Connect with us

GÜNCEL

SABANCI HOLDİNG’DE 30 MİLYAR TL ŞOK ZARAR

Yayınlanma:

|

Sabancı Holding, 2024 yılına ilişkin enflasyon muhasebesi uygulanmış finansal sonuçlarını da açıkladı.

2024 yılında Sabancı Holding’in kombine satışları 1 trilyon 244 milyar TL, kombine faiz, amortisman ve vergi öncesi kârı (FAVÖK) ise 128,9 milyar TL olarak gerçekleşti. Holding’in banka dışı operasyonel kârlılık oranı, çeyrek bazında, 2024’ün ilk çeyreğinden bu yana devam ettirdiği yükselişi son çeyrekte de sürdürdü.

2024 yılının zorlu koşullarında da banka dışı gelirlerinin yüzde 13,5’luk bölümünü yatırıma ayıran Sabancı Holding, düşük borçluluk oranını korudu.

Hacı Ömer Sabancı Holding 2024 yılı genelinde 15,5 milyar TL zarar bildirdi. Holdingin son çeyrek zararı ise 4,3 milyar TL olarak gerçekleşti. Holding, 12 aylık dönemde 64 milyar TL net parasal pozisyon zararı yazarken toplamda 15 milyar TL dönem vergi gideri ve ertelenmiş vergi gideri oluştuğunu da bildirdi.

2023 yılını 28,2 milyar TL karlılık açıklayan Holding 2024 yılını 30,7 milyar TL zarar ile kapadı.

Resim

Holding’in enerji grubu, 2024 yılını önceki yıla kıyasla daha düşük spot fiyatlamalarının olduğu bir yıl olarak tamamladı. Enerji grubunun bu çerçevede faaliyet kârı 2023 yılına göre yüzde 5 azalma gösterdi. Malzeme teknolojileri grubunda çimento tarafında satış hacminde artış görülmesine karşın fiyat artışları enflasyon altında gerçekleşti. Bunun da marjları olumsuz etkilediği görülmekte. Paralel şekilde lastik güçlendirme tarafında da toparlanma sürecinin gecikmiş olması kârılığı aşağı çeken bir diğer etken oldu ve 2023 yılına göre faaliyet kârında yüzde 38’lik daralma meydana geldi. Finansal hizmetler grubunda sigortacılık tarafında sağlık sigorta prim büyümesi sürerken grubun faaliyet kârında yıllık yüzde 18’lik büyüme söz konusu.

Konsolide gelirler yükseldi

Holding’in konsolide gelirleri 906 milyar TL’ye yükselirken, konsolide brüt kâr ise 188,3 milyar TL’ye geriledi. Holding faaliyet kârı ise 179,6 milyar TL’den 57,3 milyar TL’ye gerilemiş oldu. Bu çerçevede faaliyet karlılığı yıllık 17 puan düşüşle yüzde 6’ya geriledi.

Holding 2025-2029 dönemi için beklentilerini de paylaştı. Buna göre 20 milyar dolar net aktif değer, cironun yüzde 15-20 bandında yatırım harcamaları, yüzde 30’un üzerinde döviz cinsi gelir payı ve 2x çarpan altında net borç / FAVÖK oranı beklenildiğini bildirdi. Buna ek olarak Holding’in yüzde 50 iştiraki Enerjisa Üretim’in 2026 yılı itibariyle 5.000MW kurulu güce ulaşması ve yüzde 60 yenilenebilir enerji payına ulaşması hedefleniyor. Holding’in genel kurulunun 27 Mart’ta yapılması planlanırken temettü ödenmemesi kararı alındı.

bloomberght

Okumaya devam et

GÜNCEL

Ölçek ekonomisi ve oligopol piyasa örneği; indirim marketleri

İnovasyon ve verimlilik getiren yabancı sermayenin sektöre geri dönmesi ve enflasyonun düşmesi rasyonel rekabet zeminine katkı sağlayacaktır. Bir de mahalle bakkallarını unutmamalı

Yayınlanma:

|

Yabancı sermaye gıda perakende sektöründen çıkalı iki ay oldu. Sektörde yerli ve indirim marketler piyasaya hakim konumda. Son gündem ise indirim marketlerinin arka arkaya finans sektörüne adım atarak kendi bankalarını kurmaları/ortaklıklarıyla bu sektöre girmeleri.

