Connect with us

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK

Daikin Türkiye, 2022 finansal sonuçlarını açıkladı

İklimlendirme sektörünün öncü markası Daikin, enerji verimliliği yüksek yenilikçi ürünleriyle pazardaki başarısını sürdürüyor. 2022 mali yılını 620 milyon Euro ciro ile kapatan Daikin, doğrudan yatırımcı olarak Türkiye’de faaliyet göstermeye başladığı 2011 yılından bu yana Euro bazında yüzde 520 büyüme başarısı göstererek sektörde büyük fark yarattı. Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan Daikin Türkiye CEO’su Hasan Önder, “Geçtiğimiz yılı çok iyi sonuçlarla kapattık. Yeni dönemde de üstün teknolojiye sahip çevre dostu ürünleri pazara sunarken; Türkiye’nin üretim üssü olması ve lojistik anlamda gücünü pekiştirmesi için yeni yatırımlar yapmaya da devam edeceğiz. 2012 yılından bu yana Türkiye’ye yaklaşık 110 milyon Euro tutarında yatırım yaptık. 2023 ve 2025 yılları arasında da yatırımlar devam edecek” dedi.

Yayınlanma:

|

Yüksek teknolojiye sahip çevreci ürünleriyle iklimlendirme sektörüne yön veren Daikin, Türkiye’deki hızlı büyümesini sürdürüyor. Temmuz 2011 yılında doğrudan yatırımcı olarak Türkiye’de faaliyet göstermeye başlayan ve her yıl büyümesini katlayarak artıran Daikin, 2011 yılından bu yana Euro bazında yüzde 520 büyüme başarısı göstererek ülke ekonomisine ve istihdama önemli katkılarda bulundu. 2022 mali yılını yaklaşık 620 milyon Euro ciro ile kapatan Daikin Türkiye, aynı dönemde 370 milyon Euro’ya yaklaşan ihracat geliri elde etti. İhracat başarısı ile şirket, TİM tarafından açıklanan ihracatçı araştırmasına göre 2022 yılı Türkiye’nin İlk 1000 İhracatçısı sıralamasında iklimlendirme sektöründe ihracat şampiyonu olarak sektörde büyük fark yarattı.

2022 mali yılını değerlendiren Daikin Türkiye CEO’su Hasan Önder, “2022 yılı aslında çok zorlu bir yıl oldu. Enerji krizi, Rusya-Ukrayna Savaşı ve asrın felaketi olarak nitelendirilen deprem afeti gibi önemli gündem maddelerine rağmen 2022 yılında hedeflerimizin çok üzerinde bir büyüme elde ederek; ciroda 2021 yılına oranla, Euro bazında yaklaşık yüzde 34 büyümeyi başardık” dedi.

Bu güçlü büyümede Daikin’in Türkiye’de yaptığı yatırımların öneminin büyük olduğunu vurgulayan Önder, özellikle yeni VRV üretim tesisine dikkat çekerek şunları söyledi: “2022 Mayıs ayında Sakarya – Hendek’te yer alan fabrikamızda devreye aldığımız VRV üretim tesisi ile VRV dış ünitelerinin üretimine başladık. Bu yatırımla üretim kapasitemizi hızlı bir şekilde artırmayı başardık. Buradaki üretimimizle iç pazarın ihtiyaçlarını karşılarken, Daikin Avrupa üzerinden de Avrupa’ya satışını gerçekleştiriyoruz. Daikin Türkiye’nin Avrupa’nın VRV üretim üssü olma hedefinin çok başarılı bir başlangıcını oluşturan bu yatırım, büyümemize büyük katkı sağlıyor. 2021 yılında 261 milyon Euro olan ihracat ciromuz, 2022 yılında yaklaşık yüzde 42 artarak yaklaşık 370 milyon Euro olarak gerçekleşti. Bu başarımız ile TİM tarafından açıklanan Türkiye’nin İlk 1000 İhracatçısı sıralamasında iklimlendirme sektöründe şampiyon olduk. Genel sıralamada ise 70. sırada yer alarak bu yıl da yükselmemize devam ettik. 2023 yılı ihracat hedefimizi ise Euro bazında yüzde 15 büyüme üzerine kurguladık. 2022 yılında duyurduğumuz yeni AR-GE merkezi binası yatırımımız ise üretime verdiğimiz önemin ve Türkiye’yi bölgenin üretim üssü yapma kararlılığımızın en açık göstergesidir”.

Daikin Türkiye’nin başarısını değerlendiren Önder, değişen tüketici beklentileri doğrultusunda geliştirilen çevre dostu ve enerji verimliliği yüksek ürünlerin hem ticari hem bireysel tarafta; geniş bir ürün gamı ile müşteriye tam bir çözüm sunulmasının bu başarıyı getiren çok önemli bir faktör olduğunu söyledi.

