GÜNCEL
Bana servet transferinin grafiğini çizebilir misin?
Sonuç olarak faizi düşürme sevdasıyla yola çıkılan Türkiye Ekonomi Modeli çok başlılık yaratmış, faizler kâğıt üstünde düşük görünürken gerçekte 2003’ten bugüne en yüksek düzeylerine ulaşmıştır. Uygulanan akıl ve bilimdışı para politikalarına ek olarak mali disiplinin yok oluşu makroekonomik dengeleri altüst ederek herkesi yoksullukta buluşturmuştur
Yayınlanma:
4 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
Yağmurlu ve soğuk bir günün öğleden sonrasıydı. Çalıştığım bankadan, master dersime katılmak üzere, o zamanlardaki yöneticim bu günlerdeki koşu arkadaşımdan kavga gürültü aldığım izinle Boğaziçi Üniversitesi’nin yolunu tutuyorum. Derslerine katılmaktan büyük zevk aldığım, bana göre Türkiye’nin yetiştirdiği dehalardan biri, “Beautiful Mind” filmindeki John Nash ile önemli araştırma makaleleri yazan Profesör Murat Sertel’in dersine girmek için iş kıyafetimi değiştirerek, öğrenci kılığına giriyor ve sınıftan içeri adım atarak yerime oturuyorum.
Murat hoca, neredeyse ana dili gibi konuştuğu İngilizceyle o hafta için planladığı ders konusunu anlatmaya başlıyor. Sesi ve anlattıkları bugün hala kulağımda çınlıyor dersem abartmış olmam. Konu oldukça ilginç. Lisans eğitiminde mikroekonomi derslerinde öğrendiğimiz oligopol piyasalar ve kartel yapıları oldukça farklı bir bakış açısı ile oyun teorisi çerçevesinde işleniyor. Bu yapıların toplum refahına etkileri ve devletin bir oyuncu olarak bu yapılara müdahalesi ile toplumun kaymak tabir edilen bu refahının bu yapılara kaptırılmasının nasıl önüne geçileceği derste grafikler, diyagramlar ve modellerle anlatılıyor. Sonuç olarak devletin ekonomiye müdahalesinin serbest piyasada oluşan rekabetten sapıldığında nasıl gerçekleştiğini ve refahın artırılması için devletin oligopol ve tekelci piyasalara ne gibi yöntemlerle müdahale ederek toplumun kaymağını küçük bir zümreye kaptırılmayacağı konusunda yeni bir oyun öğreniyoruz. Dersin adı tahtada yazıyor ama tüm anlatılanlardan sonra başlığa gerçek bir anlam yüklüyorum. Microeconomics : “Manipulation by Participation”…
İş hayatım ve kariyerim boyunca çok değerli hocam Prof. Dr. Murat Sertel’den aldığım dersler bana düşünsel ve uygulama alanında büyük katkılarda bulundu. Bugün yaşadıklarımızı görünce hatıralarım yeniden canlanıyor ve o günlerden anlatılar aklımdan teker teker geçiyor.
Bahsi geçen yapıları çok basit bir şekilde anlatmaya ve neye ulaşmak istediğimi şöyle açıklayayım.
Oligopol ve tekel piyasalarda, özellikle kartel yapılarda, fiyat belirleme gücü bahsi geçen bu yapıların elindedir. Toplum, ihtiyaç duyduğu mal ve hizmetleri alırken yeterli rekabet ortamının olmaması nedeniyle bu yapıların dikte ettiği fiyatlara maruz kalır. Kar maksimizasyonu amaçlayan bu yapılar da toplumun ürettiği refahın oldukça büyük bir kısmını yani kaymağını alırlar. İşte tam da bu noktada devlet bu piyasalara müdahil olur, yani katılımcı olur ve bu kaymağı küçük bir zümrenin sömürmesini engeller. Bu müdahale yapılan düzenleme ve denetlemelerle, bunların yetmediği durumda da bu yapıların piyasalarına devletin bir oyuncu gibi girerek fiyata müdahalesi ile olur. Kısaca toplum refahı ve biriktirilen servetin geniş bir zümreden dar bir zümreye aktarılmasının önüne geçilir.
Türkiye’de finans piyasaları bankaların büyük bir rekabet gösterdiği piyasalar olarak 1980’li yıllardan bugüne önemli bir gelişim göstererek gelmiştir. Bu rekabet, finansal hizmetlerin dünya standartlarında ve makroekonomik dengelerin sağlayabileceği en iyi koşullar gözetilerek toplumun bütün bir kesimine bugüne kadar sunulmaya devam edilmiştir.
Özellikle 2001 ekonomik krizi sonrası kur rejiminde dalgalı kur sistemine geçişimiz finansal enstrüman çeşitliliğini önemli ölçüde artırmış ve döviz sadece bir değişim aracı olarak görülmeye başlanmıştır. Toplam mevduatlar için dövizin payının %25’li düzeylere kadar düşüşü bunun en önemli kanıtıdır.
Son 5 beş yıldır uygulanan akıl dışı ekonomi politikaları ile birlikte şeffaflıktan, hesap verebilirlikten ve liyakatten uzaklaşılması makroekonomik dengeleri bozmuş, özellikle de enflasyonu bir kâbus haline getirmiştir. Bu dengelerin bozuluşu bir süreç, TL’nin büyük değer kayıplarına uğraması ise bir sonuçtur.