Son elli yılda toplumun sosyo-ekonomik yapısındaki değişim gıda perakende sektörünü de dönüştürdü. Tüketim alışkanlıklarında şehirleşmenin, zaman kısıtlılığının, kredi kartı kullanımının, dijitalleşmenin etkileri marketleşmenin önünü hızla açtı.

Önce bakkallar vardı, sonra bakkallar marketlere yenik düştü. Sektör yaklaşık otuz beş yıl önce yabancı sermaye girişi ve hipermarket modeliyle farklı bir yola girdi. 1990’larda uluslararası hipermarketler için Türkiye oldukça geniş bir pazar olarak görüldü.

2000’li yıllardan itibaren sektör büyük konsolidasyonlara ve radikal bir iş modeli değişimine sahne oldu. Nisan ayı ortalarından itibaren sektörde yabancı da kalmadı. Ancak asıl dönüşüm, yüksek enflasyonun ve bozulan enflasyon beklentilerinin etkisiyle indirim marketlerinin parlamasıyla ortaya çıkmıştı.

Ancak Türkiye gıda perakende pazarındaki dönüşüm yalnızca sahiplik yapısıyla sınırlı değil. Aynı zamanda piyasa yapısı da köklü biçimde değişti. Sektör, ölçek ekonomisi ve oligopol piyasaya verilecek örneklerin başında geliyor. Ayrıca ölçek ekonomisi finans sektörüne taşınarak maliyetler düşerken pazardaki hakimiyet ve oligopol güç daha da arttı.

Ölçek ekonomisi

Türkiye’de indirim market modelinin temelinde yaygın şube ağı, düşük kâr marjıyla yüksek satış hacmi yer alıyor. Kurucu büyük holdinglerin çekildiği ve dört ana yerli oyuncunun domine ettiği bir yapıda on binlerce şube ve bir milyonun üzerinde çalışan var. Bu özellikler ölçek ekonomisinin çoğu özelliğine uygun.

Ölçek ekonomisine sahip şirketlerde üretim arttıkça ortalama maliyetler azalır ve marjinal maliyetler her üretim miktarında ortalama maliyetlerin altında seyreder. Bir başka deyişle, üretim ölçeği büyüdükçe firmanın operasyonel vb. maliyetleri düşmeye başlar.

Dolayısıyla ölçek ekonomisi ve düşük maliyet iç içe geçmiş durumda. Zaten indirim marketlerinde özellikle 2022 ve 2023 yılları arasında fiyat artışları ve yüksek enflasyon kaynaklı kârlılıkta artış ortaya çıktı.

Yüksek enflasyonda tüketiciler satın alma gücündeki azalışı indirim marketlerinin raflarında telafi etmeyi umuyor ve rağbet gördükleri için de giderek büyüyorlar.

Yerli indirim marketleri tüketici alışkanlıklarını okuyor, kendi markalarını üretme avantajını elinde tutuyor olsa da yüksek enflasyon vb. makroekonomik sorunlar sektörün yapısına son şeklini vermiş oldu.

Oligopol piyasa

Piyasada bir veya birkaç firma toplam üretimin tamamına yakınını üstlenirse bu piyasalar oligopoldür. Türkiye gıda perakende sektörü, yabancı sermayenin çekilmesi ve yerli indirim marketlerinin agresif büyümesiyle birlikte hızla “oligopol” (birkaç firmanın hakim olduğu) bir yapıya evrildi.