Euro bazında bir önceki yıla göre %34 büyüme

Nisan 2023 itibarıyla yeni mali yılın açılışını yapan Daikin Türkiye’nin yeni sezona yüksek motivasyon ile başladığını ve başarının sürdürülebilir olması noktasında kararlılığını dile getiren Hasan Önder, şu değerlendirmeyi yaptı: “2021 yılında pandemiye rağmen yaklaşık 462 milyon Euro ciro elde etmiştik. 2022 yılı ise global olarak tedarik sorunlarının, siyasi gerilimlerin hakim olduğu; Avrupa’da enerji krizinin gündem maddesi olduğu, Türkiye’de ise büyük bir deprem felaketinin yaşandığı üzücü bir yıl oldu. Daikin Türkiye olarak tüm bu zorlayıcı durumlara rağmen Türkiye’de faaliyet göstermeye başladığımız 2011 yılından bu yana Euro bazında yüzde 520 büyüyerek yaklaşık 620 milyon Euro ciroya ulaşmayı başardık. 2022 mali yılımızda da Euro bazında büyüme oranımız ise 2021 yılına göre yüzde 34 olarak gerçekleşti. Böylesi büyük bir başarıya ulaştığımız için Daikin Ailesi olarak gerçekten gurur duyuyoruz. Şu anda yaklaşık 2 bin kişilik büyük bir aileyiz. 2025 yılı hedefimiz tüm tedarik zincirindeki olumsuzluklara rağmen ciroda 800 milyon Euro’ya, istihdamda ise 2 bin 700 kişiye ulaşmak. Bu doğrultuda var gücümüzle çalışıyoruz.”

Daikin’in Türkiye’de yatırımları devam ediyor

Sadece Türkiye’nin değil aynı zamanda CIS ülkelerinin de merkezi olarak konumlanan Daikin Türkiye, bölgenin üretim üssü olarak öne çıkıyor. 2022 yılında da Türkiye’ye yatırımları devam eden Daikin Global’in F25 hedefleri doğrultusunda 2025 yılına kadar yatırımlarının devam edeceği öngörülmektedir. Daikin Türkiye, 2022’nin Mayıs ayında 13 milyon Euro yatırım bedeline sahip VRV dış ünite üretim tesisini açtı. Bununla birlikte 3.5 milyon Euro yatırım bedeline sahip yeni AR-GE merkezi binasını da duyuran şirketin yatırımı bununla sınırlı değil. Daikin, 2012 yılından bu yana Türkiye’ye yaklaşık 110 milyon Euro tutarında yatırımda bulundu.

Daikin’in yatırımlarının sonuçları, 2022 yılında elde edilen toplam ciro başarısının yanı sıra ihracatta da görülüyor. 2022 yılında ihracat cirosunun yaklaşık 370 milyon Euro olarak gerçekleştiğini belirten Önder, “2023 hedefimiz ise ihracatımızı yüzde 15 artırarak 425 milyon Euro’ya ulaşmak. Sektörüne birçok öncü teknolojiyi sunmuş ve aynı zamanda LOT21 gibi regülasyonlara hızla uyum göstermiş bir şirket olmanın başarısını her alanda deneyimliyoruz. Daikin Türkiye olarak Ortadoğu ve Türkiye’ye bağlı Azerbaycan, Özbekistan, Türkmenistan, Kazakistan, Kırgızistan, Ermenistan, Tacikistan, Gürcistan, Kuzey Irak, Moğolistan, KKTC gibi ülkelerin yanı sıra; Hendek fabrikamızda ürettiğimiz VRV dış ünitelerimiz ile de Avrupa’ya kadar uzanan geniş çaplı ihracat yapıyoruz. Hedefimiz; bu ihracat başarımızı sürdürmek ve 2025 yılında 550 milyon Euro ihracat rakamına ulaşmak” diye konuştu.

Referans projelerde imza “Daikin”

İklimlendirme sektörünün öncü markası Daikin; 2022 yılında da çeşitli ölçekteki projelerde yer almaya devam etti. Özbekistan’ın tarihi Semerkant şehrinde inşa edilen ve sadece bu ülkenin değil Orta Asya’nın modern cazibe merkezi olacak biçimde tasarlanan çok işlevli bir turizm kompleksi Silk Road Samarkand ve Galataport, Daikin’in iklimlendirme çözüm ortağı olduğu projelerden sadece birkaçı.

Enerji verimliliği yüksek, kullanım kolaylığı sunan çözümleriyle referans projelerde imzası bulunan Daikin Türkiye ile ilgili de görüşlerini aktaran Önder şu bilgileri verdi: “Türkiye’nin yanı sıra Doğu Avrupa, Türk Cumhuriyetleri, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’nın da AR-GE, üretim ve lojistik üssü olarak konumlanan Daikin Türkiye; CIS bölgesi olan Azerbaycan, Özbekistan, Türkmenistan, Kazakistan, Kırgızistan ve Ermenistan pazarlarının da sorumluluğunu üstleniyor. Daikin Türkiye’ye bağlı ülkelerde özellikle proje satış tarafında pazarda ağırlığımızı her geçen yıl artırıyoruz. Mevcut savaş ve siyasi istikrarsızlık iklimine rağmen alınan büyük projeler ile geçen yıla göre yüzde 40 büyüme kaydettik. Bu anlamda F25 için koyduğumuz büyüme hedeflerini 2 yıl öncesinde geçmiş olduk. Servis ve eğitim merkezlerimizi tüm ana pazarlarda da oluşturarak F25’te tamamlamış olacağız. Müşterilerimize projelendirme, satış ve satış sonrası olmak üzere uçtan uca bir çözüm sunarak bölgedeki varlığımızı artırarak devam ettireceğiz.”

