ŞİRKETLER
Maaş ve Yan Haklarda Yenileme Zamanı
Yayınlanma:
4 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
Amerikalı psikolog Frederick Herzberg’in 1959’da geliştirdiği çift faktör kuramına göre iş yaşamında tatmini ve başarıyı etkileyen unsurlar hijyen faktörler (şirket politikaları, çalışma koşulları, maaş, statü, kişilerarası ilişkiler, denetim) ve motive edici faktörler (başarı, itibar, işin kendisi, sorumluluk, ilerleme) olarak ikiye ayrılıyor. Bu kuramı Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi’ne uyarladığımızda, hijyen faktörler piramidin en altında bulunan temel ihtiyaçlara (temel fizyolojik ihtiyaçlar, güvenlik, aidiyet) denk geliyor. Dolayısıyla bir kişinin çalışma hayatındaki tatminini belirleyen başlıca faktörlerden birinin iş yeri tarafından sunulan maaş ve yan haklar olduğunu söylemek isabetsiz olmayacaktır.
Dünyada belirsizliğin norm halini aldığı ve hem çalışanların hem de işverenlerin işe dair beklentilerini, önceliklerini yeniden belirlediği pandemi sonrası dönemde Türkiye’de de durum farklı değil. Küresel çapta hakim olan finansal zorlukların yansımaları herkesi çözüm arayışına iterken, yeni bir yılın başında çalışma hayatının temel motivasyon unsurlarından maaş ve yan haklarla ilgili tasarılar iyice ön plana çıkıyor. Haliyle son zamanlarda bu alandaki trendleri ve olası gelişmeleri değerlendiren çalışmalara da daha sık rastlanıyor.
Melon ile Endeavor’ın bu konuda şirketlere kılavuzluk etmek ve farklı başlıklar altındaki trendleri değerlendirmek üzere çoğunluğu bilgi teknolojileri sektöründen 49’u scale-up, 21’i start-up seviyesindeki toplam 70 girişimle gerçekleştirdiği “Türkiye Girişimler İçin Ücret ve Yan Haklar Araştırması” da son dönemin bu popüler başlığını konu alıyor. Katılımcı şirketlerin 55’inin 6 binden fazla çalışanına dair maaş verisi paylaştığı araştırmada, ücret artış stratejileri ve yan hak politikalarından yurt dışına göçü etkileyen faktörlere kadar pek çok konuya dair veriler bulunuyor.
Yeteneği Tutmada Maaş Etkisi
Araştırmada öncelikle yatırım alan ve almayan şirketler arasındaki yetenek rekabetine değiniliyor. Yetenek açığının yüzde 71* olarak ölçüldüğü Türkiye açısından bakıldığında, yeteneği çekmenin ve elde tutmanın neden zorlaştığına dair iki bulguya işaret ediliyor: Türkiye’de özellikle teknoloji girişimlerinin 2020-2021 döneminde yurt dışından rekor seviyede yatırım almasıyla daha da büyümeyi hedefleyen şirketlerin bünyelerine dahil etmek istedikleri adaylara rekabetçi maaşlar teklif edebilmesi ve yatırım almamış şirketlerin elindeki yetenekleri TL’deki dalgalanmalar ve döviz kurundaki hızlı yükseliş sebebiyle hem iç pazara hem de yurt dışına kaptırması. Üstelik yurt dışına giden ya da yurt dışındaki bir şirket için çalışmaya başlayan her üç kişiden biri farklı bir alana geçmeyi ya da daha düşük bir rol üstlenmeyi kabul ediyor.
Bu veriler ışığında, araştırmaya göre her üç şirketten biri maaşlarını dövizdeki artışı dikkate alarak sıklıkla gözden geçiriyor ya da direkt döviz cinsinden ödeme yapıyor. Öte yandan her üç şirketten ikisi, hesaplamalarında dövizi dikkate alsa da gelir modelleri bu oranlarda artış yapmaya izin vermediği için gitgide kızışan yetenek rekabeti savaşında zorlanmaya devam ediyor. Her 10 şirketten biri maaşları direkt döviz cinsinden belirliyor. Direkt döviz cinsinden ödeme yapan şirketler her ay dövize endeksli hesaplama yapıyor ya da her çeyrekte aradaki kur farkını ek ödeme olarak çalışanlarıyla paylaşıyor. Ayrıca çalışanlarına döviz cinsinden ödeme yapan şirketler, pazardaki en yüksek maaşlara sahip olanlar.
Araştırmada maaş ve yan haklar kapsamında ele alınan konular arasında yine son dönemin öne çıkan gündem maddelerinden finansal esenlik de bulunuyor. “Bir kişinin mevcut finansal yükümlülüklerini tam olarak yerine getirebildiği, finansal geleceğinde güvende hissedebildiği ve hayattan zevk almasına izin veren seçimler yapabildiği durum” olarak tanımlanan finansal esenlik, finansal konuların ücret zamlarından ziyade kişinin bütünsel iyilik halinin bir parçası olması demek. LinkedIn’in en son yetenek trendleri araştırmasına göre “esenlik” kelimesi iş ilanları ve şirket paylaşımlarında geçen iki yıla kıyasla iki kat daha fazla kullanılıyor. Ayrıca Deloitte’un 2040 Sağlık Raporu’nda 2040’a gelindiğinde sağlık harcamalarının yüzde 75’ini esenlik harcamalarının oluşturacağı öngörülüyor.
Proaktif ve Şeffaf Yaklaşımın Önemi
Melon ile Endeavor’ın araştırma sonuçları gösteriyor ki dünyayla birlikte Türkiye’nin de içinden geçtiği bu finansal stres döneminde şirketlerin başvurduğu ara zam, ücret iyileştirmeleri, esnek yan haklar ya da döviz korumalı maaş gibi reaktif yöntemler çalışan memnuniyetini sağlamakta ve sürdürmekte yetersiz kalıyor. Araştırmada çalışanların hızla artan enflasyon ve global kriz ortamında finansal stresi yönetmekte ve önünü görmekte zorlandığı bu dönemde işverene düşen başlıca rolün proaktif, çalışana özel ve şeffaf bir tutum benimsemek olduğu vurgulanıyor.
Bununla birlikte 2022’nin enflasyonla mücadelede ek zamlar senesi olduğunu da belirtmekte fayda var. Araştırmaya göre, 2022’de ek zam uygulayan her 10 şirketten sekizi bu zamları bütçelemediği halde uyguladı. Buna bağlı olarak, katılımcı şirketlerin neredeyse tamamı yeni dönemde ücretlendirme stratejilerini güncellemeyi planlıyor. Katılımcı şirketlerin büyük bölümünün geçen sene yüzde 35-45 oranında zam, yüzde 40-45 oranında da ek zam uyguladığı araştırmada 2023 başı için öngörülen maaş artış oranı ise yüzde 40 seviyesindeydi.
Yan Haklar Şirket Kültürünü Yansıtıyor
Araştırmada “en mükemmel çalışan deneyimini sağlayan şirket” unvanına sahip olmanın belki daha önce hiç olmadığı kadar önem kazandığı bu zamanda çalışanların iş deneyimlerinden beklentileri insan odaklılık, esneklik, ortak amaç ve genel refah olarak sıralanıyor. Bu sıralama, şirketlerin yetenek rekabetinde yalnızca ekonomik koşulları iyileştirerek avantaj elde edemeyeceğini ortaya koyuyor. Bu noktada da çalışanların finansal refahını tesis etmede maaşların yanı sıra yan haklara da odaklanılması ihtiyacı doğuyor.
