Connect with us

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK

Daikin Türkiye, 2022 finansal sonuçlarını açıkladı

İklimlendirme sektörünün öncü markası Daikin, enerji verimliliği yüksek yenilikçi ürünleriyle pazardaki başarısını sürdürüyor. 2022 mali yılını 620 milyon Euro ciro ile kapatan Daikin, doğrudan yatırımcı olarak Türkiye’de faaliyet göstermeye başladığı 2011 yılından bu yana Euro bazında yüzde 520 büyüme başarısı göstererek sektörde büyük fark yarattı. Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan Daikin Türkiye CEO’su Hasan Önder, “Geçtiğimiz yılı çok iyi sonuçlarla kapattık. Yeni dönemde de üstün teknolojiye sahip çevre dostu ürünleri pazara sunarken; Türkiye’nin üretim üssü olması ve lojistik anlamda gücünü pekiştirmesi için yeni yatırımlar yapmaya da devam edeceğiz. 2012 yılından bu yana Türkiye’ye yaklaşık 110 milyon Euro tutarında yatırım yaptık. 2023 ve 2025 yılları arasında da yatırımlar devam edecek” dedi.

Yayınlanma:

|

Yüksek teknolojiye sahip çevreci ürünleriyle iklimlendirme sektörüne yön veren Daikin, Türkiye’deki hızlı büyümesini sürdürüyor. Temmuz 2011 yılında doğrudan yatırımcı olarak Türkiye’de faaliyet göstermeye başlayan ve her yıl büyümesini katlayarak artıran Daikin, 2011 yılından bu yana Euro bazında yüzde 520 büyüme başarısı göstererek ülke ekonomisine ve istihdama önemli katkılarda bulundu. 2022 mali yılını yaklaşık 620 milyon Euro ciro ile kapatan Daikin Türkiye, aynı dönemde 370 milyon Euro’ya yaklaşan ihracat geliri elde etti. İhracat başarısı ile şirket, TİM tarafından açıklanan ihracatçı araştırmasına göre 2022 yılı Türkiye’nin İlk 1000 İhracatçısı sıralamasında iklimlendirme sektöründe ihracat şampiyonu olarak sektörde büyük fark yarattı.

2022 mali yılını değerlendiren Daikin Türkiye CEO’su Hasan Önder, “2022 yılı aslında çok zorlu bir yıl oldu. Enerji krizi, Rusya-Ukrayna Savaşı ve asrın felaketi olarak nitelendirilen deprem afeti gibi önemli gündem maddelerine rağmen 2022 yılında hedeflerimizin çok üzerinde bir büyüme elde ederek; ciroda 2021 yılına oranla, Euro bazında yaklaşık yüzde 34 büyümeyi başardık” dedi.

Bu güçlü büyümede Daikin’in Türkiye’de yaptığı yatırımların öneminin büyük olduğunu vurgulayan Önder, özellikle yeni VRV üretim tesisine dikkat çekerek şunları söyledi: “2022 Mayıs ayında Sakarya – Hendek’te yer alan fabrikamızda devreye aldığımız VRV üretim tesisi ile VRV dış ünitelerinin üretimine başladık. Bu yatırımla üretim kapasitemizi hızlı bir şekilde artırmayı başardık. Buradaki üretimimizle iç pazarın ihtiyaçlarını karşılarken, Daikin Avrupa üzerinden de Avrupa’ya satışını gerçekleştiriyoruz. Daikin Türkiye’nin Avrupa’nın VRV üretim üssü olma hedefinin çok başarılı bir başlangıcını oluşturan bu yatırım, büyümemize büyük katkı sağlıyor. 2021 yılında 261 milyon Euro olan ihracat ciromuz, 2022 yılında yaklaşık yüzde 42 artarak yaklaşık 370 milyon Euro olarak gerçekleşti. Bu başarımız ile TİM tarafından açıklanan Türkiye’nin İlk 1000 İhracatçısı sıralamasında iklimlendirme sektöründe şampiyon olduk. Genel sıralamada ise 70. sırada yer alarak bu yıl da yükselmemize devam ettik. 2023 yılı ihracat hedefimizi ise Euro bazında yüzde 15 büyüme üzerine kurguladık. 2022 yılında duyurduğumuz yeni AR-GE merkezi binası yatırımımız ise üretime verdiğimiz önemin ve Türkiye’yi bölgenin üretim üssü yapma kararlılığımızın en açık göstergesidir”.