Isı pompasında pazar lideri

Dünyada Rusya – Ukrayna Savaşı ile başlayan enerji krizi doğalgaz fiyatlarının rekor seviyelere ulaşmasına neden oldu. Bu artışlar pek çok ülkeyi doğalgaza alternatif ısınma yöntemleri aramaya yöneltti. Hava, toprak, deniz, göl ya da yeraltı suyu gibi doğada bulunan enerjiyi kullanan, bu nedenle kullanıcılara maliyet avantajı sunan ısı pompaları bu arayışta tercih edilen çözümler arasında öne çıktı. Daikin, mucidi olduğu R-32 soğutucu akışkan kullanarak ürettiği havadan suya ısı pompası ile Avrupa ve Türkiye pazarında liderliğini sürdürürken, farklı özelliklerdeki binalar için tasarladığı ürünleriyle kullanıcılarının tüm ihtiyaçlarına karşılık veriyor. Mucidi olduğu R-32 soğutucu akışkan kullanarak ürettiği yeni nesil Altherma 3 ısı pompası serisi ile hava kaynaklı ısı pompaları konusunda pazara yön veren Daikin, dünyada 800 bini aşan kullanıcısının ısınma ve sıcak su ihtiyacını ekonomik ve çevre dostu bir ortamda karşılıyor.

Sektöre sunduğu teknolojilerle liderlik eden Daikin, ısı pompası pazarında 2022 sonuçlarına göre Türkiye’de lider konumda bulunuyor. Daikin Türkiye, ısı pompası ürün gamı ile kullanıcılarına verimliliği yüksek çevreci bir çözüm ile ısıtma, soğutma ve sıcak su imkanlarını karşılama imkanı veriyor.

Okumaya devam et

GÜNCEL

Liberal demokrasi neden krizde? Acemoğlu çözümün adresini gösterdi

Yayınlanma:

|

Yazan:

2024 Nobel Ekonomi Ödülü sahibi Daron Acemoğlu, yeni kitabı Hangi Liberal Demokrasi’de son yarım yüzyılda liberal demokrasilerin neden güç kaybettiğini sorguluyor. Acemoğlu’nun temel tezi oldukça çarpıcı: Demokrasi yalnızca seçimlerden, hukukun üstünlüğünden ve bireysel özgürlüklerden ibaret değil. Ekonomik büyümenin nimetleri toplumun geniş kesimlerine ulaşmıyorsa, çalışanlar sistemin dışında kaldığını düşünüyorsa ve teknolojik dönüşüm serveti giderek daha küçük bir kesimde topluyorsa liberal demokrasinin toplumsal zemini de aşınıyor. Çözüm olarak ortaya koyduğu kavram ise “işçi sınıfı liberalizmi”.

Nobel ödüllü iktisatçı Daron Acemoğlu’nun Ağustos 2026’da yayımlanan yeni kitabı Hangi Liberal Demokrasi, aslında bir siyaset kitabı olduğu kadar ekonomi, teknoloji, gelir dağılımı ve çalışma hayatı üzerine de kapsamlı bir tartışma.

Kitabın İngilizce adı What Happened to Liberal Democracy? Remaking a Politics of Shared Prosperity. ABD’de 11 Ağustos 2026’da yayımlanan eser Türkiye’de Doğan Kitap tarafından Hangi Liberal Demokrasi adıyla yayımlandı. Türkçe baskı 488 sayfa ve çevirisi Solina Silahlı’ya ait.

Acemoğlu’nun kitabı şu basit fakat büyük soruyla başlıyor: Liberal demokrasi bir dönem ekonomik ve toplumsal ilerlemenin motorlarından biri olduysa bugün neden geniş toplum kesimlerinin güvenini kaybediyor?

Acemoğlu’nun cevabı, demokrasinin yalnızca siyasi kurumlarına değil, ekonominin nasıl örgütlendiğine bakmamız gerektiği yönünde.

1990’ların büyük iyimserliği neden dağıldı?

1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla dünyada liberal demokrasinin nihai zaferini ilan eden büyük bir iyimserlik ortaya çıkmıştı.

Beklenti şuydu: Piyasa ekonomileri büyüyecek, demokratik rejimler yaygınlaşacak, küreselleşme refah yaratacak, teknolojik gelişmeler insanları özgürleştirecek ve ekonomik büyümeden toplumun hemen her kesimi yararlanacaktı.

Aradan yaklaşık 35 yıl geçti.

Bugünkü tablo ise çok daha farklı. Gelir ve servet eşitsizlikleri arttı. Geleneksel sanayi bölgelerinde iş kayıpları yaşandı. Üniversite mezunlarıyla diğer çalışanlar arasındaki ekonomik ve kültürel mesafe büyüdü. Dijital platformların siyasi ve toplumsal etkisi arttı. Popülist ve otoriter siyasi hareketler güç kazandı.

