Koç Holding’in CEO’su Levent Çakıroğlu, dün yaptığı açıklamada uzaktan çalışma modelinin holding bünyesinde çalışan 35 bin ofis çalışanı için kalıcı hale getirileceğini söyledi.
Dünyaca ünlü şirketler de uzaktan çalışmaya geçiyor, bazılarında kalıcı olarak uzaktan çalışmanın gelmesi tartışılıyor. Örneğin, Microsoft çalışanları, şu anda çalışma saatlerinin neredeyse yarısı kadar evden çalışıyor ve bazı çalışanların kalıcı uzaktan çalışmaya geçmesi kararlaştırıldı. Google, esnek çalışma saatleri kapsamında Eylül 2021’den itibaren haftanın iki günü çalışanlarının evden çalışmasına izin verecek.
Facebook, 2020’nin sonuna kadar olan uzaktan çalışma iznini Temmuz 2021’e kadar uzatırken Amazon, mümkün olan herkesi uzaktan çalıştırıyor.
Avrupa’da evden çalışmak zorunlu hale geliyor
Dünyada, özellikle de Avrupa’da uzaktan çalışmanın kural haline getirilmesi ve kalıcılaşması da tartışılıyor. Almanya’da bugün, salgın kısıtlamalarının kapsamı genişletildi ve evden çalışmaya yönelik bir yönerge yürürlüğe girdi. Buna göre herhangi bir teknik engeli olmayan işletmeler personellerini evden çalıştıracak, kurala uymayanlar 30 bin euroluk para cezasıyla karşı karşıya kalacak.
Fransa, 14 Ekim’den beri mümkün olan tüm iş kollarında uzaktan çalışmayı zorunlu tutuyor, Belçika’da da Almanya gibi kurala uymayanlara uygulanacak para cezaları oldukça yüksek. İskoçya, Portekiz, İsviçre’de de evden çalışma zorunlu hale getirildi. Hollanda’da çalışanların yüzde 45 – 56’sı işlerini eve taşıdı ve bu oran oldukça yüksek.
Türkiye’de mümkün mü?
Türkiye’de ise evden çalışabilen mesleklerin oranı düşük. Akademisyenler Uğur Aytur ve Cem Özgüzel’in yaptığı çalışmadaki sonuçlara göre Türkiye’de özel sektörün sadece yüzde 24’ü evden çalışabilir. Türkiye’de bu nedenle tüm iş kollarının uzaktan, evden çalışmaya geçmesi şu aşamada mümkün görünmüyor. Fakat daha eğitimli ve profesyonel hizmet sektörlerinde çalışanlar evden çalışma bakımından daha avantajlı.
“Mesai kavramı tamamen bitti, her saat aranıyoruz”
Selen Şimşek, o isimlerden biri. Bilgisayar mühendisi Şimşek, 12 Mart 2020’den beri evden çalışıyor. Şimşek’in ilk söylediği “Mesai kavramı tamamen bitti” oluyor ve devam ediyor: “Yöneticiler WhatsApp’tan istediği an mesaj yazabiliyor. Sorduğu soruya o an cevap istiyor. Sabah 8’de oturduğum sandalyeden akşam 5’te kalkıyorum. Bana iki dakika ulaşamadıklarında hemen savunma istiyorlar.”
Evden çalışmanın en önemli etkilerinden biri de yalnızlaşma ve sosyalleşememe. Şimşek, “Genelde ofis ortamında sosyalleşen insanlarız. Artık böyle bir imkan yok ve sanırım hiç olmayacak. 30 yaşındayım ve ailemle birlikte yaşıyordum. Dayanamayıp ev tuttum. Ofiste öğle yemeği yemekle, evde yapmak arasında inanılmaz bir fark var ama şirket bu ayrımı asla kabul etmiyor. Kendimi kürek mahkumu gibi hissediyorum” diyor.