Doğru, akılcı ve bilimsel politikaların kullanılmayışı, kurumsal yapıların çöküşü, emir komuta şeklinde işleyen yapılar sorunların her geçen gün daha da derinleşmesine sebep olmuştur.
Enflasyonla mücadelede, konvansiyonel araçların kullanılmayışı, TL’nin değerinin döviz satılarak kontrol edilmeye çalışılması ve faizin de eş anlı olarak düşük tutulması ile uluslararası rezervler hızla erimiştir. Güvenin kaybolması ile birlikte ülkeden önemli miktarda döviz çıkışları söz konusu olunca Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası döviz likiditesi ve fonlaması sağlamak için birçok farklı kaynağa başvurmak durumunda kalmıştır. Yurtdışından sağlanan borçlanmanın yetmediği noktada bankalarla swap işlemi yapılarak döviz fonlaması temin edilmeye çalışılmıştır.
Unutulan bir şey vardı, o da Türkiye’nin Cari Açık verdiği, uyguladığı anlamsız para politikası ve iktidarın uydurduğu Türkiye Ekonomi Modelinin ülkenin kredi notunu düşüreceği gerçeği.
SİMBİYOTİK YAŞAM FORMU
Simbiyoz, iki farklı tür canlının birbirleriyle etkileşim halinde olması ve bir arada yaşamasıdır. Simbiyotik yaşam formu da bu şekilde bir etkileşim içerisinde olan yaşam formlarını ifade eder. Bu tür yaşam formları, birbirlerine fayda sağlayan ortak bir yaşam alanı oluştururlar. Tek bir türün diğerini yemesi veya yok etmesi şeklinde değildir. Bunun yerine, her iki tür de birbirine bağımlıdır ve birlikte yaşamaları hayatta kalmaları için önemlidir.
TCMB bir yandan kuru baskılamak diğer yandan faizleri düşürmek amacıyla 2019 seçimleri öncesinde başlattığı arka kapı satışları ile 260 milyar dolar rezerv yaktı. Bu büyüklükte yakılan rezervleri yerine koymak için ihracatçının ihracat bedellerinin aylık %40’nın TCMB’ye devir edilme zorunluluğu getirilirken diğer yandan Kur Korumalı Mevduat (KKM) ile döviz mevduatlarının TL’ye dönüşümü ve TCMB’ye devri amaçlandı. Unutulan bir şey vardı, o da Türkiye’nin Cari Açık verdiği, uyguladığı anlamsız para politikası ve iktidarın uydurduğu Türkiye Ekonomi Modelinin ülkenin kredi notunu düşüreceği gerçeği.
Tüm bu gelişmeler sonrası TCMB eksi rezerv rakamlarına düşünce pozisyonun sürdürülebilmesi bulunacak fonlamalara bağlı olmaya başladı. Tam bu noktada da bankalarla yapılan swap işlemleri fonlamanın en büyük bacağını oluşturmaya başladı. Bankalar TL fonlamaya ihtiyaç duyarken, TCMB de döviz fonlamasında bankaların gerek yurtdışı gerekse mevduat müşterisinden topladığı kaynağa şiddetle ihtiyaç duyuyordu. Kısaca simbiyotik bir yaşam formu oluştu. Kimi zaman 49 milyar dolar büyüklüğe ulaşan bugünlerde 37 milyar dolar düzeyinde olan swap işlemleri TCMB’nin döviz fonlamasında ana kalemlerden biri haline geldi.
CARİ AÇIK, BANKALARIN VE ŞİRKETLERİN YAKLAŞAN BORÇLARI
Tüm bu gelişmeler yaşanırken kurun baskılanması, güvenin kayboluşu, kredibilitenin yok oluşu döviz çıkışında önemli rol oynayan faktörler oldu. Kendisini kur riskine karşı korumak isteyen kurumlar mevzuat gereği spot döviz alımı yapamazken (krediye erişim engelleniyor) türev işlemlerin en basit bacağı forward alım yaparak bu riski ortadan kaldırmaya başladılar.
Bankalar da sattıkları forwardlarda riski elimine etmek için spotta alıma yönelince kur yeniden yükselme eğilimine girdi ve TCMB yine rezerv kaybetmeye devam etti.
ÇARE FORWARD HESAPLAMASINDAKİ FAİZİ YÜKSELTMEKTE
İşlem saati kısıtlamaları, miktar kısıtlamaları, KKM gibi önlemlerin yeterli olmadığını gören TCMB’nin başvurduğu çarelerden biri de bankaların forward satışlarında kullandığı faiz oranlarını yükseltme tavsiyesini bankalara iletmek oldu.

Politika faizinin enflasyon seviyesi ve beklentileri göz önüne alındığında sürreal (gerçek dışı) olduğu bir ekonomide sadece faizi görüntüde düşük tutmak amacıyla yapılan bu işlem gerçek bir servet transferidir.
Faizleri düşüreceğiz diye çıkılan yolda zaten %30 TL faiz oranının kullanıldığı forward hesaplaması 16 Şubat günü TCMB’nin bankalara ilettiği talimatla %40 düzeyine çıkarıldı. Daha da ötesi 3 aydan kısa vadeli forward yapılmaması, uzun vadeli forward işlemlerde faizlerin daha da yukarıda belirlenmeye başlanması piyasada görülen yeni bir gerçek haline geldi.
Bu sırada gözden kaçan başka bir nokta vardı. Bankalar müşterilerine sattıkları forward için spot piyasada aldıkları dövizi TCMB’nin döviz fonlaması için swap işlemlerine konu ediyor ve TCMB’den de TL fonlama alıyorlardı.