Acemoğlu tam olarak bu kırılmanın nedenlerini araştırıyor.

Acemoğlu’nun ana tezi: Liberalizm kendi başarısının kurbanı oldu

Kitabın en önemli tezlerinden biri liberalizmin başlangıçta iktidarı sınırlandırmak amacıyla doğduğu, fakat zamanla kendisinin düzenin hâkim ideolojisine dönüşmesidir.

Liberal düşüncenin tarihsel başarısı büyük ölçüde keyfî iktidarın sınırlandırılması, bireysel özgürlüklerin genişletilmesi, bilgi üretiminin serbestleşmesi ve demokratik katılımın artması üzerinden gerçekleşti.

Ancak Acemoğlu’na göre liberalizm iktidara meydan okuyan bir düşünce olmaktan çıkıp mevcut düzenin taşıyıcısı haline geldiğinde yeni sorunlara yeterince cevap veremedi.

Özellikle sanayi sonrası ekonomiye geçiş bu kırılmayı hızlandırdı.

Üç büyük vaat yerine getirilmedi

Acemoğlu liberal demokrasinin başarısını üç temel vaat üzerinden değerlendiriyor: Ortak refah, demokratik yönetim ve bilgiye özgür erişim.

Kitabın ana fikri açısından kritik nokta burada. Liberal demokrasi bu vaatleri gerçekleştirdiği dönemlerde güçlendi. Fakat son birkaç on yılda özellikle ortak refah konusunda ciddi biçimde başarısız oldu.

Ekonomi büyüse bile büyümenin kazançlarının toplum içinde nasıl dağıldığı giderek daha önemli hale geldi.

Dolayısıyla Acemoğlu’nun yaklaşımını tek cümleye indirgersek: Büyüme tek başına yetmez; büyümenin kimlere ulaştığı demokrasinin geleceğini belirler.

Bu nedenle gelir dağılımı Acemoğlu açısından yalnızca ekonomik bir mesele değildir. Aynı zamanda demokratik sistemin sürdürülebilirliğiyle ilgili siyasi bir meseledir.

Çalışan kesim neden sistemden uzaklaştı?

Kitabın en dikkat çekici taraflarından biri liberalizmin krizini yalnızca aşırı sağın, popülizmin veya otoriter liderlerin yükselişi üzerinden açıklamaması.

Acemoğlu daha derine bakıyor.

Sorusu şu: İnsanlar neden bu hareketlere yönelmeye başladı?

Sanayisizleşme, fabrikaların kapanması, üretimin başka ülkelere kayması, sendikaların zayıflaması, ücretlerin verimlilik artışının gerisinde kalması ve kaliteli işlerin azalması toplumun önemli kesimlerinde ekonomik güvensizlik yarattı.

Buna üniversite eğitimli profesyonel sınıflarla diğer çalışan kesimler arasında giderek büyüyen kültürel mesafe de eklendi.

Acemoğlu’na göre eğitimli elitlerin siyasi ağırlığının artması ve toplumun geri kalanından uzaklaşması, liberalizmin toplumsal tabanının daralmasında rol oynadı.

Teknoloji tarafsız değil

Acemoğlu’nun önceki çalışmalarını takip edenler açısından kitabın teknoloji bölümü özellikle tanıdık. Çünkü Acemoğlu uzun süredir teknolojinin yönünün kendiliğinden oluşmadığını savunuyor.

Teknoloji; insanın yeteneklerini artırmak için de kullanılabilir, insan emeğinin yerine geçmek için de.

Bu ayrım yapay zekâ çağında çok daha kritik hale geliyor. Şirketler yalnızca maliyetleri düşürmek amacıyla otomasyona yöneldiğinde teknoloji çalışanların verimliliğini artırmak yerine onları sistemden dışlayabilir.

Bu durumda teknolojik ilerlemenin ekonomik kazançları sermaye sahipleri ve belirli yüksek nitelikli çalışanlarda yoğunlaşırken geniş çalışan kesimleri kazançtan yeterince pay alamayabilir.

Acemoğlu bu nedenle teknolojinin yönünün demokratik toplumların tartışması gereken bir tercih olduğunu düşünüyor. Michael Sandel de kitaba ilişkin değerlendirmesinde Acemoğlu’nun yeni teknolojilerin yönünün “doğanın bir gerçeği” değil, demokratik vatandaşların vereceği bir karar olduğu tezini özellikle vurguluyor.

Dijital çağ demokrasiyi neden zorladı?

İnternetin ilk dönemlerinde dijital teknolojilerin bilgiyi demokratikleştireceği düşünülüyordu.

Fakat ortaya çok daha karmaşık bir tablo çıktı. Sosyal medya platformları insanların bilgiye ulaşmasını kolaylaştırırken yanlış bilginin yayılmasını, kutuplaşmayı ve algoritmaların insanların ne göreceğini belirlemesini de beraberinde getirdi.

