Connect with us

EKONOMİ

FED ve Kazakistan’dan sonra sahne sırası ABD tarım dışı istihdamın!

Yayınlanma:

|

  • Küresel mali piyasalar dün güne FED ve Kazakistan endişelerinin gölgesinde olumsuz bir başlangıç yaptı. FED’in artan enflasyon endişesine paralel para politikası duruşunu daha erken sıkılaştıracağı beklentisinin tırmanması, küresel mali piyasaları olumsuz etkiledi. Öte yandan, akaryakıt fiyatlarına zam yapılması sonrası Kazakistan’da başlayan protesto gösterileri şiddete dönüşerek bir anda ülkenin tüm bölgelerine yayıldı. Yaşananların, tepkinin sadece zamla ilgili olmadığını da açık bir şekilde gösteriyor. 
  • Kazakistan’ın bir numaralı gündem maddesi olarak tabir caizse dün ‘bomba’ etkisi yaratması ile kripto paralardan, petrole, hatta uranyuma kadar pek çok varlık fiyatında sert hareketler oldu. Hatta, Kazakistan’ın Rusya’dan askeri yardım da istediğini not edelim. Ordu’nun kontrolü ele geçirdiği haberlerini okuyoruz. 
  • Daha birkaç gün önce 50bin dolar seviyesinde olan Bitcoin dün 42bin dolar seviyesindeki kritik destek seviyesine kadar geriledi. Bitcoin madenciliğinde önemli bir yere sahip olan Kazakistan’da (dünyanın en büyük ikinci gücü: %18,4) hash oranı (Bitcoin ağının işlemci gücü) elektrik ve internetin kesilmesi nedeniyle madencilik faaliyetini olumsuz etkiledi. Teknik manada, Bitcoin’de 42bin ve 39bin bandından kademeli olarak pozisyon artırılabileceğini düşünüyoruz. 
  • Öte yandan, uranyum ve enerji konusunda da önemli bir oyuncu olan Kazakistan’da yaşanan son gelişmeler, petrol fiyatlarını da etkiledi. Hatırlanacağı üzere, OPEC+ Şubat’ta günlük 400bin varil üretim artışı hedefini korumasına rağmen, petrol talebinin kuvvetli olacağının altını çizmesi ile petrol son 6 haftanın zirvesine çıkarken 83 dolar seviyesine dayandı. Son 5 haftada yükseliş %26 oranında oldu. Kritik direnç seviyesi olan 86,70 doların geçilmesi durumunda, yeni bir macera için uzun pozisyon deneyeceğiz. Bu arada, gerek varil fiyatı gerekse de TL’nin son günlerde değer kaybı ile benzine yeni zamların da kapıda olduğunu düşünüyoruz. 
  • Kazakistan olayları doğrudan ve dolaylı olarak enerji sektöründen Bitcoin’i varan geniş çapta varlık fiyatlarını etkilerken, FED’in erken ve hızlı faiz artırım sinyali, ABD dolarının piyasa faizi olan 10 yıllık tahvilleri de 9 ayın zirvesine taşıdı. Risksiz faiz olarak görülen ABD faizlerinin dün %1,72 seviyesine yükselişi hem kıymetli madenleri hem de gelişmekte olan ülke borçlanma maliyetlerini üzerinde baskı kurdu. Takdir edersiniz ki, faiz getirisi olmayan altın ve gümüş, ABD (reel) faizin yükselişinden olumsuz etkileniyor. İyimser konuşabilmemiz için, gümüşte haftalık kapanışın 22,10 dolar ; altında ise 1,770 dolar seviyesinin altında olmaması gerekiyor. Faiz hadlerinin dünyada yükselmesi, gelişmekte olan ülkelerin borçlanma maliyetlerini de yükseltiyor. Dün 2047 vadeli dolar cinsi Türkiye eurobondunun getirisi %7,63 seviyesine yükseldi (Eylül başında %6 seviyesinin diplerinde idi). Dolar yatırımcılarının göz ucuyla mevduata alternatif olarak eurobondları takip etmesi gerektiğini düşünüyoruz. 
  • Kıymetli madenler, kriptolar derken, son günlerde oluşan risk off moduna yenik düşen ABD hisse senetleri, dün akşamı da düşüşle tamamlasa da, olumsuz havanın bir nebze de olsun hafiflediğini görüyoruz. hafif de olsa yara sarmakla geçirdi. Belki de bu eğilimde, ABD’de açıklanan hizmet sektörü ISM endeksinin tahminlerin çok altında kalması hatta Aralık ayında Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım (FAO) örgütünün açıkladığı gıda fiyatlarının bir miktar da olsun düşüş kaydemesi etkili oldu. 