TCMB’nin swap için açmış olduğu ihalelerden bir örneği aşağıda paylaşıyorum.
1 Aylık bir swap işleminde TCMB 500 milyon dolarlık bir ihale açmış ihale ortalaması 566 swap point ile sonuçlanmış. Swap point finans literatüründe spot döviz fiyatı ile forward döviz fiyatı arasındaki farkın 10.000 ile çarpılmasından bulunur. Bunun ima ettiği faiz oranı da şu şekilde hesaplanır.

1 Aylık bir swap işleminde TCMB 500 milyon dolarlık bir ihale açmış ihale ortalaması 566 swap point ile sonuçlanmış. Swap point finans literatüründe spot döviz fiyatı ile forward döviz fiyatı arasındaki farkın 10.000 ile çarpılmasından bulunur. Bunun ima ettiği faiz oranı da şu şekilde hesaplanır. Banka Doları 1 ay süre ile TCMB’ye %5 ile verir karşılığında %8.13 ile TL borçlanır.

Her ne kadar forward işlemler 3 aydan kısa yapılmıyor diye belirtilmiş olsa da swap işlemleri uzunca bir süredir yapıldığından bankanın bu TL fonlamayı sonraki iki ay daha devam ettirebileceğinden ve faiz oranının bu ekonomi yönetimi devam ettiği sürece artmayacağından şüphe duymamak gerekir.
Örneğin basit olması için kendisini kur riskinden korumak isteyen şirketin de banka ile 1 aylık forward yaptığını düşünelim. TCMB’nin tavsiye kararına göre bankanın forward işlem yapan şirkete uyguladığı faiz oranı %40’tan az olmayacaktır. Bu durumda da ortaya çıkan resim aşağıdaki gibidir.

Kısaca banka müşteriye forward satışı 6333 swap point (19.8833 kur) ile yapmış, 19.25’ten spot bacağını kapatmış sonra aynı spot kur hesaplaması ile TCMB ile 1 ay swap yapmış (Vadede TL’yi geri verecek müşteriye satılmak üzere Doları alacak) %8.13 faizle TL’yi TCMB’den fonlamıştır.
Politika faizinin enflasyon seviyesi ve beklentileri göz önüne alındığında sürreal (gerçek dışı) olduğu bir ekonomide sadece faizi görüntüde düşük tutmak amacıyla yapılan bu işlem gerçek bir servet transferidir. Sadece 1 milyon dolarlık bir işlemde 1 ay gibi bir sürede 576 bin ₺ TCMB kaynakları ile bankaya aktarılmıştır.
Bu konu hakkında paylaştığım tweet kısaca yukarıda anlattıklarımı özetlemektedir.


Hikâye burada bitmemektedir. Aslında bankaların bu durumda hareket alanları son derece dardır hatta yoktur. Böyle bir kar oluşmasına rağmen yapılan başka düzenlemelerle birlikte bu karlar bankalardan alınma potansiyeli taşımakta ve bankalar önemli bir sistematik riske sürüklenmektedirler.
Kredi faiz oranlarının belirli kriterlere bağlanması da bu konudaki en çarpıcı örnektir. Anayasanın Mülkiyet Hakkını düzenleyen 35. Maddesine aykırı olmasına rağmen bankaların verdikleri kredilere karşılık ayırması, üstelik bunu Türkiye Cumhuriyeti Hazinesinin ihraç ettiği 5-10 yıllık tahvilleri portföylerine almak zorunda olmaları servet transferinin farklı bir yönde gerçekleştirilmesini beraberinde getirmektedir.
Tüm bu uygulamalar master sıralarında öğrendiklerimin tam tersini işaret etmektedir. Devlet gücünü kullanarak hükümet tarafından toplum faydasına yapılması gereken düzenlemeler toplumun yarattığı katma değeri, hükümet eliyle birkaç ayrıcalıklı zümreye dağıtacak bir uygulamaya dönüşmektedir.
Sonuç olarak faizi düşürme sevdasıyla yola çıkılan Türkiye Ekonomi Modeli çok başlılık yaratmış, faizler kâğıt üstünde düşük görünürken gerçekte 2003’ten bugüne en yüksek düzeylerine ulaşmıştır. Uygulanan akıl ve bilimdışı para politikalarına ek olarak mali disiplinin yok oluşu makroekonomik dengeleri altüst ederek herkesi yoksullukta buluşturmuştur.
Bu durumun sürdürülemez olduğu gün gibi ortadadır. O nedenle yapılması gereken ilk iş hasar tespitinin boyutlarını ölçmek, kredibilite açığını kapatacak liyakatli kadroları bir an önce iş başına getirmek ve düzgün işleyen kurumsal yapıları bir an önce tesis etmektir. Sonrasında kurgulanacak yapılarla gereken kaynağın bulunması ve işin çözümlenmesi için yola koyulmalıdır. Başarılacak işin kolay olmayacağı açıktır ama başarmak için her türlü kaynak da mevcuttur.
14 Mayıs, sadece hukukun üstünlüğünün tesis edilmesi açısından değil aynı zamanda geleceği çalınan genç nesillerin yeniden hayal kurarak yarınlara ümitle bakması açısından hayati öneme sahip bir gündür.