Çalışma, çalışanların yarısından çoğunun standart uygulamalardan ziyade kişiselleştirilmiş yan hak paketleri beklediğini, bunun için de yöneticilerin karşılaşılan zorlukları ve ihtiyaçları anlamak adına çalışanlarla düzenli olarak bire bir görüşmeler yapmasının büyük önem taşıdığını ortaya koyuyor. Şirketler ise çalışan bağlılığı, yüksek iş kalitesi, olumlu iş yeri davranışları geliştirmek gibi faydalı çıktılar için yan hak paketlerini farklılaştırmayı ve alternatiflerle zenginleştirmeyi tercih ediyor. Katılımcı şirketlerin yan haklar kapsamında sunduğu başlıca imkanlar arasında yemek ücreti, özel sağlık sigortası, doğum günü izni ve eğitim ücreti desteği gibi yaygın uygulamaların yanı sıra mental sağlık destek paketleri ya da tüm çalışanlara açık yoga gibi nispeten butik uygulamalar da bulunuyor.
Beyaz ile Mavi Yakanın Yakınlaşması
Öte yandan, istihdam dünyasındaki maaş ve yan haklar gündemi yalnızca beyaz yakalıları ilgilendirmiyor. Bu yazının kaleme alındığı günlerde görüşmelerin sonuçlanmasıyla açıklanacak olan asgari ücret artışının, özellikle mavi yaka ve ara kademe çalışanların maaş uygulamalarında belirleyici olması öngörülüyor. Eleman.net’in 26 bin 833 çalışanın ve 3 bin 842 şirketin katılımıyla gerçekleştirdiği Çalışan Memnuniyeti Anketi’nin sonuçları ise mavi yaka ve ara kademe pozisyonlar tarafındaki trendlere ışık tutuyor. Anket kapsamında çalışanlara mevcut yan hakların ve motivasyon çalışmalarının tatmin edici olup olmadığına, işverenlere ise 2023’te yeni haklar sağlayıp sağlamayacakları ve motivasyon çalışmalarının somut sonuçlarını görüp görmediklerine dair sorular yöneltildi.
Anketin sonuçlarına göre ekip ruhunu ve çalışan bağlılığını korumaya yönelik motivasyon çalışmalarının beyaz yakalılar dışındaki kademelerde de yaygınlaşması, şirketlerin çok büyük bölümünde şimdiden olumlu sonuçlar doğurmuş gibi görünüyor. Oysa ankete katılan çalışanların yarısından fazlası, mevcut motivasyon çalışmalarını tatmin edici bulmuyor. Bu çelişkili sonuç, işveren tarafındaki olumlu çıktıların sürdürülebilirliğine dair soru işaretleri yaratıyor.
Gıda, güvenlik, eğitim ve tekstil sektörlerinden şirketlerin ve çalışanların katılımıyla düzenlenen ankette işverenlerin dörtte üçü 2023’te hayat sigortası, çalışan indirimleri, hediye çekleri, şirket telefon aracı, eğitim ödenekleri gibi yeni yan haklar sunacaklarını belirtti. Bunda ankete katılan çalışanların yarısından fazlasının mevcut yan hakları tatmin edici bulmamasının etkili olduğunu varsaymak mümkün. Ayrıca bu zamana kadar çalışan beklentisi ve memnuniyeti denilince akla daha çok beyaz yakalı ofis çalışanlarının geldiğini düşününce, farklı kademelerden çalışanların iş hayatındaki beklentilerinde böylesine yakınlaşması işgücü piyasasında kritik bir kilometre taşına işaret ediyor olabilir.
Melon ile Endeavor’ın Araştırmasından Önemli Bulgular
- Tamamen uzaktan çalışmaya başlayan şirket sayısında önemli bir artış var.
- İşverenler hibrit çalışmada üretkenlik konusunda değil ama etkin iletişim ve bağlılığı sürdürme konusunda endişeli.
- Her iki şirketten biri enflasyona bağlı ihtiyaca göre maaş artışlarını gözden geçiriyor.
- Araştırmaya katılan şirketlerin neredeyse tamamı 2022’de ek zam uyguladı.
- Şirketlerin yaklaşık dörtte üçünün planlanmış eğitim bütçeleri var.
- Başlangıç rollerinde kadınlara daha sık rol verilirken, C-seviyeye ilerledikçe oran düşüyor.
- Ebeveynlik izni uygulamalarında artık daha fazla şirket yasal sürenin üzerine çıkıyor.
- Katılımcı şirketlerin hemen hemen hepsi çalışma modeli ne olursa olsun yemek ücretini yan hak olarak sağlamaya devam ediyor.
- Şirketlerin yarısı çalışanlarına pay opsiyonu sunuyor.
- En yüksek maaşlar ve en hızlı devir oranı yazılım geliştirme rollerinde.
- Yazılım rollerindeki kadın istihdamı yüzde 16’yla sınırlı kalıyor.

Araştırmayı bu yıl dördüncü kez gerçekleştirdiniz. Geçen yılların sonuçlarına kıyasla en çarpıcı değişiklikler, en yeni trendler nelerdir?
Bu araştırmayı başlatma sebebimiz, girişim ekosisteminin çalışanları için adil ve dengeli bir ücret politikası oluşturmak isterken, bir yandan bu girişimlerin pazar verilerini yorumlayabileceği bir referans noktası bulamama sorununu çözmekti. Dördüncüsünü yaptığımız araştırma, artık girişimlerin yılın dinamiklerini daha iyi yorumlayabilmeleri için bir rehber haline geldi.
Geçen senelerde pandemi ile hayatımıza giren uzaktan ve hibrit çalışma konuları en dikkat çeken trendler olmuştu. Bu sene ise gündemimiz, içinde bulunduğumuz enflasyon ve ekonomik belirsizlik ortamı. 2022 senesi ek zamlar senesi oldu. Araştırmaya katılan her iki şirketten biri enflasyondan kaynaklı ihtiyaçlar çerçevesinde sık sık maaşları yeniden gözden geçirdi, planlamadığı halde ek ücret artışları yapmak zorunda kaldı. Bu şirketlerin yarısı 2021’de sadece bir kez maaş artışı yaparken, 2022’de iki kez veya daha çok maaş artışı yapanların oranı üçte iki oldu. Bu dönemde yeteneği şirket içinde tutabilmek için dövize endeksli ödeme yapan şirket sayısı da arttı. Şirketler bunu hem maaşlarda gerekli seviyeyi korumak hem de rekabetçi olabilmek için bir çözüm olarak gördü. Şirketlerin aldığı bu önlemlere rağmen, özellikle teknoloji sektörü çalışanlarına yönelik global talep sonucunda yurt dışına göç konusu da bu senenin en çarpıcı trendleri arasında yerini aldı.
Son dönemde çalışan deneyimine dair en popüler başlıklardan biri de finansal esenlik. Farklı ölçeklerden pek çok şirket bu alandaki beklentiyi karşılamakta zorlandığı için yeteneği elde tutmada ciddi sorunlar yaşıyor. Çalışmanın sonuçları doğrultusunda şirketlere bu konuda nasıl bir rol düşüyor?