Böylece bilgiye erişim özgürlüğü paradoksal biçimde bilgi ortamının parçalanmasına yol açtı.

Acemoğlu liberalizmin dijital teknolojilerin yarattığı ekonomik ve toplumsal dönüşüme yeterince cevap veremediğini düşünüyor. Kitabın içeriğinde “Algoritmalar Çağında Liberalizm” başlığının bulunması da teknolojinin tartışmanın merkezindeki yerini gösteriyor.

Çözüm: “İşçi sınıfı liberalizmi”

Kitabın en fazla tartışma yaratacak kavramı kuşkusuz working-class liberalism, yani “işçi sınıfı liberalizmi”. Thomas Piketty de kitabı özellikle bu yönüyle öne çıkarıyor ve Acemoğlu’nun Roosevelt dönemini hatırlatan bir işçi sınıfı liberalizminin yeniden kurulması için güçlü bir tez ortaya koyduğunu belirtiyor.

Peki bu kavram ne anlama geliyor?

Acemoğlu’nun önerisi klasik anlamda devletçi bir ekonomik modele dönüş değil. Serbest piyasanın tamamen terk edilmesini de savunmuyor.  Asıl önerisi, liberalizmin ekonomik ve siyasi merkezinin yeniden geniş çalışan kesimlere yönelmesi.

Acemoğlu bunu bir söyleşisinde oldukça açık biçimde tarif ediyor: Bireysel özgürlük korunmalı ancak insanların değerleri yukarıdan bastırılmamalı; sosyal mühendislikten kaçınılmalı; kaliteli işler ve ortak refah öncelik haline getirilmeli ve yerel topluluklar yeniden güçlendirilmelidir.

Acemoğlu’nun reçetesinin temel taşları

Kitaptan çıkan yeni liberalizm modelini birkaç temel başlık altında toplamak mümkün:

Ortak refah: Ekonomik büyümenin kazançları toplumun geniş kesimlerine yayılmalı.

Kaliteli istihdam: Ekonomi yalnızca GSYH veya şirket kârları üzerinden değil, yarattığı kaliteli işler üzerinden de değerlendirilmelidir.

Çalışanın güçlendirilmesi: Teknoloji çalışanı gereksiz hale getiren değil, çalışanların yeteneklerini ve üretkenliğini artıran yönde geliştirilmelidir.

Yerel topluluklar: Siyaset ve karar alma mekanizmalarının yalnızca merkezi kurumlarda yoğunlaşması yerine yerel toplulukların güçlendirilmesi gerekir.

Çoğulculuk: Farklı yaşam tarzları ve değerlerin bir arada yaşayabileceği toplumsal alan korunmalıdır.

Elit sosyal mühendislikten kaçınma: Eğitimli elitlerin kendi kültürel değerlerini toplumun tamamına yukarıdan empoze etmeye çalışması liberalizme duyulan tepkiyi büyütebilir.

Demokratik teknoloji politikası: Yapay zekâ ve otomasyonun yönü yalnızca teknoloji şirketlerinin kararlarına bırakılamayacak kadar önemlidir.

Roosevelt modeli neden önemli?

Piketty’nin kitabı değerlendirirken Franklin D. Roosevelt dönemine gönderme yapması tesadüf değil.

1930’ların Büyük Buhranı sonrasında ABD’de uygulanan New Deal politikaları kapitalizmi ortadan kaldırmak yerine sistemin toplumsal meşruiyetini yeniden kurmaya çalışmıştı. Çalışanların pazarlık gücünün artırılması, sosyal güvenlik sistemlerinin oluşturulması, kamu yatırımları ve finans sektörünün düzenlenmesi bu dönüşümün parçalarıydı.

Acemoğlu’nun “işçi sınıfı liberalizmi” önerisinin mantığında benzer bir yaklaşım bulunuyor: Kapitalizmi kaldırmak yerine ekonomik sistemin ürettiği refahın daha geniş kesimler tarafından paylaşılmasını sağlamak.

Bu açıdan kitapta ekonomi ile demokrasi arasında çok güçlü bir bağ kuruluyor.

Demokrasi sandıktan ibaret değil

Kitabın Bankavitrini açısından belki de en önemli ekonomik mesajı burada ortaya çıkıyor.

Bir ülkede seçimlerin yapılması tek başına güçlü bir demokratik düzen yaratmaya yetmeyebilir. Eğer orta sınıf küçülüyorsa, çalışanların reel gelirleri uzun süre geriliyorsa, servet giderek dar bir kesimde yoğunlaşıyorsa ve gençler ebeveynlerinden daha iyi yaşayacaklarına inanmıyorsa demokratik kurumlara güven de aşınabilir.

Başka bir ifadeyle: Ekonomik dışlanma zamanla siyasi dışlanma hissine dönüşebilir.

Bu nedenle gelir dağılımı politikası aynı zamanda demokrasi politikasıdır.

Türkiye açısından neden önemli?

