Connect with us

BANKA HABERLERİ

Banka kredilerinin yüzde 15’i sorunlu halde devam ediyor

Yayınlanma:

|

Bankacılık sektörü sorunlu kredileri düşürememesi bankalar üzerinde baskıyı artırmaya devam ettiği gibi Demoklesin Kılıcı gibi bankaları tehdit eder halde durmakta. Nasıl olmasın ki:

TÜRKİYE BANKALAR BİRLİĞİ – TBB Mayıs ayında yayınladığı “Aralık 2020 Kredi Gruplamaları Raporu“nun da teyit ettiği gibi Kredilerin %10’u yakın izlemede devam ediyor, takipteki kredileri ekleyince % 15’i sorunlu kredi hali devam etmekte. Raporda; Kredilerden “izleme, yakın izlemedeki kredi miktarı önceki yıla göre yüzde 23 artarak 370 milyar TL olmuştur” cümlesi sorunun devam ettiğini göstermektedir. Aynı raporda, “Kredilerin % 5,7’si yapılandırıldı” cümlesi de yer almaktadır. Yaklaşık 150 milyar TL Kredi tutarı da Takibe atılmış durumda. Zorlama ile 2021 ilk çeyreğinde Takip tutarı 148 milyar TL’lere indirilebildi. Takipteki kredilerden 745 milyon TL Varlık Yönetim Şirketine satılan kredi sorunlu kredilerden düşülmesinin Takip Tutarının düşmesinde etkisi oldu. Kısaca; 370 milyar TL’lık ön izleme ve yakın izleme kredilerin üzerine 148 milyar TL’lık Takipteki kredileri ekleyince toplamda 518 milyar TL’lık krediler sorunlu olarak devam etmektedir.

TBB Raporundan anlıyoruz ki bankalar 204 milyar TL’lık krediyi yeniden yapılandı ya da yeni bir itfa planına bağladı. Bu kredileri % 91’i yakın izlemede krediler. Yani ödeme kapasiteleri çok sınırlı; teminatlarında eksiklikler oluşmuş veya kredi taksitleri gecikmiş krediler.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı image-20.png

Kamu Bankalarının 2020 yılında verilen Tüketici kredilerin yarısı tahsil olmaz

Bankacılık tecrübem ile yazıyorum ki; Kamu Bankalarının 2020 yarında vermiş olduğu Pandemi etkisini azaltacak şekilde 6 ay ödemesiz dönem içeren Vatandaşa ve Esnafa verilen kredilerin en az yarısı sorunlu hale gelecek potansiyel taşıyor. Zira bu kredileri verirken kamu bankaları ‘kredi değerlendirme’ puanlarını düşürerek verdikleri gibi öğreniyoruz ki bu kredilere KGF de kefil olmuş. Sonuçta KGF Hazinenin ve bankaların ortak olduğu bir kurum ve bankalar dolaylı yoldan kendi verdikleri kredilere kefil olmuş durumdalar. Bu krediler düşük faizler ile verildiği için 2021’de bankalara zarar yazmaya başladı. Kamu bankalarının karlılığını düşmesi normal yani, “boşuna hedef baskısı yapmayın” derim. Bu kredilere KGF Kefil olduğu için ek sigorta gibi teminatı güçlendirecek tedbirlerden de yoksun. Bu kredilerde örneğin 10 bin TL kredi alan bir vatandaştan sadece 170 TL KGF’ye komisyon kesilerek verildiği için bankalar ek ücret – komisyon geliri de sağlayamadı.

Birinci ve ikinci grup krediler bankacılık sektöründe canlı krediler olarak tanımlanıyor. Canlı ama içeriği banka özelinde tartışılır.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı image-21.png

Buna karşılık rapora göre, tahsil imkanı sınırlı, tahsili şüpheli ve zarar niteliğindeki kredilerden oluşan ve donuk alacaklar olarak tanımlanan üçüncü, dördüncü ve beşinci gruplarda sınıflandırılan krediler ise önceki yıla göre %1 artışla Aralık 2020 itibarıyla 141 milyar TL seviyesinde gerçekleşti.