Cevabıma finansal esenlik kavramını yorumlayarak başlamak istiyorum. İyi olma hali bizim hayatımızın her alanında aradığımız bir durum. Son yıllarda, yine pandemi ile artan bir farkındalıkla şirketler çalışanlarının zihinsel ve bedensel esenliği için aksiyonlar almaya başladı. Bu aksiyonların arasında psikolog desteği, diyetisyen hizmeti, spor salonu üyeliği gibi güzel uygulamalar var. Ancak unutmamak gerek ki biz insanları konfor alanımızdan çıkıp harekete geçmeye iten temel sebep hayatta kalmak için duyduğumuz temel ihtiyaçlardır. Bunu basitçe, Maslow’un ihtiyaç piramidi gibi düşünebiliriz. Fizyolojik ihtiyaçlar karşılandıktan sonra en büyük ihtiyacımız kendimizi güvende hissetmek. Bunu da iş güvencesi, tutarlı bir çalışma ortamı ve tabii ki finansal olarak ihtiyaçlarımızı karşılamaya devam edeceğimizi bilmek sağlayabilir.
2022 senesi içerisinde işverenler, çalışanların finansal esenliğini korumak için gerekli aksiyonları aldılar. Örneğin yeni başlayan yazılımcı rollerinde sadece son altı ayda yarı yarıya maaş artışı oldu. Ancak yapılan tüm bu artışlar reaktif, yani enflasyon karşısında mevcut durumu korumak adına atılmış adımlar. Çalışanların kendilerini daha uzun vadede güvende hissederek çalışmaları için şirketlerin daha proaktif hareket etmesi gerekiyor.
Öte yandan işverenler ne zaman ve ne kadar artış yapacaklarını, şirketin mali durumunu ve stratejisini şeffaflıkla çalışanları ile paylaşırlarsa çalışanlar kendilerini güvende hissedeceklerdir. Bu noktada çalışanların finansal esenliğini ve bütünsel olarak iyi olma hallerini sağlamada liderlere büyük sorumluluk düşüyor. Hijyen faktör olan ücretlerin doğru seviyede olması sağlandıktan sonra, açık iletişim, şeffaflık ve samimiyetle güven ortamını yaratmak gerekiyor. Organizasyona düşen rol ise liderlerin güven ortamını yaratabilmeleri için çalışanlarını iyi tanıyan liderler yetiştirmek, gerekli bilgi ve donanımı liderlerine sağlamaktır.
Araştırmada şirketlerin yüzde 85’inin maaş artışlarını bireysel performansa göre ayrıştırdığı ancak bunu değerlendirmek için bir sisteme sahip olmadıkları belirtiliyor. Bu durumun çalışanlar tarafında artan şeffaflık beklentisiyle bir tezat yarattığını söyleyebilir miyiz?
Çalışanların en büyük sorularından biri bireysel performansın maaşlara nasıl yansıdığı. Performans değerlendirme sistemleri ne kadar objektif kurgulanmaya çalışılsa da yapılan araştırmalar bize çalışanların performanslarının puanlanmasını tercih etmediğini ve yöneticilerin de performans puanlama sürecinde doğru puanı seçmekte zorlandıklarını gösteriyor. Bu sebeplerle, senelik puanlamaya dayanan performans değerlendirme sistemleri, VUCA dünyasının dinamikliği ve değişkenliğinde yerini performans gelişimi yaklaşımına bıraktı.
Artık şirketler çalışanlarına senelik karne (scorecard) çıkarmak yerine, çalışan ve yöneticisi arasında düzenli yapılan görüşmeleri teşvik ediyor. Bu sayede çalışanlar performans ve gelişim fırsatları hakkında yöneticileriyle konuşabiliyor ve anında aksiyon alabiliyor. Bu tür görüşmeleri yöneticisiyle düzenli yapan çalışanlara performans değerlendirmesi sonucu sürpriz olmuyor. Geribildirim kültürü ve gelişim diyalogları doğru şekilde uygulanıp iş sonuçları da takımlarca takip edilirse bireysel performansı ölçmek ve bunu çalışanın bilgisi dahilinde yapabilmek mümkün olabiliyor. İş sonuçlarını takip için, şirketler OKR (objective and key results) gibi çalışma yöntemleri uyguluyor. OKR ile çalışan takımlar her hafta veya iki haftada bir aralığında iş sonuçlarındaki durumu sıcağı sıcağına takip ettikleri için şirket hedefleri ve rollerden beklenti netleşmiş, performans da şeffaflaşmış oluyor.
Tezat oluşmaması için performans değerlendirme kriterlerinin, maaş artışlarının nelere dayanarak yapıldığının çalışanlarla şeffaf paylaşımı da çok önemli. Bu iletişimin bir parçası olduğu takdirde çalışanın şeffaflık ihtiyacı karşılanabiliyor.
Yetenek kaybındaki ana nedenin yurt dışından gelen iş teklifleri olduğunu düşünen şirketlerin oranı yüzde 60. Araştırmada yetenek kaybının sebepleri olarak öne çıkan diğer faktörler nelerdir?
Ana sebepleri anlamak için yetenek neden yurt dışından gelen tekliflerin değerlendirildiğine bakmak faydalı olur. Yurt dışına yetenek kaybı ikiye ayrılıyor. Birincisi, yurt dışına taşınarak iş değiştirenler. Bu kişilerin üçte biri daha iyi bir rol olmamasına rağmen yurt dışındaki fırsatı değerlendiriyor. Bu, kişilerin kariyer imkanlarından öte finansal güvence, stabilite ve yurt dışında yaşama deneyimi gibi konuları önceliklendirdiğine işaret ediyor.
İkincisi, yurt dışında bir şirket için uzaktan çalışmak üzere iş değiştirenler. Bu kişiler, döviz kazanmanın yanı sıra uzaktan çalışmayı önceliklendirenler; uzaktan çalışma modelinin yaygınlaşması bunu tercih eden kişilerin istediği fırsatı elde etmesini kolaylaştırıyor. Dünyadaki arz-talep dengesi de yetenek kaybına zemin hazırlayan bir sebep. Dijital dönüşüm ve teknoloji ekosisteminin büyümesi ile yazılımcı rollerine duyulan ihtiyaç arttı. Kurumsal yapılar da artık yazılımcı rollerine ihtiyaç duyuyor ve girişim ekosistemindeki yeteneği kendi bünyelerine çekmek için rekabetçi paketler sunuyorlar. Bu seneki araştırmada, geçen seneki trendlerin tersine, girişim ekosistemindeki yeteneği kurumsal şirketlere kaybetme oranının da (yüzde 19) dikkat çekici bir seviyeye ulaştığını görüyoruz. Dünyada kalifiye yazılımcı sayısı ihtiyacı karşılayacak seviyede olmadığı için hem yurt içi hem yurt dışı fırsatların çokluğu çalışanları sık iş değiştirmeye, arayışları yoksa bile fırsatları değerlendirmeye itiyor.
Şirketlerin uzaktan ve hibrit çalışmaya dair en büyük endişesi çalışan bağlılığında meydana gelebilecek düşüş gibi görünüyor. Çalışmada bunu destekleyen veriler var mı?
Çalışmamıza katılan şirketler hibrit ya da uzaktan çalışma ortamında üretkenlik konusunda endişeli olmasalar da etkin iletişim ve çalışan bağlılığını sürdürebilme konularında endişe duyuyorlar. Araştırmaya katılan şirketlerin neredeyse tamamı üretkenliğin ofisten çalışmaya kıyasla aynı veya daha yüksek olduğunu söylerken, yarısından fazlası etkin iletişimi sürdürme, yarısı da çalışan bağlılığını koruyabilme konusunda endişeleri olduğunu belirtiyor. Buna rağmen şirketlerin yüzde 94’ü hibrit veya uzaktan çalışma modelini uygulamaya devam ediyor. Şirketler bağlılık ve açık iletişim konularında endişe duyduklarını beyan etmelerine rağmen bu endişe çalışma modellerine “ofise dönüş” olarak yansımıyor. Onun yerine, bu endişeyi taşıyan şirketler, proje yönetimi ve iş yapış kurgusunu değiştirmek, takımlar arası etkileşimi artıracak sanal platformları kullanmak, çalışanlara ofis dışında da ihtiyaç duydukları konforu ve araçları sağlamak, çalışanlara ofise gelecekleri günleri seçmeleri için esneklik bırakmak gibi uygulamalar ile dengeyi sağlamaya çalışıyor.