Daikin Türkiye’nin başarısını değerlendiren Önder, değişen tüketici beklentileri doğrultusunda geliştirilen çevre dostu ve enerji verimliliği yüksek ürünlerin hem ticari hem bireysel tarafta; geniş bir ürün gamı ile müşteriye tam bir çözüm sunulmasının bu başarıyı getiren çok önemli bir faktör olduğunu söyledi.

Euro bazında bir önceki yıla göre %34 büyüme

Nisan 2023 itibarıyla yeni mali yılın açılışını yapan Daikin Türkiye’nin yeni sezona yüksek motivasyon ile başladığını ve başarının sürdürülebilir olması noktasında kararlılığını dile getiren Hasan Önder, şu değerlendirmeyi yaptı: “2021 yılında pandemiye rağmen yaklaşık 462 milyon Euro ciro elde etmiştik. 2022 yılı ise global olarak tedarik sorunlarının, siyasi gerilimlerin hakim olduğu; Avrupa’da enerji krizinin gündem maddesi olduğu, Türkiye’de ise büyük bir deprem felaketinin yaşandığı üzücü bir yıl oldu. Daikin Türkiye olarak tüm bu zorlayıcı durumlara rağmen Türkiye’de faaliyet göstermeye başladığımız 2011 yılından bu yana Euro bazında yüzde 520 büyüyerek yaklaşık 620 milyon Euro ciroya ulaşmayı başardık. 2022 mali yılımızda da Euro bazında büyüme oranımız ise 2021 yılına göre yüzde 34 olarak gerçekleşti. Böylesi büyük bir başarıya ulaştığımız için Daikin Ailesi olarak gerçekten gurur duyuyoruz. Şu anda yaklaşık 2 bin kişilik büyük bir aileyiz. 2025 yılı hedefimiz tüm tedarik zincirindeki olumsuzluklara rağmen ciroda 800 milyon Euro’ya, istihdamda ise 2 bin 700 kişiye ulaşmak. Bu doğrultuda var gücümüzle çalışıyoruz.”

Daikin’in Türkiye’de yatırımları devam ediyor

Sadece Türkiye’nin değil aynı zamanda CIS ülkelerinin de merkezi olarak konumlanan Daikin Türkiye, bölgenin üretim üssü olarak öne çıkıyor. 2022 yılında da Türkiye’ye yatırımları devam eden Daikin Global’in F25 hedefleri doğrultusunda 2025 yılına kadar yatırımlarının devam edeceği öngörülmektedir. Daikin Türkiye, 2022’nin Mayıs ayında 13 milyon Euro yatırım bedeline sahip VRV dış ünite üretim tesisini açtı. Bununla birlikte 3.5 milyon Euro yatırım bedeline sahip yeni AR-GE merkezi binasını da duyuran şirketin yatırımı bununla sınırlı değil. Daikin, 2012 yılından bu yana Türkiye’ye yaklaşık 110 milyon Euro tutarında yatırımda bulundu.

Daikin’in yatırımlarının sonuçları, 2022 yılında elde edilen toplam ciro başarısının yanı sıra ihracatta da görülüyor. 2022 yılında ihracat cirosunun yaklaşık 370 milyon Euro olarak gerçekleştiğini belirten Önder, “2023 hedefimiz ise ihracatımızı yüzde 15 artırarak 425 milyon Euro’ya ulaşmak. Sektörüne birçok öncü teknolojiyi sunmuş ve aynı zamanda LOT21 gibi regülasyonlara hızla uyum göstermiş bir şirket olmanın başarısını her alanda deneyimliyoruz. Daikin Türkiye olarak Ortadoğu ve Türkiye’ye bağlı Azerbaycan, Özbekistan, Türkmenistan, Kazakistan, Kırgızistan, Ermenistan, Tacikistan, Gürcistan, Kuzey Irak, Moğolistan, KKTC gibi ülkelerin yanı sıra; Hendek fabrikamızda ürettiğimiz VRV dış ünitelerimiz ile de Avrupa’ya kadar uzanan geniş çaplı ihracat yapıyoruz. Hedefimiz; bu ihracat başarımızı sürdürmek ve 2025 yılında 550 milyon Euro ihracat rakamına ulaşmak” diye konuştu.