“Ek harcamalar yapmak zorunda kaldık ama şirket bunu ödemiyor”
Bir teknoloji firmasında müşteri ilişkileri biriminde çalışan Yıldız Güralp* de evde çalışmayla birlikte masrafların arttığından ve şirketin bu ayrımı gözetmediğinden bahsediyor: “Bu süreçte maaşıma zam yapılmadı ve yeni dönemde de yapılmayacağı söylendi. Evde geçirdiğim zaman boyunca sürekli kullandığım için internet, doğalgaz, elektrik harcamalarım arttı. Daha önce ihtiyacım olmayan çalışma masası, sandalye, internet güçlendirici, ekstra internet paketi gibi harcamalarım oldu. Bunların hiçbiri için ayrıca para verilmiyor tabii ki.”
Güralp de Şimşek gibi ofisteki sosyalleşmeyi vurguluyor: “Ofis benim için bir sosyalleşme alanıydı. Orada anne veya eş olarak değil kendim olarak vardım. Bir kahve içip sohbet edebiliyordum. Şu anda hepsinden uzak kaldım. Param olunca ilk işim psikolojik destek almak olacak.” Evde yemek yapmaya, temizlik yapmaya varsa çocuğunuzla ilgilenmeye harcanan zaman da eklenince kara bir tablo çıkıyor ortaya. Güralp’in çalıştığı şirket, ofisi tamamen boşaltmış ve artık fiziki bir ofisleri hiçbir zaman olmayacak.
Bitmeyen WhatsApp konuşmaları, Zoom toplantıları…
Bir bankanın genel müdürlüğünde çalışan Kübra Çevik de yine bu süreçten psikolojik olarak olumsuz etkilenenlerden. “Plaza canlıları” diye adlandırdığı beyaz yakalılara ilk başta evden çalışmanın çok olumlu geldiğinden bahseden Çevik, “Bu süreçte evde kalamayanlar olduğu için mızmızlanmanın şımarıklık olduğunu düşünsem de ortalamanın bir tık üstü maaş için evden çalışmak bizi mental olarak çökertiyor” diyor.
Bitmek bilmeyen Zoom toplantıları, günün her saati ulaşabilir olmak, mola kavramını yitirmek, WhatsApp gruplarında sürekli konuşmalar… Kübra Çevik gibi evden çalışan neredeyse kimse öğle yemeği ücreti alamıyor.
“Bilgisayarlar dahi kontrol ediliyor”
Yazılımcı Ali Burak Yılmaz ise Kasım’dan beri evden çalışıyor. İlk başlarda İkitelli’deki Yıldız Teknik Üniversitesi Teknopark’ta çalıştığı için yol açısından evden çalışmak kendisine mantıklı gelmiş. Ancak şu an aynı şeyi düşünmüyor: “Mesai kavramı tamamen ortadan kalktı. ‘Zaten evden çalışıyorsunuz, bunu da yapın’a dönüyor iş. Bazı yerlerde bilgisayarı kontrol eden timer programlar kullanılıyor. 20 dakika çevrimdışı olunduğunda çalışanlar raporlanıyor.”
Öğretmenlerin durumu da diğer meslekler gibi. Okullar kapalı olduğu için çevrimiçi derslerle işlerini devam ettiren öğretmenler, bir taraftan kara pencerelere konuşmak zorunda kalıp, bir taraftan da evdeki işlere yetişmeye çalışıyor. Fen bilimleri öğretmeni Büşra Yavuz, evden çalışmanın olumlu yanlarını “Ulaşım ve yemek masrafı yok. Zaman da size kalıyor” diye sıralasa da durumun gün geçtikçe depresif hal aldığını anlatıyor: “Psikolojik olarak olumsuz etkilendim. Çünkü okula gitmek, öğrencilerle vakit geçirmek, insanlarla sınırlı da olsa aktif bir şekilde iletişim halinde olmak her türlü iyi hissettiriyor.”