“Girişimcilik Dünyasından Birçok Şey Öğrenebiliriz”

Geçtiğimiz sene olduğu gibi bu sene de ana gündemlerden birinin çalışma düzeni olduğunu söyleyebiliriz. Ofise dönenler, tamamen uzaktan çalışmaya karar verenler ve tabii farklı hibrit modelleri deneyenler gördük. Pandemi sonrası hayatlarımızın normale dönmesiyle, her seçimin artıları ve eksilerinin daha net ortaya çıktığı bir yıl geçirdik.
Öte yandan Endeavor olarak bu sene, kendimizi her zamankinden daha çok girişimcilerin yurt dışı açılım stratejilerinin bir parçası olarak bulduk. Aynı anda bir girişimcimizin Filipinler ofisimizde, başka birinin Suudi Arabistan’da, diğerinin New York’ta olması artık bizi şaşırtmıyor. Bu değişimler daha komplike insan kaynağı modellerini de beraberinde getiriyor.
Endeavor’da bir yandan Endeavor Girişimcileri’ni desteklerken, bir yandan farklı programlarımızla erken aşama girişimciler için de kaynak yaratmaya devam ediyoruz. Girişimcileri deneyim paylaşımı için bir araya getirdiğimizde ise en çok üzerinde durulan konuların yine kurum kültürü, maaş politikası, yetenek bulmak ve yeteneği elde tutmak gibi başlıklar olduğunu gördük. Yani sektör ve aşama fark etmeksizin, tüm şirketler insan kaynağı konularına ciddi vakit ayırıyor ve kafa yoruyor.
Türkiye’deki 15’inci senemizde, geçmişle kıyaslandığında çok daha olgunlaşmış bir ekosistemin içindeyiz ve çok daha derin sorunlardan bahsediyoruz. Öte yandan, ülke ve ekonomi fark etmeksizin tüm ekosistemlerde benzer modeller ve eğilimlerle karşılaşıyoruz. Girişimciler birçok alanda hızlı hareket edebilme kabiliyetine sahip olsalar da hem insan kaynağı hem de kültür konusunda tüm dünyada öncü atılımlarda bulunuyor ve bu konuları daha şirketlerini kurarken düşünerek, uzun vadeli planlamalar yapıyorlar. Yeni modeller geliştirerek çalışanları için daha demokratik çalışma ortamları sağlamaya özen gösteriyor, çalışma şekillerini değiştiriyorlar. Bu anlamda girişimcilik dünyasını daha dikkatli inceleyerek birçok şey öğrenebileceğimizi düşünüyorum.
Anlamlı veriler çıkarmak adına, yaptığımız çalışmanın devamlılığını çok değerli buluyoruz. Girişimciler, özellikle maaşlarla ilgili karar alırken veriye ciddi anlamda ihtiyaç duyuyor. Hem son dönemde yaşadığımız beyin göçü hem de pandeminin yarattığı yeni çalışma modelleri göz önüne alınınca, hazırladığımız bu raporun sonuçlarının bu dönemde daha da büyük önem kazanacağını düşünüyoruz.
“Çalışma Hayatının Yazılı Olmayan Kuralları Değişiyor”

Çalışma hayatının ana güdüsü yadsınamaz bir şekilde ücrettir, ancak günümüzde bu güdünün artık ücret dışında etkenlere doğru kaymaya başladığını gözlemliyoruz. Her şirketteki farklı departman ve pozisyonlarda değişkenlik gösteren ücretler son yıllarda artık teknik olmayan bölümlerde de birbirine yaklaşmaya başladı. Aynı ücret artışını alamayan çalışanların aldıkları ücretlerin birbirine yaklaşması da çalışanlarda memnuniyetsizlik yaratıyor.
İşverenler her çalışanına aynı artışı yapamayınca bu sefer sundukları yan haklar ile çalışanlarının bağlılığını sağlamak istiyor. 2000’lerin başında yan hakları ülkemizde yabancı sermayeli şirketler uygulayarak yetenekli çalışanları transfer etmek için yüksek yemek ücretleri, özel sağlık sigortaları, bonkör izin uygulamaları gibi teklifler yapıyorlardı.
Beyaz yakalı çalışanlar yan haklara alıştıkça şirketler yan hak çeşitliliğine gitmeye başladı; ücretsiz cep telefonları, şirket araçları, kişisel bilgisayarlar derken bir anda başlayan yan haklar savaşı 2000’li yılların ilk 10 yılında neredeyse tüm firmalara sıçradı. Çalışanların yan hakları birer resmi hak olarak görmeye başlamasıyla birlikte “yaşam dolu ofisler” cazibe merkezi olmaya başladı.
Ücretler ve yan haklar derken, manzarası güzel ofislerin yerini istenince basketbol oynayıp rahatlanabilecek, hatta uyku molaları verilebilecek ofisler almaya başladı.
Bugün geldiğimiz noktada çalışanlar artık bu tarz ofisleri ve yan hakları norm olarak görürken, özellikle beyaz yakalı çalışanlar sunulan yan hakların kişiselleştirilmesine dikkat ediyor. Bu değişimi fark eden insan kaynakları dünyası artık yan hakları yönetecek uzmanlar ile anlaşıp çalışan memnuniyetini ve tutundurulmasını sağlamak için bir hayli zaman harcıyor. Mesela şirketlerden çalışanlarına havalar soğuduğunda “Isınma yardımı şirketten!”, doğum günlerinde “Bugün izinlisin!” gibi mesajlar geliyor.
Peki, yaşanan bu değişim sadece teknoloji firmalarında ya da yan hakların farkına varan plaza firmalarında mı oluyor?
Artık mavi yaka olarak tabir edilen nitelikli çalışanlar da bilginin kolay ulaşıldığı dünyada yan hakları olan firmalarda çalışmayı tercih ediyorlar. Firmalar fabrikalarda da çalışan memnuniyeti için iç tasarımlar, dinlenme ve sohbet etmeye yönelik mutfaklar gibi çeşitli alanları yeniden tasarlıyor. Çalışanlar da kendilerine verilen bu değere sahip çıkarak firmalarına uzun yıllar fayda sağlamak için çabalıyor.
Son yıllarda Z kuşağının iş hayatında daha fazla yer alır hale gelmesiyle çalışma hayatının yazılı olmayan kuralları da değişmeye başladı. Bu kurallar çalışanlarda daha kısa çalışma süreleri, daha az hiyerarşi, uzaktan çalışmaya yatkınlık, inisiyatif kullanma gibi beklentilere yol açtı.
Eleman.net olarak yaptığımız anketler mavi yaka çalışanların yüzde 60 oranında yan haklarından memnun olmadığını ortaya çıkardı. Ancak iyi haber şu ki işverenler bunun farkında ve ankete katılan işverenlerin yüzde 75’i yeni yılda yan haklarının sayısını ve değerini artıracağını müjdeledi.
Özetlemek gerekirse, çalışanlar maaşların pozisyon farklılıklarına karşın birbirine yakınlaşmasından dolayı pek memnun değil ve bu memnuniyetsizlik son iki yıldır “sessiz istifa” kavramına yol açıp çalışanın sadece iş tanımında kalmasına neden oluyor. Şirketler ise ücret yakınlaşmasını ve yeteneği kendisine çekmeyi, çalışanlar arasında ayrım yapmadan, kişiselleştirilmiş yan haklar ile çözmeye çalışıyor.
