Connect with us

GÜNCEL

IMF: Evden Çalışmak Üretkenliği Güçlendiriyor

Yayınlanma:

|

Ekonomi, kasvetli bilim olmasıyla ünlüdür. Ne yazık ki, 1950’lere kadar uzanan verimlilik artışındaki yavaşlamayı vurgulayan son çalışmalar da bir istisna değildir. Ancak, pandeminin neden olduğu evden çalışmadaki sıçramanın vaat ettiği büyük üretkenlik kazanımları nedeniyle daha neşeli bir bakış açısına sahibim.

Salgının ortaya çıkmasıyla birlikte evden çalışma yaklaşık on kat artmış ve salgın öncesi seviyesinin yaklaşık beş katına yerleşmiştir (Bkz. Grafik 1). Bu, yavaşlayan üretkenliğe karşı koyabilir ve önümüzdeki birkaç on yıl içinde ekonomik büyümede bir artış sağlayabilir. Yapay zeka ek çıktı sağlarsa, yavaş büyüme dönemi sona erebilir.

Çiçek 1

Tüm zamanların en ünlü ekonomistlerinden biri olan Nobel ödüllü Robert Solow’un ekonomik büyümenin ayrıştırılması analizime rehberlik ediyor. Solow’un 1957 tarihli klasik makalesi, büyümenin hem emek ve sermaye gibi faktör girdilerindeki artıştan hem de ham üretkenlik artışından nasıl geldiğini vurgulamaktadır. Analizimi, bu faktörlerin her birinin daha hızlı büyümeyi nasıl teşvik edeceğini vurgulayarak onun çerçevesine asıyorum.

Emek

Emeğin etkisini görmenin en kolay yolu, Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa ve Asya’dan gelen ve hibrit çalışmanın maaşta yaklaşık yüzde 8’lik bir artışa değer olduğunu gösteren anket kanıtlarıdır. Hibrit çalışma, ofis çalışanları, yöneticiler ve diğer profesyoneller için tipik bir modeldir ve genellikle haftada iki veya üç gün ofisten uzakta olmayı içerir. Çalışanların bunu neden maaşlarının yüzde 8’i değerinde gördüklerini anlamak için, tipik çalışanların haftada yaklaşık 45 saatini ofiste geçirdiklerini, ancak haftada 8 saate yakın bir süre daha harcadıklarını unutmayın. Bu nedenle, haftada üç gün evden çalışmak, haftada yaklaşık beş saat, toplam haftalık çalışma ve işe gidip gelme sürelerinin yaklaşık yüzde 10’unu tasarruf etmelerini sağlar.

Çoğu insan işe gidip gelmekten gerçekten hoşlanmaz ve bu nedenle bu zaman tasarrufuna daha da fazla değer verir. Örneğin, Nobel Ödülü sahibi Daniel Kahneman’ın bir başka ünlü makalesine bakın. Bu araştırma, işe gidip gelmenin gün içinde en nefret edilen aktivite olduğunu, işten bile daha fazla sevilmediğini buldu. Bu, ortalama bir çalışanın evden çalışmaya neden bu kadar değer verdiğini anlamayı kolaylaştırır – işten daha uzakta yaşayabilme esnekliğinin yanı sıra saatlerce süren sancılı haftalık işe gidip gelme yeteneğinden tasarruf etme yeteneği ile.

Evden çalışmanın bu değeri, işgücü arzı üzerinde güçlü bir etkiye sahiptir. Küresel ekonomide, işgücünün kenarında olan on milyonlarca insan var. Bu nedenle, işin çekiciliğindeki küçük değişiklikler, milyonlarca kişiyi istihdama getirebilir. Bu marjinal işgücü, çocuk bakımı veya yaşlı bakımı sorumlulukları olanları, emekliliğe yakın olanları ve kırsal alanlardaki bazı insanları içerir.

WFH’nin işgücü arzı üzerindeki bu etkisine bir örnek, pandeminin ardından ABD’de çalışan yaklaşık 2 milyon engelli çalışanın daha olmasıdır. Engelli istihdamındaki bu artışlar öncelikle yüksek WFH’li mesleklerde meydana gelmiştir. Engelli çalışanlar iki şekilde fayda sağlar: birincisi, uzun yolculuklardan kaçınarak ve ikincisi, çalışma ortamlarını evde kontrol etme becerisiyle.

Başka bir örnek, pandemiden bu yana birinci sınıf erkek istihdamından yaklaşık yüzde 2 daha hızlı artan ABD’deki birinci sınıf kadın istihdamıdır. Son araştırmalara göre, kadınların çocuk bakımındaki daha büyük rolü, WFH aracılığıyla kadınların işgücüne katılımındaki bu artışı tetikliyor olabilir.

Toplu olarak, bu etkiler işgücü arzını yüzde birkaç oranında artırabilir.

Tabii ki, bu hesaplama mevcut nüfusu verildiği gibi alır. Uzun vadede, WFH doğurganlık oranlarını da artırabilir. Yüzlerce çalışan ve yöneticiyle konuşurken defalarca duyduğum bir hikaye, uzaktan çalışmanın ebeveynliği nasıl kolaylaştırdığıdır. Bu belki de en belirgin olanı, uzun iş günlerinin, cezalandırıcı işe gidip gelmelerin ve yoğun ebeveynlik baskılarının doğurganlığın hızla düşmesine yol açtığı Doğu Asya’da belirgindir. Ebeveynler haftada iki veya üç gün evde çalışabiliyorsa, özellikle ebeveynlik sorumluluklarını paylaşmalarına izin veren esnek programlarla, bu doğum oranlarını artırabilir. ABD anket verilerine dayanan ön analiz, her ikisi de haftada bir gün veya daha fazla evden çalıştığında, çift başına belki de 0,3 ila 0,5 daha fazla istenen çocuk olduğunu göstermektedir.