Asaf Savaş Akat’ın Türkçe baskıya ilişkin değerlendirmesinde dikkat çektiği nokta da tam olarak burası. Akat, Acemoğlu’nun sorumlu aydınlarla çalışan kesimler arasında üretken bir işbirliği ve dayanışma modeli önerdiğini, bunun özellikle kurumsal gelişmesinde sorun yaşayan Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler açısından önemli olduğunu vurguluyor.

Türkiye açısından kitabın tartışmaya açtığı sorular oldukça güncel:

Ekonomik büyümeden toplumun hangi kesimleri pay alıyor?

Orta sınıf neden zayıflıyor?

Ücretlilerin milli gelirden aldığı pay nasıl değişiyor?

Teknolojik dönüşüm çalışanların verimliliğini mi artırıyor, yoksa istihdamı mı azaltıyor?

Gençlerin kaliteli işe ulaşma imkânları neden daralıyor?

Yerel yönetimler ve sivil toplum yeterince güçlü mü?

Ekonomik kararların alınmasında toplumun farklı kesimleri ne kadar söz sahibi?

Bu soruların cevapları yalnızca ekonomi politikasının değil, demokratik kurumların geleceğinin de belirleyicisi olabilir.

Neoliberalizme eleştiri, liberalizme veda değil

Kitabın önemli bir ayrımını da yapmak gerekiyor.

Acemoğlu liberalizmin başarısız olduğunu söyleyerek otoriter veya anti-demokratik sistemlere yönelmeyi önermiyor. Tam tersine liberal demokrasinin tarih boyunca olağanüstü ilerlemeler sağladığını savunuyor. Sorun liberal demokrasinin kendisinden çok, son birkaç on yılda geçirdiği dönüşüm.

Bu nedenle Acemoğlu’nun önerisi: “Liberalizmi terk edelim” değil, “liberalizmin toplumsal sözleşmesini yeniden kuralım.”

Bu ayrım kitabın belki de en önemli mesajı.

Yapay zekâ çağının büyük sorusu

Kitabın yayımlandığı dönem de ayrıca anlamlı. Dünya yeni bir teknolojik devrimin başlangıcında. Yapay zekâ üretkenliği olağanüstü artırabilir.

Ancak aynı teknoloji milyonlarca beyaz yakalı işi dönüştürebilir veya ortadan kaldırabilir.

Dolayısıyla önümüzdeki yılların en önemli ekonomi politikası sorularından biri şu olacak: Yapay zekânın yaratacağı ekonomik değer kime gidecek? Sadece teknoloji şirketlerine ve sermaye sahiplerine mi?

Yoksa çalışanların ücretlerine, daha kısa çalışma sürelerine, daha kaliteli işlere ve toplumun genel refahına mı dönüşecek? Acemoğlu açısından bu sorunun cevabı yalnızca gelir dağılımını değil, liberal demokrasinin geleceğini de belirleyebilir.

Sonuç: Demokrasi için yeniden güçlü bir orta sınıf

Hangi Liberal Demokrasi, klasik anlamda bir ekonomi kitabından daha fazlası.

Acemoğlu ekonomi, siyaset, teknoloji ve sosyolojiyi aynı sorunun çevresinde birleştiriyor: Bir siyasi sistem ekonomik olarak toplumun geniş kesimlerini dışarıda bırakarak ne kadar süre meşruiyetini koruyabilir?

Kitabın verdiği cevap oldukça açık: Uzun süre koruyamaz.

Liberal demokrasi yalnızca bireysel hakları ve seçimleri korumakla yetinemez. İnsanlara ekonomik güvenlik, kaliteli istihdam, yükselme imkânı ve geleceğe ilişkin umut da sunmak zorunda.

Bu nedenle Acemoğlu’nun “işçi sınıfı liberalizmi” aslında bir ekonomik modelden daha fazlasını ifade ediyor. Yeni bir toplumsal sözleşme öneriyor.

Sermaye ile emeğin, teknoloji ile insanın, elitlerle çalışan kesimlerin ve merkezi yönetimlerle yerel toplulukların arasındaki güç dengesinin yeniden kurulmasını savunuyor.

Ve kitabın ekonomi dünyasına bıraktığı en güçlü soru belki de şu: Bir ekonomi büyürken çalışanların büyük bölümü kendisini fakirleşmiş hissediyorsa, gerçekten başarılı sayılabilir mi?

Acemoğlu’nun cevabı “hayır”a oldukça yakın.

Çünkü ortak refah olmadan güçlü orta sınıf; güçlü orta sınıf olmadan toplumsal güven; toplumsal güven olmadan da sürdürülebilir liberal demokrasi kurmak giderek zorlaşıyor.

Bankavitrini.com – Kitap / Ekonomi / Demokrasi

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

DenizBank’tan karbon yoğun sektörlere dönüşüm finansmanı

DenizBank, sürdürülebilir finansman kapsamını genişletmek ve emisyon yoğun sektörlerin dönüşümünü desteklemek üzere, ana hissedarı Emirates NBD ile birlikte Geçiş Finansmanı Çerçevesi’ni yayımladı.

