Connect with us

ŞİRKETLER

İşletmeler enflasyonla mücadele için ne yapabilir?

Yayınlanma:

|

Euro Bölgesi %8,6 ile tüm zamanların, ABD ise %9,1 ile 40 yılın en yüksek enflasyon rakamlarını açıkladı. Türkiye’de ise enflasyon, TÜİK verilerine göre yıllık bazda %79,6 oranında artarak 24 yılın zirvesine çıktı. Makroekonomik göstergeler birçok ülkenin enflasyonist bir ortam yaşadığına işaret ederken, işletmeler artan girdi maliyetleriyle mücadele ediyor. Peki, şirketler zorlu ekonomik koşulların üstesinden nasıl gelebilir? Bu yazımızda enflasyonun satın almaya etkilerine ve şirketlerin enflasyonla nasıl mücadele edebileceğine sizler için değindik.

Tüketiciler, alım güçlerini korumak için düşük enflasyonu tercih eder. İşletmeler de düşük enflasyondan yanadır, çünkü bugün yaptıkları yatırımlar istikrarlı bir dönemin ardından gelecekte daha büyük kazançlar olarak geri döner. Hükümetlerin de tercihi istikrarlı ve düşük enflasyondur. Fakat bugünün manzarası, bu durumun tam aksine işaret ediyor. Euro Bölgesi %8,6 ile tüm zamanların en yüksek enflasyonunu açıklarken, ABD’de %9,1 ile 40 yılın enflasyon rekoru kırılıyor. Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD), haziran ayında enflasyonun %10,3’e yükseldiğini açıkladı. Böylece enflasyon son 34 yılın en yüksek seviyesine çıkmış oldu. OECD ülkelerinin yaklaşık üçte biri çift haneli enflasyon kaydederken en yüksek oran Türkiye’de kaydedildi. Ayrıca OECD bölgesinde ortalama gıda enflasyonu temmuzda %12,59 iken Türkiye’de %93,9 oldu. Alım güçleri düşerken girdi maliyetleri artıyor, üretici ve tüketici arasındaki makas açıldıkça açılıyor. Tüm bu gelişmeler, işletmeleri daha stratejik kararlar almaya ve daha temkinli adımlar atmaya yönlendiriyor.

Bu yazımızda öncelikle enflasyonun neden yükseldiğine kısaca değineceğiz. Ardından enflasyonun satın alma departmanlarını nasıl etkilediğinden söz edecek ve şirketlere enflasyonist ortamla başa çıkmalarını kolaylaştıracak öneriler sıralayacağız.

Enflasyon neden yükseliyor?

Ekonomi oldukça temel bir mekanizmayla çalışır: Arz ve talep. Son dönemde ürün ve hizmetlere yönelik talep, pandemi öncesi seviyeleri aşsa da arz buna yetişemiyor. Arz edilen ürün ve hizmet azaldıkça kıymetleniyor ve bu da tüketicilere fiyat artışı olarak geri dönüyor. Çünkü pandemi kaynaklı tedarik zinciri sorunları sürüyor ve hafifleme sinyalleri gösterse de birçok ürün limanlarda ya da gemilerde hedeflerine ulaşmayı bekliyor. Nakliye maliyetleri yüksekliğini korurken, iş gücü problemleri de aynı ölçüde devam ediyor. Öte yandan pandeminin etkileri, ara sıra nükseden yeni varyantlar ve endişelerle dönemsel olarak şiddetlenebiliyor. Örneğin Çin’in uyguladığı sıfır COVID politikasıyla görülen katı kapanma uygulamaları, küresel tedarik zincirini doğrudan etkiliyor.

Pandemi etkilerinin yanı sıra dünyanın en güncel ve süregelen problemlerinden biri olarak sayılan Rusya’nın Ukrayna’yı işgali küresel ekonomide ve ticarette dengeleri değiştiriyor. Dünyanın en büyük tahıl ve gübre ihracatçılarından Rusya’dan küresel yaptırımlar ve Ukrayna’dan savaşın etkileri sebebiyle kısıtlanan arz, gıda fiyatlarını doğrudan etkiliyor. Savaş yarın bitecek olsa dahi Rusya’ya yönelik yaptırımlar ve Batı’nın tedarik kaynaklarını değiştirme çabaları, koşulların bir süre daha eski haline dönmesine engel olacak gibi görünüyor.