HBR- Saadet Başak Ülgen
İlginizi Çekebilir
BANKA HABERLERİ
OVP 2027-2029: Bankacılıkta Yeni Kredi Rejimi Başlıyor
Kredi musluğu açılmayacak, nitelikli, katme değeri yüksek kredi müşterisi seçilecek!
Yayınlanma:
6 gün önce|
14/09/2026Yazan:
Erol Taşdelen
6 Eylül 2026’da açıklanan 2027-2029 Orta Vadeli Programı, Türkiye ekonomisi açısından yalnızca yeni enflasyon ve büyüme hedeflerini ortaya koymuyor. Program, aynı zamanda bankacılık sisteminin önümüzdeki üç yılda hangi alanlara kredi vereceğinin ve hangi alanlarda daha seçici davranacağının da çerçevesini çiziyor.
Yeni dönemin anahtar kelimesi artık “daha fazla kredi” değil, “daha doğru kredi” olacak.
KOBİ, ihracat, yatırım, üretim ve yüksek katma değerli sanayi finansmanı öne çıkarken; genel amaçlı kredi, yüksek borçluluk ve zayıf nakit akışına dayalı şirket finansmanı daha zor hale gelebilir.
OVP’nin bankacılık açısından asıl mesajı ne?
OVP’nin bankacılık açısından en önemli tarafı, kredi sisteminin nicelikten niteliğe doğru yönlendirilmesidir.
Ekonomi yönetimi bir yandan enflasyonu 2027’de yüzde 21, 2028’de yüzde 13,5 ve 2029’da yüzde 9 seviyesine indirmeyi hedeflerken, diğer taraftan büyümenin 2027’de yüzde 4,2’ye, sonraki yıllarda yüzde 5 seviyesine doğru yükselmesini öngörüyor. 2026 büyüme tahmini ise yüzde 3,3’e çekildi.
Buradaki temel soru şudur: Enflasyon düşürülürken üretim nasıl finanse edilecek?
İşte bankacılık stratejisinin değiştiği nokta tam olarak burası. Ekonomi yönetimi, bütün kredileri aynı şekilde büyütmek yerine üretim, yatırım, ihracat ve KOBİ kredilerini öne çıkaran seçici kredi politikasını sürdürüyor.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in açıklamasına göre KOBİ kredilerinin toplam krediler içindeki payı uzun dönem ortalamasındaki yüzde 24,6-25 seviyesinden yaklaşık yüzde 27’ye çıkmış durumda. İhracat kredilerinin payı ise yüzde 6,3’lük uzun dönem ortalamasından yaklaşık yüzde 12’ye yükselmiş bulunuyor.
Bu rakamlar tesadüf değil.
Bankacılık sisteminin kredi kompozisyonu değiştiriliyor.
1. Kredi musluğu tamamen açılmayacak
Bence OVP’nin bankacılık açısından en yanlış okunabilecek tarafı burası. “Enflasyon düşüyor, büyüme hedefi yükseliyor, o halde bankalar daha fazla kredi verecek” şeklinde bir sonuç çıkarmak doğru değil.
Tam tersine; Kredi büyümesi enflasyonla uyumlu tutulurken, kredinin yönü değiştirilecek.
Bu şu anlama geliyor: Kredi miktarı kontrollü, kredi tahsisi seçici olacak.
Dolayısıyla 2027’de bankacılık sektöründe temel rekabet yalnızca “kaç milyar TL kredi kullandırdın?” üzerinden değil; “Hangi müşteriye, hangi sektöre ve hangi risk profiline kredi verdin?” üzerinden şekillenecek.
2. Banka kredi komitelerinde “nakit akışı” daha önemli hale gelecek
Türkiye’de uzun yıllar kredi değerlendirmesinde teminat önemli bir unsur oldu. Gayrimenkul, fabrika, arsa, kefalet ve diğer teminatlar kredi kararında güçlü rol oynadı.
Ancak yüksek faiz ve uzun nakit dönüş süreleri şirket bilançolarını zorladıkça yeni dönemin kritik sorusu şu olacak: “Şirket borcunu hangi nakit akışıyla ödeyecek?”
Bu nedenle 2027-2029 döneminde bankaların kredi analizinde:
- EBITDA,
- faaliyet nakit akışı,
- borç servis kapasitesi,
- işletme sermayesi ihtiyacı,
- stok devir hızı,
- alacak tahsil süresi,
- borç/vade uyumu,
- ihracat geliri,
- döviz pozisyonu,
- faiz karşılama oranı çok daha fazla önem kazanacak.
Başka bir ifadeyle: Teminat + bilanço modelinden, Nakit akışı + sektör + risk + teminat modeline geçiş hızlanacak.
3. KOBİ kredileri neden kritik?
OVP’nin önemli mesajlarından biri KOBİ finansmanının desteklenmesi.
Şimşek’in verdiği rakama göre KOBİ kredilerinin toplam krediler içindeki payı yaklaşık yüzde 27’ye yükselmiş durumda. Ancak burada önemli bir ayrım var: KOBİ’ye kredi vermek ile KOBİ’nin finansman sorununu çözmek aynı şey değildir.
KOBİ yüzde 50 civarında maliyetle kredi kullanıyorsa, kredi miktarını artırmak tek başına çözüm olmayabilir.
Çünkü şirketin:
- brüt kâr marjı,
- faaliyet kârı,
- stok finansmanı,
- tahsilat süresi
kredi maliyetinden düşük kalıyorsa, daha fazla kredi şirketi kurtarmak yerine daha fazla borçlandırabilir.
Bu nedenle OVP’nin gerçek başarısı: KOBİ’lere ne kadar kredi verildiğiyle değil, verilen kredinin kaçının üretim kapasitesine dönüştüğüyle ölçülmeli.
4. İhracat kredileri artık bankacılığın stratejik alanı
Burada ciddi bir dönüşüm yaşanıyor. İhracat kredilerinin toplam krediler içindeki payının yaklaşık yüzde 12’ye yükselmesi, uzun dönem ortalamasının neredeyse iki katına çıkması dikkat çekici. Reeskont kredilerinin günlük limitinin de 17 kat artırıldığı açıklandı.
Bu bize şunu söylüyor: Bankacılık sisteminden beklenen yalnızca kredi vermek değil, döviz kazandırıcı faaliyeti finanse etmek.
Bu nedenle ihracatçı şirketler: kur riski + faiz maliyeti + ihracat geliri + tahsilat riski birlikte değerlendirilerek daha avantajlı finansmana ulaşabilecek. Reeskont kredilerinde açıklanan yüzde 23,9 faiz oranı ve bankacılık maliyetleri eklendiğinde yaklaşık yüzde 25-26 seviyesine çıkan maliyet, mevcut enflasyonun altında bir finansman kanalı oluşturuyor. Bu durum ticari bankalar açısından da önemli.
Çünkü klasik ticari kredi ile hedefli/reeskont finansmanı arasında ciddi maliyet farkı oluştuğunda şirketlerin finansman tercihi değişiyor.
5. Sanayi finansmanında yeni dönem
OVP’nin önemli başlıklarından biri imalat sanayiinin güçlendirilmesi.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, İmalat Sanayii Finansman Desteği Programı kapsamında 250 milyar TL ilave kredi desteği sağlandığını; orta-yüksek ve yüksek teknoloji ağırlıklı sanayi yatırımlarına yönelik üç yıl için 750 milyar TL YTAK kredilerinin kullandırılmaya devam edeceğini açıkladı.