Başkent

WFH’nin sermaye üzerindeki olumlu etkisi, konut ve perakende gibi diğer kullanımlar için ofis alanının daha uzun vadeli serbest bırakılmasından gelir. Çalışanlar haftada iki veya üç gün evde yaşıyorsa, toplumun daha az ofis alanına ihtiyacı vardır ve bu alan diğer faaliyetler için kullanılabilir. Ayrıca, işe gidip gelme trafiğini azaltarak ek ulaşım altyapısına olan ihtiyacı azaltır. Ev sermayemizin daha yoğun kullanımı – evlerimizdeki ve apartmanlarımızdaki alan ve ekipman – toplumun ulaşım ve ofis sermayesi kullanımından tasarruf etmesine izin verebilir ve bu da başka kullanımlara yeniden dağıtılabilir. Büyük şehir merkezlerinde arazinin yaklaşık yarısı ofis alanıyla kaplıdır ve ofis doluluk oranının şu anda pandemi öncesi seviyelerin yüzde 50 altında olduğu göz önüne alındığında, ofis alanının azaltılması için büyük bir potansiyel vardır.

Sürüş hızlarıyla ilgili son veriler, sabah işe gidip gelirken trafiğin artık saatte yaklaşık 2 veya 3 mil daha hızlı hareket ettiğini gösteriyor, bu da ek ulaşım altyapısına olan ihtiyacı azaltıyor ve tipik bir banliyöye günde birkaç dakika kazandırıyor.

Uzun vadede, çalışanların kısmen veya tamamen uzaktan çalışmasına izin vermek, şu anda az kullanılan arazileri konut için de açar ve kullanılabilir arazi arzını etkin bir şekilde artırır. Çoğu çalışan merkezden bir saatten fazla bir yolculuktan fazla yaşamak istemediği için birçok büyük şehir yoğun bir şekilde sıkışıktır. Haftada sadece birkaç gün işte olmaları gerekiyorsa, daha uzun yolculuklar mümkün hale gelir ve konut kullanımı için şehir merkezlerinin dışında daha fazla alan açar.

Toplu olarak, bu sermaye katkıları önümüzdeki on yıllarda çıktıyı yüzde birkaç oranında artırabilir.

Verimli -lik

Klasik firma ve bireysel mikro çalışmalar tipik olarak ABD, Avrupa ve Asya işgücünün yaklaşık yüzde 30’u için olağan model olan hibrit çalışmanın üretkenlik üzerinde kabaca düz bir etkiye sahip olduğunu ortaya koyuyor. WFH, çalışanları yorucu yolculuklardan kurtararak onlara fayda sağlar ve genellikle daha sessiz bir çalışma ortamı sağlar. Ancak ofiste geçirilen süreyi azaltarak, çalışanların öğrenme, yenilik yapma ve iletişim kurma becerilerini de azaltabilir. Araştırmalara göre, bu olumlu ve olumsuz etkiler kabaca birbirini dengeleyerek hibrit WFH’nin net üretkenlik etkisi yaratmadığını gösteriyor.

Çalışanların yaklaşık yüzde 10’u tarafından benimsenen tamamen uzaktan çalışmanın etkisi, büyük ölçüde ne kadar iyi yönetildiğine bağlıdır. Pandeminin ilk günlerinde tamamen uzaktan çalışmayı inceleyen bazı çalışmalar, potansiyel olarak erken kilitlenmelerin kaosu nedeniyle büyük olumsuz etkiler buldu. Diğer çalışmalar, tipik olarak çağrı merkezi veya iyi yönetilen firmalarla veri girişi çalışmaları gibi daha kendi kendini yöneten faaliyetlerde büyük olumlu etkiler buldu.

Özetle, tamamen uzaktan çalışmanın etkisi belki de nötrdür, çünkü firmalar bunu yalnızca bu tür iş düzenlemeleri iş faaliyetiyle eşleştiğinde benimseme eğilimindedir – genellikle yönetilen bir ortamda eğitimli çalışanlar tarafından gerçekleştirilen kodlama veya BT desteği gibi görevler. Ancak, herhangi bir firma üzerindeki mikro verimlilik etkileri nötr olsa da, işgücü piyasasına katılımın büyük gücü, toplam makro etkinin muhtemelen olumlu olacağı anlamına gelir.

İşgücü piyasasına dahil olmanın faydalarını açıklamak için, tamamen yüz yüze işlerin yalnızca yakındaki çalışanlar tarafından doldurulabileceğini göz önünde bulundurun. Örneğin, New York’taki bir insan kaynakları veya bilgi teknolojisi pozisyonu yalnızca yerel bir sakin tarafından doldurulabilir. Bulgaristan, Brezilya veya Belize’de daha uygun olabilecek insanlar olsa bile, şahsen orada değillerse işi yapamazlar. Ancak pozisyonlar uzaktan doldurulabildiği anda, işverenler en iyi yerel çalışanı seçmekten hibrit için en iyi bölgesel çalışanı ve tamamen uzaktan çalışma için en iyi küresel çalışanı almaya geçer.

İş ayrımcılığı ve yeniden tahsis üzerine yapılan son çalışmalar, işgücü piyasalarını daha geniş bir potansiyel çalışan havuzuna genişletmenin nasıl büyük üretkenlik faydaları sağlayabileceğini vurgulamaktadır. Bir pozisyon için 10 ila 10.000 nitelikli adaya geçmek, özellikle yapay zeka başvuru sahiplerini taramaya yardımcı olabilirse, çok daha verimli bir eşleşme sağlar. Uzaktan çalışma, çalışanlar ve firmalar arasında küresel eşleştirmeye olanak tanıyarak işgücü verimliliğini artırır.

