GÜNDEM
Çanlar bir kez daha Bitcoin için çalıyor!
Yayınlanma:
5 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
- Geride bıraktığımız hafta Çarşamba günü sonuçlanan olağan FED FOMC toplantısında 2023 yılı faiz projeksiyonlarında yapılan yukarı yönlü revizyon ve devamında Cuma günü St. Louis Başkanı Bullard’ın tahvil alım programında azaltıma gidilmesinin tartışılmaya başlandığı yönünde açıklaması, küresel finansal piyasalarda parti havasını bozmuş, yakıtı adeta kulaklardan fışkıran bol para ve yok denecek kadar düşük faiz oranlarından alan piyasalar, beklenen ama zamanı biraz erken olan bu söylem değişikliği ile karamsar bir moda bürünmüştü.
- Akabinde olanları zaten bültenimizde günlerdir işliyoruz. Gümüş ve altın gibi bu sene pek de beklenilen performansı sergileyemeyen kıymetli madenler, çok sert bir satış baskısına maruz kalırken, risk iştahının göstergesi konumunda olan hisse senetleri satışlara sahne oldu. Beraberinde ise, bu pozisyonları almak için satılan doların geri alınması ile, DXY (doların piyasa sepet kuru) son 2 ayın tepesine yükselmişti.
- Hava elbette sert bir şekilde bozarken, FED yetkilileri de bunu görmezden gelemedi. Bir kere peşinen söylemeliyim mi, FED’in politika duruşunu sıkılaştırma sinyaline rağmen bunu ne zaman yapacağı veya sürecin nasıl bir şekil alacağı henüz net değil; ayrıca da yarının konusu hiç değil!
- FED, geçen hafta tabir caizse piyasaların havasını yoklamak isterken, bunu da, uzun vadeli faizleri çok da yükseltmeden mevcutta uyguladığı ultra-gevşek para politikasından çıkarak yapmak istiyor. Takdir edersiniz ki, piyasa reaksiyonu da çok sert olunca, süreci yöentmek de pek kolay olmuyor.
- Bu bağlamda, Cuma günü Bullard’ın yapmış olduğu açıklamanın yarattığı olumsuz piyasa reaksiyonu sonrasında, haftanın ilk iş günü yine konuşan Bullard, tahvil alım programını azaltmak için görüşmeler yeni başlıyor ve “bunu uygulamaya koymak biraz zaman alacak” dedi. Her ne kadar yeni bir şey söylemese de, tonun biraz yumuşatılmak istenmesini, piyasa reaksiyonuna bağlıyoruz.
- Anlaşılacağı üzere, FED, elinden geldiği kadar, piyasaları bozmadan, yavaş yavaş politika duruşunu sıkılaştırmaya çalışacaktır. Bu sürecin de en hafif bir şekilde yapılacağı beklentisi, küresel mali piyasalarda var olan karamsar havayı törpüleyebilir.
- Bullard ardından dün küresel mali piyasalarda sert esen rüzgarların biraz da olsun hafiflediğini görüyoruz. ABD Doları (DXY) elde ettiği kazanımları bir miktar da olsun törpülerken, EURUSD paritesi yeniden 1,19 , GBPUSD ise 1,39 seviyesinin üzerine yükseldi. Kıymetli madenler cephesinde de durum pek farklı değildi. Gümüşün ons fiyatı 26 dolar, altının ise 1,790 seviyesine toparladı. Teknik manada, her ikisinde de, aşağıda 25,10 ve 1,730 seviyeleri, olumsuz havada çekim gücü etkisi yaratacaktır.
- ABD dolarında yaşanan hafif de olsa geri çekilmeye rağmen, kripto para piyasasından temel ve teknik nedenlerden ötürü, satıcılı hava ağır basıyor. Çin, en büyük bankalarını ve ödeme şirketlerini kripto para ticaretini daha sıkı sıkıya kapatmaya çağırdığını söyleyen bir duyuru yayımlaması ile dün satışlar biraz daha belirgin bir hal aldı.
- Amiral gemi Bitcoin 31bin dolar seviyesine kadar gerilerken, kripto para piyasasının genelinde düşüş eğilimli bir seyir yaşanıyor. Geçen haftalarda Bitcoin ile ilgili öne çıkardığımız sert düşüş ihtimali, El Salvador haberleri ile sekteye uğramıştı. Lakin, teknik anaizde sıklıkla karşılaştığımız “death cross – ölüm kesişmesi” nedeniyle, tepki yükselişleri ardından (belki de bir kez daha 40bin seviyesi denenecek) yönün aşağıya devam etmesini ve 21bin dolar seviyesine varan bir düşüşün kartlar arasında olduğunu göz ardı etmiyoruz. 30bin seviyesinin altında düşüş ivmesi hız kazanacaktır (bakınız grafik).
- Türk mali piyasaları, yurtdışı hava bozarken, içsel faktörlerin de yardımı ile, tüm zamanların en yüksek seviyesinin kıyısında işlem görmeye devam ediyor. USDTRY kurunda riskleri yukarı yönlü olarak görmeye devam ediyoruz (bakınız grafik).
- Bu arada Türkiye’de dün açıklanan merkezi yönetim borç stoğunun Mayıs sonu itibariyle 2 trilyon TL’yi aştığını not edelim. Bu rakam, GSYH’nin yaklaşık %37’sine denk geliyor. TÜİK 2020 yılı geçici satın alma paritesini açıkladı. Bu bağlamda Türkiye’de kişi başı GSYH Avrupa ortalamasının %36 altında kaldı. Türkiye bu sonuçla 37 ülke arasında 31inci oldu (bakınız grafik).
- Dünyadan haberlere baktığımızda, Çin’in müdahalesi iie bakır fiyatları sert gerilerken, İran’ın seçilen yeni Cumhurbaşkanı Raisi, Pazartesi günü İran ile altı dünya gücü arasında 2015 nükleer anlaşmasını canlandırmak için yapılan görüşmeleri destek beyanında bulundu. Sıkı bir Batu karşıtı olan Raisi, Washington’un tüm yaptırımları kaldırsa bile ABD Başkanı Biden ile görüşmeyi reddetti.
- Hazır İran’dan söz etmişken, Brent petrolün de varil fiyatının bu sabah 75dolar seviyesini aştığını not edelim. Gümüş pozisyonlarımızdan 28dolar seviyelerinden çıkmamız ardından Nasdaq borsasında işlem gören XLE (enerji sektörü ETF’i satın aldık). Petrol cephesinde, dünyada devam eden toparlanmaya ve canlanan ekonomik aktivitye paralel riskleri yukarı yönlü görüyoruz (pozisyonlanmamız da açıkca görüşümüzü destekliyor) (bakınız grafik).
- Yeni gün başlangıcında, Asya piyasaları, dünkü yaşanan sert satışlar ardından yara sarmaya çalışıyor. Dün %4 gerileyen Tokyo borsası Nikkei, bu sabah %3 yükseldi. Asya genelinde ve ABD borsalarının vadeli işlemlerinde hakim renk yeşil.