Mevcut yapı yüzeyde rekabetçi görünse de enflasyonun yarattığı ortamda oyuncular birbirini yeterince zorlamazsa; fiyat artışları daha kolay kabul görüyor. Oligopol piyasa yapısında firmaların anlaşarak fiyat belirlemesine rastlanır.

Bir marketin fiyat artışını diğerlerinin de hızla takip etmesi, oligopolün getirdiği bir reflekstir. İşte bu refleks, oligopol piyasa yapısının doğal ama riskli bir sonucudur.

Piyasa başarısızlığı!

Gıda perakende sektörünün rekabetçi piyasa dinamiklerinden uzaklaşmasıyla sektör giderek daha yoğunlaşmış bir yapıya evrildi. Piyasadaki bu yoğunlaşma, ekonomi literatüründe “piyasa başarısızlığı” olarak tanımlanır.

Bu da eksik piyasa ve tüketici egemenliğinin zedelenmesi gibi iki büyük sorunu besler. Ve piyasa başarısızlığı varsa devlet ekonomiye müdahale ediyor. Ama nasıl?

Tüketici açısından eksik piyasa ve tüketici egemenliğinin zedelenmesi meselesi

Sektörün piyasa yapısı bir başka piyasa başarısızlığı olan eksik piyasa sorununu da yaratıyor. Eksik piyasalar ise mal ve hizmet için ödenmeye hazır olunan fiyat maliyetten düşük olmasına rağmen, bu mal ve hizmeti sunumda yetersiz olan piyasalardır.

Oligopol yapıda bir başka sorun; piyasa ekonomisinin temelinde bulunan tüketici egemenliğinin zedelenmesi, tüketici deneyimi üzerinde bazı kritik yan etkilerin ortaya çıkmasıdır.

Alışveriş deneyimi maliyet odaklı tek tipleşmiş bir modelde sürerken tüketici birbirinin neredeyse kopyası ürünlerle karşılaşır. Organik, gurme ya da farklı segmentteki ürünlere erişim zorlaşır. Bu tür ürünlerin piyasadan dışlanması, tüketicinin seçeneklerini daraltarak yaşam kalitesini ve gıda arz güvenliğini tehdit eder.

Üretici açısından oligopson gücü

Birkaç büyük alıcının karşısında çok sayıda küçük üreticinin bulunduğu piyasaya “oligopson piyasa” denir. İndirim market modeline oligopson piyasa açısından da bakmak gerekir. Oligopson piyasada ürünü satın alan sadece birkaç indirim marketi varken, bu marketlere mal satmak isteyen çok sayıda küçük üretici vardır.

Oligopson yapı üreticiyi fiyat belirleme gücünden yoksun bırakır. Alıcı konumundaki marketler düşük kâr marjlarını dayatırsa, özellikle tarımsal ve endüstriyel üretim altyapısının sürdürülebilirliğini zedeler.

Örneğin bir bisküvi üreticisi, ürününü satabilmek için bu birkaç markete mecburdur ve oligopson piyasa da üreticiyi pazarlık gücünden yoksun bırakarak kar marjlarını sürdürülemez seviyelere çeker.

Enflasyon düşerse piyasa rekabetçi olur mu? Hiç sanmam.

Biliyoruz ki indirim marketleri modelinde fiyat odaklılık-düşük kâr marjı, enflasyonun yüksekliği karşısında tüketicinin ucuz ürüne ulaşmasını sağladı. Ancak maliyetleri düşürmek şartıyla elbette. Bunun için de marketler oldukça mütevazi dekore ediliyor, personel sayısı sınırlı, kendi markalarıyla ürün yaratıyor ve yeni mağazalar kirası düşük yerlerde açılıyor vb.

Önümüzdeki yıllarda enflasyon gerilemeye başlarsa indirim marketlerinde daha fazla indirim olacağını sanmam.