Raporda 2020’de “pandemi döneminde BDDK sorunlu kredilerin NPL’e atılma sürelerini 180 güne çıkarmış ve bu karar yıl sonuna kadar geçerli olmuştu. Ardından BDDK bu kararını bu sene Haziran sonuna uzatmıştı. Bu süreçte geri ödenemeyen kredilerin takibe atılma döneminin uzaması da donuk kredilerin hemen hemen aynı kalmasında etkili oldu” ifadesi takibe gitmesi gereken kredilerin halı altına süpürülerek ertelendiğinin de ifadesi aslında. Kredilerin hukuki takibe gitmeyip dolu ve donuk olarak kalması tahsil olacağı anlamına da gelmiyor hiç kuşkusuz, sadece hukuksal süreci geciktirdiği gibi tahsil olma olasılığını daha da düşürmekte bankaların alacak kalitesini ciddi şekilde tehdit etmekte. Raporunda tahsili gecikmiş alacakların %75’i oranında özel karşılık ayrıldığı belirtildiği gibi genel karşılık olarak ayrılan tutarın ise 78 milyar TL olduğu belirtiliyor; dolayısı ile bankalar bu kadar kaynağı kullanma imkanı da sınırlanmış oluyor. Genel karşılıkların ikinci grupta sınıflandırılan kredilere oranı %21 düzeyine çıkmış durumda. Zaten Takipteki kredi hacimleri kısmen düşerken; karşılık oranlarının artması bankacılıkta sık rastlanan ve normal bir durum değil.

KGF ayrı bir olay!

KREDİ GARANTİ FONU – KGF, 2021 Nisan başında Tüketici ve Bireysel Krediler hariç sektörün 3 Trilyon 26 milyar TL’lık kredinin 271,2 milyar TL’lık kısmına KGF Kefaleti var. Bu tür kredilerin %9’unda KGF Kefaleti var yani. Karşılıkları etkileyen diğer bir etmen de KGF Kredileri. KGF genelde kredilerin %85’lik kısmına kefil olarak krediler verdirdi. İlk dilim kredilerin üzerine bir soğuk su içelim bence çoğu batar, kontrolsüz verildi çünkü piyasalardaki genel kanı da  bu şekilde. Sonra İstihdam ve Yatırım koşullu verilen krediler kısmen doğru yerlere sanayiciye gittiği için bu grubun kredileri daha sağlıklı gibi. KFG’nin ana ortakları TOBB ve Bankalar içinde Hazine’de var. Ağırlıklı Sanayici, KOBİ ve Esnaf kredilerine kefil oldular KGF kefillikte hızını alamadı 2020 yılında Kamu Bankalarının vermiş olduğu pandemiye yönelik  Bireysel kredilere de kefil oldu. Nisan başındaki sektörde 411,9 milyar TL Bireysel Tüketici Kredi var, bunun 41,6 milyar TL’lık kısmına KGF Kefil olmuş durumda. Başka bir ifade ile bankalardaki Tüketici Kredilerin % 10,1’lik kısmına KGF Kefil durumda.  İşte bu grup krediler de potansiyel takipte olacak krediler bence. Bu kredilerde ödemesi dönem bitti gecikmeye düştü bile. Bankalar müşteriyi gecikme için aradığında;  “bu krediler ödenecek miydi, devlet vermedi mi?” cevap veriliyor. O denemde bir TV kanalını hatırlayın; “ey vatandaş bankalara gidin arkasında devlet var kredi veriliyor, vermezler ise şikayet edin” yönlendirmesi hala arşivlerde. Kamu bankalarında çalışan tanıdığınız var ise bunu teyidini kolayca alabilirsiniz! Üstelik KGF Kredilerini artık kafanıza göre takibe atamıyorsunuz. KGF Krediler bu zayıf yapısına rağmen Banka Karşılıklarında mevzuat gereği ‘karşılık oranı’ düşük gösteriliyor. Karşılıklar niçin gerçekçi değil anlıyor musunuz?  2020 yılından itibaren KGF ödemelerde zorluklar çıkarmaya başladı zaten. Bankalardan “takibe atacağın müşterilerden yapılandırma istemiyorum” diye yazı al diyor. Yani, “müşteri nefes alsın ve takip istemiyorum” desin yeter ki! Bu krediler hala canlı sözde ve karşılık oranları düşük. 