- Bugün FED Başkanı Powell TSİ21.00’de Senato’da konuşacak. İçerde tüketici güven endeksi ve Hazine’nin iki ayrı tahvil ihracı takip edilecek. Dışarıda ise ABD ikinci el konut satışları önem arz edebilir.
>Bitcoin
Dün bültenimizde detaylı bir şekilde ele aldığımız Bitcoin grafiğinde, ön plana çıkardığımız 31bin dolar seviyesi dün akşam test edildi. Teknik manada düşüş trendinde olan Bitcoin, dikdörtgen formasyonundan çıkması durumunda, aşağıda 21bin dolar seviyelerine kadar geri çekilme kaydedebilir. Benzer bir şekilde, 31binli seviyelerden gelecek olası tepki alımları ile de yukarıda bir kez daha 40bin seviyesi de test edilmek istenebilir.
Ne yapılabilir?
Mavi alanda işlem yapmak isteyen yatırımcıları, bandın alt tarafına doğru kabaca 31binli seviyelerden alıp 40bin yolculuğunu bekleyebilir (işler ters giderse 29,500 seviyesine zarar kes yazılmalıdır).
Dikdörtgen formasyonuna (aşağı yön sinyali) ve 50 günlük basit ortalamanın 200 günlük ortlamayı aşağı yönlü kesmesi ile oluşan ölüm kesişmesine ‘death cross’ (aşağı yön sinyali) sığınarak işlem yapmak isteyen yatırımcılar, 29,500 seviyesinden satış yaparak, (işler ters giderse zarar kes 32,000 seviyesine yazılmalıdır) aşağıda 21,000 seviyesini (dikdörgen genişliği kadar) hedefleyebilir.

>Geçici Satın Alma Paritesi
TÜİK 2020 yılı geçici satın alma paritesini açıkladı. Bu bağlamda Türkiye’de kişi başı GSYH Avrupa ortalamasının %36 altında kaldı. Türkiye bu sonuçla 37 ülke arasında 31inci oldu.

>USDTRY
USDTRY kurunda riskleri yukarı yönlü görmeye devam ediyroruz.

>Brent Petrol
Küresel aşılanma faaliyetleri, yavaşlayan izlolasyonlar ve hayatın normalleşmeye başlaması ile canlanan ekonomik aktivite, petrole olan talebi de artıracaktır. Petrol cephesinde yukarıda 78-80 dolar seviyelerin hedefliyoruz.

İSTİSATBANK – Emre Değirmencioğlu
İlginizi Çekebilir
Erol Taşdelen
Memleket döviz ararken futbol milyonlarca euroyu yaşlı yıldızlara harcıyor!
Türk Sanayisine Döviz Kredisi için kıvranırken; Cari Açık kontrol edilemezken; İthal Makinalara bile yaş sınırı konurken başta Futbol dünyası olmak üzere yabancı sporculara milyonlarda EURO/USD ödenmesi tartışılmalıdır….
Yayınlanma:
1 hafta önce|
07/08/2026Yazan:
Erol Taşdelen
34 yaşındaki Salah’a milyonlarca euro vermek Türk futboluna ne kazandıracak?
Türkiye ekonomisi döviz kaynaklarını korumaya çalışıyor. Merkez Bankası yabancı para kredilerindeki büyümeyi sınırlıyor, sanayi şirketleri yatırım ve işletme sermayesi finansmanına ulaşmakta zorlanıyor.
Ama aynı Türkiye’de futbol kulüpleri, milyonlarca euroluk bonservis ve yıllık ücretlerle yabancı futbolcu transfer etmeye devam ediyor.
Son örnek: Mohamed Salah.
34 yaşındaki Mısırlı yıldızın Trabzonspor ile iki yıllık sözleşme imzaladığı ve yıllık 17 milyon euro kazanacağı açıklandı. Reuters’ın haberine göre Salah ayrıca kendi adına satılan ürünlerden yüzde 20 pay ve performans bonusları alacak.
Bonservisinin olmaması ilk bakışta transferi cazip gösteriyor.
Fakat sadece garanti ücret üzerinden bakıldığında iki yılda: 17 milyon euro × 2 yıl = 34 milyon euro.
Bonuslar, menajerlik giderleri, imaj ve ticari haklar gibi diğer unsurlar eklendiğinde ekonomik yük daha da büyüyebilir.
Asıl soru şu: Türkiye’nin bu büyüklükte dövizi 34 yaşındaki bir futbolcuya aktarmasının ekonomik ve sportif karşılığı nedir?
Sanayiciye döviz freni, futbolcuya milyonlarca euro
Konuyu yalnızca futbol üzerinden değerlendirmek eksik olur.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası 31 Ocak 2026’da yabancı para kredilerindeki sekiz haftalık büyüme sınırını yüzde 1’den yüzde 0,5’e düşürdü.
Gerekçe açıklandı: Sıkı parasal duruşun desteklenmesi ve makrofinansal istikrarın güçlendirilmesi.
Yani Türkiye ekonomik program gereği döviz kredilerinin büyümesini bile sınırlıyor.
Sanayici makine alacak. Hammadde ithal edecek. İhracat yapacak. Üretim kapasitesini artıracak. İstihdam yaratacak. Ama döviz finansmanına erişimi sınırlandırılıyor.
Diğer tarafta futbol ekonomisi onlarca milyon euroluk transferleri konuşuyor.
Burada hukuken birbirinden farklı iki alan bulunduğu ve futbol kulüplerinin transfer harcamalarının TCMB’nin kredi düzenlemeleriyle doğrudan aynı mekanizma olmadığı elbette unutulmamalı. Ancak ülkenin kaynak tahsisi açısından ortaya çıkan çelişkiyi tartışmak zorundayız.
Bir ülkede döviz kıtsa, dövizin nereye harcandığı da ekonomik bir meseledir.
Salah tartışması futbolcunun büyüklüğüyle ilgili değil
Mohamed Salah’ın dünya futbol tarihindeki yerini tartışmaya gerek yok. Liverpool formasıyla yüzlerce maça çıkmış, Premier League ve Şampiyonlar Ligi kazanmış bir dünya yıldızından söz ediyoruz.
Ancak transfer kararlarında geçmiş başarıların değil, gelecekte üretilecek performansın satın alınması gerekir. Salah artık 34 yaşında. Reuters da Trabzonspor’a gelişinden önce Liverpool’daki performansında düşüş yaşandığını aktarıyor.
İşte Türkiye’deki kulüplerin yıllardır yaptığı temel hata burada: Futbolcunun geleceğine değil geçmişine para ödüyoruz.
Avrupa kulüpleri futbolcunun fiziksel zirvesini kullandıktan sonra oyuncuyu elden çıkarıyor. Türk kulüpleri ise çoğu zaman aynı oyuncuyu kariyerinin son bölümünde, Avrupa’da alamayacağı ücretleri teklif ederek transfer ediyor.
Sonra buna “yıldız transferi” diyoruz.