Ömer R. Gencal
İlginizi Çekebilir
BANKA HABERLERİ
AKBANK VE DENİZBANK: FON SORUŞTURMASINDAKİ İSİMLER BANKAMIZIN ÇALIŞANI DEĞİL
FON SORUŞTURMASINDA AKBANK VE DENİZBANK’TAN AÇIKLAMA: “İSİMLER BANKALARIMIZIN ÇALIŞANI DEĞİL”
Yayınlanma:
10 dakika önce|
21/10/2026Yazan:
BankaVitrini
Fon soruşturmasında gözaltı listesinde yer alan isimler üzerinden gündeme gelen Akbank ve DenizBank, haberlerdeki çalışma ilişkilerine ilişkin açıklama yaptı. Akbank, “adı geçen kişilerin uzun süre önce bankadan ayrıldığını” belirtirken DenizBank, “adı geçen Yasemin Y.’nin banka çalışanı olmadığını” bildirdi.
Bankavitrini.com | Gündem
Sermaye piyasalarındaki işlemlere yönelik yürütülen fon soruşturmasında gözaltı listesinde yer alan isimler ve bu kişilerin bankalarla bağlantıları gündeme geldi. Konuya ilişkin Akbank ve DenizBank’tan açıklamalar geldi. Her iki banka da haberlerde yer alan çalışma ilişkilerine yönelik düzeltme talebinde bulundu.
Akbank: İsimler uzun süre önce bankadan ayrıldı
Akbank, fon soruşturması kapsamında gözaltı kararı verilen kişilerle ilgili haberlerde banka adının kullanılmasına ilişkin açıklama yaptı.
Banka, haberlere konu olan kişilerin uzun süre önce Akbank’tan ayrıldığını ve başka kurumlarda çalıştıklarını belirtti. Açıklamada, bu kişilerin hâlen Akbank bünyesinde görev yapıyormuş gibi gösterilmesinin gerçeğe aykırı bir izlenim oluşturabileceğine dikkat çekildi.
Akbank, güncel çalışma ilişkilerinin doğru aktarılması gerektiğini vurgulayarak kamuoyunun doğru bilgilendirilmesini istedi.
DenizBank: Yasemin Yılmaz bankamızın çalışanı değil
DenizBank da fon soruşturması kapsamında gözaltına alınan isimlerin yer aldığı listeye ilişkin yayımlanan haberdeki bir bilgiyi düzeltti.
DenizBank A.Ş. tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Fon soruşturması kapsamında gözaltına alınan isim listesine ilişkin yayımladığınız haberde, Yasemin Y. isimli kişinin DenizBank Finans Yöneticisi olduğu yönünde hatalı bilgiye yer verilmiştir.
Haberde adı geçen Yasemin Y., Bankamız çalışanı değildir. Kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi amacıyla söz konusu yanlış bilginin düzeltilmesini rica ederiz.”
DenizBank, açıklamasıyla Yasemin Y.’ın banka çalışanı olduğu yönündeki bilgiyi açıkça reddetti ve haberlerin düzeltilmesini talep etti.
Soruşturmada banka isimleri neden gündeme geldi?
Soruşturma kapsamında yayımlanan gözaltı listelerinde yer alan kişilerin mesleki unvanları ve çalıştıkları kurumlara ilişkin bilgiler, bankaların isimlerinin de haberlerde geçmesine neden oldu.
Ancak bir kişinin adının soruşturma kapsamında anılması, tek başına ilgili bankanın soruşturmanın şüphelisi olduğu veya kurumsal olarak herhangi bir suça iştirak ettiği anlamına gelmiyor. Aynı şekilde, bir kişinin geçmişte bir bankada çalışmış olması da güncel çalışma ilişkisini göstermiyor.
Akbank’ın geçmiş çalışma ilişkilerine yönelik açıklaması ile DenizBank’ın Yasemin Y. hakkında yaptığı düzeltme, haberlerde kişi ve kurum bağlantılarının güncel ve teyit edilmiş bilgiler üzerinden kurulmasının önemini ortaya koydu.
Bankacılık sektöründe doğru bilgi ve itibar vurgusu
Sermaye piyasalarına yönelik soruşturmalarda kişi isimleriyle birlikte kurum adlarının anılması, kamuoyunda ilgili bankalara yönelik algıyı etkileyebiliyor. Bu nedenle gözaltı listelerindeki bilgilerin, kişilerin güncel iş durumlarıyla karşılaştırılarak yayımlanması önem taşıyor.
Akbank ve DenizBank’ın açıklamaları, soruşturma haberlerinde yalnızca isimlerin değil, bu isimlerle bankalar arasında kurulan bağlantıların da titizlikle doğrulanması gerektiğini gösteriyor.
Bankavitrini.com olarak not: Bu haber, Akbank ve DenizBank’ın çalışma ilişkilerine yönelik açıklamalarını bir araya getirmektedir. Soruşturmada adı geçen kişiler hakkındaki iddialar ile bankaların kurumsal sorumluluğu birbirinden ayrı değerlendirilmelidir.
Gülbeyaz Gergün
Vestel’de Borç Alarmı: Gözler Yatırımcıda
VESTEL’DEN EUROBOND YATIRIMCISINA İKİ SEÇENEK: YA YÜZDE 45 ANAPARA KESİNTİSİ YA 6 YIL VADE UZATIMI
Yayınlanma:
22 saat önce|
20/10/2026Yazan:
Gülbeyaz Gergün
500 milyon dolarlık borç için yeniden yapılandırma süreci başladı. Vestel, anaparasını korumak isteyen yatırımcıya 2035 vadeli ve yüzde 4 faizli tahvil; anapara kesintisini kabul eden yatırımcıya ise 2032 vadeli ve yüzde 6 faizli yeni tahvil öneriyor. Bankalarla 2041 vadeli yeniden yapılandırma görüşmeleri de sürüyor.