Sorunlu Kredilerini bilen CEO’nun elini öpeceğim

Bütün Banka CEO’lara Hodri Meydan! Sorunlu Kredilerinizi tam bilin olursa Etilerde basının önünde özür dileyip elinizi öpeceğim. Hatta sorunlu kredilerini tam bilen CEO bir sonraki Merkez Başkanı adayımdır. Ama önce derslerini çalışıp şu sorularıma cevap vermeleri gerekiyor!

  1. Şubelerde KHM krediden ne kadar, kaç müşteri Taksitli Kredi, Kredi kartı borcunu ödeyip bu kredilerin sorunlu kredilerde değil de canlı kredide görülmesini sağladı? Banka borcunu banka kredisi ile ödenmesi yani.
  2. Kaç müşterinize, ne kadar, yeni kredi kullandırıp ödenmeyen kredilerin vadesi gelmiş ödemeler yapılarak canlı kredilerde görülmesi sağlandı?
  3. Kaç müşteriniz ne kadar kredi kullanıp firma kredi taksitini veya firma devre sonu faizini ödeyip bu kredilerin sorunlu kredilerde değil de canlı kredilerde görülmesini sağladı.
  4. Kaç müşterinize ihtiyacı olmadığı halde Tüketici Kredisi kullandırıp kredileri şişirip; Altın, Döviz aldırdınız ( yazmaya gerek yok mevduat da şişmiş oldu ) ve halen mevduatta gösterdiğiniz ne kadar tutar var?
  5. Sorunlu Kredi olarak yüzdürürken ne kadar Ticari ve Bireysel Krediyi KGF teminatına dönüştürerek sorunlu kredi grubundan çıkardınız? ( Bazı şube veya bölgelerin KGF Kredileri blok olarak takibe gitmesi tesadüf olduğuna kimse beni ikna edemez; KGF bu tür tespitlerde kesinlikle ödeme yapmaması gerekir; takip yoğunlaşma şube ve bölge raporunu bankalardan isterlerse zaten suistimaller ayna gibi gözükür )
  6. Takibe düşmüş; KGF’nin ödediği krediler için halen hukuksal süreci başlatmayıp Protokole aykırı davrandığınız bu şekilde Takipteki Kredileri düşük gösterdiğiniz ne kadar kredi var. (Yoktur demeyin ispatların utanırsınız var var ! ).
  7. Müşterinin sorunlu olan kredisini kurtarmak için diğer firmasına ya da arkadaşının firmasına kredi kullandırıp ne kadar kaç adet dolaylı kredi işlemi yaptınız?
  8. Ekspertiz değerini şişirip teminatları yüksek gösterip Karşılık oran ve tutarlarını düşük gösterdiğiniz ne kadar kaç müşteri var?

Sorunlu kredilerinin tam olarak hesaplanamayacağını anlıyorsunuz değil mi? Yukarıdaki sorulara hiç bir banka net cevap veremez!

CEO’lara nacizane tavsiyem; biliyorum sorması kolay cevabı nerede ise sizin için de zor olan sorular. Bu nedenle her üç ayda bir açıkladığınız Sorunlu Krediler; Karşılık tutar ve oranlarını gerçekçi sanıp pozisyon almayın maazallah iş banka için iyi olmaz! Tabi Rating Firmaları da bunları nasıl hesaplıyor, değerlendirme yapıyor bilmiyorum; çünkü, çoğunun raporların okuyorum yukarıdaki soruların hiçbirinde cevabı olmadığı gibi sorgulanmamış bile! BDDK artık bankalardan ne kadar krediyi yüzdürüp canlı kredilerde gösterdiklerinin de raporunu detaylandırılmasını istese iyi olur derim.