  • Türkiye cephesine geçmeden, FED’in piyasaların ritmini bozan tutanaklarına bir cümle ile de olsun tekrar atıfta bulunmak isterim. İlk olarak beklenen bir haberin (sürpriz değil) zamanlamasının biraz erkene çekilmiş olması yeni bir beklenti yaratarak piyasaları bir müddet bu fiyatlamanın peşinden koşturabilir. Ne de demesiniz, takvim yılı ile birlikte yeni ve beyaz bir sayfa açılırken, para kazanmak için de mazeret lazım. Tahvil faizlerinin daha da artabileceği, benzer bir şekilde, hisse senetlerinin de değer kaybedebileceği ihtimalini göz ardı etmiyoruz. İyi de biz ne yapacağız? Kısa vadede türbülans geçince, mutlaka hikayesi olan hisse senetlerine, yıkıcı teknolojisi ile kripto paralara, gayrimenkul fiyatlar gevşerse fiziki varlıklarda boy göstermeye devam edeceğiz. Bunlar için de enflasyonun ivme kaybetmeye başladığında yönelik emareler bekleyeceğiz. Kısa vadede temkinli, her düşüşte azar azar, kasa kontrolünü elden bırakmadan ve panik yapmadan sağlıklı bir strateji belirleyeceğiz. Özetle, ABD ve Avrupa borsalarındaki düşüşleri alım fırsatına çevireceğiz. 
  • Türkiye cephesinde hava dün gün boyu tedirgin seyretti. Gerçi fiyatlamalarda büyük çaplı bir değişim de yaşanmadı. Borsa İstanbul günü başladığı gibi yatay bitirdi. USDTRY kuru gün boyu dalgalı ama yukarı yönlü bir seyir izleyerek günü 13,90 seviyesinin kıyısına kadar yükseldi. USDTRY kurunda teknik manada 18,40 – 10,25 hareketinin %50 düzeltme seviyesi olarak 14,30 radar menzilinde görüldüğünü düşünüyoruz. 
  • KKTC’de aylık enflasyonun son 20 yılın; yıllık enflasyonun ise hem KKTC hem de Türkiye’de son 19 yılın zirvesine çıktığı bir ortamda, yetkililerini faiz artırma seçeneğini “heterodox” davranarak elinin tersiyle itmesi ve devamında Döviz Endeksli Mevduat (DEM) ürünü ile bir nevi ucu açık bir şekilde faiz artırması sonrasında, TL’de olan yatırımcıların bu ürüne rağbet gösterdikleri, lakin döviz yatırımcısının TL’ye geçiş yönünde halen daha isteksiz olduğunu görüyoruz.  
  • Bu bağlamda, dün TCMB’nin haftalık para ve banka istatistiklerini takip ettik. 31 Aralık ile biten haftada, parite ve fiyat etkisinden arındırılmış rakamlara göre gerçek kişilerin döviz mevduatları (DTH) önceki haftaya göre 0,35 milyar dolar artış kaydetti. Yıl sonu etkisi ile tüzel kişilerin DTH’ları ise 2,9 milyar dolar azaldı. Gerçek kişilerin DTH rakamlarının arttığını gösteren resmi veriler, DEM’e de ilginin olmadığını sergiliyor. TCMB’nin brüt döviz ve altın rezervleri ise söz konusu haftada anlamlı bir değişim kaydetmedi: Toplam yabancı para varlıkları 111 milyar dolar seviyesinde kaldı. 
  • Dün basından takip ettiğimiz kadarıyla, DEM düzenlemesi ile ilgili bir haber de ciddi kafa karışıklığı yaşattı. Meclis’e sunulan kanun teklifiyle kur korumalı mevduat hesabından ortaya çıkabilecek fark için bankalara ödemelerin nakit yanında tahville (borç senedi) de yapılabilmesinin önü açılıyor. Bankalar mevduat sahiplerine (mudiye) nakit ödeme yapacakları için likidite riski anlamına geliyor. Her ne kadar bankaların, söz konusu tahvilleri TCMB ile repo yapıp likidite yaratabilecek manevra alanları olsa da, ürünün detaylarının devamlı değişmesi de başlı başına güven erozyonu olarak görülüyor.  
  • ABD borsalarındaki satış baskısının hafiflemesi sonrasında, bu sabah Asya piyasaları da olumluya döndü. Yukarıda da belirttiğim üzere, ne FED ne de piyasalar ‘majör’ bir değişim için hazır olmadıklarını düşünüyoruz. Vaka sayılarının rekor seviyede artması, piyasalarda sürü bağışıklığı bakış açısıyla huzursuzluk yaratmasa da, yeni mutasyon ihtimali piyasaları da otoritleri de ürkülüyor. Artık sistem, bu kadar aşı, bu kadar covid testini ve de bütçelere yüküne taşıyamayacak noktalara geldi. Küçücük KKTC’de bile dün vaka sayısı 1,000 eşiğini aştı! 
  • Asya piyasalarının ve ABD borsalarının vadeli işlemlerinin bu sabah olumluya dönmesine rağmen, günün ikinci yarısında, KKTC saati ile 15:30’da açıklanacak ABD Aralık ayı istihdam raporu büyük bir merakla bekleniyor. Anketlere göre, tarım dışı istihdamın 400bin kişi artması, işsizlik oranının ise %4,1’e gerilemesi bekleniyor. Verinin alt kalemlerinde, enflasyon göstergesi olan yıllık maaş artışlarının da en az manşet veri kadar önemle takip edileceğini göz ardı etmeyelim (beklenti: %4,2).