Evden çalışmanın ek bir makro üretkenlik yararı, ulaşımdan kaynaklanan kirlilik üzerindeki olumlu etkisidir. WFH artışı, ABD ve Avrupa’daki işe gidip gelme trafik hacimlerini tahmini yüzde 10 oranında azalttı. Bu, kirliliği, özellikle de düşük seviyeli ağır partikül emisyonlarını azaltmıştır. Sağlık çalışmaları, kirliliği bilişsel ve üretkenlik hasarıyla ilişkilendirmiştir. Kirliliği azaltmak sadece yaşam kalitemizi iyileştirmekle kalmaz, aynı zamanda büyümeyi de artırabilir.

Pozitif geri bildirim döngüsü

Evden çalışmaktan daha hızlı büyümeye ve geri dönmeye kadar olumlu bir geri bildirim döngüsü bu etkileri artırır. Ekonomide pazar büyüklüğü etkilerinin uzun bir geçmişi, firmaların daha büyük ve daha kazançlı pazarlara hizmet etmek için nasıl yenilik yapmaya çalıştıklarını vurgulamaktadır. Her gün evden çalışan 5 milyondan 50 milyona çıktığınızda, büyük donanım ve yazılım şirketleri, start-up’lar ve fon sağlayıcılar bunu fark ediyor. Bu, bu pazarlara hizmet etmek, üretkenliklerini ve büyümelerini artırmak için yeni teknolojilerin hızlanmasına yol açar.

Bu geri bildirim döngüsü zaten başladı. ABD Patent ve Marka Ofisi’nde “uzaktan çalışma”, “evden çalışma” veya benzer kelimeleri tekrar tekrar kullanan yeni patent başvurularının payı 2020 yılına kadar sabit kaldı ancak yükselmeye başladı (bkz. Grafik 2). Bu, teknolojilerdeki gelişmeyi vurgulamaktadır. Daha iyi kameralar, ekranlar ve artırılmış ve sanal gerçeklik ve hologramlar gibi yazılım ve teknolojiler, gelecekte hibrit ve uzaktan çalışmanın üretkenliğini artıracaktır. Bu, büyüme ve evden çalışma arasında olumlu bir geri bildirim döngüsü oluşturacaktır.

Çiçek 2

Evden çalışmadaki patlamaya yönelik eleştirilerden biri de şehir merkezlerine verilen zarardır. Şehir merkezlerinde perakende harcamalarının düştüğü doğru, ancak bu faaliyet banliyölere taşındı ve genel tüketim harcamaları pandemi öncesi eğilimini sürdürdü. Belki de daha sorunlu olan, ticari ofis alanlarının değerlemelerindeki büyük düşüştür. Bu, ofis sektöründeki yatırımcılar için bir değerleme kaybını temsil etse de, şehir merkezi alanının konut kullanımı için serbest bırakılması, uzun vadede şehir merkezinde yaşamayı daha uygun hale getirecektir. Şehirde yaşamanın maliyeti 1990’larda ve 2000’lerde önemli ölçüde arttı ve birçok orta ve düşük gelirli çalışanı şehir merkezlerinin dışında fiyatlandırdı. Bu işçilerin çoğu itfaiyecilik, polislik, öğretim, sağlık hizmetleri, gıda, ulaşım ve yalnızca şahsen yapılabilecek diğer işler gibi temel hizmetleri sağladığından, bu özellikle sorunludur. Şehir merkezlerinde ofis kullanımı için alan miktarının azaltılması ve konut kullanımına dönüştürülmesi, bu temel çalışanlar için konutları daha uygun fiyatlı hale getirecektir.

2020’de evden çalışmadaki artış, genel olarak pandemi öncesi üretkenlik yavaşlamasını dengelemeye yardımcı oldu ve mevcut ve gelecekteki büyümeyi artırıyor. Ekonomist olmak genellikle kazananları ve kaybedenleri dengelemek anlamına gelir. Teknoloji, ticaret, fiyatlar ve düzenlemelerdeki değişiklikleri analiz etmek, genellikle büyük kazanan ve kaybeden gruplarıyla karışık etkilere sahiptir. Evden çalışma söz konusu olduğunda, kazananlar kaybedenlerden büyük ölçüde daha ağır basıyor. Firmalar, çalışanlar ve genel olarak toplum, büyük faydalar elde etti. Bir ekonomist olarak hayatım boyunca, bu kadar geniş çapta faydalı olan bir değişiklik görmedim.

Bu beni iyimser bir “kasvetli bilim adamı” olmanın alışılmadık bir yerinde bırakıyor. Ama evden çalışırken bunu yazarken olmaktan mutlu olduğum bir yer.

IMFNICHOLAS BLOOM, Stanford Üniversitesi’nde William D. Eberle Ekonomi Profesörüdür.

Okumaya devam et

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

BÜLTEN: Trump diplomasiyi seçti, Japonya müdahâle etti

Yayınlanma:

|

Yazan:

ABD Başkanı Trump, son günlerde sık sık dile getirdiği İran’a yönelik yeni askerî operasyon ihtimalini şimdilik rafa kaldırdı. Trump, İran’ın nükleer faaliyetlerini sınırlandıracak ve savaş nedeniyle büyük ölçüde kapanan Hürmüz Boğazı’nı yeniden uluslararası deniz trafiğine açacak bir anlaşmanın kısa sürede sağlanabileceğini düşündüğünü belirtti. Trump, İran ile görüşmelerin bugün başlayacağını da açıkladı. Görüşmelerin nerede yapılacağı ve kimlerin katılacağına ilişkin bilgi paylaşılmazken, olası bir anlaşma için herhangi bir süre sınırı da verilmedi. Hafta sonu İran’a yönelik yeni bir askerî operasyonu erteleyen Trump’ın bu adımı, tarafların diplomatik çözüm arayışına bir kez daha şans tanıdığı şeklinde değerlendirildi. Masadaki en önemli başlıklar İran’ın nükleer programı ile Hürmüz Boğazı’nda güvenliğin yeniden sağlanması olacak. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin hafta sonu Suudi Arabistan ve Pakistanlı yetkililerle temaslarda bulunması da diplomatik trafiğin hız kazandığını gösteriyor