Referans projelerde imza “Daikin”

İklimlendirme sektörünün öncü markası Daikin; 2022 yılında da çeşitli ölçekteki projelerde yer almaya devam etti. Özbekistan’ın tarihi Semerkant şehrinde inşa edilen ve sadece bu ülkenin değil Orta Asya’nın modern cazibe merkezi olacak biçimde tasarlanan çok işlevli bir turizm kompleksi Silk Road Samarkand ve Galataport, Daikin’in iklimlendirme çözüm ortağı olduğu projelerden sadece birkaçı.

Enerji verimliliği yüksek, kullanım kolaylığı sunan çözümleriyle referans projelerde imzası bulunan Daikin Türkiye ile ilgili de görüşlerini aktaran Önder şu bilgileri verdi: “Türkiye’nin yanı sıra Doğu Avrupa, Türk Cumhuriyetleri, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’nın da AR-GE, üretim ve lojistik üssü olarak konumlanan Daikin Türkiye; CIS bölgesi olan Azerbaycan, Özbekistan, Türkmenistan, Kazakistan, Kırgızistan ve Ermenistan pazarlarının da sorumluluğunu üstleniyor. Daikin Türkiye’ye bağlı ülkelerde özellikle proje satış tarafında pazarda ağırlığımızı her geçen yıl artırıyoruz. Mevcut savaş ve siyasi istikrarsızlık iklimine rağmen alınan büyük projeler ile geçen yıla göre yüzde 40 büyüme kaydettik. Bu anlamda F25 için koyduğumuz büyüme hedeflerini 2 yıl öncesinde geçmiş olduk. Servis ve eğitim merkezlerimizi tüm ana pazarlarda da oluşturarak F25’te tamamlamış olacağız. Müşterilerimize projelendirme, satış ve satış sonrası olmak üzere uçtan uca bir çözüm sunarak bölgedeki varlığımızı artırarak devam ettireceğiz.”

Isı pompasında pazar lideri

Dünyada Rusya – Ukrayna Savaşı ile başlayan enerji krizi doğalgaz fiyatlarının rekor seviyelere ulaşmasına neden oldu. Bu artışlar pek çok ülkeyi doğalgaza alternatif ısınma yöntemleri aramaya yöneltti. Hava, toprak, deniz, göl ya da yeraltı suyu gibi doğada bulunan enerjiyi kullanan, bu nedenle kullanıcılara maliyet avantajı sunan ısı pompaları bu arayışta tercih edilen çözümler arasında öne çıktı. Daikin, mucidi olduğu R-32 soğutucu akışkan kullanarak ürettiği havadan suya ısı pompası ile Avrupa ve Türkiye pazarında liderliğini sürdürürken, farklı özelliklerdeki binalar için tasarladığı ürünleriyle kullanıcılarının tüm ihtiyaçlarına karşılık veriyor. Mucidi olduğu R-32 soğutucu akışkan kullanarak ürettiği yeni nesil Altherma 3 ısı pompası serisi ile hava kaynaklı ısı pompaları konusunda pazara yön veren Daikin, dünyada 800 bini aşan kullanıcısının ısınma ve sıcak su ihtiyacını ekonomik ve çevre dostu bir ortamda karşılıyor.

Sektöre sunduğu teknolojilerle liderlik eden Daikin, ısı pompası pazarında 2022 sonuçlarına göre Türkiye’de lider konumda bulunuyor. Daikin Türkiye, ısı pompası ürün gamı ile kullanıcılarına verimliliği yüksek çevreci bir çözüm ile ısıtma, soğutma ve sıcak su imkanlarını karşılama imkanı veriyor.

Okumaya devam et

GÜNCEL

TPI Composites: Rüzgar enerjisinde bir devin çöküşü mü?

TPI Composites’in fabrikalarını satması ne anlama geliyor?

Yayınlanma:

|

Yazan:

Rüzgar enerjisinde dev dönüşüm: Lider üretici sahneden çekilirken sektör yeniden şekilleniyor

Bankavitrini.com | Haber Analiz

Yaklaşık otuz yıldır dünyanın en büyük bağımsız rüzgar türbini kanadı üreticilerinden biri olan TPI Composites, yaşadığı finansal sıkıntıların ardından yeniden yapılanma süreci kapsamında üretim tesislerini ve çeşitli varlıklarını satma kararı aldı. Şirketin üretim ağını elden çıkarması ilk bakışta “rüzgar enerjisinde kriz” algısı oluştursa da sektör uzmanlarına göre yaşanan gelişme temiz enerji yatırımlarının durduğu anlamına gelmiyor. Aksine sektör yeni bir konsolidasyon dönemine giriyor.