>Bitcoin

Kazakistan olaylarının Bitcoin’i olumsuz etkilemesi ile, kritik destek seviyeleri test ediliyor. Teknik manada, alım için veya pozisyon artırmak için 39 – 42bin bandının takip edilebileceğini düşünüyoruz.

164153679928611659c0befa546d2ea5931ff88d5c_1_1200.jpg

>FAO

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO)’dan yapılan açıklamaya göre, gıda fiyat endeksi Aralık 2021’de bir önceki aya göre %0,9 düşerken, yıllık bazda %23,1 artışla 133,7 puana yükseldi. 

Reuters’de henüz Aralık ayı verisi güncellenmediğinden, grafik Kasım ayındaki 134,38 değerini gösteriyor. Gıda fiyatlarının özellikle pandemi döneminde etkili olan arz şokları nedeniyle uzun bir süredir keskin bir şekilde yükselmesi ardında, bir nebze de olsun soluklandığını görüyoruz. Devamının gelip gelmeyeceği yönünde ise veri ardından konuşan FAO Ekonomisti Abbassian’a kulak verelim: “Koşullar 2022 için iyimserliğe az yer bırakıyor.” 

1641536799508473cb6f74c275cd0ed731b4005896_2_1200.jpg

>Altın ve Gümüşte Faiz tehdidi

ABD 10 yıllık tahvil faizlerin %1,73 ile son 9 ayın zirvesine yükselmesiyle, faiz getirisi olmayan altın ve gümüş zemin kaybetmeye başladı. Bugün ABD’de açıklanacak kritik tarım dışı istihdam verisi sonrası haftalık kapanış da önem arz edecektir. Gümüşte 22,10 ; altında ise kabaca 1,765 seviyesine (haftalık grafiklerde kapanış) dikkat edelim. 

164153680062940b07b6b8c3a5663e25890088bbce_3_1200.jpg
1641536800e8f6968f0116becf1a4d37ae4e34dea0_4_1200.jpg

>Türkiye 2047 Eurobond

Türkiye’nin 2047 vadeli eurobond (gösterge) yeniden %7,60 seviyelerine yükseldi. Gerek pandemi gerekse de 2018 Papaz Brunson döneminde %8,50 seviyelerine varan br yükseliş kaydetmişti. Yabancı para yatırımcıları, vadeye dikkat etmek koşulu ile (kısa vadeli de pek çok kıymet bulunuyor) mevduata alternatif olarak eurobondları takip edebilirler.

16415368000d50f95c7c7cc6609184d854bea3536c_5_1200.jpg

>ARK Genomic Revolution ETF (ARKG)

Cathie Wood’un yönettiği ARK grubunun borsa hisse fonu ARKG, uzun süredir radar menzilimizde bulunuyor. Fon, normal şartlar altında, sağlık, bilgi teknolojisi, malzeme, enerji ve isteğe bağlı tüketici dahil olmak üzere birden fazla sektördeki şirketlere yatırım yapıyor. Teknik manada, kademeli olarak alım yapmaya başladığımız ARKG’de 2022 yılında iyi bir performans bekliyoruz. Kama formasyonunu içinde, aşağıda 50 dolar seviyesine kadar olası hareketlerde, kademeli alım yaparak formasyonun çalışmasını kenara çekilip bekleyeceğiz. 

16415368012fbf1b4d53c3bddafa00c8658d7a0d8c_6_1200.jpg

İKTİSATBANK

Okumaya devam et

EKONOMİ

2026’nın ilk sinyali; büyüyemeyen ekonomi

“Büyümeden ödün vermeden enflasyonu düşürme” hedefinin, programın iki temel dinamiği değiştirilmeden gerçekleşemeyeceği artık verilerle sabittir. O nedenle ilk çeyrek büyüme verisi, önemli bir uyarı işaretidir

Yayınlanma:

|

TÜİK verilerine göre Türkiye ekonomisi bu yılın birinci çeyreğinde (Ocak-Şubat-Mart) geçen yılın aynı çeyreğine göre, yıllık bazda yüzde 2,5 büyüdü. Ancak bu oran piyasa beklentisi olan yüzde 2,7’nin altında kaldı.