Bu, bankacılık açısından çok önemli bir sinyal.
Çünkü Türkiye’nin kredi sistemi giderek: tüketim → üretim ve genel ticari kredi → hedefli yatırım kredisi eksenine çekilmeye çalışılıyor.
6. Bankaların kârlılığı açısından OVP ne söylüyor?
Burada bankalar açısından daha karmaşık bir tablo var.
Bir tarafta:
- faizlerin zaman içinde düşmesi,
- enflasyonun gerilemesi,
- kredi talebinin yeniden canlanması bankalar açısından olumlu.
Diğer tarafta:
- seçici kredi,
- kredi büyüme sınırları,
- makroihtiyati düzenlemeler,
- düşük maliyetli hedefli kredi programları bankaların serbest fiyatlama alanını sınırlayabilir.
Dolayısıyla bankaların önümüzdeki dönemde kârlılığı sadece faiz marjı üzerinden değil; komisyon gelirleri + ödeme sistemleri + yatırım bankacılığı + sermaye piyasaları + sigorta + dijital bankacılık üzerinden çeşitlendirmesi gerekecek.
7. Mevduatta da yeni dönem
OVP’nin finansal istikrar ayağında TL tasarrufların artırılması ve finansal kaynakların daha etkin alanlara yönlendirilmesi öne çıkıyor.
Bu nedenle bankalar açısından sadece kredi tarafı değil, pasif yönetimi de kritik. Bankaların önündeki temel sorun: Uzun vadeli kredi vermek için uzun vadeli ve uygun maliyetli kaynak bulmak. Türkiye’de mevduatın önemli bölümünün kısa vadeli olması, uzun vadeli yatırım finansmanının önündeki yapısal problemlerden biri.
Dolayısıyla önümüzdeki dönemde: uzun vadeli TL mevduat + emeklilik fonları + yatırım fonları + tahvil piyasası + sermaye piyasaları daha önemli hale gelecek.
8. Bankacılık sisteminin en büyük riski: sorunlu kredi
Burada OVP’nin hedefleri ile reel sektörün mevcut durumu arasında dikkat edilmesi gereken bir alan var.
Kredi maliyetlerinin uzun süre yüksek kalması: yüksek faiz → düşük faaliyet kârı → nakit açığı → yeniden borçlanma → yapılandırma → sorunlu kredi zinciri yaratabilir.
Bu nedenle 2027-2029 döneminde bankaların en önemli gündemlerinden biri yalnızca yeni kredi vermek değil, mevcut kredi portföyünün kalitesini korumak olacak.
Özellikle:
- tekstil,
- inşaat,
- gayrimenkul,
- perakende,
- enerji,
- KOBİ ağırlıklı sektörler yakından izlenmeye devam edebilir.
9. “Kredi vermek” ile “şirketi yaşatmak” arasındaki fark
Bence OVP’nin bankacılık tarafındaki en önemli sınavı burada. Bir şirkete 100 milyon TL kredi vermek kolaydır.
Asıl mesele: Bu 100 milyon TL şirketin üretim kapasitesini mi artıracak? yoksa Önceki kredinin faizini ve vadesi gelen borcunu mu kapatacak?
Eğer ikinci durum gerçekleşiyorsa, bankacılık sistemi ekonomik büyümeyi finanse etmiyor; borç stokunu çeviriyor. Bu nedenle 2027-2029 döneminde bankaların kredi komitelerinde “nakit karşılıklı kredi” anlayışının güçlendirilmesi gerekiyor.
10. Bankacılıkta yeni denklem
Önümüzdeki dönemin kredi denklemini şöyle özetlemek mümkün:
Eski model: Teminat → Kredi → Bilanço büyümesi
Yeni model: Üretim → Nakit akışı → İhracat → Verimlilik → Borç servis kapasitesi → Kredi
Bunun anlamı çok açık: Sadece malı olan değil, para üretebilen şirket kredi açısından daha değerli hale gelecek.
Reel sektör açısından OVP’nin kritik açmazı
Ancak burada ekonomi yönetiminin çözmesi gereken önemli bir çelişki var.
Bir tarafta: Enflasyon düşürülecek.
Diğer tarafta: Üretim ve yatırım artırılacak.
Üçüncü tarafta: Kredi büyümesi kontrol altında tutulacak.
Dördüncü tarafta: Şirketlerin finansman maliyetleri yüksek.
Bu dört hedef aynı anda yönetilmek zorunda.
Eğer finansman maliyeti yeterince hızlı düşmezse, üretici şirket yatırım yapamayabilir.
Eğer kredi çok hızlı gevşerse, bu kez: kredi → talep → döviz → fiyatlar → enflasyon kanalı yeniden çalışabilir.
Dolayısıyla ekonomi yönetiminin önündeki asıl mesele: “Kredi musluğunu açmak veya kapatmak değil, doğru basınçta tutmak.”
Bankalar 2027’de ne yapmalı?
Bence bankaların önümüzdeki dönemde beş stratejik alanı öne çıkarması gerekiyor:
1. Nakit akışı bazlı kredi
Şirketin gerçek ödeme gücü analiz edilmeli.
2. Sektör bazlı kredi politikası
Her sektöre aynı kredi limiti uygulanmamalı.
3. İhracat ve döviz kazandırıcı faaliyet finansmanı
Döviz geliri yaratan şirketlere daha uygun yapılandırılmış finansman sağlanmalı.
4. Yatırım finansmanı
Makine, teknoloji, enerji verimliliği ve kapasite artışı gibi yatırımlar ayrı değerlendirilmelidir.
5. Erken uyarı sistemi
Sorunlu hale gelen krediyi beklemek yerine: “Batıyok” oluşmadan önce müdahale edilmelidir.
Bankacılık açısından 10 önemli stratejik değişiklik
| Alan | OVP’nin mesajı | Bankacılık açısından anlamı |
|---|---|---|
| 1. Kredi büyümesi | Enflasyonla uyumlu kredi büyümesi | Bankalar kredi musluklarını serbest bırakmayacak; seçici kredi devam edecek |
| 2. Reel sektör finansmanı | Üretim, yatırım ve ihracata yönlendirme | Genel kredi yerine hedefli/sektörel kredi önem kazanacak |
| 3. İmalat sanayii | İmalat ve yüksek katma değerli yatırımlara finansman | Bankalar için sanayi kredileri yeniden stratejik ürün haline gelebilir |
| 4. İhracat | İhracat kapasitesinin artırılması | Reeskont, Eximbank ve döviz kazandırıcı faaliyet finansmanı önemini koruyacak |
| 5. KOBİ | Finansmana erişimin güçlendirilmesi | KOBİ kredilerinde teminat + nakit akışı + sektör riski daha fazla dikkate alınacak |
| 6. Kredi tahsisi | Kaynakların verimli alanlara yönlendirilmesi | “Kredi isteyen herkese kredi” modelinden risk bazlı kredi tahsisine geçiş |
| 7. Sermaye piyasaları | Banka dışı finansmanın geliştirilmesi | Faktoring, leasing, tahvil, fonlar, GYO/Girişim sermayesi gibi alternatifler büyüyecek |
| 8. Finansal teknoloji | Dijitalleşme ve finansal altyapı | Bankaların veri, yapay zekâ ve dijital kredi modellerine yatırımı artacak |
| 9. Finansal istikrar | TL’ye güven ve makro finansal istikrar | Bankaların bilanço, likidite ve döviz pozisyonu daha yakından yönetilecek |
| 10. Finansal okuryazarlık | Finansal eğitim artırılacak | Tüketici ve yatırımcı davranışlarının daha kontrollü hale getirilmesi hedefleniyor |
Kutu Bilgi | OVP’de bankacılık için öne çıkan rakamlar
| Gösterge | OVP/2026 açıklamaları |
|---|---|
| 2026 büyüme tahmini | %3,3 |
| 2027 büyüme hedefi | %4,2 |
| 2026 yıl sonu enflasyon tahmini | %28,4 |
| 2027 enflasyon hedefi | %21 |
| 2028 enflasyon hedefi | %13,5 |
| 2029 enflasyon hedefi | %9 |
| KOBİ kredilerinin toplam kredilerdeki payı | ~%27 |
| İhracat kredilerinin toplam kredilerdeki payı | ~%12 |
| İhracat kredilerinde uzun dönem ortalama | %6,3 |
| İmalat Sanayii Finansman Desteği | 250 milyar TL |
| YTAK kredi büyüklüğü | 750 milyar TL / 3 yıl |
| Reeskont kredi günlük limit artışı | 17 kat |
Rakamların ilgili bölümü ekonomi yönetiminin OVP sunumu ve program sonrası açıklamalarından derlenmiştir.