Bir dönem sektörün tartışmasız lideriydi

1990’lı yılların sonunda kurulan ABD merkezli TPI Composites, dünyanın en büyük bağımsız kompozit rüzgar türbini kanadı üreticisi olarak tanındı.

Şirket;

  • GE Vernova
  • Vestas
  • Siemens Gamesa
  • Nordex
  • Enercon

gibi dünyanın en büyük türbin üreticilerine kanat tedarik etti.

Türkiye, Meksika, Çin, Hindistan ve ABD’deki tesislerinde bugüne kadar yaklaşık 100 binin üzerinde rüzgar türbini kanadı üretildi. Şirket özellikle dış kaynak (outsourcing) modeli sayesinde üretici firmaların kendi fabrika yatırımlarını azaltmalarını sağlayan önemli bir çözüm ortağı haline gelmişti.

Peki ne oldu da bu noktaya gelindi?

Sorunun temelinde tek bir neden bulunmuyor.

1. Karlılık eridi

Pandemi sonrasında;

  • reçine fiyatları
  • karbon fiber
  • cam elyaf
  • epoksi
  • lojistik
  • enerji
  • işçilik

gibi temel maliyetler hızla yükseldi.

Buna karşılık TPI’nin birçok sözleşmesi uzun vadeli ve sabit fiyatlıydı. Dolayısıyla maliyet artışları müşterilere tam olarak yansıtılamadı.  Şirketin cirosu yüksek kalmasına rağmen faaliyet kârı giderek eridi.

2. Türbin üreticileri de zorlandı

2022-2025 döneminde sadece TPI değil;

  • Siemens Gamesa
  • Vestas
  • Nordex
  • GE Vernova

gibi dev üreticiler de düşük kârlılık açıkladılar.

Sebepleri;

  • yükselen faizler
  • bozulan tedarik zinciri
  • yüksek hammadde maliyetleri
  • ertelenen projeler
  • yatırımcıların finansman maliyetindeki artış

olarak sıralandı.

Yani problem yalnızca TPI’ye ait değildi.

3. Sermaye yapısı sürdürülemez hale geldi

Yüksek işletme sermayesi ihtiyacı, yüksek borç yükü, artan finansman giderleri, ve nakit akışındaki bozulma sonunda şirket yeniden yapılanma sürecine girdi.

2025 yılında ABD’de Chapter 11 korumasına başvuran şirket, faaliyetlerini sürdürürken aynı zamanda varlık satış sürecini başlattı.

Fabrikalar neden satılıyor?

Bu satışların amacı faaliyetleri tamamen durdurmak değil.

Asıl hedef;

  • borçları azaltmak
  • nakit yaratmak
  • üretimin devamını sağlamak
  • müşterileri kaybetmemek

olarak özetleniyor.

Mahkeme gözetimindeki süreçte şirketin çeşitli üretim tesisleri ve operasyonları farklı yatırımcılar tarafından devralınırken, rüzgar kanadı üretiminin kesintiye uğramaması hedefleniyor. ECP Blade Holdings ile yapılan anlaşma ve bazı varlıkların stratejik alıcılara devri bu planın önemli parçaları arasında yer alıyor.

Bu satışlar sektör için ne ifade ediyor?

Oldukça önemli.

Çünkü ilk kez dünyanın en büyük bağımsız kanat üreticisi parçalanarak farklı yatırımcıların kontrolüne geçiyor.

Bu durum;

  • küresel tedarik zincirinin yeniden şekillenmesi
  • üretimin bölgeselleşmesi
  • OEM üreticilerinin daha fazla dikey entegrasyona yönelmesi
  • yeni yatırımcıların sektöre girmesi

anlamına geliyor.

Temiz enerji yatırımları duruyor mu?

Hayır.

Tam tersine.

Uluslararası projeksiyonlara göre;

  • elektrik talebi büyüyor,
  • karbon emisyon hedefleri devam ediyor,
  • veri merkezleri ve yapay zekâ kaynaklı enerji ihtiyacı artıyor,
  • ülkeler enerji güvenliği için yenilenebilir yatırımlarını sürdürüyor.