Oysa finans terminolojisiyle bakarsanız soru farklıdır: Satın aldığınız varlığın gelecekte yaratacağı nakit akımı ve yeniden satış değeri nedir?
Salah’ın iki yıllık maliyeti bize kaç futbolcu yetiştirirdi?
Sadece 34 milyon euroluk garanti ücret üzerinden düşünelim.
Bu para; altyapı tesislerine, scouting sistemlerine, genç oyuncu akademilerine, spor bilimi merkezlerine, performans laboratuvarlarına, antrenör eğitimlerine ve genç futbolcuların gelişimine ayrılsa Türk futbolunda nasıl bir değer yaratırdı?
Bir futbolcu iki yıl sonra 36 yaşına geldiğinde ekonomik değeri büyük ölçüde tükenmiş olabilir. Fakat aynı para ile yetiştirilen 18-22 yaşındaki futbolcular gelecekte Avrupa’ya satılarak ülkeye döviz kazandırabilir.
İşte transfer politikasındaki temel problem budur: Türkiye döviz kazandırabilecek futbolcular yetiştirmek yerine döviz tüketen futbolcular ithal ediyor.
Sorun sadece Salah değil
Türk futbolunda son yıllarda transfer rakamları inanılmaz seviyelere çıktı.
Galatasaray’ın Victor Osimhen transferinde Napoli’ye net 75 milyon euro bonservis ödenmesi kararlaştırıldı.
Futbolcuyla dört yıllık sözleşme imzalandı.
KAP açıklamasına göre Osimhen‘e sezon başına; 15 milyon euro garanti ücret, 1 milyon euro sadakat primi, 5 milyon euro imaj hakkı ödenecek.
Yani yıllık paket yaklaşık 21 milyon euro seviyesinde. Dört yıllık oyuncu ödemesi: 84 milyon euro. Bonservis: 75 milyon euro.
Kabaca toplam: 159 milyon euro.
Üstelik sonraki satıştan elde edilecek kârın yüzde 10’u Napoli’ye verilecek. Osimhen 26 yaşında olduğu için Salah’tan farklı olarak ciddi sportif performans ve yeniden satış değeri yaratma potansiyeline sahip. Fakat 159 milyon euroluk ekonomik taahhüt yine de Türkiye futbol ekonomisinin gelir kapasitesiyle birlikte değerlendirilmelidir.
Sane örneği: Bonservis yok ama gerçekten bedava mı?
Leroy Sane transferinde Galatasaray bonservis ödemedi.
Bu nedenle transfer kamuoyuna “bedelsiz transfer” şeklinde yansıdı. Fakat bedelsiz transfer, maliyetsiz transfer değildir.
KAP açıklamasına göre Sane’ye üç sezon boyunca her sezon; 9 milyon euro garanti ücret + 3 milyon euro sadakat primi ödenecek.
Toplam: 36 milyon euro.
Dolayısıyla futbol ekonomisinde artık yalnızca bonservise bakmak yanıltıcıdır.
Doğru hesaplama: Bonservis + maaş + imza parası + menajerlik + sadakat primi + imaj hakkı + bonuslar + finansman maliyeti
üzerinden yapılmalıdır.
Beşiktaş’ta Abraham: 13 milyon euro bonservis
Beşiktaş’ın Tammy Abraham transferinde de sözleşmedeki şartların gerçekleşmesinin ardından satın alma hükmü devreye girdi.
KAP açıklamasına göre Roma’ya 13 milyon euro transfer bedeli ödenmesi gerekiyor. Tek tek bakıldığında her transfer için sportif gerekçeler bulunabilir. Ancak Türkiye’nin büyük kulüplerinin toplam transfer yükümlülükleri birlikte değerlendirildiğinde çok daha önemli bir tablo ortaya çıkıyor:
Türk futbolu giderek daha fazla döviz tüketen bir sektöre dönüşüyor.
Fenerbahçe’de Ederson örneği: 32 yaşındaki kaleciye yıllık 11 milyon euro
Meseleyi yalnızca Galatasaray, Beşiktaş veya Salah üzerinden tartışmak doğru olmaz. Fenerbahçe’nin transfer politikası da aynı maliyet-fayda analizine tabi tutulmalı.
En dikkat çekici örneklerden biri Ederson.
Fenerbahçe, Manchester City’den transfer ettiği Brezilyalı kaleciyle 3+1 yıllık sözleşme imzaladı. Kulübün KAP açıklamasına göre Ederson’a 2025-2026 sezonundan itibaren her sezon net 11 milyon euro ödenmesi kararlaştırıldı.
Transfer gerçekleştiğinde Ederson 32 yaşındaydı.
Sadece garanti ücret üzerinden ilk üç sezonun maliyeti: 11 milyon € × 3 yıl = 33 milyon euro.
Buna bonservis bedeli de ekleniyor. İngiliz basınına dayanan Reuters haberinde transfer bedelinin yaklaşık 12 milyon sterlin olduğu belirtilmişti.
Dolayısıyla menajerlik ücretleri, bonuslar ve diğer yan maliyetler hesaba katılmadan bile Ederson’un Fenerbahçe’ye toplam ekonomik yükünün oldukça yüksek olduğu görülüyor.
Elbette Ederson sıradan bir kaleci değil.
Manchester City ile altı Premier League ve bir Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu dahil çok sayıda kupa kazandı. Dünya futbolunun önemli kalecilerinden biri.
Fakat bizim sorduğumuz soru futbolcunun kariyerinin ne kadar büyük olduğu değil:
Fenerbahçe 32 yaşındaki bir kaleciye yaptığı bu döviz yatırımından ne kadar ekonomik değer üretebilecek?
Çünkü üç yıllık sözleşmenin sonunda Ederson yaklaşık 35 yaşında olacak.
Bu durumda yeniden satış değerinin ne olacağı ayrıca hesaplanmak zorunda.
İşte Türk futbolunun temel problemi burada ortaya çıkıyor:
Avrupa kulüpleri futbolcunun en verimli yıllarından yararlanıyor; Türk kulüpleri ise bazen oyuncunun kariyerinin son bölümüne çok yüksek ücretler ödüyor.
Dört büyüklerin tamamı aynı ekonomik teste girmeli
Bu nedenle mesele Galatasaray’ın Osimhen’i, Fenerbahçe’nin Ederson’u, Beşiktaş’ın Abraham’ı veya başka bir kulübün pahalı yıldızı değildir.
Mesele Türk futbolunun transfer ekonomisi modelidir.
Galatasaray Osimhen için hesap vermeli.
Fenerbahçe Ederson için hesap vermeli.
Beşiktaş Abraham için hesap vermeli.
Trabzonspor Salah için hesap vermeli.
Aynı standart bütün kulüplere uygulanmalı.
Çünkü kulüp renkleri değişse de kullanılan para aynı: EURO /USD.
Türkiye’nin ihtiyacı da aynı: Döviz kazandıran bir futbol ekonomisi.
Asıl ölçülmesi gereken: Transfer yatırımının geri dönüşü
Bir sanayi şirketi 30 milyon euroluk yatırım yapmak istediğinde banka ve yatırım komitesi ne sorar?