Bankavitrini.com – Ekonomi Haberleri
Vestel Elektronik, bilançosunu sürdürülebilir hale getirmek amacıyla yurt dışı borçlarının yeniden yapılandırılması için önemli bir adım attı. Şirket, toplam nominal tutarı 500 milyon dolar olan, yıllık yüzde 9,75 faizli ve 2029 vadeli Eurobond’ları için tahvil sahiplerine iki alternatif içeren takas teklifi ve muvafakat talebi sürecini başlattı.
20 Ekim 2026 tarihinde kamuoyuna yansıyan açıklamaya göre yatırımcılar, mevcut anaparalarını koruyarak borcun vadesini uzatabilecek veya anaparanın yüzde 45’inden vazgeçerek daha erken vadeli yeni tahvillere geçebilecek.
Teklif, şirketin yalnızca tahvil borçlarını değil, bankalara olan finansal yükümlülüklerini de kapsayan daha geniş kapsamlı yeniden yapılandırma çalışmalarının bir parçası olarak öne çıkıyor. https://www.kap.org.tr/tr/Bildirim/1684657
İki seçenek yatırımcıya ne getiriyor?
Vestel’in teklifinde yatırımcıların önündeki iki alternatif, anapara kaybı ile vade ve faiz koşulları arasında bir tercih yapılmasını gerektiriyor.
1. seçenek: Anapara korunacak, vade 2035’e uzatılacak
İlk seçenekte mevcut Eurobond’ların 15 Mayıs 2029 olan vadesinin 15 Mayıs 2035’e uzatılması öngörülüyor.
Bu seçeneğin temel koşulları şöyle:
- Anapara kesintisi: Yok.
- Yeni yıllık faiz oranı: Yüzde 4.
- Yeni vade: 15 Mayıs 2035.
- Anapara geri ödemesi: Yıllık taksitler halinde.
Mevcut tahvilin yüzde 9,75 olan yıllık faiz oranı bu seçenekte yüzde 4’e düşüyor. Böylece yatırımcı anapara tutarını korurken faiz gelirinin önemli bir bölümünden vazgeçmiş oluyor.
Bu seçenek, tahvilin nominal değerini korumayı önceliklendiren ancak parasını daha uzun süre şirkette tutmayı kabul eden yatırımcılar açısından öne çıkıyor.
2. seçenek: Yüzde 45 anapara kesintisiyle 2032 vadeli yeni tahvil
İkinci seçenekte yatırımcılar, mevcut tahvillerinin nominal değerinin yüzde 55’i karşılığında yeni Eurobond alacak. Başka bir ifadeyle, anaparanın yüzde 45’i silinecek.
Bu seçeneğin koşulları ise şöyle:
- Anapara kesintisi: Yüzde 45.
- Yeni tahvilin nominal değeri: Mevcut anaparanın yüzde 55’i.
- Yeni yıllık faiz oranı: Yüzde 6.
- Yeni vade: 15 Mayıs 2032.
- Anapara geri ödemesi: Yıllık taksitler halinde.
Bu seçenekte yatırımcı daha yüksek faiz oranı elde edebilecek ve borcun vadesi 2035 yerine 2032 olacak. Bunun karşılığında mevcut alacağının yüzde 45’ini kaybetmeyi kabul edecek.
İkinci seçenek kapsamında yeni Eurobond ihracı için Sermaye Piyasası Kurulu’na (SPK) başvuru yapılması öngörülüyor. https://www.bloomberght.com/vestel-den-eurobond-sahiplerine-iki-secenekli-yapilandirma-teklifi-3792011
100 bin dolarlık yatırımda tablo nasıl değişiyor?
Yatırımcıların karşı karşıya olduğu tercih, örnek bir 100 bin dolarlık nominal tahvil üzerinden daha net görülebiliyor.
| Karşılaştırma | 1. seçenek | 2. seçenek |
|---|---|---|
| Mevcut nominal anapara | 100.000 $ | 100.000 $ |
| Anapara kesintisi | Yok | 45.000 $ |
| Yeni tahvil nominali | 100.000 $ | 55.000 $ |
| Yıllık faiz oranı | %4 | %6 |
| İlk yıl için basit nominal faiz hesabı | 4.000 $ | 3.300 $ |
| Vade | 2035 | 2032 |
Not: Faiz tutarları, ilgili yılın başındaki nominal anaparanın değişmediği varsayımıyla örnek olarak hesaplanmıştır. Anapara yıllık taksitlerle geri ödeneceğinden sonraki yılların faiz tutarları ödeme planına göre değişecektir. Bu tablo, tahvillerin piyasa değerini veya yatırımcının toplam getirisini göstermemektedir.
İlk seçenekte yatırımcı anaparasını nominal olarak korurken daha düşük faizle daha uzun süre bekleyecek. İkinci seçenekte ise yeni tahvilin faiz oranı daha yüksek olsa da faiz, kesinti sonrasında kalan anapara üzerinden hesaplanacak.
Dolayısıyla yüzde 6 faiz oranı tek başına ikinci seçeneği daha avantajlı hale getirmiyor. Yatırımcıların kararında tahvillerin geri ödeme takvimi, şirketin ödeme kapasitesi ve yeni tahvillerin piyasa değeri de belirleyici olacak.
