

Çünkü:

  • Enerji gideri düşen firmanın nakit akışı güçleniyor
  • Faaliyet marjları daha öngörülebilir hale geliyor
  • Kur ve enerji şoklarına karşı dayanıklılık artıyor
  • ESG uyumlu firmaların uluslararası fonlara erişimi kolaylaşıyor

Bu nedenle birçok banka artık yeşil enerji yatırımlarına özel kredi paketleri hazırlıyor.

Enerjiyi Üreten Kazanacak

Türkiye’de yüksek faiz, kredi daralması ve maliyet baskısının yaşandığı yeni ekonomik düzende şirketler artık sadece satış yaparak değil, maliyetlerini kontrol ederek ayakta kalmaya çalışıyor.

Migros’un 2 milyar TL’yi aşan GES yatırımı da tam olarak bu dönüşümün simgesi niteliğinde.

Önümüzdeki dönemde “enerjisini kendi üreten şirketler” ile dışa bağımlı kalan şirketler arasındaki farkın bilançolarda çok daha net görülmesi bekleniyor.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.