Enflasyon, satın alma departmanlarını nasıl etkiliyor?

Satın alma departmanlarının işi doğrudan ürün, hizmet ve taşımacılık maliyetleriyle ilgili olduğundan, satın alma liderleri kariyerlerinin şimdiye kadarki en zorlu dönemlerinden birini yaşıyor. Tedarik sektörüne yazılım sağlayan bir şirket tarafından yürütülen ankette 10 satın alma uzmanından 8’i (%84), tedarik zinciri aksaklarıyla uğraşmanın bugüne kadarki en büyük kariyer zorluğu olduğunu söylüyor.

Tüketici talebindeki hızlı değişimlerden ekonomik aktivitenin canlanmasına, tedarik zinciri problemlerinden ekonomideki kontrolsüz genişlemeye kadar birçok başlık, hammadde fiyatlarına enflasyon olarak yansıyor. Bu durum yeni finansal ve operasyonel riskler ortaya çıkarıyor. Satın alma profesyonelleri maliyetleri nasıl yönetecekleri, riskleri nasıl azaltacakları, sınırlı tedarikle nasıl başa çıkacakları ve kapasitenin yetersiz kullanımı gibi tehditleri nasıl bertaraf edecekleri üzerine düşünüyor. Her birinin yapması gereken başlıca üç şey bulunuyor: Tedarik kullanılabilirliğini en üst seviyeye çıkarmak, gereksiz maliyetleri en aza indirmek ve yeni fırsatları yakalamak. Bu amaçlar, temelde tüm şirketlerin enflasyonla mücadele stratejisinin merkezine yerleşiyor.

Şirketler, enflasyonla mücadele için neler yapabilir?

Bu sorunun yanıtları için Harvard Business Review’da yayımlanan ve birçok değerli öneride bulunulan “How Companies Can Prepare for a Long Run of High Inflation” isimli makaleye başvuruyoruz. Cornell, Missouri, Calgary gibi üniversitelerden akademisyenlerin kaleme aldığı bu yazıda, faiz artırımı önlemlerine ve bilanço düzenlemelerine rağmen enflasyonun bir süre daha bizimle olduğu uyarısında bulunuluyor ve aşağıdaki öneriler sıralanıyor:

Tüm değer zincirinizi ve bu zincirin tedarik zinciri şoklarına maruz kaldığı yönleri anlayın

Yalnızca acil tedarikçileriniz hakkında bilgi edinmenin ötesine geçin ve tedarikçinizin arkasındaki tedarikçiyi bulun. Küçük bir alt bileşen dahi çeşitli üretim aşamalarında dünyayı dolaşır. Her aşamada kesinti risklerini değerlendirin, alternatif tedarik kaynakları geliştirin ve yeterli envanter tuttuğunuza emin olun. Tam zamanında (just-in-time) stokları koruma günleri geride kaldı, tedarikte her ihtimale karşı (just-in-case) yaklaşımını benimsemenin tam zamanı!

Sermaye yapınızı anlayın

 Hisse senetleri, imtiyazlı hisseler, banka kredileri ve borçlar, her birinin üzerinden yeniden geçin. Hangilerinin ne zaman geri ödenmesi gerektiğini, hangilerinin faiz artışlarından etkilendiğini ve temerrüde düşerseniz hangilerinin işletmenizi olumsuz bir duruma sürükleyebileceğinin bilincinde olun. Geçtiğimiz on yılda işe yarayan finansal planlarınız, bugün için anlamlı olmayabilir. Riskleri yönetmek için kredilerinizi yeniden yapılandırın ve acil durumlarda kullanabileceğiniz tampon kredi limitlerini kurmayı sürdürün.