Bankacılıkta “kredi büyümesi” değil “kredi kalitesi” dönemi
2027-2029 OVP’nin bankacılık açısından bana göre en önemli mesajı şudur: Türkiye artık sadece daha fazla krediye değil, daha verimli krediye ihtiyaç duyuyor.
Bunun gerçekleşmesi halinde bankacılık sistemi ekonominin üretim kapasitesini artıran bir mekanizmaya dönüşebilir.
Ancak bunun için kredi tahsisinde yalnızca teminatın değil, nakit akışının ve üretim kapasitesinin merkeze alınması gerekiyor.
Çünkü Türkiye’nin asıl problemi artık sadece: “Şirket kredi bulabiliyor mu?” değil.
Daha önemli soru: “Şirket aldığı krediyi üretime dönüştürüp borcunu geri ödeyebiliyor mu?”
BankaVitrini olarak uzun süredir vurguladığımız “nakit kraldır” yaklaşımının önemi burada ortaya çıkıyor.
2027-2029 döneminde bankacılık sisteminin başarısını kredi hacmi değil; üretime dönüşen kredi + zamanında geri ödenen kredi + düşük sorunlu kredi + artan ihracat belirleyecek.
Kısacası: OVP bankalara “daha çok kredi verin” demiyor. “Krediyi doğru şirkete, doğru sektöre ve doğru amaçla verin” diyor.
Ve önümüzdeki dönemde bankacılığın en kritik rekabet alanı da tam olarak burası olacak.
Erol TAŞDELEN – Ekonomist | BankaVitrini.com
Erol Taşdelen
Konkordato alırım, bankalara faizi sildiririm diyenlere dikkat!
Yayınlanma:
2 hafta önce|
07/09/2026Yazan:
Erol Taşdelen
“Konkordato ilan ederiz, bankalara faizi sildiririz. Ana parayı da 2 yıl ödemesiz, 7 yıl vadede öderiz…”
Son dönemde finansal sıkıntıya giren bazı şirket sahiplerine bu tür “formüller” pazarlayan, danışman görüntüsündeki kişilere dikkat etmek gerekiyor.
Çünkü bu söylem kulağa kolay bir kurtuluş reçetesi gibi gelse de, yanlış yönlendirme şirketi kurtarmak yerine iflasa sürükleyebilir.
Konkordato, bankalara karşı pazarlık masasına oturup “faizi silelim, ana parayı uzun vadeye yayalım” denilecek basit bir mekanizma değildir.
Banka neden faizi silsin?
Öncelikle şu gerçekle yüzleşmek gerekiyor: Banka para işini bilir.
Bir şirketin borcunun ne kadarının gerçekten sürdürülebilir olduğunu, nakit akışının ne söylediğini, teminatların değerini, şirketin faaliyet kârlılığını ve borç ödeme kapasitesini profesyonel ekipleriyle analiz eder.
Dolayısıyla bir danışmanın; “Konkordato al, bankalar faizi zaten siler” şeklindeki yaklaşımı son derece tehlikelidir.
Banka açısından konu yalnızca “faiz” değildir.
Bankanın karşısında; anapara riski, tahsilat süresi, teminat kalitesi, şirketin faaliyetlerinin devam edip edemeyeceği, ortakların şirkete koyacağı kaynak, nakit akışı, diğer alacaklıların durumu, şirketin gerçek borç ödeme kapasitesi gibi çok sayıda değişken vardır.
“2 yıl ödemesiz, 7 yıl vade” her şirket için kurtuluş değildir
Bir başka tehlikeli söylem ise şu: “2 yıl hiç ödeme yapma, sonra 7 yılda ödersin”.
Peki şirket iki yıl sonra gerçekten ödeme yapabilecek mi?
Bugün para kazanamayan, faaliyetlerinden yeterli nakit üretemeyen bir şirketin borcunu yalnızca ileri bir tarihe taşımak, problemi çözmez.
Sadece problemin tarihini erteler. Hatta borç yeniden yapılandırılırken faiz, masraf, komisyon, teminat ve diğer maliyetler dikkate alındığında şirketin toplam yükü daha da farklı bir noktaya gelebilir.
Bu nedenle asıl soru: “Borcu kaç yıl vadeye yayarım?” değil, “Bu şirket hangi nakit akışıyla bu borcu gerçekten ödeyebilir?” olmalıdır.
Konkordato şirketi otomatik olarak kurtarmaz
Konkordato bir “borç silme programı” değildir.
Amaç, şartları oluştuğunda borçlunun mali durumunun düzeltilmesine ve alacaklıların da mümkün olduğunca tatmin edilmesine imkân sağlayan hukuki bir süreçtir. Burada şirketin gerçek faaliyet gücü kritik önemdedir. Şirket; “Konkordato ilan ederim, bankalar bekler” mantığıyla hareket ederse ciddi bir yanılgıya düşebilir. Çünkü konkordato sürecine girmekle şirketin ekonomik gerçekleri ortadan kalkmaz.
Satış yoksa satış yaratmak, kârlılık yoksa kârlılık yaratmak, yüksek maliyet varsa maliyeti düşürmek, yanlış yatırımlar varsa bunları düzeltmek gerekir.
En büyük hata: Bankayı düşman görmek
Finansal sıkıntıya giren bazı şirketlerde en büyük hatalardan biri bankayı “karşı taraf” olarak görmektir. Oysa banka açısından da en iyi senaryo, kredinin tahsil edilmesidir.
Şirket gerçekten yaşayabilecek durumdaysa banka ile masaya oturup gerçekçi bir yeniden yapılandırma yapılması çoğu zaman daha sağlıklı olabilir. Ancak bunun için şirketin masaya; gerçek bilanço, gerçek nakit akışı, gerçek borç tablosu, gerçek teminat yapısı, gerçek faaliyet kârlılığı, uygulanabilir iş planı ile gelmesi gerekir.
Sadece “Konkordato ilan ederiz” demek plan değildir.
Danışman seçerken çok dikkat!
Şirket sahipleri özellikle bu dönemde “borcunuzu sildiririz”, “bankaları masaya oturturuz”, “faizi tamamen sildiririz”, “7-8 yıl vade alırız” gibi kesin vaatlerde bulunan kişilere karşı dikkatli olmalı. Çünkü şirketin kaderini, sosyal medyada anlatılan birkaç başarı hikâyesine göre belirlemek son derece risklidir.