Yatırımın geri dönüş süresi nedir?
Ne kadar EBITDA yaratacak?
Kaç yılda kendisini amorti edecek?
İhracata katkısı ne olacak?
Nakit akımı nasıl?
Borç servis kapasitesi yeterli mi?
Fakat futbol kulüplerinde milyonlarca euroluk transferlerde çoğu zaman aynı yatırım disiplini görülmüyor.
Başkan istiyor. Teknik direktör istiyor. Taraftar sosyal medyada baskı yapıyor. Rakip yıldız aldıysa diğer kulüp de yıldız almak zorunda hissediyor.
Sonuçta ekonomik rasyonalitenin yerini transfer rekabeti alıyor.
“Forma satar, parasını çıkarır” efsanesi
Yüksek maliyetli transferlerde en fazla kullanılan savunmalardan biri: “Forma satışından parasını çıkarır”. Bu söylemin ciddi finansal hesapla test edilmesi gerekiyor.
Örneğin Salah’ın yalnızca iki yıllık 34 milyon euroluk garanti ücretini forma satışından çıkarmak istediğinizi düşünelim.
Formanın satış fiyatının tamamı kulübün kârı değildir. Üretici payı vardır. Dağıtım gideri vardır. Vergiler vardır. Perakende maliyetleri vardır. Lisans anlaşmaları vardır.
Üstelik Salah anlaşmasında oyuncunun kendi adına satılan ürünlerden yüzde 20 pay alacağı bildiriliyor. Dolayısıyla “bir milyon forma satar, parasını çıkarır” hesabı gerçek bir fizibilite değildir.
Bir futbolcunun maliyet-fayda analizi nasıl yapılmalı?
Transfer öncesinde kulüplerin kamuoyuna açıklamadığı fakat kendi yönetimlerinde mutlaka hesaplaması gereken bir Transfer Yatırım Getirisi – Transfer ROI modeli oluşturulmalı.
Örneğin 30 milyon euroluk futbolcunun sağlayacağı gelir tahmin edilmelidir: Şampiyonlar Ligi gelirine katkısı, lig şampiyonluğu ihtimaline etkisi, yayın gelirleri, sponsorluk, forma ve lisanslı ürün gelirleri, maç günü gelirleri, sosyal medya ve marka değeri, gelecekteki satış değeri.
Bunların toplamı oyuncunun toplam maliyetinden yüksek değilse ekonomik açıdan yatırım tartışmalıdır.
34 yaşındaki futbolcuda en büyük problem: Yeniden satış değeri
25 yaşındaki futbolcuya 20 milyon euro verdiğinizde üç yıl sonra 30 milyon euroya satabilirsiniz.
Böylece Türkiye’ye net döviz girişi sağlayabilirsiniz. 34 yaşındaki futbolcuya ise yüksek maaş ödediğinizde sözleşme sonunda oyuncu 36 yaşında olacaktır.
Yeniden satış değeri çoğu durumda yok denecek kadar azalır. Yani ödediğiniz dövizin önemli bölümü ülkeden çıkar ve geri dönmez.
Ekonomik açıdan fark budur. Genç futbolcu yatırım olabilir; kariyerinin sonundaki yüksek maaşlı futbolcu çoğunlukla tüketim harcamasıdır.
Türk futboluna 25 yaş sınırı mı gelmeli?
Burada radikal fakat tartışılması gereken bir öneri ortaya konulabilir: 25 yaş üzerindeki yabancı futbolcu transferlerine ciddi sınırlama getirilmeli.
Tam yasak yerine daha uygulanabilir bir model de oluşturulabilir. Örneğin kadrodaki yabancıların büyük çoğunluğunun 25 yaş altında olması zorunlu hale getirilebilir. 30 yaş üzerindeki yabancılar için çok sınırlı kontenjan bırakılabilir. Böylece kulüpler “isim” değil “potansiyel” satın almaya yönlendirilir.
TFF’nin 2026-27 düzenlemesinde 14 yabancı futbolcunun 10’u için yaş kriteri bulunmuyor; 14 yabancının tamamının kullanılması halinde en az dördünün 1 Ocak 2003 veya sonrasında doğmuş olması gerekiyor. Bu yaklaşım doğru yönde atılmış bir adım olsa da yeterli değil.
Çünkü sistem hâlâ kadronun önemli bölümünün yüksek yaş ve yüksek ücretli yabancılardan oluşturulmasına izin veriyor.
Türkiye’nin modeli Portekiz olmalı
Türk futbolunun ekonomik modeli şu olmamalı: Avrupa’dan yıldız al → yüksek maaş öde → 3 yıl oynat → bedelsiz gönder.
Model şu olmalı: Genç bul → geliştir → oynat → Avrupa’ya sat → döviz kazan → yeniden yatırım yap.
Kulüplerin scouting departmanlarının görevi 34 yaşındaki Mohamed Salah’ı keşfetmek değildir. Salah’ı zaten dünya tanıyor.
Başarılı scouting sistemi, Salah’ın 34 yaşındaki halini değil, geleceğin Salah’ını 18-21 yaşındayken bulabilmektir.
Türk gençleri neden kulübede?
Milyonlarca euro verilen yabancı futbolcunun oynatılması için yönetim üzerinde doğal bir baskı oluşur. Çünkü 10 milyon euro yıllık ücret ödediğiniz futbolcuyu kulübede oturtamazsınız.
Sonuç?
19 yaşındaki Türk futbolcunun önüne 32-34 yaşındaki yabancı futbolcu geçiyor. Genç oyuncu maç oynamıyor. Gelişemiyor. Milli takımın oyuncu havuzu daralıyor. Avrupa’ya futbolcu satma kapasitesi azalıyor. Sonra Türk kulüpleri tekrar yabancı futbolcu satın almak zorunda kalıyor.
Böylece sistem kendi kendisini besleyen bir döngü oluşturuyor: Yabancı al → gence forma verme → genç gelişmesin → yerli oyuncu çıkmasın → tekrar yabancı al.
Transfer politikası aynı zamanda cari açık meselesidir
Futbol ekonomisini Türkiye ekonomisinden bağımsız düşünemeyiz. Bir kulüp yabancı futbolcuya euro ödediğinde sonuçta Türkiye’den yurtdışına döviz transfer edilir.
Buna karşılık Türk futbolcusu Avrupa’ya satıldığında ülkeye döviz girer.Bu nedenle Türk futbolunun uzun vadeli hedeflerinden biri: Net futbolcu ihracatçısı olmak olmalıdır.
Türkiye’nin nüfusu, futbol kültürü ve genç insan kaynağı bunu gerçekleştirebilecek büyüklüktedir. Fakat bunun için kulüplerin başarı tanımını değiştirmek gerekiyor. Başarı yalnızca sezon sonunda kupa kaldırmak değildir.
Başarı aynı zamanda: 20 yaşındaki oyuncuyu 2 milyon euro maliyetle yetiştirip 25 milyon euroya satabilmektir.