“Günde 14 – 16 saat bilgisayar başındayım”
Öğretmen Neslihan Çam da aynı zamanda Marmara Üniversitesi’nde doktora yapıyor. Buna vakit ayırabileceği için kendini şanslı saymış ama o da Yavuz gibi bu durumun bir ızdıraba döndüğünü düşünüyor: “İçimin hiç bu kadar boşaldığını, anlamsız telaş içinde olduğumu hissetmemiştim. Şu anda doktorayı bırakmayı düşünüyorum ve okulların açılmasını istiyorum. Bir gün içinde 14 – 16 saati bilgisayar başında geçirdiğim oluyor. Çocuğum evime gelmek istemiyor.”
İçerik pazarlama ajansında yazar olarak çalışan Mahmut Kuruçay ise şirket yönünden şanslı olduğunu bir sıkıntı yaşamadığını söylese de herkes gibi evdeki yaşantısı tamamen değişmiş durumda. Kuruçay’ı dinliyoruz:
“Ailemle beraber yaşıyorum ve ailem görme engelli olduğu için ses problemi yaşıyorum. Çalıştığımız ofis çok sessiz bir yerdi ve insanlar ses çıkarmamaya özel önem gösteriyordu. Ancak annem, mesela kitap okuduğu zaman ses çıkıyor veya kendi aralarında ister istemez konuşuyorlar. Ses olduğu zaman, yazmaya yoğunlaşamıyorum. Günlük rutinim değişti. Tüm günümü bilgisayar başında geçiriyor ve yatana kadar başından kalkmıyordum. Daha sonra günleri böldüm ve artık işten arta kalan zamanı değiştirmeye gayret ediyorum. Ama elbette insan görmemek bir noktada beni sıkmaya başladı. Sadece market kasiyerleri ile görüşüyorum, garip bir durum.”
Kara pencerelere ders anlatmak…
Akademisyen Begüm Başdaş da evden çalışma nedeniyle psikolojik olarak olumsuz etkilenenlerden. Başdaş, mevsimlere göre geçirdiği değişimi anlatıyor: “28 Şubat 2020’den beri evdeyim. Arada saha çalışması için Yunanistan’a gittim. O biraz iyi oldu çünkü gitmeseydim delirmiştim, gerçek anlamda. İlkbahar ayları güzel hava ile birlikte çok zorlamadı. Sonra mayısta yalnızlık aşırı zorlamaya başladı. Sonbahar, karanlık, soğuk, grilik ve tek bir insan görmemek, ciddi bozukluklar yaratmaya başladı. Evden çalışırken işler arttı. 18 saat çalışsan da bitmiyor. Şu an uyku, motivasyon, sinir sistemim, her şey çöktü diyebilirim.”
Başdaş son olarak şunları söylüyor: “İşim de yakında bitiyor. İş bulmak dert, yeni iş bakacak ne hal ne de umut var. Üretim açısından aşırı bilgi, bol etkileşimli zaman yanılsamasına düşüldü. Kendini geliştirmeyi, kolektif bir varlıkla bunu yapmayı isteyen benim gibiler için eziyet oldu. Dersler ve eğitimler de daha zor. Kara pencerelere ders anlatıyorsun, kendi suratına bakarak. Baya havaya konuşuyoruz.”
Akbank Genel Müdürü Kaan Gür, “Son yıllarda attığımız adımlarla da Akbank Mobil’i KOBİ’lerimizin günlük iş akışının doğal bir parçası haline getirdik ve birçok süreci uçtan uca dijitalleştirdik” dedi
Kredi Garanti Fonu (KGF) ve Akbank, KGF kefaletli kredi başvurusunu dijital kanala taşıyan yeni işbirliğini imza töreniyle duyurdu.
İstanbul’da düzenlenen imza törenine, Akbank Genel Müdürü Kaan Gür ile KGF Genel Müdürü Hasan Basri Kurt katıldı.
Törende duyurulan işbirliğiyle KGF kefaletli kredi, uçtan uca dijital kanala taşındı. Akbank’ın Dijital KGF Kredisi sayesinde KOBİ’ler, daha önce yalnızca şubeden yürütülebilen KGF kefaletli kredi süreçlerini artık Akbank Mobil’den tamamlayabilecek.