Konkordato kararı bir sloganla değil, finansal analizle verilmelidir.
Şirketin önce şu soruya cevap vermesi gerekir: “Konkordato sonrası bu şirket gerçekten yaşayabilecek mi?”
Cevap hayırsa, konkordato yalnızca iflası geciktirebilir. Cevap evetse, o zaman hukuki süreç, finansal yeniden yapılandırma ve bankalarla müzakere birlikte değerlendirilmelidir.
Sonuç olarak: Konkordato bir “borçtan kurtulma kampanyası” değildir. Bankaya; “Faizi sil, 2 yıl bekle, sonra 7 yılda ana parayı ödeyeyim” demek de tek başına finansal çözüm değildir.
Şirket sahipleri, kendilerine kolay ve kesin sonuçlar vaat eden “danışman görünümlü çakallara” değil, şirketin gerçek finansal durumunu ortaya koyabilecek yetkin finans, hukuk ve yeniden yapılandırma uzmanlarına güvenmeli.
Çünkü bankalar para işini gerçekten bilir.
Asıl mesele bankayı kandırmak değil, şirketi yeniden para kazanabilir hale getirmektir.
Erol TAŞDELEN – Ekonomist www.bankavitrini.com
GÜNCEL
TL Kredide %32,2 Kritik Eşik: 2027’de Dolar Kredisi Avantajlı mı?
Yayınlanma:
2 hafta önce|
06/09/2026Yazan:
Onur Çelik
Yeni açıklanan OVP’ ye göre dolar (USD) kur artışı 2027 yılında % 19,60 olacak!
Yani mevcut varsayımlara göre;
* TL’nin USD karşısında yıllık değer kaybı: % 19,60
* USD kredi faiz maliyeti: %8,5
* Vade: 1 yıl
* Ek olarak % 1 KKDF ve% 1 komisyon maliyeti ekleyelim USD krediye.
Sonuç olarak;
Kur gerçekten %19,6 artacaksa, USD kredinin %8,5 faizi + KKDF ve Komisyon maliyetleriyle TL kredi karşısındaki başa baş noktası yaklaşık %32,2. Yani finansman maliyeti açısından TL kredi maliyeti % 32,2’ nin üzerindeyse dolar kredi daha ucuzdur, aksi takdirde TL kredi ucuzdur.
TL kredi faizinin % 32 olabilmesi için ise politika faizinin % 28, enflasyonunda % 23 civarı olması lazım ki, bu en iyi ihtimal 2027 yıl sonunda olur.
Ez cümle, matematik 2027 yılı için yine DOLAR KREDİ daha RASYONEL diyor.
Sonuç oldukça çarpıcı
Bu varsayımlar altında:
| TL kredi maliyeti | Daha rasyonel seçenek |
|---|---|
| %25 | 🟢 TL |
| %27 | 🟢 TL |
| %29 | 🟢 TL |
| %30 | 🟢 TL |
| %31 | 🟢 TL |
| %32,2 | ⚖️ Başa baş |
| %33 | 🔵 USD |
| %35 | 🔵 USD |
| %38 | 🔵 USD |
| %40 | 🔵 USD |
| %45 | 🔵 USD |
| %50 | 🔵 USD |
Dolayısıyla %32,2 kritik eşik.
TL ticari kredi maliyeti bunun altında kaldığı sürece TL kredi avantajlı; %32,2’nin üzerine çıktığında ise verilen varsayımlar altında USD kredi avantajlı hale geliyor.
Fakat burada önemli bir teknik ayrıntı var
2025’te yapılan düzenlemeyle bankalar ve finansman şirketlerinin kullandırdığı döviz ve altın kredilerinde %1 KKDF uygulanmaya başladı. İhracat finansmanı gibi bazı kredilerde ise istisna bulunuyor.
Dolayısıyla sizin %32,2 hesabımız, %1 KKDF ve %1 komisyonun kredi anaparası üzerinden maliyete eklendiği varsayımına dayanıyor. Kredi sözleşmesindeki ücret ve komisyon hesaplanma biçimine göre gerçek efektif maliyet birkaç puan/ondalık farklılaşabilir.
Reel sektör açısından daha büyük problem
TCMB verilerine göre finansal kesim dışındaki firmaların net döviz pozisyonu açığı Haziran 2026’da 205,76 milyar dolara yükseldi. Aylık artış yaklaşık 2,34 milyar dolar oldu.
Üstelik kısa vadede şirketlerin 6,59 milyar dolarlık net döviz pozisyon fazlası bulunuyor. Dolayısıyla toplam açık büyük olsa da vade yapısı da ayrıca incelenmeli.
Yeni makroihtiyati tedbirlerle döviz kredi talebi sınırlandırılmaz ve TL kredi maliyeti yüksek kalmaya devam ederse, reel sektörün döviz borçlanma iştahının artması sürpriz olmayacaktır. Bu durumda 205,8 milyar dolarlık mevcut net döviz açık pozisyonunun 2027 sonunda 220-230 milyar dolar bandına doğru genişlemesi ciddi bir risk olarak karşımıza çıkabilir.
Onur ÇELİK – CFO
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.054)
- BANKA ANALİZLERİ (152)
- BANKA HABERLERİ (3.630)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (599)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.984)
- GÜNCEL (4.601)
- GÜNDEM (3.575)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (147)
- ŞİRKETLER (2.740)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (582)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.491)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (834)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (119)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (62)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (95)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (19)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Almanya, Çin'e yönelik ekonomik önlem paketi hazırlığında 14/09/2026
- Kıymetli metallerde Fed faiz artırım baskısı 14/09/2026
- Çin'den ABD'li şirketlere yapay zeka tepkisi 14/09/2026
- Goldman Sachs: Türkiye’de finansal koşullar gevşiyor 14/09/2026
- “Altın kotasında dünya ile 11 bin dolara çıkan fiyat farkı kapandı” 14/09/2026
- Kuraklıktan etkilenen Fransız çiftçisine devlet yardımı 14/09/2026
- Suudi Veliaht Prens CENTCOM komutanı ile görüştü 14/09/2026
- AMB yetkilisi: Enerji fiyatı eğilimleri oldukça endişe verici 14/09/2026
- Trump'ın 5 bin dolar vaadine Kongre onay şartı 14/09/2026
- Kazimir: AMB faizleri daha da artırmaktan çekinmeyecek 14/09/2026
SON YAZILAR
- BDDK’dan Bank Mellat için faaliyet izni kaldırıldı 19/09/2026
- Kadınlar karar mekanizmalarında hâlâ eşit temsilden uzak 18/09/2026
- Fonlarda Kara Çarşamba: 800 Milyar TL’lik Tasfiye, 500 Bin Yatırımcı Ne Yapacak? 18/09/2026
- Fon krizine neşter, küresel piyasalarda Fed sonrası rahatlama 18/09/2026
- ABD’nin yaptırım uyguladığı banka TMSF’ye geçti 17/09/2026
- Kara Çarşamba: Borsa İstanbul neden çöktü? 17/09/2026
- Fed yeniden şahinleşti, içeride yatırım fonları kaynaklı türbülans derinleşti 17/09/2026
- İş Bankası 3,8 milyar TL’lik takipteki alacağını 627,8 milyon TL’ye sattı 15/09/2026
- Fed iki ateş arasında: Artırsa ekonomi, artırmasa tahviller sarsılacak 15/09/2026
- Garanti Bankası 3,014 milyar TL’lik takipteki alacağını 449 milyon TL’ye sattı 14/09/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini5 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
