Connect with us

Erol Taşdelen

Medya Para ilişkisi TOKSİT FİNANS MEDYA’yı yarattı

Finans okuryazarlık yetmiyor, yanında medya okuryazarlığı da geliştirmek gerekiyor. Finans sektöründe öyle yazarlar, 3. sınıf gazeteciler var ki yanıltıcı bilgiler ile size borsada hangi kağıdı alacağınıza kadar yanıltıcı bilgi paylaşmakta sakınca görmez; SPK Lisansı olmamasına rağmen hiç çekinmeden spekülatif yazılar yazar, videolar paylaşır. Sektör içide toksit hale gelmiş yöneticileri okuyucuya başarı hikayesi, düayen, sektörün kralı gibi sunabilir… Bunu tabi ki bir menfaat karşılıklı yaptığını anlamak zor değildir bu bazen bir maç bileti olur, bir yurt dışı gezisi olur, bir reklam olur, bir para tarşılığı TV’lerde boy göstermenizi sağlama olur… Aslında takipçiler bunları kolay ayırt eder ve zamanla medya toksit çöplüğüne gönderir… Medyamız bu tür şahsiyetler ile doludur… Anlamak için de Medya’nın Para/Kara Para ilişkisine bakmak yeterlidir… Toksit ilişkiler Toksit işlerden kaynaklanır… Toksit ilişkiye bir bulaştıysanız nereye giderseniz gidin kokusu sizinle gelir saklayamazsınız, bu ilişkiden kurtulamazsınız da; ölene kadar pisliği de kokusu da sizinle birlikte mezara kadar gitmekle kalmaz çocuklarınıza miras olarak da kalır…

Yayınlanma:

|

Toksit finans medya, finansal dünyada yanıltıcı, manipülatif ve etik dışı bilgi ve içerik üreten medya kuruluşlarını ve platformlarını tanımlamak için kullanılan bir terimdir. Bu tür medya, finansal haberleri ve bilgileri kendi çıkarları veya başkalarının çıkarları doğrultusunda çarpıtarak sunar. Sonuç olarak, yatırımcılar, işletmeler ve genel halk üzerinde olumsuz etkiler yaratabilir. Toksit finans medya, özellikle finansal piyasalarla ilgili içeriklerde yaygın olarak görülür ve çeşitli şekillerde kendini gösterebilir. İşte toksit finans medyanın özellikleri ve sonuçları:

Toksit Finans Medyanın Özellikleri

  1. Yanıltıcı Bilgi Yayılımı
    • Bilinçli olarak yanlış veya yanıltıcı bilgi yayarak yatırımcıların finansal kararlarını manipüle eder.
    • Gerçek olayları çarpıtarak veya olayları abartarak, piyasalarda yanlış algılar yaratabilir.
    • Kasıtlı olarak eksik bilgi vererek, belirli bir finansal olayın yalnızca bir tarafını gösterir.
  2. Spekülatif ve Abartılı Haberler
    • Piyasa hareketlerini etkilemek amacıyla sansasyonel başlıklar ve spekülatif içerikler kullanır.
    • Hisse senetleri, döviz, kripto paralar veya diğer varlıklarla ilgili spekülasyonlar yaparak, fiyatların dalgalanmasına neden olabilir.
    • Abartılı tahminler ve analizlerle yatırımcıların duygusal tepkilerini tetiklemeye çalışır.
  3. İtibar Zedelenmesi ve Manipülasyon
    • Rakip firmaların veya belirli kişi ve grupların itibarını zedelemek için olumsuz haberler üretir.
    • Piyasa aktörlerini ve yatırımcıları yanlış yönlendirmek amacıyla belirli olaylar veya durumlar hakkında çarpıtılmış bilgi sağlar.
    • Farklı çıkar gruplarının veya finansal kurumların baskısı altında haber yapar ve bu baskılara göre içerik üretir.
  4. Rüşvet ve Çıkar İlişkileri
    • Rüşvet alarak belirli finansal ürünleri, şirketleri veya yatırımları olumlu bir şekilde sunar.
    • Belirli bir şirketin veya finansal ürünün değerini artırmak için kasıtlı olarak olumlu haber yapabilir.
    • Karşılığında maddi veya diğer türde avantajlar elde etmek amacıyla haberleri taraflı bir şekilde sunar.
  5. Clickbait ve Tıklama Tuzağı Başlıklar
    • Okuyucuları çekmek için yanıltıcı veya sansasyonel başlıklar kullanır.
    • İçeriğin gerçek değeri düşük olsa bile, tıklanma ve izlenme sayısını artırmak amacıyla çarpıcı başlıklar oluşturur.
    • Bu başlıklar, içerik içinde yeterli bilgi sunmayan veya abartılı olan spekülatif bilgiler içerir.