UEFA da artık maliyet kontrolüne bakıyor
Bu konu yalnızca Türkiye’nin tartışması değil.
UEFA’nın finansal sürdürülebilirlik sisteminin üç temel ayağı bulunuyor: Ödeme gücü, finansal istikrar ve maliyet kontrolü.
UEFA 2025-26 sezonuna ilişkin incelemelerinde finansal sürdürülebilirlik kurallarını ihlal eden 14 kulübe yaptırım uygulandığını açıkladı. Dolayısıyla Avrupa futbolunun yönü sınırsız harcamaya değil, gelirle uyumlu harcamaya gidiyor.
Türkiye’nin de aynı disipline geçmesi gerekiyor.
Her transfer için “ekonomik pasaport” hazırlanmalı
TFF çok daha radikal bir sistem kurabilir. 5 milyon euro üzerindeki her yabancı transferinde kulüp bir Transfer Ekonomik Etki Raporu hazırlamalı.
Raporda şu hesaplar bulunmalı: Oyuncunun toplam sözleşme maliyeti, beklenen sportif katkısı, yaşa bağlı performans riski, sakatlık riski, yeniden satış değeri, beklenen ticari gelir, Avrupa kupaları gelirine muhtemel katkısı, yerli oyuncuların oynama süresine etkisi, kulübün gelirlerine oranı, döviz yükümlülüğüne etkisi.
Böylece “Başkan istedi, taraftar istedi, transfer edildi” dönemi kapanmalı.
25 yaş altı transfer teşvik edilmeli
Türk futbolunun yabancı oyuncuya ihtiyacı vardır.
Problem yabancı futbolcu değildir.
Problem: Yaşlı + pahalı + yeniden satış değeri olmayan yabancı futbolcu modelidir.
Türkiye dünyanın en iyi genç futbolcularını bulup geliştiren liglerden biri olabilir. Afrika, Balkanlar, Kafkasya, Orta Asya, Güney Amerika ve Avrupa’nın alt liglerinden 18-23 yaşındaki yetenekler Türkiye’ye getirilebilir. Türkiye onlar için Avrupa’nın beş büyük ligine geçiş ligi olabilir.
Bu model hem sportif kaliteyi artırır hem ülkeye döviz kazandırır.
Salah transferi aslında bir zihniyet tartışması
Mesele Salah’ın iyi futbolcu olup olmadığı değildir.
Mesele 34 yaşındaki bir futbolcuya iki yılda en az 34 milyon euro garanti ücret ödeyebilen futbol ekonomisinin, aynı kaynağı genç futbolcu yetiştirmek için neden oluşturamadığıdır.
Türkiye’nin sanayicisi döviz kredisi bulmakta zorlanırken futbol ekonomisinin milyonlarca euroluk transfer yarışına girmesi doğal olarak sorgulanacaktır.
Üstelik sanayiye verilen döviz; makineye, fabrikaya, üretime, ihracata, istihdama dönüşebilir. 34-35 yaşındaki futbolcuya verilen döviz ise sözleşme sona erdiğinde çoğu zaman Türkiye’de kalıcı bir ekonomik varlık bırakmaz.
Türkiye futbolcu ithal eden değil futbolcu ihraç eden ülke olmalı
Türk futbolunun artık temel stratejik kararını vermesi gerekiyor. Avrupa’nın kariyerinin sonuna gelmiş yıldızlarının yüksek maaşlarla son durağı mı olacağız?
Yoksa genç futbolcuların yetiştiği, değer kazandığı ve Avrupa’ya ihraç edildiği bir futbol ekonomisi mi kuracağız?
Salah büyük futbolcudur. Osimhen büyük futbolcudur. Sane büyük futbolcudur.
Ancak ekonomi isimlerle değil rakamlarla yönetilir. Her transferde sorulması gereken soru aynıdır: Kaç euro ödüyoruz ve karşılığında Türkiye’ye kaç euro değer bırakıyoruz?
Bu sorunun cevabı verilemiyorsa transfer sportif açıdan heyecan verici olsa bile ekonomik açıdan yatırım değildir.Türkiye’nin artık Avrupa’nın yaşlanan yıldızlarının emeklilik ikramiyesini ödeyen lig olmaktan çıkması gerekiyor.
Öneri: Yeni yabancı futbolcu modeli
25 yaş altı: Serbest ve teşvikli
26-29 yaş: Sınırlı kontenjan
30 yaş ve üzeri: Takım başına maksimum 1-2 futbolcu
21 yaş altı Türk futbolcu: Kadro ve oynama süresi zorunluluğu
5 milyon euro üzerindeki yabancı transferi: Transfer Ekonomik Etki Raporu
Altyapı harcamaları: Kulüp bütçesinin belirli oranının altında olamamalı
Temel hedef: Türkiye’nin futbol transferinde net döviz ihracatçısı hale gelmesi
Çünkü Türkiye’nin ihtiyacı daha fazla yıldız ithal etmek değil; kendi yıldızlarını üretmek ve dünyaya satmaktır.
Erol TAŞDELEN – Ekonomist bankavitrini.com
BORSA
Hürmüz için anlaşma umudu: Petrol geriledi, risk iştahı artıyor
Yayınlanma:
2 hafta önce|
05/08/2026Yazan:
BankaVitrini
Katar, ABD ile İran arasında yürütülen arabuluculuk görüşmelerinde önemli ilerleme kaydedildiğini açıkladı. Bu açıklamanın ardından, Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiğinin yeniden başlayabileceği beklentisiyle Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı dün %5, son iki haftada ise yaklaşık %20 gerileyerek 78 dolar seviyesini test etti. Katar Emiri ile telefonda görüşen ABD Başkan Trump diplomatik çabaların sürdüğünü belirtirken, ABD Hazine Bakanı Bessent ile Dışişleri Bakanı Rubio da Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına yönelik görüşmelerde ilerleme sağlandığını ve anlaşmanın kısa sürede sonuçlanabileceğini ifade etti. Buna karşın Tahran yönetimi, ABD ile doğrudan görüşmelerin başladığı yönündeki açıklamaları yalanladı. Ancak Umman ile Hürmüz Boğazı’nda güvenli deniz ulaşımının yeniden sağlanmasına yönelik temasların olumlu ilerlediğini duyurdu.
Haber akışının piyasaları mutlu etmesine paralel bu sabah Asya borsaları, Wall Street’teki rekor kapanışın ardından teknoloji hisselerine yönelik alımların desteğiyle güne güçlü yükselişlerle başladı. Japonya’nın Nikkei endeksi ve Tayvan borsası %3’ten fazla yükselirken, son dönemlerde tahterevalli tarzında bir seyir izleyen Güney Kore borsası KOSPI ise bu sabah %4,5 yükselerek eski günlerini yeniden hatırladı. ABD cephesinde ise en büyük 500 şirketin işlem gördüğü S&P 500 endeksi tarihî zirvesini yenilerken, endekste yer alan şirketlerin toplam piyasa değeri de ilk kez 70 trilyon doların üzerine yükseldi. Öte yandan, güçlü bilanço açıklayan AMD ve SpaceX hisselerinde seans sonrası kâr realizasyonları görüldü. SpaceX’te özellikle yüksek yapay zekâ yatırımlarının nakit akışı üzerindeki baskısı yatırımcıları temkinli olmaya yöneltti.