Küresel gelişmelere daha çok önem verin

Ülkelerin ekonomik ve siyasi iş birliklerinde yaşanan değişimlere ve uluslararası tedarikçilerin değişen politikalarına daha fazla dikkat edin. Ülkelerin uzun vadeli ekonomik çıkarları doğrultusunda her zaman rasyonel ve tutarlı hareket etmesi beklenemez. Zira politika, uluslararası baskılar ve ulusal koşullar, rasyonel ekonomik düşünceyi geride bırakarak iş politikalarında hızlı değişimlere yol açabilir.

Merkez bankalarını izleyin

Halihazırda iş yaptığınız ya da dünya ekonomisine yön veren ülkelerin merkez bankalarının kararlarını yakından takip edin. Politika duyuruları ve toplantı tutanaklarını birincil kaynaktan inceleyerek anlamaya çalışın. Analist yorumlarını ve beklentilerini takip ederek piyasadan haberdar olun.

Çalışanlarınıza değer verin

Bu öneri konuya biraz uzak görünse de, insanların iş piyasasından çıkışlarının küresel bir trende dönüştüğü bir dönemde, çalışan moralini yüksek tutmanın ve yıpranmayı önleyici şirket için stratejiler geliştirmenin işlerinize doğrudan etkisi olduğundan şüphe etmeyin. Kilit bir çalışanı kaybetmek, size aylarca sürecek bir üretkenlik kaybı ve yeni bir işe alım sürecinin maddi yüklerine mal olabilir. Çalışanlarınızla sürekli iletişim halinde olun, onların kariyer yolculuklarını takip edin, verimliliklerini artıracak koşulları sağlayarak şirketinize daha çok bağlanmalarını sağlayın ve enflasyonist ortamın onları da derinden etkilediğini bilerek iyileştirmelere gidin.

Kesinti kararlarınızı uygulamaya koyarken bir kez daha düşünün

Başarısız çeyrek dönemler yaşayan birçok teknoloji şirketi, artan maliyetlerle ve enflasyonla mücadele için ilk olarak çalışan kesintileri yapmaya başladı. Binlerce çalışan işinden oldu ve yaşam koşulları değişti. Ekonominin zorlayıcı dönemlerinde bu gibi eylemlere girişmek evrensel bir kabul gibidir fakat maaş, harcama veya personel kesintisi kararları almadan önce biraz daha düşünün, çünkü bu gibi eylemlerin sonucu çoğunlukla düşük çalışan morali ve yıpranmadır. Ar-Ge, çalışan eğitimi, pazarlama gibi alanlarda harcamaları kısmaya başlamak cazip gelse de, bu gibi eylemler için daha stratejik adımlar atın. Örneğin organizasyonel öncelikleri yatırım geri dönüşü, riskler ve belirsizlikler, büyüme potansiyeli gibi nicel göstergelerle belirleyin ve kesintileri en doğru noktalarda yaptığınıza emin olun.

Harcama görünürlüğü elde edin

Elbette yukarıdaki adımı atabilmenin önceliği, harcamalarınıza dair kapsamlı bir bakış açısına sahip olmaktan geçiyor. Bunun için gider yönetimine öncelik verin. Paranın nereye, kim tarafından ve nasıl harcandığını tespit edin. Stratejik ve stratejik olmayan harcamaları birbirinden ayırın, öncelikleri şirketin stratejisiyle uyumlu olarak belirleyin ve sürdürülebilir bir maliyet yönetimi sistemi kullanın. Maliyetleri iyi yönetebilirseniz, uzun vadede size daha çok kazanç olarak geri dönecek yatırımları rakiplerinizden daha fazla yapmayı başarırsınız.

Önerilerden de anlaşılacağı üzere işletmelerin ekonominin zorladığı zamanlarda yapması gereken ilk şey, harcama ve maliyetler üzerinde tam hakimiyet kurarak stratejik adımlar atmak olarak öne çıkıyor. Yukarıdaki maddeleri başarıyla uygulayan şirketler yüksek enflasyonun üstesinden gelmek için esneklik kazanırken, stratejik olarak yatırım yapmalarına olanak tanıyan maliyet yönetim sistemlerini de önceden oluşturabiliyor. Bu sayede şirketler, tabiri caizse yorucu bir ortamda hem hücum hem savunma oynayarak rakiplerini geride bırakma şansı elde ediyor.