Haber manşetlerini ise bu sabah Japonya’nın süslediğini peşinen belirtelim. Japonya, 1986’dan bu yana en düşük seviyesine gerileyen para birimi yen için ABD ile birlikte döviz piyasasına müdahâle ettiğini resmen açıkladı. Böylece iki ülke, 2011’den bu yana ilk kez koordineli döviz müdahâlesi gerçekleştirmiş oldu. Japonya Maliye Bakanlığı, gerekmesi hâlinde ABD ile birlikte yeniden müdahâleye hazır olduklarını da duyurdu. Ortak müdahalenin arkasında yalnızca yenin değer kaybı bulunmadığının da altını çizmek isteriz. Japon yenindeki zayıflığın Japon tahvillerinde satış baskısını artırması, bunun da ABD tahvil faizlerini yukarı taşıma riski yaratması ABD’yi de sürecin içine çekti.

Daha da basit bir anlatımla, Japonya’nın yeni desteklemek amacıyla elindeki ABD tahvillerini satarak dolar likiditesi yaratması, zaten yükseliş eğiliminde olan ABD tahvil faizlerini daha da yukarı taşıyabileceği için ABD Hazinesi de sürece destek verdi. Öte yandan Japonya’nın Fed’in repo imkânı üzerinden dolar likiditesine erişebilecek olması, tahvil satışı ihtiyacını azaltarak hem tahvil hem de döviz piyasalarındaki baskının hafiflemesine katkı sağlayabilir. Diğer bir deyişle, Japonya, müdahâlelerde ihtiyaç duyduğu dolar likiditesini elindeki ABD tahvillerini satmadan sağlayabilecek. Müdahalenin ilk etapta başarılı olduğu görülüyor. Müdahale öncesinde 164 seviyesine kadar yükselen USDJPY paritesi bu sabah 156’lı seviyelere kadar geriledi. Lâkin hiçbir otoritenin piyasayı yenecek gücü olmadığının alını kalınca çizmek isteriz! Gelişmeler ardından gözlerin üzerine çevrilmiş olduğu ABD’nin 30 yıllık tahvil faizi ayı %5,28 seviyesinden kapatarak 2007 yılından bu yana en yüksek seviyesini test etmesi sonrası yeni ay ve haftaya %5,23 seviyesine gerileyerek başladı.

Trump’un ilk önce çok sert vuracağız yönünde açıklamasının ardından alışık olduğumuz üzere geri adım atmasıyla petrolün varil fiyatı geçen hafta içinde test ettiği 102 dolar seviyelerinden bu sabah 83 dolar seviyelerine kadar geriledi. ABD borsalarının vadeli işlemlerinde %0,6 civarında artılar dikkatimizi çekerken, yeni ay ve hafta başlangıcına ise Asya genelinde hâkim rengin kırmızı olduğunu görüyoruz. KOSPI endeksinde sekiz yüzden fazla hisse senedi olmasına rağmen endeksin neredeyse yarısını Samsung ve SK Hynix’in oluşturuyor. Bu sabah KOSPI %5’e yakın gerilerken, Temmuz ayında yaşanan %22 düşüş ardından kan kaybının devam ettiğini görüyoruz. Öte yandan, gösterge endeks Tokyo borsası son 12 yılın en güçlü PMI verisine rağmen %1’e yakın değer kaybetti. Genellikle havanın iyimser ve teknoloji hisselerinin alımlarla karşılaştığı günlerde teknoloji ağırlıklı endeksler sert bir şekilde yukarıya giderken, aksi durumda ise sert bir şekilde gerileyebiliyorlar. Bu sabahın hikâyesi ise biraz farklı: ABD vadeli endeksleri, İran ile müzakerelerin başlayacağı ve petrol fiyatlarının sert gerilediği haberleriyle yükselirken, Japonya’da ortak döviz müdahâlesi sonrası güçlenen yen ihracatçı şirketlerin hisseleri üzerinde baskı kurdu.

Fed’in faizleri sabit bırakmasına rağmen şahin mesajlar vermesi, Orta Doğu’da devam eden jeopolitik riskler ve teknoloji hisselerindeki sert dalgalanmaların ardından yeni haftanın gündemi oldukça yoğun görünüyor. Her ayın ilk cuması olduğu üzere ABD’de Temmuz ayı tarım dışı istihdam verisi yakından takip edilecektir. Piyasa beklentisi Temmuz ayında 83 bin kişilik istihdam edildiği ve işsizlik oranının ise %4,3 seviyesinde kalması yönünde. Beklentilerin üzerinde gelecek güçlü bir veri, Fed’in eylül ayında faiz artırabileceği beklentilerini güçlendirebileceği gibi, son aylarda olduğu üzere zayıf bir veri ise beklentileri daha da zayıflatabilir. Her ne kadar Fed’in faiz artıracağı ihtimalini en başından beri düşük görsek de, piyasanın fiyatladığı beklentileri aktarmakta fayda görüyoruz. Bu sabah vadeli kontratlar yıl sonuna kadar Fed’den 35 baz puan faiz artırımı beklerken, Eylül toplantısına yönelik beklenti ise %67 artırım yönünde.