Toksit Finans Medyanın Sonuçları

  1. Finansal Piyasalarda Dalgalanma
    • Yanıltıcı haberler, piyasalarda spekülatif hareketlere neden olabilir ve yatırımcıları yanlış yönlendirebilir.
    • Finansal varlıkların değerinde hızlı ve öngörülemeyen değişiklikler yaşanabilir.
  2. Güven Erozyonu
    • Finans medya kuruluşlarına olan güven azalır, çünkü manipülatif ve etik dışı davranışlar, genel güvenilirliği zedeler.
    • Yatırımcılar, doğru bilgiye ulaşmakta zorlanabilir ve kararlarını verirken çekinceli olabilirler.
  3. Yatırımcıların Kayıpları
    • Yanıltıcı bilgiler nedeniyle, yatırımcılar hatalı kararlar alabilir ve bu da finansal kayıplara yol açabilir.
    • Özellikle küçük yatırımcılar, spekülatif haberler ve manipülasyonlar nedeniyle büyük zararlar görebilir.
  4. Kutuplaşma ve Bilgi Kirliliği
    • Finans medyası içinde farklı çıkar gruplarının etkisiyle, çelişkili ve çarpıtılmış bilgiler yayılabilir.
    • Bu durum, piyasa katılımcıları arasında kutuplaşmaya ve bilgi kirliliğine neden olabilir.

Toksit Finans Medya ile Mücadele Yöntemleri

  1. Finansal Okuryazarlık Eğitimi
    • Bireylerin finansal okuryazarlığını artırmak, toksit medyanın etkilerini azaltmak için önemlidir. Bu sayede, yatırımcılar ve halk, bilgiye eleştirel bir şekilde yaklaşmayı öğrenebilir.
  2. Doğrulama ve Denetleme Mekanizmaları
    • Finansal haberlerin ve bilgilerin doğruluğunu kontrol eden bağımsız platformların ve doğrulama mekanizmalarının desteklenmesi gereklidir.
    • Etik dışı ve yanıltıcı haberler üreten medya kuruluşları üzerinde daha sıkı denetimler yapılmalıdır.
  3. Etik Kuralların ve Standartların Güçlendirilmesi
    • Medya kuruluşlarının, finansal içerik üretirken uymaları gereken etik kuralların ve standartların belirlenmesi ve uygulanması önemlidir.
    • Bu standartlara uymayan medya kuruluşlarına yaptırımlar ve cezalar uygulanmalıdır.
  4. Bağımsız ve Güvenilir Finans Medyasının Desteklenmesi
    • Tarafsız ve bağımsız finans medyasını desteklemek, toksit içeriklerin azalmasına katkı sağlayabilir.
    • Bu tür medya kuruluşları, doğruluğu teyit edilmiş, objektif ve derinlemesine analizlerle güvenilir bilgi sağlar.
  5. Yasal Düzenlemeler ve Cezai Yaptırımlar
    • Finans medyasında yanlış bilgi yayılımını önlemek amacıyla daha etkili yasal düzenlemeler yapılmalıdır.
    • Etik dışı davranışları ve manipülasyonları teşvik eden medya kuruluşları için caydırıcı cezai yaptırımlar uygulanabilir.