Daha da önemlisi çeyreklik bazda büyüme fiilen “sıfır” (yüzde 0,1); bir önceki çeyreğe göre aslında büyümedik. Çeyreklik bazda yüzde 0,1’lik bu oran, ekonomik aktivite düzeyinin bir önceki çeyreğe oranla yatay bir seyir izlediğini gösteriyor.

Sanayi yıllık bazda yüzde 0,8 küçülürken, özellikle imalat sektörü kaynaklı küçülme çeyreklik verilere de yansıdı. Sanayi üretimi, yüksek faiz ortamı ve artan maliyetlerin etkisiyle ivme kaybederek büyümeyi aşağı çeken ana unsur oldu.

Tarım sektörü 2025 yılının derin küçülme oranlarından sonra nihayet yıllık bazda yüzde 4,6, çeyreklik bazda ise yüzde 5,9 büyüdü.

İnşaat sektörü ise 2025 yılında yüzde 10’un üzerinde seyreden rekor büyüme oranlarının ardından ilk çeyrekte yıllık bazda sadece yüzde 3,2 büyüdü, üstelik çeyreklik bazda yüzde 1,7 daraldı.

Sektörlerdeki zayıf görünümün yanında bilgi-iletişimdeki yüzde 9,5’luk oran çarpıcı görünse de bu durum büyük ölçüde 5G teknoloji altyapı yatırımlarına dayalı olduğu için kalıcı bir ivmelenme olmayabilir.

Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde büyümenin itici güçlerinden biri de yatırımlar yani gayrisafi sabit sermaye oluşumu (makine-teçhizat ve inşaat yatırımları). Bu kalem yıllık bazda yüzde 3 artış kaydedip büyümeye 0,8 puanlık katkı verse de çeyreklik bazda yüzde 2,2 küçüldü.

Stoklar ise büyümeye 0,5 puanlık pozitif katkı verdi. Çeyreklik bazda talep yavaşlarken üretilen malların bir kısmının satılamayıp rafa kalktığı anlaşılıyor olsa da bunun da teknik olarak büyüme rakamını yukarıda tuttuğu görülüyor.

Harcama yöntemiyle milli gelire bakalım;

Hanehalkı tüketimi yıllık yüzde 4,8 arttı ancak çeyreklik artış yüzde 0,1’de kaldı. Talebin sıkılaşma adımlarıyla hız kestiği hissediliyor. Ama kimin talebi ve tüketimi? Zaten “program” dar ve sabit gelirliler üzerinde çalışıyor yıllardır. Yine de yüksek gelirlilerin ve servet transferinin etkisiyle doğan talebin baskılanması zor.

Devlet de harcamacı tarafta yerini aldı; yıllık bazda devletin nihai harcamaları yüzde 2,1 artarken, çeyreklik artış yüzde 3,3 oldu. “Kamuda tasarruf olmalı” derken, devletin harcamalarının artması büyük ikilemi ortaya koyuyor.

Asıl kırılganlık ihracatta. İhracat yıllık yüzde 12,7, çeyreklik yüzde 7,5 daralarak en zayıf halka oldu. Bu dengesizlik sebebiyle net dış ticaret, büyümeyi 2,5 puan aşağı çekti.

İhracattaki sorunlar yapısal nitelik taşıyor. Yüksek faiz, girdi maliyetlerindeki artış, kur baskısı, atıl kapasite ve dış talepteki durgunluk, hepsi bir arada etkisini gösterdi.

Nisan sonunda imalatçı ihracatçılar için kurumlar vergisi oranının yüzde 9’a, ihracatçılar için yüzde 14’e indirilmesi olumlu bir adım; ancak yapısal sorunlar gündemdeyken bu düzenlemenin etkisi sınırlı kalacak. Sanayinin dış rekabet gücü zayıfladıkça ihracat üzerindeki baskı artmaya devam edecek. Bu sürecin işsizliği yukarı taşıması kaçınılmaz görünüyor.

Program hedefiyle gerçek arasındaki makas açıklanamaz hale geldi. Talebin baskılanması ve kur kontrolüne dayanan mevcut program, enflasyonla mücadelede somut bir ilerleme sağlayamıyor. Öte yandan iç ve dış talebi belirgin şekilde soğuttuğu anlaşılıyor. “Büyümeden ödün vermeden enflasyonu düşürme” hedefinin, programın iki temel dinamiği değiştirilmeden gerçekleşemeyeceği artık verilerle sabittir. O nedenle ilk çeyrek büyüme verisi, önemli bir uyarı işaretidir.