Erol TAŞDELEN – Bağımsız Ekonomist

BANKA HABERLERİ

Fitch’ten Türk bankalarına kârlılık uyarısı: Takipteki krediler artıyor

Yayınlanma:

|

Yazan:

Yüksek fonlama maliyetleri ve enflasyon bankaların kâr marjlarını daraltırken, takipteki kredi oranı 2026’nın ikinci çeyreğinde yüzde 3,5’e yükseldi. Fitch, kârlılık üzerindeki baskının yıl boyunca sürmesini bekliyor.

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, üç aylık Türk Bankaları İzleme Raporu’nda, Türk bankacılık sektörünün 2026 yılının ikinci çeyreğinde kârlılık kaybı yaşadığını ve sorunlu kredilerdeki artışın sürdüğünü bildirdi. Bloomberg HT haberine göre, yüksek fonlama maliyetleri, artan swap giderleri ve enflasyon kaynaklı faaliyet giderleri, bankaların finansal performansını olumsuz etkiledi.

Faaliyet kârlılığında belirgin gerileme

Fitch’in izlediği bankalarda ortalama faaliyet kârının risk ağırlıklı varlıklara oranı, 2026’nın ilk çeyreğindeki yüzde 3,9 seviyesinden ikinci çeyrekte yüzde 2,6’ya geriledi. Sektör genelinde ise aynı oran yüzde 4,6’dan yüzde 3,3’e düştü.

Rapora göre, yüksek Türk lirası faizlerinin fonlama maliyetlerini artırması, net faiz marjlarını daraltan başlıca unsurlar arasında yer aldı. Swap maliyetlerindeki yükseliş ve enflasyonun faaliyet giderleri üzerindeki etkisi de kârlılığı baskıladı.

Takipteki krediler yüzde 3,5’e çıktı

Bankacılık sektöründe aktif kalitesine ilişkin göstergeler de olumsuz seyrini sürdürdü. Fitch’in izlediği bankaların ortalama takipteki kredi (NPL) oranı, ilk çeyrekteki yüzde 3,3 seviyesinden ikinci çeyrek sonunda yüzde 3,5’e yükseldi. Yeni takipteki kredi oluşum oranı da yüzde 2,1’den yüzde 2,2’ye çıktı.

Bankaların ortalama çekirdek sermaye yeterlilik oranı ise yüzde 11,5 seviyesinde kaldı. Bu görünüm, kredi riskleri ve kârlılık baskıları yakından izlenirken sermaye göstergesinin söz konusu dönemde yatay seyrettiğine işaret etti.

Bankacılık sektörünü ne bekliyor?

Fitch, yüksek TL faizleri ve enflasyonist baskıların bankaların kârlılığı üzerindeki etkisinin 2026 boyunca devam edebileceğini öngörüyor. Kuruluş, yılın sonlarına doğru faiz indirimlerinin yeniden başlaması durumunda bu baskının 2027’de hafifleyebileceğini değerlendiriyor.

Bankacılık sektörü açısından temel risk, fonlama maliyetleri yüksek seyrederken kredi geri ödemelerinde yaşanabilecek bozulmanın karşılık giderlerini artırması ve kâr marjlarını daha da daraltması. Bu süreç, bankaların kredi verme iştahı ve reel sektörün finansmana erişimi üzerinde de baskı oluşturabilir.

Kaynak: Fitch Ratings’in Türk Bankaları İzleme Raporu; 21 Ekim 2026 tarihli haberler.

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

AKBANK VE DENİZBANK: FON SORUŞTURMASINDAKİ İSİMLER BANKAMIZ ÇALIŞANI DEĞİL

FON SORUŞTURMASINDA AKBANK VE DENİZBANK’TAN AÇIKLAMA: “İSİMLER BANKALARIMIZIN ÇALIŞANI DEĞİL”

Yayınlanma:

|

Yazan:

Fon soruşturmasında gözaltı listesinde yer alan isimler üzerinden gündeme gelen Akbank ve DenizBank, haberlerdeki çalışma ilişkilerine ilişkin açıklama yaptı. Akbank, “adı geçen kişilerin uzun süre önce bankadan ayrıldığını” belirtirken DenizBank, “adı geçen Yasemin Y.’nin banka çalışanı olmadığını” bildirdi.