Dolayısıyla sorun rüzgar enerjisinde değil, eski iş modeliyle çalışan üreticilerde görülüyor.

Asıl değişen iş modeli

Geçmişte; “Ne kadar çok üretim, o kadar çok kâr” anlayışı vardı.

Bugün ise;

  • fiyatlama gücü
  • verimlilik
  • otomasyon
  • robotik üretim
  • dijital kalite kontrol
  • düşük maliyetli üretim

çok daha belirleyici hale geldi. Artık yüksek hacim tek başına başarı getirmiyor.

Türkiye açısından ne ifade ediyor?

Türkiye;

  • cam elyaf
  • kompozit
  • çelik kule
  • bağlantı ekipmanları
  • mühendislik

alanlarında Avrupa’nın önemli üretim merkezlerinden biri.

TPI’nin geçmişte Türkiye’de yürüttüğü üretim faaliyetleri de ülkenin küresel rüzgar tedarik zincirindeki önemini göstermişti. Şirketin yeniden yapılanması sonrasında oluşacak yeni üretim dengesi, Türkiye’deki tedarikçiler ve yan sanayi için hem yeni iş birlikleri hem de yeni rekabet koşulları yaratabilir.

Bundan sonra ne bekleniyor?

Uzmanlara göre önümüzdeki birkaç yıl içinde;

  • daha az sayıda ancak daha güçlü üretici,
  • daha yüksek otomasyon,
  • daha büyük türbin kanatları,
  • bölgesel üretim merkezleri,
  • OEM üreticileri ile daha yakın entegrasyon

öne çıkacak.

Sektör küçülmüyor. Sadece yeniden organize oluyor.

Sonuç

TPI Composites’in üretim tesislerini satması, rüzgar enerjisinin geleceğinin zayıfladığı anlamına gelmiyor. Aksine bu gelişme, yüksek faiz, artan maliyetler ve finansman baskısı altında eski üretim modellerinin sürdürülemez hale geldiğini gösteriyor. Temiz enerji yatırımları küresel ölçekte devam ederken, kazananlar artık yalnızca üretim kapasitesi yüksek olanlar değil; sermaye yapısı güçlü, verimli ve teknolojik dönüşümü hızla gerçekleştirebilen şirketler olacak. TPI’nin yaşadığı süreç, yenilenebilir enerji sektörünün olgunlaşma dönemine girdiğinin ve rekabetin artık maliyet, verimlilik ve finansal dayanıklılık ekseninde şekillendiğinin en somut örneklerinden biri olarak öne çıkıyor

Okumaya devam et

Gülbeyaz Gergün

Yeşil dönüşüm zorunlu hale geliyor: Emisyon liginde dikkat çeken tablo

Karbon Emisyonlarında Devler Ligi: Dünya Nereye Gidiyor, Türkiye Nerede Duruyor?

Yayınlanma:

|

Çin Tek Başına Bir Kıta Gibi Emisyon Üretiyor

2023 yılı sera gazı emisyon verileri, küresel ekonominin büyüme modeli ile iklim hedefleri arasındaki çelişkiyi bir kez daha ortaya koydu. Görselde yer alan verilere göre Çin, 15,9 milyar ton CO₂ eşdeğeri (GtCO₂e) emisyonla dünyanın açık ara en büyük sera gazı yayıcısı konumunda bulunuyor. Çin’i 6,0 milyar ton ile ABD, 4,1 milyar ton ile Hindistan, 3,2 milyar ton ile Avrupa Birliği ve 2,7 milyar ton ile Rusya takip ediyor.

Daha çarpıcı olan ise Çin’in tek başına küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık %30’unu üretmesi. ABD yaklaşık %11, Hindistan ise %7,8 paya sahip durumda.

İlk 5 Ülke Küresel Emisyonların Büyük Bölümünü Üretiyor

EDGAR verilerine göre Çin, ABD, Hindistan, AB ve Rusya birlikte dünya sera gazı emisyonlarının yaklaşık üçte ikisine yakın bölümünü oluşturuyor. Bu durum iklim mücadelesinin neden birkaç büyük ekonomi üzerinde yoğunlaştığını açıkça gösteriyor.