Prof. Dr. Binhan Elif YILMAZ – T24

Okumaya devam et

EKONOMİ

Haziran–Ağustos’ta 2 trilyon TL borç servisi: Hazine büyük sınava giriyor

Haziran–Ağustos’ta 2 trilyon TL borç servisi: Hazine yaz aylarında yoğun borçlanma trafiğine giriyor

Yayınlanma:

|

Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın Haziran–Ağustos 2026 iç borçlanma stratejisi, yaz döneminde kamu finansmanı açısından oldukça yoğun bir takvime girildiğini gösteriyor. Üç aylık dönemde toplam borç ödemesi 2,013 trilyon TL olacak. Bunun 1,767 trilyon TL’si iç borç servisi, 245,7 milyar TL’si dış borç servisi niteliğinde. Buna karşılık Hazine’nin aynı dönemde planladığı iç borçlanma tutarı 1,848 trilyon TL seviyesinde bulunuyor.

Haziran ayı özelinde toplam borç ödemesi 686,6 milyar TL. Bunun 554,9 milyar TL’si iç borç servisi; iç borç servisinin 373,5 milyar TL’si anapara, 181,4 milyar TL’si faiz ödemesinden oluşuyor. Hazine, Haziran’da 543,8 milyar TL iç borçlanma planlıyor.

Üç aylık tablo

Ay Toplam ödeme İç borç servisi İç borçlanma planı
Haziran 2026 686,6 milyar TL 554,9 milyar TL 543,8 milyar TL
Temmuz 2026 681,8 milyar TL 616,3 milyar TL 708,7 milyar TL
Ağustos 2026 644,3 milyar TL 595,8 milyar TL 595,8 milyar TL
Toplam 2,013 trilyon TL 1,767 trilyon TL 1,848 trilyon TL

Hazine’nin Haziran ayında 8–16 Haziran arasında toplam 11 ihraç planladığı görülüyor. Takvimde ABD doları cinsi devlet tahvili ve kira sertifikası, TÜFE’ye endeksli tahvil, TLREF’e endeksli tahvil, değişken faizli tahvil, altın tahvili, altına dayalı kira sertifikası, Hazine bonosu ve sabit kuponlu devlet tahvilleri yer alıyor.

Bu tablo, Hazine’nin yalnızca klasik TL tahvil piyasasına yaslanmadığını; döviz, altın, kira sertifikası, değişken faizli ve endeksli ürünlerle yatırımcı tabanını genişletmeye çalıştığını gösteriyor. Bu tercih, yüksek borç çevirme ihtiyacının tek bir enstrümana yüklenmeden karşılanmak istendiğine işaret ediyor.

Kritik risk: Faiz yükü büyüyor

Haziran’da iç borç servisinin 181,4 milyar TL’si faiz ödemesi. Temmuz’da faiz yükü 246,8 milyar TL’ye yükseliyor. Bu durum, borçlanma maliyetlerinin bütçe üzerinde giderek daha belirgin baskı oluşturduğunu gösteriyor.

Yani sorun yalnızca anapara çevrimi değil; yüksek faiz ortamında çevrilen borcun gelecekte bütçeye daha yüksek faiz yükü olarak dönme ihtimali de güçleniyor.

Piyasalar açısından anlamı

Bu büyüklükte bir borçlanma programı, bankaların bilanço yönetimini, mevduat faizlerini, tahvil faizlerini ve kredi iştahını doğrudan etkileyebilir. Hazine’nin yüksek montanlı borçlanma ihtiyacı, piyasa faizlerinin aşağı gelmesini zorlaştırabilir. Bankalar açısından devlet iç borçlanma senetleri cazip kaldıkça, reel sektöre kredi verme iştahı sınırlı kalabilir.

Haziran ayının ayrıca enflasyon ve merkez bankaları takvimi açısından da kritik olduğu görülüyor. TCMB’nin Para Politikası Kurulu toplantısı 11 Haziran 2026 tarihinde yapılacak. Mayıs ayı enflasyon verisinin ise TÜİK takvimine göre 3 Haziran’da açıklanması bekleniyor.

Haziran–Ağustos dönemi, Hazine için yalnızca rutin borç çevirme dönemi değil; aynı zamanda faiz, likidite, kur, enflasyon ve banka bilançoları açısından kritik bir stres testi olacak.

Hazine’nin 3 ayda 2 trilyon TL’yi aşan borç servisi ve 1,85 trilyon TL’ye yaklaşan iç borçlanma planı, Türkiye ekonomisinde kamu finansmanının piyasa dengeleri üzerindeki etkisinin yaz aylarında daha fazla hissedileceğini gösteriyor. Bankalar, yatırımcılar ve reel sektör açısından Haziran ayı, yalnızca ihale takvimi değil; faizin, likiditenin ve kredi kanallarının yeniden fiyatlanacağı bir dönem olabilir.