Bankavitrini.com | Gündem

Sermaye piyasalarındaki işlemlere yönelik yürütülen fon soruşturmasında gözaltı listesinde yer alan isimler ve bu kişilerin bankalarla bağlantıları gündeme geldi. Konuya ilişkin Akbank ve DenizBank’tan açıklamalar geldi. Her iki banka da haberlerde yer alan çalışma ilişkilerine yönelik düzeltme talebinde bulundu.

Akbank: İsimler uzun süre önce bankadan ayrıldı

Akbank, fon soruşturması kapsamında gözaltı kararı verilen kişilerle ilgili haberlerde banka adının kullanılmasına ilişkin açıklama yaptı.

Banka, haberlere konu olan kişilerin uzun süre önce Akbank’tan ayrıldığını ve başka kurumlarda çalıştıklarını belirtti. Açıklamada, bu kişilerin hâlen Akbank bünyesinde görev yapıyormuş gibi gösterilmesinin gerçeğe aykırı bir izlenim oluşturabileceğine dikkat çekildi.

Akbank, güncel çalışma ilişkilerinin doğru aktarılması gerektiğini vurgulayarak kamuoyunun doğru bilgilendirilmesini istedi.

DenizBank: Yasemin Yılmaz bankamızın çalışanı değil

DenizBank da fon soruşturması kapsamında gözaltına alınan isimlerin yer aldığı listeye ilişkin yayımlanan haberdeki bir bilgiyi düzeltti.

DenizBank A.Ş. tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Fon soruşturması kapsamında gözaltına alınan isim listesine ilişkin yayımladığınız haberde, Yasemin Y. isimli kişinin DenizBank Finans Yöneticisi olduğu yönünde hatalı bilgiye yer verilmiştir.

Haberde adı geçen Yasemin Y., Bankamız çalışanı değildir. Kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi amacıyla söz konusu yanlış bilginin düzeltilmesini rica ederiz.”

DenizBank, açıklamasıyla Yasemin Y.’ın banka çalışanı olduğu yönündeki bilgiyi açıkça reddetti ve haberlerin düzeltilmesini talep etti.

Soruşturmada banka isimleri neden gündeme geldi?

Soruşturma kapsamında yayımlanan gözaltı listelerinde yer alan kişilerin mesleki unvanları ve çalıştıkları kurumlara ilişkin bilgiler, bankaların isimlerinin de haberlerde geçmesine neden oldu.

Ancak bir kişinin adının soruşturma kapsamında anılması, tek başına ilgili bankanın soruşturmanın şüphelisi olduğu veya kurumsal olarak herhangi bir suça iştirak ettiği anlamına gelmiyor. Aynı şekilde, bir kişinin geçmişte bir bankada çalışmış olması da güncel çalışma ilişkisini göstermiyor.

Akbank’ın geçmiş çalışma ilişkilerine yönelik açıklaması ile DenizBank’ın Yasemin Y. hakkında yaptığı düzeltme, haberlerde kişi ve kurum bağlantılarının güncel ve teyit edilmiş bilgiler üzerinden kurulmasının önemini ortaya koydu.

Bankacılık sektöründe doğru bilgi ve itibar vurgusu

Sermaye piyasalarına yönelik soruşturmalarda kişi isimleriyle birlikte kurum adlarının anılması, kamuoyunda ilgili bankalara yönelik algıyı etkileyebiliyor. Bu nedenle gözaltı listelerindeki bilgilerin, kişilerin güncel iş durumlarıyla karşılaştırılarak yayımlanması önem taşıyor.