Fieldz

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

İHRACATÇIYA YÜZDE 3 KUR DESTEĞİNDE KURALLAR DEĞİŞTİ

Yayınlanma:

|

Yazan:

TCMB’nin yeni uygulaması 1 Ekim itibarıyla başladı. Döviz almama taahhüdü kaldırılırken yerine %10’luk döviz pozisyon sınırı getirildi. Destek artık firmanın yarattığı katma değerle sınırlandırılacak. 2026’nın son üç ayında yıllık limitlerin yalnızca dörtte biri kullanılabilecek.

Bankavitrini – Özel Haber

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) ihracatçı ve döviz kazandırıcı hizmet sunan firmalara yönelik Döviz Dönüşüm Desteği uygulamasında 1 Ekim 2026 itibarıyla yeni dönem başladı.

Ağustos ayında yapılan düzenlemenin ayrıntıları netleşirken, yeni sistemde yalnızca dövizini Türk lirasına çeviren firmaya destek verilmesi anlayışından, üretim, istihdam ve katma değer yaratma kapasitesini de dikkate alan bir modele geçildi.

TCMB de 28 Eylül’de yayımladığı analizinde yeni uygulamanın daha kapsayıcı ve katma değeri esas alan bir yapıya kavuştuğunu açıkladı.

%3’lük destek devam ediyor

Döviz dönüşüm desteğinin temel oranı %2 olarak korunurken, geçici olarak uygulanan %3’lük destek oranı 31 Ocak 2027’ye kadar devam edecek.

Başka bir ifadeyle, uygun koşulları sağlayan firma TCMB’ye sattığı destek kapsamındaki dövizin TL karşılığı üzerinden bu dönemde %3 oranında destek alabilecek. Ancak yeni sistemde kritik nokta, firmanın istediği miktarda dövizi destek kapsamında satamayacak olması.

Çünkü artık destek tutarı ve döviz satış limiti firmanın yarattığı katma değerle ilişkilendiriliyor.

“Döviz alma” şartı kalktı, yerine %10 sınırı geldi

Yeni düzenlemenin firmalar açısından en önemli değişikliklerinden biri, daha önce uygulanan “dönüşüm sonrasında 1 ay döviz/altın almama” şartının kaldırılması.

Bunun yerine firmalara döviz pozisyon oranı sınırı getirildi. Yeni uygulamada firmanın likit döviz varlıklarının, net satış hasılatı ile toplam aktiflerinden yüksek olanına oranının %10’u aşmaması gerekiyor.Bu değişiklik özellikle bilançosunda yüksek miktarda likit döviz bulunduran şirketler açısından önemli.

Artık banka açısından sadece: “Firma döviz aldı mı?” sorusu değil, “Firmanın bilançosundaki likit döviz pozisyonu ne kadar?” sorusu da önem kazanacak.

Desteğin miktarı artık firmanın “katma değerine” bağlı

Yeni sistemin en dikkat çekici tarafı ise destek kapsamında satılabilecek döviz miktarının firmanın yarattığı katma değerle sınırlandırılması.

TCMB’nin hesabında iki temel unsur dikkate alınıyor: Faaliyet kârı + işgücü maliyeti

Faaliyet kârı, firmanın Gelir İdaresi Başkanlığı’na bildirdiği yıllık gelir tablosundan alınırken, işgücü maliyeti SGK kayıtlarındaki çalışanlar için ödenen maaş/ücret ve primlerin 12 aylık toplamından oluşuyor. Faaliyet kârı negatif olan firmalarda ise kâr tutarı sıfır kabul ediliyor.

Dolayısıyla zarar eden ancak yüksek istihdam maliyeti bulunan bir şirket de tamamen sistemin dışında kalmıyor.

Örnek: 100 milyon TL katma değer yaratan firma

Bir şirketin;

  • Faaliyet kârı: 40 milyon TL
  • 12 aylık işgücü maliyeti: 60 milyon TL olsun.

Firmanın dikkate alınan katma değeri:

40 + 60 = 100 milyon TL olacak.