Vestel neden borçlarını yeniden yapılandırmak istiyor?
Yeniden yapılandırma adımı, Vestel’in borç ödeme takvimini faaliyetlerinden yaratabileceği nakit akışıyla uyumlu hale getirme ve bilançosunu sürdürülebilir bir yapıya kavuşturma hedefiyle bağlantılı.
Mevcut Eurobond’ların yıllık yüzde 9,75 faiz taşıması, 500 milyon dolarlık nominal borç üzerinden ilk yıl için yaklaşık 48,75 milyon dolar faiz yüküne karşılık geliyor. Bu hesap, anaparanın yıl boyunca değişmediği varsayımına dayanıyor.
Yeni koşullarda faiz oranının yüzde 4’e düşmesi veya anaparanın yüzde 55’e indirilerek yüzde 6 faiz uygulanması, şirketin gelecekteki finansman yükünü azaltmayı amaçlıyor.
Bununla birlikte, yeniden yapılandırmanın şirketin faaliyet kârlılığına, nakit yaratma kapasitesine ve borç ödeme gücüne kalıcı katkı sağlayıp sağlamayacağı, yalnızca faiz oranlarına değil operasyonel performansa da bağlı olacak.
Bankalarla görüşmelerde hedef 2041 vadeli yapılandırma
Vestel’in yeniden yapılandırma çalışmaları Eurobond’larla sınırlı değil.
Şirketin 26 Haziran 2026 tarihli açıklaması kapsamında, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun geçici 32. maddesi ve ilgili mevzuat uyarınca finansal yeniden yapılandırma görüşmeleri yürütülüyor.
Bankalara sunulan teklifte mevcut borçların iki yıl anapara ve faiz ödemesiz olacak şekilde 2041 vadeli olarak yeniden yapılandırılması öngörülüyor. Şirketin açıklamasına göre bankalarla müzakereler devam ediyor.
Bu teklifin kabul edilmesi halinde borçların geri ödeme takvimi önemli ölçüde değişecek. Ancak bankalarla görüşmelerin henüz sonuçlanmamış olması nedeniyle teklifin kesinleşmiş bir anlaşma olarak değerlendirilmemesi gerekiyor. https://www.yenisafak.com/ekonomi/kap-haberleri/kap-vestel-elektronik-sanayi-ve-ticaret-as-vestl-ozel-durum-aciklamasi-genel-5139013
Kredi notundaki bozulma da yakından izleniyor
Vestel’in borçlarını yeniden yapılandırma girişimi, şirketin kredi riskinin arttığı bir dönemde gündeme geldi.
Vestel International’ın yatırımcı ilişkileri duyurularında yer alan bilgilere göre Fitch Ratings, 1 Temmuz 2026 tarihinde şirketin uzun vadeli yerel ve yabancı para cinsinden kredi notlarını CCC+ seviyesinden CCC- seviyesine indirmiş; 500 milyon dolarlık 2029 vadeli teminatsız tahvilin notunu da CC seviyesine çekmişti.
Bu notlar, şirketin finansal yükümlülüklerini yerine getirme kapasitesine ilişkin risklerin yüksek olduğuna işaret ediyor. Yeniden yapılandırma teklifinin yatırımcılar tarafından nasıl karşılanacağı, şirketin finansmana erişimi ve borç ödeme kapasitesi açısından önem taşıyor. https://vestelinternational.com/investor-relations/news/kap-notices?p=2
Sürecin tamamlanması için hangi koşullar gerekiyor?
Vestel’in teklifinin yürürlüğe girmesi otomatik değil. Sürecin tamamlanması için tahvil sahipleri toplantısında gerekli kararların alınması, işlem belgelerinde belirtilen diğer koşulların karşılanması ve ikinci seçenek kapsamında öngörülen yeni tahvil ihracı için SPK onayının sağlanması gerekiyor.
Bu nedenle açıklanan iki alternatif, tamamlanmış bir borç yapılandırmasından ziyade yatırımcıların onayına sunulan bir teklif olarak değerlendirilmeli.
Sonuç: Borç takviminin uzaması tek başına yeterli mi?
Vestel’in Eurobond hamlesi, şirketin finansman yükünü hafifletme ve borç ödeme takvimini yeniden düzenleme arayışının önemli bir göstergesi. Bir tarafta anaparayı koruyarak faiz gelirini azaltan ve vadeyi altı yıl uzatan seçenek, diğer tarafta anaparada yüzde 45 kesinti karşılığında daha yüksek faiz ve daha erken vade sunan seçenek bulunuyor.
Ancak yatırımcılar açısından asıl mesele, hangi seçeneğin nominal olarak daha cazip göründüğünden çok, şirketin yeni ödeme planını karşılayabilecek nakit akışını yaratıp yaratamayacağı.
Vestel açısından ise borçların yeniden yapılandırılması finansal baskıyı azaltabilir; kalıcı iyileşmenin sağlanması için faaliyetlerden elde edilen nakdin güçlenmesi, kârlılığın sürdürülebilir hale gelmesi ve finansman maliyetlerinin yönetilebilir düzeye inmesi gerekecek.
Bankavitrini.com değerlendirmesi: Eurobond sahiplerinin vereceği karar kadar, bankalarla yürütülen yeniden yapılandırma görüşmelerinin sonucu da Vestel’in finansal geleceği açısından belirleyici olacak.