İlk neden; hizmet enflasyonundaki yapışkanlık devam ederse kiralar ve personel maliyeti yüksek olduğu için enflasyon düşse dahi bu maliyet düşüşünün desteğiyle fiyatlar aynı hızla geri gelmeyebilir.

Diğer neden; enflasyon düştüğünde hanehalklarının satın alma gücü yükselir ve tüketici tercihleri zorunlu gıda maddelerinden farklı ürünlere doğru değişir. İşte o zaman oligopol piyasa ve eksik piyasanın aksaklıkları, enflasyon düştüğünde daha belirgin hale gelmiş olur.

Piyasanın sağlıklı işleyişi yeniden nasıl sağlanır?

İlk yapılacak etkin rekabet denetimi ki, örneğin Rekabet Kurumu soruşturmaları ya da marketlere fahiş fiyat nedeniyle kesilen cezalar, oligopol yapının “kartelleşme” eğilimini dizginleme çabası olarak düşünülebilir.

Devlet piyasaya yeni oyuncuların girişini kolaylaştıracak teşvikler sunmalı. Küçük üreticilerin bu yapıda pazarlık gücünü arttırmak amacıyla, doğrudan satış kanalları ve güçlü kooperatif modellerini desteklemeli.

Ek olarak ürün çeşitliliği düzenlemeleri faydalı olur. Marketlerin raflarını sadece “kendi markalarına” değil, belirli bir oranda yerel ve farklı segmentteki ürünlere yer verme zorunluluğu getirilerek eksik piyasa sorunu aşılmalı.

İnovasyon ve verimlilik getiren yabancı sermayenin sektöre geri dönmesi ve enflasyonun düşmesi rasyonel rekabet zeminine katkı sağlayacaktır.

Bir de mahalle bakkallarını unutmamalı.

Prof. Dr. Binhan Elif YILMAZ – T24

Okumaya devam et

GÜNCEL

Warsh şahin kaldı, gözler ABD istihdam verisinde

Yayınlanma:

|

Yazan:

Fed Başkanı Warsh, Portekiz’de düzenlenen ECB’nin yıllık Merkez Bankacılığı Forumu’nda, Avrupa, İngiltere ve Kanada Merkez Başkanları ile katıldığı panelde, Fed’in %2 enflasyon hedefinden taviz vermeyeceğini ve bunun aksini bekleyenlerin hayal kırıklığına uğrayacağını söyledi. Başkan Trump’ın faiz indirimi çağrılarına da dolaylı yanıt veren Warsh, Fed’in bağımsızlığının tartışmaya açık olmadığını vurgularken, Temmuz sonundaki FOMC toplantısı öncesinde faiz patikasına ilişkin hiçbir yönlendirme yapmayacağını belirtti. Panelde diğer merkez bankası başkanlarının da benzer şekilde para politikasına ilişkin önceden sinyal vermekten kaçındığını gördük.

Warsh, enflasyon risklerinin son dönemde bir miktar hafiflediğini kabul etmekle birlikte, para politikasında gevşemeye gidileceği beklentilerini reddetti ve kararların yalnızca toplantı sırasında değerlendirilecek güncel verilere göre alınacağını söyledi. Konuşması sırasında piyasalar Eylül ayındaki faiz artırım beklentilerini sınırlı ölçüde azaltırken, Fed’in 15-16 Eylül toplantısında faiz artıracağına yönelik olasılık yaklaşık %65 seviyesinde kalmaya devam etti.

Jeopolitik cephede ise, İran ile diplomatik temasların olumlu mânâda ilerlemesi ve Hürmüz Boğazı’ndan petrol sevkiyatının artmasıyla Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı 70 dolar seviyelerini test ederek savaş öncesi döneme geri çekildi. Trump’ın gazetecilere yaptığı açıklamada “İran ile iyi anlaşıyoruz” ifadelerini kullanması da piyasalar tarafından memnuniyetle karşılandı. Petrol fiyatlarındaki gerilemenin, küresel enflasyon baskılarının hafifleyebileceğine yönelik beklentileri desteklediğini göz ardı etmemek gerekiyor.