Yeni uygulama, özellikle teminat desteğine ihtiyaç duyan KOBİ’lerin krediye hızlı ve uçtan uca dijital bir süreçle erişmesini sağlayarak önemli bir kolaylık sunuyor. Şahıs firmaları 2,2 milyon liraya, tüzel firmalarsa 5 milyon liraya kadar sunulan kredilerden 36 aya varan vade imkanıyla Akbank Mobil üzerinden yararlanabiliyor.
KGF kefaletli kredide dijital dönüşüm
Etkinlikte konuşan Akbank Genel Müdürü Gür, teknolojiyi, işletmelerinin hayatını kolaylaştırmak için kullandıklarını söyledi.
Gür, son yıllarda attıkları adımlarla Akbank Mobil’i KOBİ’lerin günlük iş akışının doğal bir parçası haline getirdiklerini ve birçok süreci uçtan uca dijitalleştirdiklerini dile getirdi.
İşbirliğiyle müşterilerinin Dijital KGF kredisine Akbank Mobil üzerinden dakikalar içinde ulaşabildiğine dikkati çeken Gür, böylece KGF kefaletli kredinin Türkiye’de ilk kez tamamen dijital bir süreçle sunulduğunu anlattı.
Gür, KGF’nin bu yenilikçi uygulamayı hayata geçirirken ilk işbirliğini Akbank ile gerçekleştirmesinden dolayı büyük bir mutluluk duyduklarının altını çizdi.
KGF Genel Müdürü Hasan Kurt da temel ödevlerinin KOBİ’lerin finansmana etkin erişimini sağlamak olduğunu söyledi.
Türkiye’nin istihdam ve büyümede bel kemiğini oluşturan işletmelerin hem yatırım hem de işletme sermaye ihtiyaçlarını karşılamak üzere bankalarla yoğun bir çalışma yürüttüklerini vurgulayan Kurt, uçtan uca dijital bir kefalet sürecini Akbank ve KGF işbirliği ile hayata geçirmenin mutluluğunu yaşadıklarını kaydetti.
Kurt, yoğun ve titiz bir çalışma sürecini birlikte yürüttüklerini ve bu sonucun ortaya çıktığını dile getirerek, karşılıklı güven ve profesyonel sorumluluk içinde yürüyen süreçte Akbank Genel Müdürü Gür’ün konunun her adımının takipçisi olduğunu sözlerine ekledi.
Kamu Bankası Çalışanına Yok, Bazı Meslek Gruplarına Var… Tartışma Büyüyor
Türkiye’de yeşil pasaport (hususi damgalı pasaport) uzun yıllardır belirli kamu görevlileri ve bazı özel statülü meslek gruplarına tanınan önemli bir ayrıcalık olarak uygulanıyor. Son dönemde ise bu kapsamın genişletilmesine yönelik peş peşe kanun teklifleri TBMM’ye sunulurken; ülke ekonomisinin en stratejik sektörlerinden biri olan bankacılık sektörünün bu hakkın tamamen dışında bırakılması sektör içinde yeniden tartışılmaya başlandı. Meclis gündemine mühendislerden mimarlara, diş hekimlerinden veteriner hekimlere kadar birçok meslek grubu için yeşil pasaport teklifleri gelirken, yaklaşık 200 bini aşkın bankacıyı temsil eden sektör için bugüne kadar benzer bir düzenleme bulunmuyor.
Bankacılar neden bu talebi dile getiriyor?
Bankacılık artık yalnızca kredi kullandıran klasik bir sektör olmaktan çıktı.
Bugün bankacılar;
Uluslararası finans kuruluşlarıyla çalışıyor,
Avrupa ve ABD’deki regülasyonları takip ediyor,
Basel kriterleri,
AML/KYC,
FATF,
ESG,
Dijital bankacılık,
Yapay zeka,
Siber güvenlik,
SWIFT,
uluslararası ödeme sistemleri gibi konularda sürekli yurtdışı temasları yürütüyor.
Özellikle;
dış ticaret finansmanı,
proje finansmanı,
yatırım bankacılığı,
sendikasyon kredileri,
ihracat finansmanı,
fintech iş birlikleri
gibi alanlarda çalışan binlerce bankacı yıl içerisinde çok sayıda uluslararası seyahat gerçekleştirmek zorunda kalıyor.