Akbank ve DenizBank’ın açıklamaları, soruşturma haberlerinde yalnızca isimlerin değil, bu isimlerle bankalar arasında kurulan bağlantıların da titizlikle doğrulanması gerektiğini gösteriyor.

Bankavitrini.com olarak not: Bu haber, Akbank ve DenizBank’ın çalışma ilişkilerine yönelik açıklamalarını bir araya getirmektedir. Soruşturmada adı geçen kişiler hakkındaki iddialar ile bankaların kurumsal sorumluluğu birbirinden ayrı değerlendirilmelidir.

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

AKBANK 1,7 MİLYAR TL CEZAYI NİÇİN YEDİ?

Yayınlanma:

|

Yazan:

BANKALAR ÇALIŞANLARIN MAAŞ REKABETİNİ Mİ SINIRLADI?

Bankavitrini.com | Bankacılık ve Finans Analizi

Akbank, Rekabet Kurulu tarafından yürütülen iş gücü piyasasına yönelik soruşturmanın uzlaşmayla sonuçlandırılması kapsamında 1 milyar 713 milyon 897 bin 558 TL idari para cezası ödeyecek. Peki, Türkiye’nin önde gelen bankalarından biri neden bu kadar yüksek bir ceza ile karşı karşıya kaldı? Soruşturmanın arkasında hangi iddialar bulunuyor? Bu olay, bankacılık sektöründe çalışanların ücretlerini ve iş değiştirme özgürlüğünü nasıl etkileyebilir?

CEZA KREDİ VE MEVDUAT FAİZLERİYLE İLGİLİ DEĞİL

Akbank’a verilen cezanın konusu, bankanın müşterilerine uyguladığı kredi faizleri veya mevduat oranları değil. Rekabet Kurumu’nun 24 Şubat 2026 tarihinde duyurduğu soruşturma, bankacılık, sigortacılık ve bilişim teknolojileri sektörlerinde faaliyet gösteren şirketlerin iş gücü piyasasındaki rekabeti kısıtlayabilecek uygulamalarını inceliyor.

Rekabet Kurumu, aralarında Akbank’ın da bulunduğu 26 teşebbüs hakkında çalışan ayartmama anlaşmaları ve/veya iş gücü piyasasına yönelik rekabete hassas bilgi paylaşımı iddiaları kapsamında soruşturma başlatmıştı.

Akbank, 12 Ekim 2026 tarihli Kamuyu Aydınlatma Platformu (KAP) açıklamasında, Rekabet Kurulu’nun 26-30/899-383 sayılı kararı doğrultusunda soruşturmanın banka bakımından uzlaşmayla sonuçlandırıldığını bildirdi.

Açıklanan idari para cezası 1 milyar 713 milyon 897 bin 558 TL oldu.

ÇALIŞAN AYARTMAMA ANLAŞMASI NE DEMEK?

Soruşturmanın en dikkat çekici başlıklarından biri, şirketlerin birbirlerinin çalışanlarını işe almamak veya çalışan transferlerini kısıtlamak konusunda anlaşmış olabileceği iddiası.

Örneğin aynı sektörde faaliyet gösteren iki banka düşünelim. Bu bankaların birbirlerinin çalışanlarına iş teklifi yapmamak ya da çalışan transferlerini sınırlandırmak konusunda anlaşmaları, iş gücü piyasasındaki rekabeti bozabilecek uygulamalar arasında değerlendirilebilir.

Böyle bir durumda çalışan, yalnızca mevcut işvereninin ücret politikasıyla karşı karşıya kalmaz. Rakip bankaların daha yüksek ücret veya daha iyi çalışma koşulları sunmasıyla ortaya çıkabilecek alternatifler de daralabilir.

Oysa rekabetçi bir iş gücü piyasasında bankalar nitelikli çalışanları bünyelerine katabilmek için ücret, prim, yan haklar, kariyer olanakları ve çalışma koşulları üzerinden birbirleriyle yarışır.

Bu rekabetin kısıtlanması, çalışanların pazarlık gücünü zayıflatabilecek bir sonuç doğurabilir.