SpaceX, halka arz sonrası açıkladığı ilk bilançosunda ikinci çeyrek gelirini geçen yılın aynı dönemine göre 4,1 milyar dolardan 7,8 milyar dolara yükseltirken, faaliyet zararı da 970 milyon dolardan 143 milyon dolara geriledi. Güçlü sonuçlarda Starlink ve yapay zekâ faaliyetlerindeki hızlı büyüme etkili olurken, şirketin AI altyapısına yaptığı yatırım harcaması 15,8 milyar dolara ulaşarak dikkat çekti. Yönetim, bu yüksek yatırım temposunun önümüzdeki çeyreklerde de devam edeceğini belirtirken, Starlink ile mobil iletişim pazarına girerek geleneksel telekom operatörlerinden müşteri kazanmayı hedeflediklerini açıkladı. Güçlü finansal sonuçlara rağmen, SpaceX hisseleri seans sonrası işlemlerde yaklaşık %7,5 değer kaybetti. Şaşırdık mı? Aslında hayır. Yapay zekâ tarafında milyarlarca dolarlık yatırımlar sürüyor. Ancak yatırımcılar artık bu harcamaların ne zaman nakit akışına ve kârlılığa dönüşeceğini sorgulamaya başladı. Sabır giderek azalıyor.
ABD ile İran arasında diplomatik ilerleme sağlanabileceğine yönelik beklentilerin ışığında gerileyen enerji fiyatları, küresel tahvil piyasalarını destekledi. Piyasaların kılavuz kargası konumunda ABD’nin gösterge niteliğindeki 10 yıllık tahvil faizi %4,60 seviyesinin altına inerken, 30 yıllık tahvil faizi de %5,15 seviyesini test etti. Bu ılımlı gelişmelere paralel Fed’in eylül ayında faiz artırma ihtimali %54 seviyesine gerilerken, sene sonuna kadar artırım beklentisi de 31 baz puana gevşedi. Faiz getirisi olmayan kıymetli metallerin ise dün itibariyle ayağa kalkmaya istekli bir seyir izlediklerini gördük. Dolar endeksinin (DXY) 99,80 seviyesine gerilemesinin de yardımıyla, altının ons fiyatı bu sabah 4,130 dolar seviyesine yükselirken, gümüş ise 61 dolar seviyesine dayandı. Teknik mânâda, altın gümüş rasyosunun gümüş lehine ilerlemeye başladığını, yukarı yönlü hareket şayet başlamışsa gümüşün daha hızlı koşacağını düşünüyoruz. Uzun pozisyon açmadan bir iki gün daha gelişmeleri takip etme niyetindeyiz. Gümüşte hareketin devam etmesi durumunda yukarıda ilk etapta 80 dolar seviyesini hedefleyeceğiz (bakınız grafik). Bitcoin 64 bin dolar seviyelerinde salınarak enerji biriktirmeye devam ettiğini de not edelim.
Küresel piyasalarda risk iştahı artarken, içeride ise gündem tamamen hayat pahalılığı ve enflasyon olmaya devam ediyor. KKTC İstatistik Kurumu dün Temmuz ayı resmî enflasyon verilerini açıkladı. Buna göre TÜFE aylık bazda %2,90 artış kaydederken, yıllık enflasyon ise %38,10 seviyesinde gerçekleşti. Aylık bazda en yüksek fiyat artışı %9,79 ile eğitim grubunda görülürken, lokanta ve oteller (%5,46) ile sağlık (%4,80) kalemleri de dikkat çekti. Geçen senenin Temmuz ayında %3,17 artış kaydeden enflasyon nedeniyle (baz etkisi) yıllık enflasyon hafif de olsa gerilerken, Ağustos ve Eylül ayı gerçekleşmelerinin sırası ile %3,35 ve %5,39 olduğunu not düşelim.
KKTC’de 2026 yılının ilk altı ayına ilişkin hayat pahalılığı oranı %16,95 olarak belirlenmişti. Bu oran, yılın ikinci yarısında uygulanacak asgari ücret ile kamu çalışanları ve emeklilerin maaş artışlarının hesaplanmasında esas alındı. Her gün öğle saatlerinde hem babama hem de kendime aynı yerden yemek alıyorum. Hayat pahalılığı oranının açıklanmasının hemen ardından işletme artan maliyetleri gerekçe göstererek fiyatlarını yaklaşık %20 artırdı. Bunun benzer örneklerini günlük hayatın hemen her alanında görmek mümkün. Rahmetli Süleyman Demirel’in yıllar önce söylediği gibi enflasyonun yalnızca ekonomik bir pahalılık meselesi olmadığını, derin bir sosyal ve ahlakî çöküntü yarattığını savunmuştur. Enflasyon meselesinin sadece toplumsal mutabakat ile çözüleceğini düşünüyorum. Herkesin enflasyonun düşeceğine inanması ve ikna olması gerekir. Aksi takdirde işimiz gerçekten çok zor…
Türkiye cephesinde ise bir süredir tatsız bir seyir izleyen hisse senetleri dün nihayet yurt dışı olumlu havadan faydalandı. Borsa İstanbul 100 endeksi günü %2 yükselişle tamamlarken, USDTRY kuru kendi hâlinde bebek adımlarıyla yükselmeye devam ederek 47,57 seviyesini test etti. Beş yıl vadeli CDS risk primi 232 baz puan seviyesine gerilerken, 2 yıl vadeli gösterge tahvilin bileşik faizi de %41,63 seviyesine gevşedi.
Dün TCMB Temmuz ayı fiyat gelişmeleri raporunu yayımladı. Raporda temmuz ayında aylık bazda tüketici enflasyonunun ana eğilimi bir önceki aya kıyasla gerilemiştir ifadesi dikkatimizden kaçmadı. Zaten bir süredir iç talepteki yavaşlamadan söz ediyoruz. Mesela dün açıklanan ODMD verilerine göre Temmuz ayında otomobil ve hafif ticari araç pazarı, geçen yılın aynı ayına göre %25 azalış kaydetti. TCMB’nin liralaşma stratejisini başardığını, kredi kanallarını kıstığını ve talebi yavaşlatarak üzerine düşeni fazlasıyla yaptığını görüyoruz. Pekâlâ en kritik soruyu soralım. Neden enflasyon düşmüyor? Neden benim yemek aldığım yer %20 zam yapmak zorunda kaldı? Demirel’in sözleri hafızalarda derin bir yer tutarken, biz TCMB’nin para politikası tarafında elde ettiği başarıya ve Ortadoğu’da tansiyonun düşeceğine paralel Ağırlıklı Ortalama Fonlama Maliyetini (AOFM) kademeli olarak %40 seviyesinden %37 seviyesine doğru gevşeyeceğini düşünüyoruz. Bu minvalde 13 Ağustos tarihindeki Enflasyon Raporu sunumu dikkatle takip edeceğiz.