Bankacılık sektörü temsilcilerine göre bu durum, yeşil pasaport talebinin temel gerekçelerinden biri haline geliyor.
Kamu bankalarında çalışanlar da alamıyor
İşin dikkat çeken yönlerinden biri ise;
Türkiye’nin en büyük kamu bankaları olan;
Ziraat Bankası
Halkbank
VakıfBank
çalışanlarının büyük bölümünün de yeşil pasaport hakkına sahip olmaması.
Sadece özelleştirme öncesi belirli statülerde görev yapan bazı eski personeller için geçmişten gelen özel hükümler bulunurken, günümüzde göreve başlayan kamu bankası çalışanları bu kapsamın dışında kalıyor.
Bu nedenle sektör içinde; “Kamu adına çalışan bankacıya bile yeşil pasaport verilmezken, farklı birçok meslek grubu için yeni teklifler hazırlanıyor” eleştirileri dile getiriliyor.
Kimler bugün Yeşil Pasaport alabiliyor?
Mevcut mevzuata göre başlıca gruplar şunlar:
Kamu kesimi
1., 2. ve 3. derece devlet memurları
Aynı derecedeki bazı sözleşmeli kamu görevlileri
Emekli olduktan sonra bu hakkı koruyan kamu görevlileri
Siyasi görevler
Eski milletvekilleri
Eski bakanlar
Yerel yönetimler
Büyükşehir belediye başkanları
İl ve ilçe belediye başkanları (görev süresince)
Devlet sporcuları
Uluslararası başarı kazanmış devlet sporcuları
İhracatçılar
Belirli ihracat hacmini sağlayan ihracatçı firmaların yetkilileri de belirli kontenjanlar dahilinde hususi damgalı pasaport alabiliyor.
TBMM’de hangi meslek grupları için teklifler var?
Son dönemde Meclis’e sunulan teklifler incelendiğinde kapsamın giderek genişletilmeye çalışıldığı görülüyor.
Mühendisler
En az 15 yıl kıdeme sahip TMMOB üyeleri için yeşil pasaport verilmesini öngören teklif İçişleri Komisyonu’nda bekliyor.
Mimarlar
Mühendislerle birlikte teklif kapsamında yer alıyor.
Diş Hekimleri
15 yıl kıdeme sahip diş hekimleri için teklif verildi.
Veteriner Hekimler
Aynı teklif içerisinde bulunuyor.
Avukatlar
Belirli kıdeme sahip avukatlara yönelik farklı kanun teklifleri de Meclis gündemine taşındı.
Bankacılar neden kapsam dışında?
Aslında bankacılık;
Türkiye’nin finansal istikrarını yöneten,
ihracatı finanse eden,
yatırımları organize eden,
dış finansmanı sağlayan,
uluslararası sermaye girişlerinde kritik rol oynayan
stratejik sektörlerden biri.
Bugün;
sendikasyon kredileri,
Eurobond işlemleri,
IFC,
EBRD,
Dünya Bankası,
Asya Altyapı Yatırım Bankası,
uluslararası yatırım fonları
ile sürekli temas halinde çalışan binlerce bankacı bulunuyor.
Buna rağmen sektör çalışanlarının hiçbirinin meslekleri nedeniyle yeşil pasaport hakkı bulunmuyor.
Dünyadaki uygulamalar ne gösteriyor?
Birçok ülkede pasaport ayrıcalıkları daha çok diplomatik statüye bağlı olarak veriliyor.
Ancak iş insanlarına ve stratejik sektör çalışanlarına;
hızlı vize,
uzun süreli çok girişli vizeler,
fast-track uygulamaları,
güvenilir yolcu programları
gibi kolaylıklar sağlanıyor.
Türkiye’de ise bu kolaylıkların önemli bölümü ihracatçılar için uygulanırken bankacılık sektörü aynı kapsamda değerlendirilmiyor.