Ancak önemli bir ayrıntı var: Rekabet Kurumu’nun soruşturma duyurusu, bu tür uygulamalara ilişkin iddiaların araştırıldığını gösteriyor. Akbank’ın hangi somut davranışının cezaya esas alındığına ilişkin ayrıntılar, bankanın KAP açıklamasında yer almıyor.

MAAŞ BİLGİLERİNİN PAYLAŞILMASI NEDEN SORUN OLABİLİR?

Soruşturmanın ikinci önemli boyutu, iş gücü piyasasında rekabete hassas bilgilerin paylaşılması iddiası.

Çalışan ücretleri, maaş artışları, işe alım koşulları ve gelecekteki istihdam planları gibi bilgiler, şirketlerin birbirleriyle rekabet etme biçimini etkileyebilir.

Örneğin rakip işverenlerin gelecekteki ücret artışlarına ilişkin hassas bilgileri paylaşması, ücret politikalarının bağımsız biçimde belirlenmesini zayıflatabilir. İşverenler arasındaki rekabetin azalması da çalışanların daha iyi ücret ve çalışma koşulları elde etme olanaklarını olumsuz etkileyebilir.

Buradaki temel mesele, şirketlerin insan kaynakları alanında her türlü bilgi alışverişinin yasak olması değil. Rekabeti kısıtlayabilecek nitelikteki anlaşmalar ve bilgi paylaşımlarının, somut koşullar çerçevesinde rekabet hukuku bakımından değerlendirilmesidir.

AKBANK BUNU NEDEN YAPMIŞ OLABİLİR?

Bu sorunun kesin yanıtını verebilmek için Rekabet Kurulu’nun gerekçeli kararındaki somut tespitlerin görülmesi gerekir. Bankanın kamuya açık KAP açıklaması, cezanın arkasındaki yönetimsel motivasyonu veya belirli bir uygulamanın nedenini açıklamıyor.

Bununla birlikte, çalışan transferlerini sınırlandıran veya ücret rekabetini zayıflatan uygulamaların işverenler açısından olası ekonomik motivasyonları bulunuyor.

Birincisi, personel maliyetlerini kontrol altında tutmak. Bankacılık sektöründe deneyimli çalışanların ücretleri, primleri ve yan hakları önemli bir maliyet kalemi oluşturuyor. İşverenler arasındaki ücret rekabetinin zayıflaması, ücret artışı baskısını azaltabilecek bir sonuç doğurabilir.

İkincisi, nitelikli personeli elde tutmak. Deneyimli bankacılar, risk yönetimi uzmanları, yazılım çalışanları ve yöneticiler, rakip kuruluşlar açısından değerli insan kaynağıdır. Çalışan hareketlerini kısıtlayan anlaşmalar, işverenler açısından personel kaybını azaltıyor gibi görünse de rekabet hukuku bakımından ciddi sorunlar doğurabilir.

Üçüncüsü, insan kaynakları maliyetlerinde öngörülebilirlik sağlamak. Bankalar ücret artışlarını ve işe alım maliyetlerini yönetmek ister. Ancak bu amaç, rakiplerle rekabeti sınırlayıcı anlaşmalar yapılmasını hukuken meşru hâle getirmez.

Bunlar olası ekonomik açıklamalardır; Akbank’ın bu amaçlarla hareket ettiğinin kanıtlandığı anlamına gelmez.

BU BİR İŞ HUKUKU İHLALİ Mİ?

Burada iki ayrı hukuk alanını birbirinden ayırmak gerekiyor.

İş hukuku; işçinin ücreti, iş sözleşmesi, çalışma koşulları, kıdem ve ihbar tazminatı gibi konuları düzenler.

Rekabet hukuku ise şirketlerin piyasalarda rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı anlaşmalarını ve davranışlarını denetler.

Akbank’a ilişkin soruşturmanın hukuki dayanağı, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4. maddesi kapsamında iş gücü piyasasındaki rekabetin kısıtlanıp kısıtlanmadığının incelenmesidir.