Bu kadar yoğun borçlanma TL’nin sulandırılması anlamına mı geliyor?

TL neden sulanabilir?

Hazine’nin Haziran-Ağustos döneminde yaklaşık 1,85 trilyon TL yeni iç borçlanma yapacak olması piyasadaki TL miktarını doğrudan ve dolaylı etkileyebilir.

Bunun birkaç kanalı var:

1. Borç ödemeleri piyasaya likidite bırakır

  • Hazine vadesi gelen tahvil ve bonoları öder.
  • Bankalar ve yatırımcılar hesaplarına yüklü miktarda TL alır.
  • Bu para tekrar tahvillere gitmezse dövize, altına veya mevduata kayabilir.

2. Faiz ödemeleri yeni para etkisi yaratır

  • Haziran ayında sadece faiz ödemesi 181 milyar TL.
  • Temmuz ve Ağustos ile birlikte yüz milyarlarca lira yatırımcıların hesaplarına geçecek.
  • Bu gelirler harcamaya veya farklı yatırım araçlarına yönelirse TL dolaşımı artar.

3. Merkez Bankası dolaylı olarak likiditeyi yönetmek zorunda kalır

  • Hazine’nin hesabından piyasaya çıkan para bankacılık sisteminde fazla likidite oluşturabilir.
  • TCMB bunu depo ihaleleri, zorunlu karşılıklar veya likidite senetleriyle çekmeye çalışır.

Ama neden tam anlamıyla para basmak değildir?

Burada kritik ayrım şudur:

Hazine piyasadan borçlanıyor.

Yani:

  • Bir taraftan 554 milyar TL ödeme yapıyor.
  • Diğer taraftan 543 milyar TL yeni borçlanıyor.

Dolayısıyla net bazda sistemde sınırsız yeni para oluşmuyor.

Eğer TCMB doğrudan Hazine’ye para basıp verseydi bu gerçek anlamda parasal genişleme olurdu.

Türkiye’de mevcut sistemde Hazine ağırlıklı olarak:

  • Bankalardan,
  • Fonlardan,
  • Sigorta şirketlerinden,
  • Bireysel yatırımcılardan

borçlanıyor.

Asıl risk nerede?

Sorun TL’nin miktarından çok borcun sürekli çevrilmesi.

Bugün:

  • 2 trilyon TL borç ödeniyor.
  • Yeni 1,85 trilyon TL borç alınıyor.

Yarın:

  • Bu 1,85 trilyon TL’nin de vadesi gelecek.
  • Daha yüksek faizle yeniden çevrilmesi gerekecek.

Bu durum zamanla:

  • Faiz giderlerini büyütür
  • Bütçe açığını artırır
  • Vergi ihtiyacını artırır
  • Enflasyon baskısını yükseltir
  • TL üzerindeki güven baskısını artırabilir

“Hazine borç mu ödüyor, yoksa borcu yeni borçla mı çeviriyor?”

Bugünkü tabloya bakıldığında Türkiye’nin yaptığı şey büyük ölçüde: “Borç ödeyerek borçlanmak değil, borçlanarak borç çevirmek.”

Bu sürdürülebilir olduğu sürece sorun oluşturmaz. Ancak büyüme yavaşlar, faizler yüksek kalır ve bütçe açığı büyürse, piyasa bir noktadan sonra daha yüksek faiz talep etmeye başlar. İşte TL üzerindeki asıl baskı da o zaman ortaya çıkar.

Bu nedenle Haziran-Ağustos dönemindeki 2 trilyon TL’lik borç servisi, yalnızca bir finansman operasyonu değil; aynı zamanda Türkiye’nin faiz, enflasyon ve kur dengesinin de önemli bir sınavı niteliğindedir.

Okumaya devam et

EKONOMİ

Kredi Kısarak Enflasyon Düşer mi? Bedeli Reel Sektöre, Faturası Kime?

Yayınlanma:

|

Türkiye’de enflasyonla mücadelede kredi büyümesine getirilen sınırlar, para politikasının ana araçlarından biri haline geldi. Ancak soru kritik: Sadece kredi musluklarını kısarak enflasyon kalıcı biçimde düşer mi? Yanıt kısa: Talebi soğutur, ama tek başına yapısal enflasyonu çözmez; üstelik reel sektörde üretim, istihdam, nakit akışı ve yatırım tarafında kalıcı hasar bırakabilir.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın 2026 para politikası metninde kredi büyümesinin ve kredi kompozisyonunun “dezenflasyon sürecini ve parasal aktarım mekanizmasını destekleyici” çerçevede tutulacağı açıkça belirtiliyor. TCMB Başkanı Fatih Karahan’ın, 2025 Şubat ayında Uşak ve Denizli sunumlarında da benzer görüşler vardı.  Yani kredi kısıtları, tesadüfi değil; mevcut ekonomi programının bilinçli bir parçası. TCMB ayrıca kredi büyüme sınırlarının ve istisnaların yıl içinde gözden geçirileceğini de ilan etmiş durumda.