Sektörün ekonomik büyüklüğü
Türk bankacılık sektörü;
yaklaşık 200 bin kişiye doğrudan istihdam sağlıyor,
Türkiye ekonomisinin finansmanını yürütüyor,
yüz milyarlarca dolarlık dış finansman işlemlerini organize ediyor,
ihracat finansmanının ana aktörü konumunda bulunuyor.
Bu nedenle sektör temsilcileri; “uluslararası rekabet gücü açısından bankacılara da belirli kriterlerle yeşil pasaport verilmesi gerektiğini” savunuyor.
Olası model ne olabilir?
Tüm bankacılara sınırsız bir hak yerine;
örneğin;
en az 15 yıl kıdeme sahip,
BDDK lisanslı bankalarda çalışan,
uluslararası işlemlerde görev yapan,
belirli unvan seviyesine ulaşmış
bankacılar için kademeli bir model oluşturulabileceği ifade ediliyor.
Benzer kriterler ihracatçılar ve bazı meslek grupları için zaten uygulanıyor.
Bankavitrini Analizi
Kamu yönetimi, yeşil pasaportu yıllar içinde yalnızca kamu görevlilerine özgü bir ayrıcalık olmaktan çıkarıp belirli ekonomik ve mesleki katkı sağlayan grupları da kapsayacak şekilde genişletmeye başladı.
Mühendisler, mimarlar, diş hekimleri, veteriner hekimler ve avukatlar için peş peşe teklifler hazırlanırken; Türkiye ekonomisinin finansmanını sağlayan bankacılık sektörünün bu tartışmaların dışında kalması dikkat çekiyor.
Özellikle kamu bankalarında görev yapan ve kamu adına uluslararası finansal ilişkileri yöneten profesyoneller açısından da bu durum “eşitlik” tartışmasını beraberinde getiriyor.
Bankacılara yeşil pasaport verilmesi, yalnızca bir seyahat kolaylığı değil; Türkiye’nin finans sektörünün uluslararası rekabet gücünü artırabilecek, finans diplomasisini destekleyebilecek ve sektör çalışanlarına verilen kurumsal değerin bir göstergesi olarak da değerlendirilebilir.
Bu nedenle önümüzdeki dönemde TBMM gündemine bankacılık sektörü için de benzer bir kanun teklifinin gelip gelmeyeceği, finans çevrelerinin yakından takip edeceği başlıklardan biri olmaya aday görünüyor.
Alınmayan Hizmet İçin Chargeback (Ters İbraz) Hakkı Gündemde
Son dönemde özellikle dil okulları, yaz okulları, üniversite hazırlık programları ve özel eğitim kurumlarına kayıt yaptıran çok sayıda Türk öğrenci ve veli; vize reddi, okulun kapanması, programın iptal edilmesi, eğitimin başlamaması veya vaat edilen hizmetin sunulmaması gibi nedenlerle önemli mağduriyetler yaşamaya başladı.
Bu mağduriyetlerin önemli bir bölümünde ödemeler kredi kartı ile gerçekleştirildi.
Oysa birçok tüketicinin bilmediği önemli bir hak bulunuyor: Kredi kartıyla ödenen ancak karşılığında hizmet alınamayan eğitim ücretleri için bankaya “Chargeback (Ters İbraz / Harcama İtirazı)” başvurusu yapılabiliyor.
Bankacılık sektörü açısından bu süreç oldukça teknik olmakla birlikte, uluslararası kart kuruluşlarının kuralları tüketicilere önemli korumalar sağlıyor.
Bankaya Başvurmak İlk Adım
Öncelikle unutulmaması gereken konu şudur: Burada dava açılması ilk aşama değildir.
İlk yapılması gereken işlem; Ödemeyi yapılan kredi kartını çıkaran bankaya harcama itirazında bulunmaktır.
Bu işlem bankacılık sektöründe;
Chargeback
Ters İbraz
Harcama İtirazı
Dispute
olarak adlandırılır.
Chargeback Nedir?