EKONOMİ
FİTCH’TEN TÜRKİYE’DE LEASİNG VE FAKTORİNG SEKTÖRÜNE ÇİFTE RİSK UYARISI
Yayınlanma:
2 gün önce|
19/10/2026Yazan:
BankaVitrini
2026 ve 2027’de takipteki alacaklar artabilir, kâr marjları daralabilir
Bankavitrini.com | Ekonomi Haber
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, Türkiye’de finansal kiralama (leasing) ve faktoring sektörlerinin 2026 ve 2027 yıllarında artan aktif kalitesi riskleri ve daralan kârlılık marjlarıyla karşılaşabileceği uyarısında bulundu. Yüksek fonlama maliyetleri, KOBİ’lerin ödeme gücündeki olası bozulma ve artan sorunlu alacaklar, iki sektörün önümüzdeki dönemde yakından izlenmesi gereken başlıca riskleri arasında yer aldı.
Fitch’in 19 Ekim 2026 tarihli değerlendirmesine göre, Türkiye’nin de içinde bulunduğu gelişmekte olan Avrupa’daki finansman ve leasing şirketlerine yönelik sektör görünümü haziran ayında “kötüleşen” olarak revize edilmişti. Küresel ekonomik büyümedeki yavaşlama, yüksek enflasyon ve finansman maliyetleri bu değerlendirmede etkili oldu.
Finansal kiralamada hacim büyüyor, riskler de birikiyor
Fitch’in değerlendirmesinde öne çıkan veriler, finansal kiralama sektöründe iş hacmi artarken risklerin de göz ardı edilmemesi gerektiğini ortaya koyuyor.
Türkiye’de finansal kiralama sektörünün yeni iş hacmi, 2026’nın ilk yarısında geçen yılın aynı dönemine göre dolar bazında yüzde 48 arttı. Ancak bu büyümenin niteliği dikkat çekici bir ayrıntı taşıyor: Sat ve geri kirala işlemlerinin toplam yeni iş hacmindeki payı yüzde 38’e ulaştı.
Sat ve geri kirala işlemlerinde işletmeler, sahip oldukları bina, makine veya diğer varlıkları finansman kuruluşuna satarak nakit elde ediyor ve aynı varlıkları kiralamaya devam ediyor. Bu yöntem şirketlere kısa vadeli likidite sağlarken, yeni yatırım finansmanından çok mevcut nakit ihtiyacının karşılanmasına yönelik talebi de gösterebiliyor.
Fitch, bu işlemlerin ticari gayrimenkul değerlemeleri ve varlıkların gelecekteki değeri bakımından risk yaratabileceğine dikkat çekiyor. Varlıkların değer kaybetmesi, teminatın yeterliliğini ve finansman kuruluşlarının olası tahsilatlarını olumsuz etkileyebilir.
Sektörde takipteki alacak oranı yüzde 1,9 seviyesine gerilemiş olsa da Fitch, bu oranın 2026 sonu ve 2027 boyunca yükselmesini bekliyor. Finansal kiralama şirketlerinin ortalama özkaynak kârlılığı yüzde 30 olurken, kaldıraç oranının 2025 sonundaki 3,8 kat seviyesinden 4,9 kata yükselmesi de bilançoların izlenmesi gereken göstergeler arasında bulunuyor.
Faktoringde 1,1 trilyon TL’lik hacim: Reel büyüme sınırlı
Faktoring sektörü, işletmelerin vadeli satışlarından doğan alacaklarını devralarak nakit akışı sağlamalarında önemli bir finansman aracı olarak öne çıkıyor. Özellikle banka kredisine erişimde zorlanan işletmeler açısından faktoring, işletme sermayesi ihtiyacının karşılanmasında alternatif oluşturuyor.
Ancak yüksek finansman maliyetleri ve müşterilerin tahsilat sorunları, faktoring şirketlerinin de risklerini artırabiliyor.
Fitch’in değerlendirmesinde yer alan verilere göre, Türkiye’de faktoring işlem hacmi 2026’nın ilk yarısında yıllık yüzde 33 artarak 1,1 trilyon TL’ye ulaştı. Kuruluş, 2026 yılının tamamında yüzde 32 büyüme bekliyor. Bununla birlikte büyümenin genel olarak enflasyonla uyumlu kalacağı ve reel büyümenin yatay seyredeceği öngörülüyor.
Faktoring sektörünün takipteki alacak oranı yüzde 2,3 seviyesinde bulunuyor. Yeni sorunlu alacakların ve bunlara karşı ayrılan değer düşüklüğü giderlerinin yüksek seyretmesi ise kârlılık üzerindeki baskıyı artırıyor.
Sektörün ortalama aktif kârlılığının 2025’teki yüzde 8,1 seviyesinden yüzde 6,4’e gerilemesi, büyüyen işlem hacminin aynı ölçüde kârlılığa dönüşmediğini gösteren önemli bir veri. Kaldıraç oranı 4,1 kata yükselmiş olsa da Fitch bu seviyeyi hâlen ılımlı olarak değerlendiriyor.
Asıl risk: KOBİ’lerin ödeme gücündeki bozulma
Fitch’in uyarısının Türkiye açısından en önemli boyutu, finansman kuruluşlarının karşı karşıya olduğu risklerin yalnızca kendi bilançolarından kaynaklanmaması.