Bu rakam, firmanın destek kapsamında satabileceği döviz tutarının belirlenmesinde esas alınacak.

Burada önemli bir ayrım var: 100 milyon TL katma değer, 100 milyon TL destek anlamına gelmiyor.

%3’lük destek oranında 100 milyon TL’lik dönüşümün destek karşılığı: 3 milyon TL oluyor.

Ayrıca yıllık toplam destek tutarı 100 milyon TL ile sınırlandırılmış durumda.

2026’nın son üç ayında limit dörtte bire düşüyor

Yeni sistemin ilk uygulama dönemi açısından dikkat edilmesi gereken en önemli ayrıntılardan biri de 2026 yılına ilişkin geçiş hükmü.

1 Ekim-31 Aralık 2026 döneminde yıllık olarak hesaplanan katma değer tutarının ve yıllık destek üst sınırının yalnızca dörtte biri dikkate alınacak.

Bu nedenle yıllık destek üst sınırı olan 100 milyon TL, 2026’nın son üç ayında: 25 milyon TL olarak uygulanacak.

Aynı şekilde firmanın yıllık katma değerine göre hesaplanan limit de 2026 son çeyreğinde dörtte bir oranında dikkate alınacak.

Yeni sistem doğrudan ihracatçı olmayan üreticiyi de kapsıyor

Düzenlemenin reel sektör açısından bir başka önemli boyutu ise tedarikçi firmalar.

Bir şirket ihracatı doğrudan kendisi gerçekleştirmiyor, ürünlerini aracı ihracatçı üzerinden ihraç ediyorsa, belirli koşulların sağlanması halinde döviz dönüşüm desteğinin tedarikçi firmaya doğrudan ödenebilmesinin önü açıldı.

TCMB, bu düzenlemeyle doğrudan ihracatçı olmayan daha fazla tedarikçi firmanın destekten yararlanmasının amaçlandığını belirtiyor.

Bu değişiklik özellikle ihracatını dış ticaret şirketleri veya aracı ihracatçılar üzerinden yapan üreticiler açısından önem taşıyor.

44 bin firma destekten yararlandı

TCMB’nin verilerine göre uygulamanın başladığı 2023 yılından bugüne yaklaşık 44 bin firmaya döviz dönüşüm desteği sağlandı.

Destekten yararlanan firmaların toplam ihracatçı firmalar içindeki payı da 2026 yılında %34’e ulaştı.

TCMB, yeni düzenlemeyle bu oranın daha da artmasını bekliyor.

Merkez Bankası’nın analizine göre yeni sistem özellikle daha önce döviz almama taahhüdü nedeniyle destekten yararlanamayan, ancak yüksek katma değer üreten firmaların da sisteme dahil olabilmesini amaçlıyor.

TCMB’nin yeni modelindeki temel değişiklikler

Konu 1 Ekim 2026 sonrası
Destek oranı %3 – 31 Ocak 2027’ye kadar
Temel destek oranı %2
Döviz almama taahhüdü Kaldırıldı
Döviz pozisyon sınırı %10
Firma satış limiti Katma değerle ilişkilendirildi
Katma değer hesabı Faaliyet kârı + işgücü maliyeti
Yıllık destek tavanı 100 milyon TL
2026 son çeyrek destek tavanı 25 milyon TL
Tedarikçi firma Belirli şartlarla doğrudan destek alabilecek

Bankacılık açısından yeni dönem: Kontrol yükü artıyor

Yeni düzenleme yalnızca ihracatçı firmaların hesaplama yöntemini değiştirmiyor.

Bankaların kontrol fonksiyonu da önem kazanıyor.

Çünkü artık firmanın;

  • döviz pozisyonu,
  • ihracat bedelinin kaynağı,
  • destek kapsamında satılabilecek döviz miktarı,
  • katma değer hesabı,
  • gerekli mali belgeleri birlikte değerlendirilecek.

Bu da döviz dönüşüm desteğini bankalar açısından basit bir döviz alış-satış işleminden çıkararak firma ve bilanço bazlı bir kontrol mekanizmasına dönüştürüyor.