Chargeback; Kart sahibinin; “Ben bu hizmeti alamadım” veya “Satıcı sözleşmedeki yükümlülüğünü yerine getirmedi” iddiasıyla bankasından yaptığı resmi geri ödeme talebidir.
Burada dikkat edilmesi gereken konu; Bu hak yalnızca dolandırıcılık işlemleri için değildir.
Aynı zamanda;
hizmet verilmemesi
eksik hizmet
iptal edilen organizasyon
kapanan okul
hiç başlamayan eğitim
gibi durumlarda da kullanılabilir.
Eğitim Hizmeti İçin de Geçerlidir
Visa ve Mastercard kurallarına göre; “Hizmet sunulmaması” chargeback sebeplerinden biridir.
Bu nedenle;
yurtdışı dil okulu
üniversite
yaz okulu
eğitim danışmanlığı
sertifika programı
gibi eğitim hizmetleri de kapsam içine girebilir.
Hangi Durumlarda Para Geri Alınabilir?
En sık karşılaşılan örnekler şunlar:
1- Okul hiç açılmadı
Ödeme yapıldı.
Ancak okul faaliyet göstermedi.
2- Eğitim başlamadı
Kayıt yapıldı.
Ancak eğitim verilmedi.
3- Vize reddi sonrası okul ücret iadesi yapmadı
Bazı sözleşmelerde; Vize reddinde ücret iadesi yazmasına rağmen ödeme yapılmayabiliyor.
4- Okul iflas etti
Faaliyet durduğu için hizmet alınamadı.
5- Danışman firma ortadan kayboldu
Ödeme alınmasına rağmen okul kaydı yapılmadı.
6- Eğitim çevrimiçine çevrildi
Yüz yüze eğitim vaat edilmesine rağmen tamamen farklı hizmet sunuldu.
7- Eğitim iptal edildi
Program hiç başlamadı.
Banka Süreci Nasıl İşliyor?
Süreç genel olarak şu şekilde ilerliyor.
1. Kart sahibi bankaya başvuruyor.
Belgelerini sunuyor.
↓
2. Banka inceleme yapıyor.
↓
3. Kart kuruluşuna (Visa/Mastercard) başvuruyor.
↓
4. İşlem iş yerine iletiliyor.
↓
5. İş yeri savunma yapıyor.
↓
6. Haklı bulunursa ücret karta iade ediliyor.
Bankaya Hangi Belgeler Verilmeli?
Ne kadar güçlü belge sunulursa başarı ihtimali de o kadar yükseliyor.
Örneğin;
ödeme dekontu
kredi kartı ekstresi
okul sözleşmesi
kayıt belgesi
kabul mektubu
e-postalar
okulun iptal yazısı
vize reddi
hizmet verilmediğine ilişkin belgeler
danışman firma yazışmaları
ücret iadesinin reddedildiğini gösteren cevaplar
başvuru dosyasına eklenebilir.
Süre Sınırı Var mı?
Evet.
Chargeback işlemlerinde süre önemlidir.
Kart kuruluşlarının kurallarına göre başvuru süreleri işlem türüne göre değişebilmekle birlikte, hizmetin verilmesi gereken tarihten itibaren belirli süreler içinde itiraz edilmesi gerekir.
Bu nedenle mağduriyet oluşur oluşmaz bankaya başvurmak önem taşır.
Gecikme, hak kaybına yol açabilir.
Banka Başvuruyu Reddederse Ne Olur?
Her ret kararı kesin değildir.
Tüketici;
ek belge sunabilir,
yeniden değerlendirme talep edebilir,
tüketici hakem heyeti veya mahkemeye başvurabilir (uyuşmazlığın niteliğine göre),
gerekirse uluslararası kart kuralları kapsamında bankanın süreci nasıl yürüttüğünü sorgulayabilir.
Havale ile Ödeyenler Aynı Hakka Sahip mi?
Hayır.
Burada önemli fark oluşuyor.
Kredi kartı
Chargeback uygulanabilir.
Havale
Chargeback mekanizması yoktur.
Bu durumda;
sözleşme hükümleri,
hukuk davaları,
icra yolları
ön plana çıkmaktadır.