2023 En Büyük Emisyon Üreticileri

Sıra Ülke/Bölge Emisyon (GtCO₂e)
1 Çin 15,9
2 ABD 6,0
3 Hindistan 4,1
4 Avrupa Birliği 3,2
5 Rusya 2,7
6 Brezilya 1,3
7 Endonezya 1,2
8 Japonya 1,0
9 İran 1,0
10 Suudi Arabistan 0,8
11 Kanada 0,7
12 Meksika 0,7
13 Güney Kore 0,7
14 Türkiye 0,6
15 Avustralya 0,6

Kaynak: EDGAR 2024 Raporu / Visual Capitalist

Türkiye İlk 15 İçinde

Listede dikkat çeken ülkelerden biri de Türkiye. Yaklaşık 0,6 milyar ton CO₂ eşdeğeri emisyon ile dünyanın en yüksek emisyon üreten ilk 15 ekonomisi arasında yer alıyor.

Türkiye’nin sanayi üretimi, enerji tüketimi, çimento ve demir-çelik sektörleri ile hızla büyüyen ulaşım altyapısı emisyon artışında önemli rol oynuyor.

Bu durum özellikle Avrupa Birliği’nin uygulamaya aldığı Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) nedeniyle Türk ihracatçıları açısından kritik önem taşıyor.

Çin Neden Bu Kadar Yüksek?

Çin’in emisyonları sadece nüfusundan kaynaklanmıyor.

Başlıca nedenler:

  • Dünyanın üretim merkezi olması
  • Elektrik üretiminde kömürün yüksek payı
  • Çelik, çimento ve kimya sanayilerinin dev ölçeği
  • Küresel tedarik zincirlerinin büyük kısmını üstlenmesi

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) verilerine göre Çin tek başına dünya CO₂ emisyonlarının yaklaşık %35’ini oluşturuyor.

ABD ve Avrupa Emisyon Azaltıyor

Dikkat çeken diğer gelişme ise gelişmiş ekonomilerin emisyon azaltımında ilerleme kaydetmesi.

  • ABD’nin enerji kaynaklı emisyonları 2023’te geriledi.
  • Avrupa Birliği’nin emisyonları 1990 seviyelerine göre yaklaşık %34 daha düşük seviyede bulunuyor.
  • Yenilenebilir enerji yatırımları ve kömürden çıkış politikaları bu düşüşte etkili oluyor.

Ancak buna karşın gelişmekte olan ülkelerdeki büyüme nedeniyle küresel toplam emisyonlar artmaya devam ediyor.

İklim Hedefleri ile Ekonomik Büyüme Çatışıyor

2023 yılında küresel sera gazı emisyonları tarihi zirveye ulaştı. EDGAR verilerine göre dünya toplam emisyonları yaklaşık 53 milyar ton CO₂ eşdeğeri seviyesine yükseldi.

IEA verileri ise enerji kaynaklı CO₂ emisyonlarının 37,4 milyar ton ile rekor kırdığını gösteriyor.

Bu tablo şu soruyu gündeme getiriyor: Dünya ekonomisi büyürken emisyonları gerçekten azaltmak mümkün mü?

Bugüne kadar verilen cevap henüz net değil.

Bankacılık ve Finans Sektörü Neden Yakından İzlemeli?

Karbon emisyonları artık sadece çevresel bir konu değil.

Bankalar açısından:

  • Karbon yoğun sektörlere kredi verme riski
  • Yeşil finansman zorunluluğu
  • ESG kriterleri
  • Sürdürülebilirlik raporlamaları
  • Karbon vergileri
  • Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması

önümüzdeki yılların en önemli gündem maddeleri arasında yer alıyor.

Özellikle ihracatçı firmaların karbon ayak izi yönetimi artık finansmana erişim açısından da kritik hale geliyor.

Sonuç

Çin, ABD ve Hindistan küresel emisyonların merkezinde yer almaya devam ederken, Türkiye de artık dünyanın en büyük emisyon üreticileri arasında bulunuyor. Karbon emisyonları yalnızca çevre politikalarının değil; finansmanın, dış ticaretin, yatırım kararlarının ve rekabet gücünün de belirleyicisi haline geliyor.

Yeşil dönüşüme uyum sağlayamayan şirketler için gelecek dönemin en büyük maliyet kalemlerinden biri karbon olacak gibi görünüyor.

Bankavitrini.com Analiz Servisi

Okumaya devam et

Cengiz KILIÇ

Enerji sektöründe kritik kavşak: Hukuki çıkmaz mı, yeni fırsat mı?