Yüksek faizler, işletmelerin finansman giderlerini artırırken tahsilat vadelerindeki uzama ve nakit akışındaki bozulma, borçların zamanında ödenmesini zorlaştırabiliyor. Özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerde yaşanabilecek ödeme güçlükleri, leasing ve faktoring şirketlerinin aktif kalitesine doğrudan yansıyabilir.
Türkiye’de son dönemde yaşanan piyasa dalgalanmalarının bu şirketler üzerindeki doğrudan etkisinin sınırlı kaldığı belirtiliyor. Finansal kiralama şirketlerinin sınırlı menkul kıymet portföyleri ve yerleşik fonlama kanalları, banka iştiraki olan faktoring şirketlerinin ise ana ortaklarından alabilecekleri destek, riskleri sınırlayan unsurlar arasında gösteriliyor.
Bununla birlikte Türk lirası faizlerindeki yükseliş ve Türkiye’nin kredi temerrüt takası (CDS) primlerindeki artış, fonlama maliyetlerini yukarı çekebilir. Bu durum, özellikle müşterilerine daha önce kullandırılmış finansmanın getirisi ile yeni fonlama maliyetleri arasındaki farkı daraltabilir.
Bankacılık dışı finansman sektörüne ne anlatıyor?
Fitch’in değerlendirmesi, finansal kiralama ve faktoring sektörlerinde büyüme oranlarının tek başına yeterli bir performans göstergesi olmadığını ortaya koyuyor. İşlem hacmi artarken tahsilat kalitesinin bozulması, karşılık giderlerinin yükselmesi ve fonlama maliyetlerinin gelirleri aşındırması, şirketlerin finansal dayanıklılığını zayıflatabilir.
Türkiye’de reel sektörün krediye erişim sorunu yaşadığı bir dönemde leasing ve faktoring şirketlerinin önemi artıyor. Ancak işletmelerin finansmana erişimini kolaylaştıran bu kanalların sürdürülebilirliği, müşterilerin geri ödeme kapasitesine ve finansman kuruluşlarının risk yönetimine bağlı.
Önümüzdeki dönemde takipteki alacak oranları, karşılık giderleri, özkaynak ve aktif kârlılığı ile kaldıraç oranlarının birlikte değerlendirilmesi gerekiyor. Özellikle büyümenin enflasyonun gerisinde kaldığı veya yüksek fonlama maliyetlerinin sürdüğü bir ortamda, hacim artışının finansal sağlıktaki iyileşmeyle karıştırılmaması önem taşıyor.
Sonuç olarak: Fitch’in uyarısı, Türkiye’de leasing ve faktoring sektörlerinin bugün itibarıyla bir kriz içinde olduğu anlamına gelmiyor. Ancak 2026 ve 2027 döneminde borçluların ödeme performansında yaşanabilecek bozulma ve yüksek finansman maliyetleri, iki sektörün aktif kalitesi ve kârlılığı üzerinde baskı oluşturabilir.
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.054)
- BANKA ANALİZLERİ (152)
- BANKA HABERLERİ (3.643)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (603)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.987)
- GÜNCEL (4.635)
- GÜNDEM (3.590)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (147)
- ŞİRKETLER (2.747)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (582)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.500)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (841)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (120)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (62)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (95)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (20)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Erdoğan'dan fon açıklaması: Ödeme işlemleri biraz daha hızlanacak 21/10/2026
- Rusya'dan ABD'ye dizel taşıyan ilk tanker yola çıkıyor 21/10/2026
- Mercedes CEO'sundan 'Made in Europe' uyarısı 21/10/2026
- Elektrik piyasasında yeni teminat kuralları getirildi 21/10/2026
- Sigorta sektörünün prim üretimi 9 ayda 1 trilyon lirayı aştı 21/10/2026
- Türkiye'nin en güvenilir markaları Global Marketing Summit'te açıklandı 21/10/2026
- Brezilya'nın kanatlı ihracatında virüs engeli 21/10/2026
- Çin Merkez Bankası'ndan sessiz faiz adımı 21/10/2026
- Deutsche Bank CEO'su Sewing: Yapay zekada balon görmüyorum 21/10/2026
- Eski Macaristan Merkez Bankası Başkanı gözaltına alındı 21/10/2026
SON YAZILAR
- AKBANK VE DENİZBANK: FON SORUŞTURMASINDAKİ İSİMLER BANKAMIZIN ÇALIŞANI DEĞİL 21/10/2026
- Vestel’de Borç Alarmı: Gözler Yatırımcıda 20/10/2026
- FİTCH’TEN TÜRKİYE’DE LEASİNG VE FAKTORİNG SEKTÖRÜNE ÇİFTE RİSK UYARISI 19/10/2026
- AVRUPA SOKAKLARINDA EKONOMİK İSYAN: BÜYÜME VAR, REFAH NEREDE? 19/10/2026
- Trump’ın Rusya açılımı dengeleri değiştirdi, risk iştahı toparlanıyor 19/10/2026
- AKBANK 1,7 MİLYAR TL CEZAYI NİÇİN YEDİ? 16/10/2026
- MSCI’DEN TÜRKİYE BORSASINA FREN! 16/10/2026
- KREDİ KARTINDA 12 AY SINIRI KALKTI MI? TAKSİTLİ ALIŞVERİŞTE YENİ DÖNEM! 16/10/2026
- VERGİLERİN HER 100 LİRASININ 21,6 LİRASI FAİZE GİDİYOR! 16/10/2026
- MSCI’den Endonezya’ya sert uyarı, Türkiye de mercek altında 16/10/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ6 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini5 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