Sonuç Olarak

Toksit finans medya, finansal bilgi ekosistemine zarar veren, manipülatif ve etik dışı içerik üretimlerini kapsar. Bu durum, piyasalar üzerinde büyük etkilere sahip olabilir ve yatırımcıların zarar görmesine yol açabilir. Bu nedenle, finansal medya tüketicilerinin eleştirel bir yaklaşıma sahip olması ve güvenilir kaynaklardan bilgi edinmesi büyük önem taşır. Aynı zamanda, medya kuruluşlarının daha sorumlu ve etik bir yaklaşımla içerik üretmesi, toksit medyanın olumsuz etkilerini azaltabilir.

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

Fonlarda Kaybolan Para Reel Sektöre Aksaydı Türkiye’de Ne Değişirdi?

Yayınlanma:

|

Türkiye son günlerde yalnızca bir fon tasfiyesi tartışmıyor. Aslında çok daha büyük bir ekonomik soruyla karşı karşıya: Tasarrufların ne kadarı üretime, yatırıma ve istihdama yöneliyor; ne kadarı finansal getiri arayışı içinde sistemin kendi içinde dolaşıyor?

17 Eylül 2026’da alınan kararlarla 7 portföy yönetim şirketinin TEFAS’ta işlem gören fonları kapatıldı ve çok sayıda fon tasfiye sürecine girdi. SPK’nın açıklamasına göre tasfiye kapsamındaki fonlarda yatırımcılara ara ödeme yapılması kararlaştırıldı; ödeme, yatırımcının nihai hak edişinden mahsup edilmek üzere ve fon başına 1 milyon TL ile sınırlı tutuldu.

Ortaya çıkan büyüklük ise dikkat çekici.

Tasfiye sürecinin 455 bin 758 yatırımcıyı ve yaklaşık 891 milyar TL’lik fon büyüklüğünü ilgilendirdiği bildiriliyor.

Burada çok önemli bir ayrım yapmak gerekiyor: 891 milyar TL’nin tamamı “kaybolmuş para” değildir.

Bu rakam fonların toplam büyüklüğünü ifade ediyor. Dolayısıyla tamamının ekonomide yok olduğu veya yatırımcıların tamamının bu parayı kaybettiği sonucunu çıkarmak doğru olmaz. Ancak bu büyüklük bize, Türkiye’de tasarrufların ulaştığı finansal ölçeği gösteriyor.

Asıl soru da burada başlıyor: Bu paranın önemli bir bölümü son bir yılda reel sektörün üretim, yatırım ve işletme sermayesi ihtiyacına yönlendirilebilseydi Türkiye ekonomisinin fotoğrafı bugün nasıl olurdu?

“Para yok” değil, paranın yönü tartışılmalı

Türkiye’de şirketlerin en büyük sorunlarından biri uzun süredir finansmana erişim.

TCMB’nin Finansal İstikrar Raporu da sıkı finansal koşulların etkisiyle reel sektörün borçluluğunun tarihsel ortalamanın altında kaldığını, buna karşın KOBİ kredilerinde takipteki alacak oranlarının yükselme eğilimini koruduğunu belirtiyor.

Üstelik kredi ucuz değil.

TCMB’nin Eylül 2026 verilerinde TL ticari kredi faizleri yüzde 49,3 seviyesinde bulunuyordu. Aynı dönemde TL mevduat faizi yüzde 44,4 düzeyindeydi.

Şimdi bir tarafta yüz milyarlarca liralık finansal varlık birikimi, diğer tarafta finansmana erişmekte zorlanan işletmeler var.

İşte ekonomik paradoks tam burada ortaya çıkıyor.

O para fabrikaya gitseydi…

Elbette “891 milyar TL’nin tamamı fabrikalara aktarılsaydı” gibi mekanik bir hesap yapmak doğru olmaz.