Yanlış kurgularla başlayıp, gelinen noktada “gelir darlığı” ve Anayasa Mahkemesi lisanslama yolu iptaliyle yakın gelecekte faaliyet durdurma riski taşıyan 10 yılını dolduran/dolduracak tesisler, aynı zamanda milli birer servettir.

Yayınlanma:

|

Yazan:

Yayınlanan ilk yazı, 10 yıllık YEKDEM süresini dolduran lisanssız üretim tesisleri için 12 Haziran 2026’da çıkarılan Cumhurbaşkanı Kararı’nın finansal etkilerini ortaya koydu. O kararla Görevli Tedarik Şirketi (GTŞ) zorunlu alıcı yapılıp tesislerin sistem dışında kalma riski bitse de, satış tavanlarındaki düşüş yeni bir piyasa gerçekliği yarattı.

Resmin bütününü görmek ve uygulanabilir bir çözüm üretebilmek için bugünkü tabloyu yaratan hukuki zemine ve farklı paydaşların perspektiflerine inmek şart.

Bu ikinci yazıda; 5346 sayılı Kanun’un 6. maddesindeki düzenlemeleri, Anayasa Mahkemesi (AYM) sürecini ve piyasa paydaşları arasındaki dengeyi gözeten bir çıkış stratejisini inceliyoruz:

1. Çok Taraflı Bir Denklem: Beklentiler ve Hukuki Süreç

10 yılını dolduran tesislerin durumu, sektörde tek boyutlu olmayan, pek çok tarafın haklı gerekçelerinin kesiştiği karmaşık bir denklemdir:

  • Lisanslı Yatırımcıların Yaklaşımı: YEKA ve benzeri yarışmalarda devasa teminatlar ve bedeller ödeyerek sisteme giren lisanslı yatırımcılar; lisanssız tesislerin sonradan sadece bir bedel ödeyerek kendileriyle aynı “lisanslı” statüye gelmesini rekabet eşitliğine aykırı bulabilmektedir.
  • 10 Yılını Dolduran Yatırımcıların Yaklaşımı: Halihazırda üretim yapan ve 10 yılını dolduran tesis sahipleri, sisteme enerji sağlamaya devam edebilmek için idareye neden ilave bir lisans bedeli ödemeleri gerektiğini sorgulamaktadır.
  • Kanun Koyucu ve AYM Gerçekliği: Kanun koyucu, 5346 sayılı Kanun’da yaptığı değişiklikle tesislerin belli bir “lisans alma bedeli” karşılığında lisanslı statüye geçebilmesi için bir yol açmıştı. Ancak Anayasa Mahkemesi, bu lisans alma bedelinin miktar ve sınırlarının bizzat kanunla belirlenmesi gerektiğini, bu yetkinin idareye (EPDK) bırakılamayacağını vurgulayarak düzenlemeyi iptal etti. Sonuç olarak kanun koyucunun açtığı yol, hukuki gerekçelerle kapandı.

İptal hükmünün yürürlüğe girmesi için verilen erteleme süresi dolduğunda (10 Aralık 2026), lisanslı statüye geçişe imkan tanıyan yasal altyapı ortadan kalkacak; geriye sadece Cumhurbaşkanına fiyat belirleme yetkisi veren kısmı kalacak.

2. Yeni Fiyatlama Dinamikleri ve Sürdürülebilirlik Riski

AYM’nin de onay verdiği fiyat belirleme yetkisi çerçevesinde yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile yüksek Ulusal Tarife tavanı devreden çıktı; yerine “güncel lisanslı YEKDEM fiyatının %90’ı” ve saatlik PTF tavanı geldi. Yeni düzenlemeyle birlikte tavan fiyatların ciddi oranda aşağı çekilmesi, sahadaki işletme gerçekleriyle uyuşmayan bir darboğaz yaratmaktadır.

İşletme dinamikleri göz önüne alındığında; her bir tesisin düzenli bakım, sigorta, güvenlik ve sisteme veriş (dağıtım) gibi zaruri sabit giderleri bulunmaktadır. Buna mukabil santraller; güneş üretiminin pik yaptığı dönemlerde haliyle PTF’nin dağıtım bedelinin altına düştüğü saatlerde negatif nakit akışını engellemek için üretimi durdurmak durumunda kalırken, fiyatların yükseldiği saatlerde ise YEKDEM %90 tavanına takılmaktadır.