Asıl değişiklik: “Dövizini getirene” değil, “katma değer yaratana” daha fazla alan

Yeni sistemin arkasındaki temel yaklaşım TCMB’nin kendi açıklamasında açık biçimde ortaya konuluyor.

Merkez Bankası, yeni uygulamayla desteği “yurt içinde üretim ve istihdam yoluyla daha fazla katma değer oluşturan ve net döviz satım eğilimi yüksek firmalara” yönlendirmeyi hedeflediğini belirtiyor.

Bu açıdan bakıldığında yeni modelde üç kriter öne çıkıyor:

1. Döviz pozisyonu

Firma bilançosunda ne kadar likit döviz taşıyor?

2. Katma değer

Firma ne kadar faaliyet kârı ve istihdam yaratıyor?

3. Döviz dönüşümü

Firma elde ettiği yurt dışı kaynaklı dövizin ne kadarını TL’ye çeviriyor?

Dolayısıyla sistem, klasik anlamdaki “dövizini bozdur, %3 primi al” mekanizmasından daha farklı bir yapıya dönüşüyor.

İhracatçı yeni dönemde nelere dikkat etmeli?

1 Ekim itibarıyla destekten yararlanmak isteyen firmaların özellikle şu dört başlığı kontrol etmesi gerekiyor:

• Döviz pozisyon oranı %10’un üzerinde mi?

• Faaliyet kârı ve işgücü maliyeti ne kadar?

• Bu rakamlara göre destek kapsamında satılabilecek döviz limiti ne?

• 2026 son çeyreğinde bu limitin yalnızca dörtte biri kullanılabilecek mi?

Bunlara ek olarak, aracı ihracatçı üzerinden çalışan üreticilerin de tedarikçi olarak doğrudan destek alma koşullarını ayrıca değerlendirmesi gerekiyor.

Bankavitrini’nin notu

Yeni düzenleme, döviz dönüşüm desteğinde önemli bir paradigma değişikliğine işaret ediyor.

Eski sistemin odağında “döviz alma” davranışı varken, yeni sistemin odağı “döviz pozisyonu + katma değer + istihdam” üçlüsüne kayıyor.

Bu nedenle özellikle yüksek ihracat yapan şirketlerin yalnızca ihracat rakamlarına değil, bilanço yapısına, faaliyet kârlılığına ve işgücü maliyetine de bakarak destek kapasitesini hesaplaması gerekiyor.

TCMB açısından ise hedef, desteğin rezervlere yaptığı katkının daha kalıcı hale gelmesi ve desteğin yüksek katma değer yaratan firmalara daha fazla ulaşması.

Kaynak: TCMB – Döviz Dönüşüm Desteğinde Yeni Dönem

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

TCMB’den KOBİ kredilerinde gevşeme: Sınır yüzde 5’e çıktı

Yayınlanma:

|

Yazan:

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), KOBİ kredilerinin büyüme sınırını yüzde 4,5’ten yüzde 5’e yükseltti. TL zorunlu karşılıklarda bloke tesis oranları da düşürüldü. Düzenleme, kredi kanalında kontrollü bir gevşeme adımı olarak öne çıktı.

TCMB, 1 Ekim 2026 tarihli 2026-43 sayılı Makroihtiyati Çerçeve Basın Duyurusu ile bankaların kredi kullandırma kapasitesini etkileyen iki önemli değişiklik yaptı.

Buna göre KOBİ kredileri için uygulanan yüzde 4,5’lik büyüme sınırı yüzde 5’e yükseltildi. Böylece bankaların KOBİ’lere kullandırabileceği kredi hacmindeki izin verilen büyüme oranı 0,5 puan artırılmış oldu.

İkinci adım: Bankaların likiditesi rahatlayacak

TCMB aynı duyuruda Türk lirası zorunlu karşılıklarda bloke tesis oranlarının düşürüldüğünü açıkladı. Merkez Bankası, değişikliğin amacını makrofinansal istikrarı ve bankaların likidite yönetimini desteklemek olarak açıkladı.