Fed Başkanı Warsh’ın, tabir caizse “Trump’ın adamı” olarak görünmek istememesinin de etkisiyle, kamuoyu önüne çıktığı hemen her ortamda oldukça şahin bir üslup benimsediğini görüyoruz. Bu söylem, piyasa faizlerini yukarı iterken, geçen hafta sonuçlanan Fed toplantısında faiz artırımı yönünde oy kullanmaması ise dikkat çekici bir ayrıntı oldu. Öte yandan, ABD’nin toplam kamu borcu ilk kez 40 trilyon doları aşmış durumda. Artan borç stoku, Hazine’nin önümüzdeki dönemde daha fazla tahvil ihraç etmesi anlamına gelirken, yüksek faiz ortamında bu borcun çevrilmesinin giderek zorlaşacağını da göz ardı etmemek gerekiyor. Bu nedenle yükselen ABD tahvil faizleri yalnızca ABD ekonomisi açısından değil, küresel finansal koşullar, hisse senetleri, kıymetli metaller ve gelişmekte olan ülke piyasaları açısından da yakından izlenmesi gereken en önemli risklerden biri olmayı sürdürüyor.

Fed’in gerekli rehberliği sunamadığı bir ortamda 30 yıllık ABD tahvil faizi Aralık 2024’ten bu yana en sert aylık yükselişini kaydederken, son 19 yılın da en yüksek seviyesine ulaştı. Fed’in faiz artıramadığı bir ekosistemde, hâliyle dolar da (DXY) değer kaybetti. DXY uzun bir aradan sonra tehlikeli sular olarak gördüğümüz 100,50 seviyesinin altına gerileyerek ayı ve haftayı da 99,91 seviyesinden kapattı. Ortak para birimi EUR dolar karşısında 1,1527 seviyesine yükselerek son altı haftanın zirvesine geldi. Faiz getirisi olmayan altın 4 aydır devam eden düşüş serisine son vererek Temmuz ayını hafif de olsa yükselişle tamamlarken, bu sabah ilk işlemlerde 4,060 seviyesine hafif de olsa toparladı. Gümüşün ons fiyatı ayı 57,63 dolar seviyesinden tamamlaması ardından 58 seviyesinin üzerine yükselirken, kripto cenahında amiral gemisi Bitcoin ise son zamanlarda sıkıştığı banttan kurtulamayarak 63 bin dolar seviyelerine hafif de olsa geri çekidi. Henüz kıymetli metaller cephesinde bizi heyecanlandıracak teknik bir kırılım göremiyoruz bu nedenle kenarda beklemeye devam ediyoruz.

Her ne kadar gözler Fed’in faiz kararında önemli bir yer tutan istihdam raporunda çevrilse de, şirket bilançoları da piyasaların yönü açısından belirleyici olacağı bir haftaya başlıyoruz. S&P 500 şirketlerinin yaklaşık dörtte biri sonuçlarını açıklarken, AMD, Eli Lilly, Palantir, Caterpillar ve Merck gibi dev şirketler ile SpaceX’in halka arz sonrası ilk çeyrek finansalları yakından takip edilecektir. Hatırlanacağı üzere geçen hafta açıklanan Microsoft’un güçlü bilançosu AI temasına desteğini sürdürürken, Meta’nın zayıf nakit akışı yatırımcıları temkinli olmaya yöneltti. Bu hafta açıklanacak bilançolar, AI temasının gücünü koruyup koruyamayacağı konusunda önemli sinyaller verecek.

Türkiye cephesinde ise döviz kurunun bebek adımlarıyla yukarı yönlü hareketi devam ederken, yeni ayın ilk kotasyonları 47,54 seviyelerinden eşleşiyor. EURUSD paritesinde yaşanan yükselişin de yardımıyla EURTRY kuru 55 seviyelerine doğru adım adım ilerliyor. Hisse senetlerini cephesinde ise bankacılık endeksi ayı %16,50 oranında ciddi bir düşüşle tamamlarken, ana endeks ise %5’e yakın değer kaybetti. Bir tarafta NATO Zirvesi sonrası yeşeren umutların zayfılamsı, öte yandan endekse yönelik kredibilite kaygıları ve devam eden jeopolitik belirsizliklerin gölgesinde petrol fiyatlarının dalgalı seyri, TCMB’nin de elini kolunu bağlıyor. Her ne kadar TCMB üzerine düşen görevi fazlasıyla yaparak ekonominin soğuması, iç talebin yavaşlaması, liralaşma stratejisini yerine getirse de, tüm hastalığı tek başına tedavi etmesi, hele hele başı ucunda devam eden savaşın gölgesine pek de kolay görünmüyor. Yüksek faizler sanayi çarklarının yavaşlamasına neden olurken, hisse senetlerinin performansını da bir yere kadar anlayabiliyoruz. İki yıl vadeli gösterge tahvilin bileşik faizi ayı %42,11 seviyesine yükselerek tamamlarken, CDS risk primi ise 240 baz puan seviyesinde salınmaya devam ettiğini görüyoruz.

Türkiye cephesinde bugün gözler TÜİK’in açıklayacağı resmî enflasyon verisinde olacak. Piyasa beklentileri aylık enflasyonun %2’nin hemen altında gerçekleşeceğine işaret ederken, hafta sonu İTO tarafından açıklanan İstanbul enflasyonu aylık %2,06, yıllık ise %35,20 olarak gerçekleşti. Alt kalemlerde, giyim ve ayakkabı grubu dışında kalan tüm ana harcama gruplarında fiyat artışı görülürken, en sert yükseliş %9,77 ile sağlık grubunda kaydedildi. Bugün açıklanacak TÜİK verisinde manşet enflasyon kadar çekirdek göstergeler de yakından izlenecek. İTO verisinin ardından, resmî enflasyonun da piyasa beklentilerinin bir miktar üzerinde gerçekleşme ihtimalini göz ardı etmiyoruz.

