Connect with us

EKONOMİ

FED ve Kazakistan’dan sonra sahne sırası ABD tarım dışı istihdamın!

Yayınlanma:

|

  • Küresel mali piyasalar dün güne FED ve Kazakistan endişelerinin gölgesinde olumsuz bir başlangıç yaptı. FED’in artan enflasyon endişesine paralel para politikası duruşunu daha erken sıkılaştıracağı beklentisinin tırmanması, küresel mali piyasaları olumsuz etkiledi. Öte yandan, akaryakıt fiyatlarına zam yapılması sonrası Kazakistan’da başlayan protesto gösterileri şiddete dönüşerek bir anda ülkenin tüm bölgelerine yayıldı. Yaşananların, tepkinin sadece zamla ilgili olmadığını da açık bir şekilde gösteriyor. 
  • Kazakistan’ın bir numaralı gündem maddesi olarak tabir caizse dün ‘bomba’ etkisi yaratması ile kripto paralardan, petrole, hatta uranyuma kadar pek çok varlık fiyatında sert hareketler oldu. Hatta, Kazakistan’ın Rusya’dan askeri yardım da istediğini not edelim. Ordu’nun kontrolü ele geçirdiği haberlerini okuyoruz. 
  • Daha birkaç gün önce 50bin dolar seviyesinde olan Bitcoin dün 42bin dolar seviyesindeki kritik destek seviyesine kadar geriledi. Bitcoin madenciliğinde önemli bir yere sahip olan Kazakistan’da (dünyanın en büyük ikinci gücü: %18,4) hash oranı (Bitcoin ağının işlemci gücü) elektrik ve internetin kesilmesi nedeniyle madencilik faaliyetini olumsuz etkiledi. Teknik manada, Bitcoin’de 42bin ve 39bin bandından kademeli olarak pozisyon artırılabileceğini düşünüyoruz. 
  • Öte yandan, uranyum ve enerji konusunda da önemli bir oyuncu olan Kazakistan’da yaşanan son gelişmeler, petrol fiyatlarını da etkiledi. Hatırlanacağı üzere, OPEC+ Şubat’ta günlük 400bin varil üretim artışı hedefini korumasına rağmen, petrol talebinin kuvvetli olacağının altını çizmesi ile petrol son 6 haftanın zirvesine çıkarken 83 dolar seviyesine dayandı. Son 5 haftada yükseliş %26 oranında oldu. Kritik direnç seviyesi olan 86,70 doların geçilmesi durumunda, yeni bir macera için uzun pozisyon deneyeceğiz. Bu arada, gerek varil fiyatı gerekse de TL’nin son günlerde değer kaybı ile benzine yeni zamların da kapıda olduğunu düşünüyoruz. 
  • Kazakistan olayları doğrudan ve dolaylı olarak enerji sektöründen Bitcoin’i varan geniş çapta varlık fiyatlarını etkilerken, FED’in erken ve hızlı faiz artırım sinyali, ABD dolarının piyasa faizi olan 10 yıllık tahvilleri de 9 ayın zirvesine taşıdı. Risksiz faiz olarak görülen ABD faizlerinin dün %1,72 seviyesine yükselişi hem kıymetli madenleri hem de gelişmekte olan ülke borçlanma maliyetlerini üzerinde baskı kurdu. Takdir edersiniz ki, faiz getirisi olmayan altın ve gümüş, ABD (reel) faizin yükselişinden olumsuz etkileniyor. İyimser konuşabilmemiz için, gümüşte haftalık kapanışın 22,10 dolar ; altında ise 1,770 dolar seviyesinin altında olmaması gerekiyor. Faiz hadlerinin dünyada yükselmesi, gelişmekte olan ülkelerin borçlanma maliyetlerini de yükseltiyor. Dün 2047 vadeli dolar cinsi Türkiye eurobondunun getirisi %7,63 seviyesine yükseldi (Eylül başında %6 seviyesinin diplerinde idi). Dolar yatırımcılarının göz ucuyla mevduata alternatif olarak eurobondları takip etmesi gerektiğini düşünüyoruz. 
  • Kıymetli madenler, kriptolar derken, son günlerde oluşan risk off moduna yenik düşen ABD hisse senetleri, dün akşamı da düşüşle tamamlasa da, olumsuz havanın bir nebze de olsun hafiflediğini görüyoruz. hafif de olsa yara sarmakla geçirdi. Belki de bu eğilimde, ABD’de açıklanan hizmet sektörü ISM endeksinin tahminlerin çok altında kalması hatta Aralık ayında Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım (FAO) örgütünün açıkladığı gıda fiyatlarının bir miktar da olsun düşüş kaydemesi etkili oldu. 