Yayınlanma:

|

Yazan:

 Türkiye’de ilk kez ayrı bir kılavuz doküman olarak yayımlanan Geçiş Finansmanı Çerçevesi; yüksek emisyonlu sektörlerin karbonsuzlaşmasına katkı sağlayan faaliyetlerin belirlenmesi, değerlendirilmesi ve sınıflandırılması için sistematik bir metodoloji ortaya koyuyor.

DenizBank Genel Müdürü Recep Baştuğ, konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Düşük karbonlu ekonomiye geçiş, bugün yalnızca iklim hedefi değil; ülkelerin büyüme modelleri ve rekabet gücü üzerinde belirleyici bir unsur. Ülkemizde de özellikle AB Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın mali yükümlülüklerinin başlamasıyla, ihracatçı sektörlerimiz açısından dönüşüm ihtiyacı daha kritik hale geldi. Bu noktadaki rolümüz ve amacımız, uzun soluklu bir finansman ortağı olarak dönüşüm sürecindeki şirketlerin yanında yer almak. Ana hissedarımız ile birlikte hayata geçirdiğimiz Geçiş Finansmanı Çerçevemizle, özellikle yeşil dönüşümü zor sektörlerdeki şirketlerin kendi somut dönüşüm hedeflerini finanse etmesine imkan tanıyan bir yaklaşım sunuyoruz. Önümüzdeki dönemde de düşük karbonlu ekonomiye adil ve kapsayıcı geçiş için reel sektörün uzun vadeli finansman ihtiyaçlarına çözüm üretmeyi sürdüreceğiz.”

Geçiş Finansmanı Çerçevesi Hakkında

Geçiş Finansmanı Çerçevesi, üretim, demir-çelik, çimento, madencilik, gayrimenkul, ulaştırma ve tarım başta olmak üzere karbon yoğun ve emisyon azaltımı zor sektörlerde faaliyet gösteren şirketlerin, Paris Anlaşması hedefleriyle uyumlu geçiş yolları doğrultusunda karbonsuzlaşmasını desteklemeyi amaçlıyor.

ICMA İklim Geçiş Finansmanı El Kitabı ve İklim Geçiş Tahvili Kılavuzu ile Kredi Piyasası Birliği (LMA), Asya Pasifik Kredi Piyasası Birliği (APLMA) ve Kredi Sendikasyonları ve Alım Satım Birliği (LSTA) tarafından yayımlanan uluslararası rehberler dikkate alınarak hazırlanan Çerçeve’nin uluslararası standartlarla uyumu, bağımsız dış değerlendirici DNV tarafından sağlanan İkinci Taraf Görüşü ile destekleniyor.

Okumaya devam et

GÜNCEL

TPI Composites: Rüzgar enerjisinde bir devin çöküşü mü?

TPI Composites’in fabrikalarını satması ne anlama geliyor?

Yayınlanma:

|

Yazan:

Rüzgar enerjisinde dev dönüşüm: Lider üretici sahneden çekilirken sektör yeniden şekilleniyor

Bankavitrini.com | Haber Analiz

Yaklaşık otuz yıldır dünyanın en büyük bağımsız rüzgar türbini kanadı üreticilerinden biri olan TPI Composites, yaşadığı finansal sıkıntıların ardından yeniden yapılanma süreci kapsamında üretim tesislerini ve çeşitli varlıklarını satma kararı aldı. Şirketin üretim ağını elden çıkarması ilk bakışta “rüzgar enerjisinde kriz” algısı oluştursa da sektör uzmanlarına göre yaşanan gelişme temiz enerji yatırımlarının durduğu anlamına gelmiyor. Aksine sektör yeni bir konsolidasyon dönemine giriyor.

Bir dönem sektörün tartışmasız lideriydi

1990’lı yılların sonunda kurulan ABD merkezli TPI Composites, dünyanın en büyük bağımsız kompozit rüzgar türbini kanadı üreticisi olarak tanındı.

Şirket;

  • GE Vernova
  • Vestas
  • Siemens Gamesa
  • Nordex
  • Enercon

gibi dünyanın en büyük türbin üreticilerine kanat tedarik etti.

Türkiye, Meksika, Çin, Hindistan ve ABD’deki tesislerinde bugüne kadar yaklaşık 100 binin üzerinde rüzgar türbini kanadı üretildi. Şirket özellikle dış kaynak (outsourcing) modeli sayesinde üretici firmaların kendi fabrika yatırımlarını azaltmalarını sağlayan önemli bir çözüm ortağı haline gelmişti.

Peki ne oldu da bu noktaya gelindi?

Sorunun temelinde tek bir neden bulunmuyor.

1. Karlılık eridi

Pandemi sonrasında;

  • reçine fiyatları
  • karbon fiber
  • cam elyaf
  • epoksi
  • lojistik
  • enerji
  • işçilik

gibi temel maliyetler hızla yükseldi.

Buna karşılık TPI’nin birçok sözleşmesi uzun vadeli ve sabit fiyatlıydı. Dolayısıyla maliyet artışları müşterilere tam olarak yansıtılamadı.  Şirketin cirosu yüksek kalmasına rağmen faaliyet kârı giderek eridi.