Çünkü fon yatırımcısının parasının tamamı krediye dönüştürülemez. Ayrıca fonların önemli bir bölümü zaten çeşitli finansal araçlara yatırım yaparak ekonominin finansmanına dolaylı katkı sağlıyor.

Ama düşünce deneyini biraz genişletelim:

Diyelim ki yüz milyarlarca liralık tasarrufun önemli bir bölümü;

  • makine ve teçhizat yatırımlarına,
  • işletme sermayesine,
  • ihracat finansmanına,
  • KOBİ yatırımlarına,
  • enerji yatırımlarına,
  • teknoloji ve Ar-Ge’ye,
  • istihdam yaratacak yeni kapasite yatırımlarına yönlendirilebilseydi…

Bugün yalnızca “para nerede?” sorusunu değil, “para neden üretimde değil?” sorusunu konuşuyor olurduk.

Nitekim kamu da reel sektörün finansmana erişim sorununu azaltmak için farklı programlar uyguluyor. 2026’da imalat sanayisine yönelik program kapsamında 100 milyar TL’lik finansmana erişim imkânı açıklanırken, KOBİ’lere yönelik başka bir programda 37,5 milyar TL kredi erişimi hedeflendi.

Bu rakamların yanında yüz milyarlarca liralık tasarruf havuzunun büyüklüğü daha da anlamlı hale geliyor.

Sorun sadece fonlarda değil

Burada tartışılması gereken daha geniş bir ekonomik model var.

Türkiye’de yüksek enflasyon dönemlerinde vatandaşın tasarrufunu koruma refleksi anlaşılabilir. Yatırımcı daha yüksek getiri arıyor. Fonlar da bu ihtiyaca cevap veriyor.

Fakat ekonomi açısından kritik olan şu:

Tasarruf → finansal getiri → tüketim
ile
Tasarruf → yatırım → üretim → istihdam → ihracat → gelir

aynı ekonomik sonuçları doğurmuyor.

Birincisi servetin finansal sistem içerisinde yeniden dağılımını sağlayabilir.

İkincisi ise ekonominin üretim kapasitesini büyütür.

Türkiye’nin asıl ihtiyacı ise yalnızca daha fazla para değil; tasarrufları üretken yatırımlara yönlendirebilen bir finansman mimarisi.

“Fon mağduru” tartışması bize başka bir şey daha gösterdi

SPK, yeni rehber düzenleme sürecinde özellikle para piyasası fonları ve hisse senedi serbest fonlarında ilişkili taraflar arasındaki teminatsız borçlanma ve borsadaki olağandışı fiyat hareketleri üzerinden oluşabilecek sistemik risklere dikkat çekti. Düzenlemenin amaçları arasında yatırımcı tasarruflarının korunması, şeffaflığın artırılması ve manipülasyon imkânlarının sınırlandırılması bulunuyor.

Dolayısıyla mesele yalnızca: “Vatandaşın parası ne olacak?” sorusundan ibaret değil.

Bunun yanında: “Tasarruf sahibinin parasını hangi mekanizma üretime taşıyor?” sorusunu da sormamız gerekiyor.

Son söz

Türkiye’nin sermayesi var.

Türkiye’nin tasarruf sahibi de var.

Türkiye’nin girişimcisi, sanayicisi ve yatırım yapmak isteyen şirketleri de var.

Ancak bu üç unsurun aynı anda buluşmasını sağlayacak güvenli, şeffaf, erişilebilir ve üretim odaklı finansman kanallarına ihtiyaç var.

Belki de bugün fon krizinden çıkarılacak en önemli ders şu: Ekonomide mesele yalnızca ne kadar para olduğu değildir. Asıl mesele, paranın nereye aktığıdır.