İspanya’nın Kuzey Afrika’daki toprağı Ceuta, Avrupa’nın son yıllarda gördüğü en büyük düzensiz göç dalgalarından birine sahne oldu. Yaklaşık 60 bin kişinin sınırı aşmaya çalıştığı olaylarda en az 72 kişi hayatını kaybederken, İspanya sınır güvenliğini artırmak için bölgeye asker sevk etti, deniz bariyeri kurmaya başladı ve göçmenlerin büyük bölümünü kısa sürede Fas’a geri gönderdi. Kriz, Avrupa’da göç politikaları ve Schengen rejimine ilişkin tartışmaları yeniden alevlendirirken, 22 AB ülkesi dış sınırların korunmasına yönelik acil koordinasyon çağrısında bulundu. İspanya hükûmeti insan kaçakçılığı şebekeleri ile sosyal medyada yayılan yanlış bilgilerin kitlesel hareketi tetiklediğini belirtirken, olayın arkasında farklı bir organizasyon bulunduğuna dair şu ana kadar resmî ve doğrulanmış bir bulgu paylaşılmadı.

Ceuta’da hareketli seyir herkesin dikkatini çekerken, Kıbrıs adasında ise BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in 16 yıl aradan sonra gerçekleştirdiği ziyaret, somut bir çözüm üretmese de tarafların yeni bir 5+1 konferansı düzenlenmesi konusunda prensipte uzlaşmasıyla diplomatik sürecin yeniden canlanmasına zemin hazırladı. Ancak Guterres, yeni bir konferansın ancak güven artırıcı önlemler ve temel konularda ilerleme sağlanması hâlinde yapılacağını vurguladı. KKTC, ziyareti ihtiyatlı bir iyimserlikle karşılarken, Türkiye, çözümün Kıbrıs Türklerinin egemen eşitliği temelinde mümkün olduğunu yineledi. BM ise iki toplumlu, iki bölgeli federasyon modelini korumaya devam ederek taraflar arasındaki temel görüş ayrılığının sürdüğüne işaret etti.

Mali piyasaların gündemin bugün Türkiye cephesinde resmî enflasyon verilerin yanı sıra, büyümenin öncü göstergesi olan PMI verilerinin de bulunduğunu not edelim. Yurt dışında ise Almanya PMI verileri ve perakende satışların yanı sıra, Euro bölgesi ve ABD’de PMI verileri ile ABD ISM imalat endeksi de yakından takip edilecektir.

Emre Değirmencioğl

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Vatandaşın banka borcu 7 trilyon TL sınırında

Yayınlanma:

|

Kredi büyüyor, vatandaşın borç yükü ağırlaşıyor: Takipteki bireysel krediler 337 milyar TL’ye ulaştı

Bankacılık sektöründe kredi hacmi büyümeye devam ederken, büyümenin arkasındaki en dikkat çekici gelişme ise bireysel kredilerde bozulan geri ödeme performansı oldu. BDDK verilerine göre 2025 sonundan 24 Temmuz 2026’ya kadar toplam kredi hacmi yaklaşık 4,1 trilyon TL artarak 26,98 trilyon TL seviyesine yükselirken, tüketici kredileri ve bireysel kredi kartlarının toplamı 6,68 trilyon TL ile 7 trilyon TL sınırına dayandı. Aynı dönemde takipteki bireysel kredi tutarı ise 337 milyar TL’ye ulaşarak sadece yedi ayda 100,6 milyar TL arttı.

Vatandaşın banka borcu 7 trilyon TL sınırında

BDDK verileri, bireysel tarafta borçlanmanın hız kesmediğini gösteriyor.

Tablonuza göre;

Kredi Türü 2025 24.07.2026 Artış
Tüketici Kredileri + Bireysel Kredi Kartları 5,575 trilyon TL 6,677 trilyon TL %20
Toplam Krediler 22,877 trilyon TL 26,975 trilyon TL %18
Ticari Krediler 17,301 trilyon TL 20,297 trilyon TL %17

Dikkat çeken nokta ise bireysel kredilerin toplam kredi büyümesinden daha hızlı artmasıdır. Bu durum, ekonomik yavaşlama dönemlerinde hane halkının gelir yerine krediyle yaşamını sürdürmeye çalıştığına işaret ediyor.

Asıl alarm takipteki kredilerde

Borç stokunun büyümesi tek başına risk oluşturmayabilir. Ancak ödeme güçlüğü yaşayan kredi miktarındaki artış çok daha önemli bir gösterge.

Tablonuzdaki verilere göre;

Takipteki Kredi Türü Artış
Konut Kredileri %31
Taşıt Kredileri %51
İhtiyaç Kredileri %39
Kredi Kartları %46
Toplam %43

Toplam takipteki bireysel kredi tutarı;

  • 236,4 milyar TL’den
  • 337 milyar TL’ye çıkarak yaklaşık %43 büyüdü.

Bu artış, bireysel kredi hacmindeki %20’lik büyümenin oldukça üzerinde gerçekleşti.

Başka bir ifadeyle; Borç artıyor ama daha önemlisi geri ödenemeyen borç çok daha hızlı artıyor.

En büyük risk ihtiyaç kredileri ve kredi kartlarında

Takibe düşen kredilerin dağılımı incelendiğinde en büyük yükü iki kalem oluşturuyor.

İhtiyaç kredileri: 156,2 milyar TL

Bireysel kredi kartları: 178,8 milyar TL

Bu iki kalem birlikte yaklaşık 335 milyar TL ile toplam takipteki bireysel kredilerin neredeyse tamamını oluşturuyor. Bu tablo, vatandaşın günlük yaşamını finanse etmek amacıyla kullandığı kredilerde ödeme gücünün belirgin biçimde zayıfladığını gösteriyor.