2. Türbin üreticileri de zorlandı

2022-2025 döneminde sadece TPI değil;

  • Siemens Gamesa
  • Vestas
  • Nordex
  • GE Vernova

gibi dev üreticiler de düşük kârlılık açıkladılar.

Sebepleri;

  • yükselen faizler
  • bozulan tedarik zinciri
  • yüksek hammadde maliyetleri
  • ertelenen projeler
  • yatırımcıların finansman maliyetindeki artış

olarak sıralandı.

Yani problem yalnızca TPI’ye ait değildi.

3. Sermaye yapısı sürdürülemez hale geldi

Yüksek işletme sermayesi ihtiyacı, yüksek borç yükü, artan finansman giderleri, ve nakit akışındaki bozulma sonunda şirket yeniden yapılanma sürecine girdi.

2025 yılında ABD’de Chapter 11 korumasına başvuran şirket, faaliyetlerini sürdürürken aynı zamanda varlık satış sürecini başlattı.

Fabrikalar neden satılıyor?

Bu satışların amacı faaliyetleri tamamen durdurmak değil.

Asıl hedef;

  • borçları azaltmak
  • nakit yaratmak
  • üretimin devamını sağlamak
  • müşterileri kaybetmemek

olarak özetleniyor.

Mahkeme gözetimindeki süreçte şirketin çeşitli üretim tesisleri ve operasyonları farklı yatırımcılar tarafından devralınırken, rüzgar kanadı üretiminin kesintiye uğramaması hedefleniyor. ECP Blade Holdings ile yapılan anlaşma ve bazı varlıkların stratejik alıcılara devri bu planın önemli parçaları arasında yer alıyor.

Bu satışlar sektör için ne ifade ediyor?

Oldukça önemli.

Çünkü ilk kez dünyanın en büyük bağımsız kanat üreticisi parçalanarak farklı yatırımcıların kontrolüne geçiyor.

Bu durum;

  • küresel tedarik zincirinin yeniden şekillenmesi
  • üretimin bölgeselleşmesi
  • OEM üreticilerinin daha fazla dikey entegrasyona yönelmesi
  • yeni yatırımcıların sektöre girmesi

anlamına geliyor.

Temiz enerji yatırımları duruyor mu?

Hayır.

Tam tersine.

Uluslararası projeksiyonlara göre;

  • elektrik talebi büyüyor,
  • karbon emisyon hedefleri devam ediyor,
  • veri merkezleri ve yapay zekâ kaynaklı enerji ihtiyacı artıyor,
  • ülkeler enerji güvenliği için yenilenebilir yatırımlarını sürdürüyor.

Dolayısıyla sorun rüzgar enerjisinde değil, eski iş modeliyle çalışan üreticilerde görülüyor.

Asıl değişen iş modeli

Geçmişte; “Ne kadar çok üretim, o kadar çok kâr” anlayışı vardı.

Bugün ise;

  • fiyatlama gücü
  • verimlilik
  • otomasyon
  • robotik üretim
  • dijital kalite kontrol
  • düşük maliyetli üretim

çok daha belirleyici hale geldi. Artık yüksek hacim tek başına başarı getirmiyor.

Türkiye açısından ne ifade ediyor?

Türkiye;

  • cam elyaf
  • kompozit
  • çelik kule
  • bağlantı ekipmanları
  • mühendislik

alanlarında Avrupa’nın önemli üretim merkezlerinden biri.

TPI’nin geçmişte Türkiye’de yürüttüğü üretim faaliyetleri de ülkenin küresel rüzgar tedarik zincirindeki önemini göstermişti. Şirketin yeniden yapılanması sonrasında oluşacak yeni üretim dengesi, Türkiye’deki tedarikçiler ve yan sanayi için hem yeni iş birlikleri hem de yeni rekabet koşulları yaratabilir.

Bundan sonra ne bekleniyor?

Uzmanlara göre önümüzdeki birkaç yıl içinde;

  • daha az sayıda ancak daha güçlü üretici,
  • daha yüksek otomasyon,
  • daha büyük türbin kanatları,
  • bölgesel üretim merkezleri,
  • OEM üreticileri ile daha yakın entegrasyon

öne çıkacak.

Sektör küçülmüyor. Sadece yeniden organize oluyor.

Sonuç

TPI Composites’in üretim tesislerini satması, rüzgar enerjisinin geleceğinin zayıfladığı anlamına gelmiyor. Aksine bu gelişme, yüksek faiz, artan maliyetler ve finansman baskısı altında eski üretim modellerinin sürdürülemez hale geldiğini gösteriyor. Temiz enerji yatırımları küresel ölçekte devam ederken, kazananlar artık yalnızca üretim kapasitesi yüksek olanlar değil; sermaye yapısı güçlü, verimli ve teknolojik dönüşümü hızla gerçekleştirebilen şirketler olacak. TPI’nin yaşadığı süreç, yenilenebilir enerji sektörünün olgunlaşma dönemine girdiğinin ve rekabetin artık maliyet, verimlilik ve finansal dayanıklılık ekseninde şekillendiğinin en somut örneklerinden biri olarak öne çıkıyor

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.