Bu düzenleme, KOBİ kredi büyüme limitinin artırılmasıyla birlikte değerlendirildiğinde, bankaların kredi verme tarafında önceki döneme göre bir miktar daha fazla hareket alanına kavuşması anlamına geliyor.

KOBİ kredilerinde önce sıkılaştırma yapılmıştı

TCMB, 23 Mayıs 2026’da KOBİ’lere kullandırılan TL kredilerinin sekiz haftalık büyüme sınırını yüzde 5’ten yüzde 4,5’e indirmişti. Aynı düzenlemede KOBİ dışı işletme kredilerinin büyüme sınırı da yüzde 3’ten yüzde 2’ye çekilmişti.

1 Ekim’deki yeni kararla KOBİ kredilerinde söz konusu sınır yeniden yüzde 5’e yükseltilmiş oldu.

Sanayici ve KOBİ açısından ne değişecek?

Yeni düzenleme, KOBİ kredilerinde kredi musluğunun tamamen açılması anlamına gelmiyor. Ancak önceki yüzde 4,5’lik sınıra göre bankalara daha yüksek kredi büyütme imkânı tanıyor.

Özellikle yüksek finansman maliyetleri ve krediye erişimde yaşanan sıkıntılar dikkate alındığında, düzenlemenin KOBİ’lerin işletme sermayesi ve yatırım finansmanına erişimini bir miktar kolaylaştırması beklenebilir. Bunun ne ölçüde gerçekleşeceği ise bankaların kredi iştahına, faiz oranlarına ve firma bazındaki risk değerlendirmelerine bağlı olacak.

Önemli nokta: TCMB’nin duyurusunda zorunlu karşılıklardaki bloke tesis oranlarının düşürüldüğü belirtilirken, bu duyuruda yeni oranların ayrıntısı yer almadı.

Bankacılık sektörü açısından mesaj

TCMB’nin son hamlesi, yıl içinde KOBİ kredilerinde uygulanan sıkılaştırmanın kısmen geri alınması ve bankaların likidite koşullarının desteklenmesi şeklinde okunabilir. Ancak bu adım, genel kredi politikasında kapsamlı bir gevşeme ilanı değil; KOBİ kredileri ve bankacılık likiditesi tarafında hedefli bir düzenleme niteliğinde.

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

150 Milyon TL Kredi Hayali Kurmayın! KOSGEB’de Limit Böyle Eriyor

KOSGEB’in 150 Milyon TL’lik Kredi Desteğinde Kritik Detay: Reklamdaki Rakamı Tam Kullanamayabilirsiniz!

Yayınlanma:

|

KOSGEB’in istihdam odaklı destek programında açıklanan KOBİ firmaları için 50 milyon TL ve KOBİ Dışı Ticari Firmalar için 150 milyon TL’lik kredi limitleri, işletmeler tarafından “kullanılabilecek kesin kredi tutarı” olarak algılanmamalı.

Çünkü açıklanan üst limitler, bazı işletmeler için çeşitli kriterler nedeniyle aşağı çekilebiliyor.

Daha önce aynı kapsamda kredi kullanıldıysa, kullanılan tutar yeni limitten düşülüyor. Bunun yanında işletmenin toplam borçluluğu da kredi tutarını etkileyebiliyor. Toplam borcun işletme kârının 3 katını aşması halinde ayrıca kesinti uygulanıyor.

“150 milyon TL kredi alırım” diye plan yapmayın!

Bu nedenle işletmelerin finansal planlamasını yalnızca KOSGEB’in açıkladığı üst limit üzerinden yapmaması gerekiyor.

Kredinin üst limitinden tam yararlanabilmek için;

  • Daha önce bu kapsamda kullandırım yapılmamış olması,
  • İşletmenin borçluluk seviyesinin düşük olması,
  • KOSGEB’in diğer başvuru ve uygunluk kriterlerinin sağlanması önem taşıyor.

Özetle; “KOSGEB 150 milyon TL kredi veriyor” demek, her işletmenin hesabına 150 milyon TL aktarılacağı anlamına gelmiyor.

Krediyi tam kullanırım diye plan yapmayın; önce işletmenizin geçmiş kullandırımını ve borçluluk oranını kontrol edin.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.