Taşıt kredilerindeki artış dikkat çekiyor

Oransal olarak en sert bozulma taşıt kredilerinde yaşandı.

Takipteki taşıt kredileri;

  • 331 milyon TL’den
  • 499 milyon TL’ye çıkarak %51 arttı.

Bu durum;

  • yüksek faizler,
  • ikinci el araç piyasasındaki durgunluk,
  • gelir artışının kredi maliyetlerini karşılayamaması gibi nedenlerle açıklanabilir.

Faizler vatandaşın ödeme gücünü zorluyor

Son iki yıldır uygulanan sıkı para politikasıyla kredi faizleri tarihsel olarak yüksek seviyelerde seyrediyor.

Yeni kredi kullanmak zorlaşırken mevcut borçların çevrilmesi de maliyetli hale geliyor.

Özellikle;

  • gelir artışının enflasyonun gerisinde kalması,
  • kredi kartlarının günlük harcamaların finansman aracı haline gelmesi,
  • ihtiyaç kredilerinin temel tüketim için kullanılması,

takibe düşen alacakların büyümesini hızlandırıyor.

Bankalar açısından ne anlama geliyor?

Takipteki alacakların yükselmesi bankalar açısından;

  • daha fazla karşılık ayrılması,
  • kârlılık üzerinde baskı,
  • kredi verme iştahının azalması,
  • risk primlerinin yükselmesi anlamına geliyor.

Her ne kadar sektörün genel takipteki kredi oranı uluslararası standartlara göre hâlâ yönetilebilir seviyelerde bulunsa da, bireysel segmentteki hızlı bozulma yakından izleniyor.

Ekonomi açısından mesaj ne?

Bu veriler yalnızca bankacılık sektörünü değil, hane halkının finansal sağlığını da ortaya koyuyor. Borçlanma hızının yüksek seyretmesi tek başına sorun olmayabilir. Ancak geri ödenemeyen borçların kredi büyümesinden iki kat daha hızlı artması;

  • tüketicinin nakit akışında bozulmaya,
  • alım gücündeki zayıflamaya,
  • gelirlerin borç servisinde yetersiz kalmaya başladığına, işaret ediyor.

Önümüzdeki dönemde faizlerin seyri, istihdam piyasası ve gelir artışları bireysel kredi kalitesini belirleyecek en önemli faktörler olacak.

Rakamlar kritik seviyede

24 Temmuz 2026 itibarıyla vatandaşın bankalara olan tüketici kredisi ve bireysel kredi kartı borcu 6,68 trilyon TL ile 7 trilyon TL sınırına yaklaşırken, takipteki bireysel kredi tutarı da 337 milyar TL’ye ulaştı. Daha da dikkat çekici olan ise takipteki bireysel kredilerdeki %43’lük artışın, toplam bireysel kredi büyümesinin (%20) oldukça üzerinde gerçekleşmesi. Bu tablo, kredi hacmi büyümeye devam ederken ödeme kapasitesinin aynı hızda güçlenmediğini ve hane halkı finansmanında risklerin arttığını gösteriyor

Erol TAŞDELEN – Ekonomist     www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Yapı Kredi’den 2026’nın ilk yarısında 31 milyar liralık net grup karı

Yapı Kredi CEO’su Gökhan Erün, “2026 yılının ilk 6 ayında ülkemizin kalkınmasına katkı sağlama hedefimiz doğrultusunda Türkiye ekonomisine 3 trilyon liraya yaklaşan kaynak sunduk” ifadesini kullandı.

Yayınlanma:

|

Yazan:

Yapı Kredi, yılın ilk yarısında 31 milyar lira net grup karı elde etti.

Bankadan yapılan açıklamaya göre Yapı Kredi, 2026’nın ilk yarısına ilişkin finansal sonuçlarını paylaştı.

Yapı Kredi’nin konsolide finansal tablolarına göre, toplam nakdi kredi hacmi yıl başından bu yana yüzde 14 artışla 2,1 trilyon liraya yükselirken, bankanın aktif büyüklüğü 4 trilyon liraya ulaştı.

Aynı dönemde bankanın toplam müşteri mevduatı 2,1 trilyon lira seviyesine çıkarken, maddi öz kaynak karlılığı yüzde 23,4, konsolide sermaye yeterlilik rasyosu ise yüzde 14,4 olarak gerçekleşti. Bankanın yılın ilk yarısındaki net grup karı da 31 milyar lira oldu.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Yapı Kredi Üst Yöneticisi (CEO) Gökhan Erün, bankanın yılın ilk yarısında güçlü finansal performansını sürdürdüğünü belirtti.

Erün, ‘2026 yılının ilk 6 ayında ülkemizin kalkınmasına katkı sağlama hedefimiz doğrultusunda Türkiye ekonomisine 3 trilyon liraya yaklaşan kaynak sunduk. Geniş müşteri tabanımız, yenilikçi ürün ve hizmetlerimizle müşterilerimizin yanında yer almaya, ekonomimizin üretim, ticaret ve yatırım kapasitesini desteklemeye bu yıl da devam ettik.’ ifadelerini kullandı.

Yılın ilk yarısında uluslararası piyasalarda gerçekleştirdikleri başarılı işlemlerle bankanın güçlü sermaye yapısını daha da pekiştirdiklerini ve Türkiye ekonomisine uzun vadeli kaynak sağlamayı sürdürdüklerini vurgulayan Erün, yılın ikinci çeyreğinde uluslararası piyasalarda başarıyla tamamladıkları 500 milyon dolarlık ilave ana sermaye tahvil ihracının, bankanın güçlü finansal yapısına ve sürdürülebilir büyüme stratejisine duyulan güveni ortaya koyduğunu aktardı.