Dolayısıyla kredi kartıyla ödeme yapanlar önemli bir avantaja sahip olabiliyor.
Yurt Dışı Eğitim Sektöründe Yeni Risk
Son yıllarda;
artan döviz kuru,
bazı eğitim kurumlarının mali sorunları,
vize süreçlerinin uzaması,
öğrenci sayılarındaki dalgalanma
nedeniyle uluslararası eğitim sektöründe iptal edilen program sayısı da arttı.
Özellikle pandemi sonrası birçok ülkede eğitim modeli değişirken, bazı okullar hibrit veya çevrimiçi modele geçti.
Bu durum da yeni uyuşmazlıkların ortaya çıkmasına neden oldu.
Bankalar Açısından Risk
Chargeback sayısındaki artış; bankalar açısından da operasyonel yük oluşturuyor.
İhraççı banka; müşterisini korurken, iş yeri bankası (Acquirer) ise satıcıyı temsil ediyor.
Dolayısıyla;
belge incelemeleri
uluslararası kart kuralları
zaman yönetimi
hukuki değerlendirmeler
önem kazanıyor.
Eğitim Kurumları Açısından Sonuç
Chargeback oranı yükselen kurumlar;
daha yüksek komisyon ödeyebilir,
riskli iş yeri olarak sınıflandırılabilir,
ödeme alma kabiliyetini kaybedebilir,
kart kabul sözleşmeleri sona erebilir.
Bu nedenle eğitim kurumlarının sözleşme hükümlerine uygun davranmaları ve iptal/iade süreçlerini şeffaf yürütmeleri kritik önem taşıyor.
Uzmanlar Ne Öneriyor?
Uzmanlar, yurt dışı eğitim hizmeti satın almadan önce şu noktalara dikkat edilmesini öneriyor:
Sözleşmede iade koşullarını ayrıntılı okuyun.
Vize reddi halinde uygulanacak prosedürü yazılı olarak teyit edin.
Ödemeleri mümkünse kredi kartıyla yapın.
Tüm yazışmaları saklayın.
Hizmet sunulmadığında beklemeden bankanıza harcama itirazında bulunun.
Başvurunuza mümkün olduğunca fazla belge ekleyin.
Bankacılık Sektörü Açısından Değerlendirme
Dijital ödemelerin hızla arttığı günümüzde kredi kartı yalnızca bir ödeme aracı değil, aynı zamanda tüketici açısından önemli bir koruma mekanizması sunuyor.
Uluslararası kart sistemlerinin geliştirdiği Chargeback (Ters İbraz) uygulaması, tüketicilerin hiç alamadıkları veya sözleşmeye uygun şekilde sunulmayan hizmetler nedeniyle mağdur olmalarını önlemeyi amaçlıyor.
Özellikle yurt dışı eğitim, turizm, havayolu, etkinlik organizasyonları ve dijital hizmetlerde bu mekanizma her geçen yıl daha fazla kullanılıyor.
Bankalar açısından ise bu süreç, hem müşteri memnuniyetini korumak hem de uluslararası kart kuruluşlarının kurallarına uyum sağlamak bakımından büyük önem taşıyor.
Özet
Yurt dışında eğitim almak amacıyla kayıt yaptıran ancak çeşitli nedenlerle eğitim hizmetinden yararlanamayan öğrenciler ve veliler için kredi kartıyla yapılan ödemelerde chargeback (ters ibraz) önemli bir hukuki ve finansal başvuru yolu olabilir. Ancak her olay kendi sözleşmesi, ödeme şekli ve hizmetin sunulmama nedenine göre ayrı değerlendirilir. Başvurunun güçlü belgelerle ve gecikmeden yapılması, sürecin başarı şansını artırır.
Not: Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşımaktadır. Chargeback başvurularının kabulü; Visa ve Mastercard kuralları, kartı çıkaran bankanın incelemesi, iş yerinin savunması ve somut olayın özelliklerine göre değerlendirilir. Her hizmetin otomatik olarak iade edileceği anlamına gelmez.