Kıymetli metallerin elbette dipten döndüğü ve yükselişin başladığı yönünde iddialı söylemlerden uzak durmak istesek de, teknik anlamda aşırı satım bölgesinden başlayan yükselişi yakından ve ilgiyle takip ediyoruz. Gümüşün ons fiyatının 55 dolar seviyesini test etmesi ardından bu sabah 60 dolar seviyesinin üzerine toparlandı. Benzer bir şekilde altının da ons fiyatı 4 bin dolar seviyesinin üzerine yükseldiğini not edelim. Gümüşün 62-63 dolar seviyelerinin üzerinde temiz bir günlük kapanış yapması durumunda uzunca bir süredir uzak durduğumuz gümüşte yeniden alım isteğiyle kolları sıvayacağız (bakınız grafik). Altın için ise 4,200 dolar üzeri kapanış görmeden acele etmeyeceğiz. Altın gümüş rasyosunun ise son altı gündür gümüş lehine ilerlemesinin de önemli bir işaret olduğunun altını çizmek isteriz.

Her ayın ilk cuması açıklanan ve dünyanın en büyük ekonomisi olan ABD’de ekonomik gidişat hakkında en sağlıklı bilgiyi verdiğine inanılan tarım dışı istihdam verisi yarın ABD’nin tatil olması nedeniyle bugün KKTC saati 15.30’da açıklanacak. Resmî istihdam verisi öncesinde dün açıklanan ve öncü bir veri olan ADP özel sektör istihdamının Haziran ayında beklentileri kaşılayamadığını gördük. Reuters anketinde Haziran ayında tarım dışı sektörde 110 bin kişinin istihdam edildiği, bunun yanı sıra işsizlik oranının ise %4,3 seviyesinde sabit kalması bekleniyor. Beklentilerin üzerinde gelecek güçlü bir veri, Eylül ayında Fed’in faiz artırma ihtimalini daha da güçlendirebileceği gibi, zayıf bir verinin ise Fed Başkan Warsh’un şahin tonuna ‘zarar’ verebileceğini göz ardı etmemek gerekiyor.

Fed Başkanı Warsh’un Sintra’daki konuşmasında enflasyon risklerinin son dönemde bir miktar hafiflediğini kabul etmekle birlikte, %2 enflasyon hedefinden taviz verilmeyeceğini ve Fed’in gevşek para politikasına yönelmeyeceğini yinelemesi piyasaların kılavuzu konumunda 10 yıllık ABD tahvil faiz getirisi dün %4,50 seviyesini kadar taşıdı. Teknik bir bakış açısıyla 10 yıllık tahvil cephesinde yükselişin devam edebileceğinden endişe ederken, doların önde gelen para birimlerine göre değerini gösteren sepet kur (DXY) bu sabah 101,40 seviyelerinde yer almaya ve güçlü seyrini korumaya devam ettiğini not edelim. Son aylarda güçlü seyreden ABD ekonomisi ve yapay zekâ yatırımlarının desteklediği sermaye girişleri doları genel mânâda desteklemeye devam ediyor.

Yeni güne başlarken Asya piyasalarında satış baskısının hâkim olduğunu görüyoruz. Gözlerin çevrildiği Güney Kore borsası (KOSPI), yapay zekâ temalı teknoloji hisselerinde yaşanan küresel satış dalgasının etkisiyle sert değer kaybetti. Meta Platforms’un elindeki fazla yapay zekâ işlem kapasitesini bulut hizmeti olarak satmayı planladığı haberinin, sektörde kapasite fazlası oluşabileceği endişelerini artırmasıyla çip üreticileri öncülüğünde satışlar hızlandı. KOSPI endeksi gün içinde %6’nın üzerinde gerilerken, Samsung Electronics yaklaşık %8, SK Hynix ise %9’dan fazla değer kaybetti. Buna rağmen yılın başından bu yana KOSPI’nin hâlen yaklaşık %90 primli olması, yaşanan hareketin güçlü yükselişin ardından gelen bir kâr realizasyonu niteliğinde olduğunu gösteriyor.

Öte yandan Japon yeni, dolar karşısında 162,84 seviyesini görerek son 40 yılın en düşük düzeyine geriledi. Özellikle ABD’de yarın kutlanacak Bağımsızlık Günü nedeniyle işlem hacimlerinin azalacak olması, Japon yetkililerin piyasaya müdahâle edebileceği yönündeki beklentileri artırıyor. ABD istihdam verisinin beklentilerin üzerinde kuvvetli gelmesi durumunda, yen cephesinde devam eden zayıf seyrin daha da şiddetleneceğini, aksi durumda ise nefeslenme için bir zaman penceresi açılacağını düşünüyoruz.

Türkiye cephesinde ise dün büyümenin öncü göstergesi olarak takip edilen imalat sanayi PMI endeksi Haziran ayında büyüme ile daralmanın ayrıştığı eşik seviye olan 50’nin altında 47,1 değerini alarak art arda iki yıldan uzun bir süredir daralma bölgesinde kalmaya devam etti. Alt kalemlerde, kimya, plastik ve kauçuk sektörü dışında kalan diğer 9 sektörün Haziran’da daralmaya devam ettiğini gördük. Veri akışında dün İstanbul Ticaret Odası’nın (ITO) İstanbul için açıkladığı Haziran ayı TÜFE enflasyonu %1,14 oldu. Bu sonuçla yıllık enflasyon oranı %35,9 seviyesine geriledi. Yarın TÜİK tarafından açıklanacak resmî enflasyonun da %1 artış yönünde olacağı düşünülüyor.

Enerji fiyatlarında yaşanan geri çekilmenin de yardımıyla Temmuz ayıyla birlikte enflasyonda yeniden daha ılımlı seviyeleri konuşmaya başlayacağımızı bunun da TCMB’nin elini biraz da olsa rahatlatacağını düşünüyoruz. Bu bağlamda, savaşın patlak vermesiyle fonlamanın haftalık repo faizi olan %37 yerine gecelik borç verme faizi olan %40’dan yapılmasından da geri adım atılarak normalleşme sürecinin de başlayacağını öngörüyoruz. USDTRY kuru bebek adımlarıyla yükselişini sürdürerek 46,70 seviyesine doğru ilerlerken, yabancı nezdindeTürkiye’nin risklerini gösteren 5 yıl vadeli CDS risk primi 223 baz puan ile son dönemlerde olduğu üzere yatay bir seyir izlemeye devam ediyor.

Petrol fiyatlarındaki geri çekilme tahvil piyasalarını desteklemeye devam ederken, net enerji ithalatçısı olan Türkiye’nin petrol fiyatlarının savaş öncesi seviyelere geri çekilmesiyle olumlu mânâda etkilenmeye devam edeceğini düşünüyoruz. Jeo-ekonomik tarafta yaşanan olumlu hikâyenin de yardımı ile, TL ve TL cinsi varlıkların yatırımcı ilgisinde kalmaya devam edeceğinin altını tekrar çizmek isteriz. Bu minvalde, 2 yıl vadeli gösterge tahvil bileşik faizi %40 seviyesinin hemen etrafında kalmaya devam ederken, Borsa İstanbul ana endeksi dün günü %1,6 yükselişle tamamladı. Savunma sanayi hisselerinde yükseliş ise dikkat çekiyor.

Piyasaların gündeminde bugün her ne kadar ABD istihdam raporu öne çıksa da, her hafta perşembe günü olduğu üzere TCMB ve BDDK’nın haftalık verilerini de yakından takip edeceğiz.

Gümüş

1782966826e6c63f480ccaf09ce89cb79968f2aedd_1_1200.jpg

Emre Değirmencioğlu

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

İşletme sermayesi neden eriyor?

Yayınlanma:

|

2026’nın yeni finansman denklemi

Bankavitrini.com | Özel Analiz

2026 yılında birçok sanayi şirketi benzer bir cümleyi kuruyor: “Siparişimiz var ama nakdimiz yok.”

Bu ifade aslında Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu yeni finansman denklemini özetliyor.

Eskiden şirketlerin en büyük sorunu satış yapabilmekti. Bugün ise birçok firma satış yapmasına rağmen işletme sermayesini koruyamıyor. Çünkü kâr eden şirketler bile nakit üretemez hale geldi.

İşletme sermayesindeki bu erime; yüksek faiz, uzayan tahsilat süreleri, artan finansman maliyetleri ve yükselen işletme giderlerinin birleşiminden kaynaklanıyor.

İşletme sermayesi nedir?

İşletme sermayesi; Dönen Varlıklar – Kısa Vadeli Borçlar şeklinde hesaplanır.

Başka bir ifadeyle; Bir şirketin günlük faaliyetlerini sürdürebilmesi için ihtiyaç duyduğu nakittir.

Ham maddeyi alır. Üretimi yapar. Maaş öder. Elektrik öder. Vergisini öder. Malı satar. Tahsilatı bekler.

Bu döngüyü finanse eden güç işletme sermayesidir.

Bugün sorun tam da bu döngünün bozulmuş olmasıdır.

2026’nın finansman denklemi neden değişti?

Eskiden şirketler şu modeli kullanıyordu.

Ham maddeyi al. Üret. Sat. Bankadan uygun faizle kredi kullan. Tahsil et. Krediyi kapat.

Bugün ise tablo tamamen değişti.

  • Krediye erişim zorlaştı.
  • Faiz maliyetleri yükseldi.
  • Tahsilat süreleri uzadı.
  • Satış vadeleri arttı.
  • Finansman giderleri kârlılığı aşmaya başladı.

Artık işletme sermayesi yalnızca şirketin kendi performansına değil, finansal sisteme erişimine de bağlı hale geldi.

1. Faiz giderleri işletme sermayesini eritiyor

Şirketlerin en büyük yüklerinden biri finansman maliyetleri oldu. Eskiden üretim maliyetleri içinde küçük yer tutan faiz giderleri bugün birçok firmada faaliyet kârını aşabiliyor.

Örneğin; 100 milyon TL işletme kredisi kullanan bir sanayi şirketi, yüksek faiz ortamında yılda on milyonlarca liralık finansman yüküyle karşı karşıya kalabiliyor.

Üretimden elde edilen kâr, çoğu zaman finansman giderine gidiyor.

2. Tahsilat süresi uzuyor

Şirket; 90 günde sattığı ürünü bugün 120-180 günde tahsil edebiliyor.

Bu durumda; şirket müşterisini finanse etmiş oluyor. Nakit içeride bekledikçe yeni üretim için tekrar kredi kullanmak zorunda kalıyor.

3. Stok maliyetleri büyüyor

Belirsizlik ortamı nedeniyle birçok firma; “Ürün bulamam; Kurlar artar; Ham madde pahalanır” endişesiyle fazla stok yaptı.

Fakat stok; nakde dönüşmeyen paradır. Depoda bekleyen her ürün; işletme sermayesini kilitler.

4. Enflasyon artık şirketleri de cezalandırıyor

Yüksek enflasyon sadece tüketiciyi etkilemiyor.

Şirketler de;

  • sürekli artan hammadde fiyatları,
  • yükselen işçilik maliyetleri,
  • enerji giderleri,
  • lojistik maliyetleri nedeniyle daha fazla işletme sermayesine ihtiyaç duyuyor.

Aynı üretimi yapmak için geçen yıla göre çok daha fazla nakit gerekiyor.

5. Krediye erişim zorlaştı

2026’nın en önemli değişimlerinden biri de bu. Eskiden limit sorunu yaşayan şirket sayısı sınırlıydı.

Bugün ise;

  • limit daralmaları,
  • teminat eksiklikleri,
  • kredi büyüme sınırları,
  • risk iştahındaki azalma nedeniyle birçok firma istediği kadar kredi kullanamıyor.

Bu durum işletme sermayesi açığını büyütüyor.

6. Kârlılık ile nakit aynı şey değil

Birçok şirket muhasebede kâr açıklıyor.

Ancak kasasında para bulunmuyor.

Çünkü; satış gerçekleşmiş, fatura kesilmiş, gelir yazılmış, ama tahsilat yapılmamış oluyor.

Muhasebe kârı; nakit anlamına gelmiyor.

7. Kur oynaklığı işletme sermayesini büyütüyor

İthal ham madde kullanan sanayi şirketleri; kur yükseldiğinde aynı üretimi yapabilmek için daha fazla sermayeye ihtiyaç duyuyor.

Kur riski artık sadece ihracatçıların değil, iç piyasaya çalışan şirketlerin de temel sorunu haline geldi.

8. Tedarikçiler de peşin çalışmak istiyor

Geçmişte; 120 günlük vadeler yaygındı.

Bugün ise birçok tedarikçi;

  • peşin ödeme,
  • kısa vade,
  • avans istemeye başladı.

Bu durum işletme sermayesine ikinci bir baskı oluşturuyor.

Yeni finansman denklemi

2026 yılında şirketlerin başarısını artık sadece satış hacmi belirlemiyor.

Asıl belirleyici unsur; nakit dönüşüm hızıdır.

Şirketler şu üç süreyi birlikte yönetmek zorunda:

  • Stokta bekleme süresi
  • Alacak tahsil süresi
  • Borç ödeme süresi

Bu üç göstergenin toplamı, şirketin ne kadar işletme sermayesine ihtiyaç duyacağını belirliyor.

Kısacası, nakit dönüşüm döngüsü (Cash Conversion Cycle) kısaldıkça işletme sermayesi ihtiyacı azalıyor; uzadıkça finansman baskısı artıyor.

Çözüm nerede?

2026’nın yeni finansman anlayışı; “Daha fazla kredi kullan” değil, “Daha az işletme sermayesiyle daha hızlı nakit üret” yaklaşımı üzerine kuruluyor.

Başarılı şirketler artık;

  • günlük nakit akışını izliyor,
  • 13 haftalık nakit projeksiyonu hazırlıyor,
  • stoklarını optimize ediyor,
  • tahsilat sürelerini kısaltıyor,
  • düşük kârlı ürünlerden çıkıyor,
  • atıl varlıklarını nakde çeviriyor,
  • alternatif finansman kaynaklarını (faktoring, tedarikçi finansmanı, leasing vb.) daha etkin kullanıyor.

2026’nın kazananı kim olacak?

2026’nın kazananı en fazla üretim yapan şirket olmayacak. En fazla ciro yapan şirket de olmayacak.

En hızlı nakit üreten, işletme sermayesini en verimli kullanan ve finansman maliyetini en iyi yöneten şirketler ayakta kalacak.

Çünkü yeni dönemde rekabet sadece ürün ve fiyat üzerinden değil; likidite yönetimi, nakit akışı disiplini ve finansal dayanıklılık üzerinden şekilleniyor.

İşletme sermayesini koruyabilen şirketler, yalnızca bugünkü finansman baskısını aşmakla kalmayacak; aynı zamanda yatırım fırsatlarını değerlendirebilecek, tedarik zincirinde güvenilirliğini artıracak ve olası ekonomik dalgalanmalara karşı daha dirençli bir yapı oluşturacaktır.

2026’nın en değerli sermayesi artık makine parkı değil; yönetilebilen nakit akışıdır.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.