Mali piyasaların gündeminde bugün Almanya, Euro bölgesi ve ABD’de açıklanacak hizmetler PMI verisi takip edilecektir. Özellikle her ayın ilk cuması açıklanan ve ABD ekonomisinin sağlığı açısından en kritik bilgiyi sunan tarım dışı istihdam verisi öncesinde ADP özel sektör istihdamı (öncü veri) bugün yakından takip edilecektir.
Gümüş
Emre Değirmencioğlu
GÜNCEL
40 trilyon dolarlık soru: Piyasayı Fed mi, kamu borcu mu yönetiyor?
Yayınlanma:
2 hafta önce|
04/08/2026Yazan:
BankaVitrini
ABD Başkanı Trump, İran ile görüşmelerin sürdüğünü ve Tahran için iyi bir anlaşma yapmanın son şans olduğunu söylerken, İran tarafı Washington ile herhangi bir müzakerenin yapılmadığını açıkladı. Taraflardan gelen birbirini yalanlayan açıklamalar, diplomasi cephesindeki belirsizliğin sürdüğünü gösterdi.
Buna rağmen piyasalar, gerilimin tırmanmak yerine müzakere yolunun yeniden gündeme gelebileceği beklentisini olumlu karşıladı. Trump’ın hafta sonu planladığı geniş çaplı saldırıyı iptal etmesinin ardından Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı dün yaklaşık %7 gerileyerek 81,50 dolar seviyesini test etmesi ardından bu sabah 84 dolar seviyelerine hafif de olsa toparlandı. Öte yandan Trump, İran savaşı sonrası artan petrol fiyatlarıyla rekor kâr açıklayan ExxonMobil ve Chevron’u hedef alarak şirketlerin çok fazla para kazandığını söylemek suretiyle akaryakıt fiyatlarını düşürmeleri çağrısında bulundu. Kasım ayındaki ara seçimler öncesinde yüksek benzin fiyatlarının seçmen üzerindeki baskısını azaltmak isteyen Trump’ın çıkışı, petrol şirketleri üzerinde siyasî baskının artabileceğine işaret ederken, sektör temsilcileri ise fiyat artışlarının temel nedeninin küresel arz endişeleri ve Hürmüz Boğazı çevresindeki jeopolitik riskler olduğunu savundu.
Savaşın eskale edilmesi yerine diplomasiye şans tanınmasının da yardımıyla ABD borsaları dün geceyi yükselişle tamamladı. Risk iştahı denince akla gelen Nasdaq endeksi %2’den fazla yükselirken, güçlü gelen ABD imalat sanayi verilerinin ardından Dow Jones endeksi rekor seviyeleri test etti. Diplomasiye şans tanınması ve beraberinde petrol fiyatlarında görülen değer kaybının kısmen de olsa enflasyon endişelerini hafifletmesi ile, faiz artırım beklentileri de kısmen de olsa zayıfladı. Fed’in eylül ayında 25 baz puanlık faiz artırımına gitme olasılığı %65 olarak fiyatlanırken, yıl sonuna kadar toplam 34 baz puan artırım bekleniyor.
Biz uzun bir süredir Fed’in neden faiz artıramayacağını anlatmaya çalışıyoruz. Başkan Trump tarafından göreve getirilen ve piyasada faiz indireceği beklentisiyle karşılanan Fed Başkanı Warsh’un ise kredibilitesini tesis edebilmek adına kamuoyu önünde mümkün olduğunca şahin bir duruş sergilemesini bir yere kadar anlayabiliyoruz. Ancak Fed’in bu söylemi piyasa faizlerini yukarı iterken, Warsh’un sırtında âdeta 40 tonluk bir fil oturduğunu da göz ardı etmemek gerekiyor.
ABD’nin toplam kamu borcu ilk kez 40 trilyon dolara gelirken (bakınız grafik), artan bütçe açıkları ve yüksek faiz ortamı borç stokunu büyütmeye devam ediyor. Bu durum, Hazine’nin önümüzdeki dönemde daha fazla tahvil ihraç etmesini zorunlu kılarken, ABD tahvil faizleri üzerindeki yukarı yönlü baskının da kolay kolay ortadan kalkmayacağını düşünüyoruz. Kaldı ki, piyasa faizleri zaten kendi dinamikleriyle yükselmiş durumda. Faizlerin yüksek seyrettiği bir ortamda ise böylesine devasa bir borç stokunu çevirmek her geçen gün daha maliyetli ve daha zor hâle geliyor.
Fed’in gerekli rehberliği sunamadığı geçen hafta 30 yıllık ABD tahvil faizi Aralık 2024’ten bu yana en sert aylık yükselişini kaydederken, son 19 yılın en yüksek seviyesini %5,28 ile test etti. Her ne kadar yeni aya uzun vadeli tahviller %5,24 seviyesine hafif de olsa gerileyerek başlarken, Fed’in faiz artıramadığı bir ekosistemde, hâliyle dolar endeksi de (DXY) baskı altında kaldı. Doların piyasa kuru olarak görülen DXY’nin, uzun süredir tehlikeli bölge olarak gördüğümüz 100,50 seviyesinin altına gerilemesi bizlere de âdeta derin bir oh çektirdi. Ortak para birimi EUR dolar karşısında 1,15 seviyesinin üzerinde kalarak son altı haftanın zirvesinde salınırken, kıymetli metaller cephesinde ise ilginç bir şekilde sessizlik devam ediyor.
Sene başında gündeme gelen zayıf dolar temasıyla 5,600 dolar seviyesini test eden ve rekor kıran ons altın, ilk etapta Fed Başkanlığı için Warsh isminin öne çıkması (Ocak sonu), ardından ise savaşın yarattığı (Şubat sonu) dolar likiditesi sıkışıklığı nedeniyle yönünü aşağı çevirerek bir süredir 4 bin dolar civarında taban oluşturmaya çalışıyor. Benzer şekilde gümüşün ons fiyatı da 54 dolar seviyelerinden patlayıcı bir yükselişle 120 dolara kadar tırmandıktan sonra yeniden 54 dolar seviyelerini test ederek düzeltme hareketini büyük ölçüde tamamlamış görünüyor. Henüz alım yönünde aceleci olmasak da, aşağıda yer alan ABD kamu borcu ile kıymetli metaller grafiğini birlikte değerlendirdiğimizde dikkat çekici bir ayrışmanın oluştuğunu sizler de fark edeceksiniz.
Bir noktada kıymetli metallerin yeniden toparlanma eğilimine gireceğini düşünüyoruz. Bunun ilk işaretini de altının dört ay süren düşüş serisini sonlandırarak temmuz ayını sınırlı da olsa artıda kapatmasından aldık. Bu sabah altının ons fiyatı 4,060 dolar, gümüş ise 58,70 dolar seviyelerinde işlem görürken, kripto para cephesinde Bitcoin sıkışık seyrini koruyarak 63 bin dolar civarında hareket etmeye devam etti.