Ve insan ister istemez şu soruyu soruyor: Fonlarda dolaşan yüz milyarlarca liranın önemli bir bölümü son bir yılda reel sektörün damarlarına, fabrikalara, makinelere, ihracata ve istihdama aksaydı; bugün Türkiye ekonomisi nasıl bir yerde olurdu?

Bu sorunun cevabı yalnızca fon yatırımcılarını değil, sanayiciyi, KOBİ’yi, çalışanı, bankayı ve bütün ekonomiyi ilgilendiriyor.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

150 Milyon TL Kredi Hayali Kurmayın! KOSGEB’de Limit Böyle Eriyor

KOSGEB’in 150 Milyon TL’lik Kredi Desteğinde Kritik Detay: Reklamdaki Rakamı Tam Kullanamayabilirsiniz!

Yayınlanma:

|

KOSGEB’in istihdam odaklı destek programında açıklanan KOBİ firmaları için 50 milyon TL ve KOBİ Dışı Ticari Firmalar için 150 milyon TL’lik kredi limitleri, işletmeler tarafından “kullanılabilecek kesin kredi tutarı” olarak algılanmamalı.

Çünkü açıklanan üst limitler, bazı işletmeler için çeşitli kriterler nedeniyle aşağı çekilebiliyor.

Daha önce aynı kapsamda kredi kullanıldıysa, kullanılan tutar yeni limitten düşülüyor. Bunun yanında işletmenin toplam borçluluğu da kredi tutarını etkileyebiliyor. Toplam borcun işletme kârının 3 katını aşması halinde ayrıca kesinti uygulanıyor.

“150 milyon TL kredi alırım” diye plan yapmayın!

Bu nedenle işletmelerin finansal planlamasını yalnızca KOSGEB’in açıkladığı üst limit üzerinden yapmaması gerekiyor.

Kredinin üst limitinden tam yararlanabilmek için;

  • Daha önce bu kapsamda kullandırım yapılmamış olması,
  • İşletmenin borçluluk seviyesinin düşük olması,
  • KOSGEB’in diğer başvuru ve uygunluk kriterlerinin sağlanması önem taşıyor.

Özetle; “KOSGEB 150 milyon TL kredi veriyor” demek, her işletmenin hesabına 150 milyon TL aktarılacağı anlamına gelmiyor.

Krediyi tam kullanırım diye plan yapmayın; önce işletmenizin geçmiş kullandırımını ve borçluluk oranını kontrol edin.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

ENGELLİLERİN ÖNÜNE YENİ ENGELLER Mİ KONULUYOR?

Yayınlanma:

|

%90 sınırı, ÖTV’siz araç ve engelli raporları yeniden tartışma konusu

Engellilere yönelik düzenlemelerin amacı yaşamı kolaylaştırmak olması gerekirken, son dönemde yapılan bazı değişiklikler “hak kaybı” tartışmasını beraberinde getirdi. Özellikle ÖTV’siz araç uygulamasında getirilen yeni şartlar ve %90 engellilik oranının kritik bir eşik haline gelmesi, %90’ın altında kalan engellilerin durumunu yeniden gündeme taşıdı.

En dikkat çekici başlıklardan biri ÖTV’siz araç hakkı. 2024 sonunda yapılan düzenlemeyle engellilerin yeniden ÖTV istisnalı araç alabilme süresi 5 yıldan 10 yıla çıkarıldı. Araçlarda en az %40 yerli katkı şartı getirildi ve araç bedeline de sınır konuldu. 2026 yılı için bu sınır 2 milyon 873 bin 900 TL olarak uygulanıyor.

Böylece ÖTV istisnası tamamen kaldırılmamış olsa da, hak kapsamındaki araçlara erişim şartları önemli ölçüde daraldı.

%89 İLE %90 ARASINDAKİ FARK

Tartışmanın en önemli noktalarından biri ise %90 engellilik oranı.

%90 ve üzerindeki engelliler ile %90’ın altında kalan engelliler arasında özellikle araç alımı bakımından farklı kurallar uygulanıyor. %90’ın altında kalanlarda özel tertibat ve engelin niteliğine ilişkin ilave şartlar devreye giriyor.