Erün, yaklaşık 1,1 milyar dolar tutarında sendikasyon kredisi anlaşmasına imza attıklarına işaret ederek, şunları kaydetti:

‘Sendikasyonumuzun iki ve üç yıllık dilimlerini Sürdürülebilir Finans Çerçevemiz kapsamında yapılandırdık. Uzun vadeli ve çeşitlendirilmiş fonlama stratejimiz doğrultusunda gerçekleştirdiğimiz 700 milyon dolarlık DPR işlemiyle de kaynak yapımızı daha da güçlendirdik. Böylelikle son bir yılda yurt dışı piyasalardan sağlamış olduğumuz kaynak 5,8 milyar dolara yükseldi. Bugün Yapı Kredi, bankacılıktan yatırım hizmetlerine, varlık yönetiminden leasing ve faktoringe, ödeme sistemlerinden yurt dışındaki yapılanmalarına kadar uzanan güçlü iştirak yapısıyla müşterilerine uçtan uca finansal çözümler sunuyor.

Her biri kendi alanında değer üreten iştiraklerimizin yarattığı sinerji sayesinde müşterilerimizin değişen ihtiyaçlarına bütüncül çözümler geliştirirken, ülkemiz ekonomisine sağladığımız katkıyı da büyütmeye devam ediyoruz. Güçlü grup yapımız, ortak vizyonumuz ve iştiraklerimizin birbirini tamamlayan yapısı sürdürülebilir büyümemizin en önemli itici güçlerinden biri olmayı sürdürüyor.’

‘Firmaların dönüşümünü desteklemeye devam ediyoruz’

Yapı Kredi CEO’su Erün, Türkiye ekonomisinin büyümesinde kritik rol üstlenen firmaların dönüşümünü desteklemeye devam ettiklerine vurgu yaparak, şu değerlendirmelerde bulundu:

‘Ülkemizin üretim kapasitesini daha verimli ve rekabetçi hale getirmenin yolunun dijital dönüşümden geçtiğine inanıyoruz. Bu anlayışla MEXT işbirliğiyle hayata geçirdiğimiz Üretimde Dijital Dönüşüm Programı kapsamında üretim yazılımlarından elektronik cihaz yatırımlarına, üretim makinelerinden otomasyon çözümlerine kadar geniş bir yelpazedeki yatırımları finanse ediyoruz. Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası kaynağı, KGF teminat desteği ve uygun vadeli çözümlerimizle firmalarımızın finansmana erişimini kolaylaştırıyoruz. Her üç imalatçı firmadan birinin Yapı Kredi müşterisi olması, ülkemizin üretim dönüşümünde üstlendiğimiz sorumluluğun da önemli bir göstergesi.’

Yapı Kredi’nin girişimcilik ve inovasyon platformu FRWRD çatısı altındaki çalışmalarına da işaret eden Erün, söz konusu çalışmalarla girişimcilerin yatırım kaynaklarına, stratejik iş ortaklarına ve uluslararası pazarlara erişimini desteklediklerini, kurdukları işbirlikleriyle girişim ve inovasyon ekosisteminin yenilikçi çözümlerini müşteri ihtiyaçlarıyla doğru zamanda ve doğru şekilde buluşturduklarını, sektörde inovasyona öncülük ettiklerini belirtti.

Erün, bu yıl FRWRD Global kapsamında yüksek büyüme potansiyeline sahip Türk girişimlerinin Almanya, Avusturya ve İsviçre’yi kapsayan DACH bölgesine açılmalarına katkı sağladıklarını ifade ederek, şunları kaydetti:

‘Bunun yanında CIFAL Istanbul, UNITAR ve Bahçeşehir Üniversitesi işbirliğiyle hayata geçirdiğimiz Yapı Kredi FRWRD AI Akademisi ile ülkemizin yarınlarına da yatırım yaparak gençlerimizi yapay zeka, girişimcilik ve inovasyon alanlarında geleceğe hazırlıyoruz. Önümüzdeki dönemde de Türkiye’nin teknoloji üreten, rekabet gücü yüksek girişimlerinin küresel başarı hikayeleri yazmasına katkı sunmayı sürdüreceğiz.’

‘Bankacılık sektörünün dijital dönüşümüne öncülük etmeyi sürdürüyoruz’

Gökhan Erün, bankacılık sektörünün dijital dönüşümüne öncülük etmeyi sürdürdüklerini belirterek, dijital bankacılıktaki güçlü deneyimlerini kripto varlık alanına taşıyarak güvenli, şeffaf ve regülasyonlarla tam uyumlu bir dijital varlık ekosistemi oluşturmayı hedeflediklerini anlattı.

Sermaye Piyasası Kurulu tarafından kripto varlık platformu kuruluş izinlerinin onaylanmasının bu vizyon doğrultusunda önemli bir kilometre taşı olduğuna işaret eden Erün, faaliyete geçmek için hazırlıkları da aynı kararlılıkla sürdürdüklerini söyledi.

Yapay zekanın sorumlu kullanımına ilişkin yaklaşımlarını da paylaşan Erün, şu değerlendirmelerde bulundu:

‘Yapay zekanın geleceği dönüştüren en önemli teknolojilerden biri olduğuna inanıyoruz. Ancak bu dönüşümün kalıcı değer yaratabilmesi için etik ilkeler ve güçlü yönetişim anlayışının vazgeçilmez olduğunu biliyoruz. Bu anlayışla hazırladığımız Sorumlu Yapay Zeka İlkelerimizde insan haklarına saygıyı, şeffaflığı, hesap verebilirliği, veri güvenliğini ve gizliliğini merkeze alıyoruz. Yapay zekayı yalnızca teknolojik bir yetkinlik olarak değil, güven, sorumluluk ve toplumsal fayda ekseninde şekillenen stratejik bir dönüşüm alanı olarak konumlandırıyoruz.’

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.