Kredi kısıtlaması dışında hangi para politikası araçları var?

Enflasyonu düşürmek için ekonomi yönetiminin elindeki araç sadece kredi kısıtlaması değildir. Başlıca araçlar şunlardır:

Politika faizi: Merkez Bankası faizi artırarak tüketimi, kredi talebini ve döviz talebini yavaşlatır. Reuters’ın Mayıs 2026 haberlerinde TCMB politika faizinin yüzde 37 seviyesinde olduğu, enflasyon baskıları nedeniyle faiz artışı beklentilerinin yeniden gündeme geldiği aktarılıyor.

Zorunlu karşılıklar: Bankaların topladıkları mevduatın bir kısmını krediye dönüştürmesini sınırlayan veya yönlendiren araçtır. TCMB, Mayıs 2026’da bazı krediler için zorunlu karşılık uygulamalarında değişiklik yaparak kredi dinamiklerini etkilemeye devam etti.

Likidite yönetimi: Merkez Bankası piyasaya verdiği TL miktarını sıkılaştırarak bankaların fonlama maliyetini yükseltebilir.

Makroihtiyati tedbirler: Kredi büyüme sınırı, kredi kartı taksit sınırlamaları, ihtiyaç kredisi vade kısıtları, ticari kredi büyüme limitleri gibi düzenlemeler bu gruptadır.

Kur ve beklenti yönetimi: Enflasyon sadece bugünkü talep değil, gelecekteki fiyat beklentileriyle de ilgilidir. TCMB, enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışlarının dezenflasyon süreci için risk oluşturduğunu vurguluyor.

Maliye politikası desteği: Kamu harcamalarının, vergi politikasının ve bütçe disiplininin para politikasıyla uyumlu olması gerekir. IMF, Türkiye’de sıkı para politikası, ılımlı ücret artışı ve genel olarak nötr maliye politikasının kademeli dezenflasyonu destekleyeceğini belirtiyor.

Sadece kredi kısarak enflasyon düşürülebilir mi?

Kısa vadede evet, kalıcı olarak hayır.

Kredi kısıldığında tüketici daha az borçlanır, şirket daha az stok yapar, yatırım ertelenir, iç talep soğur. Talep yavaşlayınca bazı fiyat artışları frenlenir. Ancak Türkiye’de enflasyonun önemli bölümü sadece talep kaynaklı değildir.

Türkiye’de enflasyonun arkasında kur geçişkenliği, enerji maliyetleri, gıda arz sorunları, kira baskısı, vergi artışları, ücret-fiyat sarmalı, ithal girdi bağımlılığı ve beklenti bozulması da vardır. Nitekim Nisan 2026’da aylık enflasyonun yüzde 4,18’e, yıllık enflasyonun yüzde 32,37’ye yükselmesinde enerji, gıda, konut, ulaşım ve dış jeopolitik baskıların etkili olduğu bildirildi.

Bu nedenle sadece kredi kısılması, hastalığın tamamını değil, belirtilerinden birini baskılar. Talep düşer ama maliyet enflasyonu devam ederse reel sektör iki taraftan sıkışır: satış yavaşlar, maliyet düşmez.

Reel sektöre telafisi zor zararlar

Kredi kısıtlaması en çok nakit akışı kırılgan, özkaynağı zayıf, vadeli çalışan, stokla üretim yapan ve ihracat/ithalat dengesine bağımlı firmaları vurur.

İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran Nisan ayında Programın sanayiciye, iş insanına ve KOBİ’lere iyi gelmediğini, mevcut yaklaşımın reel sektör ve bankalar üzerinde ağır bir yük oluşturduğunu belirtti.

Uygulanan Politikanın başlıca zararlarına geline:

1. İşletme sermayesi krizi: Firma mal alacak, üretim yapacak, maaş ödeyecek; ama krediye ulaşamıyorsa çark yavaşlar.

2. Vadeli satış zinciri bozulur: Reel sektörde birçok firma peşin alıp vadeli satar. Kredi olmayınca bu zincir kopar.

3. Konkordato ve batık kredi riski artar: Kredi kısıtı, borcu olan firmaya “nefes alma” imkânı vermezse, geçici likidite sorunu kalıcı iflas riskine dönüşür.