Bu durum şu soruyu gündeme getiriyor:

%89 engelli bir vatandaş ile %90 engelli vatandaş arasında yalnızca bir puanlık fark varken, neden bazı haklara erişimde bu kadar büyük fark oluşuyor?

Üstelik engellilik oranı yalnızca ÖTV açısından değil; çeşitli sosyal yardım ve desteklerde de önemli sonuçlar doğurabiliyor.

%87–89 RAPORLARI NEDEN DİKKAT ÇEKİYOR?

Son dönemde engelli vatandaşlardan gelen şikâyetlerde %87, %88 ve %89 gibi oranların özellikle dikkat çektiği ifade ediliyor.

Ancak önemli bir noktayı vurgulamak gerekiyor:

Hastanelerin sistematik biçimde vatandaşları %90’ın altında bırakmak amacıyla %87–89 oranında rapor verdiğini gösteren kamuya açık resmi bir istatistik bulunmuyor.

Dolayısıyla bu durum şu aşamada bir iddia ve araştırılması gereken bir konu niteliğinde.

Sağlık Bakanlığı’nın açıklaması gereken temel soru ise çok basit:

2024, 2025 ve 2026 yıllarında kaç engelli raporu düzenlendi ve bu raporların yüzde kaçı %87, %88, %89 ve %90’ın üzerinde sonuçlandı?

Bu veriler açıklanırsa, kamuoyundaki “%90’ın altında raporların arttığı” yönündeki iddiaların gerçek olup olmadığı da görülebilecek.

AYM DE %90 ALTI DÜZENLEMESİNİ GÜNDEME TAŞIDI

Anayasa Mahkemesi de 2025 yılında %90’ın altında engelliliği bulunan kişilerin ÖTV istisnasından yararlanmasına ilişkin düzenlemeyi Anayasa’nın eşitlik ve sosyal devlet ilkeleri bakımından değerlendirdi ve ilgili hükmü iptal etti.

Bu karar, engelli haklarında yüzde eşiklerinin hukuki açıdan da tartışmalı bir alan olduğunu gösterdi.

SORUN SADECE ÖTV DEĞİL

Engelli vatandaşların karşılaştığı sorunlar yalnızca araç alımıyla sınırlı değil.

Engelli raporu;

  • sosyal yardımlar,
  • vergi avantajları,
  • istihdam,
  • ulaşım,
  • belediye hizmetleri,
  • eğitim,
  • bakım ve diğer sosyal desteklerde

farklı sonuçlar doğurabiliyor.

5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun ise engellilerin eşit haklara sahip olmasını, ayrımcılığın önlenmesini ve toplumsal yaşama tam katılımını temel ilke olarak kabul ediyor.

ENGELLİNİN İHTİYACI YÜZDEYE SIĞAR MI?

Bugün tartışılması gereken temel konu belki de bu:

%89 ile %90 arasındaki bir puan, kişinin gerçek yaşamında gerçekten bir puanlık fark yaratıyor mu?

Engellilik oranı elbette objektif kriterlerle belirlenmeli. Ancak bir puanlık fark nedeniyle kişinin ekonomik ve sosyal haklarında büyük değişiklik meydana geliyorsa, sistemin yalnızca matematiksel oranlar üzerinden değil, kişinin gerçek fonksiyon kaybı ve yaşam koşulları üzerinden de değerlendirilmesi gerekiyor.

Engelli haklarının amacı engellinin önüne yeni sınırlar koymak değil, hayatındaki engelleri azaltmak olmalı.

Bankavitrini’nin sorusu ise net: ENGELLİLERİN HAYATINI KOLAYLAŞTIRMASI GEREKEN SİSTEM, YENİ HAK DUVARLARI MI ÖRÜYOR?

Erol TAŞDELEN – Ekonomist

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.