  • Türkiye cephesine geçmeden, FED’in piyasaların ritmini bozan tutanaklarına bir cümle ile de olsun tekrar atıfta bulunmak isterim. İlk olarak beklenen bir haberin (sürpriz değil) zamanlamasının biraz erkene çekilmiş olması yeni bir beklenti yaratarak piyasaları bir müddet bu fiyatlamanın peşinden koşturabilir. Ne de demesiniz, takvim yılı ile birlikte yeni ve beyaz bir sayfa açılırken, para kazanmak için de mazeret lazım. Tahvil faizlerinin daha da artabileceği, benzer bir şekilde, hisse senetlerinin de değer kaybedebileceği ihtimalini göz ardı etmiyoruz. İyi de biz ne yapacağız? Kısa vadede türbülans geçince, mutlaka hikayesi olan hisse senetlerine, yıkıcı teknolojisi ile kripto paralara, gayrimenkul fiyatlar gevşerse fiziki varlıklarda boy göstermeye devam edeceğiz. Bunlar için de enflasyonun ivme kaybetmeye başladığında yönelik emareler bekleyeceğiz. Kısa vadede temkinli, her düşüşte azar azar, kasa kontrolünü elden bırakmadan ve panik yapmadan sağlıklı bir strateji belirleyeceğiz. Özetle, ABD ve Avrupa borsalarındaki düşüşleri alım fırsatına çevireceğiz. 
  • Türkiye cephesinde hava dün gün boyu tedirgin seyretti. Gerçi fiyatlamalarda büyük çaplı bir değişim de yaşanmadı. Borsa İstanbul günü başladığı gibi yatay bitirdi. USDTRY kuru gün boyu dalgalı ama yukarı yönlü bir seyir izleyerek günü 13,90 seviyesinin kıyısına kadar yükseldi. USDTRY kurunda teknik manada 18,40 – 10,25 hareketinin %50 düzeltme seviyesi olarak 14,30 radar menzilinde görüldüğünü düşünüyoruz. 
  • KKTC’de aylık enflasyonun son 20 yılın; yıllık enflasyonun ise hem KKTC hem de Türkiye’de son 19 yılın zirvesine çıktığı bir ortamda, yetkililerini faiz artırma seçeneğini “heterodox” davranarak elinin tersiyle itmesi ve devamında Döviz Endeksli Mevduat (DEM) ürünü ile bir nevi ucu açık bir şekilde faiz artırması sonrasında, TL’de olan yatırımcıların bu ürüne rağbet gösterdikleri, lakin döviz yatırımcısının TL’ye geçiş yönünde halen daha isteksiz olduğunu görüyoruz.  
  • Bu bağlamda, dün TCMB’nin haftalık para ve banka istatistiklerini takip ettik. 31 Aralık ile biten haftada, parite ve fiyat etkisinden arındırılmış rakamlara göre gerçek kişilerin döviz mevduatları (DTH) önceki haftaya göre 0,35 milyar dolar artış kaydetti. Yıl sonu etkisi ile tüzel kişilerin DTH’ları ise 2,9 milyar dolar azaldı. Gerçek kişilerin DTH rakamlarının arttığını gösteren resmi veriler, DEM’e de ilginin olmadığını sergiliyor. TCMB’nin brüt döviz ve altın rezervleri ise söz konusu haftada anlamlı bir değişim kaydetmedi: Toplam yabancı para varlıkları 111 milyar dolar seviyesinde kaldı. 
  • Dün basından takip ettiğimiz kadarıyla, DEM düzenlemesi ile ilgili bir haber de ciddi kafa karışıklığı yaşattı. Meclis’e sunulan kanun teklifiyle kur korumalı mevduat hesabından ortaya çıkabilecek fark için bankalara ödemelerin nakit yanında tahville (borç senedi) de yapılabilmesinin önü açılıyor. Bankalar mevduat sahiplerine (mudiye) nakit ödeme yapacakları için likidite riski anlamına geliyor. Her ne kadar bankaların, söz konusu tahvilleri TCMB ile repo yapıp likidite yaratabilecek manevra alanları olsa da, ürünün detaylarının devamlı değişmesi de başlı başına güven erozyonu olarak görülüyor.  
  • ABD borsalarındaki satış baskısının hafiflemesi sonrasında, bu sabah Asya piyasaları da olumluya döndü. Yukarıda da belirttiğim üzere, ne FED ne de piyasalar ‘majör’ bir değişim için hazır olmadıklarını düşünüyoruz. Vaka sayılarının rekor seviyede artması, piyasalarda sürü bağışıklığı bakış açısıyla huzursuzluk yaratmasa da, yeni mutasyon ihtimali piyasaları da otoritleri de ürkülüyor. Artık sistem, bu kadar aşı, bu kadar covid testini ve de bütçelere yüküne taşıyamayacak noktalara geldi. Küçücük KKTC’de bile dün vaka sayısı 1,000 eşiğini aştı! 
  • Asya piyasalarının ve ABD borsalarının vadeli işlemlerinin bu sabah olumluya dönmesine rağmen, günün ikinci yarısında, KKTC saati ile 15:30’da açıklanacak ABD Aralık ayı istihdam raporu büyük bir merakla bekleniyor. Anketlere göre, tarım dışı istihdamın 400bin kişi artması, işsizlik oranının ise %4,1’e gerilemesi bekleniyor. Verinin alt kalemlerinde, enflasyon göstergesi olan yıllık maaş artışlarının da en az manşet veri kadar önemle takip edileceğini göz ardı etmeyelim (beklenti: %4,2).