Yeni gün başlangıcında, Asya cephesinde kırmızı rengin hâkim olduğunu görüyoruz. Daha da geniş bir açıdan bakmak gerekirse, Japonya borsası, geçen hafta gerçekleştirilen koordineli yen müdahâlesinin ardından yatırımcıların yeni bir müdahâle ihtimalini fiyatlamasıyla hafif geriledi. Güçlenen yen ihracatçı hisseleri üzerinde baskı oluştururken, gösterge endeks Tokyo borsası %0,5 düştü. Son dönemlerde tahterevalli şeklinde bir görünüm sunan Güney Kore borsası ise bu sabah da %1’den fazla geriledi. Sene başına göre hâlen %47 artıda olsa da, KOSPI’nin tepeden %35 düştüğünü de hatırlatmak gerekiyor. Asya’da bugün gözler Toyota’nın açıklayacağı sonuçlarda olacaktır.
Türkiye cephesinde ise gözler dün açıklanan makro verilere çevrildi. Büyümenin öncü göstergesi olarak takip edilen ve S&P Global tarafından İstanbul Sanayi Odası (İSO) için derlenen PMI (imalat sanayi satın alma yöneticileri) endeksi Haziran ayında 47,1 seviyesinden Temmuz ayında 47,7 seviyesine yükselse de, daralma ile büyümeyi birbirinden ayıran 50 eşik değerinin altında kalmaya devam etti. Daha geniş açıdan bakarsak, imalat sektörü art arda 28. ayda da daralma kaydetti. Veriyi, uzun süredir yüksek seyreden faiz hadlerinin sanayinin çarkları üzerine yarattığı tahribat olarak yorumluyoruz.
Öte yandan, dün TÜİK’in açıkladığı resmî enflasyon verilerine göre Temmuz ayında TÜFE artışı tahminlerin bir miktar altında kalarak aylık bazda %1,78 artarken, yıllık enflasyonu %31,75 seviyesine çekti (Haziran %32,11). Yurtiçi ÜFE tarafında ise aylık %1,52, yıllık ise %27,83 artış yaşandı. Alt kalemlerde ise mevsimsel etkiyle %3,93 düşüş yaşanan giyim ve ayakkabı dışındaki tüm harcama gruplarında aylık bazda artış yaşandığını görüyoruz. Sağlık kalemi aylık %10,74 ile ilk sırada yer alırken, ulaştırma, lokanta ve oteller, ve konut kaleminde %2’nin üzerinde; gıda ve alkolsüz içeceklerde ise %1,6 artış kaydedildi. Hülâsa genele yayılan bir enflasyonist baskının hâkim olduğunu söyleyebiliriz. TCMB’nin yakından takip ettiği özel kapsamlı TÜFE göstergelerinde de bir miktar yükseliş olduğunun da altını çizmek isteriz. Bu verilerin ışığında TCMB’nin para politikası duruşunu değiştirmesini beklemesek de, talep koşullarında yaşanan gevşemenin de yardımıyla TCMB’nin ilk fırsatta %40 seviyesinde olan iş gören faizin kademeli bir şekilde %37 seviyesine (politika faizi) gevşetileceğini düşünüyoruz.
USDTRY kuru bebek adımlarıyla yukarı yönlü hareketine bugün de devam ederken 47,55 seviyelerine yükselirken, hisse senetleri cephesinde ise bankacılık endeksi dün günü %3 yükselişle tamamlarken, ana endeks ise dün de kan kaybederek son sekiz iş gününün yedisini düşüşle tamamladı. Endeks sağlayıcılarından gelen uyarılar, halka arzların yarattığı yük ve NATO öncesi yeşeren filizlerin şimdilik karşılıksız kalması etkili oldu. İki yıl vadeli gösterge tahvilin bileşik faizi enflasyon verisi ardından %42,11 seviyesinden %41,86 seviyesine gerilerken, CDS risk primi ise 234 baz puan seviyesine gerileyerek bir süredir 240 baz puan civarında sıkışan yatay seyrini geride bıraktı. Bugün TCMB’nin fiyat gelişmeleri raporunu, reel efektif döviz kurunu ve KKTC İstatistik Kurumu’nun enflasyon verilerini takip edeceğiz. Yurt dışında ise ABD dış ticaret dengesi ve ABD fabrika siparişleri takip edilebilir.
ABD Kamu Borcu vs Kıymetli Metaller
Emre Değirmencioğlu
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.050)
- BANKA ANALİZLERİ (151)
- BANKA HABERLERİ (3.622)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (588)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.980)
- GÜNCEL (4.562)
- GÜNDEM (3.562)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (146)
- ŞİRKETLER (2.731)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (580)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.476)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (825)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (116)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (60)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (94)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (19)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Brezilya, tavuk eti ve bal ihracatı için AB'den yeşil ışık bekliyor 06/08/2026
- Borsa İstanbul’da gong Quick Sigorta için çaldı 06/08/2026
- Almanya'da fabrika siparişleri Haziran'da tahminleri aştı 06/08/2026
- A101'e koşullu CarrefourSA izni 06/08/2026
- AR-GE'ye geçen yıl 253,5 milyar lira harcandı 06/08/2026
- Gram altında son durum ne? 6 Ağustos 2026 Perşembe altın fiyatları… 06/08/2026
- Roundup davalarının Bayer'e maliyeti 10 milyar doları aştı 06/08/2026
- Wall Street’te hedge fonlara siber saldırı 06/08/2026
- Dolar ve Euro kuru bugün ne kadar oldu? 6 Ağustos 2026 döviz fiyatları… 06/08/2026
- Küresel piyasalarda Hürmüz soruları 06/08/2026
SON YAZILAR
- Garanti BBVA, 2,64 milyar TL’lik takipteki alacağını sattı 15/08/2026
- DenizBank 4,41 milyar TL’lik sorunlu kredi portföyünü sattı 14/08/2026
- Vergi rekortmenleri ekonominin röntgenini çekti: Bankalar zirvede, sanayi nerede? 14/08/2026
- Çifte Ekspertiz, Çifte Fatura! BDDK’nın Güncellemeyen Limiti Kredi Maliyetlerini Nasıl Katlıyor? 14/08/2026
- Hürmüz’de düğüm çözülmüyor, piyasalar direnmeye devam ediyor 14/08/2026
- Petrol ateşi, enflasyon korkusu, yükselen tahvil faizleri: Gözler ABD TÜFE’de 12/08/2026
- 2026 YILINDA HALKA ARZ OLUP HALKA ARZ FİYATININ ALTINA DÜŞEN ŞİRKETLER… 12/08/2026
- HALKA ARZ olmak üzere iken KONKORDATO ilan eden Şirketler.. 11/08/2026
- Fed iki ateş arasında, altın yeniden parlıyor 11/08/2026
- Fed’in şahinliği istihdama takıldı, sırada çarşamba günü enflasyon var 10/08/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini4 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu


