Connect with us

EKONOMİ

FAİZLER YÜKSELİRKEN REEL PİYASA NE DURUMDA

Ekonomist Erol TAŞDELEN Reel Piyasadaki gözlem ve deneyimlerini paylaşmaya devam ediyor…

Yayınlanma:

|

Faiz oranları, Enflasyon aynı anda yükseliyor; ülke parası hızla değer kaybediyor ise Kriz Ekonomisinin tam ortasındayız demektir. Böyle dönemlerde; uygulanan Para Politikasının etkisi kısa sürede beklemek gerçekçi olmaz. Yapısal Reformlar ile desteklemeden; sadece Para Politikası araçları ile de bu girdaptan çıkılabilmesi mümkün değil. Piyasalarda GÜVEN duygusunun kaybedilmesi kısa sürer fakat bunun yerine oturtulması bazen yıllar alır. Kendi vatandaşın GÜVEN duygusunu yaşamayıp tasarruflarını %65-70’lere kadar döviz ve döviz varlıklara sığınırken; evlerdeki kasalar ve banka kiralık kasaları altın ve döviz doluyken; YABANCI yatırımcıyı kurtarıcı olarak beklemek ise gerçeklerden ne kadar uzaklaştığının göstergesi.

Reel Piyasada neler oluyor; alınan tedbirler etkisini nasıl gösteriyor; tünelin ucundaki ışık gün ışığı mı, gelen trenin ışığı mı bir bakalım…

Kriptoya giden paralar nereden geldi

Son beş yıldır Banka Kaynakları hiçbir dönemde, son yıllardaki kadar gerçeklikten uzak, amacı dışında kullanılmamıştı. İspatlanması zor ama gözlemlerden ve verilerden tahmin etmek zor olmuyor; Tüketici kredilerin önemli bir kısmı gerçek ihtiyaçlar için değil Kripto Para alımında kullanıldı; Borsa’da hisse senedi alımında döviz alımında kullanıldı. Kripto para piyasasında Avrupa’da 1. Dünya’da 4. olmakla övünürken kimse bu değirmenin suyunun nereden geldiğini sorgulamadı. Önemli bir kısmı banka kaynaklı kredi idi! Banka kredi gerekçelerine baksan ahalimiz evinin eşyasını değiştirdi; mobilyasını yeniledi; evini tadilat etti ama gerçekte öyle olmadığını en iyi bankacılar biliyor.

Borsa yatırımcısı kalıcı mı?

Borsa yatırımcı sayısı Halka arzlarla birlikte 8 milyonu aştı ama bunun kalıcı olması çok zor. Borsaya halka arzların en az yarısı kalıcı olmayacak; nerede ise her başvuru yapana BİST onay verdi. Onlarca firma sırada bekliyor. Önümüzdeki beş yıl içinde yarısı borsada olmaz. Zaten borsada dönen paranın önemli kısmı da küçük bir azınlığın elinde. Vatandaşın kazanma olasılığı çok düşük. Spekülatif işlemlerdeki ceza yetersiz ve geçici olmasını ekleyince, maddi kayıplar yaşayacak birçok vatandaşı üzecek gibi gözüküyor! Dövize talebin düşmesi için Kamu eli ile Borsaya yönlendirme son yıllarda bilinen bir durum. Emekli ve Kamu fonları aktif kullanıldığı ve ağırlığının arttığı bir dönem yaşandı.

Reel Piyasada şaşkınlık ve akıl tutulması yaşanıyor

Banka kaynakları son beş yıldaki seçim süreçlerinde halka dağıtıldı; dalga geçtiğimiz “şak diye 10 milyar dolar satacaksın” söylemi de fiiliyatta uygulanınca bir de baktık ki pokerde elimizdeki kağıtlar aynadan görülürken biz blöf yapar konuma düşmüşüz. Merkez Bankası rezervleri erimiş, eksiye düşmüş. İmalata, Sanayiye, Tarıma üretime gitmesi gereken kaynaklar hoyratça kullanınca “tüketerek bir yere gidilemeyeceği” anlaşıldı. Süreç içinde Kara Para Cennetine özendiği suçlaması ile Türkiye’nin FATF tarafından Gri Liste‘ye dahil edilmesi; Rating Raporu düzenleyen kurumların peş peşe not indirerek yatırım yapılabilir ülke notunun 5-6 kademe altına düşmemiz; Kredi Risk Primi notu olan CDS’in yükselmesi  de eklenince gelmesi planlanan dövizler gelmesini bırak, olanlar da Tahvil ve Borsa’daki satışlarla kaçışlar ile karşılaştık. Aksi de beklenemezdi zaten. “Kötü para iyi parayı kovar” yaşayarak öğrendik! Dövizi bastırırken tam da yabancılar çıkış sürecinde adamlara dolaylı bir de maddi katkı sağlamış olduk. Sıkışan süreç; malumunuz üzerine yerel seçimleri de beklemeden “Normalleşme; Rasyonelleşme” adında Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet ŞİMŞEK ve MB Başkanlığına getirilen Hafize Gaye ERKEN isimleri ile birleştirilerek; geç de olsa gerçekçi para politikasına dönüldü. Fatura ağır oldu/oluyor. Sonuç: Değer kaybeden TL, daha gerçekçi açıklanan Yüksek Enflasyon; Bankalar eli ile dizayn edilmeye çalışılan Para Politikası; Yüksek Kredi/Mevduat Faiz sürecinin yaşandığı bir girdabın içine girilmiş oldu. Tam bir “Türbülans Ekonomisi” süreci yaşanıyor! Başımıza önümüzdeki yıllarda neler geleceğini kesin bilen yok ama ekonomistler için tahmin etmek de zor değil! Önümüzü göreceğimiz tarih 2026 olarak ekonomi kurmaylarınca açıklandı.

Bankalar da şaşkın

Son yıllarda bankacılık sektörü içinde olan herkesin hemfikir olduğu bir cümle var: Böyle bir dönem yaşamadık! Bu cümlenin olumlu anlamda olmasını isterdim ama sahada tersi söz konusu. Örnek mi: Bir gün önce tüm mevduat müşterilerine “KKM yapılması” için nerede ise müşterilerine yalvaran bankacılar; ertesi gün müşterinin KKM yapmaması için nerede ise müşteriyi dövmediği kaldı. Banka uygulamalarında hiçbir dönemde bu kadar profesyonellikten uzak kararlar üst üste alınmamıştı. Piyasada GÜVEN kaybının ana nedenlerinden biri de budur aslında! Bankacılık tarihimizin hiçbir döneminde son yıllardaki gibi nasıl ve ne koşullarda mevduat toplanması gerektiği; ne gibi kredileri nasıl verilmesi gerektiği kadar; firmaların hangi koşullarda kredi alabileceklerine, döviz alıp almamasına, faturaya döviz kuru dahi yazılamayacağına kadar müdahale olmamıştı. Resmen yarı kapalı Kambiyo Rejimi uygulandı son yıllarda. Firmaların finansal kaynaklara ulaşması hiçbir dönemde bugünkü kadar daralmamıştı. Fazla yazılmadı ama bu durum bile başlı başına iç ve dış piyasada Türkiye Bankacılık sektörünün geleceği yönünde ciddi kaygılar oluşmasına neden oldu. Çok değil 5-6 yıl öncesine kadar saatler içinde Sendikasyon kredisi bulabilen Bankacılık sektörü 20-25 ülkenin 30-40 finans kuruluşundan Sendikasyon bulabilmek için aylarca uğraşır hale geldi.

Krediyi bulan sevinemiyor, nasıl ödenecek?

TCMB’nin uzun bir süre düşük faiz politikası terk edilip seçimden hemen sonra dayatılan inadından vazgeçip “Rasyonel Faiz Politikası” uygulaması ile hızlı bir şekilde yükselen gösterge faizi; mevduat ve kredi faizlerini de hızlı artırdı. Ticari Segment kredilerin önünün kesilmesi; düşük faizli Kredi kaynaklarının ağırlıklı Tüketici Kredilerine gitmesini sağlayan sistem Vatandaşı para içine boğarken; özellikle Ticari firmalar “nakit para” diye kıvranmaya başladı. Vatandaş emanet banka paraları ile üzerine gelen krizi hissetmezken; “tüketerek bir yere varılamayacağı” anlaşılıp Tüketici Kredi faiz oranlarının artması; Kredi Kart asgari ödeme tutarının yükseltilmesi; kuyumcu gibi bazı sektörlerde ve havayolu ve yurt dışı harcamalarında taksitli satışların yasaklanması; kredi kart faiz oranlarının TCMB Referans faizi ile paralel artması borç batağına saplanan vatandaşın da banka kredilerini çevirmesini zorladı. 2024 Banka batık kredi hacminin artacağını şimdiden tahmin etmek zor değil. Yıllardır 165-170 milyar TL aralığında tutulan banka batık krediler 2024’de katlanarak devam edecek gibi. Zira; Türkiye Bankalar Birliği-TBB verilerinden takipteki kredilere ek Nakit Kredilerin %15’lere kadar kısmının yapılandırıldığı;  ön izleme yakın izlemede sorunlu krediler statüsünde takip edildiği görülüyor.

Kredilerde Tahvil alma zorunluğu kalktı; Fatura talebine son verildi

Faiz oranlarının artması; Ticari kredilerine karşılık Bankaların Tahvil alma zorunluğunun gevşetilmesi; kredi kullanımında fatura isteme zorunluluğunun kalkması; kredilerin önünü açtı fakat bu seferde yüksek faizli krediyi alıp ödeyebilecek firma bulmakta bankaları zorluyor. Bankalar bu günlerde özellikle İSO 500 içinde yer alan firmaların kapısını aşındırmaya başladı. Daha önce KOBİ’lere verilen yüksek faiz ile döndürülmende yaşanacak zorlukları bankalar tahmin ederken Zombi firmalardaki hızlı artış firmaların stres katsayısını şimdiden kırılgan hale getirmiş durumda. Kredi kullanacak Ticari Firmaların “Net İhracatçı” olma şartı halen çoğu firmayı otomatik liste dışı bırakıyor.

Faizi Yükselen Kredinin Reel Piyasaya ne faydası var?

Banka kredi faizleri Kasım başında %50-60 arasına oturmuş durumda. Yükseliş trendi iyi tahminle 2024 yarısına kadar devam edecek gibi. Bu oranlar ile kredi alıp ödeyebilmesi için firmaların Faaliyet Devri Katsayısının yüksek olması; ya da yüksek kar marjı ile çalışması halinde belki kredi maliyetini çıkarır ama Türkiye şartlarında kaç sektörde bu koşullar var ki? Üstüne Reel Piyasadaki talep yönünde durgunluk yaşanırken üstelik.  Şu an firmaların katlanması gereken kredi faiz maliyeti bu oranlarda. İhracatını var ise biraz daha şanslısınız. Mali verileriniz de destekler, kredi limitiniz de onaylanır ise TCMB kaynaklı EXİMBANK Reeskont TL Kredi faizi  %26,93 /yıllık. Bu kredilerde faiz peşin kesildiği için firmaya reel maliyeti %35’lere gelir; zira, bu krediler için firmalar %1-2 komisyon ödeyerek EXİMBANK’a Teminat Mektubu veriyor. EXİMBANK’ın kendi kaynağından TL Kredilerde faiz oranı ise %41. Döviz Kredileri ise %8,50’lerde. Özel ve Kamu bankalarda TCMB Döviz kredilerinde 24 ay vade; EURO %6,99 faiz; USD %7,99 faiz piyasada var. Ama bunların hepsi tabi ki kredi vadesi boyunca ithalat işlemleri hariç döviz alınmaması; İhracat Taahhütlü ve Net İhracatçı ( İhracatın ithalattan %10 fazla olması ) gibi koşullara bağlı. Bu ekstre koşullar çoğu firmayı hali ile zorluyor. Aslında zamanında dövizler saçıldığı için yerine koymak için ihracatçılara kredi kanalları açık. Bunun dışında seçenek de yok aslında. Kısaca İhracatınız olacak; dövize ihtiyacınız olmayacak gibi koşullar sağlarsanız kısmen daha uygun maliyet ile kredi bulabiliyorsunuz! İhracatçılara EXİBANK Kredileri can suyu niteliğinde bu günlerde! EXİMBANK’ta bu kaynağı TCMB’de aldığı için bu kredilerin reeskont ( faizin kredi verilirken tahsil edilmesi ) firmaların eline kullanabileceği daha az nakit geçmesi anlamına geliyor. Firmalar en azından “yoktan iyidir” modunda bu krediler! ( Bu krediler dahi bir ara %31’lere çıktı; reel maliyet %38-40’lara gelince talep düşmesi, tepki gelmesi nedeni ile %24’e çekilip faiz iadesi yapıldı; TCMB gösterge faizi %35 yapınca bu kredi faizleri de %24 olan kredi faizleri de %26,93’e yükselmiş durumda).

Taahhüt altına giren İhracatçı da son aylarda rahat değil; bu alanda Avrupa ve ABD kaynaklı talep daralması yaşanıyor.

Yükselen faizler Maliyetleri artırırken; Maliyet Enflasyonunu da tetiklemiş durumda. TCMB kurmayları boşuna 2024’de de enflasyon yükselmeye devam edecek demiyor.

Son 3-4 yıldır orta uzun vadeli krediler “Değişken faizli kredi” olarak verildi. Üstelik yatırım kredileri dahi bu şekilde kullandırıldı. Dolayısı ile geçmiş yıllarda kullanılan krediler için de faiz oranların artması ek faiz maliyeti yansımaya başladı. Kısaca, borçlu Firmaların finansal maliyetlerinde ciddi artış olacağını tahmin etmek zor değil.

Bankalar Ücret ve Komisyon soygunu yaptı

Faiz oranları baskılanınca, Bankalar kredi faizinden kazandıklarından çok ücret ve komisyondan kazanmaları sizi şaşırtmasın. Yasal olmasa da bankalar 2022-23’de firmalardan etik olmayan kredi koşullarını müşterilerine dayatmaları sonucu oldu bu gelirler. Nasılsa TCMB ve BDDK’nın bu tespitlerde ufak cezalar ile geçiştirdiklerini biliyorlar. Ortada adı konmamış bir ücret-komisyon soygunu var! Bankacılık sektöründe ve banka özelinde Gelir tablosuna bakın. Milyarlarca lira “Diğer” adında gelirler var. Çoğu aslında alınmaması gereken gelirler. TCMB ve BDDK’nın 20.02.2020 tarihindeki 31035 nolu Resmi Gazetede yayınlanan bankaların kredilerde alabilecekleri ücret ve komisyon ile 2022-23’de kredilerde dayatılan “kredinin %25-30’unu vadesizde bırakma; firma ortaklarına sigorta yapma zorunluluğu; masrafsızlık, dış ticaret paketleri gibi toplu komisyon kesme” gibi ek  kredi koşullar hangi izinler ile yapıldığını bankacıların kendileri dahi açıklayamıyor. Sık sık yazdığım gibi; bu tür dayatma komisyonlarında cezalar banka Yönetim Kuruluna kesilmeden, bu kesintilerin faizi ile toplu müşterilere iade edilmeden sonu gelmez. Özel bankaların çoğu yabancı sermayeli banka olmasına rağmen yurt dışındaki bankalardaki alamadıkları ücret ve komisyonları Türkiye’ye gelince çatır çatır alıyorlar. “Efendim firmalar dava açıp bankalardan istesin” kolay savunmasına kalkınmasın zira, hiçbir firma kredili çalıştığı banka ile bu konularda mahkemelik olmak istemez. Bu iş TCMB ve BDDK’ya; Rekabet Kurumuna, Ticari Mahkemelerine düşer. 2022 3Ç’de 218,7 milyar TL Faiz Dışı Gelir elde eden bankalar 2023 aynı dönemde %125 artış ile 491,7 milyar TL gelir elde etmeleri tesadüf ya da firmaların gönüllü verdiğine kimse ikna edemez beni. BBDK Murakıpları bu alanı detaylı incelesinler bence.

Tüccar parası ile Ticaret mi yapsın, mevduata mı yapsın açmazında

Faizler yükselince Piyasada da kendi reflekslerini oluşturdu. Likit para kral! Bir defa krediye ulaşamayan firma ve bazı sektörler nerede ise tamamen peşin satışa, günlük ürün fiyatlamaya döndü. Satışta 2-3 aylık vade yapan firmalar bile ürününe aylık %5-6 vade farkı koymaya başladı. Nakit parası ile ticaret yapan Tüccar “bu ortamda ticaret yapılmaz” diye garanti olan mevduata yönelmiş durumda. Öyle ya piyasa da her geçen gün daralırken; %  10-15 karlılık ile ticaret yapacağına parasının en az yarısını %40-45’lerden mevduat olarak bankaya koymak daha mantıklı. İş stresi de yok üstelik. Piyasadan adı konulmamış ciddi para çıkışı oldu bu yöntem ile. %50-60 kredi faizi ile enflasyon nedeni ile sattığı fiyattan malı yerine koyamayan esnaf artan kira, elektrik, doğalgaz, işçilik maliyetleri ile boğuşurken son yıllarda hazırdan yemeye başladı.

Reel Piyasa durdu, dönen nasıl dönüyor?

Bazı sektörlerde piyasa ciddi oranda durmuş durumda. İthal mamul ve yarı mamulün önünün alınamaması örneğin iplik sektöründe ciddi sıkışıklığa neden oldu. Konfeksiyoncu yurtdışından (Çin’den) kumaş getirince; iç piyasada kumaş satışı düştü dolayısı ile ipe olan talebi de azatmış durumda. Üzerine durgunluk ve rekabet de girince bu alandaki kurumsal firmalar dahi şu anda ne yapacağını bilemez halde. Bu gibi sektörlerde toplu işçi çıkarmalar başladı biline! Bazı sektörlerde nakit dışında ticaret durmuş durumda. Ödemelerini yapamayan firmaların kapılarını kaçıp gitmeleri gibi haberlere hazırlıklı olun; başladı bile. Büyük yatırımcılar Mısır gibi ülkelere gitmeye başladı bile.

Ödemleri Döviz olarak yapma yasağı ayrı fiyasko. “Liralaşma Stratejisi” uyguluyoruz derken çoğu mahkemede sonuçlanacak yeni sorunlar çıktı. Çoğu sektörde fiyatlama döviz ile yapılıyor. Nasıl yapılmasın ki İthalatın %80’ni hammadde, maliyet hesapları döviz durumuna göre yapılıyor. Döviz ödemelerinin TL olarak yapılması yüzünden satan da alan da kur zararı yapıyor; Bankalar arada tatlı kar elde ediyor. Firmaların kur farklarından dolayı muhasebe hesapları karşılıklı kapatamıyor. Milyonlarca dolar işlem yapan firmaları düşünsenize ciddi farklar var. Döviz çeklerin YP ödemesi niçin yasaklanır anlaşılır gibi değil. Bu paralar yurt dışına çıkmıyor ki, firmadan firmaya geçiyor. Kur zararından dolayı devlet de vergi kaybına uğruyor iyi mi. TCMB bu alanda da sadeleşme yapar ise ciddi sorunlardan biri aşılmış olacak. Sorunlar yumağında sadeleşme de kolay olmuyor!

Bundan sonra ne olur? 2024 nasıl geçer?

Kabul etmek gerekir; bizim gibi yatırımlarını henüz tamamlamamış ülkelerde özkaynakları ile faaliyetini sürdürebilen firma sayısı çok az. Banka kredilerini özkaynak gibi gören ve sürekli kredi ile dönen firmaların faaliyetini sürdürmelerini daha da zorlaştı. Şu an “stoklarını zararına satan firma” sayısı arttı. Piyasada bazı sektörlerde ürün/fiyat dengesi bozulmuş durumda. Bazı firmalar için maç bitti uzatmaları oynuyor? Bir umut, “yerel seçim sürecinde düşük faizli uzun vadeli krediler tekrar çıkar mı” diye bekleyen firma sayısı tahmin edilenden fazla. Böyle olsa bile 2024 sonunu göremeyecek firma sayısı tahmin edilenden fazla olacak. Bankaların 2024 bütçelerinde kredi yapılandırma maliyeti yaptığını; kredi takip hacminin artışı için bütçede karşılık ayrılan rakamlar milyarları bulacak. Özellikle Bireysel ve KOBİ Kredilerinde bankalar belli oranda takip tutarını şimdiden kabul etmiş durumda. “Rakip bankalara bu kredileri nasıl kovarım” diye arayış içindeler. Firmaların Kredi limitlerinin yenilenmemesi; limitlerin risklere çekilmesi; krediler için ek teminat istenmesi gibi şikayetler önümüzdeki aylarda artacak. Ödenen çek hacmi belki enflasyon nedeni ile artmış gibi gözükecek ama enflasyondan arındığında reel olarak düştüğünü; karşılıksız çek hacim ve adetinin arttığına şahit olacağız.

Kısaca; Firmalar biriken kısa vadeli kredi borçlarını, artan faiz maliyeti ile nasıl çevireceklerini kara kara düşünmeye başladı. İlerisi için parlak finansal seneryolar yok maalesef. Reel Piyasada konkordatolar, iflaslar, kredi yapılandırmalar havada uçuşurken; artan işsizlik oranı, sokağa yansıyan adi olaylardaki artışlar, düşen alım gücü; fakirlik nüfus oranının artacağı; servetimizin eridiğini göreceğimiz bir dönemi yaşayacağız. 2024’de enflasyona göre değil “beklenen enflasyona” göre maaş artışı şimdiden ilan edilmiş durumda. Olan yine sabit gelirlere olacak. Enflasyon zaten başlı başına dolaylı vergi haline geldi. Ekonomi Kurmaylar bile “2026’dan önce beklenti içine girmeyin” demesi yolun ne kadar uzun ve engebeli olduğunun göstergesi aslında. Döviz stoklarını hızla eriten yetkin olmayan ekonomi kurmaylar hala etkin yerlerde iken sorun sadece Hazine ve Maliye Bakanı ile TCMB Başkanını değiştirme ile halledilecek kadar kolay olsaydı keşke!

Yaşayıp göreceğiz!

Erol TAŞDELEN – Ekonomist       www.bankavitrini.com

EKONOMİ

Ekonomide “Ruj Etkisi” Nedir?

Kriz Dönemlerinde Küçük Lükslerin Büyük Hikâyesi

Yayınlanma:

|

Tüketici Psikolojisi, Davranışsal Finans ve Ekonomiye Etkileri

Ekonomik krizler, yüksek enflasyon, gelir kaybı ve belirsizlik dönemlerinde insanların harcama davranışları tamamen değişir. Ancak bu değişim her zaman “daha az harcamak” anlamına gelmez.

Tam tersine, insanlar büyük harcamaları ertelerken kendilerini mutlu edecek küçük lükslere yönelmeye başlar.

Ekonomi literatüründe bu davranış biçimi “Lipstick Effect” (Ruj Etkisi) olarak adlandırılır.

Bugün dünyanın birçok ülkesinde; kozmetik, kişisel bakım, kahve zincirleri, premium çikolata, küçük elektronik ürünler, online eğlence ve uygun fiyatlı lüks ürünlerin kriz dönemlerinde satışlarının artmasının arkasında yatan temel psikolojik mekanizmalardan biri budur.

Peki gerçekten “Ruj Etkisi” var mıdır?

Yoksa sadece pazarlama dünyasının ürettiği bir efsane midir?

Ruj Etkisi Nedir?

“Ruj Etkisi”, ekonomik daralma dönemlerinde tüketicilerin;

  • otomobil,
  • konut,
  • beyaz eşya,
  • tatil,
  • lüks saat,
  • mücevher

gibi pahalı harcamalarını azaltırken,

kendilerini psikolojik olarak iyi hissettirecek nispeten ucuz lüks ürünlere yönelmesini ifade eder.

Buradaki temel mantık şudur: “Büyük mutluluğu satın alamıyorum; küçük mutluluklar satın alıyorum.”

Bu nedenle;

  • ruj,
  • parfüm,
  • cilt bakım ürünleri,
  • kaliteli kahve,
  • küçük teknolojik aksesuarlar,
  • markalı ayakkabı,
  • premium çikolata

gibi ürünlerin satışları ekonomik durgunlukta beklenenden daha güçlü kalabilir.

Kavram Nasıl Ortaya Çıktı?

Bu kavram özellikle 2001 yılında dönemin Leonard Lauder tarafından gündeme getirildi.

Lauder, ABD ekonomisi durgunluğa girerken Estée Lauder’in ruj satışlarının arttığını gözlemledi.

Bunun üzerine şu yorumu yaptı: “Kadınlar büyük lükslerden vazgeçiyor ancak küçük lükslerden vazgeçmiyor.”

Bu gözlem daha sonra davranışsal ekonomi çalışmalarında sıkça incelenmeye başladı.

Davranışsal Ekonomi Bunu Nasıl Açıklıyor?

İnsan beyni kriz dönemlerinde üç temel ihtiyaca yönelir.

1. Kontrol Hissi

Ekonomik kriz bireyin hayatındaki kontrol algısını azaltır.

İnsanlar kontrol edemedikleri büyük sorunlar karşısında küçük kararlarla psikolojik denge kurmaya çalışırlar.

Örneğin;

  • yeni bir ruj almak
  • kaliteli kahve içmek
  • saçını yaptırmak

kişiye “hala hayatımı yönetebiliyorum” hissi verir.

2. Kendini Ödüllendirme

Uzun süre ekonomik baskı altında yaşayan bireyler kendilerini ödüllendirmek ister.

Fakat bütçe sınırlıdır.

Bu nedenle; 50 bin TL’lik tatil yerine 500 TL’lik parfüm tercih edilir.

3. Moral Koruma

Psikologlara göre kriz dönemlerinde insanların ruh sağlığı da bozulmaktadır.

Küçük lüksler;

  • umut,
  • motivasyon,
  • özgüven

üretmeye yardımcı olur.

Toplum Psikolojisi Nasıl Etkileniyor?

Ekonomik krizlerde toplumda genellikle şu süreç yaşanır:

Önce; “Harcamaları azaltmalıyım.” Ardından; “Hiç mutlu olamıyorum”

Sonra ise; “Kendime küçük bir şey alayım”

İşte Ruj Etkisi tam burada devreye girer.

Toplum; büyük harcamaları keserken, küçük mutlulukları korumaya çalışır.

Ruj Etkisinin Görüldüğü Ülkeler

ABD (2001)

Dot-com krizinde kozmetik satışları yükseldi.

Lüks otomobil satışları düştü.

ABD (2008 Finans Krizi)

Birçok araştırmada;

  • uygun fiyatlı kozmetik,
  • kahve zincirleri,
  • hızlı moda ürünleri

güçlü satış gerçekleştirdi.

Güney Kore (1997 Asya Krizi)

Kişisel bakım ürünlerinde beklenmeyen artış görüldü.

Japonya

Uzun deflasyon döneminde premium ama küçük tüketim ürünleri büyümesini sürdürdü.

Brezilya

Resesyon dönemlerinde kozmetik sektörü birçok sektörden daha iyi performans gösterdi.

Türkiye’de Ruj Etkisi Görülüyor mu?

Aslında evet.

Türkiye’de son yıllarda;

  • kozmetik,
  • kişisel bakım,
  • kahve zincirleri,
  • premium kahve,
  • online yemek,
  • dijital abonelik,
  • küçük teknolojik ürünler

birçok ağır sanayi sektöründen daha hızlı büyüyebildi.

Yüksek enflasyon döneminde; insanlar; ev değiştirmedi, otomobil almadı,

ancak;

  • kaliteli kahve içmeye,
  • kişisel bakım ürünlerine,
  • küçük elektroniklere,
  • kozmetiğe

harcama yapmaya devam etti.

Bu durum klasik bir “Lipstick Effect” örneğidir.

Hangi Toplumlarda Daha Güçlü Görülür?

En belirgin olarak;

✔ şehirleşmiş toplumlarda

✔ orta gelir grubunda

✔ kadın istihdamının yüksek olduğu ekonomilerde

✔ tüketim kültürünün geliştiği ülkelerde

✔ sosyal medya kullanımının yoğun olduğu toplumlarda

daha güçlü ortaya çıkar.

Çünkü bireyler sosyal görünürlüğünü tamamen kaybetmek istemez.

Sosyal Medyanın Etkisi

Eskiden insanlar kriz yaşarken harcamayı tamamen kesebiliyordu.

Bugün ise;

Instagram,

TikTok,

YouTube,

influencer ekonomisi kişileri sürekli tüketmeye teşvik ediyor.

Bu nedenle artık; “mikro lüks” kavramı çok daha güçlü hale gelmiştir.

Ruj Etkisinin Ekonomiye Olumlu Tarafları

1. İç Talep Tamamen Çökmez

Ekonomide belli sektörler ayakta kalır.

2. İstihdam Korunabilir

Kozmetik, perakende, kişisel bakım, kafe zincirleri çalışmaya devam eder.

3. Vergi Geliri Devam Eder

KDV ve ÖTV gelirleri tamamen düşmez.

4. Psikolojik Çöküş Biraz Azalır

Tüketim tamamen durmadığı için moral korunabilir.

Olumsuz Tarafları

1. Tasarruf Azalabilir

Geliri düşen birey yine de harcama yapmaya devam eder.

2. Borçlanma Artabilir

Kredi kartı kullanımı yükselir.

3. Enflasyon Baskısı Sürebilir

Talep tamamen kaybolmadığı için fiyatlar direnç gösterebilir.

4. Yanıltıcı Ekonomik Görünüm

Perakende satışlar güçlü görünür.

Fakat; sanayi, yatırım, üretim, makine siparişleri gerilemeye devam eder.

Ruj Etkisinden Nasıl Çıkılır?

Bunun yolu yalnızca bireysel tasarruf çağrıları değildir.

Asıl çözüm;

  • fiyat istikrarı,
  • düşük enflasyon,
  • güven veren ekonomi yönetimi,
  • öngörülebilir para politikası,
  • reel gelir artışı,
  • istihdam güvenliği,
  • üretim ve verimlilik artışı

ile mümkündür.

Gelir güvencesi yeniden sağlandığında tüketiciler psikolojik telafi harcamalarına daha az ihtiyaç duyar.

Türkiye İçin Çıkarılacak Dersler

Türkiye gibi yüksek enflasyon yaşayan ekonomilerde Ruj Etkisi; ekonominin güçlü olduğunun değil, çoğu zaman tüketicinin psikolojik uyum mekanizmasının göstergesidir.

Bu nedenle yalnızca AVM yoğunluğu, kozmetik satışları veya kahve zincirlerindeki hareketlilik üzerinden ekonomik canlılık yorumu yapmak yanıltıcı olabilir.

Sağlıklı büyümenin göstergesi;

  • üretim yatırımlarının artması,
  • makine-teçhizat yatırımlarının güçlenmesi,
  • ihracat kapasitesinin yükselmesi,
  • verimlilik artışı,
  • sürdürülebilir gelir büyümesi

olmalıdır.

Sonuç

“Ruj Etkisi”, kriz dönemlerinde insanların umudunu tamamen kaybetmediğini gösteren önemli bir davranışsal ekonomi olgusudur. Ancak bu etki, tek başına ekonomik iyileşmenin işareti değildir. Aksine, büyük yatırımların ertelendiği, gelir baskısının sürdüğü ve tüketicinin psikolojik dengeyi küçük harcamalarla korumaya çalıştığı dönemlerin yansımasıdır.

Türkiye açısından da değerlendirme yapılırken yalnızca perakende tüketim verilerine değil; yatırım iştahına, üretim kapasitesine, istihdama ve hane halkının reel gelirindeki değişime birlikte bakılması gerekir. Ruj Etkisi, ekonominin nabzını tutan ilginç bir gösterge olsa da, kalıcı refahın yerini tutamaz.

Okumaya devam et

EKONOMİ

Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı

Yayınlanma:

|

Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı: Reel Sektörün En Büyük Sorunu Artık Talep Değil, Finansmana Erişim

Türkiye ekonomisinde uzun süredir uygulanan sıkı para politikası, enflasyonla mücadele açısından önemli bir araç olarak görülse de, bu politikanın reel sektör üzerindeki yan etkileri artık göz ardı edilemeyecek boyutlara ulaştı.

Bugün sanayicinin en büyük problemi sipariş eksikliği kadar, hatta ondan daha fazla nakit akışını yönetememesi haline geldi. Finansmana erişimin zorlaşması, ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi ve işletme sermayesinin hızla erimesi, üretim yapan şirketleri tarihinin en zorlu dönemlerinden biriyle karşı karşıya bırakıyor.

Kriz Dönemlerinde “Nakit Kraldır”

Finans dünyasının en bilinen sözlerinden biri olan “Cash is King” (Nakit Kraldır) ifadesi bugün Türkiye sanayisi açısından hiç olmadığı kadar anlam kazanmış durumda.

Normal dönemlerde şirketler;

  • satış yaparak,
  • stoklarını yöneterek,
  • bankalardan uygun maliyetli kredi kullanarak,
  • tedarikçi vadeleri ile müşteri vadeleri arasında denge kurarak

işletme sermayelerini çevirebilirler.

Ancak bugün bu mekanizmaların neredeyse tamamı aynı anda bozulmuş durumda.

Merkez Bankası’nın sıkılaştırıcı politikaları sonucunda kredi büyümesinin ciddi biçimde sınırlandırılması, bankaların ticari kredi kullandırmakta son derece seçici davranmasına neden oldu.

Sonuç olarak birçok firma krediye ulaşamıyor, ulaşabilenler ise sürdürülebilir olmayan maliyetlerle borçlanabiliyor.

Nakit Akışı Bozulunca Bütün Finansal Sistem Çöküyor

Bir şirketin finansal sağlığı sadece bilançosuna bakılarak anlaşılmaz.

Asıl kritik gösterge nakit akışıdır.

Bugün birçok firma;

  • üretmeye devam ediyor,
  • satış yapıyor,
  • cirosunu artırıyor,

ancak kasasına zamanında para girmediği için faaliyetlerini finanse edemiyor.

Nakit döngüsü uzadıkça;

  • tedarikçi ödemeleri gecikiyor,
  • maaş yükü ağırlaşıyor,
  • vergi ödemeleri baskı oluşturuyor,
  • kredi geri ödemeleri aksıyor.

Sonrasında ise domino etkisi başlıyor.

Maliyet Hesabı Yapmak Neredeyse İmkânsız Hale Geldi

Sanayicinin ikinci büyük sorunu ise maliyet yönetimi.

Yüksek enflasyon ortamında;

  • enerji fiyatları,
  • işçilik maliyetleri,
  • kira giderleri,
  • finansman maliyetleri,
  • kur hareketleri,
  • hammadde fiyatları

aynı anda değişiyor.

Bu nedenle bugün verilen bir fiyat teklifinin maliyeti birkaç hafta sonra tamamen değişebiliyor.

Artık birçok sanayici ürününü satarken gerçek maliyetini bile tam olarak hesaplayamıyor.

Muhasebe kârı ile ekonomik kâr arasındaki fark her geçen gün açılıyor.

Vadeli Satışlar Kâr Değil, Zarar Yazdırıyor

Geçmiş yıllarda rekabet avantajı sağlayan uzun vadeli satışlar bugün birçok sektör için ciddi bir risk unsuruna dönüştü.

90, 120 hatta 180 gün vadeli yapılan satışlarda;

  • enflasyon,
  • finansman maliyeti,
  • kur değişimi,
  • işletme giderleri

satış anındaki hesapları tamamen geçersiz hale getiriyor.

Tahsilat günü geldiğinde firma nominal olarak para kazanmış görünse bile reel olarak zarar etmiş olabiliyor.

Bu durum özellikle işletme sermayesi ihtiyacı yüksek sektörlerde daha da belirgin hissediliyor.

Ticari Kredi Faizleri Yönetilebilir Seviyenin Üzerinde

Bugün ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi birçok yatırımın finansal fizibilitesini ortadan kaldırıyor.

Bu seviyelerde kullanılan krediler;

  • yatırım finansmanını,
  • işletme sermayesi yönetimini,
  • kapasite artırımlarını,
  • ihracat hazırlıklarını

ciddi biçimde zorlaştırıyor.

Üstelik krediye erişim de kolay değil.

Birçok firma için sorun artık faiz oranı değil; kredi bulabilmek.

Sanayici Belki de Hiç Bu Kadar Çaresiz Hissetmedi

Türkiye sanayisi geçmişte;

  • 1994 krizini,
  • 2001 finans krizini,
  • 2008 küresel krizini,
  • pandemi dönemini,
  • büyük kur şoklarını

atlattı.

Ancak bugünkü tabloyu farklı kılan unsur, aynı anda birçok riskin üst üste gelmiş olmasıdır.

Şirketler;

  • yüksek faiz,
  • düşük talep,
  • finansmana erişim sorunu,
  • artan maliyetler,
  • bozulan nakit akışı,
  • belirsiz fiyatlama ortamı

ile aynı anda mücadele etmek zorunda kalıyor.

Bu nedenle birçok sanayici kendisini önceki krizlerden daha kırılgan hissediyor.

Açıklanan Kredi Paketleri Neden Yeterli Olmuyor?

Son dönemde açıklanan çeşitli kredi destek paketleri piyasaya moral vermekle birlikte, reel sektörün toplam finansman ihtiyacı düşünüldüğünde oldukça sınırlı kalıyor.

Sorun sadece yeni kredi verilmesi değildir.

Asıl ihtiyaç;

  • işletme sermayesini güçlendirecek uzun vadeli finansman,
  • üretime yönelik seçici kredi mekanizmaları,
  • ihracatçıya uygun maliyetli kaynak,
  • yatırım kredilerinde öngörülebilir faiz yapısı,
  • KOBİ’lere hızlı erişilebilir finansman modelleri

oluşturulmasıdır.

Aksi halde açıklanan paketler yalnızca belirli firmalara kısa süreli nefes aldırırken, sektörün genelindeki finansman sorununu çözmeye yetmeyecektir.

Sözün özü

Enflasyonla mücadele, makroekonomik istikrar açısından vazgeçilmezdir. Ancak üretim ekonomisinin sürdürülebilirliği de aynı derecede önem taşımaktadır.

Bugün reel sektörün karşı karşıya olduğu temel sorun yalnızca yüksek faiz değildir; işletme sermayesinin erimesi, kredi kanallarının daralması, maliyet hesaplarının öngörülemez hale gelmesi ve nakit akışının bozulmasıdır.

Ekonomide üretim kapasitesini koruyacak, yatırım iştahını canlı tutacak ve sanayicinin finansmana erişimini kolaylaştıracak daha dengeli politikalar oluşturulmadığı sürece, sadece enflasyon göstergelerindeki iyileşmeye odaklanmak uzun vadede üretim, istihdam ve ihracat üzerinde kalıcı hasarlar bırakabilir.

Bugün sanayicinin talebi ayrıcalık değil; üretmeye devam edebileceği öngörülebilir, erişilebilir ve sürdürülebilir bir finansman ekosistemidir.

Okumaya devam et

EKONOMİ

Talep Enflasyonu Biterken Türkiye “Yokluk Enflasyonu” Riskine mi Giriyor?

Yayınlanma:

|

Son iki yıldır ekonomi yönetiminin temel yaklaşımı, talep enflasyonunu kontrol altına almak üzerine kuruldu.

Faizler artırıldı, kredi büyümesi sınırlandı, tüketim baskılanmaya çalışıldı.

Varsayım şuydu: Talep azalırsa fiyat artışları da yavaşlar.

Ancak bugün reel sektörden gelen sinyaller farklı bir riskin büyüdüğünü gösteriyor.

Özellikle yüksek finansman maliyetleri, krediye erişimde yaşanan zorluklar, artan işletme sermayesi ihtiyacı ve daralan iç talep nedeniyle birçok sanayi işletmesi kapasitesini düşürüyor, vardiya azaltıyor veya üretimini tamamen durduruyor.

Bu durum devam ederse önümüzdeki dönemde farklı bir enflasyon türüyle karşılaşabiliriz.

Talep Enflasyonundan Arz Kaynaklı Enflasyona

Ekonomide fiyatlar sadece aşırı talepten yükselmez.

Üretimin azalması, arzın daralması ve piyasada mal bulunabilirliğinin düşmesi de fiyatları yukarı iter.

Bugün birçok sektörde yaşanan gelişmeler bu riski artırıyor:

  1. Üretim kapasiteleri düşüyor.
  2. Yeni yatırımlar erteleniyor.
  3. İşletme sermayesi hızla eriyor.
  4. KOBİ’ler finansmana ulaşamıyor.
  5. Konkordato başvuruları artıyor.
  6. Bazı fabrikalar üretimi geçici olarak durduruyor.

Talep zayıf görünse bile üretim daha hızlı küçülürse piyasadaki mal arzı da daralmaya başlar.

İşte bu noktada fiyatlar yeniden yukarı yönlü hareket edebilir.

Yeni Risk: “Yokluk Enflasyonu”

Buna halk arasında “yokluk enflasyonu” denilebilir. Ekonomik literatürde ise bunun karşılığı daha çok arz yönlü enflasyon (cost-push/supply-side inflation) veya arz şoku kaynaklı enflasyon olarak tanımlanır.

Yani insanlar çok fazla tükettiği için değil, piyasada yeterince ürün üretilemediği için fiyatlar yükselmeye başlar.

Özellikle;

  1. Sanayi üretimindeki daralma,
  2. İthal girdilere bağımlılık,
  3. Finansmana erişim güçlüğü,
  4. Enerji ve lojistik maliyetleri

aynı anda etkili olduğunda arz tarafı hızla bozulabilir.

Bugünün En Büyük Riski

Bir ekonomide üretici para kazanamaz hale gelirse önce yatırımlar durur. Ardından kapasite küçülür. Sonrasında üretim azalır. Üretim azaldığında ise piyasadaki mal miktarı düşer. Mal azaldığında fiyatların yeniden yükselmesi kaçınılmaz hale gelir.

Bu nedenle sadece talebi baskılayan politikalar uzun süre tek başına uygulanırsa, bir süre sonra arz tarafında kalıcı hasar oluşturma riski ortaya çıkar.

Dengeli Politika Şart

Enflasyonla mücadele elbette önemlidir.

Ancak bunu yaparken üretim kapasitesinin korunması, sanayinin finansmana erişiminin sağlanması ve işletme sermayesinin sürdürülebilir seviyede tutulması da en az fiyat istikrarı kadar önemlidir. Aksi halde ekonomi, talep enflasyonunu kontrol altına alırken bu kez üretim yetersizliğinden kaynaklanan yeni bir fiyat baskısıyla karşı karşıya kalabilir.

Asıl soru artık şudur: Talebi gerçekten kontrol altına mı alıyoruz, yoksa üretim kapasitesini zayıflatarak geleceğin arz sorunlarını mı hazırlıyoruz?

Erol TAŞDELEN – Ekonomist     www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.