“Alttan dağıtım bedeli engeliyle budanan, üstten YEKDEM tavanıyla kısıtlanan bu makas, tesislerin gelir-gider dengesini eksiye geçirme riski taşımaktadır.”

Özellikle profesyonel bir toplayıcılık (agregasyon) çatısı altına girmeyen tesisler bu riske çok daha açık. Anlık teknik takipten yoksun kalan bu santraller, başabaş noktasından hızla negatif getiriye düşecek.

Üstelik 10 yılını dolduran bu tesislerin fiziksel ömürleri itibarıyla artan donanım ihtiyaçları göz ardı edilmemeli. Mevcut gelir darlığı, kaçınılmaz olan ağır bakım ve teknolojik yenileme (revamping) yatırımlarından kaçınılmasına yol açacak. Bu durum kapasitenin orta vadede durma noktasına gelmesine neden olabilir. Sistematik riskin asıl boyutu ise şebekeye yansıyabilir.

“Yatırım yapılmadığı için zamanla birer “hayalet üretim tesisine” dönüşebilecek bu santrallerin kesintili çalışması, sistemdeki frekans dengesini doğrudan etkileyecektir.”

Şebeke işletmecisi (TEİAŞ) açısından bu öngörülemez arz dengesizliğini tolere etmek bu santrallerin sayısı arttıkça daha da zorlaşabilir.

3. Ortak Çözüm Stratejisi: “Gönüllü Geçiş ve Rasyonel Bedel” Modeli

Finansal fizibilitesini yitirme riski taşıyan bu santrallerin durumu sadece bir yatırımcı meselesi değil; ülkenin enerji arz güvenliği, mevcut kurulu gücün verimliliği ve milli servetin korunması meselesi. Tüm tarafların hassasiyetlerini ve AYM’nin uyarılarını dikkate alan objektif bir Yeniden Yapılandırma Çözüm Paketi devreye girmelidir:

  • Gönüllü Feragat ve Yeni Statü Talebi: 10 yıllık süresini dolduran yatırımcı, idarenin bir dayatmasıyla değil, tamamen kendi rızasıyla lisanssız üretim faaliyetini durdurmayı taahhüt etmeli ve kendi isteğiyle ayrı bir lisans başvurusunda bulunabilmelidir.
  • AYM İçtihadına Uygun Kanuni Bedel: Anayasa Mahkemesi’nin iptal gerekçesine tam uyumlu olarak; geçiş için ödenecek lisans bedeli idarenin inisiyatifine bırakılmamalıdır. Bizzat kanun koyucu (TBMM) tarafından, tesisin kalan ekonomik ömrü ve güncel gelir potansiyeli ile orantılı, net sınırları çizilmiş bir bedel yasalaştırılmalıdır.
  • YEKA Rekabet Dengesinin Korunması: Belirlenecek bu kanuni geçiş bedeli, YEKA yarışmalarında devasa teminatlar ödeyen yatırımcılar karşısında haksız bir avantaj yaratmayacak; öte yandan mevcut santrali ağır bakım maliyetleri altında ezip atıl bırakmayacak kadar “anlamlı ve rasyonel” bir çizgide dengelenmelidir.

Tüketim Odaklı Portföy Entegrasyonu (Alternatif Çözüm):

  • Lisanslı statüye geçiş modelinin yanı sıra, özellikle arazi tipi santrallerin piyasada daralan tavan fiyat kısıtlarına takılmaması için bağımsız bir ticari çözüm daha hayata geçirilebilir.
  • Bu santrallerin, üretim profilleriyle eşleşen (ilgili saatlerde tüketimi olan) büyük tüketici gruplarıyla doğrudan birleştirilmesi ve entegre edilmesi sağlanabilir. Bu sayede üretilen enerji, fiyat kısıtlarına maruz kalmadan doğrudan reel sektörün ilgili saatteki tüketimine sunulabilir.

Sonuç olarak; bu tesisleri ekonomik ömürleri boyunca sistemde tutacak anlamlı bir “lisanslandırma” veya “tüketim entegrasyonu” modeli, serbest piyasa ruhuna ve hukuki güvenliğe en uygun çözümler olacak.

Cengiz KILIÇ – ZENERG Genel Müdürü

***************

Cengiz KILIÇ: Lisanssız enerji yatırımlarında 10 yıl sonrası hesap değişti

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.