>Bitcoin

Kazakistan olaylarının Bitcoin’i olumsuz etkilemesi ile, kritik destek seviyeleri test ediliyor. Teknik manada, alım için veya pozisyon artırmak için 39 – 42bin bandının takip edilebileceğini düşünüyoruz.

164153679928611659c0befa546d2ea5931ff88d5c_1_1200.jpg

>FAO

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO)’dan yapılan açıklamaya göre, gıda fiyat endeksi Aralık 2021’de bir önceki aya göre %0,9 düşerken, yıllık bazda %23,1 artışla 133,7 puana yükseldi. 

Reuters’de henüz Aralık ayı verisi güncellenmediğinden, grafik Kasım ayındaki 134,38 değerini gösteriyor. Gıda fiyatlarının özellikle pandemi döneminde etkili olan arz şokları nedeniyle uzun bir süredir keskin bir şekilde yükselmesi ardında, bir nebze de olsun soluklandığını görüyoruz. Devamının gelip gelmeyeceği yönünde ise veri ardından konuşan FAO Ekonomisti Abbassian’a kulak verelim: “Koşullar 2022 için iyimserliğe az yer bırakıyor.” 

1641536799508473cb6f74c275cd0ed731b4005896_2_1200.jpg

>Altın ve Gümüşte Faiz tehdidi

ABD 10 yıllık tahvil faizlerin %1,73 ile son 9 ayın zirvesine yükselmesiyle, faiz getirisi olmayan altın ve gümüş zemin kaybetmeye başladı. Bugün ABD’de açıklanacak kritik tarım dışı istihdam verisi sonrası haftalık kapanış da önem arz edecektir. Gümüşte 22,10 ; altında ise kabaca 1,765 seviyesine (haftalık grafiklerde kapanış) dikkat edelim. 

164153680062940b07b6b8c3a5663e25890088bbce_3_1200.jpg
1641536800e8f6968f0116becf1a4d37ae4e34dea0_4_1200.jpg

>Türkiye 2047 Eurobond

Türkiye’nin 2047 vadeli eurobond (gösterge) yeniden %7,60 seviyelerine yükseldi. Gerek pandemi gerekse de 2018 Papaz Brunson döneminde %8,50 seviyelerine varan br yükseliş kaydetmişti. Yabancı para yatırımcıları, vadeye dikkat etmek koşulu ile (kısa vadeli de pek çok kıymet bulunuyor) mevduata alternatif olarak eurobondları takip edebilirler.

16415368000d50f95c7c7cc6609184d854bea3536c_5_1200.jpg

>ARK Genomic Revolution ETF (ARKG)

Cathie Wood’un yönettiği ARK grubunun borsa hisse fonu ARKG, uzun süredir radar menzilimizde bulunuyor. Fon, normal şartlar altında, sağlık, bilgi teknolojisi, malzeme, enerji ve isteğe bağlı tüketici dahil olmak üzere birden fazla sektördeki şirketlere yatırım yapıyor. Teknik manada, kademeli olarak alım yapmaya başladığımız ARKG’de 2022 yılında iyi bir performans bekliyoruz. Kama formasyonunu içinde, aşağıda 50 dolar seviyesine kadar olası hareketlerde, kademeli alım yaparak formasyonun çalışmasını kenara çekilip bekleyeceğiz. 

16415368012fbf1b4d53c3bddafa00c8658d7a0d8c_6_1200.jpg

İKTİSATBANK

Okumaya devam et

EKONOMİ

Ekonomide “Ruj Etkisi” Nedir?

Kriz Dönemlerinde Küçük Lükslerin Büyük Hikâyesi

Yayınlanma:

|

Tüketici Psikolojisi, Davranışsal Finans ve Ekonomiye Etkileri

Ekonomik krizler, yüksek enflasyon, gelir kaybı ve belirsizlik dönemlerinde insanların harcama davranışları tamamen değişir. Ancak bu değişim her zaman “daha az harcamak” anlamına gelmez.

Tam tersine, insanlar büyük harcamaları ertelerken kendilerini mutlu edecek küçük lükslere yönelmeye başlar.

Ekonomi literatüründe bu davranış biçimi “Lipstick Effect” (Ruj Etkisi) olarak adlandırılır.

Bugün dünyanın birçok ülkesinde; kozmetik, kişisel bakım, kahve zincirleri, premium çikolata, küçük elektronik ürünler, online eğlence ve uygun fiyatlı lüks ürünlerin kriz dönemlerinde satışlarının artmasının arkasında yatan temel psikolojik mekanizmalardan biri budur.

Peki gerçekten “Ruj Etkisi” var mıdır?

Yoksa sadece pazarlama dünyasının ürettiği bir efsane midir?

Ruj Etkisi Nedir?

“Ruj Etkisi”, ekonomik daralma dönemlerinde tüketicilerin;

  • otomobil,
  • konut,
  • beyaz eşya,
  • tatil,
  • lüks saat,
  • mücevher

gibi pahalı harcamalarını azaltırken,

kendilerini psikolojik olarak iyi hissettirecek nispeten ucuz lüks ürünlere yönelmesini ifade eder.

Buradaki temel mantık şudur: “Büyük mutluluğu satın alamıyorum; küçük mutluluklar satın alıyorum.”

Bu nedenle;

  • ruj,
  • parfüm,
  • cilt bakım ürünleri,
  • kaliteli kahve,
  • küçük teknolojik aksesuarlar,
  • markalı ayakkabı,
  • premium çikolata

gibi ürünlerin satışları ekonomik durgunlukta beklenenden daha güçlü kalabilir.

Kavram Nasıl Ortaya Çıktı?

Bu kavram özellikle 2001 yılında dönemin Leonard Lauder tarafından gündeme getirildi.

Lauder, ABD ekonomisi durgunluğa girerken Estée Lauder’in ruj satışlarının arttığını gözlemledi.

Bunun üzerine şu yorumu yaptı: “Kadınlar büyük lükslerden vazgeçiyor ancak küçük lükslerden vazgeçmiyor.”

Bu gözlem daha sonra davranışsal ekonomi çalışmalarında sıkça incelenmeye başladı.

Davranışsal Ekonomi Bunu Nasıl Açıklıyor?

İnsan beyni kriz dönemlerinde üç temel ihtiyaca yönelir.

1. Kontrol Hissi

Ekonomik kriz bireyin hayatındaki kontrol algısını azaltır.

İnsanlar kontrol edemedikleri büyük sorunlar karşısında küçük kararlarla psikolojik denge kurmaya çalışırlar.

Örneğin;

  • yeni bir ruj almak
  • kaliteli kahve içmek
  • saçını yaptırmak

kişiye “hala hayatımı yönetebiliyorum” hissi verir.

2. Kendini Ödüllendirme

Uzun süre ekonomik baskı altında yaşayan bireyler kendilerini ödüllendirmek ister.

Fakat bütçe sınırlıdır.

Bu nedenle; 50 bin TL’lik tatil yerine 500 TL’lik parfüm tercih edilir.

3. Moral Koruma

Psikologlara göre kriz dönemlerinde insanların ruh sağlığı da bozulmaktadır.

Küçük lüksler;

  • umut,
  • motivasyon,
  • özgüven

üretmeye yardımcı olur.

Toplum Psikolojisi Nasıl Etkileniyor?

Ekonomik krizlerde toplumda genellikle şu süreç yaşanır:

Önce; “Harcamaları azaltmalıyım.” Ardından; “Hiç mutlu olamıyorum”

Sonra ise; “Kendime küçük bir şey alayım”

İşte Ruj Etkisi tam burada devreye girer.

Toplum; büyük harcamaları keserken, küçük mutlulukları korumaya çalışır.

Ruj Etkisinin Görüldüğü Ülkeler

ABD (2001)

Dot-com krizinde kozmetik satışları yükseldi.

Lüks otomobil satışları düştü.

ABD (2008 Finans Krizi)

Birçok araştırmada;

  • uygun fiyatlı kozmetik,
  • kahve zincirleri,
  • hızlı moda ürünleri

güçlü satış gerçekleştirdi.

Güney Kore (1997 Asya Krizi)

Kişisel bakım ürünlerinde beklenmeyen artış görüldü.

Japonya

Uzun deflasyon döneminde premium ama küçük tüketim ürünleri büyümesini sürdürdü.

Brezilya

Resesyon dönemlerinde kozmetik sektörü birçok sektörden daha iyi performans gösterdi.

Türkiye’de Ruj Etkisi Görülüyor mu?

Aslında evet.

Türkiye’de son yıllarda;

  • kozmetik,
  • kişisel bakım,
  • kahve zincirleri,
  • premium kahve,
  • online yemek,
  • dijital abonelik,
  • küçük teknolojik ürünler

birçok ağır sanayi sektöründen daha hızlı büyüyebildi.

Yüksek enflasyon döneminde; insanlar; ev değiştirmedi, otomobil almadı,

ancak;

  • kaliteli kahve içmeye,
  • kişisel bakım ürünlerine,
  • küçük elektroniklere,
  • kozmetiğe

harcama yapmaya devam etti.

Bu durum klasik bir “Lipstick Effect” örneğidir.

Hangi Toplumlarda Daha Güçlü Görülür?

En belirgin olarak;

✔ şehirleşmiş toplumlarda

✔ orta gelir grubunda

✔ kadın istihdamının yüksek olduğu ekonomilerde

✔ tüketim kültürünün geliştiği ülkelerde

✔ sosyal medya kullanımının yoğun olduğu toplumlarda

daha güçlü ortaya çıkar.

Çünkü bireyler sosyal görünürlüğünü tamamen kaybetmek istemez.

Sosyal Medyanın Etkisi

Eskiden insanlar kriz yaşarken harcamayı tamamen kesebiliyordu.

Bugün ise;

Instagram,

TikTok,

YouTube,

influencer ekonomisi kişileri sürekli tüketmeye teşvik ediyor.

Bu nedenle artık; “mikro lüks” kavramı çok daha güçlü hale gelmiştir.

Ruj Etkisinin Ekonomiye Olumlu Tarafları

1. İç Talep Tamamen Çökmez

Ekonomide belli sektörler ayakta kalır.

2. İstihdam Korunabilir

Kozmetik, perakende, kişisel bakım, kafe zincirleri çalışmaya devam eder.

3. Vergi Geliri Devam Eder

KDV ve ÖTV gelirleri tamamen düşmez.

4. Psikolojik Çöküş Biraz Azalır

Tüketim tamamen durmadığı için moral korunabilir.

Olumsuz Tarafları

1. Tasarruf Azalabilir

Geliri düşen birey yine de harcama yapmaya devam eder.

2. Borçlanma Artabilir

Kredi kartı kullanımı yükselir.

3. Enflasyon Baskısı Sürebilir

Talep tamamen kaybolmadığı için fiyatlar direnç gösterebilir.

4. Yanıltıcı Ekonomik Görünüm

Perakende satışlar güçlü görünür.

Fakat; sanayi, yatırım, üretim, makine siparişleri gerilemeye devam eder.

Ruj Etkisinden Nasıl Çıkılır?

Bunun yolu yalnızca bireysel tasarruf çağrıları değildir.

Asıl çözüm;

  • fiyat istikrarı,
  • düşük enflasyon,
  • güven veren ekonomi yönetimi,
  • öngörülebilir para politikası,
  • reel gelir artışı,
  • istihdam güvenliği,
  • üretim ve verimlilik artışı

ile mümkündür.

Gelir güvencesi yeniden sağlandığında tüketiciler psikolojik telafi harcamalarına daha az ihtiyaç duyar.

Türkiye İçin Çıkarılacak Dersler

Türkiye gibi yüksek enflasyon yaşayan ekonomilerde Ruj Etkisi; ekonominin güçlü olduğunun değil, çoğu zaman tüketicinin psikolojik uyum mekanizmasının göstergesidir.

Bu nedenle yalnızca AVM yoğunluğu, kozmetik satışları veya kahve zincirlerindeki hareketlilik üzerinden ekonomik canlılık yorumu yapmak yanıltıcı olabilir.

Sağlıklı büyümenin göstergesi;

  • üretim yatırımlarının artması,
  • makine-teçhizat yatırımlarının güçlenmesi,
  • ihracat kapasitesinin yükselmesi,
  • verimlilik artışı,
  • sürdürülebilir gelir büyümesi

olmalıdır.

Sonuç

“Ruj Etkisi”, kriz dönemlerinde insanların umudunu tamamen kaybetmediğini gösteren önemli bir davranışsal ekonomi olgusudur. Ancak bu etki, tek başına ekonomik iyileşmenin işareti değildir. Aksine, büyük yatırımların ertelendiği, gelir baskısının sürdüğü ve tüketicinin psikolojik dengeyi küçük harcamalarla korumaya çalıştığı dönemlerin yansımasıdır.

Türkiye açısından da değerlendirme yapılırken yalnızca perakende tüketim verilerine değil; yatırım iştahına, üretim kapasitesine, istihdama ve hane halkının reel gelirindeki değişime birlikte bakılması gerekir. Ruj Etkisi, ekonominin nabzını tutan ilginç bir gösterge olsa da, kalıcı refahın yerini tutamaz.

Okumaya devam et

EKONOMİ

Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı

Yayınlanma:

|

Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı: Reel Sektörün En Büyük Sorunu Artık Talep Değil, Finansmana Erişim

Türkiye ekonomisinde uzun süredir uygulanan sıkı para politikası, enflasyonla mücadele açısından önemli bir araç olarak görülse de, bu politikanın reel sektör üzerindeki yan etkileri artık göz ardı edilemeyecek boyutlara ulaştı.

Bugün sanayicinin en büyük problemi sipariş eksikliği kadar, hatta ondan daha fazla nakit akışını yönetememesi haline geldi. Finansmana erişimin zorlaşması, ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi ve işletme sermayesinin hızla erimesi, üretim yapan şirketleri tarihinin en zorlu dönemlerinden biriyle karşı karşıya bırakıyor.

Kriz Dönemlerinde “Nakit Kraldır”

Finans dünyasının en bilinen sözlerinden biri olan “Cash is King” (Nakit Kraldır) ifadesi bugün Türkiye sanayisi açısından hiç olmadığı kadar anlam kazanmış durumda.

Normal dönemlerde şirketler;

  • satış yaparak,
  • stoklarını yöneterek,
  • bankalardan uygun maliyetli kredi kullanarak,
  • tedarikçi vadeleri ile müşteri vadeleri arasında denge kurarak

işletme sermayelerini çevirebilirler.

Ancak bugün bu mekanizmaların neredeyse tamamı aynı anda bozulmuş durumda.

Merkez Bankası’nın sıkılaştırıcı politikaları sonucunda kredi büyümesinin ciddi biçimde sınırlandırılması, bankaların ticari kredi kullandırmakta son derece seçici davranmasına neden oldu.

Sonuç olarak birçok firma krediye ulaşamıyor, ulaşabilenler ise sürdürülebilir olmayan maliyetlerle borçlanabiliyor.

Nakit Akışı Bozulunca Bütün Finansal Sistem Çöküyor

Bir şirketin finansal sağlığı sadece bilançosuna bakılarak anlaşılmaz.

Asıl kritik gösterge nakit akışıdır.

Bugün birçok firma;

  • üretmeye devam ediyor,
  • satış yapıyor,
  • cirosunu artırıyor,

ancak kasasına zamanında para girmediği için faaliyetlerini finanse edemiyor.

Nakit döngüsü uzadıkça;

  • tedarikçi ödemeleri gecikiyor,
  • maaş yükü ağırlaşıyor,
  • vergi ödemeleri baskı oluşturuyor,
  • kredi geri ödemeleri aksıyor.

Sonrasında ise domino etkisi başlıyor.

Maliyet Hesabı Yapmak Neredeyse İmkânsız Hale Geldi

Sanayicinin ikinci büyük sorunu ise maliyet yönetimi.

Yüksek enflasyon ortamında;

  • enerji fiyatları,
  • işçilik maliyetleri,
  • kira giderleri,
  • finansman maliyetleri,
  • kur hareketleri,
  • hammadde fiyatları

aynı anda değişiyor.

Bu nedenle bugün verilen bir fiyat teklifinin maliyeti birkaç hafta sonra tamamen değişebiliyor.

Artık birçok sanayici ürününü satarken gerçek maliyetini bile tam olarak hesaplayamıyor.

Muhasebe kârı ile ekonomik kâr arasındaki fark her geçen gün açılıyor.

Vadeli Satışlar Kâr Değil, Zarar Yazdırıyor

Geçmiş yıllarda rekabet avantajı sağlayan uzun vadeli satışlar bugün birçok sektör için ciddi bir risk unsuruna dönüştü.

90, 120 hatta 180 gün vadeli yapılan satışlarda;

  • enflasyon,
  • finansman maliyeti,
  • kur değişimi,
  • işletme giderleri

satış anındaki hesapları tamamen geçersiz hale getiriyor.

Tahsilat günü geldiğinde firma nominal olarak para kazanmış görünse bile reel olarak zarar etmiş olabiliyor.

Bu durum özellikle işletme sermayesi ihtiyacı yüksek sektörlerde daha da belirgin hissediliyor.

Ticari Kredi Faizleri Yönetilebilir Seviyenin Üzerinde

Bugün ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi birçok yatırımın finansal fizibilitesini ortadan kaldırıyor.

Bu seviyelerde kullanılan krediler;

  • yatırım finansmanını,
  • işletme sermayesi yönetimini,
  • kapasite artırımlarını,
  • ihracat hazırlıklarını

ciddi biçimde zorlaştırıyor.

Üstelik krediye erişim de kolay değil.

Birçok firma için sorun artık faiz oranı değil; kredi bulabilmek.

Sanayici Belki de Hiç Bu Kadar Çaresiz Hissetmedi

Türkiye sanayisi geçmişte;

  • 1994 krizini,
  • 2001 finans krizini,
  • 2008 küresel krizini,
  • pandemi dönemini,
  • büyük kur şoklarını

atlattı.

Ancak bugünkü tabloyu farklı kılan unsur, aynı anda birçok riskin üst üste gelmiş olmasıdır.

Şirketler;

  • yüksek faiz,
  • düşük talep,
  • finansmana erişim sorunu,
  • artan maliyetler,
  • bozulan nakit akışı,
  • belirsiz fiyatlama ortamı

ile aynı anda mücadele etmek zorunda kalıyor.

Bu nedenle birçok sanayici kendisini önceki krizlerden daha kırılgan hissediyor.

Açıklanan Kredi Paketleri Neden Yeterli Olmuyor?

Son dönemde açıklanan çeşitli kredi destek paketleri piyasaya moral vermekle birlikte, reel sektörün toplam finansman ihtiyacı düşünüldüğünde oldukça sınırlı kalıyor.

Sorun sadece yeni kredi verilmesi değildir.

Asıl ihtiyaç;

  • işletme sermayesini güçlendirecek uzun vadeli finansman,
  • üretime yönelik seçici kredi mekanizmaları,
  • ihracatçıya uygun maliyetli kaynak,
  • yatırım kredilerinde öngörülebilir faiz yapısı,
  • KOBİ’lere hızlı erişilebilir finansman modelleri

oluşturulmasıdır.

Aksi halde açıklanan paketler yalnızca belirli firmalara kısa süreli nefes aldırırken, sektörün genelindeki finansman sorununu çözmeye yetmeyecektir.

Sözün özü

Enflasyonla mücadele, makroekonomik istikrar açısından vazgeçilmezdir. Ancak üretim ekonomisinin sürdürülebilirliği de aynı derecede önem taşımaktadır.

Bugün reel sektörün karşı karşıya olduğu temel sorun yalnızca yüksek faiz değildir; işletme sermayesinin erimesi, kredi kanallarının daralması, maliyet hesaplarının öngörülemez hale gelmesi ve nakit akışının bozulmasıdır.

Ekonomide üretim kapasitesini koruyacak, yatırım iştahını canlı tutacak ve sanayicinin finansmana erişimini kolaylaştıracak daha dengeli politikalar oluşturulmadığı sürece, sadece enflasyon göstergelerindeki iyileşmeye odaklanmak uzun vadede üretim, istihdam ve ihracat üzerinde kalıcı hasarlar bırakabilir.

Bugün sanayicinin talebi ayrıcalık değil; üretmeye devam edebileceği öngörülebilir, erişilebilir ve sürdürülebilir bir finansman ekosistemidir.

Okumaya devam et

EKONOMİ

Talep Enflasyonu Biterken Türkiye “Yokluk Enflasyonu” Riskine mi Giriyor?

Yayınlanma:

|

Son iki yıldır ekonomi yönetiminin temel yaklaşımı, talep enflasyonunu kontrol altına almak üzerine kuruldu.

Faizler artırıldı, kredi büyümesi sınırlandı, tüketim baskılanmaya çalışıldı.

Varsayım şuydu: Talep azalırsa fiyat artışları da yavaşlar.

Ancak bugün reel sektörden gelen sinyaller farklı bir riskin büyüdüğünü gösteriyor.

Özellikle yüksek finansman maliyetleri, krediye erişimde yaşanan zorluklar, artan işletme sermayesi ihtiyacı ve daralan iç talep nedeniyle birçok sanayi işletmesi kapasitesini düşürüyor, vardiya azaltıyor veya üretimini tamamen durduruyor.

Bu durum devam ederse önümüzdeki dönemde farklı bir enflasyon türüyle karşılaşabiliriz.

Talep Enflasyonundan Arz Kaynaklı Enflasyona

Ekonomide fiyatlar sadece aşırı talepten yükselmez.

Üretimin azalması, arzın daralması ve piyasada mal bulunabilirliğinin düşmesi de fiyatları yukarı iter.

Bugün birçok sektörde yaşanan gelişmeler bu riski artırıyor:

  1. Üretim kapasiteleri düşüyor.
  2. Yeni yatırımlar erteleniyor.
  3. İşletme sermayesi hızla eriyor.
  4. KOBİ’ler finansmana ulaşamıyor.
  5. Konkordato başvuruları artıyor.
  6. Bazı fabrikalar üretimi geçici olarak durduruyor.

Talep zayıf görünse bile üretim daha hızlı küçülürse piyasadaki mal arzı da daralmaya başlar.

İşte bu noktada fiyatlar yeniden yukarı yönlü hareket edebilir.

Yeni Risk: “Yokluk Enflasyonu”

Buna halk arasında “yokluk enflasyonu” denilebilir. Ekonomik literatürde ise bunun karşılığı daha çok arz yönlü enflasyon (cost-push/supply-side inflation) veya arz şoku kaynaklı enflasyon olarak tanımlanır.

Yani insanlar çok fazla tükettiği için değil, piyasada yeterince ürün üretilemediği için fiyatlar yükselmeye başlar.

Özellikle;

  1. Sanayi üretimindeki daralma,
  2. İthal girdilere bağımlılık,
  3. Finansmana erişim güçlüğü,
  4. Enerji ve lojistik maliyetleri

aynı anda etkili olduğunda arz tarafı hızla bozulabilir.

Bugünün En Büyük Riski

Bir ekonomide üretici para kazanamaz hale gelirse önce yatırımlar durur. Ardından kapasite küçülür. Sonrasında üretim azalır. Üretim azaldığında ise piyasadaki mal miktarı düşer. Mal azaldığında fiyatların yeniden yükselmesi kaçınılmaz hale gelir.

Bu nedenle sadece talebi baskılayan politikalar uzun süre tek başına uygulanırsa, bir süre sonra arz tarafında kalıcı hasar oluşturma riski ortaya çıkar.

Dengeli Politika Şart

Enflasyonla mücadele elbette önemlidir.

Ancak bunu yaparken üretim kapasitesinin korunması, sanayinin finansmana erişiminin sağlanması ve işletme sermayesinin sürdürülebilir seviyede tutulması da en az fiyat istikrarı kadar önemlidir. Aksi halde ekonomi, talep enflasyonunu kontrol altına alırken bu kez üretim yetersizliğinden kaynaklanan yeni bir fiyat baskısıyla karşı karşıya kalabilir.

Asıl soru artık şudur: Talebi gerçekten kontrol altına mı alıyoruz, yoksa üretim kapasitesini zayıflatarak geleceğin arz sorunlarını mı hazırlıyoruz?

Erol TAŞDELEN – Ekonomist     www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.