Dolayısıyla bu olay, doğrudan işçilerin ücretlerinin ödenmemesi veya kıdem tazminatı haklarının ihlali nedeniyle verilen bir iş hukuku cezası değildir.

Bununla birlikte, işverenler arasındaki rekabeti kısıtlayabilecek uygulamalar çalışanların iş değiştirme ve ücret pazarlığı imkânlarını etkileyebildiğinden, konu çalışma hayatı açısından da önem taşıyor.

AKBANK NEDEN UZLAŞMAYI KABUL ETTİ?

Akbank’ın KAP açıklamasında, soruşturmanın Rekabet Kurulu kararı doğrultusunda uzlaşma usulüyle sonuçlandırıldığı bildirildi.

Rekabet hukukunda uzlaşma, soruşturmanın kanunda belirlenen koşullar çerçevesinde sonuçlandırılmasına imkân veren bir yöntemdir. Bu yol, sürecin daha kısa sürede tamamlanması ve hukuki belirsizliğin azaltılması gibi avantajlar sağlayabilir.

Ancak Akbank’ın uzlaşmayı hangi özel gerekçelerle tercih ettiğine ilişkin ayrıntılı bir açıklama bulunmuyor. Bu nedenle bankanın uzlaşma kararını hangi yönetimsel veya hukuki değerlendirmelerle aldığı konusunda kesin bir neden ileri sürmek doğru olmaz.

BANKACILIK SEKTÖRÜNDE NE DEĞİŞEBİLİR?

Bu soruşturmanın önemi yalnızca Akbank’ın ödeyeceği para cezasıyla sınırlı değil.

Bankalar ve diğer finans kuruluşları açısından insan kaynakları uygulamalarının da rekabet hukuku kapsamında değerlendirilmesi, sektörde yeni bir hassasiyet alanı oluşturuyor.

Özellikle şu konuların önem kazanması beklenebilir:

  • Rakip kuruluşların çalışanlarını işe almama yönünde anlaşmalardan kaçınılması.
  • Ücret politikaları ve gelecekteki maaş artışları gibi rekabete hassas bilgilerin paylaşımının dikkatle değerlendirilmesi.
  • İnsan kaynakları toplantılarında ve sektör içi görüşmelerde rekabet hukuku kurallarına uyumun güçlendirilmesi.
  • Çalışanların iş değiştirme ve daha iyi çalışma koşulları için pazarlık yapma imkânlarının korunması.

Bunun çalışanların ücretlerine doğrudan ne ölçüde yansıyacağı ise ayrıca değerlendirilmesi gereken bir konu.

SONUÇ: MESELE SADECE 1,7 MİLYAR TL DEĞİL

Akbank’a açıklanan 1 milyar 713 milyon 897 bin 558 TL’lik idari para cezası, iş gücü piyasasındaki rekabetin de bankacılık sektöründe ciddi bir denetim konusu olduğunu gösteriyor.

Çalışanların serbestçe iş değiştirebilmesi, işverenlerin nitelikli personel için rekabet etmesi ve ücretlerin bağımsız piyasa koşullarında belirlenmesi, rekabetçi bir iş gücü piyasasının temel unsurları arasında yer alıyor.

Burada asıl yanıtlanması gereken soru şu: Bankalar müşterilerine kredi ve mevduat ürünleri sunarken rekabet etmek zorundayken, çalışanları işe alma ve ücret belirleme konusunda da aynı rekabet anlayışıyla hareket ediyor mu?

Bu sorunun Akbank özelindeki somut yanıtı için Rekabet Kurulu’nun gerekçeli kararındaki tespitlerin incelenmesi gerekiyor. Ancak olayın kendisi, bankacılık sektöründe rekabet hukukunun yalnızca müşteri ve ürün piyasalarıyla sınırlı olmadığını, çalışma hayatına da uzandığını ortaya koyuyor.

Kaynaklar: Rekabet Kurumu’nun 24 Şubat 2026 tarihli soruşturma duyurusu; Akbank’ın 12 Ekim 2026 tarihli KAP açıklaması.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.