4. Yatırımlar ertelenir: Makine, kapasite artışı, ihracat yatırımı ve enerji yatırımı askıya alınır.

5. İstihdam kaybı doğar: Önce fazla mesai biter, sonra vardiya düşer, ardından işten çıkarma başlar.

6. Bankaların aktif kalitesi bozulur: Kredi verilmeyince risk azalıyor gibi görünür; ancak mevcut kredilerin tahsil kabiliyeti zayıflarsa bankaların takipteki alacakları artabilir. Ziraat Bankası CEO’su Alpaslan Çakar da 2025 Aralık sonunda, uzun süren sıkı para politikasının finansman maliyetlerini artırabileceği, işgücü piyasasını zayıflatabileceği, büyümeyi yavaşlatabileceği ve bankaların aktif kalitesini olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulunmuştu.

Buna rağmen neden devam ediliyor?

Çünkü ekonomi yönetimi açısından enflasyonu düşürmek için önce iç talebin kontrol altına alınması gerekiyor. Türkiye’de kredi büyümesi yüksek kaldığında, talep canlı kalıyor; talep canlı kaldığında fiyatlama davranışı bozuluyor; fiyatlama bozulduğunda da enflasyon beklentisi düşmüyor.

TCMB Başkanı Fatih Karahan, 2026 Enflasyon Raporu sunumunda ticari kredi büyümesinin dezenflasyon patikasıyla uyumlu seyretmesi için yabancı para kredi büyüme sınırının düşürüldüğünü ve TL ticari kredilerde istisnaların daraltıldığını belirtti. Bu adımların ardından ticari kredilerde büyümenin hız kestiğini ifade etti.

Yani kredi kısıtlamasının arkasındaki ana mantık şu:

Talebi yavaşlat → fiyat artış hızını düşür → beklentileri kır → enflasyonu aşağı çek.

Ancak bu zincirin çalışması için maliye politikası, kur politikası, gıda arzı, enerji maliyeti ve kamu fiyat ayarlamaları da aynı yönde çalışmalıdır. Aksi halde kredi kısıtlaması reel sektörü boğar ama enflasyon beklenen hızda düşmeyebilir.

Fatura kime çıkar?

Bu politikanın faturası eşit dağılmaz.

En ağır fatura KOBİ’lere çıkar. Büyük şirketler tahvil, halka arz, yurtdışı kredi veya grup içi finansmana erişebilir. KOBİ’nin tek kapısı bankadır.

İkinci fatura çalışanlara çıkar. Satış düşer, üretim azalır, işten çıkarma ve ücret baskısı başlar.

Üçüncü fatura tüketiciye çıkar. Kredi kartı, ihtiyaç kredisi, konut kredisi pahalanır; alım gücü düşer.

Dördüncü fatura bankalara çıkar. Yeni kredi riski sınırlansa bile eski kredilerin tahsil riski büyür.

Beşinci fatura devlete çıkar. Büyüme yavaşladığında vergi tahsilatı zayıflar, sosyal destek ihtiyacı artar.

Alternatif ne olmalı?

Kredi kısıtlaması tamamen kaldırılmalı demek gerçekçi değildir. Ancak seçici, üretimi koruyan, tüketim ve spekülasyonu hedef alan bir model gerekir.

Öneriler:

Üretim, ihracat, istihdam ve enerji verimliliği kredileri kısıt dışında tutulmalı.

KOBİ’ler için işletme sermayesi kredilerinde ayrı kota açılmalı.

Kredi kısıtı sektör ayrımı yapmalı: Lüks tüketim, ithal tüketim ve spekülatif işlemler ayrı; üretim ve ihracat ayrı değerlendirilmelidir.

Vergi ve kamu zamları para politikasıyla uyumlu olmalı.

Gıda, kira ve enerji tarafında arz artırıcı reformlar yapılmalı.

Bankalar yalnızca kredi kısmaya değil, doğru firmayı seçerek finansmanı sürdürmeye yönlendirilmeli.

Üretim Enflasyon mücadelerine feda edilmemeli

Kredi kısıtlaması enflasyonla mücadelede kullanılan güçlü ama yan etkisi yüksek bir ilaçtır. Doz iyi ayarlanmazsa enflasyonu düşürürken üretim kapasitesini, istihdamı ve firma sermayesini tahrip edebilir.

Türkiye’nin ihtiyacı sadece “kredi musluğunu kısmak” değil; enflasyonu düşürürken üretimi yaşatacak akıllı kredi mimarisi kurmaktır.

Aksi halde enflasyon düşse bile geriye daha zayıf şirketler, daha kırılgan bankalar, daha yüksek işsizlik ve daha yorgun bir reel sektör kalabilir.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist     www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.